Elektrik Mühendisliği · Sayı 452 · Kasım 2014

452. SAYI TÜMÜ

Yıl
2014
Sayfa
84
Okuma süresi
204 dk
Görüntülenme
0

Tam metin

Metin PDF'ten otomatik çıkarılmıştır; tablo, şekil ve formüller eksik ya da hatalı olabilir. Özgün dizgi için PDF'e bakın.

TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası adına

SAHİBİ Yönetim Kurulu Başkanı

SORUMLU YAZI İŞLERİ MÜDÜRÜ Hüseyin Önder

YAYIN KURULU Bahadır Acar

İrfan Şenlik İbrahim Aksöz Erdal Apaçık Abdullah Büyükışıklar Neriman Usta Cengiz Göltaş Gültekin Türkoğlu N. Bülent Damar

Necati İpek E. Orhan Örücü Belgin Türkay

Musa Çeçen Cem Kükey Tuncay Atman Olgun Sakarya Kemal B. Ulusaler Hamza Koç Tayfun Akgül Hacer Öztura Tarık Öden Fatih Kaymakçıoğlu Mehmet Bozkırlıoğlu Yılmaz Kocaoğlu Emre Metin Onur Koçak

YAYIN YÖNETMENİ Banu SALMAN

YAYINA HAZIRLAYANLAR Kahraman YAPICI

Necla DULKADİROĞLU

REKLAM SORUMLUSU Münevver ÇAY TURGUT

EMO İstanbul Şubesi Tel: +90 (212) 259 11 50-Faks: +90 (212) 258 36 55 e-posta: [email protected]

YÖNETİM YERİ Elektrik Mühendisleri Odası Ihlamur Sokak No: 10 Kızılay-Ankara Tel: +90 (312) 425 32 72 (PBX)

Faks: +90 (312) 417 38 18 e-posta: [email protected] http://www.emo.org.tr

Yayın Türü: Yerel Süreli Yayın İki ayda bir yayımlanır

BASIM TARİHİ ve SAATİ 20 KASIM 2014-08:00 SAYI: 452

BASIM ADEDİ 20000

DİZGİ ve TASARIM PLAR

Planlama Yayıncılık Reklamcılık Turizm İnşaat Tic. Ltd. Şti.

Yüksel Cad. No: 35/12 Yenişehir-Ankara Tel: +90 (312) 432 01 83-93 • Faks:+90 (312) 432 54 22 e-posta: [email protected]

BASKI YERİ MATTEK MATBAACILIK Basım Yayın Tanıtım Tic. San. Ltd. Şti. Ağaç İşleri San. Sit. 1354 Cad. (21.Cad.) 1362 Sok. (601 Sok). No:35 İvedik/ANKARA Tel: (0312) 433 23 10 Pbx Faks: (0312) 434 03 56 e-posta: [email protected]

Dergide yer alan yazılar EMO’dan izinsiz yayınlanamaz ve alıntı yapılamaz. Yayınlanan yazılardaki görüşler, yazarın sorumluluğundadır.

EMO üyelerine parasız dağıtılır.

İÇİNDEKİLER

EMO’dan.................................................................................................................................... 7 Hüseyin Yeşil

EDİTÖRDEN ASANSÖRLERİN YÖNETMELİK VE STANDARTLARA UYGUNLUĞU SAĞLANMALI................ 9 Bülent Çarşıbaşı

TÜRKİYE’DE ASANSÖRÜN DÜNÜ VE BUGÜNÜ....................................................................... 11 Hazırlayanlar: Aydın Gürpınar-Mustafa Tutsak

ASANSÖRLERİN İYİLEŞTİRİLMESİ VE GÜVENLİĞİNİN ARTTIRILMASI................................. 13 Barış Aydın

KAMU CAN GÜVENLİĞİ TEHDİT ALTINDA............................................................................ 18 Musa Çeçen

YANDAŞ KAPİTALİZMİ ‘KATLİAM MARKALARI’ YARATIYOR.................................................. 21

ASANSÖR, YÜRÜYEN MERDİVEN VE YÜRÜYEN BANTLARDA İŞÇİ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİ........23 Mustafa Tutsak

ASANSÖRLERDE ENERJİ VERİMLİLİĞİ .................................................................................. 28 Bülent Çarşıbaşı

MESLEK ÖRGÜTLERİ VE ASANSÖR......................................................................................... 30 M. Zeki İşlekel

ASANSÖR FİRMALARINA ELEKTRİK/ELEKTRONİK MÜHENDİSİ ZORUNLULUĞU................ 32

A TİPİ MUAYENE KURULUŞU AKREDİTASYONU VE EMO...................................................... 33 Hazırlayan: Emre Metin

EMO, ASANSÖR EĞİTİMLERİ, SMM BELGELERİ VE ASANSÖR PROJELERİ.......................... 35 Hazırlayan: EMO MİSEM Koordinatörlüğü

DURUM NASIL?........................................................................................................................ 37 Serdar Tavaslıoğlu

“AİLECE İYİ DEĞİLİZ”................................................................................................................ 39 Sefa Targıt

YERLİ ASANSÖR SANAYİ ÖRGÜTLENDİ.................................................................................. 40 Yusuf Atik

ASANSÖR SEMPOZYUMU YAPILDI.......................................................................................... 42

MÜHENDİSSİZ ASANSÖR “UYGUNSUZ”................................................................................... 47

ASANSÖR SEMPOZYUMU SONUÇ BİLDİRGESİ AÇIKLANDI.................................................. 50

YAZ SAATİ UYGULAMASINI SÜREKLİLEŞTİRMEK ENERJİ TASARRUFU SAĞLAMIYOR........ 53 Fatih Kaymakçıoğlu

SAMSUN VE TERME İÇİN YENİ TEHDİT.................................................................................. 59 Mehmet Özdağ

SÜRDÜRÜLEBİLİR BÜYÜME İÇİN SÜRDÜRÜLEBİLİR ENERJİ: HİDROJEN............................. 62 Dr. Yusuf Kurtoğlu

TÜRKİYE’DE ELEKTRONİK MÜHENDİSLİĞİNİN GELECEĞİ.................................................... 69 Celal Zaim Çil

KİTAP TANITIMI....................................................................................................................... 74 Hazırlayan: Necla Dulkadiroğlu

FENNİKARİKATÜRLER.............................................................................................................. 80 Tayfun Akgül

EMO’dan...

Hüseyin Yeşil EMO 44. Dönem Yönetim Kurulu Başkanı

ELEKTRİK MÜHENDİSİ OLMADAN ASANSÖRLER GÜVENLİ OLMAZ!

Değerli meslektaşlarım,

Elektrik Mühendisleri Odası olarak mesleğimizi dar çıkarcı bir yaklaşımla ele almadığımız gibi meslektaşlarımızın yararının da toplumun bütünü içerisinde yer aldığı anlayışıyla hareket ediyoruz. Bu çerçevede toplumsal bakış açısıyla kamu yararını gözeterek en ideal şekilde mühendislik mesleğinin yerine getirilebilmesi için çaba harcıyoruz. Ne yazık ki mesleki alanlarımız siyasal iktidarların bilim ve tekniği öteleyerek, sermayeçıkar-iktidar bağlantılarıyla şekillendirilmeye çalışılıyor. Bunun en dramatik sonuçları ise can kayıpları ile kamuoyu gündemine yansıyor.

Dergimizin gündemini belirlerken de ülke gündeminden uzak duramıyoruz. Ne yazık ki mesleki alanlarımız son dönemlerde acı verici ve her geçen gün kaygılarımızı artırıcı katliam gibi kazalarla ülke gündemine gelmeye başladı. Bu sayımızı da uzmanlık alanlarımızdan biri olan asansör facialarında yaşanan işçi katliamlarına dikkat çekmek ve güvenlik duyarlılığın artırılması amacıyla asansör konusuna ayırdık. Bu alanda hemen hemen her gün çeşitli ölümlü ya da yaralanmalı kaza haberi ile karşı karşıyayız. Tasarım, montaj, kurulum, işletme ve denetim aşamalarına varıncaya kadar bu alanın enine boyuna incelenmekte, elektrik mühendisliği açısından asansör mevzuatı da değerlendirilmektedir.

Asansörler ve elektromekanik taşıyıcılar; Elektrik Mühendisleri Odamızın yaklaşık binden fazla meslektaşımızın faaliyet yürüttüğü asli alanlarından biridir. Bilgi birikimi, teknik altyapısı ile uzun yıllardır bu sektöre katkı sağlamakta, kamudan yana ve mesleğin gelişimi ve korunması temelinde çalışmalarını sürdürmektedir.

Asansörlerin tasarımı, projelendirilmesi, malzemesi, montajı, risk analizi, bakımı, periyodik kontrolü, iş güvenliği, enerji verimliliği, mevzuat ve ilgili standartlar konusunda teorik ve uygulamalı bilgiye sahip uzmanlaşmış mühendislere ihtiyaç bulunmaktadır. Bu ihtiyaca yönelik olarak Odamız tarafından meslek içi eğitim verilmekte ve sonrasındaki belgelendirmeler yapılmakta, uzman mühendislerimizin asansör sektöründe istihdamı yoluyla sektörün gelişimine katkıda bulunulmaktadır.

Bilindiği üzere yıllardır Odamızın da içerisinde bulunduğu asansör periyodik denetimleri 2012 yılından itibaren A tipi muayene kuruluşlarına devredilmiştir. A tipi muayene kuruluşları tarafından yapılan denetimlerde topraklamasından, elektriksel güvenlik sistemlerine, kumanda panosundan makina motor grubuna, kabin ve kat butonlarından sigorta, aydınlatma ve priz devrelerine kadar birçok noktada yapılan denetimin elektrik mühendisliği disiplinine girmesinden dolayı mutlaka her denetim içinde bir elektrik mühendisinin yer alması teknik ve idari bir gerekliliktir. Ancak bu durum A tipi Muayene Kuruluşu Yönetmeliği’nde yer almamakta, sadece bir mühendis tanımı yapılmaktadır. Bu makine ya da elektrik-elektronik mühendislerinden biri olabilir. Bu da söz konusu kuruluşların kar marjlarını yükseltmek için mühendisliğin bir alanından feragat edilmesi anlamına gelmektedir. Bilimsel ve teknik açıdan bu durumun kabul edilmesi mümkün değildir. Elektrik-elektronik mühendisinin işini makina mühendisi ya da makina mühendisinin işini de elektrik-elektronik mühendisi yapamaz ve yapmamalıdır. Denetimlerin mühendislik boyutunu firmaların kar hırsına terk etmeden ve bürokratik bir işleme dönüştürmeden; kamu sağlığı, can ve mal güvenliği esasları çerçevesinde yerine getirilmesi konusunda ilgili kurumlar yükümlüdürler.

EMO olarak hem meslektaşlarımızın sorunları, hem mesleki alanlarımıza yönelik konuları, hem de ülke gündemini takip ederek; basın açıklamaları, dava süreçleri ve çeşitli etkinliklere katılım yoluyla kamuoyunu bilgilendirmeye, kamu yararını ve meslektaşlarımızın haklarını korumaya; EMO’nun tavrını ortaya koymaya çalışıyoruz. Bu alanda da pek çok girişimde bulunduk.

2008 yılında açtığımız 2 ayrı dava sonucunda bu yıl aldığımız kararlarla asansör firmalarında elektrik/elektronik mühendislerinin istihdamının zorunlu olduğu tespit edildi. Danıştay, Asansör Bakım ve İşletme Yönetmeliği’ndeki “asansör monte eden” ve “yetkili servis” tanımlarını iptal etti. Yine EMO tarafından açılan diğer bir dava sonucunda da Türk Standardları Enstitüsü’nün (TSE) “Yetkili Servisler-Asansörler, Yürüyen Merdivenler ve Yürüyen yolcu Bantları için Kurallar”ın (TS 12255 standardı) “Yetkili Servis” başlıklı maddesi ile “Çalışanların özellikleri ile ilgili kuralları” belirleyen maddesi Danıştay tarafından iptal edildi.

Danıştay 10. Dairesi, “yetkili servis” tanımını; asansör yetkili servisleri bünyesinde elektrik-elektronik mühendislerinin görev alacağına dair düzenleme olmaması nedeniyle iptal etti. Bunlarla ilgili değerlendirme yazılarını dergide bulacaksınız.

Yine Türk Standardları Enstitüsü’nün mühendislerin yetki ve hizmet alanlarını gasp eden tutumuna karşı hem hukuki süreç başlattık, hem de kamuoyu ile bu gelişmeyi paylaştık. TSE’nin standart koyan ve gerektiğinde denetleyen bir kuruluş olarak mühendislik hizmetlerini kendisinin yapmaya kalkması ve üstelik işyerlerine gönderdiği yazılarla kendisinden hizmet alımını zorunlu tutması doğrudan meslektaşlarımızın iş alanlarının gasp edilmesi anlamına gelmektedir. Danıştay’a yaptığımız iptal ve yürütmeyi durdurma istemli başvuruda bu durumun kamu denetimi açısından yaratacağı zarara da dikkat çektik. TSE’nin kendi görev alanına dönmesini ve kural koyucu-standart üreten yapısına sahip çıkmasını istiyoruz.

Asansör imalatlarında da karşılaşılan ve hayatın her alanında yaygın olan işçi ölümlerinin altında yatan neden, sağlıklı ve güvenli çalışmanın bir “maliyet” olarak görülmesidir. Sermaye bu yüzden “işçi sağlığı” yerine “iş sağlığı” kavramını kullanıyor. Yani işçilerin değil işin sağlığı, işletmenin verimliliği ön planda tutuluyor.

AKP iktidarı işçi ölümlerini “kader”, “vadeleri dolmuş”, “ölüm bu işin doğasında” diye değerlendiriyor. Nitekim Torunlar İnşaat’ta 10 işçiye mezar olan asansör katliamının ardından da, balık baştan kokar misali Recep Tayyip Erdoğan’ın “fıtrat” açıklamasını takip eden bir şekilde bu kez imam hatipten arkadaşı olan patrondan da “Bunlar sektörel vakalar” sözlerini duyabiliyoruz. Oysa tüm iş kazaları ve meslek hastalıkları önlenebilir. Bizler önlenebilir oldukları halde gerçekleştiği için yaşananları “iş cinayeti” olarak tanımlıyoruz.

Sonuç olarak insanların yaşamlarını kolaylaştırmak üzere yapılan her üretimde güvenlik, ortak yarar ve çevreye uyum; teknolojinin kullanılmasında etik bir önkoşul olarak algılanmalıdır.

Dergimizin bu sayısında sektörün sorunlarını hem teknik hem idari açıdan bilimsel gözle değerlendiren yazılar okuyacaksınız. Ayrıca EMO’nun bu alandaki hukuki kazanımlarını, hukuki mücadelesine ilişkin bilgileri bulacaksınız.

Dergimizin bu sayısına emeği geçen Editörümüz Bülent Çarşıbaşı’na, katkı veren tüm meslektaşlarımıza, Basın Birimimize ve Yayın Kurulu’na teşekkür ederiz.

Saygılarımla,

EDİTÖRDEN

Bülent Çarşıbaşı Elektrik Mühendisi EMO İzmir Şubesi Asansör ve Elektromekanik Taşıyıcılar Komisyonu Başkanı

ASANSÖRLERİN YÖNETMELİK VE STANDARTLARA UYGUNLUĞU SAĞLANMALI

Elektrik Mühendisliği Dergimizin 452. sayısının asansör konusuna ayrılması ve bana verilen bir görevle de bu dosyanın editörlüğünü üstlenmem, yaklaşık 40 yıllık meslek yaşantım içinde heyecan ve gurur verici bir çalışma oldu. Bu onurlu göreve beni layık gören Elektrik Mühendisliği Dergisi Yayın Kurulu’na teşekkür ederim.

1990 yılında fiili olarak başladığım bu sektörün proje, tasarım, imalat, montaj velhasıl tüm aşamalarında büyük bir zevkle çalıştım. 1997 yılından bugüne de akademik anlamda başladığım çalışmalarımı, EMO bünyesinde de sürdürdüm. Öncelikle Odamız İzmir Şubesi Asansör Komisyonu’nda birlikte çalıştığım çok değerli arkadaşlarıma ve Asansör Daimi Komisyonu’nda çalıştığım meslektaşlarıma teşekkür ederek yazıma başlamak istedim.

Dünya nüfusunun hızla artması, köylerden kentlere olan akınlar, şehirlerde arsaların çok değerli hale gelmesi; barınma ve ticaretin yüksek yapılara doğru yönlenmesine neden olmuştur. Herkes yüksek yapıların tasarı-

mının öncelikle yapıldığı ve asansörlerin de buna göre tasarlandığını düşünmektedir. Hâlbuki tam tersi olup, düşünülen yüksekliğe uygun asansör yapılabilirliği çözümlendikten sonra yüksek yapılar projelendirilmektedir. Bugün dünyanın işletmedeki en yüksek binası Dubai’deki Burj Dubai’nin yüksekliği, kule hariç 818 metre olup, bu binanın “asansör trafik hesabı” yapılıp, asansör ve yürüyen merdiven seçimleri yapılmış, bina bu çözüm doğrultusunda inşa edilmiştir. Yine proje aşamasında 1000 metrelik dünyanın en büyük binasının yapılması; asansör ve yürüyen merdiven, yürüyen bant tasarımlarının neticesine göre düzenlenecektir.

Asansörler günlük hayatımızın vazgeçilmez birer unsurlarıdır. Taşıt araçlarından daha fazla kullanılan bu elektromekanik taşıyıcılar güvenli ve sağlıklı olmalıdır. Günümüzde binalarımıza büyük bir katma değer katan bu sistemler, aynı zamanda binalarımızın vazgeçilmez bir parçası olarak her aşamasında mühendislik hizmetlerinin en yoğun yer aldığı bir meslek alanı olarak kabul edilmektedir. Ancak pratikte

ve özellikle ülkemizde mühendislik hizmetlerinin her alanda olduğu gibi, bu alanda da yeterli derecede önemsenmediği, zaman zaman göz ardı edildiği bilinmektedir. Bunun faturasını da insan hayatıyla yani canımızla ödemekteyiz. ELA (Avrupa Asansör Birliği) rakamlarına göre 25 AB ülkesi ve Türkiye olmak üzere 26 ülkede 2013 yılında asansörlerde yaşanan kayıtlı 17 ölümlü kazanın 12’sinin ülkemizde meydana geldiği bilinmektedir. Bu nedenle tüm çalışanlar, hatta halkımızda işçi sağlığı ve güvenliği kültürünün yerleşmesi için başta Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı olmak üzere ilgili tüm bakanlıklara, işverenlere, işveren örgütlerine, sendikalara, yazılı ve görsel basına, meslek odalarına ve sektörel derneklere önemli görevler düşmektedir.

Asansör Mühendislik İşidir

Asansörlerle ilgili ilk ciddi bilimsel çalışma; “Asansör Semineri” adı altında İzmir’de EMO’nun öncülüğü ile 26-27 Ekim 1993 yılında yapılmıştır. 2006 yılında Asansör Sempozyumu’nu gerçekleştiren Odamız, bu tarihten sonra Makina Mühendisleri Odası (MMO) ile birlikte 2 yıl aralıklar ile 2008-2010-2012 yıllarında ve bu yıl 25-27 Eylül tarihlerinde “Güvenlik ve Teknoloji” ana temasıyla Asansör Sempozyumu ve Sergisi’ni başarıyla gerçekleştirmiştir. Bu sempozyumla ilgili haberleri ve bazı bildirileri de dosya kapsamında dergimiz içinde görebileceksiniz. Daha önceki sempozyumlarla ilgili tüm yayınlarımızı da Odamız basılı yayınlarından ve İnternet sitesinden temin edebilirsiniz. Her yıl farklı temalar seçilerek, ülkemizin bu sektör ve paydaşları ile ilgili sorunlarının ortaya çıkarılıp; bilimsel ve teknolojik bildiriler, yabancı konuklar, çalıştaylar, paneller, açık oturumlar, çocuklara ve mühendislere yönelik pratik eğitimlerin ve kursların yapıldığı sempozyumların bundan sonra da devam etmesi için elimizden gelen tüm çabayı sarf edeceğimizi özellikle belirtmek isterim. 2012 yılında “Asansörlerde Enerji Verimliliği” konusu işlenirken, 2014 yılında İstanbul’daki asansör faciası yaşanmadan önce “Asansörlerde Güvenlik ve Teknoloji” temasının belirlenmiş olması, Odamızın bu konudaki öngörülerinin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha ortaya koymuştur.

Tüm bu çalışmalarımızın neticelerini de yavaş yavaş almaya başladık. Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, sempozyumda ilk defa ülkemizin asansör envanteri ile ilgili bilgileri, açıklamıştır. Ülkemizdeki asansör sayısının 431 bin 184 olduğu bu asansörlerin 152 bin 278 adedinin periyodik kontrolünün gerçekleştiği, periyodik kontrol gerçekleştirilen asansörlerin yüzde 65’inin kullanılmasının sakıncalı olduğu açıklanmıştır. Bu veriler ışığında ülkemizdeki asansörlerin ancak üçte birine periyodik kontrol uygulaması yapıldığı, yaklaşık 3 yıllık bir süreçte kontrol edilen asansör sayısının yetersiz olduğu görülmektedir. Kontrol edilen 3 asansörden 2’sinin kullanılmasının sakıncalı olduğu, bu oranın çok yüksek olduğu, bu konuda da Bakanlığın personel sayısını arttırarak yetkili montaj ve bakım firmalara yönelik denetimleri genişleterek sürdürmesi gerekmektedir. Ayrıca merdiven altı olarak tabir edilen bakım firmalarının sektörde faaliyetlerinin engellemesi, periyodik kontrol sonucu uygunsuz bulunan

asansör ve bakımcı firmalara Bakanlıkça da yaptırımda bulunulması gerektiği ve periyodik kontrollere ilişkin bakım firmalarının sorumluluklarının artırılmasının gerekliliği vurgulanmıştır.

Asansörlerin sadece elektrik ve makine mühendisliği disiplinlerinin meslek alanına girdiği, asansörlerin tasarımından, projelendirilmesine, montajından, işletilmesine, bakımından, periyodik kontrolüne kadar bir mühendislik hizmeti olduğu malumlarınızdır. Asansör tasarımı, projelendirilmesi, malzemesi, montajı,  risk değerlendirmesi, bakımı, revizyonu, periyodik kontrolü, iş güvenliği, enerji verimliliği, mevzuat ve ilgili standartlar konusunda teorik ve uygulamalı bilgiye sahip uzmanlaşmış mühendislere sektörün gereksinim duyduğu açıktır. Bu dergimizde sadece asansör konusunu işliyoruz. Halbuki yürüyen merdivenler, yürüyen bantlar, insan taşımak üzere tasarımlanan kablolu taşıma tesisatı (fünikiler sistemler, teleferik, telesiyej, tele-ski vb.) konuları da meslek alanımız içerisinde bulunmaktadır. 19 Ocak 2005 tarih 25705 sayılı Yönetmelik ile bu tesisatların işletme teknik ruhsatının verilmesi ve yıllık kontrollerinin yapılması görevi de EMO ve MMO’ya birlikte verilmiştir. 2009 yılında çıkan Tebliğe göre bugüne kadar 22 tesis için süreç işletilmiş ve yeterli görülenlere ruhsatları verilmiştir. EMO olarak Asansör Komisyonumuzun adını da 40. Dönem’de Asansör ve Elektromekanik Taşıyıcılar Komisyonu olarak değiştirmiş bulunmaktayız. Meslektaşlarımın bu konulara yönelmesi ve eğitimler verilmesi hususunda ilerleyen tarihlerde çalışmalar yapmak zorundayız.

Yönetmeliklerden Habersizler

İçinde bulunduğumuz çağda iletişim imkânları o kadar geniş ve o kadar herkese açık ki, bu bilgi deryasında hala bilgisiz dolaşmak gerçekten çok ilginç. Asansör mevzuatında projelerle ilgili 2011 tarihinde yayımlanıp, yürürlüğe giren EMO ve MMO’nun asansörlere ait mühendislik hizmetleri yönetmelikleri dışında, montaj ve işletme aşamasında iki ana yönetmelik bulunmaktadır: İlki 95/16/AT Direktifi’nin çevirisi, 2007 yılında yayımlanan Asansör Yönetmeliği, diğeri 2011 yılında revize edilen Asansör Bakım ve İşletme Yönetmeliği. Bu yönetmeliklerin yürürlükte olduğuna dair hala haberi olmayanlar var, daha da kötüsü bu yönetmeliklerde yazmayanları, başkalarından duydukları ya da yanlış yazanlardan bilgilenerek kural zannedenler var. Ayrıca asansör ile binanın ilişkisini yani İmar Kanunu ve yönetmeliklerini, Topraklama Yönetmeliği’ni, Yangın Yönetmeliği’ni, Yapı Denetim Yönetmeliği’ni, İç Tesisat Yönetmeliği’ni, özürlüler ile ilgili yönetmelikleri yok sayanlar var. Hatta elektrik mühendisinin bu alanda varlığından rahatsız olanlar var! Eğer bu yönetmelikler ve standartlar uygulanmaz ise yukarıda bahsettiğimiz olumsuzluklar devam edecek ve biz de yeni taziye mesajları yayınları dinlemeye devam edeceğiz.

Bu dergimize yazı gönderen çok değerli yazarlarımıza, meslektaşlarıma, Yayın Kurulu’nun değerli üyelerine en içten sevgi ve saygılarımı sunar, okurlarımızın değerli eleştirilerine şimdiden teşekkür ederim.

TÜRKİYE’DE ASANSÖRÜN DÜNÜ VE BUGÜNÜ

Hazırlayanlar: Aydın Gürpınar - Sektör Emekçisi Mustafa Tutsak - Elektrik-Elektronik Mühendisi

Yılda tahminen 50 bin civarında asansör tesis edilen, toplam 410 bin civarında yapı tescili alınmış asansör olan, 3 bin civarında irili ufaklı şirkete sahip ve yaklaşık 35 bin kişinin ekmek yediği bir sektöre sahip ülkemizin bu sektörü geçmişte nasıldı ve bugünlere nasıl geldi, kısaca bir göz atalım isterseniz.

Bilindiği gibi ülkemizde ilk asansör İstanbul’da tarihin saklı olduğu bir kent Altın Boynuz’un büyüleyici güzelliğine bakan, Orient Express yolcularını ağırlamak için inşa edilen Pera Palas Oteli’nde, 1892 yılında Fransız Mimar Alxander Valley tarafından kurulmuştur. Pera Palas; Beyoğlu’nda ilk elektrik kullanan bina olmakla birlikte, Türkiye’nin en eski elektrikli asansörü de burada bulunmaktadır. (1892) Otelin en güzel köşelerinden birini oluşturan asırlık asansör, adeta Pera Palas’la bütünleşmiş, yenilerine taş çıkarırcasına günümüze kadar güzelliğini ve ihtişamını koruyarak gelmiştir. 5 kişi/400 kg bir ağırlık taşıyabilen asansörün haftada bir bakımı ve yılda bir kez de muayenesi yapılmaktadır. Bir vatmanın idare ettiği asansörde, şimdiye dek önemli bir kazanın meydana gelmemesi yüzyıllık asansörün gurur kaynağı olmuştur.

Bu ilk asansörden tam 15 yıl sonra ülkemizin ve Ege Bölgemizin incisi olan İzmir’de 1907 yılında Musevi vatandaşımız Nesim Levi tarafından Karataş Semti’nde bir asansör kuruldu. Özelikle yaşlı ve sakatların kullanımı için yapılan bu asansör önceleri su buharı ile çalışıyordu. Bugün ise elektrikle çalışıyor. Bu yapı İzmir’in tarihi asansör kulesiydi. 60 metre yükseklikte olan bu kulede 55 metre seyir mesafeli iki asansör bulunuyor. Yakın bir döneme kadar bozuk olan asansörler 1995 yılında İzmir Belediyesi tarafından restore edilmiştir. Asansörün üst katında dinlenmeniz ve İzmir Körfezi’nin eşsiz manzarasını seyretmenize olanak sağlayan bir kafe ve restaurant bulunmaktadır.

İstanbul Çubuklu’da 1903 yılında yapımı başlayan Hıdiv Kasrı, 1907’de tamamlanmıştır. Nadide eserlerden biri olan Hıdiv Kasrı buhar ile çalışan üç asansöre sahiptir. Mekanik kısmı aşağı yukarı muhafaza edilmişse de buharlı tahrik sistemi devreden çıkmıştır. Muhafaza edebilseydik, bugün için dünyada çok büyük tarihi bir yeri olurdu. Çünkü üç asansör tek bir buhar kazanından tahrik edilmekteydi ve bunun dünya asansör tarihinde büyük yeri vardır. Bu asansörlerde, her şey mekanikti. Tahrik ve kumanda sadece buhar gücü ile yapılıyordu. Asansörü çağırmak için basılan buton bir valfe değiyor, kumanda alan asansör gideceği kata gelince bir başka valfe basıyor, kapanan valf asansörü durduruyor. Bu asansörlerden biri Engin Gökhan tarafından elektrik gücü ile çalışacak şekilde onarılmıştır. Ancak diğer aksamlarının değişmemesine büyük özen gösterilmiştir.

Bu tarihi adımlardan sonra birkaç yıl arayla özellikle İstanbul’un Beyoğlu semtinde birçok asansör inşa edilmiş ne yazık ki yapılan imar tadilatlarında ya da yıkılan binaların yerine yenilerinin yapılması sureti ile bu tarihi asansörler yok olmuştur.

Asansör firmalarımızın tarihine bakacak olursak; Burkhard Gantebein ve Ski 1865 senesinde İstanbul’daki en eski 7 ticaret firmasından biriydi. 1920 senesi başlarında Wertheim (Avusturya) Firması ile beraber imalat, montaj, bakım işleri yapmaya başladılar. 1996 yılında Buga Firması, Otis ve Gantenbein ile bir araya geldiler. Eski firmalardan biri olan Leber Brothers 1996 yılında Schindler’in mümessili idi. Emin Aktar ve Koç Grubu Schlieren ile Hausan için bir firma kurdularsa da, kısa süre sonra ayrıldılar. Koç Grubu Hausan Asansör Firması’nı devretti. O dönem için, Vehbi Koç’un bizzat kendi evine gelen asansör arıza ihbarlarından bıktığı için sektörden ayrıldığı da şehir efsaneleri arasına girmiştir. Shlieren, Emin Aktar’da kaldı. Daha sonra Emin Aktar tarafından 1956’da Schlieren Türkeli Firması kuruldu. Daha sonra Schlieren Türkeli markası Schindler’e dönüştü. 1955 Mayısı’nda Mehmet Kavala’nın Muhasebe Bölümü’nde Erol Erbirer çalışmaya başladı. Kavala’nın isteği ile Erbirer Snates Koll. Şti. ve imalat için Tekimal Koll. Şti’nin kuruluşlarını Eylül ayında bitirdi. Böylece Selahattin Genç ile Mehmet Kavala’nın ortaklığı başladı. Snates-Tekimal Koll. Şti. Stahl markası ile sektörün itici gücü haline geldiler. Bu firmalar küçük de olsa ilk asansör fabrikalarını kurdular. Yukarıda sayılan firmalarda çalışan mühendis ve ustalar bu firmalardan ayrıldıktan sonra çok değerli asansör şirketlerinin kurulmasında ana kaynak ve okul oldular. Yani asansörün ülkemize girmesinden bu yana yaklaşık 120 yıllık bir süre geçmiş bulunmaktadır. 1950’li yıllara kadar Tür-

Bilindiği gibi ülkemizde ilk asansör İstanbul’da tarihin saklı olduğu bir kent Altın Boynuz’un büyüleyici güzelliğine bakan, Orient Express yolcularını ağırlamak için inşa edilen Pera Palas Oteli’nde, 1892 yılında Fransız Mimar Alxander Valley tarafından kurulmuştur.

kiye’de ciddi bir asansör sektöründen bahsetmek mümkün değildi. İstanbul, Ankara ve İzmir’de kamu binaları dışında, büyük iş hanları ve tek tük lüks apartmanlar dışında asansör yapılmazdı. Bu asansörlerin de tüm malzemeleri, yurtdışından getirtilir ve hatta montaj işleminde de yabancı teknisyenler görev alırdı. Ankara’daki bazı kamu binalarının periyodik bakım işlemleri bile yabancı teknisyenler tarafından yapılırdı.

Asansör sektörü, Türkiye’de 1950’lerden sonra, nispeten bir hareket kazandı ve tamamen ithalat yoluyla ihtiyaçların karşılandığı bir sektör yapısından sıyrılarak, kademeli olarak montaj ve aksam imalatı alanlarında yerli üretimin arttığı bir sektör yapısına dönüşmenin ilk adımlarını atmaya başladı. Ama talebin düşük olmasından ötürü sektörde beklenen gelişme uzun yıllar gerçekleşmedi.

Gerçi bu firmalar, asansör ekipmanlarının can alıcı kısımları olan, makine-motor, kumanda panosu, sinyalizasyon aksamları ve şalt malzemelerini ithalat yolu ile temin etse de, kendi fabrikalarında çarpma kapı, kabin ve metal bağlantı elemanlarını imal etmeye başladılar. Bu firmaların bünyesinde aynı zamanda asansör montaj ve arıza-bakım ekipleri de kurulmaya başlandı. Kuşkusuz ki bu durum önemli bir noktaydı. Bu fabrikaların kurulması, yan sanayi için de bir ilham kaynağı oldu. Zamanla kilit, butonyer ve yardımcı makine ekipmanları imalatı yapan imalathaneler de açılmaya başladı. Sektördeki bu ilk ciddi hareketlenme ne yazık ki teknolojik olarak aynı oranda bir gelişme gösteremedi. 1950’li yıllardan, 1980’li yılların ortalarına kadar ülkede tesis edilen asansörlerin ezici bir çoğunluğu, tek hızlı, basit kumandalı ve çarpma kapılı asansörlerdi. Oysa aynı yıllar içinde Avrupa’nın birçok ülkesinde, sosyal konutlarında bile otomatik kabin kapılı, toplamalı kumandalı asansörler tesis ediliyordu. Peki öyleyse bu yaklaşık 30 yıl süren durağanlığın sebepleri nelerdi?

1-) 1980’li yılların ortalarına kadar, Türkiye’de kentleşme süreci oldukça yavaştı. Günümüzde yüzde 80 olan kentli nüfus oranı, 1927 yılında yüzde 24’tü ve 1985 yılında sadece yüzde 53’e ulaşabilmişti. Yani kentleşme oranı bu dönemde oldukça düşük kalmıştı. Dolayısıyla asansör yapılacak bina sayısı fazla değildi, konutlarda dikey yönde büyüme yoktu. 2-) Asansör sektöründeki firmalar, büyük sermaye grupları değildi ve asansör, bu firmaların neredeyse tek iştigal konusuydu. Oysa Avrupa ve diğer ülkelerdeki firmalar güçlü sermaye gruplarıydı ve asansör dışında başka sektörlerde de yatırımları vardı. Bu nedenle ülkemizdeki asansör firmaları teknoloji gerektiren büyük sermaye yatırımlarına giremiyorlardı. 3-) Mevcut ithalat rejimi oldukça katıydı. Teknoloji gerektiren ekipmanları ülkeye getirip eşdeğer nitelikte üretim yapmak oldukça zordu. Ayrıca sektörün lokomotif firmaları da mevcut durumdan çok da şikâyetçi değillerdi ve bu konularda biraz da

isteksiz davranıyorlardı. Sektörde ilk olmanın ve yabancı bir isim kullanmanın avantajları ile ülke şartlarına göre oldukça iyi kazanıyorlardı.

1990’lı yıllara gelindiğinde, uygulanmaya başlayan yanlış tarım politikaları ve Güneydoğu’da yaşanan düşük yoğunluklu iç savaştan dolayı kentlere doğru nüfus artışı hızlandı ve inşaat sektöründe hızlı bir gelişme yaşanmaya başlandı. Ayrıca turizm teşvik politikaları ile birçok büyük kentte ve turistik yörelerde turizm yatırımları furyası başladı. Özellikle bu turizm yatırımları ile ileri teknolojiye haiz asansörlerin tesisi hızlandı. Diğer yanda, sektörün lokomotif firmalarında çalışmış olan birçok mühendis, yönetici personel ve nitelikli teknik elemanlar da almış oldukları eğitim, iş deneyimi ve birikimleri ile sektöre girmeye başladı.

AB ile Gümrük Birliği Anlaşması imzalanması ile sektördeki firmaların asansör ekipmanlarını temin etmesi ve teknolojiye kolay erişimi hızlandı. İnternet ve bilgisayar kullanımının yaygınlaşması da sektörü ateşleyen bir diğer etken oldu.

Türkiye asansör sektörü, artan talebe paralel olarak büyümeye devam etti. Doğal olarak bu büyüme, dünya asansör sektörünün de ilgisini çekti. Birçok yabancı firma ülkeye direkt kendisi gelerek şubelerini açtı; kimisi de yeni yatırım yaptı veya mevcut yatırımlarını geliştirdi.

Türkiye asansör sektörünün cirosu genel olarak diğer sektörlere göre düşük olmakla birlikte, yerine getirdiği işlev, toplumda geniş halk kitlelerinin asansörü en yaygın dikey ulaşım aracı olarak tercih etmesi nedeniyle, ülke sanayisi ve ekonomisi açısından önemli bir faaliyet alanı haline geldi.

Dünyada gelişen yeni teknolojilerle birlikte, Türkiye asansör sektörü de büyük bir değişim sürecine girdi ve dünya ticaretinde önemli pazar paylarına ulaşmaya başladı. Dolayısıyla, Türkiye asansör sektörünün doğrudan kentleşme ve buna bağlı olarak gelişim gösteren inşaat sektörü ile birlikte düşünülmesi gerekmektedir. Önümüzdeki dönemde, Türkiye’deki kentleşme sürecinin devam edeceği dikkate alındığında, inşaat sektörüne paralel olarak, asansör sektöründeki büyümenin devam etmesi kaçınılmaz gözükmektedir. Ayrıca Ortadoğu, Balkanlar, Orta Asya ve son zamanlarda Afrika ülkelerinde devam eden Türkiye yatırımlarının, asansör sektörünü olumlu yönde etkilemesi de ihtimal dâhilinde bulunmaktadır.

Son yıllarda gelişen bu olumlu gelişmelere rağmen gerek sektör gerekse de devlet, özellikle piyasa denetimi hususunda ne yazık ki geçer not alamamış bulunmaktadır. Geç alınan kararlar, denetim sisteminin sağlıklı işlememesi, ulusal marka yaratamamak, örgüt bütünlüğünün sağlanamaması, sektörün çalışan personele yatırım yapmaması en büyük sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Kısa vadede bu sorunların çözülememesi halinde, sektörün dinamizminin kaybolması ne yazık ki kaçınılmaz bir hal alacaktır.

Asansör sektörü, Türkiye’de 1950’lerden sonra, nispeten bir hareket kazandı ve tamamen ithalat yoluyla ihtiyaçların karşılandığı bir sektör yapısından sıyrılarak, kademeli olarak montaj ve aksam imalatı alanlarında yerli üretimin arttığı bir sektör yapısına dönüşmenin ilk adımlarını atmaya başladı. Ama talebin düşük olmasından ötürü sektörde beklenen gelişme uzun yıllar gerçekleşmedi.

ASANSÖRLERİN İYİLEŞTİRİLMESİ VE GÜVENLİĞİNİN ARTTIRILMASI

Barış Aydın EMO İzmir Şubesi Müdürü

Avrupa Komisyonu’nun mevcut asansörlerin iyileştirilmesi ile ilgili yayınlanmış bir direktifi bulunmaktadır. Sektör temsilcilerinin katılımı ve biraz da baskısı ile bilinen 95/216 AT Direktifi yayınlanmıştır. Bu Direktif 10 maddeden oluşan bir tavsiye kararıdır. Bu Direktif ve maddeleri aşağıda verilmiştir.

95/216 Direktifi ve Komisyon Açıklama Yazısı

Mevcut Asansörlerin Emniyetinin Arttırılması İle İlgili 8 Haziran 1995 Tarihli Komisyon Tavsiyesi (95/216/Ec)

Avrupa Toplulukları Komisyonu,

Üye Ülkelerin tamamı asansörlerin emniyeti ile ilgili düzenlemeleri yürürlüğe sokmadığı için,

Bu asansörlerin tasarım ve yaşlarındaki farklara rağmen, bu ekipman çeşitlerinde kontrol edilecek asgari sayıda nokta tespit edilebileceği için, Emniyet açısından yapılacak modernizasyon yıllara yayılabileceği için,

Üye Ülkelere Aşağıdakileri Tavsiye Eder:

Mevcut Asansörlerin Emniyetinin Arttırılmasıyla İlgili Prensipler

Ön Not

Özellikle ölçüler, toleranslar, hızlar ya da hızlanma oranları için sayısal değerler elde etmek için mümkün olduğunda EN 81-1 ve EN 81-2 Avrupa standartları uygulanabilir.

1. Kabinlerde, kabin kapıları ve kabinin içine kat göstergesi takılmalıdır. 2. Kabin askı halatları kontrol edilmeli ve muhtemelen değiştirilmelidir. 3. Kabinin durma katında yüksek bir hassasiyet ve tedrici bir yavaşlama elde etmek için durdurma kontrolleri uygun hale getirilmelidir. 4. Kabindeki ve katlardaki kontroller, yanlarında kimse bulunmayan engellilerce anlaşılabilir ve kullanılabilir hale getirilmelidir. 5. Otomatik kapılara insan ya da hayvan algılayıcı detektörler takılmalıdır. 6. 0.6 m/sn’den hızlı hareket eden asansörler için, bu asansörlerin dururken yumuşak bir şekilde yavaşlamasını sağlayan bir paraşüt sistemi takılmalıdır. 7. Alarm sistemleri, yüksek hızlı arıza hizmeti ile sürekli bir bağlantı kuracak şekilde düzenlenmelidir. 8. Fren sistemlerinde, varsa asbest malzemeleri çıkartılmalıdır. 9. Yukarı yöne doğru kontrolsüz hareketi önleyen bir tertibat takılmalıdır. 10. Kabinlere, şebeke enerjisinin kesilmesi durumunda çalışan acil aydınlatma konmalıdır. Kurtarma hizmetlerinin normal şekilde müdahalesine imkan verecek süre kadar çalışmalıdır.Tesisat aynı zamanda Madde 7’de öngörülen alarm sisteminin çalışmasını da sağlamalıdır.

Direktif mevcut asansörlerin iyileştirilmesi için hazırlanmış olmasına rağmen, maddeler incelendiğinde, neredeyse bütün eski asansörlerin komple yenilenmesini gündeme getirmektedir. Özellikle Türkiye’de asansörlerin çok büyük çoğunluğunun tek hızlı 0,63 m/s ve çift hızlı 1 m/s beyan hızında tesis edildiği dikkate alınmalıdır. Kademesiz bir yavaşlama ve asbestsiz fren ilkesi ile bu kapsamdaki asansörlerin makine-motor, dolayısı ile pano ve tesisatı değişimini zorunlu hale getirecektir. Yine aşağı yönde kayma fren ve yukarı yönde güvenlik tertibatı (bu tertibatların CE işareti taşıması gerekecektir) zorunluluğu ile kabin süspansiyonunun, güvenlik tertibatlarının ve regülatörün değişimini, kabin kapısı, fotosel, engelli şartlarına uygun kumanda, sürekli haberleşme şartları ile de kabinin yenilenmesini, kabin ağırlığı ve hızı değişimi sebebiyle de karşı ağırlığın, tamponların yenilenmesini, kabin ve kat butoniyerleri ile tesisatın değiştirilmesi ve halat değişimi ile neredeyse ray haricinde asansörün bütün ana malzemelerinin değişimini şart koşmaktadır. Bu yapısıyla direktif, mevcut asansörlerde iyileştirmeden çok, komple bir yenileme önermektedir. Çok riskli maddelerle, az riskli ama yüksek maliyetli maddeleri bir arada aldığı için de yaygın bir uygulama alanı bulamamıştır. Avrupa’da sadece 4 Ülkede uygulanmaya çalışılmış, fakat sonuçlar ve tepkiler beklenenden daha farklı olmuştur. Açılan davalar sonunda, iki ülkede uygulamalar durdurulmak ve ertelenmek zorunda kalmıştır. Aynı uygulama şekli bizim teknik komisyonlarımızda da oldukça geniş şekilde tartışılmıştır. Asansör Yönetmeliği çalışmalarında 95/216 Direktifinin aynı maddeleri, belirli bir geçiş zamanı verilerek ve en eski asansörleri en son değiştirmek önerisi ile, Asansör Yönetmeliğine doğrudan konmaya çalışılmıştır. Karşı görüşte ise, bu maddelerin bir iyileştirme olmadığı, asansörlerin komple değişimini gündeme getireceği, Piyasa Gözetimi ve Denetimi ile Firma disiplinlerinin oluşturulmadığı sektörde, böyle bir maddi

yükü kaldıramayacağımız antitezi konmuştur. Denetimsiz bir ortamda bu uygulamanın tam bir kaos yaratabileceği ve beklenen iyileştirmeden çok bir bozulmaya da yol açabileceği düşüncesi öne sürülmüştür

EN 81-80 Standardı Risk Sıralaması EN 81-80 standardı asansörde dikkate alınması gerekli 74 adet risk belirlemiştir. EN 81-80 standardının belirlediği bu riskler, daha sonra bir risk analizi tablosuna göre değerlendirilmiş ve sıralanmışlardır. EN 81-80 Standardı ile 95/216 Direktifinin öncelikleri birbirinden oldukça farklıdır. 95/216 Direktifi 10 adet öncelikli hedef koymuş olmasına rağmen, EN 81-80 Standardı asansörde tespit ettiği 74 adet risk maddesini beşe ayırmış ve 17 çok riskli öncelikli madde tespit etmiştir. Her ikisinin tespit ettiği öncelikli maddeler birbirinden oldukça farklıdır ve EN 81-80 Standardı daha teknik, gerekçeleri uygun ayrıntılı bir yaklaşım içindedir. Yapılan risk değerlendirmesine göre 74 maddenin risk dağılımı aşağıdaki şekliyle değerlendirilmektedir.

1. Çok Yüksek Risk taşıyan tertibatlar I. Grup (17 Madde) 2. Yüksek Risk taşıyan tertibatlar II. Grup (20 Madde) 3. Orta risk taşıyan tertibatlar III. Grup (20 Madde) 4. Düşük risk taşıyan tertibatlar IV. Grup (13 madde) 5. Çok düşük risk taşıyan tertibatlar (2 Madde) Birinci grup olmazsa olmazları kapsamakta ve asansörün serviste olabilmesi için ana zorunluluk kabul edilmektedir. Bu maddelerdeki bir eksiklikte asansörün servisten alınması önerilmektedir. İkinci grup çok kısa vadede yerine getirilmesi gereken maddeleri içermektedir. Sırasıyla üçüncü grup orta vade ve dördüncü grup uzun vadede düzeltilmesi gereken eksiklikler olarak tanımlanmış, beşinci grup için bir vade ve yapım zorunluluğu getirilmemiştir. Ancak yukarıdaki risk değerlendirmesi yapılırken ülkemizin sosyo-ekonomik koşulları dikkate alınması, kamu yararı çerçevesinde kullanıcıların üzerindeki maliyet yükünün en aza indirgenerek çözümlerin üretilmesi önemlidir. Elektrik Mühendisleri Odası, asansör konusunda yıllardır Makine Mühendisleri Odası ile birlikte İzmir’den başlayarak bugün bir çok ilde ilgili Şubeleri aracılığıyla faaliyet göstermektedir. Her yıl düzenli olarak asansörlerin periyodik denetimlerinin yapılması şeklinde yürütülen bu süreç 1996 yılından itibaren sürdürülmektedir. İşletmeye açılmış asansörlerin asansör yönetmeliği çerçevesinde kullanıcıların can ve mal güvenliğini tehdit eden unsurların olup olmadığının denetimi, raporlanması süreçlerinde Oda

olarak yer almamızın en önemli nedenlerinden biri de bu işleyişin kamusal yönünün olması ve bir kamu kurumu olan belediyelerin bu görevi yine kamusal anlayışa sahip meslek odalarına devretmesidir.

Meslek Odamız bu süreçler sonrasında asansör sektöründeki önemli bileşenlerden biri haline gelmiştir. 2004 yılından beri sürekli gerçekleştirilen Asansör Sempozyumları da o günün güncel konuları üzerinde meslek alanlarımızla ilgili söz söylediğimiz, etkin olduğumuz etkinliklerdendir.

21-23 Mayıs 2010 tarihinde düzenlenen Asansör Sempozyumunda yer alan Mevcut Asansörleri İyileştirilmesi Çalıştayı’nda da ifade edilen bir süreç bugün ülkemizde diğer AB ülkelerinde yaşandığı gibi yaşanmaya başlayacaktır. Bu aslında ilk olarak AB ülkelerinde uygulanmaya başlayan kısaca SNEL denilen EN 81-80 standardı kapsamındaki Mevcut Asansörler İçin Emniyet Normu’nun Sanayi ve Ticaret Bakanlığı tarafından ülkemizde de uygulamaya geçilmek istenmesidir.

Bu emniyet normları Avrupa’da yaşanan asansör kazalarından yola çıkılarak hazırlanmış, her ülkede uygulanmasında belli başlı farklılıklar yaşandığı da görülmüştür.

Bugün Avrupa’da kullanımda olan asansörlerin sayısı 3 milyondur. Büyük çoğunluğu ise en az 10 yıllık asansörlerdir. Türkiye’de ise ruhsatlandırılmış yaklaşık 250 binin üzerinde asansörün olduğu kabul edilmekte diğer yasal süreçlerden geçmemiş asansörlerle beraber bu sayının 300-350 bin civarında olduğu bilinmektedir.

İşletmede bulunan asansörlerin Odamızın yıllardır yürüttüğü periyodik denetimleri ve bu denetim formlarından bağımsız olan SNEL normu, EN 81-80 standardında bulunan 74 maddelik risk grubundan oluşmakta ve kendi içinde de önem sırasında göre beşe ayrılmaktadır. Buna göre

6. Çok Yüksek Risk taşıyan tertibatlar I. Grup (17 Madde) 7. Yüksek Risk taşıyan tertibatlar II. Grup (20 Madde) 8. Orta risk taşıyan tertibatlar III. Grup (20 Madde) 9. Düşük risk taşıyan tertibatlar IV. Grup (13 madde) 10. Çok düşük risk taşıyan tertibatlar (2 Madde)

olarak gruplandırılmış olmasına rağmen her ülke kendi mevzuatında bunun risk sırasını, sayısını vb. koşulları değiştirme hakkında sahiptir.

Sanayi ve Ticaret Bakanlığı bu standardın ve risk gruplarına göre oluşturulmuş kendimize özgü bir sistemin ülkemizde uygulanmaya başlanması için Odamızın da içinde olduğu Asansör Teknik Komitesini 18.01.2010 tarihinde Ankara’da toplantıya çağırmış ve bu toplantıda Mevcut Asansörlerin İyileştirilmesi Alt Çalışma Grubu kurulmuş, Odamızda MMO, Türkiye Belediyeler Birliği, Bayındırlık ve İskan Bakanlığı, Asansör Dernekleriyle birlikte teknik çalışma yapması için görevlendirmiştir.

Asansör Teknik Komitesi, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı tarafından 01 Eylül 2009 tarih ve 27336 sayılı RG’de yayınlanan tebliği çerçevesinde oluşturulmuştur. Bu komitenin görevleri asansör alanında güncel olan veya ihtiyaç duyulan teknik konularda Bakanlığa bilgi aktarmak, çalışmalar yapmak ve öneriler sunmaktır. Bu komite Odamızın komisyonları gibi yardımcı organlar olarak çalışmakta olup son uygulama ve karar alma yetkisi Bakanlığın elinde bulunmaktadır.

Bu görevin bir yönetmelik marifetiyle verilmesi planlanmakta ve Bakanlar Kurulu kararı ile RG’de yayınlatılmak suretiyle zorunlu olarak uygulamaya konulmak istenmektedir. Bu du-

rumda EMO ve MMO’nun bir defaya mahsus yapacağı bu denetim süreci ciddi ve ulusal çapta bir proje olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu nedenle bu konunun EMO ve MMO Yönetim Kurulları tarafından etraflıca değerlendirilerek tartışılması, uygun bulunması ve yetkilendirilmemiz sonrasında merkezi bir koordinasyon birimi ile tüm şubelerin katkısı alınarak illerdeki asansörlerin denetlenmesi sağlanmalıdır.

Ekli tabloda sunulan 76 maddenin komite tarafından tartışıldıktan sonra risk gruplarına göre sıralaması verilmiştir. Bu sıralamaya göre 5 ayrı risk grubu oluşturulmuş, yönetmelik hükümleri çerçevesinde bu risklerin yıllara göre düzeltilmesi istenmektedir.

Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından ilk başta ayrı bir yönetmelik olarak çıkarılması hedeflenmesine karşın ilgili Bakanlık Asansör Bakım ve İşletme Yönetmeliği içerisinde ayrı bir bölüm olarak yayınlama kararı almıştır.

Bu yönetmeliğin “Mevcut Asansörün Güvenlik Seviyesinin Tespiti, Mevcut Asansörün Güvenlik Seviyesinin Arttırılması, Takip Kontrolü ve Mevcut Asansörün İyileştirilmesine Dair Sorumluluklar” başlıklı altıncı bölümünde konunun detayları yer almaktadır. 4 ayrı başlıkta hükümleri içeren bu kısımda yukarıda da bahsettiğimiz üzere 5 ayrı risk seviyesi belirlenmiştir.

SIRA NO

TS EN 81- 80 ÇİZELGE B.2’YE GÖRE TEHLİKELİ DURUM MADDE

NUMARASI

50a

50b

54a

8a 7

8b

30a 12

30b

60a 17

60b

KATEGORİSİNE GÖRE TEHLİKE LİSTESİ

TS EN 81-80

TEHLİKELER

5.7.7 5.9.2 5.9.2 5.9.5.1 5.10.2

5.5.1.2 5.5.2 5.5.2 5.6.5 5.7.1 5.7.2 5.7.3 5.7.6 5.7.6 5.7.8.2 5.8.2 5.9.4 ve 5.12.1 5.10.3 5.12.2 5.12.2

5.5.1.1 5.5.3 5.5.4

5.5.6.1

5.5.7 5.5.8 5.5.9 5.5.10 5.5.11 5.6.1 5.6.2 5.6.3 5.6.4

KATEGORİ - A (ACİL) Durak kapısı kilitleme tertibatı Elektrikli asansörlerde uygun aşırı hız regülâtörü tarafından harekete geçirilen güvenlik tertibatı Elektrikli asansörlerde düzgün çalışan güvenlik tertibatı ve uygun aşırı hız regülâtörü Hidrolik asansörlerde düşmeye, aşağı yönde aşırı hıza ve kabinin kaymasına karşı koruma Yeterli tampon veya eşdeğeri

KATEGORİ - B (6 AY) Kısmen kapalı asansör kuyusu Kuyuya ve kuyu alt boşluğuna erişim için kilitleme tertibatları Kuyuya ve kuyu alt boşluğuna giriş için kapı açıldığında kabin duruyor Makina ve makara dairesinde yeterli aydınlatma Deliksiz durak ve kabin kapıları Durak kapı bağlantılarının mukavemeti Camlı durak ve kabin kapıları Engelliler tarafından kullanılması amaçlanmayan kabin ve durak kapılarında koruyucu tertibat Engelliler tarafından kullanılması amaçlanan kabin ve durak kapılarında koruyucu tertibat (Boy fotosel) Durak kapısı kilitleme tertibatına yetkisiz kişilerce erişilememesi Kabin eteğinin bulunması Elektrikli asansörlerde kabin kapıları açıkken kabinin aşağı yukarı yönde kontrolsüz hareketini önlemek üzere yeterli tahrik makinası tasarımı Sınır güvenlik kesicilerinin bulunması Elektrikli asansörlerde acil durum çalışma sistemi Hidrolik asansörlerde acil durum çalışma sistemi

KATEGORİ - C (2 YIL) Deliksiz duvarlı kuyu mahfazaları Durak kapısı eşiği altında kuyu duvarı Kabin, karşı ağırlık/ dengeleme ağırlığı altında erişilebilir alanlara karşı koruma Aynı asansör kuyusu içerisinde birden fazla asansör bulunduğunda asansörler ile kuyu arasında ayırıcı bölme Kuyu üst ve alt boşluklarında güvenlik alanları Kuyu alt boşluğuna güvenli erişim Kuyu alt boşluğunda veya makara dairesinde durdurma tertibatı Yeterli kuyu aydınlatması Kuyu içinde mahsur kalan kişilerinin acil kurtulması/kurtarılması Makina ve makara dairesine güvenli erişim Makina ve makara dairesinde kaymayan zemin Makina dairesinde yatay açıklıklar Makina dairesinde farklı seviyeler ve çıkıntılar

5.6.6 Taşıma vasıtaları için metal destek veya halkalar

5.7.5 Durak kapılarında aydınlatma

5.7.9 Yatay sürmeli kapıların otomatik olarak kapanması

5.7.10 Çok panelli sürmeli kapılar

5.7.10 Menteşeli durak kapısı kapatıldığında çalışan, makina gücü ile çalışan kabin kapıları

5.8.1 Güvenli kabin taban alanı beyan yükü oranı

5.8.3 Kabin kapısı/kapılarının bulunması

5.8.4 İmdat kapaklarının kilitlenmesi

5.8.5 Yeterli kabin tavanı imdat kapağı mukavemeti

5.8.6 Kabin tavanından düşmeye karşı koruma

5.8.7 Yeterli kabin havalandırması

5.8.8.1 Kabin içerisinde normal aydınlatma

5.8.8.2 Kabin içerisinde acil durum aydınlatması

5.9.1 Kasnak, zincir makaraları yaralamalarına karşı koruma

5.9.1 Kasnaktan veya makaradan çıkan halat/zincire karşı koruma

5.9.1 Halatlar veya zincirler ile kasnak veya makara arasına yabancı cisim girmesine karşı koruma

5.9.3 Regülâtör halatı gergi tertibatında elektrikli güvenlik tertibatı

54 b

5.9.5.2

Hidrolik asansörlerde elektrikli kayma düzeltme sistemi kullanıldığında, kabinin en alt durağa otomatik olarak dönmesi

5.11.1

Asansör kuyusu iç yüzeyi ile kabin eşiği veya kabin kapısının çerçevesi veya sürmeli kapılarda kapanan kenar arasındaki yatay mesafe

5.11.2 Kabin kapısı ile durak kapısı arasındaki yatay mesafe

5.12.3 Hidrolik asansörlerde kapama valfı

5.12.4 Tahrik makinasının durdurulması ve durma konumunun kontrolü

5.12.5 Gevşek halat/zincir güvenlik tertibatı

65a

5.12.7 Endirekt tahrikli hidrolik asansörlerde düşük basınç tertibatı

65b

5.12.7

Kaldırıcının kabine rijit olarak tespit edilmediği direkt tahrikli hidrolik asansörlerde düşük basınç tertibatı

5.13.1 Elektrik çarpmalarına karşı koruma (IP2X) ile elektrik donanımın korunması ve işaretlenmesi

5.13.2 Tahrik makinası motoru koruması

5.13.3 Makina dairesinde kilitlenebilir ana anahtarın bulunması

5.14.1 Güç faz sırası değişiminden kaynaklanan hatalı çalışmaların olmaması

70a

5.14.2a Kabin tavanında bakım kumandası

70b

5.14.2b Kabin tavanında durdurma tertibatı

5.14.3 Alarm tertibatı

5.14.5 Kabin yükü kontrol tertibatının bulunması

5.15 Asansörün güvenli kullanımına ve bakımına ilişkin bilgiler

KATEGORİ D (10 YIL)

5.1.4 Zararlı malzeme bulunmayan (örneğin, asbest) tesis

5.2.2 Durma ve seviyeleme doğruluğu

5.5.5 Karşı ağırlık/dengeleme ağırlığı ayırıcı bölmesi

5.5.6.2 Aynı asansör kuyusu içerisinde birden fazla asansör bulunduğunda asansörler arasında ayırıcı bölme

5.7.4

Camlı durak kapıları veya yatay sürmeli kabin kapılarında çocukların ellerinin sürüklenmesine karşı tedbirler

5.7.8.1

Acil durumlarda durak kapılarının özel alet kullanılarak açılması (örneğin, üçgen kilitleme anahtarı)

5.9.4 Kabinin yukarı doğru aşırı hızlanmasına karşı koruma (elektrikli asansörler)

5.10.1 Karşı ağırlık/dengeleme ağırlığı kılavuzlama sistemi

5.12.6 Motor hareket süresi sınırlayıcısı

5.14.4 Makina dairesi ile kabin arasında doğrudan haberleşme

KATEGORİ E (TAVSİYE EDİLİR - SÜRESİZ)

5.2.1 Engelli kişiler için erişim sağlamaya yönelik tedbirler

5.3 Kasıtlı tahribata karşı tedbirler

5.4 Yangın durumunda, çalıştırmaya yönelik tedbirler

5.7.11 Yangına karşı dirençli durak kapıları

Mevcut Asansörün Güvenlik Seviyesinin Tespiti

Bu madde de ülkemizde 15/8/2004 tarihinden önce monte edilen ve halen faal durumda bulunan mevcut asansörlerin incelenerek güvenlik seviyelerinin tespit edilmesini amaçlamakta olup, tespitlerin, asansörlerde yıllık kontrol faaliyeti çerçevesinde ilgili idare ile protokol imzalamış olan A tipi muayene kuruluşu tarafından, asansörün yıllık kontrolüyle birlikte (ek ücret talep edilmeden) eş zamanlı olarak yapılması öngörülmektedir.

Asansörlerin güvenlik seviyesinin tespiti için ilk aşama; kullanımda bulunan tüm asansörlerin denetlenerek mevcut durum analizinin yapılmasıdır. Bu durum ise taslak yönetmelikte yukarıda da belirtildiği gibi yıllık periyodik denetimler ile eş zamanlı olarak A Tipi Muayene Kuruluşları tarafından yapılması istenmektedir. Böylelikle ülkemizde mevcut 300-350 bin asansörün durum tespiti yapılacak, bu mevcut tespite göre yönetmelikte belirlenen 5 risk grubuna göre kullanıcılardan Acil, 6 Ay , 2 Yıl, 10 Yıl ve Süresiz olmak üzere belirlenen süreler çerçevesinde düzeltilmesi istenecektir.

Kategori E olarak adlandırılan 5.risk grubundan bulunan tehlikelerin belirlenmesi durumunda, yapının genel durumu, kullanıcı gereksinimleri ve mevcut asansör sisteminin iyileştirileceği ortamın genel yapısı göz önünde bulundurulur. Bu tespitlerin giderilmesi ancak binanın mimari ve fiziksel yapısı da dikkate alınarak mümkündür. Örneğin engellilerin erişimi için asansör kuyusu, binanın girişi, vb. konularında ele alınması mümkün olması durumunda gerekli düzeltici işlemlerin yapılması olanaklıdır.

Burada en kritik olan kısımlar Kategori A (Acil) ve Kategori B (6 Ay) de belirtilen kısımlardır.

Yukarıda Kategori A ve B de yer alan maddeler, Odamızın yıllardır sürdürdüğü periyodik denetim kontrol formlarında da yer almış, hatta can ve mal güvenliği riski içeren maddeler olarak adlandırılmıştır. Keza aşağıda belirtilen ikinci önemli risk grubu olan Kategori B de de benzer bir şekilde aynı periyodik kontrol formlarında can ve mal güvenliği açısından riskli maddeler olarak yer almaktadır.

Esas olarak, EN 81-80 standardı ve direktif, mevcut asansörlerin iyileştirilmesi için hazırlanmış olmasına rağmen, maddeler detaylıca incelendiğinde, 76 maddenin hepsinin gereklerinin yerine getirilmesi neredeyse mümün görünmemekte hatta eski asansörlerin komple yenilenmesini gündeme getirmektedir. Özellikle Türkiye’de asansörlerin büyük çoğunluğunun tek hızlı 0,63 m/s ve çift hızlı 1 m/s beyan hızında tesis edildiği dikkate alındığında, kademesiz bir yavaşlama ve asbestsiz fren ilkesi ile bu kapsamdaki asansörlerin makina-motor, dolayısı ile pano ve tesisatı değişimini zorunlu hale getirmektedir. Yine aşağı yönde kayma fren ve yukarı yönde güvenlik tertibatı (bu tertibatların CE işareti taşıması zorunludur.) zorunluluğu ile kabin süspansiyonunun, güvenlik tertibatlarının ve regülatörün değişimini, kabin kapısı, fotosel, engelli şartlarına uygun kumanda, sürekli haberleşme şartları ile de kabinin yenilenmesini, kabin ağırlığı ve hızı değişimi sebebiyle de karşı ağırlığın, tamponların yenilenmesini, kabin ve kat buton yerleri ile tesisatın değiştirilmesi ve halat değişimi ile neredeyse ray haricinde asansörün bütün ana

malzemelerinin değişimini şart koşmaktadır. Bu yapısıyla direktif, mevcut asansörlerde iyileştirmeden çok, komple bir yenileme önermektedir. Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı nezdinde yapılan çalışmalara yönelik oluşturduğumuz önermelerimizde yüksek riskli sınıfların belirlenmesinde öncelikle standardın belirlemiş olduğu risk değerlendirmesi yerine asansör sektörünün ve asansörlerin mevcut durumu da dikkate alınarak 5 ayrı kategoride düzenlemelerin yapılması benimsenmiştir. Keza bu standardın tüm gereklerinin yerine getirilmesi istendiğinde Avrupa’da da gerek maliyet gerekse teknik nedenlerle tepkiler meydana gelmiş hatta bazı ülkeler uygulamayı durdurmak ve ertelemek zorunda kalmıştır. Bu nedenle ülkemizde de yapılan tartışmalar sonucunda en kritik iki risk grubu belirlenerek ilk altı ay içerisinde giderilmesine yönelik çalışmaların başlatılması hedeflenmiştir. Ancak, yine de mevcut asansörlerin iyileştirilmesi ve güvenliğinin arttırılması çalışmaları kamu yararı ve güvenliği açısından önemli görülmekle beraber bu alanın kontrolsüz, denetimsiz, firmaların inisiyatifine bırakılmadan ve Odamız üyesi elektrik mühendislerinin sorumluluğunda yürütülmesi çok önemli olmakla beraber uygulayıcı kurum ve kuruluşların bu konudaki gerekli düzenlemeleri yapmaları ivedilikle yapması gerekmektedir.

Asansörlerin Denetiminin Piyasalaştırılması…

KAMU CAN GÜVENLİĞİ TEHDİT ALTINDA

Musa Çeçen Elektrik Mühendisi Elektrik Mühendisliği Dergisi Yayın Kurulu Üyesi

Asansör güvenli bir aygıt mıdır? Belki bu soruya asansör alanında faaliyet yürüten meslektaşlarımız, “asansör gigerekse harici müdahalelerden meydana gelebilecek tehlikelerin önlenmesine yönelik olarak asansörlerin yılda en

yotindir” cümlesiyle yanıt verirler. Bu yanıt aslında imalat

az bir kere kontrolünü yaptırmaktan sorumlu tutmaktadır.

ve bakım sürecinde yaşanan kazalara dair görünse de işlet-

Yine aynı yönetmelik; belediyeleri, sınırları içerisindeki her

me döneminde de geçerlidir. Asansör ve kamu güvenliği

asansörün yılda bir kez A tipi Muayene Kuruluşu tarafından

kavramları iç içe geçen kavramlardır. Yaşanan asansör kakontrol edilmesini sağlamaktan ve yıllık kontrolün yapılıp

zalarında yaşamını, kol ve bacaklarını kaybeden çok sayıda

yapılmadığını denetlemekten sorumlu tutmaktadır.

yurttaşımız gazete sayfalarına yansımaktadır. Asansörlerde

güvenlik ve denetim konusu; kamu yararı ve kamu güvenliğinin sermaye karı karşısında geri plana itildiği süreçten payını almakta, kazalar olarak yansıyan bu cinayetlerle karşı karşıya kalınmaktadır.

Ülkemizde 95/16/AT Yönetmeliği Güvenirlik Getirdi mi?

Yönetmeliğin yayımlanmasıyla birlikte büyük bir keşmekeş yaşandı. Asansör firmaları CE işareti koyma yetkisi için az

Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ), kapitalizmin saldırı üssü…

sayıda onaylanmış kuruluşların kapısını aşındırmaya baş-

Sermayenin sıkıştığı anda can simidi olarak Uruguay Raladılar. Başlarda bir hayli sıkı denetimle verilen CE işareti,

undu ile imdadına yetişti. Ve DTÖ, Hizmet Ticareti Genel

yurdum insanının işbilirliği sayesinde kısa bir süre sonra

Anlaşması (GATS) ile mal ve hizmet üretim alanlarında

denetimin içinin boşaltılmasını sağlayınca, verilen CE işaserbestleştirme düzenlemeleri sürecine katılım imzası

retlemesi de artık bir güvenlik algısı yaratıyor mu soruatan ülkelerde her şeyi alt üst etti. Ülkemiz de

sunu olumsuza çevirmeye yetti de arttı bile…

ne yazık ki bu sürece imza atan ülkelerden biriydi.

Neoliberal süreç ulusal duvarları yıkmış, ardından yaşamın tüm alanları-

Asansör yekpare bir makine

Asansör yekpare bir makine değildir. Kabin, makine-motor, ray, halat, kumanda panosu üreticilerinden alınan ürünler monte edilerek asansör haline getirilir. Hal

nı yeniden sermaye çıkarına uygun olarak yapılandırmaya başlamıştı. Türkiye’de de yaşamın her alanı

değildir. Kabin, makinemotor, ray, halat, kumanda

böyle olunca tek tek ürünlerin CE işaretleme sürecine uygun olarak üretilmesi yetmez. Zira bunun

bu süreçten payını alacaktı. Ve

panosu üreticilerinden

montaj ayağı da belirleyici unsuröyle de oldu.

alınan ürünler monte edilerek

dur. Bir üretici veya montajcının, piyasaya ürününü arz etmeden

AB süreci adı altında yeni Yaklaşım Direktifleri arasında yer alan Asansör Direktifi’nden (95/16/

asansör haline getirilir. Hal böyle olunca tek tek ürünlerin

önce gerekli uygunluk değerlendirmelerini mevzuata göre tamamlaması gerekmektedir.

EC) uyarlanarak mevzuatımıza kazınan Asansör Yönetmeliği’nin (95/16/AT), zorunlu olarak 15

CE işaretleme sürecine uygun olarak üretilmesi yetmez.

Binalarda kullanılan asansörlerin denetimi yakın zamana kadar yerel

Ağustos 2004 tarihinden itibaren uygulamaya konulmasıyla ülkemizde tesis edilerek kullanıma sunulacak olan asansörler için artık yeni bir dönem başladı.

Zira bunun montaj ayağı da belirleyici unsurdur.

yönetimlerin sorumluluğundaydı. Belediyelerin bu sorumluluğu tam olarak yerine getirebildiğini söylemek doğru olmayacaktır. Bu yüzden kamu güvenliği kaygısı ile yüzünü topluma dönen TMMOB’ye bağlı meslek odaları belediyeler-

Resmi Gazete’de 18 Kasım 2008 tarihinde yale yaptıkları protokollerle bu alanda önemli bir

yımlanarak yürürlüğe giren Asansör Bakım ve İşletişlev görmüştür. Üstelik bu denetimleri para kazanma

me Yönetmeliği ile 5 Kasım 2011 tarihli Resmi Gazete`de

değil, kamu güvenliği kaygısıyla oldukça düşük bedellerle

yayımlanan Asansör Bakım ve İşletme Yönetmeliğinde

yürütmüştür. Bugün bile piyasalaştırılan bu denetim alanın-

Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik hükümlerine

da yürütülen sözde denetimlerde meslek odalarının yaptığı

göre; bina yöneticileri, asansör kullanıcılarının can ve mal

denetimlerin yöntem ve deneyim çıktılarından yararlanıldığı

güvenliğinin sağlanması için, gerek kullanım hatalarından,

unutulmamalıdır.

Asansör Denetiminde Piyasacı Dönem…

Asansör Bakım ve İşletme Yönetmeliği’nde 1 Ocak 2012 tarihinde yapılan düzenleme ile binalarda kullanılan asansörlerin periyodik yıllık kontrollerinin, TS EN ISO IEC 17020 standardına göre akredite olmuş A Tipi Akredite Muayene Kuruluşları tarafından yapılması hükme bağlandı. Bunun için Türk Akreditasyon Kurumu (TÜRKAK) tarafından A Tipi Muayene Kuruluşu olarak yetki alan 29 kuruluş bulunmaktadır. Bu yetkiyi alan kuruluşlardan biri de Makina Mühendisleri Odası’dır (MMO). 2012 yılı başından itibaren odamızın da içinde yer aldığı asansör denetimi, bu değişim sürecinde EMO’nun dışında kaldığı bir alan oldu. Tabii ki bu EMO açısından bakıldığında iki çıkmaz ayrım arasında sıkıştığımız görülmektedir.

Birincisi mevcut düzende neoliberal piyasacı bir yaklaşımla GATS ile üretimlerin ve hizmetlerin piyasalaştırılması karşısında aldığımız tutumla ilgilidir.

İkincisi ise kamu güvenliği açısından duyduğumuz sorumluluk yanında, asansör uygulama alanından uzaklaşmamız ve bu alanda olan bitene dair yaşanan gelişmelerden kopmamızın mesleki alanımızda yarattığı sıkıntıdır. Bu durum asansör alanında mesleki faaliyet yürüten üyelerimizden aldığımız tepkiyle kendini göstermektedir. Üyeler mesleki bir faaliyet alanında olan biteni meslek odasının bütünlüklü siyasal bakışından farklı değerlendirmekte, bu durum ise kaçınılmaz olarak meslek odasıyla üyesi arasında açmaz olarak kendini göstermektedir.

A Tipi Muayene Kuruluşları ve Denetimde Açmazlar

Yakın zamana kadar EMO-MMO tarafından yürütülen asansör denetimleri, kamu kurumu yaklaşımı ile, kamu güvenliği kaygısıyla yürütülmekteydi. Bu yaklaşım bir asansörün denetiminde en yüksek güvenlik yaratma arayışını, en düşük bedelle üretme kaygısıyla yürütülmekteydi. Buna yönelik olarak işsiz üyelerimiz, meslek odaları tarafından bir hafta süren uygulamalı eğitime alınarak, amatör ruhla profesyonel kaygıyla faaliyet sürdürülmekteydi.

Bu çalışmalarda üretilen asansör denetim raporlarının ortalama olarak yüzde 65-70’i bedeli ödenerek alınmasına karşılık denetime giden meslektaşlarımıza yüzde 100 oranında denetim bedeli ödenmekteydi. Günümüzde A Tipi Muayene Kuruluşları eliyle sürdürülen bu denetimler için tahsil edilen bedelin oldukça yüksek olduğu, rapor bedeli tahsil oranının ise yüzde 100 olduğu dikkate alınırsa, belediyelerin asli görevi olan bir alanın önce özelleştirilerek piyasalaştırıldığı, tahsilatın yine kamu üzerinden dayatıldığı bir örnek olarak karşımıza çıktığı görülmektedir.

Denetimler Denetimsiz!

Bu denetimleri 29 adet A Tipi Muayene Kuruluşunun nasıl yürüttüğüne dair güvenilir ölçümler bulunmamaktadır. Bu denetimlerin bir mühendislik faaliyeti olduğu dikkate alınırsa, denetimde mühendisler mi yoksa mühendis dışı elemanların mı yer aldığı bilinmemektedir. Üstelik bilinen bir Türk Standardları Enstitüsü (TSE) örneği var ki; bu yasalara aykırı faaliyet yürüten bir kurum örneğidir. TSE

farklı illerde dış uzman adı altında mühendislerle anlaşma imzalamakta, A Tipi Muayene Kuruluşu olarak bu kişiler eliyle denetim yapmaktadır. TSE web sayfasında yer alan bilgilere göz atalım. TSE’nin, A Tipi Akredite Muayene Kuruluşu olarak 2012 yılından bu yana binalarda kullanılan asansörlerin periyodik muayenelerini yaptığı belirtilirken; “Enstitü 2012 yılında 21 ilde 123 belediye ile protokol imzalayarak başladığı bu faaliyetleri, 2014 yılı Eylül ayı itibarıyla 38 ilde 195 belediye ile imzaladığı protokollerle devam ettirmektedir. Hizmet verilen belediye sayısındaki artışın nedenleri; enstitünün herhangi bir ticari kaygı gütmemesi ve yurt çapında yaygın hizmet ağı ve uzman kadrosu ile ilgili idarelere ve kamuoyuna güven vermesidir. TSE, asansör periyodik muayenelerini, 931 mühendis ile gerçekleştirmektedir” denilmektedir. TSE diğer yandan 3458 ve 6235 sayılı yasalar gereği ancak Oda üyesi olarak sürdürülebilecek bu faaliyet için ilgili odalardan üye sicil belgesi istememekte, büyük çoğunluğu serbest mühendis konumunda olan 931 mühendis için dış uzman statüsü altında yasaya aykırı olan bu tutumuyla suç işlemektedir.

Denetimde Güvenilirlik Güvenirlik kavramı “Bir ölçümün benzer koşullar altında aynı birime birden fazla uygulanması sonucunda benzer ve tutarlı sonuçlar alınması” olarak tanımlanabilir. Bu ölçü

Yakın zamana kadar EMO-MMO tarafından yürütülen asansör denetimleri, kamu kurumu yaklaşımı ile, kamu güvenliği kaygısıyla yürütülmekteydi. Bu yaklaşım bir asansörün denetiminde en yüksek güvenlik yaratma arayışını, en düşük bedelle üretme kaygısıyla yürütmekteydi.

için uygulamanın hangi A Tipi Muayene Kuruluşu için nasıl ölçüleceği belli değildir. Dolayısıyla herhangi bir A Tipi kuruluşun yaptığı denetimin güvenilir olması daima tartışma konusudur. Yaşanan ve bundan sonra yaşanacak asansör kazaları bu açıdan mercek altına alınmalı, denetim ve denetimlerin sonuçları irdelenmelidir.

Diğer yandan A Tipi Muayene Kuruluşlarının art niyetli davranışlarına ilişkin kaygılardır. Denetimde ortaya çıkan, hatta abartılan bir aksaklığın giderilerek “yeşil etiket” alınması apartman yöneticisi için bir kaygı ve amaç ise, bunun için yönlendirilmeye açık olması kadar tabii bir şey olamaz. Buna ilişkin yönlendirme yapılıp yapılmadığına dair bir geri bildirim olup olmadığı bilinmemektedir.

Kamu Güvenliği İçin Tehdit mi?

Bu sorunun yanıtı giderek netleşmektedir. 29 denetim kuruluşundan biri ve görece en güvenilir konumda olan MMO denetiminde bile elektrik mühendisi olmadan elektrik-elektronik sistemlerle çalışan asansörlerde denetim yapılabiliyorsa tartışma baştan bitmiştir. Asansör denetimi yapan diğer 28 yetki alan kuruluşta bu faaliyetin yürütülme şeklinin nasıl olduğunu varın siz tahmin edin!

Anayasa’nın 28. Maddesi “Devletin, kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görülür” şeklindedir. Burada üzerinde durulması gereken asıl nokta “kamu hizmeti” kavramıdır. Hangi hizmetlerin kamu hizmeti olduğu bilinmektedir. Asansörler kamu can güvenliği açısından tehlike yaratma potansiyeli yüksek bir aygıt olduğuna göre, denetiminin de Anayasa 128. Madde kapsamında değerlendirilmesi gerektiği açıktır. Halbuki A Tipi Muayene Kuruluşları kamu kuruluşu olmadığı gibi, çalıştırılan denetim elemanları da kamu görevlisi değildir. Hukuken bir açmaz olan bu tartışmayı hukukçuların sürdürmesi gerekmektedir.

Kaza mı, Cinayet mi?

İstanbul Mecidiyeköy’de Torun Center inşaatında 6 Eylül 2014 Cumartesi günü meydana gelen ve 10 yapı emekçisinin yaşamını yitirdiği iş cinayeti hepimizi derinden sarstı.

Kapitalist neoliberal saldırının kurumlaştığı bir gerçekle karşı karşıya olduğumuzu bir kez daha ülkenin yüzüne çarpan olayda, yine sermaye-iktidar ve TOKİ başrollerdeydi. Torun Center inşaatında 1.5 yıldan bu yana yapı denetimi yapılmadığı basına yansıdı. Bu denetimsizliğin açıklamasında kullanılan gerekçe ise kendisinden daha vahimdi.

Denetimden sorumlu olan kurumun TOKİ olduğu, TOKİ’nin ise 2013’te payını satarak projeden çekildiği açıklandı. Ancak tapunun hâlâ TOKİ’de olması nedeniyle Torun Center inşaatı denetiminin 4708 sayılı Yapı Denetim Yasası kapsamında olmadığı gerekçesiyle denetlenemediği açıklandı. TOKİ İstanbul Emlak Dairesi Başkanı ise “Çekildiğimiz için artık denetim sorumluluğu ilçe belediyesindedir” iddiasına Şişli Belediyesi “Projenin tapusu TOKİ’de, yetkimiz yok” diye yanıtladı.

Günümüzde A Tipi Muayene Kuruluşları eliyle sürdürülen bu denetimler için tahsil edilen bedelin oldukça yüksek olduğu, rapor bedeli tahsil oranının ise yüzde 100 olduğu dikkate alınırsa, belediyelerin asli görevi olan bir alanın önce özelleştirilerek piyasalaştırıldığı, tahsilatın yine kamu üzerinden dayatıldığı bir örnek olarak karşımıza çıktığı görülmektedir.

Dava süreci tamamlandığında ise ortada kimsenin kalmayacağı, birkaç mühendis ve şantiye şefine her zaman her olayda olduğu gibi “günah keçisi” rolü biçileceğini tahmin etmek zor değil. Ancak bilinmesi gereken nokta; facianın yaşandığı asansörün binanın kalıcı asansörü olması, bu asansörün inşaat faaliyetinde kullanıma açılmış olmasının mevzuata göre suç teşkil etmesidir.

Tüm bunlar, kamu güvenliğinin, kamu güvenliği için sorumlu olan devlet aygıtı tarafından ne büyük tehdit altında bırakıldığını kanıtlamaktadır. Adeta denetimsizlik kurumsallaştırılmış, talan ve soygun düzeni at başı gitmektedir. Bu talan ve soygunun acı faturası ise madenlerde, inşaatlarda emekçilere, denetlenmiş görünen asansörlerde ise halka kesilmektedir.

Bize düşen görev ülke çıkarı ve kamu menfaati için, yasal ancak meşru olmayan dayatma ve uygulamalara, akıl ve bilimin yol göstericiliğini vicdanımızla harmanlayarak, karşı çıkmak, “Kral çıplak!” diye haykırmaktır.

Soma, Karadon, Elbistan, Kozan, Alkumru, Davutpaşa, Tuzla, OSTİM ve Ali Sami Yen...

YANDAŞ KAPİTALİZMİ ‘KATLİAM MARKALARI’ YARATIYOR

EMO Basın- Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) Yönetim Kurulu, İstanbul’da Torunlar Şirketi’nin rezidans inşaatında 10 işçinin öldüğü asansör faciasına ilişkin yazılı açıklama yaptı. Asansör denetimindeki sorunlara da dikkat çekilen açıklamada, “AKP iktidarı döneminde yandaş sermayenin yükselişine ‘katliam markaları’ eşlik ediyor” vurgusuyla insanların yaşam hakkını yok eden piyasa sistemine tepki gösterildi.  

EMO Yönetim Kurulu tarafından 8 Eylül 2014 tarihinde asansör faciası nedeniyle yapılan açıklama, “Ülkemizde AKP iktidarıyla birlikte zirveye ulaşan yandaş korumacılığına dayanan vahşi kapitalizm, hak-hukuk tanımamakta; işçilerin yaşam hakkını yok etmektedir” saptamasıyla dikkat çekti. “Bu ucubeleşmiş vahşi kapitalizmin bir uygulaması olarak Ali Sami Yen Stadı’nda yükseltilen lüks konutların yer aldığı rezidans inşaat, 2’si kardeş olmak üzere, 10 işçiye daha mezar yapılmıştır” denilen açıklamada, yaşanan asansör faciasının temelinde yatan güvencesiz çalışma koşulları gözler önüne serildi:

“İnsanlarımız işsizlik karşısında 3-5 paraya ölümü pahasına çalışmak zorunda bırakılmakta; yandaş şirketlerin her türlü denetim ve kuraldan muaf tutulmaları sağlanmaktadır. Nitekim 10 işçiye mezar olan rezidans inşaatı için çalışma yasağını delen, gece 19.00-07.00 saatleri arasında da işçileri çalışmaya zorlayacak bir izin verildiği ortaya çıkmıştır. Zaten güvencesiz koşullarda çalıştırılan inşaat işçilerinin çalışma saatlerine uyulmadan, kayıtdışı çalıştırıldığı ülkemiz için bilinmeyen bir gerçek değildir. OECD’nin yayınladığı çevre, ekonomi ve sosyal alanlara yönelik istatistiklerin sunulduğu ‘Factbook 2014’ raporuna göre Türkiye’de işçiler OECD ortalamasından 86 saat fazla çalışmaktadır. Ayrıca OECD genelinde haftalık çalışma süresi en fazla 40 saat iken, Türkiye’de yasal haftalık çalışma süresi en fazla 45 saattir.  Yasal olarak bile OECD’den fazla olan bu çalışma saatlerinin fiili olarak aşılıp çok daha yukarılara çıktığı ve yüksek çalışma saatlerinin iş kazalarının meydana gelmesindeki en önemli faktörlerden biri olduğu da bilinmektedir. Yine işçilerin bildirimlerine göre bu inşaat alanında 21 taşeron şirket faaliyet göstermektedir. Taşeronlaşma bir kez daha işçilerin haklarını arayabilecekleri örgütlenme önünde bir engel; iş yasaları ve kurallarının uygulanmaması için bir araç olarak karşımıza çıkmaktadır. Soma’dan sonra verilen sözler yine unutulmuş, taşeronlaşma konusunda hiçbir adım atılmamıştır.”

“İşçilerin birer birer iş cinayetlerinde ölmeleri”nin gündem dahi olmaması eleştirilirken, “…toplu katliamlar söz konusu olduğunda ise balık baştan kokar misali Recep Tayyip Erdo-

ğan’ın ‘fıtrat’ açıklaması yaptığı ülkemizde 10 işçiye mezar olan asansör katliamı için bu kez imam hatipten arkadaşı patron da ‘Bunlar sektörel vakalar’ diyebilmektedir” denildi. Yaşanan iş cinayetinde “kasıtlı ihmaller zinciri” olduğu belirtilen açıklamada, aynı inşaatta Nisan ayında 19 yaşında bir işçinin halat kopması sonucu 15. kattan düşerek yaşamını yitirmiş olduğu ve Ağustos ayında da bir yangın çıktığı anımsatıldı. Müfettişlerin 5 ay önce hazırladığı raporun da yaşanılanın kaza değil, tasarlanmış cinayetler olduğunu gösterdiği kaydedildi. Açıklamada, bu olaya ilişkin şu görüşlere yer verildi:

“Daha önce yaşanan yüksekten düşme sonucu ölüm olayında basına yansıyan bilgilere göre Çalışma Bakanlığı müfettişleri inşaatı kontrol etmişler, birçok eksik bulmuşlar ancak bakanlık sadece yapı sahibine 6 bin 270 TL para cezası vermekle yetinmiştir. Ancak Bakanlık tarafından yayımlanan “İşyerlerinde İşin Durdurulmasına

Ülkemizde AKP iktidarıyla birlikte zirveye ulaşan yandaş korumacılığına dayanan vahşi kapitalizm, hak-hukuk tanımamakta; işçilerin yaşam hakkını yok etmektedir. Bu ucubeleşmiş vahşi kapitalizmin bir uygulaması olarak Ali

Sami Yen Stadı’nda yükseltilen lüks konutların yer aldığı rezidans inşaat, 2’si kardeş olmak üzere, 10 işçiye daha mezar yapılmıştır.

Dair Yönetmelik” hükümlerini neden uygulamadıkları anlaşılamamıştır.” Asansör faciası ile işçi ölümlerine karşı tepkilerin de bastırılmaya çalışılması, açıklamada şöyle eleştirildi: “Can kayıplarının hesabını soran yurttaşların dövülmesi, tekmelenmesi, coplanması, gazlanması da vakayı adiyeden haline gelmiştir. Nitekim olayın hemen ardından İstanbul Valisi de olay yerine gelmiş, cenazelerin alınması için değil, olay yerine uzmanların girişini engellemek için TOMA’lar konuşlandırılmıştır.”

Başıboşluk Diz Boyu Facianın üstünün örtülmeye çalışılmasına da tepki gösterilerek, asansör denetimlerindeki sorunlar anlatıldı:

“Her iş cinayetinde kazaya ilişkin teknik açıklamalar yapılarak ve çalışanlar suçlanarak, katliamın üstü örtülmeye çalışılmaktadır: ‘Asansör raydan çıkmış, sektörün doğasında olan kaza yaşanmıştır; çalışanlara ne kadar iş eğitimi verilse de çalışanlar güvenliklerine dikkat etmemektedirler.’ Oysaki ülkemizde asansör ve yapı denetimi, vahşi kapitalizm uygulamalarıyla başlı başına sorunlu denetim alanları olarak karşımızda bulunmaktadır. Yaklaşık 350 bin asansörün işletmede olduğu tahmin edilen ülkemizde 2012 yılına kadar bu asansörlerin sadece yüzde 7.5’i kontrol edilmiştir. Makina Mühendisleri Odası ve Elektrik Mühendisleri Odası tarafından özveriyle, duyarlı belediyelerle yapılan protokoller kapsamında gerçekleştirilen bu kontrollere göre asansörlerin yüzde 70’i kullanım açısından tehlikeli durumdadır. 2012 yılından itibaren yapılan yönetmelik değişikliği ile kontroller, A Tipi Muayene Kuruluşları tarafından gerçekleştirilmektedir. Her alanda olduğu gibi kontrol ve

“Ülkemizde bazı bölgeler veya şehirler, eskisi gibi yöresel oyunları, kıyafetleri, şiveleri ya da meşhur olmuş meyve ve sebzeleri ile anılmıyor artık. AKP iktidarı döneminde yandaş sermayenin yükselişine ‘katliam markaları’ eşlik ediyor.”

denetim alanında yaşanan serbestleştirme uygulamaları, Asansör Periyodik Kontrolleri alanında da böylece hayata geçirilmiştir. Türk Standardları Enstitüsü (TSE) gibi kamu kurumları dahi gelir elde etme güdüsüyle kendi görev alanı dışında bu kontrolleri yapmaya soyunmuş, birçok belediye ile protokoller imzalamıştır. Nitekim alandaki ciddi boşluk, Türkiye’de kaç asansör, kaç yürüyen merdiven, kaç inşaat asansörü olduğunun dahi bilinmediği bir düzeydedir. Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, bu konuda yaptığımız bilgi edinme başvurularına ellerinde bilgi olmadığı yanıtlarını vermektedir. Aynı durum TÜRKAK tarafından akredite edilen A Tipi Muayene Kuruluşları için de geçerlidir. Bu kuruluşlarda çalışan veya hizmet alınan görevlilerin uzmanlık, nitelik ve sayıları TÜRKAK tarafından bilinmemektedir. ABD kaynaklarına göre 1993-2002 arasında asansör kazalarında toplamda 80 kişi ölmüştür. Ülkemizde ise Asansör ve Yürüyen Merdiven Sanayicileri Derneği (AYSAD) verilerine göre yıllık ölüm sayısının 17-20 olduğu tahmin edilmektedir.  Asansör denetimine ilişkin genel sorunların yanında inşaat halindeki binalar için kurulan asansörler, bu yetersiz denetimin bile olmadığı daha sorunlu bir alanı oluşturmaktadır.  İnşaatlarda kullanılan personel, yük ve eşya taşıma asansörleri kiralama yoluyla, inşaatlar arasında gezici bir sistemle kurulmaktadır. Bu asansörler Makine Emniyet Yönetmeliği hükümlerine göre; yapı sahibi, şantiye şefi, iş güvenliği uzmanı tarafından kontrol edilmelidir. Yapı Denetim Uygulama Yönetmeliği’ne göre de bu kontrollerin yapılıp yapılmadığının yapı denetim şirketleri tarafından takip edilmesi gerekmektedir. Burada yine piyasalaştırma örneği düşük ücretle diploma kiralamaya dönüşen bir sistem yürümektedir.”

‘Kelimeler Kifayetsiz’

EMO Yönetim Kurulu açıklamasında, iş cinayetlerinden duyduğu büyük acıyı da şöyle dile getirdi:

“Ülkemizde bazı bölgeler veya şehirler, eskisi gibi yöresel oyunları, kıyafetleri, şiveleri ya da meşhur olmuş meyve ve sebzeleri ile anılmıyor artık. AKP iktidarı döneminde yandaş sermayenin yükselişine ‘katliam markaları’ eşlik ediyor. Karadon, Elbistan ve Soma madenci katliamlarıyla; Adana Kozan baraj suları altında kalan, yine Erzurum Aşkale deniz bisikletinden düşerek baraj gölünde donarak, boğularak ölen enerji işçileri ile; Esenyurt alışveriş merkezleri inşaatında çadırlarda yanan inşaat işçileri ile; Siirt Alkumru Baraj kapaklarının açılması sonucunda ölen yurttaşlarımızla; Tuzla, Davutpaşa ve OSTİM güvencesiz ve denetimsizce ilkel koşullarda sürdürülen üretimlerin sonucunda canların yok olduğu toplu felaketlerle; Ali Sami Yen de futbol ile değil, yere çakılan asansörde ezilen işçileriyle anılıyor artık. Böylesi ucubeleşmiş vahşi kapitalizm ortamında iş cinayetleri ve katliamlarıyla ilgili söylenecek sözler anlamsızlaşmakta, kelimeler kifayetsiz kalmaktadır. 10 işçimizin yakınlarına ve tüm halkımıza başsağlığı diliyor, iş cinayetlerinin hesabının sorulmasını, iş kazası adı altında katliamlara son verecek her türlü düzenlemenin yaşama geçirilmesini talep ediyoruz.”

ASANSÖR, YÜRÜYEN MERDİVEN VE YÜRÜYEN BANTLARDA İŞÇİ SAĞLIĞI VE

GÜVENLİĞİ

Mustafa Tutsak Elektrik-Elektronik Mühendisi

Asansör, yürüyen merdiven ve yürüyen bantlar; üretimmontaj ve bakım açısından yapıldıkları yerler de göz önüne alındığında doğası gereği riski yüksek; dikkat ve özen gösterilmesi gereken bir iş koludur.

Rekabetin acımasız olduğu bu sektörde maliyeti kurtarmak için girdilerde tasarruf yapılmakta, bunun sonucu olarak en kolay işgücü ücretleri ucuzlatılmakta, ekipmanlar basitleştirilmekte veya bakımsız ve güvensiz ekipmanlar kullanılmakta ve taşeronlaşmaya gidilmektedir. Dolayısıyla zaman, maliyet ve işgücü üçgeninde ihmaller de artmaktadır. Rekabet şartlarında öne çıkabilmek için firmaların verdiği tavizler sonucu, merdiven üzerinden veya eğreti ahşap iskeleler üzerinden, taşıma özelliklerini kaybetmiş çatlamış kalaslar üzerinden, özelliğini kaybetmiş çelik borulu iskeleler üzerinden yapılan montajlar, ekipmansız olarak ağır yük kaldırmalar, risk değerlendirilmesi yapılmadan tedbirsiz ve dikkatsiz müdahaleler yaptırılmakta, sonuçta da iş kazaları oluşmaktadır.

6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası 30 Haziran 2012 tarih ve 28339 sayı ile Resmi Gazete’de yayımlanmıştır. Yasa; getirdiği yeni düzenlemeleri, 50’den çok çalışanı olan tehlikeli ve çok tehlikeli sınıfta yer alan işyerleri için yayımı tarihinden itibaren altı ay sonra (1 Ocak 2013) yürürlüğe koymuştur. 50’den az çalışanı olan tehlikeli ve çok tehlikeli sınıfta yer alan işyerleri için yayımı tarihinden itibaren bir yıl sonra (30 Haziran 2013) yasa geçerli kılınmıştır.

Ayrıca sektör, iş güvenliği açısından yer aldığı tehlike sınıflarına göre değerlendirilmesinde; parça ve aksam üreticileri açısından tehlikeli, montaj ve bakım açısından ise “çok tehlikeli” sınıfına girmektedir.

Yani bir asansör montaj veya bakım firmasında 1 kişi çalışsa da çok tehlikeli sınıfa girmekte ve 1 Temmuz 2013 tarihinden itibaren yükümlülükleri başlamış bulunmaktadır.

Sektörün faaliyetlerindeki tehlikeleri işçi sağlığı ve güvenliği açısından 4 gruba ayırabiliriz:

- Düşmeye Karşı Korunma - Asansörün Hareketi Sırasında Korunma - Enerjinin Kontrolü ve Korunma - Tehlikeli İşlemler ve Korunma

Düşmeye Karşı Korunma Yöntemleri

Düşmeye karşı üç tip koruma mevcuttur.

1- Korkuluk: Bu yöntem, düşmeye karşı koruma için temel yöntemdir. Asansör kuyu girişleri, yürüyen merdiven ve bantların alanları düşmeye karşı korkuluklarla kontrollü olarak kapatılmalıdır. Standartlara uygun korkuluk sistemi için temel özellikleri şöyle sıralayabiliriz:

- En az 100 cm yüksekliğinde üst korkuluk ve üst korkulukla zemin arasında orta korkuluk bulunmalı.

- Dikmeler arasındaki azami mesafe 2.5 m olmalı. - Her yönde 100 kg’lık yüke dayanıklı olmalı. - En az 15 cm yüksekliğinde tekmelik bulunmalı.

Min. 1.0 m yüksekliğinde

15 cm

2- İşçi Yakalama Tertibatı: Emniyet kemeri+darbe emici ip+emniyet halatı yeterli korkuluk olmadığında ve iskele üzerinde çalışılırken tercih edilmelidir. Düşmeye karşı koruma için ekipmanlar sertifikalı ve gerektiği gibi giyilmiş ve ek aparatlarla donatılmış olmalıdır. Düşmeye karşı uygun koruma örnekleri kapsamında resimde görüldüğü gibi ekipmanlar kullanılabilir.

Kendinden kilitlenebilen çengel kancalar

Düşmeye karşı koruma ekipmanı sertifikalı

Emniyet kemeri, iskele elemanlarına bağlanmamalıdır. Kuyu tavanına yeterli mukavemete sahip dübel çakılmalı; dübele can halatı bağlanmalı; kanca, karabina, şok emici halat, halat frenleme sisteminden geçirilmiş olan düzeneğe emniyet kemeri bağlanmalıdır. Bu işlemi iskele üstündeki her elemanın aynı şekilde bağımsız olarak yapması gerekmektedir.

Hatalı uygulama örneklerinden bir kaçı aşağıdaki resimlerde görülmektedir.

Asansörün Hareketi Sırasında Korunma

Bir kuyuda çalışırken, üniteler tam kontrol altında tutulmalıdır. Kuyuya girilmeden önce kabin hareketlerinin kontrol altına alınması, test edilmesi, onaylanması ve teknisyen kuyudan çıkana kadar kontrol dışına çıkmaması sağlanmalıdır. Asansörün hareketi sırasında korunma sağlanabilmesi için; kat kapısının, acil durdurma ve revizyon şalterinin doğru şekilde çalıştığı onaylanmalıdır. Bunun için de aşağıdaki kriterler izlenmelidir:

- Bir seferde yalnız bir emniyet devresi ve elemanı onaylanmalıdır. - Onaylama çalışması sırasında daima asansöre hareket etmesi için bir kumanda verilmelidir.

Kabin üstüne giriş ve kabin üstünden çıkış, kuyu dibine giriş ve kuyu dibinden çıkış için emniyetli çalışma prosedürleri yazılmalıdır. Tüm ilgili işçilere bunun eğitimi verilmelidir. Bu uygulama kontrol edilmelidir.

Enerjinin Kontrolü ve Korunma

Elektrik tesisatı standartlara ve bilimsel normlara uygun yapılmadığı takdirde çok tehlikeli olabilmektedir. Gözle görülmediği için çoğu zaman farkında olunmamakta veya önemsenmemektedir. Bu yüzden tesisat koruma cihazları hem canımızı hem de malımızı koruması için elzem birer materyaldir. Koruma cihazlarının en önemli görevi, insanları elektrik risklerine, kaçak akıma karşı, malları ise kısa devre ve fazla yüklü elektrik devrelerine karşı korumaktır. Fakat bu korumanın güvenli bir şekilde yapılabilmesi için koruma cihazları, koruyacağı devrenin akım yüküne göre hesaplama yapılıp ayarlanmalıdır. Koruma cihazları her devrenin başlangıcına monte edilmelidir.

Organlarımız iki çeşit kas ile hareket ederler: Beyin tarafından kumanda edilen motor kaslarımız; ayaklar ve kollar. Otomatik refleksli, kendi kendine çalışan kaslarımız; kalp ve ciğerlerimiz. Eğer kaslarımız kazara ve belli bir süre elektrik akımının etkisinde kalırsa, kısaca ağır elektrik çarpılması meydan gelirse, beynimizin kaslarımızı kontrol etmesi çok

3- Düşmeyi Önleme Sistemi: Ağ ve benzeri sistemlerden (korkuluk ve işçi yakalama tertibatı bulunmadığında düşünülebilir) oluşmaktadır. Bu sisteme bir örnek yan tarafta görülmektedir.

6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası 30 Haziran 2012 tarih ve 28339 sayı ile Resmi Gazete’de yayımlanmıştır. Yasa; getirdiği yeni düzenlemeleri, 50’den çok çalışanı olan tehlikeli ve çok tehlikeli sınıfta yer alan işyerleri için yayımı tarihinden itibaren altı ay sonra (1 Ocak 2013) yürürlüğe koymuştur. 50’den az çalışanı olan tehlikeli ve çok tehlikeli sınıfta yer alan işyerleri için yayımı tarihinden itibaren bir yıl sonra (30 Haziran 2013) yasa geçerli kılınmıştır.

güçleşmekte hatta tamamen kontrolü kaybetmektedir. Bu durumda elektrik çarpılmasına maruz kalan organlarımız işlevlerini durdurmakta, ciğerlerimiz havasız, beynimiz oksijensiz kalmakta ve kalbimizin durmasıyla ölümcül bir kaza meydana gelmiş olmaktadır.

Herhangi bir çalışmaya başlamadan önce, tehlikeli enerji durumları tanımlanmış olmalıdır. Enerji kapatılmalı; yani “sıfır enerji durumu”na getirilmesi sağlanmalıdır. Sıfır enerji durumu; tekrar tehlike durumu oluşturmaması amacıyla tehlikeli enerjinin kontrolü ya da yok edilmesi olarak tanımlanır.

Teknisyen, ünite üzerinde herhangi bir çalışma yapıyor ise ve gerekmiyorsa korunma amacıyla şu aşamalar izlenmelidir:

- Ünite, sıfır enerji konumuna getirilmeli ve güç kaynağı kilitlenmeli, etiketlenmelidir. - Ünite, kilitleme kapasitesine sahip olabilmeli ya da üniteyi korumak için alternatif bir metot (örneğin sigortaları kaldırmak) kullanılmalıdır. - Test aygıtının (örneğin ölçü aleti) ünitenin testinden önce doğru çalıştığı kontrol edilmiş olmalıdır. - Tüm cihazın güç kaynağı kilitlendikten ve etiketlendikten sonra sıfır enerji konumu kontrol edilmiş olmalıdır.

Enerji kontrolü sırasında karşılaşılabilecek tehlikeleri ise şöyle sıralayabiliriz:

- Kısa devre köprüleme hataları - Yetersiz kablolama - Açıktaki elektrik içeren parçalar - Kötü izolasyonlu teller - Topraklanmamış elektrik sistemleri ve aletleri - Aşırı yüklenen devreler - Hasarlı elektrikli alet ve ekipmanlar - Yanlış kişisel koruyucu donanım ve aletlerin kullanılması

- Tehlikeli enerjinin kontrol edilmemesi

Bu tehlikeler karşısında alınması gereken elektrikte korunma tedbirleri de şunlardır:

- Uygun topraklama - Sigortalar ve devre kesicilerin kullanımı - Canlı akım içeren parçaların korunması - Kilitleme-etiketleme - Kısa devre köprüleme-etiketleme - Esnek kabloların uygun şekilde kullanımı - Elektrik panolarının kapatılması - Elektrik tesisat kablolarının izolasyon renk kullanımı - Eğitim

Köprü ve şöntler için ise ayrıca korunma uygulamaları yapılması gerekmektedir. Bu korunma yöntemleri de şöyle sıralanabilir:

- Köprü ve şöntlerin yapılmasına ya da emniyet devresini atlamaya, yalnızca başka bir çare yoksa müsaade edilmelidir. - Her çalışan eğitim almalı ve bu eğitim kayıt altına alınmalıdır. - Her köprü iletkeni üzerinde etiket bulunmalı ve bu etiket köprüyü yapan işçiyi tanımlamalıdır. - Köprü ve şöntleri kullanmadan önce halkın kullanımını önlemek için ekipman servis dışına alınmalıdır. - Emniyet devrelerini atlamadan önce kabinin düşük hızda veya revizyon hızında çalışabileceğine emin olunmalıdır.

- Eğer kuyuda çalışılıyorsa acil durdurma mekanizmasının devre dışı olmadığına dikkat edilmeli; asla kat ve kabin kapıları aynı zamanda köprülenmemelidir. - Montajda ve modernizasyonda yapılmış olan köprülerin kullanımı köprünün yapıldığı yerde bulunan kayıt kartı ile kontrol edilmelidir.

Tehlikeli İşlemler ve Korunma

İster imalat ortamında, ister malzemelerin yüklenmesi/ taşınması/indirilmesi aşamasında, ister montaj aşamasında ister ki bakım-onarım sırasında tehlikeli işlemlerle çok sık karşılaşılır. Bu tehlikeli işlemleri, asansörlerin kurulum hazırlığı, montajı ve bakım-onarım aşamalarını dikkate alarak şöyle adlandırabiliriz:

- Malzemelerin imalatı aşamasında kesme, taşlama, taşıma, kaldırma, istifleme yükleme, alet ve edevat kullanımı işlemleri. - Montaj aşamasında iskele üzerinde montaj, malzeme yükleme, ekip çalışmasındaki koordinasyon, malzeme taşıma, kaldırma, indirme, istifleme alet ve edevat kullanımı işlemleri. - Bakım-onarım aşamasında, halat değişimi, kabini/ makineyi kaldırma işlemleri, riskli onarım işlemleri.

Tehlikeli işlemler özellikle yük kaldırma işlemleri sırasında alınabilecek kolay ancak oldukça önemli ve etkili korunma önlemleri bulunmaktadır. Elle yük kaldırma işlemlerinde şunlara dikkat edilmelidir:

- Malzemelerin kaldırılması sırasında mekanik araçlardan yararlanılması. - Elle kaldırılıp indirilme sırasında vücudun bel hizasından eğilmesi yerine dizler kırılarak çömelmek suretiyle; sırtın yere dik durması sağlanarak yükün kaldırılıp indirilmesi. - Bir kişi en fazla 25 kg. ağırlık kaldırmalı.

Ekipman ile yük kaldırmada ise şu kurallara uyulmalıdır: - Vinçle yapılan çalışmalarda hiçbir şekilde kaldırılan veya bir yerden bir yere taşınan yükün yakınında ve altında bulunulmamalı. - Yük üzerine kesinlikle binilmemeli, boş halat veya kancalara asılmamalı. - Vinçlerle kaldırma kapasitesinin üzerinde yük kaldırılmamalı. - Forkliftler, yüksekte çalışmayı temin maksadı ile üzerine palet konulmak suretiyle seyyar platform olarak kullanılmamalı, bunun yerine güvenlik şartları sağlanmış özel platformlar kullanılmalıdır. - Kaldırma makineleri ve araçları her çalışmaya başlamadan önce, operatörleri tarafından kontrol edilmeli; çelik halatlar, zincirler, kancalar, sapanlar, kasnaklar, frenler ve otomatik durdurucular yetkili A tipi muayene kuruluşu tarafından periyodik olarak kontrol edilmeli ve bir kontrol raporu düzenlenerek işyerindeki özel dosyasında saklanmalıdır.

Tehlikeli işlemlerde kaza riski yüksek örneklerden ikisi aşağıda yer almaktadır.

İskelelerde Tehlikeli Hareketler Ülkemizde birkaç uluslararası firma haricinde asansör kuyusu içerisine iskele kurularak montaj yapılmaktadır. İskelenin tasarımı ve malzemeleri uzman bir mühendis tarafından onaylanmalıdır. İskele elemanları, imalatçının tavsiyelerine göre kurulmalı, iskele uygun kurulum onayı ve malzeme hatalarının tespiti için yetkili biri tarafından kontrol edilmelidir. Hata var ise iş başı yapılmadan önce düzeltilmiş olmalıdır. İskeleler çelik boru olmalı ve kuyu boyu yüksekliğine göre iskelenin kendi ağırlığı ve üzerinde çalışılacak ağırlık da göz önüne alınarak iskele dikmelerinin et kalınlığı ve çapı hesaplanmalıdır. Gerekirse kuyu boyuna uygun belli yüksekliğe kadar kademeli iskele kurularak çözüm geliştirilmelidir. Genel olarak iskeleler sabit ve hareketli olmak üzere ikiye ayrılır. Buna göre de korunma amacıyla uyulması gereken belli standart ve kurallar vardır. Sabit iskeleler için bu temel kurallar şunlardır:

- Kurulum öncesi iskele alanı temizlenmelidir. - Uygun giriş ve çıkış olmalıdır. Tüm lata platformlar, aralarında en az 300 mm olacak şekilde üst üste bindirilmelidir veya hareket etmeleri sabitlenerek önlenmelidir. - İskele lataları, uç desteklerini en az 150 mm en fazla 300 mm geçmelidir ve destek kullanılarak tespit edilmelidir. - İskele meyil veya harekete karşı sıkı ve sabit tespit edilmiş olmalıdır.

- Uygun korkuluk sistemi ve ayak çıtası monte edilmiş olmalıdır. - Baş üstü koruması olmalıdır. - Tüm iskele binaya sabitlenmelidir. - İskele statik enerjiye karşı topraklanması yapılmalıdır. - El aletleri, malzeme vb. platformlar veya iskeleler üzerine dikkatli yerleştirilmelidir.

Hareketli iskele ya da platformda korunma amacıyla alınması gereken önlemleri de şöyle sıralayabiliriz:

- Hareketli iskelelerin ve platformların montajı eğitimli ve yetkili kişiler tarafından yapılmış olmalıdır. - Hareketli iskele ve çalışma platformunun etkili çalışma kapasitesi belirlenmiş olmalıdır. - Hareketli iskelenin ya da çalışma platformunun yıpranmış emniyet mekanizmaları, hareketli iskelenin ve çalışma platformunun düşmesini engellemek için gözden geçirilmiş olmalıdır. - Tüm hareketli platformlar emniyetli çalışma için regülatör ve regülatör halatına sahip olmalıdır. - Kurulum ve sökümün en alt katta yapılmasına dikkat edilmelidir. - Standard korkuluklar ve ayak çıtaları monte edilmiş olmalıdır. - Uygun baş üstü koruması olmalıdır. Sesli/görsel alarmla donatılmış olmalı. (kabinin hareketini 5 saniye geciktirmelidir.) - Kaldırma mekanizmasından bağımsız yedek emniyet mekanizmalarıyla donatılmış olmalıdır. - Tüm yedek emniyetler günlük test edilmeli ve bakımları kayıt edilmelidir.

ASANSÖR KONTROLÜNDE İŞÇİLER İÇİN GENEL KURALLAR

- Yetkiniz ve bilginiz dâhilinde müdahalede bulunun. - Yapacağınız çalışmayı bildirin. - Çalışmaya başlamadan önce toprak kaçağı devre kesicilerini test edin. - Ölçü veya test cihazı ile elektrik olup olmadığını, varsa nerede olduğunu kontrol edin. - Topraklamaların uygun şekilde yapıldığından emin olun. - Enerji için gerekli kablo uzatmalarında mutlaka klemens vb. bağlantı elemanı kullanın. - Su birikintisi olan yerlerde elektrik işlerinde çalışmayın. - Yüksek gerilime haiz pano kapaklarının kapalı olduğundan emin olun. - Elektrik çarpması durumunda şantiye sorumlularına ve şirketinize haber verin. - Aydınlatmanın yeterli olduğundan emin olun. - Çalışma yaparken tüm takılarınızı çıkartın. - Çalışma sırasında müzik dinlemeyin. - Aşınmış ve izolasyonu hasar görmüş alet ve edevat kullanmayın. - KKE’lerinizi mutlaka kullanın (eldiven, emniyet gözlüğü, baret...)  - Fişsiz ve prizsiz açık uçlu kablolarla seyyar lamba, elektrik ocağı gibi elektrikli cihaz ve makine kesinlikle kullanmayın.

Kabin üstündeki işçi yandaki kuyu dibinde çalışan işçinin kafasına çekiç düşürür.

Bitişik kuyularda veya alt alta çalışılan durumlarda, üst kısımda çalışan işçi yandaki kuyu dibinde veya altta çalışan işçinin kafasına alet veya malzeme düşürebilir. Tedbir alınması gerekir.

Malzemelerinin indirilmesi/ yüklenmesi ve depolanmasında emniyetsiz ve tehlikeli hareketlerde yaralanmalar meydana gelir.

ASANSÖRLERDE ENERJİ VERİMLİLİĞİ

Bülent Çarşıbaşı Elektrik Mühendisi EMO İzmir Şubesi Asansör ve Elektromekanik Taşıyıcılar Komisyonu Başkanı

Ş ehirleşmenin yoğun bir şekilde devam ettiği ülkemizde dikey yapılaşmanın da buna paralel olarak artması, modern alışveriş merkezlerinin hızla çoğalması, elektronik teknolojisinin son yıllarda elektromekanik sistemler içerisinde uygulanmasının pratik ve ekonomik hale gelmesi nedeniyle asansörler günlük hayatımızın vazgeçilmez bir parçası haline gelmiştir.

Önceleri sadece elektrik motorlarının çektiği güç olarak değerlendirilen asansörlerin enerji tüketimlerinde fazla dikkati çekmediği görülmektedir. Bugün ise durum farklıdır.

Çok sıhhatli bir istatistiğin olmadığı ülkemizde ruhsatlı asansör sayısının yaklaşık 300 bin adet olduğu, yasal olmayan yani inşaat ruhsatı olmayan ve dolayısıyla asansörlerinin de ruhsatsız olduğu binalarda asansör sayısının da 150 bin adet olduğu tahmin edilmektedir.

Denetimsiz olduğu için sağlık ve güvenliği olmayan verimsiz fazla enerji tüketen bu asansörlerle birlikte toplam 250 bin adet asansör olduğunu varsayalım. Sadece elektrik projelerinde asansör motoru olarak yaklaşık 7,5 kilovaatlık (KW) bir güç olarak dikkate alındığında 250.000 x 7,5= 1.875.000 KW yani 1.875 megavaatlık (MW) bir kurulu gücün varlığından ya da tahsisinden söz edebiliriz.

Avrupa Asansörcüler Birliği’nin (European Lift AssociationELA) yapmış olduğu araştırmada; bir konut asansörünün yılda 800 kilovat saat (kWh) elektrik tükettiği hesabıyla, ülkemizde bugün için ruhsatlı ve ruhsatsız asansör sayısının 250.000 adet olduğunu varsayarak yıllık enerji tüketimlerinin toplam 200 gigavaatsaat (gWh) olarak hesaplayabiliriz. 128 MW güç kapasitesindeki Hirfanlı Hidroelektrik Santralı’nın yıllık üretiminin de 400 gWh olduğunu biliyoruz.

Asansörler Gözardı Ediliyor

Binalar da tüketilen elektriğin yaklaşık yüzde 1.5’inin asansörler tarafından tüketildiği yapılan hesap ve incelemelerden anlaşılmaktadır. Enerji Verimliliği Kanunu kapsamında yürürlüğe giren yönetmelik ve tebliğler incelendiğinde asansör ve yürüyen merdivenlerle ilgili bir mevzuata rastlanmamıştır. Yıllık 200 gWh tüketimi olan asansörlerin Enerji Verimliliği Kanunu kapsamında değerlendirilmemesi dikkat çekici bir durumdur.

Bilindiği gibi, söz konusu kanunla, enerjinin etkin kullanılması, israfın önlenmesi, enerji maliyetlerinin genel ekonomi üzerindeki yükünün hafifletilmesi ve çevrenin korunması için enerji kaynaklarının ve enerjinin kullanımında verimliliğin artırılması amaçlanmıştır. Bu amaç kapsamında asansör sektöründe sadece sağlık ve güvenliği ilgilendiren konulara ağırlıklı verilmesi ve bu konulara ilişkin teknik ve mevzuat çalışmalarının gerçekleştirilmesi yeterli değildir. Dünyamızın geleceğini tehdit eden enerji kaynaklarının azalması ve dünya ikliminin yaşanmaz hale gelmesini önleyecek tedbirlere ülke olarak bizim de katkıda bulunmamız gerekmektedir.

Türkiye insan sağlığını ve güvenliğini korumanın yanı sıra enerji verimliği için de bütün sektörlerde olduğu gibi asansör ve yürüyen merdiven alanında da dünya standartları ve kalitesini yakalamak zorundadır. Bunun doğal sonucu olarak asansörlerde enerji verimliliğinin dikkate alınmamasını, bizler ve Odamız, bu konunun mevzuatlar dışında kalmasını uygun görmemektedir.

Enerji verimliliği ile ilgili çıkan yönetmeliklerde; konutların müşterek mahallerinde, merdivenlerinde merdiven otomatiği yerine hareketli sensör kullanılması, kalorifer tesisatları borularının yanı sıra vana ve flanşların da yalıtılması gibi incelikle düşünülen tedbirlerin asansörler ve tesisatları ile ilgili hiçbir hükmü içermemesi ilginçtir.

Sanırım asansörün sadece bir elektrik motoru olarak o kapsama girebileceği mi düşünüldü acaba? Bilemiyorum. Aslında en büyük tüketimin (yaklaşık %70-80 civarında) asansörün bekleme (stand by) konumunda gerçekleştiği herhalde araştırılmamış. Avrupa Birliği (AB) verimliliğin artırılmasına yönelik olarak 2002/91/EC sayılı “Binaların Enerji Performansı Direktifi”ni yayınlamıştır. Bu direktif, hem mevcut binalarda, hem de yeni binalarda enerji performansının artırılması ve düzenli bir denetim mekanizması kurularak binalarda enerjinin daha verimli kullanılmasını amaçlamaktadır.

Avrupa’da asansörlerin daha teknolojik ve bakımlı olmaları nedeniyle bu yönetmeliklere dâhil edilmemesi belki düşünülebilir. Ülkemizde ise verimsiz motorlu, çift hızlı, montajları uygun yapılmayan asansör sayısı toplam asansör sayısının yüzde 80’inin üzerindedir.

Avrupa bile yeni yapılacak düzenlemelerde tüm enerji tüketen sistemlerin bu yönetmeliğe ilave edilmesi ile ilgili ciddi bir çalışmaya girmiştir. Ülkemizde de 5 Aralık 2008 tarih 27075 sayı ile çıkan ve uygulanamayan 1 Nisan 2010 tarih 27539 sayı ile revize edilen “Binalarda Enerji Performans Yönetmelikleri” incelendiklerinde neredeyse her binanın vazgeçilmezi haline gelen asansörlerle ilgili verimlilik çalışması bulunmadığı görülecektir. Aralık 2009’da uygulaması başlayan bu yönetmelikte binalara “Enerji Kimlik Belgesi” verilmesi zorunlu hale gelmiştir. Enerji yöneticisi eğitimlerinin istenilen düzeyde yapılamaması nedeniyle yeni yapılan projelerde 1 Temmuz 2010’dan sonra zorunlu hale getirilen bu belgenin, mevcut binalarda da 2017 yılına kadar çıkartılması gerekmektedir.

Bu belge ile binalar A, B, C, D, E, F, G olarak 7 sınıfta değerlendirilecektir. Yeni binalarda en az C sınıfı kimlik belgesi olması zorunlu kılındığından asansörler de binaların enerji kimlik belge sınıfını etkileyecektir.

AB’de Taslak Hazırlığı

Asansör sistemlerinin verimliliği konusunun mevzuatlara girmesi yönünde beklenen bir çalışma da, AB’nin 2005/32/ EC sayılı “Enerji Kullanan Ürünler (EUP) Yönergesi”dir. Temmuz 2005’de Avrupa Parlamentosu tarafından yürür-

lüğe sokulan bu yönerge, enerji kullanan ürünlerin üretimden, yok edilmesine kadar tüm yaşam döngüsü içinde, daha çevre dostu ve daha verimli tasarlanması için gerekli kriterleri içermektedir.

Ürünlerin, CE sertifikalandırılmasına benzer bir şekilde “EUP Sertifikası” ile etiketlendirilmeleri istenmiştir. Ayrıca AB’nin gündeminde, kısmen sonuçlandırılmış ve halen inceleme safhasında olan EN ISO 25745 olarak kodlanan “Asansör ve Yürüyen Merdivenlerde Enerji Performansı Taslağı” bulunmaktadır.

Bu standardın amacı, sistemlerde harcanan enerji miktarlarını en aza düşürerek sistemden en yüksek verimi alabilmek ve bu konu hakkında kullanıcıları bilgilendirmektir. Standart iki bölümden oluşmaktadır:

- Enerji Ölçüm ve Uygunluk - Enerji Verimliliği

“Enerji Ölçüm ve Uygunluk” bölümü normal çalışma durumundaki tüm enerji çalışmalarını kapsamaktadır. Bunlar taşıma, kabin aydınlatması, fan, alarm sistemi ve benzerini kapsamaktadır. Yani asansör ve yürüyen merdiven sistemlerinin enerji tüketimlerini ölçme konusundaki bilgilere yer almaktadır.

Bu bölümde asansörlerin enerji tüketimlerini ölçmek için metotların yanı sıra tüketim tahminlerinin, çalışma sırasındaki değerlerle uyumluluğunu doğrulayacak metotlar da yer almaktadır.

Asansörlerin enerji tüketiminin tahmini değerlerini tespit etmekte kullanılacak araçlar sunup sistem performansının artması ve daha verimli olarak çalışması için bu ölçümlerden yola çıkarak yeni araştırmalara olanak sağlanabilir.

Enerji Performansı Nasıl Ölçülüyor?

Enerji verimliliği konusundaki çalışmalar Almanya tarafından (Lifts Energy Efficiency) VDI 4707 Yönergesi ile yapılmaktadır. Bu yönerge özellikle Almanya, İsviçre ve Avusturya gibi ülkelerde “enerji performanslarını” ölçmek amacıyla uygulanmaktadır. VDI 4707’in ana başlıkları şunlardır:

- Enerji Tüketiminin Ölçülmesi (EN ISO 25745-1’e göre) - Yıllık Enerji Tüketim Tahminlerinin Yapılması - Ölçüm Değerleri Kullanılarak Asansörlerin Sınıflandırılması - Enerji Verimliliğini Artırmak için Kılavuz Bilgilendirme

Bu yönerge asansörleri günlük kullanım sıklığına, bulunduğu binanın tipine (ev, otel, hastane v.s gibi) ve binadaki kat sayısına göre 4 ana kategoriye ayırmaktadır. Bu ayırdığı kategorilerdeki asansörlerin tükettiği enerji miktarlarını, asansörün kullanıma hazır beklerken ve belli standartlar çerçevesinde hareket ederken olmak üzere iki farklı zamanda ölçer.

Günlük kullanım sıklığı değişken asansörler için de ölçümler yıllık olarak hesaplanır. Bu ölçümler sonucunda A en verimli asansör olmak üzere G’ye kadar yedi sınıfa ayrılır. Yapım aşamasındaki asansörlerin ise kullanılacağı binaya göre daha verimli ve efektif çalışması için bilgilendirir. Enerji verimliliğinde dünyada böyle çalışmalar yapılmakta iken asansör firmaları da bu konuya hassas yaklaşmaya başlamışlardır. Değişken Voltaj ve Frekans (Variable Voltage Frequency- VVVF ) sürücülü kumanda sistemleri ve dişlisiz tahrik makineli asansörlere uygun sistemler üzerinde çalışmalara başlanması bunun birer örneği olabilir.

Çift hız motor tahrikli asansör kumanda panoları hem enerji verimliliği hem de seyahat konforu açısından rakiplerinden

oldukça geri kaldıkları için artık terk edilerek son yıllarda yerlerini VVVF sürücülü sistemlere bırakmaktadırlar. Motor tipine baktığımızda ise asenkron motorlar yerine senkron motorların kullanılmaya başlanması, motorlarda dişli olmadığı için sürtünme kayıplarının azalması, boyutunun küçülmesi, yağ tüketiminin olmaması ve bakım gereksinimlerinin azalmasına neden olmuştur. Yani daha az güçle çalışan ve daha az enerji çeken motorların kullanılmasının yararları ortaya çıkmaya başlamıştır.

Rejeneratif Sürücüler Fark Yaratıyor

Asansör sürücü sistemlerinde ise pahalı olmasına rağmen teknolojisi her gün gelişmekte olan “rejeneratif sürücülerin” normal sürücülere göre uzun vadede yüzde 40’a varan enerji tasarrufu sağladığı belirtilmektedir. Kuyu, kabin, makine dairesi aydınlatmalarında ampuller, kat ve kabin butonları gibi devamlı çalışır durumda olan sistemler için led ve tasarruflu ampullerin kullanılması tercih edilmelidir.

Asansör kumanda kartlarının üretiminde de yeşil doğa dostu konseptli kumanda sistemleri ve programlanmasında performans artırıcı ve tasarruf sağlayan projeler düşünülmelidir. Örneğin uyku modu dediğimiz durumlarda yani asansörün belli sürelerde çalışmadığı durumlarda gereksiz kabin lambası, buton lambaları, aşırı yük beslemelerinin kapatılması ile enerji tüketimlerinin azaltılması sağlanabilir. Asansörlerin enerji tüketimine neden olan unsurlar; kabinin hareketi sırasında potansiyel ve kinetik enerji dönüşümü ve ısı enerjisinin açığa çıkması ile meydana gelen enerji kayıpları olarak düşünülebilir.

Odaklanacak Sistemler

Enerji verimliliği için odaklanacak noktalar ve kriterler için ısı kayıplarının oluştuğu ana maddeleri şöyle sıralayabiliriz:

- Mekanik sistemler - Tahrik sistemleri - Kontrol üniteleri - Kabinin ve karşı ağırlığın kalkış esnasında raylarda, kasnak ve makaralardaki sürtünmesi - Aktarma organlarının sonsuz vidada meydana gelen güç aktarımlarında - Mekanik frenlerin çalışma esnasındaki ısı kayıpları - Motorlardaki ısı kayıpları

“Verimlilik için Doğru Mühendislik Önemli”

Elektriksel kayıplar açısından; projelendirilmesi, tasarımı, imalatı, montaj ve bakımı bir mühendislik hizmetini gerektiren asansörler ve yürüyen merdivenlerin mesleki yeterliliği ilgili meslek odalarınca belgelendirilmiş uzman elektrik ve makina mühendislerinin yer aldığı bir ortamda yürütülmesi “enerji verimliliğinin” desteklenmesi anlamında önemli bir olgudur. Bu konunun kamu denetimi dışına taşırılması ile ilgili yapılan çalışmalar ise kesinlikle yanlıştır.

Enerji tüketimi, enerji verimliği artırılarak azaltılmalıdır. Enerji tüketimi doğru teçhizatlar kullanılarak ve asansör trafik yoğunluğunun tasarımından başlayarak doğru projeler yaparak sağlanılır. Konu ile ilgili yasal düzenlemeler ve yönetmelikler bir an önce çıkartılıp uygulanmaya başlanmalıdır. Yeni düzenlenecek yönetmeliklerde, mühendislerin yok sayılması, diğer kanunların da göz ardı edilmesi hususunda yeni yanılgılara düşülmemelidir. Ulusal mevzuatlarımız henüz bu koşul ve kurallara uygun hale gelmemiştir. Bu bir süreçtir. Yönetmelikler, mevzuatlar salt ticari amaçlarla yürürlüğe sokulmamalıdır.

Asansör Alanında Elektrik Mühendisinin İstihdamının Can ve Mal Güvenliği Açısından Zorunluluğu Yargı Kararıyla Saptandı…

MESLEK ÖRGÜTLERİ VE ASANSÖR

M. Zeki İşlekel EMO İzmir Şube Hukuk Müşaviri

Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın çabaları ile içinden çıkılmaz hal alan asansör mevzuatı, Danıştay 10. Dairesi’nin son kararları ile Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) tarafından önceden çözümlendiği noktaya, yani mantığın gösterdiği noktaya doğru evirilmeye başladı.

Asansör yapımı ve işletmesi aşamalarının da içinde yer aldığı “yapıların proje ve uygulamasının denetlenmesi” olgusu bir problem olarak her zaman karşımıza çıktı. Türkiye bu konuda yapıların mimar ve mühendislerin tasarım ve uygulama sorumlulukları içerisinde yapıldığını ya da yapılması gerektiğini, müteahhitlerin sadece finansör olduğu gerçeğini hiçbir zaman kabul etmedi.

İnsanların barınma ihtiyaçlarının karşılanması; ancak estetik ve mühendisliğin bir araya gelmesi ile çözümlenebilir. Bu nedenle yapılar ve onların ayrılmaz parçaları (asansör vb.) estetik olarak tatmin edici olduğu gibi mutlak olarak güvenli olacak şekilde tesis edilmeli ve işletilmeli; kamu tarafından da denetlenmelidir. Kamu tarafından yapılan bu denetim kamusal denetimdir.

Aynı şekilde işveren olarak devletin kamu görevlisinin işine son vermesi, ancak kanunda belirtilen hallerle sınırlı tutulmuştur. Görevinden haksız olarak çıkarılan kamu görevlisi işine dönmektedir. Hatta işine iade edilmemesi durumunda; ayrıca tazminat hakkı olduğu gibi ayrıca amiri hakkında görevi ihmal veya suistimal suçu oluşmaktadır. En son Torba Yasa olarak adlandırılan yasa ile yapılan aksi yöndeki düzenleme de Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiştir.

Özel hukuk çalışanı, kamu görevlisinin belirtilen haklarının hiçbirine sahip değildir. Her ne kadar İş Kanunu 18. Maddesi’nde işverenin çalışanının iş akdini sonlandırması için geçerli mazeretinin bulunması gerektiği belirtilse dahi; bu hak mahkeme tarafından iadesine karar verildiğinde ve işveren tarafından işe başlatılmadığında işçiye sınırlı bir tazminat hakkı vermektedir. Ayrıca 18. Madde’nin uygulanabilmesi için işyerinde en az 36 kişinin çalışması gerekmektedir.

Kamusal denetim, mutlak olarak kamu organları tarafından, kamu görevlileri vasıtası ile yapılır (Anayasa-Madde 128). Ancak 1980’lerden itibaren ülkemizde siyasi iktidarlar “kamusal denetimi” tam deyimi ile piyasalaştırmayı amaç edinmişlerdir.

Ancak, ücreti denetlenen tarafından ödenen ve denetleyecek olanları seçim hakkını da veren bir sistemde bir de çalışanlara ek güvenceler vermezseniz kamusal denetimin olmazsa olmaz koşulu “tarafsızlık” ilkesini büyük ölçüde risk altına atarsınız. Ya da ceza hukuku deyişiyle “Zehirli ağacın meyvesi de zehirli olur” dedirtirsiniz.

Anayasa’nın 128. Maddesi; kamu görevlilerinin nitelikleri,

atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve yetkileri, aylık ve

ödenekleri ile diğer özlük işlerinin kanunla düzenleneceğini

hüküm altına almıştır. Anayasa’nın 128. Maddesi’nin

getirdiği “Kanunla Düzenlenme” ilkesinin kamu görevlilerinin işinin yürütümünde güvence sağladığı açıktır. Kamu görevlisi için alaca-

2008 yılından itibaren

ğı ücret kanunla belirlenmiştir. Kanunla

asansör sektöründe

düzenlenme ilkesi, kamu görevlisine “amirlerinden bağımsız davranabilme” yeteneğini vermektedir. Kanun bu niteliğe çok büyük önem vermiştir. Örneğin

gözlenen olgu; gerek asansör firmalarında gerekse yetkili servislerin bünyelerinde görev

kamu görevlisi “Kanuna aykırı emre yapan elektrik mühendislerinin

uymamakla yükümlüdür” (Türk Ceza

işlerine son verildiği, özellikle

Kanunu Madde 24). Keza kamu görevlisine görevi sırasında öğrendiği suçu yetkili makamlara bildirme görevi de yüklemiştir (Türk Ceza Kanunu Madde 279).

bakım aşamasında işlemlerin elektrik mühendisi olmaksızın yürütüldüğü

şeklindedir.

Yapıların, yapı ayrılmaz parçalarının ve hülasa tüm olarak mühendislerin yetki ve sorumluluğunda gerçekleşmesinin kontrolünü sağlamak; genel olarak kamunun görevi içerisindedir. Kamusal denetimin “kamu hizmeti” boyutunu bir tarafa bırakarak, sadece karlılık boyutu üzerinden yapan özel sektör faaliyeti olan görüşün ülkemizde yarattığı felaketler ortadadır.

Anayasa Mahkemesi ve Danıştay bu nedenle “Denetimle Görevli” özel şirketlerin kamusal denetim yetkisine ve sorumluluğuna sahip olamayacağını, çalışanların bir takım yasa maddeleri ile ceza sorumluluğuna sahip olmalarına dair düzenlemelerin bu şirket çalışanlarını “kamu görevlisi” statüsüne sokamayacağını; bu nedenle de örneğin 4708 Sayılı Yapı Denetim Hakkında Kanun’a ilişkin vermiş olduğu 2001/377 E ve 2002/59 K sayılı kararında “yapı denetim kuruluşlarının kamusal yetki ve sorumluluklarının olmadığı, aslında bir kamu hizmeti de yapmadıkları sadece ilgili idareye yardım eden muhbir olarak nitelendirilebilecek kuruluşlar olduğunu” belirtmiştir.

Asansör A tipi muayene kuruluşları da aynı yapıda kuruluşlardır.

Asansörlerin imali montajı ve işletme ve bakımı konusu 1989 yılından itibaren Bakanlık tarafından sürekli olarak yeniden, yeniden yapılan düzenlemelere konu olmuştur. 1989 yılı öncesi asansör, sadece elektrik, elektrik-elektronik mühendisleri tarafından tasarlanan ve uygulama sorumluluğu üstlenilen bir ihtisas alanıdır.

Ancak 12 Mayıs 1989 tarih ve 20163 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Asansör Yönetmeliği ile asansörler makine ve elektrik mühendisleri tarafından “birlikte” tasarlanan ve uygulama sorumluluğu üstlenilen, işletme ve bakım sorumluluğu üstlenilen bir alan olarak düzenlenmiştir.

1989 tarihli Yönetmelik, 20 Aralık 1995 tarih ve 22499 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan yönetmelik ile değişmiştir. Söz konusu yönetmelikte de elektrik ve makine mühendisinin birlikte çalışması esası devam etmiştir. Bu esas 15 Şubat 2003 tarih ve 25021 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan yönetmelikte de korunmuştur.

Ancak 18 Kasım 2008 tarih ve 27058 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Yönetmelikte bu esastan ayrılınmış ve gerek asansör firmaları için gerekse yetkili servis için “Elektrik Mühendisi” bulundurma koşulundan bahsedilmemiştir. Keza yönetmelik 5 Kasım 2011 tarih ve 28106 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan yönetmelik ile değiştirilmiş ise de 2008 tarihli Yönetmelik’te belirtilen esaslar korunmuştur. Yani Elektrik Mühendisi çalıştırma zorunluluğundan hiçbir şekilde bahsedilmemiştir.

2008 yılından itibaren asansör sektöründe gözlenen olgu; gerek asansör firmalarında gerekse yetkili servislerin bünyelerinde görev yapan elektrik mühendislerinin işlerine son verildiği, özellikle bakım aşamasında işlemlerin elektrik mühendisi olmaksızın yürütüldüğü şeklindedir.

Danıştay 10. Dairesi 2009/771 ve 2014/3638 sayılı kararı ile asansör firmalarında ve yetkili servislerinde elektrik mühendisi bulundurulmasını zorunlu tutmayan yönetme-

lik maddelerini (can ve mal emniyeti için uygun olmadığı gerekçesi ile ) iptal etmiştir.

Dava kamusal denetimin özel sektör tarafından algılanış biçimini göstermesi açısından ilginçtir. Hele bugünlerde üst üste gelen ve birer felaket boyutunda olan iş kazalarının nedenlerinden bir tanesini belki de en önemlisini ortaya koymaktadır. Özel sektör için önemli olan sadece ve sadece karlılıktır. Verimlilik ise ekonomik olarak getiriyi ifade eder. Yoksa hizmet kalitesi ile falan ilgisi yoktur.

Bu mantık içerisinde en akıldışı argümanlar dahi rahatlıkla savunulabilmekte ve uygulamaya konulabilmektedir. Bir asansör sisteminde elektrik mühendisinin bulunmasına gerek olmadığını ileri sürmek bir yana düşünmenin bile çok mantıklı olmadığını söylemek gerekmektedir.

Ancak maalesef böyle olmuştur. Nitekim EMO tarafından uygulamaya karşı da dava açılmış ve davada “sadece makine mühendisi imzası ile” yapılan onlarca denetim raporu örnek olarak gösterilmiştir. Dava halen devam etmektedir.

Meslek odaları, Anayasamızın ikinci kısmında “Cumhuriyetin Organları” içerisinde sayılmıştır. Nitekim sistematik olarak bakıldığında; Anayasa’nın meslek odalarına ilişkin 135. Maddesi, Cumhuriyet’in organları içerisinde yer alan meslek odalarının “İdare’nin” tam olarak İdare’de özerk yegâne organı olarak tanımlamaktadır. Anayasa’ya göre meslek odaları, organları, üyeleri arasından “yargı gözetiminde demokratik esaslara göre yapılan seçimlerle belirlenen” idari organlardır.

Anayasa’nın 135. Maddesi düzenlemeleri genel olarak meslek odalarının görevlerini düzenlerken, 6235 sayılı Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği Kanunu, özel olarak mühendislerin görev ve yetkilerini düzenlemiştir. Anayasa’nın 135. Maddesi meslek odalarının, 6235 sayılı Kanun’un 2. Maddesi TMMOB’un ve 19. Maddesi de Odaların temel görevleri arasında “mesleğin genel menfaatlere uygun olarak gelişmesini sağlamak” görevine yer vermiştir.

Yapıların, yapı ayrılmaz parçalarının ve hülasa tüm olarak mühendislerin yetki ve sorumluluğunda gerçekleşmesinin kontrolünü sağlamak; genel olarak kamunun görevi içerisindedir. Burada kamunun tek temsilcisinin bakanlık olduğunun söylenmesi mümkün değildir. Meslek odaları da kamunun bir parçasıdır ve mühendislik mesleğinin yerine getirilmesine ilişkin normları ve gerekirse uygulamaları oluşturmakla görevlidir.

Kamusal denetimin “kamu hizmeti” boyutunu bir tarafa bırakarak, sadece karlılık boyutu üzerinden yapan özel sektör faaliyeti olan görüşün ülkemizde yarattığı felaketler ortadadır. Açıkçası gerçekleşenler gerçekleşeceklerin öngörüsünü oluşturmaktadır.

ASANSÖR FİRMALARINA ELEKTRİK/ELEKTRONİK MÜHENDİSİ ZORUNLULUĞU

EMO Basın- Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) tarafından açılan 2 ayrı dava sonucunda asansör firmalarında elektrik/elektronik mühendislerinin istihdamının zorunlu olduğu yönünde karar verildi.

Danıştay, Asansör Bakım ve İşletme Yönetmeliği’ndeki “asansör monte eden” ve “yetkili servis” tanımlarını elektrik/elektronik mühendisi ibaresi içermediği gerekçesiyle iptal etti. Yine EMO tarafından açılan diğer bir dava sonucunda da Türk Standardları Enstitüsü’nün (TSE) “Yetkili Servisler-Asansörler, Yürüyen Merdivenler ve Yürüyen yolcu Bantları için Kurallar”ın (TS 12255 standardı) “Yetkili Servis” başlıklı maddesi ile “Çalışanların özellikleri ile ilgili kuralları” belirleyen maddesi Danıştay tarafından aynı gerekçe ile iptal edildi. 

Danıştay 10. Dairesi, “yetkili servis” tanımını; asansör yetkili servisleri bünyesinde elektrik-elektronik mühendislerinin görev alacağına dair düzenleme olmaması nedeniyle iptal etti. “Yetkili servisin, asansörü monte edenin, asansörlerin bakım hizmetini yürütmek için sorumluluğu kendinde olmak üzere noter huzurunda yapılan sözleşme ile yetki verdiği TSE Hizmet Yeterlilik Belgesine sahip gerçek veya tüzel kişiyi ifade ettiği” belirtilen Danıştay kararında, ilgili mevzuat incelenerek, iptal gerekçesi şöyle dile getirildi: 

“…insanların ve/veya yüklerin taşınmasına yönelik bir tertibat olan asansörlerin, uygulama sürecinde yüksek riskli sanayi ürünü grubunda yer aldığı; bu nedenle hizmete alındıktan sonra can ve mal güvenliğini sağlamak amacıyla aylık bakımları ile yıllık kontrollerinin yetkili mühendislerce yapılması gerektiği; bir başka ifade ile asansörlerin aylık bakımları ile yıllık kontrollerinin gerçek veya tüzel kişilerce istihdam edilecek Elektrik/Elektronik ve Makine Mühendisleri eliyle yapılmasının kamu yararına ve hizmetin gereklerini uygun olduğu, davalı idarece de aksinin iddia edilmediği anlaşılmaktadır. Bu durumda, Yönetmeliğin 4. Maddesi’nin 1. Fıkrası’nın (b) bendindeki ‘Asansör monte eden` ve (ğ) bendindeki ‘Yetkili servis` tanımlarında, Elektrik/Elektronik Mühendislerine yer verilmemesinde, can ve mal güvenliği açısından hukuka, kamu yararına ve hizmet gereklerine uygunluk bulunmamaktadır.”

Yine EMO tarafından TSE tarafından yürürlüğe konulan “Yetkili Servisler-Asansörler, Yürüyen Merdivenler ve Yürüyen yolcu Bantları için Kurallar” (TS 12255 Standardı) hakkında açılan davada da yetkili servis tanımı ve çalışanların özellikleri ile ilgili kuralların yer aldığı madde aynı gerekçelerle iptal edildi. Her iki madde için de iptal kararı elektrik/elektronik mühendisi zorunluluğuna yer verilmemesine dayanırken, “…tanımda Elektrik/ Elektronik mühendisine yer verilmemesinde can ve mal güvenliği açısından hukuka, kamu yararına ve hizmet gereklerine uygunluk bulunmadığı” vurgusu yapıldı.

EMO`dan Bakanlığa ve TSE`ye Uyarı

Bu yargı kararlarıyla asansör yetkili servislerinde, işletme ve bakım işlerinden sorumlu elektrik ve/veya elektronik mühendisi bulundurulması zorunluluğu saptandı. Bu zorunluluk EMO tarafından Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile TSE`ye 31 Ekim 2014 tarihinde gönderilen yazı ile hatırlatılarak, gerekli düzenlemelerin yapılması istendi. Yazıda, konunun muhatabı olan TSE ile Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın, can ve mal güvenliği sağlanması temelinde kamu yararı açısından derhal yeni düzenleme yaparak asansör firmalarında EMO tarafından yetkilendirilmiş elektrik ve/veya elektronik mühendisi istihdam edilmesinin sağlanması gerektiği anlatıldı.

A TİPİ MUAYENE KURULUŞU AKREDİTASYONU VE EMO

Hazırlayan: Emre Metin Elektrik Mühendisleri Odası Müdürü

O damız bünyesinde “akreditasyon ve A Tipi muayene kuruluşu olma konusunda” yaşanan tartışmalar eskiye

gelişmeler, Odamızın akreditasyon konusunda yeniden tartışma süreci yaşamasını beraberinde getirmiştir.

dayanmakla birlikte henüz sonuçlanmamıştır. Son olarak 18-19-20 Nisan 2014 tarihlerinde yapılan Genel Kurul’da bu konuya ilişkin olarak verilen önergenin kabul edilmesiyle Elektrik Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu’na yetki verilmiştir. Bu yetkinin çerçevesi de EMO 44. Olağan Genel Kurulu’nda delegeler tarafından verilen önerge ile şöyle belirlenmiştir:

“1-EMO, hizmet üretimini gelir getirici bir faaliyet alanı olarak tanımlamaz. 2-EMO, hizmet üretimini kamu güvenliğinin sağlanması ve meslek alanının gelişimine yönelik izleme olarak değerlendirir. 3-EMO, hizmet üretimi ile ilgili olarak kamu kurumu sıfatı ile hareket eder. İhale, yarışma vb. adlarla çıkarılan süreçlere katılmaz. 4-EMO, hizmet üretiminde mali yaklaşımını denk bütçe esası üzerinden yürütür. şeklinde bağlayıcı kurallar çerçevesinde Odamızın meslek alanımıza yönelik A Tipi Muayene Kurulu olmasının EMO örgütlülüğü içerisinde tartışılarak karar altına alınması yönünde çalışmaların yapılması için Elektrik Mühendisleri Odası 44. Dönem Yönetim Kurulu’na görev verilmesini öneriyoruz.”

EMO İzmir Şubesi’nin 15-16 Şubat 2014 tarihlerinde yapılan Genel Kurulu’na İzmir Şube Yönetim Kurulu tarafından sunulan bu alanda aşağıdaki raporda bu tartışma sürecine ilişkin gerekçeler özetlenmiştir:

“Topluma yönelik ekonomik üretim sürecinde kamu yararı kavramının yok edildiği, kamusal her türlü denetim mekanizmasının dışlandığı bir dönemde, meslek örgütü olarak Odamıza yeni görevler düşmektedir. Piyasa kavramı altında kuralsızlaşmanın önlenmesi için yürüttüğümüz mücadeleyi sürdürürken, yasal mevzuat çerçevesinde dayatılan yeni koşullarda kamu çıkarlarının korunmasının yol ve yöntemlerini de bulmamız gerekiyor. Denetimsizliğe terk edilen her faaliyet, toplumu, bireyleri, insan haklarını, doğayı tehdit eden bir mekanizma halini alıyor. Yaşanan olumsuzlukları teşhir etmek, hukuksuzlukları yargı önüne taşımak gibi sınırlı mücadele yöntemleri, sorumluluklarımızı yerine getirmek açısından yeterli olmamaktadır. Yeni süreçte, dönemin özelliklerine uygun olarak, yasal ve ilkesel çerçevenin izin verdiği ölçüde yeni kamusal denetim mekanizmalarını oluşturmak, geliştirmek zorundayız. Kamusal değerlerin çok yönlü tahribatına karşı, meslek alanımızla ilgili standartların belirlenmesinden başlayarak,

“Asansör Denetiminde Akreditasyon ve A Tipi Muayene

mevzuatın izin verdiği ölçüde, uygulamanın aktif gözetim

Kuruluşu” konusunda EMO’nun konumunu belirlemek

ve denetim sürecinde daha fazla sorumluluk üstlenmemiz

üzere örgüt içi tartışma süreci işletilmiştir. Bu konuda

gerekmektedir. Kamu hizmeti amaçlı yatırım kararlarının

ilk olarak EMO Yönetim Kurulu 31 Temmuz 2010 tarih

ve gerçekleşmelerinin denetlenmesi; kamu hizmetlerinin

ve 42/11 sayılı aşağıdaki kararı ile çalıştay düzenlenmesine

kesintisiz olarak doğa ve insan odaklı sunulmasının gözekarar vermiştir:

tilmesi gibi görevlerin uygulamaya geçirilmesi için gerekli

“Odamızın Asansör konusunda A Tipi Muayene Kuçalışmaları yapmalıyız. Bu bağlamda; kamu yararının saruluşu olma çalışmaları ile ilgili olarak Asansör

vunulmasında denetim görevinden kaçınma olanağımız

Daimi Komisyonu ve her şubeden en fazla

bulunmamaktadır.

5’er kişinin katılımıyla 16 Ekim 2010 tarihinde Odamız hizmet binasında çalıştay düzenlenmesine,”

Odamız bünyesinde

Odamızın kar elde etmek vb. ticari amaçlar peşinde koşmadan, meslek alanımızın korunması ve kamusal yararının sağlan-

“akreditasyon ve A

ması şeklinde tanımladığımız hizmet

Çalıştayda çeşitli konu başlıklarında görüşmeler yapılmış, bu görüşmeler 11-12 Aralık 2010 tarihlerinde yapılan EMO Koordinasyon Kurulu

tipi muayene kuruluşu olma konusunda” yaşanan tartışmalar eskiye dayanmakla

üretimi anlayışının gelişen koşullara göre yeniden ele alınması zorunlu bir hale gelmiştir. Piyasanın insafına ve inisiyatifine bırakılan bu alanın piyatoplantısında gündeme alınmış ve birlikte henüz sonuçlanmamıştır. saya açılması sonucu ile oluşacak kar

EMO Yönetim Kurulu’nun 24 Aralık 2010 tarih ve 42/24 sayılı oturumunda Odamızın “Asansör alanında A Tipi Muayene Kuruluşu olmamasına” oy

Bu nedenle Oda Yönetim Kurulu 22 Kasım 2014 tarihinde yeni bir çalıştay yapma kararı almıştır. Bu

ve rant merkezli ticari davranışların üretilen hizmetlerin kamu yararı açısından doğru, nitelikli ve bağımsız olmayacağı bilinmektedir. Hizmetlerin

çokluğu ile karar verilmiştir.

çalıştay sonucunda oluşturulacak özel sektöre kazanç kapısı haline geti-

Burada konu sadece asansör denetimleri özelinde tartışılmış ve Odamız asansör denetimleri alanında “A Tipi Muayene Kuruluşu” olmamıştır.

görüş ve önermeler Odamızın ve meslektaşlarımızın kamusal denetim konusunda

rilmesine karşı çıkmak için Odamızın üyeleri ile birlikte, bu sürecin izlenmesi gerekmektedir. Meslek alanımız içerisinde yer alan

yürüteceği çalışmalara ve öteden beri kamusal bir görev olarak

Ancak gelinen süreçte hem asansör denetimleri hem de diğer elektriksel ve elektronik

ışık tutacaktır.

sürdürdüğümüz asansörlerin periyodik kontrollerinin yapılması, topraklama ölçüm

mühendisliği alanındaki denetimlerde yaşanan

raporlarının hazırlanması gibi denetim faaliyetle-

rini, yeni koşullar içerisinde nasıl gerçekleştireceğimizi artık netliğe kavuşturmamız gerekmektedir.”

Ayrıca EMO adına EMO Ankara Şubesi tarafından 21-22 Eylül 2013 tarihlerinde yapılan EMO Hizmet Üretimi Çalıştayı’nda da konu ele alınmıştır. Hizmet Üretimi Çalıştayı Sonuç Raporu’nda kamu, kamusal denetim ve meslek odalarının rolü konusunda çeşitli öneri ve değerlendirmelerde bulunulmuştur. Bunları aşağıdaki şekilde özetleyebiliriz:

“- Odalarca yürütülecek hizmetlerin ve hizmet karşılığı elde edilen gelirlerin meslek, meslektaş, ülke ve toplum çıkarları doğrultusunda yürütülen çalışmaları sekteye uğratabileceği ve beraberinde ticarileşmeyi getirebileceği kaygısı maalesef geçen süre içinde bir kaygı olmaktan çıkarak gerçekliğimiz durumuna dönüşmüştür. Aidat gelirleri ve düzenli aidat ödeyen üye sayıları tüm odalarda düşmekte iken hizmet üretiminden elde edilen gelirler katlanarak artmaktadır. Bu korkunç bağımlılık bazı odaların sadece SMM odalarıymış gibi görülmesine neden olmuştur. -Can ve mal güvenliğini ilgilendiren alanlarda yürüttüğümüz mesleki faaliyetlerimizin yürütülüş koşullarının belirlenmesi, meslektaşlarımızın sicillerinin tutulması, belgelendirilmesi, faaliyetlerin gözetim ve denetim altına alınması, yetkisiz kişilerin meslek alanımıza el uzatmalarının önlenmesi, meslektaşlarımız arasında haksız rekabetin önlenmesi gibi amaçlarla, geçmişten bu yana ortaya koyduğumuz ilke ve kurallarımızın bugün de takipçisi olmaya devam etmeliyiz. - Bir meslek örgütü olarak hizmet üretimine yaklaşımımız, meslek alanımızın korunması ve üstün kamusal yararın sağlanması şeklinde ele alınmak zorundadır. Odamızın gelir elde etmek, kar sağlamak, ticari amaçlar peşinde koşmak gibi bir anlayışı hiçbir zaman olmadığı gibi bugün de böyle bir amacı hedeflemesini benimseyen meslektaşımız bulunmamaktadır. - Piyasalaşmaya yönelik bu sürecin önlenmesi için yürüttüğümüz mücadeleyi devam ettirirken, yasal mevzuat çerçevesinde dayatılan yeni koşullarda kamu çıkarlarının korunmasının yol ve yöntemlerini de bulmamız gerekiyor. Denetimsizliğe terk edilen her faaliyet, toplumu, bireyleri, insan haklarını, doğayı tehdit eden bir mekanizma halini alıyor. Yaşanan olumsuzlukları teşhir etmek, hukuksuzlukları yargı önüne taşımak gibi yöntemlerle sınırlı mücadelenin, sorumluluklarımızı yerine getirmek için yeterli olamadığı bir gerçeklikle karşı karşıyayız. Yeni süreçte, dönemin özelliklerine uygun olarak, yasal ve ilkesel çerçevenin izin verdiği ölçüde yeni kamusal denetim mekanizmalarını geliştirmek zorundayız. - Kamusal değerlerin çok yönlü tahribatına karşı, meslek alanımızla ilgili standartların belirlenmesinden itibaren, mevzuatın ve uygulamanın aktif gözetimi ile denetimi süreçlerinde sorumluluk almamız kaçınılmaz olmaktadır. Kamu hizmeti amaçlı yatırım kararlarının ve gerçekleşmelerinin denetlenmesi; kamu hizmetlerinin kesintisiz olarak doğa ve insan odaklı sunulmasının gözetilmesi gibi görevlerin somut biçimlerinin uygulamaya geçirilmesi için gerekli çalışmaları yapmak durumundayız. Kamusal alanın savunulmasında adeta yalnızlaşan meslek odalarımızdan, toplumsal olarak da talep edilen denetim görevlerinden kaçınma olanağımız bulunmamaktadır.

- Meslek alanımız içerisinde yer alan ve öteden beri kamusal bir görev olarak sürdürdüğümüz asansörlerin periyodik kontrollerinin yapılması, topraklama ölçüm raporlarının hazırlanması gibi denetim faaliyetlerini, yeni koşullar içerisinde nasıl gerçekleştireceğimizi artık netliğe kavuşturmamız gerekiyor. Yaklaşık iki yıllık bir dönem içerisinde asansör kontrolü alanından Odamızın tamamen çekilmiş olması, bu alanda önemli bir denetim boşluğu doğurmuş, bu boşluk başka meslek disiplinleri ile TSE gibi süreçte yeri bulunmayan kuruluşlar tarafından doldurulmaya başlanmıştır. Bu alanda Odamızın içerisine düştüğü çekimser tutum, kamusal bir sorumluluğun kadük bırakılmasının yanı sıra kendi meslek alanımızdan meslektaşlarımızın da dışlanması tehlikesini doğurmuştur. Ya da TSE örneğinde görüleceği gibi, üyelerimizin yetkisiz kurumların payandası haline getirilmesi söz konusudur. Bu örnek, görev ve sorumluluklarımızla ilgili olarak öğretici bir gözlem yapmamıza olanak sunmaktadır. Örgütümüzün, asansör kontrolleri başta olmak üzere, meslek alanımızdaki kamu yararı amaçlı denetim faaliyetleriyle ilgili bir an önce karar vermesi gerekmektedir. - Özellikle çalıştaya katılan ve katkı veren akademisyenlerin de dile getirdiği çalıştay formatının sempozyum gibi kurgulanmasının yarattığı sonuçlar değerlendirilmiştir. Önümüzdeki dönemlerde burada yapılan tartışmaların ışığında daha kapsamlı tartışmaların yapılması ve yol haritasının belirlenmesi gerekliliği ifade edilmiştir. Çalıştayda dile getirilen görüşler, EMO Örgütlülüğünün Geliştirilmesi Çalıştayı sonuçları ile birlikte değerlendirilerek önümüzdeki dönem daha geniş katılımlı tartışmalar yapılarak oda politikalarının belirlenmesi sağlanmalıdır.”

Sonuç olarak; Görüldüğü üzere EMO örgütlülüğü içerisinde kamusal denetim ve meslek odalarının kamusal denetim yapma yetkisi olduğu yönünde fikir birlikteliği olmakla birlikte bunun yol ve yöntemleri konusunda çeşitli önermeler mevcuttur.

Bu nedenle Oda Yönetim Kurulu 22 Kasım 2014 tarihinde yeni bir çalıştay yapma kararı almıştır. Bu çalıştay sonucunda oluşturulacak görüş ve önermeler Odamızın ve meslektaşlarımızın kamusal denetim konusunda yürüteceği çalışmalara ışık tutacaktır.

Kamusal değerlerin çok yönlü tahribatına karşı, meslek alanımızla ilgili standartların belirlenmesinden itibaren, mevzuatın ve uygulamanın aktif gözetimi ile denetimi süreçlerinde sorumluluk almamız kaçınılmaz olmaktadır.

EMO, ASANSÖR EĞİTİMLERİ, SMM BELGELERİ VE ASANSÖR

PROJELERİ

Hazırlayan: EMO MİSEM Koordinatörlüğü

Elektrik Mühendisleri Odası tarafından Meslek İçi Sürekli Eğitim Merkezi (MİSEM) kapsamında asansör sektöründe çalışacak meslektaşlarımıza farklı türde eğitimler verilmektedir. Bu eğitimler ana başlıklar olarak aşağıdaki şeklide özetlenebilir:

a. Asansör Serbest Müşavir Mühendis (SMM) Eğitimi b. Asansör Avan Proje Hazırlama Eğitimi c. Asansör Ruhsat ve Denetleme Eğitimi

Bu eğitimler sonucunda katılımcılara “Yetkilendirme Belgesi” verilmektedir.

Asansör SMM eğitiminin kapsamında; avan proje hazırlama ile ruhsat ve denetleme eğitimleri de bulunmaktadır.

Asansör SMM Eğitimleri

Çağdaş kentleşmenin vazgeçilmezi olan asansör sistemlerinin teknik kurallara uygun olarak montajının yapılması ve sağlıklı bir şekilde işletmesi için konulmuş olan standart ve yönetmelik kurallarına uyulması ve CE işaretlemesi gerekmektedir. Asansör sistemlerine ilgili idareden ruhsat alınabilmesi için avan ve uygulama projelerinin hazırlanarak gerekli onayların alınması ön koşuldur. Ayrıca işletmeye açık olan asansörlerin de aylık bazda bakımları ile yıllık bazda kontrollerinin yaptırılması gerekmektedir. Bu konularda üyelerimizin bilgi birikimlerinin geliştirilmesi ve belgelendirilmesi amaçlanmaktadır.

Asansör eğitimleri 5 gün üzerinden 30 saat olarak planlanmaktadır. Eğitimin içeriğinde yer alan temel başlıklar şöyle sıralanabilir:

- TMMOB, EMO, MİSEM Yasa ve Yönetmelikleri - Mühendislik ve Etik - Hukuki Sorumluluklar - Mali Sorumluluklar - İş Güvenliği - Asansörlerin genel tanıtımı

- Asansörlerin başlıca elemanları - İlgili Mevzuat, Yönetmelikler, Standartlar - Asansör Avan Proje hazırlanması - Asansör Uygulama Projesi hazırlanması

Bu eğitimlere ek olarak belediyelerde görev yapan meslektaşlarımıza da seminerler verilmekte, ayrıca “asansörün güvenli kullanımı” eğitimler düzenlenmektedir.

2001 yılından sonra Türkiye’de asansör sektörünün ve asansör denetimlerinin artması, mevzuatta yaşanan gelişmelere paralel olarak SMM sayıları da artmıştır. Grafik 1’de bu bu gelişim görülmektedir.

SMM sayılarına paralel olarak Odamızın yaptığı eğitimler ve belgelendirdiği üye sayısı da artmıştır. EMO’nun asansör alanında verdiği eğitimlere ilişkin katılımcı sayıları bilgisi Tablo 1’de yer almaktadır.

Tablo 1- EMO’dan Asansör Eğitimi Alanların Sayısı EĞİTİM ADI ASANSÖR AVAN PROJE HAZIRLAMA EĞİTİMİ ASANSÖR DENETLEME, RUHSAT ve KONTROL EĞİTİMİ ASANSÖR SMM EĞİTİMİ

KATILIMCI SAYISI 1042 671 1513

Grafik 1: Asansör SMM Sayıları

Eğitim alarak SMM olan üyelerimizin ise projeleri Odamız tarafından mesleki denetimden geçirilmektedir. Bu projeler Odamızdan ve Makina Mühendisleri Odası tarafından mesleki denetime tabi tutulduktan sonra belediyelere sunulmakta ve asansör ruhsatı alınmaktadır.

Odamız tarafından 29 Temmuz 2011 tarihinde 28009 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren “Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği Elektrik Mühendisleri Odası Asansörlere Ait Elektrik Mühendisliği Hizmetleri Yönetmeliği”nde de üyelerimiz tarafından yapılabilecek hizmetler aşağıdaki şekilde tanımlanmıştır:

“Amaç ve kapsam

MADDE 1 – (1) Bu Yönetmeliğin amacı; insanların, insan ve yüklerin veya sadece yüklerin taşınmasında kullanılan asansörlerin projelendirilmesi, imalatı, montajı, montaj sorumluluğu, son kontrolü, ruhsatlandırılması (tescil), işletme ve bakımı, işletme ve bakım sorumluluğu, yenilenmesi, yıllık kontrollerine ilişkin elektrik mühendisliği hizmetlerinin tanımlanması ve bu hizmetleri yürütecek EM`lerin görev, yetki ve sorumlulukları ile bu hizmetlerin EMO tarafından denetlenmesine ilişkin usul ve esasları düzenlenmektir.

Asansör sistemlerine ilgili idareden ruhsat alınabilmesi için avan ve uygulama projelerinin hazırlanarak gerekli onayların alınması ön koşuldur. Ayrıca işletmeye açık olan asansörlerin de aylık bazda bakımları ile yıllık bazda kontrollerinin yaptırılması gerekmektedir.

Asansör SMM ve asansör ücretli SMM hizmetleri

MADDE 4 – (1) Aşağıda belirtilen hizmetler bu Yönetmelik kapsamına giren asansör SMM ve asansör ücretli SMM hizmetleri olarak belirlenmiştir.

a) Asansör proje hizmetleri, 1) Asansör avan projesi, 2) Asansör elektrik uygulama projesi, 3) Asansör elektrik tadilat projesi, 4) Asansör elektrik yenileme projesi, b) Asansör montaj sorumluluğu, c) Asansör işletme ve bakım sorumluluğu.”

Odamız tarafından yapılan mesleki denetim sayıları da Tablo 2’de yer almaktadır. Bu tabloya göre EMO tarafından gerçekleştirilen asansör proje denetim sayıları 2007’den itibaren artmaya başlamış ve 2011 ile 2012 yıllarında oldukça yüksek düzeylere ulaşmıştır. EMO’nun bu alandaki denetimleri ise AKP Hükümeti tarafından çıkarılan projelerde meslek örgütlerinin yetkisine yönelik müdahale nedeniyle oldukça azalmıştır.

Tablo 2: Asansör Projesi Mesleki Denetim Sayıları

YIL

ADET

10648

11068

2014*

* Kasım 2014 itibariyle

Asansör Sektörünün İçinden Bir Bakış…

DURUM NASIL?

Serdar Tavaslıoğlu Elektrik Mühendisi

S on dönemde yapılan, yapılmaya çalışılan birçok uygulamada karşılaşılan problemler var. Bunların bazıları büyük, bazıları küçük, bazıları dikkatsizlikten, bazıları duyarsızlıktan, çoğunlukla da eğitimsizlikten kaynaklanan problemler. Her problem ortaya çıktığında da buna gösterilen tepkiler çok farklı oluyor. Genelde “Biz adam olmayız”dan başlayan ve “toplumsal duyarsızlığa” kadar varan tespitler, genel bir moralsizlik, sorunlara karşı takınılan tavrın ana görünümünü oluşturuyor. Gerçekten durum o kadar kötü mü? Ben durumun pek de kötü olmadığı kanısındayım.

Bir konuyu anlatmaya başlarken kendi dönemimizden başlamam benim de dikkatimi çekmeye başladı. Bunun iki önemli sebebi var anladığım kadarıyla. Birincisi arada bariz bir seviye farkı oluşmuş, bu iyi bir şey. Ama seviye farkının ortaya çıkmasına sebep olacak kadar uzun bir zaman geçmiş olması da benim için iyi bir şey değil tabi ki. Aslında aradan geçen 30 küsur yıl bir sektörün durumunu değerlendirmek için çok uzun bir zaman değil. Ama günümüzde o kadar hızlı değişimler yaşıyoruz ki, yıldan yıla bile bazen bariz farklılıklar ortaya çıkabiliyor. Bu değişimleri bilgi ve uygulama, yaygınlık, teknik yeterlilik konularında değerlendirmek gerekir. Bu yazı esas olarak bilimsel verilere dayanan ve istatistik bilgiler üzerine oturan bir yazı olmayı hedeflemiyor. Benim gözlemlerimi aktarmayı hedeflediğim bir yazı olduğu için sayısal değerlendirmeler içermeyecek. Ama yaşanmış gözlemlere dayanmaktadır. Özellikle son 18 yılı danışmanlık ve eğitmenlik yaparak geçirdiğim için birçok bölgedeki gelişmeyi de yakından takip etme fırsatı buldum.

Öncelikle bilgi, bilgiye ulaşma, bilgiyi yaygınlaştırma konularında birçok ülkeden daha hızlı bir gelişme gösterdiğimiz açıktır. 1996 yılında başlayan ve 1998 yılında sistematik olarak yapılmaya başlayan İzmir asansör kontrolleri faaliyetinin bu gelişmelerde önemli bir katkısı olduğunu düşünüyorum. Bu kontroller öncelikle bir kontrol formu ihtiyacını ortaya çıkarmıştır. Nelerin kontrol edilmesi gerektiğinin tespiti ve kontrolün neye göre, hangi kriterler dikkate alınarak yapılacağının kararlaştırılması uzun zaman almış; birçok tekrarlı toplantı sonrası ortaya çıkarılabilmiştir. Bu kontrol formunun belirlenmesi ve kontrole çıkacak personelin belirlenen kontrol formu ve kriterlerine göre eğitimlerinin verilmesi ise ayrı bir süreçtir. Her eğitimde eksiklikler ortaya çıkmış, sürekli düzeltmelerle bir yerlere gelinmiştir. Eğitim programının ve görsellerinin hazırlanması ve son halinin ortaya çıkartılması oldukça uzun bir süre almıştır. Veya buna sondan bir önceki hali demek daha uygun olacaktır. Çünkü düzeltme ve geliştirmeler hala devam etmektedir.

Ancak kontroller başladığında ve asansörlerde düzeltmeler, iyileştirmeler değerlendirilmeye başladığında ortaya çıkan tablo pek iç açıcı olmamıştır. Çünkü sadece kontrolcülerin eğitilmesinin pek bir işe yaramayacağı; esas olarak asansörleri düzeltecek, iyileştirecek firmaların ve teknik personelin eğitilmesinin gerekliliği ortaya çıkmıştır. Çünkü önce ne olması ve nasıl yapılması gerektiğinde tarafların mutabık kalması gerekmektedir. Kontrolcünün ne isteyeceğini bilmesi, ancak yapacak kişinin aynı bilgiye sahip olması ile bir şey ifade edecektir, yoksa tek taraflı bilgi bir işe yaramamaktadır. Bu zorunluluk; kontrol kriterleri, yani standart maddeleri konusunda yaygın, geniş katılımlı eğitimlerin gerekliliğini gündeme getirmiştir. Bu eğitimlerin İzmir dışında Türkiye’nin birçok yerine taşınması, sadece kontrol elemanlarının değil, sektör mensuplarının da bu eğitimlere çağrılması önemli bir gelişme sağlamıştır. Birincisi “Bana Göre” dönemi diye adlandırdığım, bilginin sınırlı kişisel bilgiyle oluşturulduğu dönemin bitirilmesi konusunda önemli bir adım atılmış ve “Standarda Göre” döneminin başlamasında ciddi bir katkı sağlamıştır. Artık tartışmaların temeli standardın maddelerine göre yapılmaya başlamış ve işin mihenk

taşı için bir standart maddesi olduğu,

1980’li yılların başlarında standart olauygulamanın buna göre değerlendirilrak yapılan 4 kişilik 1 m/s hızlı klasik

mesi gerekliliği yaygınlaşmıştır. Böyasansörlerden ve imalat seviyesinden,

lece ustadan ustaya geçen bilgi yerine,

işin doğrusu olarak standart bilgisinin

hızda yüksek imalat kalitesi seviyesi ile

kullanılması, genel kabul kriteri olmaya

uluslararası standartlara uygun olarak

başlamıştır. İkincisi tarafların mutabık

yapabildiğimiz asansörlere bakarsak

kaldığı ortak bir bilgi ve kontrol formu

gelişme daha iyi anlaşılacaktır. Üstelik

ortaya çıkmış; geliştirilecek, üzerinde

artık basit bir taklit etme davranışı yeçalışılacak bir temel belirlenmiştir.

rine; teknolojiyi bilerek kullanan, bunu

Her yeni standartta neyin değiştiğinin

geliştirebilen, kendine has teknikleri

belirlenebilmesi de uygulama ve bilgi

olan bir sektör durumundayız. Bunu

için önemli bir noktadır. Bu Türkiye

gurur verici bir gelişme olarak değerçapında uygulamanın aynılaştırılması

lendiriyor ve geleceğe daha büyük bir

ve bilginin ortaklaştırılması için de

umutla bakıyorum.

önemli bir adım olmuştur.

Peki; bu kadar iyi gidiyorsak her gün

Daha önce her bölgede, hatta her bölsöylenen, asansörlerin yüzde 80’i

genin başka şehir veya kasabalarında

kötü durumda söylemi ne anlama

farklı uygulanan asansör konseptinde

geliyor? Bence asansörlerimizin

ortak bir uygulamaya gidilmesi, sekdurumu o kadar kötü değil. Hele

törün gelişmesi için de önemli bir

Yunanistan, İtalya, İspanya gibi üladımdır. Temel bilgi ve temel uygulakelerle karşılaştırırsak oldukça iyi

manın yaygınlaştırılması, bu konudaki eğitimlerin bir mutabakat çerçevesinde standartlaştırılması, hem bilgi hem de temel uygulama için çok hızlı bir geliş-

1980’li yılların başlarında standart olarak yapılan 4 kişilik

olduğumuz bile söylenebilir. Ancak çok fazla sayıda kırmızı gerektiren kontrol maddesinin olması durumu böyle gösteriyor. Eğer daha önceki

me sağlamıştır. Bilginin üst seviyeye ulaştırılması ve yaygınlaştırılması içinde Asansör Sempozyumu çalışmalarını dik-

1 m/s hızlı klasik asansörlerden ve

Asansör Teknik Komitesi (ASTEK) toplantılarında ele alınan kontrol kriterleri uygulanırsa, daha gerçekçi

kate almak gerekir. Daha önce iki defa,

imalat seviyesinden,

sonuçların ortaya çıkacağını düşünü-

2006’dan beri de her iki yılda bir sürekli yapılan ve bildiri kitapları ile ciddi bir başvuru kaynağı oluşturan çalışmalar,

yorum ki; bence de doğru kriterler o şekilde değerlendirilmelidir. Şu an kontrol sonuçlarının gerçek durumu

sektörün bilgi seviyesi için önemli bir katkı sağlamıştır. Sadece temel bilgi gelişme için yeterli olamaz. Üst bilgi de gelişmenin ana faktörlerinden birisidir. Asansör sempozyumları bu açığı kapatmak için son derece önemli bir görevi üstlenmiştir.

Bilginin gelişmesi ve uygulamanın yayhızda yüksek imalat kalitesi seviyesi ile uluslararası standartlara uygun olarak yapabildiğimiz asansörlere bakarsak

yansıtmadığını düşünüyorum.

Sonuç olarak son yıllardaki değişimlere bakarsak; hem eğitim hem de uygulama seviyesi olarak hızlı bir gelişmenin içinde olduğumuzu ve daha önemlisi bunu Türkiye çapında yaygınlaştırabildiğimizi, sadece bölgesel bir gelişme olmadığını söyleyebiliriz. Muhakkak gelişme

gınlaşması konusunda fuar çalışmalarının katkısını göz ardı etmemek gerekir. Şu an dünyanın sayılı fuarlarından birisi haline gelmiş olan İstanbul Fuarı

gelişme daha iyi anlaşılacaktır. Üstelik artık basit bir taklit

tam istediğimiz seviyede değil. Aksamalarımız var, düzeltmemiz gereken çok fazla nokta, aşmamız gereken çok problem var. Ama bardağın dolu yeri,

ve ulusal özellikli İzmir Fuarı sektörün imalat çehresinin değişmesinde çok büyük katkı sağlamıştır. Fuarların devamı

etme davranışı yerine; teknolojiyi bilerek

boş yerine göre oldukça fazla. Sadece problemleri görmek, olumsuzlukları görmek moral bozucu olabilir, ancak

ve geldiği seviyeler açısından katkısı

kullanan, bunu

geneli değerlendirirsek iyi bir yol kat

olan arkadaşlarımıza teşekkür etmek isterim. Ticari katkılarının ötesinde imalat kalitesi, rekabet gücü, teknik bilgi

geliştirebilen, kendine has teknikleri olan bir

ettiğimizi düşünüyorum. Bu hızla ve yılmadan devam ettiğimizde daha iyi yerlere varacağımızı düşünüyorum.

seviyesinin gelişmesi konusunda ciddi fayda sağlamıştır. Bugün fuarlarımız

sektör durumundayız.

Bundan sonraki her aşamada da halletmemiz, çözmemiz gereken problemler

kendi sektörümüzün de teknik gelişme

olacaktır. Hiç dikensiz gül bahçesi olur

sağladığı, teknoloji ortaya kayabildiği,

mu? Ama genel olarak iyi bir yerde oluluslararası rekabeti üstelenebildiği, katkı koyduğu fuarlar

duğumuzu düşünüyor, emek veren bütün arkadaşlarımıza

durumuna gelmiştir. Bu uluslararası pazar payı ve ticari

teşekkür ediyorum. Geleceğe umutla bakmamız ve daha

itibarımız için önemli bir gelişmedir.

çok çalışmamız gerekiyor.

Asansör Sektöründe Büyüme, Rekabet Gücü ve Mühendislik…

“AİLECE İYİ DEĞİLİZ”

Sefa Targıt Asansör ve Yürüyen Merdiven Sanayicileri Derneği (AYSAD)

Yönetim Kurulu Başkanı

Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü (OECD), rekabet gücünü, “serbest piyasa koşulları altında bir ülkenin, reel milli gelirinin artmasına paralel olarak yabancı rekabete dayanabilecek mal ve hizmet üretebilme yeteneği” olarak tanımlıyor.

Tanım içinde, “serbest piyasa, reel milli gelir, rekabete dayanacak üretim, üretim yeteneği” gibi kavramlar kullanıldığını görüyoruz. Buradan hareketle, Türkiye asansör endüstrisindeki duruma göz atmaya çalışalım.

Kuralların başında, pek çok ülkede bir yerlere yazılmasına bile gerek duyulmayan evrensel hukuk ve mühendislik kuralları geliyor. Mühendislik ve hukuk kurallarının hakim olmadığı bir iklimde, refahtan, üretimden ve emniyetten söz etme olanağı yoktur. Bunların geçerli olmadığı bir üretim modeli, sürdürülebilir değildir ve olsa olsa, size sonu hüsranla, kazayla, acıyla gelecek, geçici bir yalan dünya sunar.

Reel milli gelir artışı, o dönem üretiminin değerini, sabit fiyat kabul edilen herhangi bir yılın fiyatları ile karşılaştırılarak bulunur. Böylece fiyat artışlarının etkisi giderilerek, üretimdeki dönemler arası gerçek değişmeleri görmemizi sağlar. Gelirlerdeki artışa paralel olarak ortaya çıkan talebi hakkıyla karşılamak için, bilimsel birikiminizi, mesleki yeteneklerinizi de arttırmanız gerekecektir.

Bu çerçeveleri belirledikten sonra, biz ne yapıyoruz ve bu yolu izleyerek muhtemelen nereye gideriz, onlara bakalım.

Uzun uğraşlardan sonra, Türkiye’de hizmet veren asansörlerin belli aralıklarla tarafsız ve yetkilendirilmiş kişilerce kontrol edilmesini sağladık. Son iki yılda bu yolda hiç yabana atılmayacak bir mesafe de alındı. Uygunluk kriterleri tartışmalı olmakla birlikte, geldiğimiz noktada eksiklerimizi gösteren bir takım veriler önümüze geldi, kaçınılmaz gerçeği gösterdi: “Ailece iyi değiliz.”

Bahsettiğim aile, asansör camiasının taraflarından oluşuyor; bina sahipleri, inşaat firmaları, asansör firmaları, uygunluk değerlendirme kuruluşları, muayene kuruluşları ve yetkili kamu kurumu. Bu tablonun ortaya çıkışında tüm tarafların az veya çok sorumluluğu olduğu hususunda sanırım hemfikiriz.

Elimizdeki bazı sayısal verileri alt alta yazsak, başka söze gerek kalmayacak.

Bakanlık hesaplamasına göre piyasadaki asansör sayısı 400 binin üzerinde; yılda monte edilen yeni asansör: 20 binin üzerinde; asansör monte eden ve bakım yapan firma 2 binin üzerinde; sektörde çalışan makine mühendisi 800 kadar, bir o kadar da elektrik mühendisi var diyelim. Asansör ve Teleferikler Şube Mü-

dürlüğü’nde 3 uzman çalışır. Tüm il müdürlüklerinde toplam 600 kadar mühendis tüm ürünlerin piyasa gözetimini yapmaya çalışır. Asansörlerin üçte ikisinin ciddi eksiklikleri vardır.

Bu sayılara bakarak şu okumaları yapmak mümkündür: - Bir firma yılda ortalama 10 asansör monte eder. - Firma başına ortalama 1 elektrik ya da makine mühendisi bile düşmez. - Firma başına ortalama 200 asansör bakımı düşer. - Asansör Şubesi’nde görevli her mühendise en az 6 bin 666 yeni asansörün ve 133 bin mevcut asansörün derdiyle uğraşmak düşer.

Bu gerçeklerle, asansörlerin EN standartlarına uygun olmasını yani örneğin Almanya’daki gibi olmasını beklemek fazla iyimserlik olacaktır. Ne kadar iyi niyetli olursanız olun, bu sektör yapısıyla iyi mühendislik uygulamaları, Ar-Ge çalışmaları, uluslararası çalışmalara katılım gerçekleştirilemez. Dolayısıyla rekabetçi de olunamaz.

Rekabet gücünü korumak için gereken kalifiye iş gücü yetiştirmek için üniversite binası yapmak da çözüm değildir, hatta tehlikelidir.

1990’da 34 devlet üniversitesi 1 vakıf üniversitesi varken, bugün 108 devlet ve 71 vakıf üniversitesi faaliyettedir. 2014 üniversite giriş puanı listelerine göre, 102 üniversite makine mühendisi, 103 üniversite elektrik mühendisi diploması vermektedir. 1990’da bu sayılar 15 civarındaydı. Ya bir mucizeyi gerçekleştirdik, ya da kendimizi aldatıyoruz.

Temel bilimsel gerçeklere veya tecrübelerle sabit kurallara uygun olarak yapılan mühendislik çalışmaları sonucu, insanlara zarar vermeyecek ürünler ortaya çıkaran uygulamalara, iyi mühendislik uygulamaları denir. Gelinen noktada iyi mühendislik uygulamaları yapamadığımız, hem de uzun zamandır yapamadığımız ortaya çıkmıştır. Çekilen kura sonucu mühendislik diploması kazananlarla bu iş daha zor yürüyecektir.

“Ölçek sorunu var”, sözünü doğrulayan bu verileri kabul edilebilir hale getirmek için, maddi ve beşeri kaynakları daha verimli kullanacak bir sektörel yapıya dönüşmekten başka bir akılcı yol görülmemektedir. Bunun işareti olan bazı uygulamaları görmeye başladık.

Karamsarlıktan kurtaracak bir çıkış yolu, bu sektörün yetiştirdiği her kademede kişinin daha fazla çalışarak ve gençleri yetiştirerek açığı kapatmasıdır. Bu aşamada, meslek örgütlerine ve sivil toplum kuruluşlarına önemli görevler düşüyor.

Yüksek ivmeyle büyümek, insani gelişmeyi de paralel sürdürmek şartıyla hoş bir durumdur. Asansör endüstrisi de bu çarkın içindedir, diğer sektörlerle aynı sorunlarla karşı karşıyadır.

Asansör Sanayicileri Federasyonu’nun İlk Genel Kurulu 7 Haziran 2014 Tarihinde Yapıldı…

YERLİ ASANSÖR SANAYİ ÖRGÜTLENDİ

Yusuf Atik Asansör Sanayicileri Federasyonu (ASFED) Yönetim Kurulu Başkanı

Ülkemizde asansör, alanının gelişimi ve etkinliği itibariyle çok genç ve disiplini henüz tam oluşmamış bir

rünce yürütülen bütün faaliyetler, günümüzün en önemli sorunu olan istihdam karşısında bölgesel iş sahası sağlayan

alandır. 1950’lerden sonra hareket kazanmış ve tamamen

önemli bir çalışma alanı olarak kabul edilebilir. Asansörler;

ithalat yoluyla ihtiyaçların karşılandığı bir alan yapısından

buzdolabı, televizyon, otomobil gibi sanayi ürünlerinden

sıyrılarak kademeli olarak montaj ve aksam imalatı alanfarklı olarak, kullanılacağı yerde ve genellikle o bölgede veya

larında yerli üretimin arttığı bir sektör yapısına dönüşme

yörede yaşayan insanlar tarafından monte edilen, periyodik

sürecine girmiştir. Özellikle 2000’lerden sonra artan talebe

bakımı ve periyodik kontrolleri yapılması zorunlu olan

paralel olarak büyümeye devam etmiştir.

ürünlerdir. Çok katlı binalar, konut sorunun çözümünde

Bugün, kabin, makina-motor grubu, tam ve yarı otomatik kabin ve kat kapıları, halat, kumanda kartı, kumanda panosu, kılavuz raylar, gösterge elemanları, kata getirme sistemi, kat ve kabin butoniyerleri, aşırı yük sistemi, kabin ve karşı ağırlık süspansiyonları, hidrolik silindir, dişlisiz makina, fotosel, hız kontrol cihazları, kumanda sistemleri, paten, sensor, ray konsolları,

önemli bir çıkış yoludur ve bu yolla çözüme ulaşmak, asansörlerin ve sektörün başarısına bağlıdır. Ayrıca bir ülkenin medeni olup olmadığı, o ülkedeki engelli yurttaşların, yaşam kalitesinin artırılmasına, hayatın içerisinde bulunmasına ve her yere engelsiz erişebilmesine bağlıdır. Asansör sektörü, bu nedenlerle stratejik sektör olarak kabul edilebilir.

denge zinciri, şalter, VVVF invertör, halat aparatları, kasnak, sistemler (makina dairesiz sistemler) gibi diğer ana bileşenlerin tamamı Türk asansör sektörü tarafından üretilmektedir. Ürünler, sektörün ihtiyacı olan güvenilirlik, sağlamlık ve performans konularında talebi yüzde 100 karşılamaktadır.

Asansör sektörü, yüksek seviyede yerel istihdam sağlayan bir sektör

Bugün için Türkiye asansör sanayisi, komponent üretimi konusunda ister yerli firmalar ile ister az da olsa yabancı ortaklıkların oluşturduğu firmalar ile birlikte dünyanın Çin, Almanya, İtalya, İspanya ile ilk beş

Bugün için Türkiye asansör sanayisi, komponent üretimi konusunda ister yerli firmalar ile ister az da olsa yabancı ortaklıkların oluşturduğu firmalar ile birlikte dünyanın Çin, Almanya, İtalya, İspanya ile ilk beş aksam üreticisi konumunda sayılabilir. Özellikle İstanbul, Kocaeli, Bursa, İzmir, Ankara, Konya ve Kayseri illerinde yoğunlaşan firmalar, beş kıtaya

yapısına sahiptir. Asansör sektö- aksam üreticisi konumunda sayılabilir. ihracat yapmaktadır.

Asansörlere ait aksam/parçalar İhracat

2007 53.860.415 15.873.837 69.734.252

2008 67.140.813 19.131.953 86.272.766

2009 54.114.031 19.113.130 73.227.161

63.820.937 74.906.669 94.152.938 101.319.708

21.804.635 35.144.690 41.333.202 49.616.124

85.625.572 110.051.359 135.486.140 150.935.832

Asansörlere ait aksam/parçalar İthalat

37.529.284 43.927.361

59.243.434 60.840.388

96.772.718 104.767.749

25.735.109 37.603.755 50.294.054 54.768.525 87.526.926

45.319.078 64.276.444 90.583.374 97.225.992 126.316.602

71.054.187 101.880.199 140.877.428 151.994.517 213.843.528

İthalat Asansörlere ait aksam/parçalar

37.529.284 43.927.361 25.735.109 37.603.755 50.294.054 54.768.525 87.526.926 53.860.415 67.140.813 54.114.031 63.820.937 74.906.669 94.152.938 101.319.708

İthalat İhracat

59.243.434 60.840.388 45.319.078 64.276.444 90.583.374 97.225.992 126.316.602 15.873.837 19.131.953 19.113.130 21.804.635 35.144.690 41.333.202 49.616.124

Dış Ticaret 166.506.970 191.040.515 144.281.348 187.505.771 250.928.787 287.480.657 364.779.360

Asansörde Anti-Damping Garipliği

Sektörde şu an 4 komponentin ithalinde anti-damping uygulanıyor. Ama sıfır gümrükle paket asansör getirebilmek gibi komik bir durum var. Oysa genelde tam tersi olur; ürünün kendisine anti-damping uygulanır, sonra birleştirilmek üzere parçalara bölünerek ülkeye sokulmaya çalışıldığında ise parçalara da anti-damping uygulanır. Biz bu durumun tam tersini yaşıyoruz. Maalesef ekonomimiz en az 15-20 sene çok ciddi bir vergi kaybı yaşadı. Yıllık kaybımızın 100 milyon dolar civarında olduğunu söyleyebiliriz. Aşağıda son yedi yıllık ithalat rakamları görülmektedir.

Çok uluslu sermayeye sahip asansör firmaları, Gümrük Birliği anlaşmaları çerçevesinde ülkemizi pazar olarak görüp, yıllarca haksız kazançlar elde ettiler ve sömürdüler. Ülkemize yatırım yapmadan, kendi ülkelerindeki veya Çin’de satın aldıkları veya fason yaptırdıkları malzemeleri sıfır vergi ile paket asansörler olarak ülkemize getirdiler. Ürünlerini, kendileri haricinde müdahale edilmesin diye şifrelediler; blokajlar koydular. Paket asansörden, yedek parçadan çok ciddi rakamlar kazandılar ve kazançlarını ülkemize yatırım yapmadan, kendi ülkelerine transfer ettiler. Bu çok uluslu sermayenin sömürüsünün birer göstergesidir.

Süreç içerisinde üretim ve yönetim kabiliyetimiz arttı, firmalarımız çoğaldı. Buradan hareket ederek, yıllarca dillendirdiğimiz fakat bir türlü bir araya getiremediğimiz sektörümüzü bir çatı altında toplamak, yerli markalar oluşturmak ve güç birliği yaratmak adına firmaların büyüklüğüne, küçüklüğüne bakmadan örgütleme çalışmalarına başladık. 10 senelik bir emek ve uzlaşma sonucu ülkemizdeki 600’ü aşkın firmanın oluşturduğu 14 dernek ile 5 Ekim 2011 tarihinde Asansör Sektörel Gelişim Platformu’nu kurduk. Derneklerimiz ve Federasyonumuz, mevzuat ve hukuksal süreçlerini tamamlayarak Kasım 2013’de başlangıçta 8 sektör derneği tarafından kuruldu. Bugün 10 sektör derneğine ulaşan Federasyonumuzun 1. Olağan Genel Kurulu’nu 7 Haziran 2014 tarihinde Ankara’da gerçekleştirerek mevcut yönetim kurulumuzu belirledik.

ASFED’e Bağlı Dernekler AKASDER (Akdeniz Asansör Sanayicileri Derneği)

Firma Sayısı

ANASDER (Anadolu Asansörcüler Derneği)

BURSAD (Bursa Asansör Sanayicileri Derneği)

DENASDER (Denizli Asansörcüler Derneği)

DOKAS (Doğu Karadeniz Asansör Sanayicileri Derneği) 37

GÜNAYSAD (Güneydoğu Anadolu Asansörcüler Derneği) 22

HATASDER (Hatay Asansörcüler Derneği)

KAYSAD (Kayseri Asansör ve Yürüyen Merdiven Sanayicileri Derneği)

MERSAD (Mersin Asansör Sanayicileri Derneği)

TASİAT (Tüm Asansör Sanayici ve İş Adamları Derneği) 95

Şu an üye derneklerimizin üye sayıları toplamı 452 firmaya ulaşmıştır. Adana, İzmir, Konya, Gaziantep ve Şanlıurfa derneklerimizin de mevzuattan kaynaklanan eksikliklerini kapatarak aramıza katılmalarını beklemekteyiz. Türk Standardlar Enstitüsü (TSE) Hizmet Yeterlik Belgesi (HYB) sayısına göre 1370 HYB’li firma sayımız olduğu göz önüne alındığında; bunları örgütlülük çatısı altında bir araya topladığımızda, yapılacak çalışmalarla kalite de yukarıya çıkacaktır. Gerek emekçi insanların can güvenliği, gerek

son kullanıcıların can güvenliği, gerek ki işverenin taşıdığı ve karşılaşabileceği hukuki riskler de önlenebilecektir.

ASFED Rotasını Belirledi

Genel Kurulumuz sonrası yönetim kurulumuzla çalışma programı oluşturduk. Bu programa göre amaçlarımızı şöyle belirledik:

1- Mevzuat ve genel uygulamada karşılaşılan sorunların hukuki açıdan değerlendirilmesi ve gerektiğinde sektörümüzün çıkarları doğrultusunda hukuki girişimlerde bulunmak. 2- ASFED’in tanınırlığını artırmak amacıyla devlet büyüklerinin de katılımıyla konferans, seminer gibi programlar ile federasyonun bilinirliğini artırmak. 3- Sektörde karşılaşılan tüm sorunların bilinçli bir şekilde ilgililer ile paylaşılması ve çözümler üretilmesi. 4- Yapılacak olan mevzuat çalışmalarında ve standart çalışmalarında sektör birleşenlerini en etkin şekilde temsil etmek. 5- ASFED’in mali yapısını güçlendirerek kamuya yararlı bir organizasyon yapmak. 6- ASFED’in temsil ettiği, ancak üye olmayan derneklerin eksik evraklarının tamamlanmasını sağlayarak Türkiye’de bulunan tüm derneklerin resmi temsilini sağlamak.

Başbakanlık tarafından 6 Eylül 2011 tarihinde 28046 sayılı yerli malı kullanımıyla ilgili bir genelge yayımlandı. Bu çok doğru ve yerinde bir genelgeydi. Ancak kamu ihalelerinde, bazı kamu personeli buna uymadı. Hala ithal asansörü işaret eden, adrese teslim şartnameler hazırlıyorlar. Federasyonumuz ve derneklerimiz olarak üyelerimizden bu yönde şikâyet geldiği zaman müdahale ediyoruz.

Meslek örgütlerinin varlık nedenlerinden biri de değer oluşturmaktır. Meslek örgütünün değer oluşturması; “Sınırlı olan kaynaklarla bölgesel, ulusal hatta global fırsatlardan yararlanma” olarak özetlenebilir.

Etkin olmayan, gelişme gösteremeyen durağan örgütlerin ise, birlik ve federasyon gibi yapılarda genel amaç yerine öncelikli olarak bireysel amaçlar üzerine odaklanan küçük çıkarlara ayrılmış ve parçalanmış alt birimler etkin olmayan örgütlerin genel görüntüsüdür.

Bunların yanında, aynı faaliyet alanında ortak misyona sahip birden fazla mesleki örgütün varlığı, alandaki çeşitliliği yansıtması bakımından olumlu bir görüntü çizse de, özellikle temsil edilen mesleğin tamamını değil de belli bir zümrenin haklarını gözetme geleneğinin hakim olduğu ülkemizde, etkin bir meslek örgütü oluşturma yolundaki önemli sorunlardan biridir. Bir meslek örgütünün, yaptığı çalışmalarda ve verdiği mücadelede başarıya ulaşabilmesi ve “etkin meslek örgütü” sıfatını taşıyabilmesi için atacağı en önemli adımlardan biri stratejik işbirlikleri kurmasıdır. Meslek alanı ile ilgili olarak bütün taraflarla stratejik işbirlikleri yapmalıyız. Tüm meslek örgütlerinin, ortak veya tek tek amaçlarına ulaşmalarında yeni bir yönetim stratejisi geliştirmeliyiz. Yabancı markaların ülkemizdeki ticari faaliyetleri, merdiven altı imalatlar, kayıt dışı, gereğinden fazla bürokrasi, kaliteli mühendislerin meslek alanından uzaklaşması, meslek alanına kalifiye elemanlar kazandırılması, çıkarılan kanun ve yönetmeliklerde işin asıl muhataplarının görüşlerinin alınmaması gibi konular örgütlenme ve güç birlikteliği ile aşılabilecektir.

10 İşçinin Yaşamını Yitirdiği Faciayla Ülke Gündemine Oturan Asansör Sektörü, İzmir’de Düzenlenen Sempozyumda “Güvenlik ve Teknoloji”

Ana Temasıyla Masaya Yatırıldı…

ASANSÖR SEMPOZYUMU YAPILDI

Güniz Gacaner Ermin Mahir Ulutaş

EMO Basın- Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) ve Makina Mühendisleri Odası (MMO) İzmir şubeleri tarafından İzmir’de 5. Asansör Sempozyumu ve Sergisi, Eylül ayı sonunda gerçekleştirildi. “Güvenlik ve Teknoloji” ana temasını taşıyan ve 3 gün süren sempozyum, Mecidiyeköy’de Torunlar Holding’in inşaat alanında yaşanan asansör faciasında yaşamını yitiren 10 işçiyi anarak başladı. EMO Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Yeşil, asansör denetiminin piyasalaştırılmasını eleştirirken, denetim süreçlerinden elektrik mühendislerinin dışlanmasını eleştirdi ve elektrik mühendislerinin asansörlerin elektrik bölümlerinin denetiminde zorunlu olduğuna dikkat çekti.  Sempozyumun açılışını, ev sahipleri olarak MMO İzmir Şube Yönetim Kurulu Başkanı Güniz Gacaner Ermin ve EMO İzmir Şube Yönetim Kurulu Başkanı Mahir Ulutaş yaptı. Ermin ve Ulutaş, sempozyumun kapsamı ve gündemine ilişkin bilgiler verirken, emeği geçenlere de ayrı ayrı teşekkür ettiler. Makina Mühendisleri Odası İzmir Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Güniz Gacaner Ermin, asansör teknolojileri alanında çok hızlı bir gelişme yaşandığına dikkat çekerken, bu alanda mühendisliğin önemini vurguladı. Ermin, “İnsan yaşamının daha konforlu ve kolay hale gelmesinde önemli paya sahip taşıma sistemleri olan asansörler, yasal mevzuata uygun olarak yapılması, tasarımından imalatına, imalatından bakımına, bakımından periyodik kontrolüne kadar tüm süreçlerinde mühendislik hizmetine gereksinim duyan bir uzmanlık alanıdır. Asansör teknolojisindeki çok hızlı gelişmeler ve değişim, güvenlik, konfor, enerji verimliliği gibi konular asansörlerde mühendisliğin önemini gittikçe arttırmaktadır” diye konuştu. Asansör Sempozyumu’nun tohumlarının Türkiye’de ilk kez 1993 yılında İzmir’de düzenlenen İzmir Asansör Semineri ile atıldığını anımsatan Ermin, sempozyumun geçmişine ilişkin bilgi verdi.

“Can Güvenliği Tehdit Altında”

EMO İzmir Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Mahir Ulutaş açılış konuşmasında EMO İzmir Şubesi’nin MMO ile birlikte İzmir’de gerçekleştirdiği konuya ilişkin faaliyetlere değindi. İşletmeye açılacak asansörlerin tescil (ruhsat) kontrolüne ilişkin 16 yerel idare ile yapılan protokoller çerçevesinde çalışma yürüttüklerini kaydeden Ulutaş, konuşmasını şöyle sürdürdü: 

“Senede 600 civarında asansörde tescil kontrolü gerçekleştirilmektedir. Ülkemizde senede 15 bin civarında asansörün işletmeye açıldığı düşünüldüğünde can ve mal güvenliği açısından tescil kontrollerinin önemi bir kat daha artmaktadır. Yapı kullanma izni aşamasında sağlıklı ve yeterli bir denetim mekanizmasından geçirilmeden işletmeye açılmış asansörlerin ileride can ve mal güvenliği açısından tehdit oluşturacağı açıktır. Bu durum gerek asansörlerin periyodik denetimlerinde, gerekse piyasa gözetim ve denetiminde ortaya çıkmaktadır. Güvenlik şartlarının sağlamamış, can ve mal güvenliği açısından olumsuzlukları olan, mühendis gözetiminde montajı yapılmamış asansörlerin işletmeye açılmasının önüne geçilmesi gerekmektedir.”

“Mühendissiz Denetim Kağıt Üstünde Kalıyor”

Bir çok asansör firmasının montajını gerçekleştirdiği asansörlere yönelik işletmeye açılmadan önceki son kontrol işlemlerini sadece kağıt üzerinde ve mühendis gözetimi olmadan yaptığını kaydeden Ulutaş, “Bu duruma ilişkin asansörlerin tasarımından, montajına, son kontrolünden, işletmeye alınmasına kadar geçen sürecin yeniden tarif edilmeli, mühendis gözetiminde bilimsel teknik gerekler ve fen ve sağlık kurallarına, ilgili standart ve güvenlik şartlarına uyum sağlayan asansörlerin işletmeye açılması sağlanmalıdır” diye konuştu. 

Teknolojinin gelişimi ile asansör alanında da değişimler yaşandığını kaydeden Ulutaş, konuya ilişkin şu bilgileri verdi:

“Günümüz teknolojisinde motor ve elektronik sistem tasarımının gelişmesiyle birlikte yüksek seyir mesafelerinde ve yüksek hızlarda asansör tasarlamak daha olanaklı hale gelmiştir. Bugün ise bilimsel çalışmalar ve mühendislik uygulamalarındaki gelişim sayesinde yüzlerce metre uzunluğunda binalara yüksek verimli asansör tasarımı ve montajı gerçekleştirilebilmektedir.” 

Kapitalizmin 1970’lerde yaşadığı büyük çaplı ekonomik kriz ile birlikte temel altyapı alanlarındaki kamu kurumlarının özelleştirilmesi ve sonrasında kamu hizmetlerinin piyasalaştırılmasının gündeme geldiğini vurgulayan Ulutaş konuşmasını şöyle sürdürdü: 

“Kamu eliyle bu hizmetlerin yürütülmesinin verimli olmadığı; özel sektörün yapısı gereği bu daha verimli yürüteceği gibi bir gündem oluşturuldu. Hizmetin kalitesinin özelleştirmeyle artacağı ve devlete gelir sağlanması gibi gerekçeler öne sürüldü. Devletin küçültülmesi gerektiği, çağdaş bir toplum ve verimli bir ekonominin böylesi bir dönüşümü zorunlu kıldığı gibi ideolojik argümanlar üretildi.  Ancak, sonuç olarak, denetimsizlik, büyük iş kazaları, taşeronlaştırma, örgütsüzleştirme, esnek ve güvencesiz çalışma, pahalılık, yolsuzluk ve enerji gibi kimi alanlarda sektörün yönetilemezliği gibi bir durumla karşı karşıya kaldık.  Özelleştirme ve piyasalaştırma politikalarının kapitalizm içinde yeni bir paradigmaya işaret ettiği temel nokta, aslında bir bütün olarak ‘toplum’ kavramını ıskartaya çıkartma amacı güden kamu hizmetlerinin ve kamusal denetimin piyasalaştırılması başlığı etrafında netleşiyor. Açıkça söylenebilir ki, kapitalizm sadece enerjiyi, telekomünikasyonu, eğitimi, sağlığı vs. değil bir bütün olarak yaşamı metalaştırma hedefindedir ve deyim yerindeyse insanı yeniden tarifleme amacıyla hareket etmektedir. Gelinen noktada eğitimin, sağlığın, sosyal güvenliğin ve konumuz itibariyle kamusal denetimin piyasalaştırılması insan yaşamını tehdit eder hale gelmiştir. Meta nerede başlarsa, insan orada biter. Metalaşmanın sınırı insan tanımının sınırını belirler. Bedenin ekonomik bir büyüklük olarak algılanması ve metalaşması, yaşamın, kamu sağlığının ve güvenliğinin piyasanın işlerlik konusu yapılması, insanı sadece biyolojik alt-sistemlerin teyel noktasına, biyolojik bir fonksiyona indirgerken, varlığını metalaştırma ve artı-değer sömürüsü üzerine kuran kapitalizmin bu noktadan sonra neler yapabileceği üzerine önemli ipuçları da veriyor.”

Piyasalaştırma sürecinde, asansör periyodik denetimlerinin 2012 yılından itibaren A tipi muayene kuruluşlarına devredildiğine işaret eden Ulutaş, “Oysa bu denetlemelerin belediyeler tarafından kamusal bir anlayışla yapılması, personel yetersizliği vb. gerekçelerin olduğu durumlarda ise EMO ve MMO gibi meslek odaları ile ikili-üçlü protokollerle destek alınması en doğru uygulama olacaktır” dedi. Özelleştirme

sonrası denetlemelerde önemli eksiklikler olduğunu ifade eden Ulutaş, uyarılarını şöyle sıraladı: 

“A tipi muayene kuruluşları tarafından yapılan denetimlerde topraklamasından, elektriksel güvenlik sistemlerine, kumanda panosundan makina motor grubuna, kabin ve kat butonlarından sigorta, aydınlatma ve priz devrelerine kadar birçok noktada yapılan denetimin elektrik mühendisliği disiplinine girmesinden dolayı mutlaka her denetim için bir elektrik mühendisinin yer alması teknik bir gerekliliktir. Denetimlerin mühendislik incelemesini bürokratik bir işleme dönüştürmeden, kamu sağlığı ve can ve mal güvenliği esasları çerçevesinde yerine getirilmesi konusunda ilgili kurumlara büyük görev düşmektedir.” 

İstanbul’da yaşanan asansör faciasının asıl sorunlusunun “TOKİ eliyle İstanbul’u ve hatta tüm ülkeyi tam bir rant alanına çeviren, lüks konut ve yaşam merkezleri yaratarak ticari rant alanları oluşturan ve tüm bu süreçleri yerel idarelerin, ilgili kamu kurum ve kuruluşlarının, meslek odalarının denetiminden kaçırarak yapan siyasi iktidar” olduğunun altını çizen Ulutaş, faciaya ilişkin olarak şunları söyledi: 

“Öte yandan işçilerin bildirimlerine göre bu inşaat alanında 21 farklı taşeron şirket faaliyet göstermektedir. Taşeronlaşma bir kez daha işçilerin haklarını arayabilecekleri örgütlenme önünde bir engel; iş yasaları ve kurallarının uygulanmaması için bir araç olarak karşımıza çıkmaktadır.  İşçilerin birer birer iş cinayetlerinde ölmeleri gündem dahi olamazken Soma faciasında da yaşananlar için ‘bu işin fıtratında var’ diyen bir Başbakan’ın ardından ülkemizde 10 işçiye mezar olan asansör katliamı için Torunlar İnşaat’ın patronu ‘Bunlar sektörel vakalar’ diyebilmektedir.  Bugün işçinin adının bile geçmediği İş (çisiz) Sağlığı ve Güvenliği Yasası ile sermaye sahipleri, patronlar korunmakta, tüm bu sorumluluk, içerisinde Odamız üyesi, meslektaşlarımızın da bulunduğu iş güvenliği uzmanlarına yüklenmek istenmektedir. Bu nedenle işçileri, emekçileri, çalışanları temel alan bir İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Yasası’nın hayata geçirilmesi gerekmektedir.”

İstanbul’da inşaat alanında bulunan asansörün Makine Emniyeti Yönetmeliği’ne göre değerlendirildiğini kaydeden Ulutaş, inşaatlarda kullanılan kaldırma makinaları veya asansörlerin “İş Ekipmanlarının Kullanımında Sağlık ve Güvenlik Şartları Yönetmeliği” çerçevesinde periyodik olarak denetlenmesi gerektiğine dikkat çekti. Bu tip kaldırma makinaları ile insan taşınacak ise özel güvenlik tertibatları ile donatılması gerektiğini kaydeden Ulutaş, “Her kat artışında yeniden güvenlik kriterlerinin gözden geçirilmesi, sistem donanımlarının en baştan kontrol edilmesi, sistemin güvenirliği açısından büyük önem arz etmektedir” dedi. 

Piyasalaştırma sürecinde, asansör periyodik denetimlerinin 2012 yılından itibaren A tipi muayene kuruluşlarına devredildiğine işaret eden Ulutaş, “Oysa bu denetlemelerin belediyeler tarafından kamusal bir anlayışla yapılması, personel yetersizliği vb. gerekçelerin olduğu durumlarda ise EMO ve MMO gibi meslek odaları ile ikili-üçlü protokollerle destek alınması en doğru uygulama olacaktır.

“Sorumluluğumuzu Yerine Getirmeye Hazırız”  Konuya ilişkin meslek odalarına düşen sorumluluklar da olduğunu kaydeden Ulutaş, şunları kaydetti:

“Yine yeri gelmişken ifade etmek isterim: meslek odaları olarak bizlerin de bu süreçte, elimizi taşın altına koymak konusunda tereddüt içinde olmamız doğru değildir, her gün işçi ölümlerinin yaşandığı bu dönemde alanın piyasalaşmasını bahane ederek, denetim süreçlerinden fiili olarak kendimizi çekeceğimiz tartışmaların içerisinde zaman kaybetmemiz kabul edilemez. EMO İzmir Şubesi olarak bu konuda da üzerimize düşeni yapmaya devam edeceğiz. İnşaatlarda kullanılan asansörlerin en az birinin gerekli güvenlik önlemleri alınmış ve insan kullanıma uygun olarak tasarlanması önemli olup, ilgili bakanlık tarafından bu yönde bir mevzuatın oluşturulması çalışmalarına başlaması gerektiğini ifade etmek istiyoruz. Bugün her inşaatta nasıl şantiye elektriği bağlanıp gerekli projelendirme ve kabul işlemleri yapılıyorsa işçilerin kullanımına yönelik en az bir asansörün projelendirilip, ilgili belediye veya ruhsat veren kurumun onayı ile inşaat bitene kadar işletmeye açılması sağlanabilir.” İstanbul Fuar Hizmetleri A.Ş. Genel Müdürü Zekeriya Aytemur ise, Asansör Sempozyumu’nun sergi alanının sorumluluğunu üstlendiklerini ifade ederken, sektörel yayıncılık ve fuar hizmetlerinin sektörel gelişme açısından önemine dikkat çekti.  Asansör ve Yürüyen Merdiven Sanayicileri Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Sefa Targıt, “Bilgi ve bilimsellikten uzaklaşıldıkça neler olduğunu yaşadığımız hadiselerlerle anlıyoruz” diyerek başladığı konuşmasında asansör sektörü açısından da bilginin önemine işaret etti. Mühendisliğin diğer alanlardan farklı olarak bilgi ve bilimle yakın ilişkisine de dikkat çeken Targıt, şöyle konuştu: “Mühendislik bilimden uzaklaştığı zaman doğa faturayı hemen önünüze koyar. Bir süredir Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile yaptığımız kamu otoritelerinin farkındalığının artırılmasından toplantılarından birini dün yaptık. Düşünce bir zaman diliminde donduğu takdirde bu donuş safsatalar zincirine düşmemize neden olur. Bu nedenle tek Türkçe ve iyi organize olmuş olan bu asansör sempozyumunu fevkalade önemsiyoruz. En kapsamlı etkinliğimiz bu. Bu etkinliği gereksiz bulan, zaman ve para ayırmayanların bu sektöre örnek olmaması lazım. Bu kez yurtdışından da bildiri geldi. İleride daha yaygınlaşacağını, dünyayla entegre olacağını hayal ediyorum.”

Çakar: Asansör Mühendislik Hizmetidir 

MMO Yönetim Kurulu Başkanı Ali Ekber Çakar ise MMO’nun asansör alanındaki çalışmalarına ilişkin şu bilgileri verdi: 

“Ülke çapındaki Meslek İçi Eğitim Merkezlerimizde, Asansör Avan Proje hazırlama konusunda 7 bin 741, Asansör Uygulama konusunda ise 4 bin 156 üyemiz belgelendirilmiştir. Oda bünyesinde oluşturduğumuz ve TÜRKAK’tan akredite Personel Belgelendirme Kuruluşu’muzun (PBK) düzenlediği sertifikalar, uluslararası standartlara uygunluk ve tanınırlık açısından ileri bir adım olmuştur. Odamız, Asansör Mühendisliği uygulama alanlarını da içeren belgelendirme çalışmalarını, TS EN ISO/IEC 17024 ‘Personel Belgelendirmesi Yapan Kuruluşlar İçin Genel Şartlar Standardı’ kapsamında TÜRKAK’a akredite ettirmiştir. MMO PBK, Asansör Avan Proje Hazırlama ve Asansör alanları da dahil olmak üzere on iki kapsamda Mühendis Yeterlilik Belgesi vermektedir.”

Geçmişte yerli onaylanmış kuruluş olmaması nedeniyle yaşanan sıkıntıların MMO’nun İzmir’de oluşturduğu Asansör Kontrol Merkezi’nin AB Komisyonu tarafından Onaylanmış Kuruluş olarak kabul edilmesi ile aşıldığını ifade eden Çakar, konuşmamsını şöyle sürdürdü:  

“Türkiye’deki ilk yerli onaylanmış kuruluş olan Asansör Kontrol Merkezi, Asansör AT tip incelemesi, asansör son muayenesi, birim doğrulaması ve tam kalite güvence modülleri kapsamında asansörlerin üretiminden kullanımına dek CE işaretlemesi yapmak üzere görev yapmaktadır. Ayrıca asansör firmalarına yönelik son muayene, tasarım ve montaj kuralları, iş güvenliği, risk değerlendirmesi ve kalite yönetim sistemi eğitimleri de yapılmaktadır.  Kaldırma ve iletme makinalarının periyodik kontrol ve bakımlarına ilişkin faaliyetlerimiz de TÜRKAK’a akredite ettirilmiş ve Odamız bu alanda da A Tipi Muayene Kuruluşu olmuştur. Odamız bu kapsamda AKM, TS EN ISO/IEC 17020 ve TS EN ISO/IEC 17021 standartlarına göre de akredite olmuştur.” 

“Dışa Bağımlılık Yüksek”

Çakar konuşmasında asansör sektöründeki ithalat paylarına da değinerek, şu bilgileri verdi: 

“Yürüyen merdivenlerin tamamına yakını, kurulumu gerçekleştirilen asansörlerin yaklaşık yüzde 12’si ithaldir. Yerli marka ile kurulumu gerçekleştirilen asansörlerin yüzde 8’i ise ithal kompenentlerden oluşmaktadır. Dışa bağımlılığın daha da azaltılması için finansman, kalifiye işgücü ve Ar-Ge desteklerinin artırılması, yerli malzeme üretim ve kullanımının teşvik edilmesi gerekmektedir.  Sektördeki yetkili firma sayısı yaklaşık 663, herhangi bir yetki almadan çalışan firma sayısı ise yaklaşık bin 500 civarındadır. Sektörde istihdam edilen makina mühendisi sayısı ise yaklaşık 800’dür. Asansör periyodik kontrollerinin ne yazık ki bütün ülkeyi kapsamaması, mühendis istihdamındaki yetersizlik, meslek odalarının görev ve yetkileri, AB süreç ve standartlarının uyumlaştırılması, piyasa gözetim ve denetimi gibi konulardaki sorunlar ise sürmektedir.  Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, TSE, meslek odaları, üretici firmalar, mühendisler, akademisyenler ve diğer kuruluşların, sürecin bütününde mühendis istihdamı ve meslek odalarının rolleri başta olmak üzere sağlayacağı aktif destek, bu sorunların çözümünde önemli bir rol oynayacaktır.”

Ali Ekber Çakar

Denetim Sonuçları Çarpıcı

Çakar, MMO ve EMO’nun 2005–2011 arası 7 yılda toplam 15 ilde 47 belediye sınırları içinde yapılan denetim ortalamasında asansörlerin yüzde 66.2’sinin sorunlu olduğunun tespit edildiğini kaydetti. “Ancak toplam asansör sayısı ile yapılan denetim verileri baz alındığında sorun daha da büyümekteydi. Bu durum toplumun can güvenliğinin nasıl büyük bir tehlike içinde olduğunu da göstermekteydi” diyen Çakar, A tipi muayene kuruluşlarının devreye girmesinden sonra yaptıkları denetimlere ilişkin de şu bilgileri verdi:

“…Odamız bünyesinde çalışan teknik görevlilerimize yönelik düzenlediğimiz eğitimler sonucu AKM bünyesinde şu anda 191 denetçimiz bulunmaktadır.  Odamızın yaptığı kontroller 15 ilden 48 ile, protokol yapılan belediye sayısı da 47’den 172’ye çıkmıştır. Kontrol edilen asansör sayısı 2012 yılında 44 bin 333, 2013 yılında 59 bin 706, 2014 yılının ilk sekiz ayında 35 bin 575’tir. 2012 yılında denetimleri yapılan asansörlerin yüzde 77’si, 2013 yılında yüzde 63,30’u, 2014’ün ilk sekiz ayı itibarıyla da denetimi yapılan asansörlerin yüzde 68,38’inin kullanımı sakıncalı bulunmuştur.”

Çakar, Asansör Yönetmeliği ile ilgili değişimleri de şöyle anlattı:

“Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından altı adet Asansör Yönetmeliği yayımlanmıştır. 1995 tarihli Yönetmelik’te asansör imalat, montaj ve bakım firmalarının bir elektrik ve bir makina mühendisi istihdam etmesi ve bu firmaların Elektrik ve Makina Mühendisleri Odaları’ndan Büro Tescil Belgesi alması zorunlu tutulmuşken, yürürlükteki yönetmeliklerde bu konular boşlukta bırakılmıştır. Yeni yönetmeliklerde asansör avan ve uygulama projelerinin ilgisine göre elektrik ve makina mühendislerince çizileceği ve bu projelerin valilikler ve belediyelerce asansörlere işletme ruhsatı verilmesi aşamasında istenmesi ve imalat, montaj ve bakım firmalarına mühendis istihdamı konusunda herhangi bir açıklık getirilmemektedir.”

Ali Ekber Çakar, bazı çevrelerin mühendis odalarının mesleki denetim süreçlerinde yer almasına şiddetle karşı çıkmalarını ve olaya ticari boyutla yaklaşmalarını eleştirirken,  yönetmeliğin avan ve tatbikat projeleri ile ilgili hükümlerinin iptal edildiği ve işletme ruhsatı aşamasında sadece firmanın düzenleyeceği AT uygunluk beyanının yeterli sayıldığını kaydetti. “Bilim, mühendislik ve kamu denetimini dışlayan böylesi bir düzenleme, asansörlerde denetim eksikliğinden kaynaklı can ve mal kayıpları ile standart dışı uygulamaları daha da artıracağı gibi ulusal asansör sanayimizi de baltalayarak, sektörde hizmet veren yüzlerce mühendisin işten çıkarılmasına sebep olmuştur” eleştirisini yaptı.

Asansör Teknik Komitesi’nin çalışmalarının da işlevsel kılınması gerektiğine dikkat çeken Çakar, “Odamız ve EMO tarafından hazırlanan ‘Asansör Tesis, İşletme ve Bakım Yönetmeliği’nin yayımlanmaması, asansör sektöründe işletme ve bakım süreçlerinde mevcut dağınıklığı ve haksız rekabet ortamını daha da artırmakta ve güvenliği de olumsuz etkilemektedir” dedi.

“Ürünlerin Piyasa Gözetimi ve Denetimine Dair Yönetmelik” yayımlandığını, ancak bu konuda etkin bir çalışma yapılması gerektiğini ifade eden Çakar, “Zira asansör ve yürüyen merdiven sektöründe ürünlerin piyasaya arzı ve dağıtımı aşamasında veya ürünler piyasada iken ilgili teknik düzenlemelere uygunluk ve güvenliğe ilişkin boşluklar mevcuttur” diye konuştu. 

“Anadolu Felaketleriyle Anılıyor”

EMO Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Yeşil sempozyumda yaptığı açılış konuşmasına EMO ve MMO şubelerini kutlayarak başladı. Sempozyumun İstanbul’da yaşanan asansör faciasının gölgesinde yapıldığını kaydeden Yeşil, “Böylesi ucubeleşmiş vahşi kapitalizm ortamında iş cinayetleri ve katliamlarıyla ilgili söylenecek sözler anlamsızlaşmakta, kelimeler kifayetsiz kalmaktadır. 10 işçimizin yakınlarına ve tüm halkımıza başsağlığı diliyorum” dedi. 

Katliam boyutlarına ulaşan kazaların arkasında pek çok olumsuzluk bulunduğunu ifade eden Yeşil, Asansör Yönetmeliği’nde inşaatlarda kullanılan cephe asansörünün tanımının daha yer almadığını vurguladı. Yeşil inşaatlarda kullanılan asansörlere ilişkin şu bilgileri verdi: 

“Makina Emniyet Yönetmeliği ile İş Ekipmanlarının Kullanımında Sağlık ve Güvenlik Şartları Yönetmeliği kapsamındaki kaldırma ve iletme ekipmanlarından söz edilmekte olup, cephe asansörlerinin bu kapsamda binanın projesi gereği yapılan asansör kuyusu içerisinde insan ve yük taşımasında kullanıldığını görmekteyiz. Bu sistemin kontrolsüz olması nedeniyle (ki böyle sistemlerde bir vatman kullanılması gerekmektedir) azami yük ve taşıma sınırlarının aşıldığı, koruma ve güvenlik tertibatlarının görev yapmadığı anlaşılmaktadır. Bu sistemlerin kontrol ve denetimi çok büyük önem taşımaktadır.” 

Denetimde Elektrik Mühendisi Eksik

Asansör denetimleri sürecinde elektrik mühendislerin zorunlu tutulmadığını kaydeden Yeşil, “EMO olarak bu konuda yıllardır deneyimlerimiz doğrultusunda mücadele yürütmekteyiz. Yaşanan facianın ardından EMO Yönetim Kurulu olarak kamu adına bu tür denetimlerde meslektaşlarımızın müdahil olması noktasında girişimlerin yoğunlaştırılması için karar aldık” diye konuştu. 

Meslek odalarının mühendislere konuya ilişkin meslek içi eğitim sağladığına dikkat çeken Yeşil, “Asansörlerin tasarımı, projelendirilmesi, malzemesi, montajı risk analizi, bakımı, periyodik kontrolü, iş güvenliği, enerji verimliliği, mevzuat ve ilgili standartlar konusunda teorik ve uygulamalı bilgiye sahip uzmanlaşmış mühendislere ihtiyaç bulunmaktadır” dedi. Meslek odalarının faaliyetlerini ise “Bu ihtiyaca yönelik olarak odalarımız tarafından meslek içi eğitim verilmekte ve sonrasındaki belgelendirmeler yapılmakta, uzman mühendislerimizin asansör sektöründe istihdamı yoluyla sektörün gelişimine katkıda bulunulmaktadır” sözleri ile özetledi.

Bin EMO Üyesi Asansör Alanında Çalışıyor

Asansörler ve elektromekanik taşıyıcıların, EMO’nun yaklaşık bin üyesinin faaliyet yürüttüğü asli alanlarından biri olduğunu, ancak gelinen noktada elektrik mühendislerinin bu alanda yok sayıldığını ifade eden Yeşil, elektrik mühendislerinin dışlanmasına yol açan gelişmeleri eleştirdi. Elektrik mühendislerinin bilgi birikimi, teknik altyapısı ile uzun yıllardır bu sektöre katkı sağladığını, halen de kamudan yana ve mesleğin gelişimi ve korunması temelinde çalışmalarını sürdürdüğünü kaydeden Yeşil, son olarak TMMOB EMO Asansörlere Ait Elektrik Mühendisliği Hizmetleri Yönetmeliği’nin 29 Temmuz 2011 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdiğini anımsattı. EMO Meslek İçi Sürekli Eğitim Merkezi’nin de asansör alanında eğitim ve belgelendirme çalışmalarına devam ettiğini anlattı. 

Daha önce EMO’nun da içerisinde yer aldığı asansör periyodik denetimlerinim 2012 yılından itibaren A tipi muayene kuruluşlarına devredildiğini hatırlatan Yeşil, mevzuatta bir mühendis denilmesi nedeniyle bu kuruluşlarda hem elektrik hem de makina mühendisi istihdamından vazgeçildiğini, büyük ölçüde yalnızca makina mühendislerinin yer aldığını, gelişmeler sonucunda elektrik mühendislerinin dışarıda kaldığını anlattı. Yeşil, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Şimdi bu alanda elektrik mühendisi yok. Aslında bunun piyasalaşması başlı başına yanlıştı. Çünkü her türlü denetimde maliyeti düşürmeye çalışıyorlar. Bunun maliyeti nedir? İnsan. Meydana gelen kazaların en büyük nedeni denetimsizliktir. A tipi muayene kuruluşları tarafından yapılan denetimlerde topraklamasından, elektriksel güvenlik sistemlerine, kumanda panosundan makina motor grubuna, kabin ve kat butonlarından sigorta, aydınlatma ve priz devrelerine kadar birçok noktada yapılan denetimin elektrik mühendisliği disiplinine girmesinden dolayı mutlaka her denetim içinde bir elektrik mühendisinin yer alması teknik ve idari bir gerekliliktir. Yönetmeliklerin bu şekilde değiştirilmesi gerekiyor. Elektrik mühendislerinin bu denetimlerde yer alması gerekiyor. Makina Mühendisleri Odamızla da merkezi düzeyde görüşmeleri yürütüyoruz. Belki bu anlamda A Tipi muayene kuruluşlarına da örnek olacağız. O nedenle bu görüşmeleri önemsiyorum.”

EMO’nun konuya ilişkin mücadelesini sürdüreceğini ifade eden Yeşil, konuşmasını şöyle sürdürdü: 

“EMO Yönetim Kurulu olarak göreve geldiğimiz günden bu yana -geçmiş dönemlerde de olduğu gibi- hem meslektaşlarımızın sorunları, hem mesleki alanlarımıza yönelik konular, hem de ülke gündemini takip ederek; basın açıklamaları, dava süreçleri ve çeşitli etkinliklere

katılım yoluyla kamuoyunu bilgilendirmeye, kamu yararını ve meslektaşlarımızın haklarını korumaya; EMO’nun tavrının ortaya koymaya çalıştık. Bu kapsamda meslektaşlarımız açısından önemli bir konu olan Türk Standartları Enstitüsü’nün (TSE) mühendislerin yetki ve hizmet alanlarını gasp eden tutumuna karşı hem hukuki süreç başlattık hem de kamuoyu ile bu gelişmeyi paylaştık. TSE’nin standart koyan ve gerektiğinde denetleyen bir kuruluş olarak mühendislik hizmetlerini kendisinin yapmaya kalkması ve üstelik işyerlerine gönderdiği yazılarla kendisinden hizmet alımını zorunlu tutması doğrudan meslektaşlarımızın iş alanlarının gasp edilmesi anlamına gelmektedir. Danıştay’a yaptığımız iptal ve yürütmeyi durdurma istemli başvuruda bu durumun kamu denetimi açısından yaratacağı zarara da dikkat çektik. TSE’nin kendi görev alanına dönmesini ve kural koyucu-standart üreten yapısına sahip çıkmasını istiyoruz.”

“Sermaye İşçi Sağlığı Değil Verimlilik Peşinde”

Giderek yaygınlaşan işçi ölümlerinin arkasında yatan temel nedenin sağlıklı ve güvenli çalışmanın bir “maliyet” olarak görülmesi olduğunu ifade eden Yeşil, “Sermaye bu yüzden ‘işçi sağlığı’ yerine ‘iş sağlığı’ kavramını kullanıyor. Yani işçilerin değil işin sağlığı, işletmenin verimliliği ön planda tutuluyor” diye konuştu. 

AKP İktidarı’nın işçi ölümlerini “kader”, “vadeleri dolmuş”, “ölüm bu işin doğasında” ifadeleri ile değerlendirildiğine dikkat çeken Yeşil, “Oysa tüm iş kazaları ve meslek hastalıkları önlenebilir. Bizler önlenebilir oldukları halde gerçekleştiği için yaşananları “iş cinayeti” olarak tanımlıyoruz.”

Yeşil konuşmasını “Sonuç olarak insanların yaşamlarını kolaylaştırmak üzere yapılan her üretimde güvenlik, ortak yarar ve çevreye uyum; teknolojinin kullanılmasında etik bir önkoşul olarak algılanmalıdır” ifadeleri ile sözlerini tamamladı.

İzmir Bornova Belediye Başkanı Olgun Atila, yerel yöneticiler olarak toplumun en konforlu şekilde yaşamlarını sürdürmeleri konusunda sorumluluk aldıklarını anımsatarak, işçi sağlığı ve güvenliğini de bu kapsamda değerlendirdi. Gezi sürecinden sonra İzmir’de ortak aklın daha da öne çıktığını, kendileri için de birlikte yönetimin olmazsa olmazları olduğunu ifade eden Atila, bu sürecin apartmanlara kadar uzanmasını istediklerini, oda başkanları ile bir toplantılar manzumesi başlatabilirlerse de bunun halka dokunabileceğini kaydetti. Odalarla yakın temasın önemi üzerinde duran Bornova Belediye Başkanı Atila, tasarım ve inovasyon konusunda İzmir’e öncü olmak istediklerini, bu noktada da odalardan katkı beklediklerini söyledi.

Hüseyin Yeşil: “Şimdi bu alanda elektrik mühendisi yok. Aslında bunun piyasalaşması başlı başına yanlıştı. Çünkü her türlü denetimde maliyeti düşürmeye çalışıyorlar. Bunun maliyeti nedir? İnsan. Meydana gelen kazaların en büyük nedeni denetimsizliktir. A tipi muayene kuruluşları tarafından yapılan denetimlerde topraklamasından, elektriksel güvenlik sistemlerine, kumanda panosundan makina motor grubuna, kabin ve kat butonlarından sigorta, aydınlatma ve priz devrelerine kadar birçok noktada yapılan denetimin elektrik mühendisliği disiplinine girmesinden dolayı mutlaka her denetim içinde bir elektrik mühendisinin yer alması teknik ve idari bir gerekliliktir” dedi.

Yüksek “Uygunsuzluk” Oranı ve Kırmızı Etiketli Asansörler Masaya Yatırıldı

MÜHENDİSSİZ ASANSÖR “UYGUNSUZ”

EMO Basın- Asansör Sempozyumu kapsamında düzenlenen “Sektörel Uygulamalar ve Değerlendirmeler” başlıklı panelde ilk kez asansörlere ilişkin güncel istatistikler duyurulurken, Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın denetimleri sonucunda her iki asansörden birinin uygunsuz olduğu tespiti açıklandı. Periyodik kontrollerde; kullanılmasında sakınca olmayan yeşil etiketli asansör oranının sadece yüzde 29 olduğu kaydedilen panelde, asansör alanındaki mühendislik hizmetleri sorgulandı. Firmaların mühendis istihdamı ve diğer teknik gerekliliklerinden tasarruf etme eğiliminin, temel sıkıntılardan biri olarak ön plana çıktığı tespiti yapıldı.

Elektrik ve makina mühendisleri odalarının İzmir şubelerince düzenlenen Asansör Sempozyumu kapsamında, “Sektörel Uygulamalar ve Değerlendirmeler” başlıklı panel, 25 Eylül 2014 tarihinde gerçekleştirildi. Konuya ilişkin kamu kuruluşları ve sektör temsilcilerinin katılım sağladığı paneli, Makina Mühendisleri Odası (MMO) Yönetim Kurulu Başkanı Ali Ekber Çakar yönetirken, Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Sanayi Ürün Güvenliği Genel Müdürlüğü’nden Gül Dölek, Türk Standardları Enstitüsü’nden (TSE) Selim Söze, Ege Bölgesi Sanayi Odası’ndan Oğuz Yanık, Asansör ve Yürüyen Merdiven Sanayicileri Derneği’nden (AYSAD) Sefa Targıt, Ege Asansör ve Yürüyen Merdiven Sanayicileri Derneği’nden Emin Tunç, Elektrik Mühendisleri Odası’ndan (EMO) Onur Ercan ve MMO’dan Berkay Eriş ise konuşmacı olarak yer aldı.

“İthal Payı Yüzde 8-12 Düzeyinde”

Ali Ekber Çakar, yılda yaklaşık olarak 25-35 bin civarında bir asansör ve 3 bin civarında da yürüyen merdiven kurulumunun yapıldığını bildirdi. Asansör ve yürüyen merdiven piyasasının 1 milyar dolarlık bir büyüklüğe ulaştığını kaydeden Çakar, asansörlerde yüzde 12, yürüyen merdiven ve diğerlerinde yüzde 8 düzeyinde ithal parça kullanıldığını belirtti. Bakanlık tarafından sadece 663 yetkilendirilmiş bakım ve işletme firması olmasına rağmen 1500-2000 adet belgelendirilmemiş merdiven altı firmanın da faaliyet gösterdiğine dikkat çeken Çakar, asansörle bakım ve işletmesinin yeterli birikimi olamayan insanlar tarafından yürütülmesinin can ve mal kayıplarına yol açabileceğini vurguladı. Asansörlerin imalatı, tasarımı, projelendirilmesi, kurulumu ve bakımının mühendislik hizmetleri olarak değerlendirilmesini isteyen Çakar, 800 civarında MMO üyesinin sektörde görev aldığını bildirdi.

“Standartlarda Bilgi Eksiği Var”

TSE’den Selim Söze ise asansörlerle ile yeterlilik standardının birçok kez revize edildiğini belirttiği konuşmasında, TSE’nin 350 civarında “standart”, 150 civarında ise “kriter” olmak üzere yaklaşık 500 konuda hizmet belgelendirmesi yaptığını ifade etti. Asansörlere ilişkin standartlara ilişkin bilgi aktaran Söze konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Asansör standardının günümüze kadar revizyonları da, 97’de ilk standart yapılmış, 1999, 2000, 2006, 2006; yani 2 ay arayla standart yenilenmiş ve 2013. 2013’teki standarda kadar, asansör, yürüyen merdivenler birlikteydi, sadece 2013’te yürüyen merdivenler standarttan çıkarıldı. Şu anda yürüyen merdivenlerin hizmet standart kriteri yoktur. 12255 Standardı sadece asansörler içindir şu anda.” Üreticilerin, yetkili servislerin standartlar konusunda eksik bilgi sahibi olduğunu ifade eden Göze, “Hizmet belgelendirmesi için belge almak isteyen firmalarımıza her zaman Türkiye’nin her tarafında, 46 belgelendirme biriminde hizmet vermek istiyoruz. Hizmet belgelendirmesi için danışmanlık firması aracılığına ihtiyaç yoktur. Kendilerinin gelip veya bir telefonla bizden bilgi almaları yeterli olacaktır” diye konuştu.

“Periyodik Kontrol 2 Yıla Çıkarılsın” Ege Bölgesi Sanayi Odası’ndan Oğuz Yanık ise konuşmasına konu hakkındaki yönetmeliklere ilişkin bilgi vererek başladı. Güvenlik için yapılması gereken denetimlere ilişkin bilgi veren Yanık, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Asansörün güvenli ve işletme yönünden uygun şekilde çalıştığının tespiti için, piyasaya arz edildiği tarih itibarıy-

AYSAD Yönetim Kurulu Başkanı Sefa Targıt, Avrupa Asansör Derneği’nin verilerine göre 2013 yılında Türkiye dahil olmak üzere Avrupa çapında 835 asansör kazası olduğunu ve bu kazalar sonucunda

17 ölüm meydana geldiği bilgisini verirken, söz konusu ölümlerin 12’sinin

Türkiye’de yaşandığına dikkat çekti.

la ilk yılın sonunda en az bir kere bina sorumlusu tarafından yaptırılarak, periyodik kontrolünün 2 yılda bir olması gerektiği görüşündeyim. Bunun nedeni ise, asansörler piyasaya arz edildiği tarihten itibaren maalesef hemen kullanılmıyor ve açılmıyor. Ayrıca, garanti süremiz 2 yıl. A tipi muayene kuruluşlarının 1 yıl içerisinde mevcuttaki bu kadar asansörü kontrol edebilmesinin de zor olduğu inancındayım.”

devletin sizden kat be kat geri alma ihtimali şu anda yüzde 30. Milli Piyango bileti filan gibi değil, yüzde 30’dan bahsediyorum. Yani yüzde 30’una ceza kesmişler. Ürün kontrol altına girmiş, bir kısmı uygun çıkmış tabii ki, bir kısmı bozuk çıkmış; ama bozuk çıkanlardan ceza kesilmiş.”

“Teknik Gerekliliklerden Tasarruf Edilemez”

“Sadece 440 Belediyede Kontrol Var”

Maliyetleri düşürme için firmaların hem teknik kadrodan hem de asansör bileşenlerinde tasarruf etmeye yönelebildik-

Ülke genelindeki 2950 belediyeden yalnızca 440’ının

lerini ifade Eden Targıt, konuşmasını söyle sürdürdü:

asansörlerin periyodik kontrollerine ilişkin A tipi muayene

“Dünyada 12 tane rekabetçilik faktörü vardır rekabetçilik

kuruluşları ile protokol imzaladığına dikkat çeken Yanık,

ölçmek için, bunlardan 5 tanesi firmayla ilgilidir, bu tip

“Yapılan kontrollerde kırmızı etiket sayısı 96 bin 137, sarı

şeylerden rekabetçi olunur. Bizde, bu 12’nin dışındaki

etiket sayısı 11 bin 287, yeşil etiket sayısı ise 44 bin 51’dir.

kırmızı çizgi olarak kabul edilen, yani rekabetçilik un-

Toplam kontrol edilen asansör sayısı ise 151 bin 475 adettir”

suru olarak ortaya konulamayacak, mesela teknik gerekdiye konuştu. Belediyeler ve organize sanayi bölgelerinde

liliklerden feragat etmek gibi faktörleri devreye alarak,

kontrolleri yapılan toplam 152 bin 278 asansörden yüzde

bu 6’nın üstüne 4 tane daha rekabetçilik unsuru ilave

63’inin kırmızı, yüzde 29’unun yeşil ve yüzde 8 oranında

ediliyor. Bütün sıkıntı burada. Bunlar olduğu takdirde,

ise sarı etiketle işaretlendiğini kaydeden Yanık, denetimler

denetlediğiniz zaman da bu tablo ortaya çıkıyor.”

bir yana tescil işlemlerinde bile belediyeler arasında uygulama farklığı olduğunu kaydetti. Yapı sürecinde en önemli aktörlerden biri olması gereken yapı denetim firmalarının rollerinin asansör tescili konusunda belirsiz olduğunu ifade eden Yanık, “Bilim Sanayi ve Teknolojik Bakanlığı’nın piyasa gözetim ve denetim faaliyetleri kapsamı haricinde, hiçbir mevzuatta asansörlerin tescili için bir muayene yoktur” diye konuştu.

“Denetçilik Cazip Hale Gelmeli”

Asansör denetimi, iş güvenliği ve yapı denetimi alanlarında ağırlıklı olarak mesleğe ara vermiş, mesleki bilgilerini kaybetmiş mühendislerin görev aldığını ifade eden Targıt, şöyle konuştu:

“Bizim muayene elemanlığı ve diğer denetçi kademelerinde çalışan arkadaşlarımızı gençlerden, fiilen çalı-

“Eski Asansörler İstatistikleri Kötüleştiriyor”

şan arkadaşlardan seçecek kadar cazip hale getirmek; bu süreçlerde daha nitelikli, hatta daha sektöre yakın,

AYSAD’dan Sefa Targıt ise konuşmasına yüzde 36 olarak

sektörden gelen kişilerin çalışmasını sağlamak gibi bir

açıklanan uygun bulunma oranına dikkat çekerek başladı.

amacımız olabilir.”

Bu verinin 2005 yılında sonraki yönetmelik değişikliği kapsamındaki asansörler için olduğunu, daha eski asansörlerin de denetime katılması durumunda oranın yüzde 11’lere kadar düştüğünü ifade etti.

“TSE ve Bakanlık Geride Kaldı”

Firmaların standartlardan habersiz olduğu gibi TSE’nin de standart üretme ve tercüme etme konusunda yetersizlikleri

Avrupa Asansör Derneği’nin verilerine göre 2013 yılında

olduğunu kaydeden Targıt, İstanbul Mecidiyeköy’de şanti-

Türkiye dahil olmak üzere Avrupa çapında 835 asansör kayede çöken cephe asansörü konusundaki standardın henüz

zası olduğunu ve bu kazalar sonucunda 17 ölüm meydana

Türkçeye çevrilmediğine dikkat çekti. Yönetmelikler konugeldiği bilgisini veren Targıt, söz konusu ölümlerin

sunda ise tüm çabalarına rağmen bakanlığın yavaş

12’sinin Türkiye’de yaşandığına dikkat çekti. Rakamların Türkiye’nin daha çok yol alması

Ege Asansör

davrandığını ifade eden Targıt, konuşmasını şöyle sürdürdü:

gerektiğini ortaya koyduğunu ifade eden

ve Yürüyen Merdiven

“Yönetmelikteki bizim ikaz ettiğimiz

Targıt, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Bu bir mühendislik ürünüdür. Mühendislik çalışmalarının zayıflığı burada ortaya çıkıyor. Bakın,

Sanayicileri Derneği’nden Emin Tunç, sektördeki teknik eleman eksikliğine dikkat çekti.

hata, bugün siyasi fatura olarak hükümete dönmüştür. Nedir o siyasi fatura? ‘Siz, yüzde 80 kusurlu çıkan asansörlerin çalıştırılmasına niye

mühendisleri kastetmiyorum, mühendislik çalışmaları diyorum. Mühendislik çalışmaları zayıf kalıyor bizim memlekette. Bunu yadsırsak, düzeltemeyiz

EMO’dan Onur Ercan ise alandaki teknik eleman yetersizliğinin firmalarda mühendislerin yalnızca kağıt üzerinde çalışıyor

engel olmuyorsunuz siyasi otorite olarak?’ dediler. Aslında o rakamın yüzde 80 olmaması gerektiğini, bazı eksiklerin zaman tanınarak giderilebilecek eksiklikler oldubu tabloları.”

gözükmesinden kaynaklandığını

ğunu biz yıllardır söylüyoruz ve

Firmalara Ceza Uyarısı

Bakanlığın firmaların yüzde 30’unu denetleyerek, yüksek para cezaları kestiğini hatırlatan Targıt, asansör firmalarını şu sözlerle uyardı:

ifade ederek, “Mühendissiz yapılamayacak olan bu işi biz mühendissiz veya mühendis varmış gibi yapmaya çalışıyoruz. Sonuç da bu

bizim kendi menfaatimiz için söylediği zannedilen bu teori döndü, siyasi fatura olarak önlerine geldi sonunda.”

“İstihdamın Niteliği Sorgulanıyor”

“İşi almak için, müteahhide biraz daha para kazandırmak için harcadığınız parayı

oluyor” dedi.

Ege Asansör ve Yürüyen Merdiven Sanayicileri Derneği’nden Emin Tunç ise sektör-

deki firmaların her geçen gün itibar kaybettiğini kaydederek, yeterli teknik eleman bulmakta da sıkıntı yaşandığını şöyle dile getirdi:

“Devamlı hizmet vermek zorunda olan firmalar eleman boşluğunu, başka mesleklerden ithal kişilerle doldurmaya çalışmaktadır. Demirci arkadaşlarımızı veya başka mesleklerden ithal arkadaşlarımızı hemen pratik bir şekilde yetiştirmeye, kuyulara sokmaya gayret ediyoruz; çünkü yeterli teknik eleman, vasıflı elaman bulamamaktayız.”

Taşeron usta sayısının artmasının tüm sektörün ortak sorunu olduğunu ifade eden Tunç, konuşmasını söyle tamamladı:

“Sonuç olarak, her firma projelendirme, montaj, servis personeliyle kurumsal kimliği ve müşteri memnuniyetini öncelik alarak çalışmalarını düzenlemeli ve mutlaka Ar-Ge ve teknik hizmetler departmanına sahip olmalıdır. Sektörümüzün varlığı, mevcudiyetinin devamı ve gelecek nesillerin de bu sektörden fayda sağlamaları ancak istihdamın devamlılığı adına asansör firmalarımızın birleşiminden yana tercihlerini kullanması, kurumsal bir kimlikle faaliyetlerini sürdürmeye devam etmelerinden geçmektedir.”

Mühendissiz Bu İş Yapılamaz

EMO’dan Onur Ercan ise alandaki teknik eleman yetersizliğinin firmalarda mühendislerin yalnızca kağıt üzerinde çalışıyor gözükmesinden kaynaklandığını ifade ederek, “Mühendissiz yapılamayacak olan bu işi biz mühendissiz veya mühendis varmış gibi yapmaya çalışıyoruz. Sonuç da bu oluyor” diye konuştu. Ercan, konuşmasında meslek liselerinden sektöre yetişmiş eleman gelmediğini de ifade etti.

“Periyodik Kontroller Tabloyu Değiştiriyor”

MMO’dan Berkay Eriş ise konuşmasına MMO’nun asansör alanında yürüttüğü mesleki denetim, personel belgelendirme gibi konulara ilişkin bilgi vererek başladı. MMO’nun EMO ile birlikte periyodik kontrollerin başlaması için çaba sarf eden kurumlardan olduğunu vurgulayan Eriş, MMO’nun TSE ile birlikte yerli onaylanmış kuruluş olduğunun altını çizdi. MMO’nun periyodik kontrolleri A tipi muayene kuruluşu olarak sürdürdüğünü ifade eden, MMO’nun konuya ilişkin çok sayıda eğitim çalışmalarının da sürdürüldüğü vurguladı.

İzmir’de 2012 yılında toplamda asansörlerin yüzde 77’sine uygunsuz olduklarını gösterecek şekilde kırmızı etiket yapıştırıldığı bilgisini veren Eriş, 2013’te ise bu oranın yüzde 63’e düştüğünü kaydetti. Kontroller ile eksikliklerin giderilmesinin sağlandığına dikkat çeken Eriş, kontrol elemanlarının ve muayene kuruluşları arasındaki eşgüdümün artırılması gerektiğine işaret etti.

Ege Bölgesi Sanayi Odası’ndan Oğuz Yanık, ülke genelindeki 2950 belediyeden yalnızca 440’ının asansörlerin periyodik kontrollerine ilişkin A tipi muayene kuruluşları ile protokol imzaladığına dikkat çekerken, “Yapılan kontrollerde kırmızı etiket sayısı 96 bin 137, sarı etiket sayısı 11 bin 287, yeşil etiket sayısı ise 44 bin 51’dir. Toplam kontrol edilen asansör sayısı ise 151 bin 475 adettir” diye konuştu.

ASANSÖR SEKTÖRÜNÜN FOTOĞRAFI

Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’ndan Gül Dölek ise ilk kez sektöre ilişkin bazı verileri açıkladı. Dölek, önce bakanlığın yürüttüğü mevzuat hazırlama çalışmalarına ilişkin bilgi verirken, Asansör Bakım ve İşletme Yönetmeliği’ne ilişkin çalışmaların sürdüğünü kaydetti. Bakanlığın piyasaya arz edilmiş asansörlere yönelik piyasa gözetimi ve denetimi çalışmaları yürüttüğünü kaydeden Dölek, bunların içine inşaatlarda kullanılanlar ve henüz tescili yapılmamış asansörlerin girmediğini belirtti. Denetimlerin resen, ihbar, şikayet ve yıllık planlar dahilinde yapıldığını kaydeden Dölek, asansör alanına ilişkin verileri şöyle açıkladı:

“Ülkemizde toplam 431 bin 184 adet kurulu asansör mevcut, yapı kullanım izni almış. Yerli onaylanmış kuruluş sayısı 9. A tipi muayene kuruluşu sayısı 32. Bunlardan en fazla 14 adedi aktif halde çalışıyor diyebiliriz. Onaylanmış kuruluş tarafından belgelendirilmiş asansör montaj firma sayısı ise 1375. Asansör bakım firması sayısı -buna yetkili servis diyelim- 173. Asansör imalat, ithalatı yapan aksamlarla ilgili firma sayısı 185. Asansör firmalarında çalışan kişi sayısı ise 14 bin 121.”

“Uygunsuzluk Yüzde 46” Bakanlık tarafından 2013 yılında yapılan denetimlerinde yüzde 36 oranında uygunsuzluk belirlendiğini ifade eden Dölek, 81 ilde bakanlığın 100 uzman denetim personeli ile yapılan denetimler sonunda 987 bin 972 TL para cezası kesildiğini kaydetti. Denetlenen 1063 asansörden 383’ünün uygunsuz olduğunu belirten Dölek, 2014’ün ilk 9 ayında ise denetlenen 994 adet asansörde ise uygunsuzluk oranının yüzde 46 olarak belirlendiğini kaydetti. Denetimler sonucunda 2005 sonrası piyasaya sunulan her iki asansörden neredeyse birinin uygunsuz olduğunun belirlendiğini ifade eden Dölek, belgelendirmiş 1375 montaj firmasından 423’ünün 2014’ün ilk 9 ayında denetlendiği bilgisini de verdi. Bu firmalara 544 bin 449 TL ceza kesildiğini ifade eden Dölek, yüksek uygunsuzluk sorununun sadece bakanlığın yaptığı denetimlerle giderilemeyecek büyüklükte olduğunu vurguladı. Denetimlerde, yapı denetim firmalarından kaynaklanan eksikliklere çok sık rastlandığına işaret eden Dölek, uygun olmayan “kırmızı etiketli” asansörlerin kullanım dışı bırakılması konusunda halen boşluk bulunduğunu belirtti.

Elektrik ve makina mühendisleri odalarının İzmir şubelerince 25-27 Eylül 2014 tarihleri arasında gerçekleştirilen Asansör Sempozyumu’nun sonuç bildirgesi yayımlandı. Sempozyumda ülkemizdeki üretimden, kuruluma ve işletimine varıncaya kadar asansör sektörünün her aşamadaki sorunları ele alındı. Aynı zamanda sempozyum, asansörlerin güvenli ve verimli kullanımı açısından yenilikçi yaklaşımların da değerlendirildiği bir etkinlik oldu.

ASANSÖR SEMPOZYUMU SONUÇ BİLDİRGESİ

AÇIKLANDI

Asansör Sempozyumu 25-27 Eylül 2014 tarihleri arasında Tepekule Kongre ve Sergi Merkezi’nde Elektrik Mühendisleri Odası ve Makina Mühendisleri Odası tarafından 428 kayıtlı delege olmak üzere yaklaşık 1400 kişinin katılımıyla İzmir’de gerçekleştirilmiştir.

Sempozyum 15 kurum ve kuruluş tarafından desteklenmiş olup, sempozyum boyunca 12 oturumda 36 bildiri, 1 açık oturum, 1 panel, 1 kurs gerçekleştirilmiştir. Sempozyum katılımcıları sempozyuma paralel olarak düzenlenen sergiyi de ziyaret ederek yeni ve ürün ve teknolojileri de görme olanağı bulmuşlardır.

Sempozyum kapsamında düzenlenen “Periyodik Kontrol Kriterlerine Farklı Yaklaşımlar” başlıklı açık oturumda; meslek odaları ve asansör sektörü temsilcileri katılımıyla farklı muayene kuruluşları tarafından gerçekleştirilen periyodik kontrol çalışmalarında kontrol kriterlerinin farklı yorumlamasından dolayı ortaya çıkan durumlar ve sonuçlar, kriterler bazında ayrıntılı olarak masaya yatırılmış; farklı uygulamaları ortaklaştırabilmek konusunda görüş ve öneriler üretilmiş ve katılımcılar ile paylaşılmıştır.

Sempozyum kapsamında düzenlenen “Sektörel Uygulamalar ve Değerlendirmeler” başlıklı panelde; T.C. Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Türk Standardları Enstitüsü, Ege Bölgesi Sanayi Odası, TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası, TMMOB Makina Mühendisleri Odası ve sektör dernekleri temsilcinin katılımı ile konu ayrıntılı olarak tartışılmış, görüş ve öneriler üretilmiş ve paylaşılmıştır.

Sempozyum sonucunda aşağıdaki konuların kamuoyuna sunulması karar altına alınmıştır.

• T.C. Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından ilk kez Asansör Sempozyumu’nda açıklanan verilere göre ülkemizdeki asansör sayısının 431.184 olduğu bu asansörlerin 152.278 adedinin periyodik kontrolünün gerçekleştiği, periyodik kontrol gerçekleştirilen asansörlerin %65’inin kullanılmasının sakıncalı olduğu açıklanmıştır. Bu veriler ışığında ülkemizdeki asansörlerin ancak üçte birine periyodik kontrol uygulaması yapıldığı, yaklaşık 3 yıllık bir süreçte kontrol edilen asansör sayısının yetersiz olduğu, bu konuda öncelikli olarak T.C. Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın ruhsat vermeye yetkili kuruluşları uyarması ve halkı bilinçlendirmesi gerekliliği vurgulanmıştır. Kontrol edilen 3 asansörden 2’sinin kullanılmasının sakıncalı olduğu, bu oranın çok yüksek olduğu, bu konuda da Bakanlığın personel sayısını arttırarak yetkili montaj ve bakım firmalara yönelik denetimleri genişleterek sürdürmesi ve merdiven altı olarak tabir edilen bakım firmalarını sektörde faaliyetlerini engellemesi, periyodik kontrol sonucu uygunsuz bulunan asansör ve bakımcı firmalara bakanlıkça da yaptırımda bulunulması gerektiği ve periyodik kontrollere ilişkin bakım firmalarının sorumluluklarının artırılmasının gerekliliği vurgulanmıştır. • T.C. Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından ilk kez Asansör Sempozyumu’nda açıklanan rakamlara göre piyasa gözetimi kapsamında 2013 yılında denetlenen 1063 asansörün 383’ü uygunsuz, 2014 yılının ilk 8 ayında denetlenen 994 yeni asansörün 419 adedi uygunsuz olarak tespit edilmiştir. Yine Bakanlık tarafından 2103 ve 2014 yıllarında sektörde faaliyet yürüten 1375 asansör montaj firmasının 423 tanesinin ürününü denetlenmiş,

3 asansör montaj firmasından birinin ürününün uygun olmadığı saptanmıştır. 95/16/AT Yönetmeliği kapsamında montajı yapılan yeni asansörlerin ve firmaların üçte biri ürününün uygunsuz olduğu gerçeğinden hareketle sektörün disipline edilebilmesi için Bakanlığın PGD kapsamında asansör ve montaj firması denetimleri yanı sıra onaylanmış kuruluşları da denetlemesi ve bu konuda hazırlıklarını sürdürdüğü mevzuat çalışmalarını ivedi olarak yayınlaması gerektiği belirtilmiştir.

• T.C. Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından ilk kez Asansör Sempozyumu’nda piyasa gözetim ve denetim faaliyeti sonuçlarına ilişkin uygunsuzlar ve uygunsuzluk kaynakları açıklanmıştır. Buna göre; asansörlere yönelik gerçekleştirilen denetimlerde yapıdan kaynaklanan uygunsuzlukların yapı denetim kuruluşlarından; asansör bakım faaliyeti yapan firmalara yönelik tespit edilen uygunsuzlukların asansör bakım firmalarından; yıllık kontrol sonuçlarının değerlendirilmesi aşamasındaki uyuşmazlıklardan A tipi muayene kuruluşları; kırmızı etiket alan asansörlere yönelik uygulama boşluğundan ruhsat veren kuruluşlar; nitelikli personel istihdam edilememesi ve markalaşma problemi sektörden; ürünle ilgili ise kamusal yapımız içindeki çok sayıda bakanlık, kurum ve kuruluşlardan kaynaklandığı belirtilmiştir. Bu saptamalara bakanlığın yeterli sayıda personelinin olmaması, ürüne ilişkin mevzuat düzenlemelerinde gecikmeler, hem PGD kapsamındaki denetimlerin hem de periyodik kontrol çalışmalarının yaygınlaştırılamaması ve yaptırımların yetersizliği de ilave edilerek, bakanlığın öncülüğünde bu sorunların çözümünde ilgili kesimlerin elini taşın altına koyması gerektiği vurgulanmıştır.

• Asansör Bakım ve İşletme Yönetmeliği kapsamında A Tipi Muayene Kuruluşlarınca yürütülen periyodik kontrol çalışmasının sağlıklı ve verimli bir şekilde yürütülmesi için halkın konu hakkında bilinçlendirilmesine gereksinim olduğu, bu konuda T.C. Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın da konuyla ilgili muayene kuruluşları, meslek odaları ve sektör derneklerinin desteğiyle kamu spotları hazırlayarak kamuoyunu bilgilendirmesi gerekliliği önemle vurgulanmıştır.

• T.C. Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından hazırlanan Mevcut Asansörlerin İyileştirilmesi ve Güvenliğin Arttırılmasına ilişkin yönetmeliğin yayınlanması ve uygulanması konusunda gecikme yaşandığı, bakanlığın periyodik kontrol çalışmalarını yakından takip ederek anılan yönetmeliği bir an önce yayınlaması, periyodik kontrol ile mevcut asansörlerin iyileştirilmesi ve güvenliğinin arttırılması çalışmalarının periyodik kontrol ile paralel olarak yürütülmesi gerektiği vurgulanmıştır.

• Asansör tasarımı, projelendirilmesi, malzemesi, montajı  risk değerlendirmesi, bakımı, revizyonu, periyodik kontrolü, iş güvenliği, enerji verimliliği, mevzuat ve ilgili standartlar konusunda teorik ve uygulamalı bilgiye sahip uzmanlaşmış mühendislere sektörün gereksinim duyduğu, asansörlerin sadece elektrik ve makine mühendisliği disiplinlerinin meslek alanına girdiği, asansörlerin tasarımından, projelendirilmesine, montajından, işletilmesine, bakımından, periyodik kontrolüne kadar mühendislik hizmeti olduğu vurgulanarak, Odalarımızın da bu konuda meslektaşlarına yönelik eğitim ve belgelendirme faaliyetlerini geliştirmesi gerekliliği belirtilmiştir.

• Sektörün nitelikli ara elemana gereksinim duyduğu, ülkemizin teknik eleman yetiştirme konusunda eğitim politikasının olmaması nedeniyle meslek yüksek okullarının ve meslek liselerinin sanayinin gereksinimi olan nitelikli ara elemanı yetiştiremediği, bu konudaki en önemli görevin Milli Eğitim Bakanlığı’na düştüğü belirtilerek, sektörün gereksinim duyduğu nitelikli ara eleman yetiştirme konusunda üniversitelere, ara teknik eleman yetiştiren okullara ve meslek odalarına önemli görevler düştüğü vurgulanmıştır. • Türkiye’nin iş kazası sayısı bakımından Avrupa’da birinci, dünyada ise üçüncü sırada olduğu, 2014 yılında Soma’da ve İstanbul’da katliam denebilecek iş kazaları meydana geldiği, sektörde ise ELA rakamlarına göre 25 AB ülkesi ve Türkiye olmak üzere 26 ülkede 2013 yılında asansörlerde yaşanan 17 ölümlü kazanın 12’sinin ülkemizde meydana geldiği belirtilerek, tüm çalışanlar, hatta halkımızda işçi sağlığı ve iş güvenliği kültürünü yerleşmesi için başta T.C. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı olmak üzere ilgili tüm bakanlıklara, işverenlere, işveren örgütlerine, sendikalara, yazılı ve görsel basına, meslek odalarına ve sektörel derneklere önemli görevler düştüğü vurgulanmıştır. • Gelişmiş ülkeler ile karşılaştırıldığında ülkemizdeki şantiyelerin güvenlik kültürü açısından son derece kötü olduğu, İstanbul’da yüksek katlı bir bina inşaat şantiyesinde meydana gelen iş kazasıyla bu durumun bir kez daha tescillendiği vurgulanarak, asansörlerde dahil olmak üzere tüm firmaların çevre, sağlık ve emniyet yönetim sistemlerinin kurulması, asansör firmalarının şantiyeleri için iş emniyeti konusunda kurallarını belirlemesi, çalışanları ile sürekli iletişim halinde bulunarak onları eğitmesi, kuralların uygulanmasını sürekli olarak denetlenmesi gerekliliği belirtilmiştir. • Sektörde finansman, sermaye yetersizliği, düşük verimlilik, kalifiye iş gücü, teknolojik ve endüstriyel birikim ve paylaşım sorunlarının olduğu, sektörde sahip olunan bilgi ve deney birikiminin uygulamaya ve katma değere dönüştürülmesi için sistem tasarımında ulaşılan seviyenin geliştirilerek yaygın kullanımının sağlanması, yerli malzeme üretim ve kullanımının teşvik edilmesi gerekliliği vurgulanmıştır.

• Meslek odalarının kuruluş yasalarının verdiği görev

lıkların, üniversitelerin, meslek odalarının, sektörel

çerçevesinde, kamu yararına ve kamu adına sürdürderneklerin ve sektör firmaların işbirliği içinde olması

düğü üretim ve hizmetlerin kalitesinin yükseltilmesi

gerekliliği vurgulanmıştır.

amacıyla, mesleki denetim hizmetlerinin önündeki yerel

• Türk Standardları Enstitüsü’nün asansör ve yürüyen

ve merkezi siyasi iktidarlarca konulan tüm engeller ve

merdiven sektörünün ihtiyacına yönelik Avrupa’da yasınırlamalar kaldırılması gerektiği ve  mesleki denetimin

yınlanan yeni standartları en kısa süre içerisinde Türkçe

olmazsa olmaz koşulunun “uzmanlık ve belgelendirme”

tercümesi ile birlikte ülkemizde de yayınlaması gerekolduğu belirtilmiştir.

liliği vurgulanmıştır.

• Asansör yönetmeliklerine ve standartlara uygun üretim

• Asansör Bakım ve İşletme Yönetmeliği gereği 2012

ve bakım, piyasa gözetim ve denetimi ile periyodik kontrol

yılından beri ülke genelinde A tipi muayene kuruluşuygulamalarında yaşanan sorunların çözümüne ilişkin etlarınca gerçekleşen periyodik kontrol çalışmalarındaki

kin koordinasyon zeminlerinin yaratılmasının gerekliliği

kontrol kriterleri bazındaki farklı uygulamalar ilk kez

vurgulanarak, asansör alanındaki paydaşların (T.C. Bilim

Asansör Sempozyumu’nda masaya yatırılmış, farklı

Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, T.C. Çevre ve Şehircilik

yaklaşımlar ilgili standartlar bazında irdelenerek kont-

Bakanlığı, T.C. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, yapı

rol uygulamaların aynılaştırılması için bir konu dışında

ruhsatı vermekle yetkilendirilen kuruluşlar, onaylanmış

görüş birliğine varılarak kamuoyu ile paylaşılmıştır. Hem

kuruluşlar, A tipi muayene kuruluşları, asansör montaj

kriterler bazındaki farklı uygulamaları aynılaştırmak hem

ve bakım firmaları, bina yöneticileri, sektör dernekleri ve

de kontrol kriterlerin tamamının gözden geçirilerek yemeslek odaları) bu sorunların çözümünde bilginin

niden düzenleyerek T.C. Bilim Sanayi ve Teknoloji

paylaşılmasına önem vermeleri, ortak çalışma-

Bakanlığı tarafından ivedi olarak yayınlanması

lar gerçekleştirmeleri ve işbirliği içinde çagerekliliği vurgulanmıştır.

lışmalarının gerekliliği vurgulanmıştır.

• Ülkemizde firmaların yeterli sermaye

• Erişilebilirliğin sağlanmasında asansörlerin engellilerin ve hareket kısıtlılığı bulunan kişiler için öncelikli ge-

Sempozyumda ilk kez ülkemizdeki

ile kurulamaması, ortaklı yapıların yönetilememesi, firmaların finans yönetimlerinin olmaması, periyodik krizler

rekliliklerden olduğu, hem asansöre erişim hem de asansörlerin farklı engel gruplarından kullanıcılar

asansör sayısı resmi olarak açıklandı.

ve bu krizlerden etkilenen firmaların küçülmesi veya yok olması, hızlı gelişen teknolojilere ayak uyduramama,

için gerekli donanımlarla monte edilmesi ve işletilmesi gerekliliği vurgulanmıştır.

Buna göre 431 bin 184 asansör bulunuyor ve

kurumsallaşmanın sağlanamaması, firmaların bölünerek sektörde çok sayıda firma oluşması ve bunun so-

• Ülkemiz topraklarının %66’sıbu asansörlerin 152

nucu ortaya çıkan aksak rekabet nenın birinci ve ikinci derece deprem riski altında olduğu ve bu kebin 278’inin periyodik

deniyle firmaların markalaşamadığı, bu nedenlerle de ülkemizde asansör

simlerde nüfusun %70’nin ikamet

kontrolü sonucunda

sektöründe de yerel düzeyde bile marettiği, sanayi tesislerinin %50’sinin birinci derece risk bölgelerinde,

yüzde 65’inin

kalaşmanın sağlanamadığı belirtilerek, bir tür kümelenme modeli ile markalaş-

%25’inin ikinci derece risk bölgelekullanılması

manın mümkün olabileceği, orta ölçekli 5

rinde olduğu, Türkiye’nin 70 metreden yüksek 417 binayla Avrupa’da zirvede (Alsakıncalı.

ve üzeri firmanın bir araya gelerek ortak bir marka yaratmaları, depolama, sevkiyat, imalat,

manya’da 281, İngiltere’de 261 ve Fransa’da

satın alma gibi fonksiyonlarını ortaklaştırarak

201 adet) olduğu gerçeğinden hareketle sismik

maliyetlerini azaltmaları ve rekabet edebilirliği

olaylara karşı koruyucu ve önleyici tedbirler alınırken

artırarak önce yerelde sonrada dünyada bir marka olubinalarda kullanılan imalat teknolojileri kadar asansör

nabileceği yönünde görüşler dile getirilmiştir.

ve yürüyen merdiven sistemlerinin seçimi ve kurulum

• Güvenli ürün ve güvenli olamayan ürüne ilişkin hukuki

şartlarının da çok önemli hale geldiği, asansörlerin bisonuçları önümüzdeki günlerde hem ilgili sektörlerin

naların en pahalı ekipmanlarından biri ve çok önemli

hem de tüketicilerin daha fazla gündeminde olacağı,

işlevi olduğu, deprem sırasında tahribata karşı hassas

gelişen teknolojilerin beraberinde yeni sorunlar getirmekanik ve elektrik/elektronik bileşenlere sahip oldudiği, mevcut hukuk kurallarının bu sorunlara çözüm

ğu anımsatılarak, asansörlerin deprem sırasında sismik

bulmasının olanaksız hale getireceği vurgulanarak bu

kuvvetlere karşı dayanıklı ve en azından kabinde kalan

soruna çözüm getirmek için siyasi iktidarın “Ürün

yolcuları kurtarılıncaya kadar aktif kalmalarını sağlaya-

Güvenliği ve Teknik Düzenlemeler Kanunu Tasarı”

cak şekilde seçiminin ve kurulumun yapılması gerekliliği

hazırlıkları içinde olduğu, bu kanunla birlikte güvenli

vurgulanmıştır.

• Deprem riski yüksek bir ülkede yaşamamız ve son 15 yılda iki büyük deprem yaşamış bir ülke olmamıza rağmen deprem sonrası asansörlerin durumları ve hasarlarına ilişkin yeterli bilgiye sahip olmadığımız

ürüne ilişkin davaların artış göstereceği, asansör montaj ve bakım firmalarının hem yenilenen mevzuat hem de açılacak davalar ile çok saha sıkı bir denetime maruz kalacakları hatırlatılarak sektörün bu sürece hazırlıklı olması gerekliliği vurgulanmıştır.

vurgulanmış, afetler sonrası asansörlerin hasarlarına

TMMOB MAKİNA MÜHENDİSLERİ ODASI

ilişkin veri toplama konusunda öncelikle ilgili bakan-

TMMOB ELEKTRİK MÜHENDİSLERİ ODASI

YAZ SAATİ UYGULAMASINI SÜREKLİLEŞTİRMEK ENERJİ

TASARRUFU SAĞLAMIYOR

Fatih Kaymakçıoğlu EMO Enerji Çalışma Grubu Üyesi

Bir süredir, Türkiye’nin saatini ayarladığı GMT (Greenwich Mean Time)+2 olarak tanımlanan 30 derece boylamdaki referans meridyeninin GMT+3 olarak tanımlanan 45 derece boylama alınıp sürekliliğine ve ileri saati uygulamasının tamamen kaldırılmasına ilişkin tartışma sürmektedir. Bu geçişe ilişkin gerekçe ise gün ışığından yararlanarak enerji tasarrufu sağlanmasıdır. Söz konusu edilen böyle bir boylam değişikliğinde gün ışığından daha fazla yararlanabiliyor muyuz? Birlikte irdeleyelim.

Ülkemiz her yıl Martın son haftasından Ekimin son haftasına kadar geçen sürede ileri saat uygulanması yapmaktadır. İleri saat uygulaması ile 30 derece boylamından, 45 derece boylamındaki saat ayarına denk gelmektedir. Bu süreçte birlikte yaz saati uygulamasına geçilmekte ve gün ışığından daha fazla yararlanmaktadır. Ekim ayının son haftası ise yaz saati uygulamasına son verilerek kullanmakta olduğumuz referans boylamına geri dönmekteyiz.

Dünya kendi ekseni etrafında bir tam turunu 24 saatte tamamladığı için bir gün 24 saat dilimine ayrılmıştır. Sistemi daha ayrıntılı bir düzende kullanabilmek için her enlem ve boylam da “dakika” diye tanımlanan 60 eşit kısma bölünmüştür. Dakikaların 60 eşit kısma bölünen her parçası da “saniye” olarak tanımlanmaktadır.

Dünyamızın 360 meridyen yayı bulunduğuna göre ve bu değeri 24 saate böldüğümüzde, her saat dilimine 15 derece boylam düşmektedir. Boylam çizgilerinin başlangıç noktası ise adını Londra’nın güney doğu banliyösü Greenwich’ten almıştır. Bu sıfır boylamı tüm ülkelerce kabul edilmesi ile uluslararası saat ayarlamasının dayanak noktaları tamamlanmıştır.

30 doğu

Buna göre her saat diliminin merkezindeki boylamına göre saat ayarı yapılarak ortak saat kullanılmaktadır.

Ülkemizden İzmit GMT+2 (30 doğu) ve Iğdır GMT+3 (45 doğu) olmak üzere iki referans alınabilecek nokta bulunmaktadır. Türkiye zaman ayarını İzmit ilinden geçen GMT+2 (30 derece) doğu boylamını kabul etmiştir. Bunu da 26 Aralık 1925 tarih ve 697 sayılı Yasa’da “Günün Yirmi Dört Saate Taksimine Dair Kanun”un 2. Maddesi’nde “Grinviç’e göre otuzuncu derecede bulunan boylam dairesi bütün Türkiye Cumhuriyeti saatleri için esas alınır. Ayrıca başlangıç ve bitiş tarihleri belirtilmek ve bir saati aşmamak şartıyla yaz saati uygulamaya Bakanlar Kurulu yetkilidir” düzenlemesine dayandırmaktadır.

Böylece Ekimin son haftasından Martın son haftasına kadar kış saati, Martın son haftasından Ekimin son haftasına kadar geçen sürede ise yaz saati uygulanmaktadır.

Sabah aydınlanması ve akşam kararması için Boğaziçi Üniversitesi, Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü’nün verileri kullanılmış olup, bu bağlamda Türkiye’nin 4 ana noktasında güneşin doğuş ve batış saatleri bir yıl boyunca ayrıntılı olarak verilmiştir.

Verileri verilen Edirne, İstanbul, Ankara ve Kars illerinin güneş doğuş ve batış saatleri ülkemizin de kabul ettiği İzmit ilinden geçen GMT+2 (30 derece) doğu boylamına göre verilmiştir. Bu değerlere yaz saatinde (Mart ayının son haftasından Ekim ayının son haftasına kadar) bir (1) saat ilave edilecektir. Güneş’in doğuş-batış zamanları yıllara göre değişim göstermediğinden dolayı listedeki bilgiler geriye ve ileriye dönük olarak her yıl için kullanılabilir.

46 doğu

GMT+2

izmit

GMT+3

referans alınan meridyen (Kanun no: 697)

yaz saati uygulamasıyla kullanılan meridyen

Ülkemizin batısı ile doğusu arasındaki zaman farkının 1 saat 16 dakika olmasından dolayı, Güneş’in doğuş ve batış saatleri ülke genelinde farklılık göstermektedir. İşte bu farklılıktan dolayı ileri saat uygulaması yapılmaktadır. Zaman farkı olmayan ya da zaman farklı olup da boylam tam ülkenin ortasından geçiyorsa zaten ileri saat uygulamasına gerek duyulmaz.

İleri saat uygulaması yapan ülkelere örnek verirsek; AB ülkeleri, ABD, Kanada, Meksika, Rusya, Şili ve Mısır’dır. Hiç ileri saat uygulaması yapmamış ülkeler ise Venezüella, Tayland, Arap Yarımadası, Güney Amerika’nın bazı ülkeleri ve bazı Uzakdoğu ülkeleri olarak sıralanabilir.

Yaz saati uygulayan ülkeler, güneşin doğuş ve batış saatlerinin değişken oluşundan dolayı gün ışığından yararlanmaktadır. Yaz saati uygulamayan ülkelerde ise gün ışığından yararlanma yıl boyunca güneşin doğuş ve batış saatleri sabite yakın olmasından dolayı uygulanmamaktadır. Yani ileri saat uygulaması bir tercih değil, gün ışığından yararlanmak için teknik bir zorunluluktur.

Ülkemizin batısı ile doğusu arasındaki güneşin doğuşu ve batış saatleri 1 saat 16 dakikadır. Türkiye’nin kabul ettiği İzmit ilinden geçen GMT+2 (30 derece) doğu boylamına göre oluşturduğu kış saati; Kasım, Aralık, Ocak ve Şubat aylarına en uygun gün ışığından yararlanmaktadır. Mart sonu itibariyle de yaz saatine geçen ülkemiz gerekli gün ışığından yararlanmaktadır.

Son yıllarda tartışılan konu; referans noktasını sürekli Iğdır’dan geçen GMT+3 (45 doğu) boylamının kabul edilmesi ve yaz, kış uygulanmasıdır. Bu değişikliğin amacı gün ışığından daha fazla yararlanma iddiasıdır.

Bu noktada ayrıntılı olarak incelersek; ülkemizin saat ayarı GMT+2 olarak tanımlanan 30 derece boylamdaki referans meridyeninin GMT+3 olarak tanımlanan 45 derece boylama alınması ve sürekli kullanılması şu andaki kullanılan saatin beş ay (Kasım, Aralık, Ocak, Şubat, Mart) için değiştirilmesi anlamına gelmektedir. Bu nedenle bu aylar incelenmiştir. Verilen tablolara göre 4 ana noktadaki güneş doğuş ve batış saatleri şöyle:

Edirne Kış Saatinde; 1 Ocak’a güneş 7.37 doğuyor 16.58 batıyor.

31 Ocak’a güneş 7.24 doğuyor 17.31 batıyor. Ortalama Ocak’a güneş 7.32 doğuyor 17.13 batıyor. İstanbul Kış Saatinde; 1 Ocak’a güneş 7.25 doğuyor 16.50 batıyor. 31 Ocak’a güneş 7.12 doğuyor 17.23 batıyor. Ortalama Ocak’a güneş 7.21 doğuyor 17.05 batıyor. Ankara Kış Saatinde; 1 Ocak’a güneş 7.06 doğuyor 16.38 batıyor. 31 Ocak’a güneş 6.55 doğuyor 17.10 batıyor. Ortalama Ocak’a güneş 7.03 doğuyor 16.52 batıyor. Kars Kış Saatinde; 1 Ocak’a güneş 6.27 doğuyor 15.55 batıyor. 31 Ocak’a güneş 6.15 doğuyor 16.27 batıyor. Ortalama Ocak’a güneş 6.23 doğuyor 16.09 batıyor.

Eğer 45 derece boylamı kabul edilir ve tüm yıla dağıtılırsa yukarıdaki saatler bir saat ileri alınacaktır.

Günlük mesainin başlama ve bitme saatleri ile öğle dinlenme süresi, bölgelerin ve hizmetin özelliklerine göre merkezde Bakanlar Kurulunca, illerde valiler tarafından tespit edilmektedir. Merkez ifadesi; Bakanlık/ Müsteşarlık/ Genel Müdürlük /Üniversite merkez binasını, taşra ise bu genel bina dışındaki il müdürlüğü, ilçe müdürlüğünü gibi yerle-

ri ifade etmektedir. Diğer yerler “merkez” kavramı içine girmemektedir. Yine diğer 80 ildeki tüm birimler “taşra” ifadesi içine girmektedir.

Merkezde bazı bakanlıklar 8.30 ile 17.30, bazı bakanlıklar 9.00 ile 18.00 saatleri arası çalışmaktadır. Taşrada ise genelde 8.00 ile 17.00 saatleri arası çalışılmaktadır.

Ortalama olarak halkımız mesai saatinden 1.30 saat önce kalkmaktadır. Merkezde mesaisi saat 8.30 olanlar saat 7.00’de kalkacaktır. Taşrada ise (80 il) mesai saat 8.00’de başladığından çalışanlar ortalama saat 6.30’da yatağından kalkacaktır. Görüleceği üzere ortalama saat 6.30’da kalkan her vatandaşımız Edirne, İstanbul ve Ankara’da ışığı yakmak zorundadır.

İşte bu noktada yaz saatini tüm yıla dağıtırsak saatleri de bir saat ileri alacağız. Bu noktada Ocak ayı Edirne’de güneş 7.32 değil 8.32 doğacak, İstanbul’da ise 7.21 değil 8.21’de doğacak. Aynı şekilde Ankara’da 8.03 ve Kars’ta 7.23’de güneş doğacak.

Türkiye’nin her noktasında 45 derece boylamı kabul edilmesi ile sabahları bugünkü uygulamadan bir saat daha fazla ışığı açmak suretiyle elektrik enerjisi harcayacağız. Bırakın bir saat gün ışığından yararlanmayı bir saat ek enerji harcayacağız. Ayrıca, güneş doğmadan mesai başlayacağından dolayı karanlıkta sokağa çıkacak ve güvenlik sorunu ile karşılaşılabilecektir.

Aynı şekilde Şubat ayı için sürekli 45 derece boylam saati uygulanırsa Edirne, İstanbul, Ankara için hiçbir enerji tasarrufu sağlamaz iken üstelik fazladan bir saat da ek enerji harcanmaktadır. Kars’ta ise 45 dakika enerji tasarrufu sağlamaktadır.

Mart ayı için ileri saat uygulamasında Mart sonu değil Mart ayı ilk haftasına alınmasını öneriyoruz.

Kasım ayı için 45 derece boylam saati uygulanırsa; Edirne, İstanbul, Ankara için hiçbir enerji tasarrufu sağlamaz iken üstelik fazladan bir saat da ek enerji harcanmaktadır. Kars’da ise bir saat enerji tasarrufu sağlamaktadır.

Aralık ayı için 45 derece boylam saati uygulanırsa Edirne, İstanbul, Ankara ve Kars dahil olmak üzere ülkenin bütününde hiçbir enerji tasarrufu sağlamadığı gibi fazladan bir saat da ek enerji harcanmaktadır.

Elektrik dağıtım şirketlerin biçimlenmesine göre, ülkemizin toplam elektrik tüketim payları (2010 yılı verilerine göre): Çoruh EDAŞ (Giresun, Gümüşhane, Trabzon, Rize, Artvin) yüzde 1.84’sini, Aras EDAŞ (Ağrı, Iğdır, Kars, Ardahan, Erzurum, Bayburt, Erzincan) yüzde 1.38’ini, Dicle EDAŞ (Şanlıurfa, Diyarbakır, Mardin, Batman, Siirt, Şırnak) yüzde 4.33’ünü, Van Gölü EDAŞ (Van, Hakkari, Bitlis, Muş) yüzde 0.97’sine ve Fırat EDAŞ (Malatya, Elazığ, Tunceli, Bingöl) yüzde 1.65’ine karşılık gelmektedir. Toplamda 26 ilimiz, ülkemizin elektrik tüketiminin yüzde 10.17’sini kullanmaktadır.

Batı ile Orta Anadolu bölgelerimiz elektrik tüketimi (satılan enerji) bazında toplam elektrik tüketiminin yüzde 90’ına karşılık gelmektedir. Meskenlerde ortalama aydınlatmanın enerji tüketimindeki payı yüzde 10’dur. Doğu Bölgemizde ay-

Batı ile Orta Anadolu bölgelerimiz elektrik tüketimi (satılan enerji) bazında toplam elektrik tüketiminin yüzde 90’ına karşılık gelmektedir. Meskenlerde ortalama aydınlatmanın enerji tüketimindeki payı yüzde 10’dur. Doğu Bölgesi’nden yüzde 0.1 tasarruf yapacağım derken, Batı Bölgesi’nde yüzde 1 ek enerji harcaması yapmak durumunda kalabiliriz.

dınlatmada elektrik enerji tasarruf potansiyeli yüzde 0.1 ile 0.2 arasındadır. Batı Bölgesi’nin yüzde 1 tasarrufu ile Doğu Bölgesi’nin yüzde 1 tasarrufu aynı değildir. Doğu Bölgesi’nden yüzde 0.1 tasarruf yapacağım derken, batı bölgesinde yüzde 1 ek enerji harcaması yapmak durumunda kalabiliriz.

Düşünülen bu değişiklikle, Ankara’da özellikle Aralık, Ocak ve Şubat aylarında güneş ortalama saat 8.00 civarında doğacak ve 17.30 sularında batacak. İstanbul’da ve Edirne’de Aralık, Ocak ve Şubat aylarında güneş yaklaşık saat 8.30 civarında doğacak, saat 18.00 civarında batacak. Böylece bazı illerde mesai güneş doğarken başlayacak.

Edirne İli İçin Yıllık Güneş Doğuş- Batış Zamanları (Yaz saatinde Martın son haftasından Ekimin son haftasına kadar bir(1) saat ilave edilecektir.)

Günler Ocak Ocak Şubat Şubat Mart Mart Nisan Nisan Mayıs Mayıs Haziran Haziran Temmuz Temmuz Ağustos Ağustos Eylül Eylül Ekim Ekim Kasım Kasım Aralık Aralık Günler

Gün. Gün. Gün. Gün. Gün. Gün. Gün. Gün. Gün. Gün. Gün. Doğ. Bat. Doğ. Bat. Doğ. Bat. Doğ. Bat. Doğ. Bat. Doğ.

Sa. Sa. Sa. Sa. Sa. Sa. Sa. Sa. Sa. Sa. Sa. Dak. Dak. Dak. Dak. Dak. Dak. Dak. Dak. Dak. Dak. Dak.

Gün. Gün. Gün. Gün. Gün. Gün. Gün. Gün. Gün. Bat. Doğ. Bat. Doğ. Bat. Doğ. Bat. Doğ. Bat.

Sa. Sa. Sa. Sa. Sa. Sa. Sa. Sa. Sa. Dak. Dak. Dak. Dak. Dak. Dak. Dak. Dak. Dak.

1 737 1658 723 1733 644 1809 553 1844 506 1916 438 1946 439

1956 504 1935 536 1851 607 1759 642 1712 717 1648 1

2 737 1659 722 1734 643 1810 551 1845 505 1917 438 1947 440

1956 505 1934 537 1849 608 1758 643 1711 719 1648 2

3 737 1659 721 1735 641 1811 549 1846 504 1918 437 1947 441

1956 506 1933 538 1848 609 1756 645 1710 720 1648 3

4 737 1700 720 1736 640 1812 548 1847 503 1919 437 1948 441

1955 507 1932 539 1846 610 1754 646 1709 721 1648 4

5 737 1701 719 1738 638 1813 546 1848 501 1920 436 1949 442

1955 508 1931 540 1844 611 1753 647 1708 721 1648 5

6 737 1702 717 1739 636 1814 544 1849 500 1922 436 1949 442

1955 509 1929 541 1842 612 1751 648 1706 722 1648 6

7 737 1703 716 1740 635 1816 543 1850 459 1923 436 1950 443

1955 510 1928 542 1841 613 1749 649 1705 723 1647 7

8 737 1704 715 1742 633 1817 541 1851 458 1924 436 1951 444

1954 511 1927 543 1839 614 1748 651 1704 724 1647 8

9 737 1705 714 1743 632 1818 539 1852 457 1925 435 1951 444

1954 512 1926 544 1837 616 1746 652 1703 725 1647 9

10 736 1706 713 1744 630 1819 538 1853 456 1926 435 1952 445

1953 513 1924 545 1836 617 1744 653 1702 726 1648 10

11 736 1707 712 1745 628 1820 536 1854 454 1927 435 1952 446

1953 515 1923 546 1834 618 1743 654 1701 727 1648 11

12 736 1708 710 1747 627 1821 535 1856 453 1928 435 1953 447

1952 516 1922 547 1832 619 1741 656 1700 728 1648 12

13 736 1709 709 1748 625 1822 533 1857 452 1929 435 1953 447

1952 517 1920 548 1830 620 1740 657 1659 728 1648 13

14 735 1711 708 1749 623 1824 531 1858 451 1930 435 1954 448

1951 518 1919 549 1829 621 1738 658 1658 729 1648 14

15 735 1712 706 1750 622 1825 530 1859 450 1931 435 1954 449

1951 519 1917 550 1827 622 1736 659 1658 730 1648 15

16 734 1713 705 1752 620 1826 528 1900 449 1932 435 1954 450

1950 520 1916 551 1825 623 1735 700 1657 731 1649 16

17 734 1714 704 1753 618 1827 527 1901 448 1933 435 1955 451

1949 521 1914 552 1824 624 1733 702 1656 731 1649 17

18 733 1715 702 1754 616 1828 525 1902 447 1934 435 1955 451

1949 522 1913 553 1822 626 1732 703 1655 732 1649 18

19 733 1716 701 1755 615 1829 524 1903 447 1935 435 1955 452

1948 523 1911 554 1820 627 1730 704 1654 732 1650 19

20 732 1718 659 1757 613 1830 522 1904 446 1936 436 1956 453

1947 524 1910 555 1818 628 1729 705 1654 733 1650 20

21 732 1719 658 1758 611 1831 521 1905 445 1937 436 1956 454

1946 525 1908 556 1817 629 1727 706 1653 734 1651 21

22 731 1720 657 1759 610 1833 519 1906 444 1938 436 1956 455

1945 526 1907 557 1815 630 1726 707 1652 734 1651 22

23 730 1721 655 1800 608 1834 518 1908 443 1939 436 1956 456

1944 527 1905 559 1813 631 1724 709 1652 734 1652 23

24 730 1722 654 1801 606 1835 516 1909 443 1939 437 1956 457

1944 528 1904 600 1811 633 1723 710 1651 735 1652 24

25 729 1724 652 1803 605 1836 515 1910 442 1940 437 1956 458

1943 529 1902 601 1810 634 1722 711 1651 735 1653 25

26 728 1725 651 1804 603 1837 513 1911 441 1941 437 1956 459

1942 530 1901 602 1808 635 1720 712 1650 736 1654 26

27 727 1726 649 1805 601 1838 512 1912 441 1942 438 1956 500

1941 531 1859 603 1806 636 1719 713 1650 736 1654 27

28 726 1727 648 1806 559 1839 510 1913 440 1943 438 1956 500

1940 532 1857 604 1804 637 1717 714 1649 736 1655 28

29 726 1729 646 1807 558 1840 509 1914 439 1944 438 1956 501

1939 533 1856 605 1803 639 1716 715 1649 736 1656 29

30 725 1730

556 1841 508 1915 439 1944 439 1956 502

1938 534 1854 606 1801 640 1715 716 1649 737 1657 30

31 724 1731

554 1842

438 1945

1937 535 1853

641 1714

737 1658 31

Sonuç olarak ülkemizin saat ayarı GMT+2 olarak tanımlanan 30 derece boylamdaki referans meridyeninin GMT+3 olarak tanımlanan 45 derece boylama alınmasına ve yaz saati uygulamasının tamamen kaldırılması ve GMT+3 olarak tanımlanan 45 derece boylamdaki saatin sürekli kılınması durumu; şu anda kullandığımız kış saatinin, tüm ülkede bir saat ileri alınmasıdır. Açıklamasını yaptığımız gibi bu durum enerji tasarrufu sağlamamaktadır. Bu geçişe ilişkin gerekçe olarak gösterilen enerji tasarrufu; gerçekte mümkün görünmemekte, hatta sabah aydınlık öncesi vatandaşımızı kaldırıp, enerji harcamasına neden olmaktadır.

İstanbul İli İçin Yıllık Güneş Doğuş- Batış Zamanları (Yaz saatinde Martın son haftasından Ekimin son haftasına kadar bir(1) saat ilave edilecektir.)

Ocak Gün. Bat. Sa. Dak. 1650 1650 1651 1652 1653 1654 1655 1656 1657 1658 1659 1700 1701 1702 1703 1705 1706 1707 1708 1709 1710 1712 1713 1714 1715 1716 1718 1719 1720 1721 1723

710 1725

709 1726

708 1728

707 1729

706 1730

705 1731

704 1733

703 1734

701 1735

700 1736

659 1737

658 1739

656 1740

655 1741

654 1742

653 1744

651 1745

650 1746

648 1747

647 1748

646 1750

644 1751

643 1752

641 1753

640 1754

638 1756

637 1757

635 1758

Mart Gün. Doğ. Sa. Dak. 634 632 631 629 627 626 624 623 621 619 618 616 614 613 611 610 608 606 605 603 601 600 558 556 555 553 551 550 548 546 545

Mart Gün. Bat. Sa. Dak. 1759 1800 1801 1802 1804 1805 1806 1807 1808 1809 1810 1811 1812 1814 1815 1816 1817 1818 1819 1820 1821 1822 1823 1824 1825 1826 1828 1829 1830 1831 1832

1905 430

541 1834 456 1906 429

457 1922 528 1838

540 1835 455 1907 429 1935

458 1921 529 1837

538 1836 454 1908 429 1936

459 1920 530 1835

536 1837 453 1909 428 1936

500 1919 531 1833

535 1838 451 1910 428 1937

501 1918 532 1832

533 1839 450 1911 428 1938

502 1917 532 1830

531 1840 449 1912 428 1938

503 1915 533 1828

530 1841 448 1913 427 1939

504 1914 534 1827

528 1842 447 1914 427 1939

505 1913 535 1825

527 1843 446 1915 427 1940

506 1911 536 1823

525 1845 445 1916 427

507 1910 537 1822

524 1846 444 1917 427 1941

508 1909 538 1820

522 1847 443 1918 427 1941

509 1907 539 1818

520 1848 442 1919 427 1942

510 1906 540 1817

519 1849 441 1920 427 1942

511 1905 541 1815

517 1850 440 1921 427 1942

512 1903 542 1813

516 1851 439 1922 427 1943

513 1902 543 1811

514 1852 438 1923 427 1943

514 1900 544 1810

513 1853 437 1924 428 1943

515 1859 545 1808

511 1854 437 1925 428 1943

516 1857 546 1806

510 1855 436 1925 428 1944

517 1856 547 1805

508 1856 435 1926 428 1944

518 1854 548 1803

507 1857 434 1927 429 1944

519 1853 549 1801

506 1858 434 1928 429 1944

520 1851 550 1800

504 1859 433 1929 429 1944

521 1850 551 1758

503 1900 432 1930 430

522 1848 552 1756

502 1901 432 1931 430 1944

523 1846 553 1754

500 1903 431 1931 430 1944

524 1845 554 1753

459 1904 431 1932 431 1944

525 1843 555 1751

430 1933

526 1842

Ekim Gün. Doğ. Sa. Dak. 556 558 559 600 601 602 603 604 605 606 607 608 609 610 611 612 614 615 616 617 618 619 620 621 623 624 625 626 627 628 630

631 1703

1748 632 1702 706 1640

1746 633 1701 707 1640

1744 634 1700 708 1640

1743 636 1659 709 1639

1741 637 1658 710 1639

1740 638 1657 711 1639

1738 639 1655 712 1639

1736 640 1654 713 1639

1735 641 1653 714 1639 10

1733 643 1652 715 1639 11

1732 644 1652 715 1640 12

1730 645 1651 716 1640 13

1728 646 1650 717 1640 14

1727 647 1649 718 1640 15

1725 649 1648 718 1641 16

1724 650 1647 719 1641 17

1722 651 1647 720 1641 18

1721 652 1646 720 1642 19

1719 653 1645 721 1642 20

1718 654 1645 721 1643 21

1717 656 1644 722 1643 22

1715 657 1643 722 1644 23

1714 658 1643 723 1644 24

1712 659 1642 723 1645 25

1711 700 1642 723 1646 26

1710 701 1641 724 1646 27

1708 702 1641 724 1647 28

1707 703 1641 724 1648 29

1706 704 1640 724 1649 30

725 1649 31

Ankara İli İçin Yıllık Güneş Doğuş- Batış Zamanları (Yaz saatinde Martın son haftasından Ekimin son haftasına kadar bir(1) saat ilave edilecektir.)

Ocak Gün. Bat. Sa. Dak. 1638 1639 1640 1640 1641 1642 1643 1644 1645 1646 1647 1648 1649 1650 1651 1653 1654 1655 1656 1657 1658 1659 1700 1702 1703 1704 1705 1706 1708 1709 1710

653 1712

652 1714

651 1715

650 1716

649 1717

648 1718

647 1720

646 1721

645 1722

643 1723

642 1724

641 1726

640 1727

639 1728

637 1729

636 1730

635 1731

633 1733

632 1734

631 1735

629 1736

628 1737

627 1738

625 1739

624 1740

622 1742

621 1743

619 1744

Mart Gün. Doğ. Sa. Dak. 618 616 615 613 612 610 609 607 606 604 602 601 559 558 556 555 553 551 550 548 546 545 543 542 540 538 537 535 533 532 530

Mart Gün. Bat. Sa. Dak. 1745 1746 1747 1748 1749 1750 1751 1753 1754 1755 1756 1757 1758 1759 1800 1801 1802 1803 1804 1805 1806 1807 1808 1809 1810 1811 1812 1813 1814 1815 1816

1848 418

527 1818 444 1849 418

444 1905 514 1822

525 1819 442 1850 417 1917

445 1904 515 1821

524 1820 441 1851 417 1917

446 1903 516 1819

522 1821 440 1852 417 1918

447 1902 517 1818

521 1822 439 1853 417 1919

448 1901 517 1816

519 1823 438 1854 416 1919

449 1859 518 1814

518 1824 437 1854 416 1920

450 1858 519 1813

516 1825 436 1855 416 1920

451 1857 520 1811

514 1826 435 1856 416 1921

452 1856 521 1809

513 1827 434 1857 416 1921

453 1854 522 1808

511 1828 433 1858 416

454 1853 523 1806

510 1829 432 1859 416 1922

455 1852 524 1805

508 1830 431 1900 416 1923

456 1850 525 1803

507 1831 430 1901 416 1923

457 1849 526 1801

505 1832 429 1902 416 1923

458 1848 527 1800

504 1833 428 1903 416 1924

459 1846 528 1758

502 1834 427 1904 416 1924

500 1845 529 1756

501 1835 426 1905 416 1924

500 1844 530 1755

500 1836 425 1906 416 1925

501 1842 531 1753

458 1837 425 1907 416 1925

502 1841 532 1751

457 1838 424 1908 417 1925

503 1839 533 1750

455 1839 423 1908 417 1925

504 1838 533 1748

454 1840 423 1909 417 1925

505 1836 534 1746

453 1841 422 1910 418 1925

506 1835 535 1745

451 1842 421 1911 418 1925

507 1833 536 1743

450 1843 421 1912 418

508 1832 537 1741

449 1845 420 1912 419 1925

509 1830 538 1740

447 1846 420 1913 419 1925

510 1829 539 1738

446 1847 419 1914 420 1925

511 1827 540 1737

419 1915

512 1825

Ekim Gün. Doğ. Sa. Dak. 541 542 543 544 545 546 547 548 549 550 551 552 553 554 555 556 557 558 600 601 602 603 604 605 606 607 608 609 611 612 613

614 1650

1733 615 1649 648 1628

1732 616 1648 649 1628

1730 617 1647 650 1628

1728 618 1646 651 1628

1727 620 1645 652 1628

1725 621 1644 653 1628

1724 622 1643 654 1628

1722 623 1642 655 1628

1721 624 1641 656 1628 10

1719 625 1640 656 1628 11

1718 627 1639 657 1628 12

1716 628 1638 658 1628 13

1715 629 1637 659 1628 14

1713 630 1637 659 1629 15

1712 631 1636 700 1629 16

1710 632 1635 701 1629 17

1709 633 1634 701 1630 18

1707 634 1634 702 1630 19

1706 636 1633 702 1631 20

1704 637 1632 703 1631 21

1703 638 1632 703 1632 22

1702 639 1631 704 1632 23

1700 640 1631 704 1633 24

1659 641 1630 705 1633 25

1658 642 1630 705 1634 26

1656 643 1630 705 1635 27

1655 644 1629 706 1635 28

1654 645 1629 706 1636 29

1653 646 1629 706 1637 30

706 1638 31

Kars İli İçin Yıllık Güneş Doğuş- Batış Zamanları (Yaz saatinde Martın son haftasından Ekimin son haftasına kadar bir(1) saat ilave edilecektir.)

Ocak Gün. Bat. Sa. Dak. 1555 1555 1556 1557 1558 1559 1600 1601 1602 1603 1604 1605 1606 1607 1608 1609 1611 1612 1613 1614 1615 1616 1617 1619 1620 1621 1622 1624 1625 1626 1627

613 1630

612 1631

611 1632

610 1633

609 1635

608 1636

607 1637

606 1638

605 1640

603 1641

602 1642

601 1643

600 1644

559 1646

557 1647

556 1648

555 1649

553 1650

552 1652

550 1653

549 1654

548 1655

546 1656

545 1657

543 1659

542 1700

540 1701

539 1702

Mart Gün. Doğ. Sa. Dak. 537 536 534 533 531 530 528 526 525 523 522 520 518 517 515 513 512 510 508 507 505 504 502 500 459 457 455 454 452 450 449

Mart Gün. Bat. Sa. Dak. 1703 1704 1705 1706 1708 1709 1710 1711 1712 1713 1714 1715 1716 1717 1719 1720 1721 1722 1723 1724 1725 1726 1727 1728 1729 1730 1731 1732 1733 1734 1735

1808 335

445 1737 401 1809 335

402 1825 432

444 1739 400 1810 334 1838

403 1824 433

442 1740 359 1811 334 1838

403 1823 434

441 1741 357 1812 333 1839

404 1822 435

439 1742 356 1813 333 1840

405 1821 436

437 1743 355 1814 333 1840

406 1820 437

436 1744 354 1815 333 1841

407 1818 438

434 1745 353 1816 333 1841

408 1817 439

433 1746 352 1817 332 1842

409 1816 440

431 1747 351 1818 332 1843

410 1815 441

429 1748 350 1819 332

411 1813 441

428 1749 349 1820 332 1843

412 1812 442

426 1750 348 1821 332 1844

413 1811 443

425 1751 347 1822 332 1844

414 1809 444

423 1752 346 1823 332 1845

415 1808 445

422 1753 345 1824 332 1845

416 1806 446

420 1754 344 1825 332 1845

417 1805 447

419 1755 343 1826 333 1846

418 1803 448

417 1756 342 1826 333 1846

419 1802 449

416 1757 342 1827 333 1846

420 1801 450

414 1758 341 1828 333 1846

421 1759 451

413 1759 340 1829 333 1846

422 1758 452

412 1800 339 1830 334 1846

423 1756 453

410 1801 339 1831 334 1847

424 1755 454

409 1803 338 1832 334 1847

425 1753 455

408 1804 337 1833 335

426 1751 456

406 1805 337 1833 335 1847

427 1750 457

405 1806 336 1834 336 1847

428 1748 458

404 1807 336 1835 336 1846

429 1747 459

335 1836

430 1745 156

Eylül Gün. Bat. Sa. Dak. 1744 1742 1740 1739 1737 1735 1734 1732 1730 1729 1727 1725 1724 1722 1720 1719 1717 1715 1714 1712 1710 1709 1707 1705 1703 1702 1700 1658 1657 1655

Ekim Gün. Doğ. Sa. Dak. 500 501 502 503 504 505 506 507 508 509 511 512 513 514 515 516 517 518 519 520 521 522 524 525 526 527 528 529 530 532 533

534 1608

1652 535 1607 609 1545

1650 536 1606 610 1545

1649 537 1604 611 1545

1647 539 1603 612 1544

1645 540 1602 613 1544

1644 541 1601 614 1544

1642 542 1600 615 1544

1641 543 1559 616 1544

1639 544 1558 616 1544 10

1637 546 1557 617 1545 11

1636 547 1556 618 1545 12

1634 548 1555 619 1545 13

1633 549 1555 620 1545 14

1631 550 1554 620 1545 15

1630 552 1553 621 1546 16

1628 553 1552 622 1546 17

1627 554 1551 622 1546 18

1625 555 1551 623 1547 19

1624 556 1550 623 1547 20

1622 557 1549 624 1548 21

1621 558 1549 624 1548 22

1620 600 1548 625 1549 23

1618 601 1548 625 1549 24

1617 602 1547 626 1550 25

1616 603 1547 626 1551 26

1614 604 1546 626 1551 27

1613 605 1546 627 1552 28

1612 606 1546 627 1553 29

1610 607 1545 627 1554 30

627 1554 31

İthal Kömürle Çalışacak 660MWe Kapasiteli Termik Santral!

SAMSUN VE TERME İÇİN YENİ TEHDİT

Mehmet Özdağ EMO Samsun Şube Yönetim Kurulu Başkanı

Tarih: 13 Ağustos 2014. Yerel basından öğreniyoruz; Samsun Terme İlçesi’nde İthal Kömürlü Termik Santral Planlanıyor!

Samsun yerel gazetelerinin 13 Ağustos tarihli sayılarının hemen hemen hepsinde; “Terme ve Samsun’a yeni tehdit!”, “Tarım alanları kömür ve kül tehdidi altında”, “Terme’de ÇED toplantısı yapılacak” haberlerini görünce, durumdan haberdar olduk.

Samsun Terme İlçesi, Akçay Mahallesi Mevkii’nde, Tim Avrasya Yatırım Danışmanlık İnşaat Madencilik ve Enerji Üretim Tic. Ltd. Şti. tarafından yapılması planlanan “687.5

MWm/660 MWe Kapasiteli Umut Enerji Üretim Santralı İskelesi, Derin Deniz Deşarjı ve Kül/Alçıtaşı Depolama Alanları” projesi ile ilgili olarak; ÇED Yönetmeliği’nin 9. Maddesi gereğince, 14 Ağustos 2014 tarihinde, saat 14: 00’da Kozluk Ortaokulu’nda “Halkın Katılım Toplantısı” yapılacağı bilgisi yer almaktaydı.

Böylesine önemli bir konunun meslek odaları ve diğer sivil toplum kuruluşlarına ve özellikle yöre halkına haber verilmeden sadece ilgili resmi kurumun web sayfasında duyurulmasıyla yetinilmesi; halkın olmadığı, halktan kaçırılan bir “Halkın Katılım Toplantısı” düzenleme gayretini gösterdiği açıktı.

ÇED Sürecinde “Halkın Katılımı Toplantısı” ve TERÇEP

Şube olarak yıllardan beri Oda ve TMMOB ilkeleri doğrultusunda Nükleer Karşıtı Platform, Çevre Birlikteliği, Emek Platformu gibi oluşumlarda edindiğimiz örgütlenme deneyimi ile; ilk olarak Şube Danışma Kurulumuz, ardından TMMOB İl Koordinasyon Kurulu (İKK) üzerinden odalarımız ve Samsun Çevre Birlikteliği bileşenleri haberdar edilerek hızlı bir örgütlenme oluşturulmuştur.

“Halkın Katılımı Toplantısı” öncesi; termik santral sürecine karşı yürütülecek mücadele yöntemleri ve sivil toplum kuruluşlarının konu hakkındaki düşünceleri, önerileri ve

TERME’YE YAPILACAK İTHAL KÖMÜR SANTRAL VERİLERİ

Samsun Terme İlçesi, Akçay Mahallesi Mevkii’nde, Tim Avrasya Yatırım Danışmanlık İnşaat Madencilik ve Enerji Üretim Tic. Ltd. Şti. tarafından 687.5 MWm/660 MWe Kapasiteli Umut Enerji Üretim Santrali kurulması planlanmaktadır. Santral Konumu: Samsun Terme İlçesi Akçay Mahallesine 1 Km uzaklıkta, doğusunda Akçay Deresi, batı kısmında 868.6 MWe gücünde doğalgaz yakıtlı OMV enerji üretim santralı 500 m uzaklıkta, kuzeyinde Karadeniz, güneyinde Samsun-Ordu karayolu. Santralın Elektrik Üretim Gücü: 687.5MWm/660MWe Yakıt Tipi: İthal Kömür (ısıl değeri 6000 kcal/kg tam olarak belirtilmemiş.) Yakıt Sarfiyatı: 1.850.000 ton/yıl (5.400 ton/gün, 8250 çalışma saati/yıl değerleri göz önüne alınarak) Su Gereksinimi: 2.400.000 m³/gün deniz suyu (bu su İstanbul’un günlük içme suyunun üzerindedir.) Santral Ömrü: 35 yıl (tahmini) Kül/Atık Depolama Alanı: 965.000 m². (Terme –Çamlıca ve Ünye Kiraztepe mevki. Santral üretim alanından, yerleşim yerlerinden geçerek ulaşılan 10-12 km mesafede.) Deniz İskele Uzunluğu: 1.950 m Soğutma Suyu Dejarj Uzunluğu: 1.450 m Toplam Kül Atık Miktarı: 900 ton/gün (Samsun Ordu Karayolu ve Sakarlı Mahallesi içerisinden geçecek 50 kamyonluk taşıma ile).

soru işaretlerinin giderilmesi amacıyla 14 Ağustos 2014 saat 12:30’da Terme Ticaret ve Sanayi Odası’nda düzenlenen toplantıya Şubemizin yanı sıra TMMOB İKK ve Çevre Birlikteliği bileşenleri katılım sağladı. Bu toplantıda ilçede örgütlü 40’tan fazla sivil toplum örgütü, meslek odası, siyasi parti vs.nin katılımıyla Terme Çevre Platformu (TERÇEP) kurularak, termik santrala karşı örgütlenmenin en önemli ayağı tamamlanmış oldu. Toplantı katılımcıları ile Terme Belediye Başkanı Şenol Kul ziyaret edilerek, gelişmeler hakkında bilgi alındı. Heyetimize verilen bilgiye göre Terme Belediyesi’nin de konudan iki gün önce haberdar olduğu ve sivil toplum örgütleri ile siyasi parti temsilcilerinin haberdar edildiği belirtildi. Belediye Başkanı da bu kirli yatırımı bölgelerinde istemediklerini açıkça belirtti. Kozluk İlköğretim Okulu’na varıldığında jandarma ve polisin yoğun güvenlik önlemi aldığı görüldü. Toplantı açılışında firma yetkililerinin tepki çeken açıklamaları üzerine halkın yoğun tepki göstermesi ile güvenlik güçlerinin müdahalesi gecikmedi ve “Halkın Katılımı Toplantısı” halkın yoğun tepkisi üzerine yapılamayarak dağılmış oldu. Halkın Katılımı Toplantısı’nda gösterilen tepkinin boyutu yerel basının konu üzerinde daha fazla yoğunlaşmasını

Sinop’un Gerze İlçesi’nde Anadolu Grubu tarafından yapılmak istenen ithal kömürlü 1200 MW gücünde termik santrala karşı 5 yıldır başarı ile yürütülen kitlesel ve meşru mücadelenin başarı öyküsünü yöre halkından dinlemek ve Terme için sonuçlar, önermeler oluşturmak için; Şubemiz tarafından TERÇEP-Yeşil Gerze Çevre Platformu (YEGEP) buluşması gerçekleştirildi. Bu amaçla 15 Ekim 2014 tarihinde bir forum düzenledik.

sağladı. Odamız adına, yaptığımız basın açıklamaları ve sosyal paylaşım sitelerine, dayanışma içerisinde olduğumuz emek örgütlerine, meslek odalarına, özellikle Samsun Barosu’nun ve Samsun Tabipler Odası’nın bölgemiz halkına karşı tarihi sorumluluklarını hatırlatarak konuyu sürekli gündemde tutmaya çalıştık. KESK Samsun Şubeler Platformu’nu ziyaret ederek KESK örgütlüğünden Terme için destek istedik.

“Kömürle Enerji Üretip AVM’lerde Tüketmeyin” EMO Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Yeşil, TMMOB Yüksek Onur Kurulu Temsilcisi Cengiz Göltaş, EMO Yazmanı Hüseyin Önder ve EMO Enerji Koordinatörü Olgun Sakarya’nın Şubemizi ziyaretlerinde TERÇEP Dönem Sözcüsü Zekai Altunpala ile görüşmeleri sağlanarak ortak basın açıklaması ile EMO’nun “Terme Halkı Yalnız Değildir” mesajı ulusal basına yansıtıldı.

EMO Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Yeşil konuyla ilgili olarak şunları söyledi: 

“Terme halkının bu termik santrallara karşı yapmış oldukları direnişlere destek veriyoruz. Her zaman onların yanında olacağız. Enerjinin üretilmesine karşı değiliz ama bilinçli bir şekilde tüketilmesini istiyoruz. Aşırı tüketeceğiz diye Terme’yi ve çevresini insan sağlığına zararlı gaz ve maddelerle sıkıntıya sokmanın anlamı olmadığını düşünüyoruz. İthal kömürlerle enerji üretip, bunları AVM’lerde tüketmeyin. AVM’lerde ki ışıl ışıl aydınlatmalardan, soğutmalardan ve ısıtmalardan tasarruf ederek bu sorunu çok daha çevreci şekilde çözmüş olabiliriz.” 

Şube olarak TERÇEP ile karşılıklı ziyaretlerimizin yanı sıra sürekli iletişim halinde bulunarak, ÇED sürecini yakından takip etmeye başladık.

TERÇEP tarafından başlatılan imza kampanyası da EMO ve TMMOB düzlemine taşındı. Ayrıca, www.change.org sitesinde, “Terme’de Kirli Yatırım İstemiyoruz, Karadeniz’in Tam Ortasında İthal Kömürlü Termik Santral Kurmaktan Vazgeçin!” sloganıyla imza kampanyası başlatıldı.

Termik Santrallar Sürecinde Gerze Deneyimi

Sinop’un Gerze İlçesi’nde Anadolu Grubu tarafından yapılmak istenen ithal kömürlü 1200 MW gücünde termik santrala karşı 5 yıldır başarı ile yürütülen kitlesel ve meşru mücadelenin başarı öyküsünü yöre halkından dinlemek ve Terme için sonuçlar, önermeler oluşturmak için; Şubemiz tarafından TERÇEP-Yeşil Gerze Çevre Platformu (YEGEP) buluşması gerçekleştirildi. Bu amaçla 15 Ekim 2014 tarihinde bir forum düzenledik.

İlçelerine yapılacak termik santrala karşı, hukuksal ve eylemsel bir platform oluşturarak, gönül birliği ve kader birliği içinde mücadele eden Gerzelilerin mücadelesini çoğumuz duyduk ve zaman zaman da bu mücadelenin içinde olduk. Bu mücadelenin ne kadar zor şartlar altında, akıl almaz bir özveri ve dayanışma ile sürdürüldüğünü bir kez de Yaykıl köylülerinden ve YEGEP’ten dinledik. Gerze ve Yaykıl kadınlarının mücadeledeki rollerinin herkesi duygulandıracak derecede olması da konunun en önemli boyutlarından biri oldu.

Bu buluşmanın Terme mücadelesi için de çok önemli bir dönüm noktası olacağı toplantı sonunda “Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiç birimiz” sloganı ile ortaya konuldu.

Samsun EMO Şubesi yönetici ve çalışanları ile TMMOB bileşenleri Foruma, Odamız tarafından yaptırılan “Terme Termik İstemiyor” önlükleri ve şapkaları ile katılarak, konukları karşıladılar. Yaptırılan önlüklerin büyük kısmı foruma katılan TERÇEP Dönem Sözcüsü’ne teslim edildi.

TMMOB Mühendislik ve Mimarlık Haftası Etkinlikleri

Sekretaryası Şubemiz tarafından yürütülen TMMOB İKK’nın da ana gündemlerinden biri Terme Termik Santral süreci oldu. TMMOB’nin 60. kuruluş yıldönümü kapsamında planladığımız Mühendislik ve Mimarlık Haftası etkinliklerinin her aşamasında “Terme’de Termik Santral İstemiyoruz” vurgusunu ön plana çıkardık. TERÇEP tarafından başlatılan imza kampanyasını her etkinlik öncesi her katılımcıya tek tek hatırlatıp imza istedik. Etkinlikler kapsamındaki “Terme Kirli Santral İstemiyor” panelini de Terme’de gerçekleştirme kararı alındı.

21 Ekim 2014 tarihinde düzenlenen panele ilgi ve katılım oldukça yüksek oldu. 15 Ekim 2014 tarihinde Samsun’da düzenlenen Terme-Gerze buluşmasının olumlu etkileri, Terme çevre mücadelesinde kadınların da katılımıyla kendisini gösterdi. Panele katılan TERÇEP görevlilerinin yanı sıra Terme Belediye Başkanı Şenol Kul’un da “Terme Termik İstemiyor” önlüğü ile sahneye çıkması dikkatlerden kaçmadı. Bize söylenen; “Sonunda Başkan’a da önlük giydirmeyi başardınız” esprisi de bizleri mutlu etti.

Terme’ye ithal kömürlü termik santral için henüz bir lisans başvurusu yapılmadığı, ÇED aşamasından sonra lisans aşamasına geçileceği bilgisi ile ÇED yaptırmama kararlılığı bu panel ile bir kez daha vurgulanmış oldu.

TERME TERMİK SANTRALI’NDAN NEDEN VAZGEÇİLMELİ?

O rta Karadeniz Bölgesi’nin enerji yapısına bakıldığında, bölgenin enerji üretimi açısında önemli bir potansiyele sahip olduğu görülmektedir. Su kaynaklarının yoğunluğu ile hidroelektrik (barajlı) enerji üretim tesislerinin kapasitesi 2 bin 300 megavat (MW) olup ülkemizin bu alandaki kapasitesinin yüzde 17’sini oluşturmaktadır. Yenilenebilir enerji kaynakları bakımından da önemli bir potansiyele sahiptir. Rüzgar enerjisi potansiyeli 16 bin 784 MW olup; ülke genelinde tespit edilen kurulabilecek güç miktarının yüzde 12.7’sini oluşturmaktadır. Yine enerji ormancılığı ve biyoyakıtlar açısından da önemli bir altyapı ve tarım arazisine sahiptir. Termik santrallar sadece büyük sermaye yatırımı değil, aynı zamanda fosil yakıt, su vb. çeşitli doğal kaynaklar gerektiren mega projelerdir. Termik santrallarda tüm gerekli önlemler alınsa da çevresel etkileri “sıfırlanamaz.” Yadsınamaz zararlarını kontrol etmek ve azaltmak için sıkı devlet normları olmasına rağmen ekosistemde çok büyük bir stres oluşturmakta ve çevre üzerinde ölçülemez ve sonsuz etkiler yaratmaktadır. Çevreye etkileri en aza indirecek sistemlerin maliyet, arıza, doğal afet, ihmal, kasıt, kusur vb. nedenlerle bir an bile devre dışı kalması durumunda; 25 km yarıçaplı alanda SO2, NO2 ve SPM&RSPM partikül emisyonlarına bağlı olarak insan, hayvan ve tüm canlı yaşam üzerinde geri dönülmez hasarlara neden olacakları bilinmelidir. Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) verilerine göre 7 adet termik santral (Sinop Nükleer Santral Projesi hariç) yaklaşık 3 bin MW kurulu güç talebi ile sırada beklemektedir. Samsun-Terme sahil şeridinde mevcut kurulu ve lisans bekleyen termik santralların toplam kapasitesi 3 bin 300 MW olup, santralların çevre etki değerlendirmesinin (ÇED) tek tek birbirinden bağımsız yapılması bilimsel bir yaklaşım değildir. Termik santral yoğunluğunun bölge üzerindeki kümülatif etkisi ve toplumsal maliyetleri göz ardı edilmektedir. Elektrik üretiminde 2013 yılı rakamlarına göre yüzde 56.8 olan dış kaynak bağımlılığımız daha da artacak ve enerji üretim maliyetlerimizin yanısıra ulusal enerji arz güvenliğimiz de olumsuz etkilenecektir. Terme Ovası üzerinde OMV Enerji Santralı ve Ünye Çimento Fabrikası’nın kirletici etkileri tüm hızıyla devam ederken, kurulması planlanan kömürlü termik santral bölge üzerinde toplam kirlilik yükünü artıracaktır. Yurtdışından ithal edilecek yılda yaklaşık 2 milyon ton kömürün gemilerden boşaltılması esnasında denizde; üretim sahasına taşınması, harmanlanması ve kırılması esnasında da karada büyük ölçüde kirlilik yaratacaktır. Terme sahilleri sığ derinliğe sahip olması nedeniyle su ürünlerinin üreme ve yavru balıkların beslenme bölgesidir. Kurulması planlanan kömürlü termik santralın, OMV Enerji Üretim Santralı’na 500 m mesafede olması nedeniyle her iki santralın derin deniz deşarjları denizde kirlilik yükünü artıracaktır. Baca gazlarının sıcaklığı (150-200 °C) küresel ısınma etkisi sebebiyle bölgenin yağış rejimi üzerinde de olumsuz etkilere sebep olacaktır. Tüm bu nedenlerle Tim Avrasya Yatırım Danışmanlık İnşaat Madencilik ve Enerji Üretim Tic. Ltd. Şti. Umut Enerji Üretim Santralı’nın kurulmasının bilimsel, ekonomik ve toplumsal hiçbir olumlu yönü yoktur. Yenilenebilir enerji kaynakları olarak hidroelektrik ve rüzgar potansiyeli yüksek olan ülkemizin en verimli ovalarına sahip olan Orta Karadeniz Bölgesi’nde tamamen özel sektörün kar inisiyatifini dikkate alan enerji politikalarıyla kurulan, kurulması planlanan çevre ve insan sağlığı açısında büyük riskler taşıyan termik santrallardan derhal vazgeçilmelidir.

SÜRDÜRÜLEBİLİR BÜYÜME İÇİN SÜRDÜRÜLEBİLİR ENERJİ: HİDROJEN

Dr. Yusuf Kurtoğlu Hazine Müsteşarlığı, KİT Genel Müdürlüğü [email protected]

1. Giriş

H idrojenin, doğada diğer elementlerle bileşik halde bulunan, en hafif (havadan 14 kat daha hafif) ve en yaygın element olduğu bilinmektedir. Dünyada var olan maddelerin yaklaşık yüzde 80’i hidrojen içermektedir. Renksiz ve şeffaf olup, koku ve tadı olmadığından, görünürlük sağlamak bakımından, renklendirilmesi ve kokulandırılması gereken, yere döküldüğünde anında buharlaşan bir maddedir.

Hidrojen, güneş, nükleer ve fosil yakıtlar gibi çeşitli enerji kaynakları kullanılarak, sudan üretilebilmektedir. Güneşin enerji olarak kullanıldığı elektroliz yöntemiyle, su molekülleri (H2O) bölündüğünde, gaz şeklinde otaya çıkan hidrojen (H2) ve oksijen (O) elde edilir. Isı enerjisi, mekanik enerji ve elektrik enerjisine dönüşebilir, kendi kendini yenileme özelliğine sahiptir.

Sıvı hidrojen, gaz halindeki hidrojen hacminin 1/700’ü kadardır. Enerji içeriği birim ağırlık başına ölçüm hesabına göre, bilinen tüm yakıtlar içerisinde, en yüksek değere sahip olan enerjidir (120.000 kl/kg). Örneğin, karbonhidrat yakıtlara göre 2.8 kat fazla enerjiye sahiptir. Otomobillerde benzinin verimi yüzde 25 iken, hidrojenin verimi yüzde 60 , yani iki buçuk kat daha fazladır. (Veziroğlu, 2004:267-279, 418-419, 436, 441, 449-450, Çelik, 2006:2, 4, Bockırs ve diğerleri, 2002:11,118)

Hidrojen tükenmeyen ve çevreyi kirletmeyen bir enerji kaynağı olarak, fosil yakıtlara alternatif, geleceğin enerji kaynağı olarak görülmektedir (Alnıak ve diğerleri, 2007). Fosil yakıtlar sadece zengin karışımlarda yanarken, hidrojen, zengin karışımlarda olduğu gibi zayıf yakıt/hava karışımlarında da yanabildiği için, örneğin otomobillerde daha fazla tasarruf sağlayacaktır. Hidrojenin akülerde elektriğe dönüşme verimi yüze 65-70, hidrojen pillerinde ise yüzde 80-90 seviyelerindedir. Isıtma ve soğutma gibi bazı sınai, ticari ve konut içi kullanımlarda hidrojenin fosil yakıtlara göre yüzde

Fosil yakıtlar sadece zengin karışımlarda yanarken, hidrojen, zengin karışımlarda olduğu gibi zayıf yakıt/hava karışımlarında da yanabildiği için, örneğin otomobillerde daha fazla tasarruf sağlayacaktır. Hidrojenin akülerde elektriğe dönüşme verimi yüze 6570, hidrojen pillerinde ise yüzde 80-

90 seviyelerindedir.

24 daha fazla verimle termal enerjiye dönüştürülebileceği saptanmıştır. (Veziroğlu, 2004:344-345)

Güvenlik açısından ise örneğin benzine göre daha güvenli bir yakıttır. Havaya yayılması daha hızlı, alevinin ısı yayması çok daha azdır. Hidrojenin düşük düzeyde karbondioksit içermesi, hidrojen enerjisi kullanımının yaygınlaşmasına paralel olarak, küresel ısınmaya neden olan sera etkisi yapan gazların salınımını azaltacağından, dünyadaki doğal çevrenin korunmasına önemli ölçüde katkı yapacaktır.

Hidrojenin bu özellikleri nedeniyle, başta gelişmiş ülkeler olmak üzere, dünyanın bir çok ülkesinde hidrojenin bir enerjisi kaynağı olarak kullanımını sağlayacak teknolojilerin geliştirilmesi yönünde uzun yıllara dayanan araştırmaların yapıldığı görülmektedir. Hidrojenin gelecek vadeden bir enerji sistemi olduğunu kabul eden Birleşmiş Milletler Sınai Kalkınma Teşkilatı (UNIDO) ise hidrojen enerjisi araştırma, geliştirme ve ticarileştirme çalışmalarının eşgüdümü amacıyla bir “Uluslararası Hidrojen Enerjisi Teknolojileri Merkezi” (UHETM) kurulmasını kararlaştırmıştır.(Bockırs ve diğerleri, 2002: 17)

Çalışmamızın ikinci kısmında hidrojen enerjisi sistemi, üretim, iletim ve enerjiye dönüşüm konuları incelenmektedir. Üçüncü kısımda dünyada ve ülkemizdeki hidrojen teknolojileri alanındaki gelişmelere değinilerek, sonuç kısmında da konu hakkındaki değerlendirmelere yer verilmiştir.

2. Hidrojen Enerji Sistemi

Hidrojen enerji sistemi, hidrojen gazının (yakıt hücrelerinde) yüksek verimle yakılarak enerji elde edilmesi süreci şeklinde tanımlanmaktadır. Bunun için hidrojenin öncelikle üretilmesi, sonra, gaz ve sıvı olarak veya “hibridleme” yöntemiyle depolanıp, taşınması gerekir. Kullanımı bundan sonraki aşamada olacaktır.

Hidrojen gazı, ulaşım sistemleri, elektrik üretimi, konut ve sanayi ile diğer ticari sektörlerde kullanılabilir, temiz ve tükenmez bir enerji kaynağıdır. Örneğin, sudan elde edilen hidrojenin yakıt olarak kullanımı sonrasında ortaya çıkan atık, yine su veya su buharı olarak doğaya geri dönmektedir. Sudaki üç atomdan ikisinin hidrojenden oluşması, nehir, göl, deniz ve okyanusları hidrojen rezervi kılmaktadır. Hidrojen enerjisi, fosil yakıtların kullanıldığı her uygulamada onların yerine kullanılacaktır.(Veziroğlu, 2004:270-274,433, Bockırs ve diğerleri 2002:117-118, İTÜ, 2007) Veziroğlu çalışmasında (a.g.e.:380-390), hidrojenin doğal gaz ve elektrik yerine kullanıldığı alanların bazıları şöyle sıralanmaktadır; ısınma ve serinletme, su ısıtma, su pompalama, yemek pişirme, içme suyu, soğutma, artık ısı depolama, aydınlatma, elektrikli aletler.

Hidrojeninin en önemli özelliklerinden birisi, “hidrojen yakıt hücrelerinde” yüksek verimlilikle elektrokimyasal olarak elektriğe dönüştürülebilmesidir. Yakıt hücreleri, hidrojen ve oksijeni elektriğe dönüştüren ‘hidrojen/yakıt pilleridir’. Buna göre, yakıt pilleri (YP) geliştirilmesi ve üretimi elektrik enerjisi üretimindeki öncelikli aşama olmaktadır. (Bockırs ve diğerleri, 2002: 22, Veziroğlu, 2004: 438)

Hidrojen enerji sisteminde üretim, iletim, depolama, elektrik ve ısı enerjisine dönüşümü ile ekonomik faaliyetlerde kullanımı aşamalarına ilişkin her sürecin birbiriyle ilişkisi vardır. Bu nedenle bu enerji sisteminde birbirine bağımlı bir yapı söz konusudur. Buna göre, oluşturulacak “hidrojen ekonomisi tasarımı ve uygulamaları” sistemin tümünü kapsamak zorundadır.(USDOE, 2002:39)

2.1. Üretim

Hidrojen, fosil yakıtlar ile güneş, rüzgar ve su gibi yenilenebilir enerji kaynakları ve biyo yakıtlardan üretilmektedir. Bu kaynakların ve suyun bol olduğu bölgelerde büyük rafineri/ fabrikalarda, yakıt istasyonlarında, dağıtımın yapıldığı kırsal alanlarda ve konut-işyeri gibi binalarda hidrojen üretilebilecektir. (USDOE, 2002:8)

Hidrojenin sudan elde edilmesi sürecinde su, elektroliz, termal ve termo-kimyasal yöntemlerle hidrojen ve oksijen bileşiklerine ayrılır. Ayrıştırılan hidrojen depolanır veya kullanım alanlarına ulaştırılmak üzere nakledilecektir. Daha sonra yine oksijenle birleşerek yakılması sonucunda elektrik enerjisi elde edilir. Bu süreç sonucunda ortaya çıkan atık ise saf su veya su buharı olacaktır. (Veziroğlu, 2004:270-276, Bockırs ve diğerleri 2002:118)

BM-Uhetm genel ağ sisteminde (ww.ichet.org) hidrojen üretimine ilişkin şu bilgilere yer verilmektedir:

• Günümüzde hidrojen üretiminde uygulanan en yaygın yöntemler, hidrojenin doğal gazdan ve elektroliz yoluyla sudan elde edilmesidir. • Sudan hidrojen üretilmesi doğal gaza göre daha pahalı olmakla birlikte, havayı kirletici bir etkisi yoktur. Bu yöntemde elektroliz için gerekli elektrik enerjisi rüzgar, güneş, hidrolik ve jeotermal enerji gibi yenilenebilir kaynaklardan elde edilebilecektir. • Hidrojen üretmek üzere suyun ayrıştırılması, bazı mikro-organizmaların ayrıştırılması ile de yapılabilecektir. • Biyoyakıtların termo-kimyasal yöntemlerle rafine edilmesiyle de hidrojen elde edilebilir

2.2. İletim ve Depolama

Hidrojen depolama teknolojileri, bir enerji taşıyıcısı olarak hidrojenin üretimi, taşınması, iletim ve uygulaması ile entegre bir sistemden ibarettir. Üretim yöntemleri ve nihai kullanım alanlarına göre farklılık gösterecek olan iletim sistemi, hidrojen enerjisi altyapıları kapsamında anahtar bir unsur olarak görülmektedir. Günümüzde 150-300 km. uzaklıktaki mesafelere boru hatları, tankerler veya tren vagonlarıyla iletimi yapılan gaz ve sıvı hidrojen, 1.600 km. (yaklaşık 1.000 mil)’ye kadar olan uzun mesafelere ise özel sızdırmazlık donanıma sahip tankerler ve vagonlarla taşınmaktadır. Gelecekte, müşteri odaklı hidrojen kullanımının artırılması için; bileşik metal alaşımlı hidrürler, karbon nanomalzemeler gibi alternatif hidrojen depolama

ve taşıma teknolojilerinin geliştirilmesi gerekmektedir. (USDOE, 2002:13, 14)

Hidrojen, kimyasal bir bileşik içinde ayrıştırılmış gaz veya sıvı halde depolanabilir, nakledilebilir. Gaz ve sıvı hidrojen yeraltında eski maden ocaklarında ve/veya aktiflerde depolanabilir. Depolanabilirlik özelliği, elektrik enerjisiyle karşılaştırıldığında, anında tüketilmesini gerektirmediğinden, enerji kaybı söz konusu olmayacaktır. Bu durum, kullanım kolaylığı ve ekonomik yönden maliyet avantajı sağlayacaktır.

Enerjinin uzun mesafelerde yüksek gerilim hatlarıyla elektrik olarak iletilmesi yerine, hidrojen olarak taşınması daha düşük maliyetle yapılabilecektir. Ancak, hidrojenin sahip olduğu düşük yoğunluk, gazın sıkıştırma maliyetinin yüksekliği nedeniyle, toplam taşıma giderlerinin doğalgaza (CH4) göre daha fazla olmasına neden olmaktadır.(Veziroğlu, 2004: 267-276, 373-376)

Depolama sistemleri içerisinde, gaz halinde 200-250 bar basınçta sıkıştırılarak tanklarda yapılan depolama, en gelişmiş depolama teknolojisidir. Düşük ısı ve yüksek yoğunlukta yapılacak depolama teknik yönü itibariyle gerekli iken, depolama sistemlerinin ticari mahiyet kazanabilmesi için düşük maliyet, güvenlik ve enerji tedarikinde etkinliğin sağlanması gerekmektedir. Bu depolama sistemlerin geliştirilmesinde yukarıda sözü edilen hususlarda yetersizlikler gibi önemli sorunlar bulunmaktadır.(Gaşan, 2007:2-4, USDOE, 2002:1721, Dogan, B. ve diğerleri, 2007:3) Örneğin, otomobil üreticisi firmaların daha düşük maliyetli “hidrojen yakıt pillerinin” kullanıldığı araç üretimleri, hidrojen depolama teknolojilerinin geliştirilmesi ve maliyetleri düşürerek ticarileşmesinin önünde engel teşkil etmektedir. Bu da talep yetersizliğine neden olduğundan, araç motorlarında kullanılan sıvı ve gaz hidrojenin depolama sistemlerine ilişkin teknolojilerin geliştirilmesi açısından bir çelişki yaratmaktadır.

Sıvı hidrojenin gaz halindeki hidrojene göre daha düşük hacme, daha yüksek enerji yoğunluğuna sahip olması, depolama işleminde daha az yer kapladığı için, sıvı hidrojen lehine bir avantaj oluşturmaktadır. Buna karşın, hidrojenin sıvı hale getirilmesi işlemi enerji yoğun bir süreç olduğundan ve bu süreçte -253 C de soğutulması gerektiğinden, hidrojenin içerdiği enerjinin üçte biri gibi önemli bir oranının, buharlaşma nedeniyle kayba uğraması ise olumsuzluk yaratmaktadır.

Hibrid yöntemiyle hibrid tankında hidrojen depolanması, basınçlı hidrojen gazı tankında depolama yöntemine göre 10 kat daha az hacim kaplar ve güvenlik açısından daha emniyetlidir. Hibrid yöntemiyle depolama işlemleri, hidrojenin küçük hidroelektrik santral, güneş ve rüzgar enerjilerinden üretildiği, ya da konut tipi tesislerdeki üretimler gibi görece küçük çaplı üretimler için önerilmektedir.(Veziroğlu, 2004: 318-323, 374)

Bor (boraks) madeninden elde edilen sodyum borhidrür maddesi hidrojen emici sünger görevi gördüğünden, boraks madenleri hidrojen depolama kaynağı olarak büyük öneme sahiptir. Bu amaçla kullanılan sodyum borhidrür’ün diğer taşıma yöntemlerine göre birçok avantajı bulunmaktadır. Örneğin bu yöntem yanıcı ve patlayıcı bir yapıya sahip değildir. Hidrojenin yarısı hidrürden, diğer yarısı ise sudan geldiğinden ekonomiktir. Reaksiyon kolaylıkla kontrol edilebilir, zararlı atık çıkarmaz ve oluşan sodyum metaborat tekrar sodyum borhidrür elde etmek için kullanılabilir.

Hidrojenin depolanmasına ilişkin hususlar, hidrojen enerjisi teknolojilerinin geliştirilmesinde önemli bir aşama olarak ön plana çıkmaktadır. (Alnıak ve diğerleri, 2007, Şenel ve diğerleri, 2007, Güldal ve diğerleri, 2007) Günümüzdeki mevcut depolama teknolojileri, hidrojen üreticileri ve nihai tüketicilerinin gereksinim duyduğu depolama ihtiyaçlarını karşılamaktan uzak bulunmaktadır. Hidrojen depolama teknolojilerinin gelişimini olumsuz etkileyen en önemli unsur, büyük hacimli üretim süreçlerinin gelişmesi ve hammadde maliyetlerini düşürecek piyasa talebinin henüz oluşmamış olmasıdır.

2.3. Enerjiye Dönüşüm-Yakma ve Kullanım

Hidrojen üretildikten sonra; • taşıt araçları sanayilerinde mekanik enerji elde edilen sıvı veya gaz halindeki hidrojeni yakan içten yanmalı motorlarda ve taşıt araçlarında, • hidrojene dayalı yakıt pilleriyle çalışan elektrikli araçlar ile • elektrik ve ısı enerjisi sağlanan YP’de kullanılarak enerjiye dönüştürülür.

Enerji yaratılması işleminde; elektrokimyasal tepkimeler (reactions) yanmalı sisteme göre daha verimli olduğundan, YP’leri içten yanmalı motorlara göre daha yüksek verime sahiptir. Hidrojen YP’leri taşıt araçları dışında enerjinin kullanıldığı birçok alanda kullanılabilecektir. Örneğin, mebran YP’leri ulaşım, bina ve telefon, bilgisayar, kamera, genel ağ çevirgesi v.b. taşınır teçhizatlar, alkalin YP’leri askeri ve uzay çalışmaları, bileşik oksit ve sıvılaşmış karbon içeren YP’ler ise konut ve işyerleri ile her türlü sabit tesislerde elektrik ve ısı (birleşik) enerjisi üretimi binalar için enerji üretiminde yaygın şekilde kullanılacaktır.(Ichet, 2007, Ewald, 2000 ve USDOE, 2002:23,24,30)

USDOE (2002:24-25) çalışmasında; hidrojenin enerjiye dönüşümündeki bilimsel, mühendislik, piyasa ve kurumsal yapıdan kaynaklanan engeller üzerinde durulmaktadır. Buna göre; malzeme bilimi ve elektro kimya dallarındaki temel ve uygulama araştırmaları bilgisinin geliştirilmesiyle, YP teknolojilerinin tasarım ve işletiminin iyileştirilerek, performans artışı sağlanması ve maliyetlerin düşürülmesi gerekmektedir. Bunun yanında, mühendislik çalışmaları yapılarak, hidrojenle çalışan motorlar ve türbinlerin verimliliği, performansın güvenilirliği ve sürdürülmesi ile güvenlik

konuları test edilip kanıtlanmalıdır. Piyasada hidrojen enerjisi kullanımının yaygınlaşması, maliyetlerin önemli ölçüde azaltılmasına paralel olarak sağlanabilecektir. Buna göre, hidrojen ekonomisi uygulamaları öncelikle, taşıt imalatı, yakıt pilleri teknolojileri araştırmacı ve üreticileri, altyapı ve petrol sanayileri, ısı sistemleri imalatçı ve tedarikçileri sektörlerinde gerçekleşecektir. Sektörde arzın artışı için yatırımcı ve üreticilerin düşük faizli krediler ve vergi indirimleriyle sübvansiyonu ve teşviki gerekirken, tüketim talebinin oluşumu ve artması için de tüketici ve kullanıcıların benzer yöntemlerle teşviki gerekli görülmektedir.(Ewald, 2000) 3. Dünyada ve Türkiye’de Hidrojen Teknolojileri Çalışmaları 3.1. Dünyada Hidrojen Enerjisi Teknolojileri Dünyada hidrojen enerjisi projelerine ilişkin araştırmaların, gelişmiş ülkeler başta olmak üzere, hem kamu hem özel sektör kuruluşları tarafından yürütülmekte olduğu görülmektedir. Japonya’nın 2020 yılına kadar yapılacak hidrojen enerjisi araştırmaları için 4 milyar Dolar kaynak ayırdığı belirtilmiştir. Bu ülkede yakıt hücreleri üzerinde çalışmayı hedefleyen çok sayıda özel şirket yanında, Tokyo Elektrik Kurumu 4,5-11 Mw’lık yakıt hücreleri projesi üzerinde çalışmalar yaptığı açıklanmıştır. Tokyo’da şehrin bazı kesimlerine elektrik veren iki hidrojen hücresinin faaliyete geçmesi yanında, elektrik santralları teçhizatı üreten büyük firmaların, hidrojen yakıt hücreli elektrik santrallarına ilişkin Ar-Ge ve pazarlama faaliyetleri bulunmaktadır. Japonya önümüzdeki 20 yıl içinde hidrojenle çalışan otomobil sayısını 15 milyon adete yükseltmesi beklenmektedir. ABD uzay programı kapsamında ise uzay aracı yakıtının temini, araçtaki elektrik ve ısıtma-soğutma sistemlerinin

çalıştırılması hidrojen enerjisi kullanıma dayalı olarak yürütülmektedir. Bu ülkede 2002 yılı itibariyle yılda dokuz milyon ton hidrojen üretilmektedir. Kaliforniya eyaletindeki “Hidrojen Otoyolları” projesi çerçevesinde, halen 12 adet olan hidrojen dolum istasyonu sayısının 2005-2010 döneminde 200 adete çıkartılması çalışmalarının başlatıldığı açıklanmıştır. Rusya, Çin, Hindistan, Japonya ve Avrupa ülkelerinde de hava taşımacılığı ve uzay araçlarında hidrojen kullanımı çalışmaları devam etmektedir. Örneğin Avrupa’da, Airbus şirketinin 2010 yılında tamamlanmak üzere, hidrojenle çalışan bir jet yolcu uçağı geliştirme planı bulunmaktadır.

Diğer Uluslararası Projeler • UNIDO-Uluslararası Hidrojen Enerjisi Teknolojileri Merkezi (Uhetm/Ichet) İstanbul’da kurularak, 2004 yılında çalışmalarına başlamıştır. Unido’nun Türkiye’de sürdürülen projeleri dışında, Çin, Güney Kore, Hindistan, Azerbaycan, Romanya, Libya, Portekiz, Arjantin, Fas ve Rusya’da 13 ayrı hidrojen projesi bulunmaktadır. Brezilya ve Mısır gibi bazı ülkelerle de proje görüşmeleri sürdürülmektedir. • BM’ye bağlı bir kuruluş olan Cenevre’deki Uluslararası Standartlar Teşkilatı tarafından, İsviçre’li Gustov Grob’un girişimi ve teklifiyle, hidrojen enerjisi teknolojileri için uluslararası standartlar hazırlamak üzere “ISO/TC197 Komitesi” kurulmuştur. Komite çalışmaları sürdürülmektedir. • Almanya-Suudi Arabistan ‘HySolar’ projesiyle güneş enerjisinden hidrojen üretimi. • Avrupa-Kanada Quebec projesi; Avrupa’ya Kanada’dan likid hidrojen ithalatı planlanıyor. Bu proje kapsamında, hidrojenin denizaşırı taşınması, depolanması ve şehir içi ulaşım araçları ile sanayide kullanımına ilişkin Ar-Ge çalışmaları yapılmaktadır.

• Kanada’da Tebek eyaletinde bol su enerjisi var. Burada hidrojen üretip bir boru hattı vasıtasıyla Varşova’ya ve Amerika’ya hidrojen satacaklar. Sıvı hidrojeni de Avrupa’ya ve Japonya’ya satacaklar. • Arjantin’de güneyde çok kuvvetli rüzgarlar var. Bunlardan istifade ederek hidrojen elde etmeyi planlıyorlar. Kuzeyde güneş enerjisi boru hattı projesi var ve sıvı hidrojeni Japonya’ya ve Amerika’ya satılacak. • Dünyanın en büyük petrol şirketlerinden BP İngiltere’de kömürden ucuz hidrojen ve elektrik üretmek için çok büyük bir proje başlattı. Bu projede C02 çıkışı yüzde 90 oranında azaltılıyor. Texaco da bunun gibi bir projeye Amerika’da başladı. • Büyük otomobil firmalarının birçoğu hidrojen yakıtlı motorlu araçlar üzerindeki Ar-Ge çalışmalarını sürdürmektedir. Örneğin, ABD Enerji Bakanlığı beş yıllık bir proje için Hyundai, Chevron Texaco ve UTC Fuel Cells firmalarından oluşan konsorsiyumu destekleme kararı almıştır. • Almanya, Avustralya, Kanada ve İtalya Deniz Kuvvetleri, denizaltılarda hidrojen yakıt hücresi denemeleri, devam eden projelerden bazılarıdır. (Ayvaz, 2006, Veziroğlu, 2004: 438-439, 461-462, 477-486)

3.2. Türkiye’de Hidrojen Enerjisi Teknolojileri

3.2.1. TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi (MAM) Enerji Enstitüsü-Hidrojen Araştırmaları (-mam.gov.tr)

Gebze’deki TÜBİTAK MAM bünyesinde 2004 yılında kurulan Enerji Enstitüsü ülkemizde hidrojen teknolojileri araştırmalarının en yoğun olarak yapılan bir merkez konumundadır. Bu merkezdeki, örneğin, HY-Prostore projesi (2005-2008) gibi projelerin temel amacı; hidrojen üretimi, dönüşümü ve depolanmasına ilişkin teknolojilerin geliştirilmesi olarak ifade edilmektedir. (Ersöz, 2006 ve Ersöz ve diğerl., 2007:3)

Enerji Enstitüsü’nde yakıt pili teknolojileri, hidrojen teknolojileri ve araç teknolojileriyle ilgili birçok ileri araştırmalar yapılmaktadır. Bu projelerle, geleceğin ulaşım araçları, alternatif yakıtlar ve yakıt verimliliğinin artırılması gibi konularda hem sanayimize destek verilmesi, hem de Türk Silahlı Kuvvetleri’nin gelecekte ihtiyaç duyabileceği teknolojiler için alt yapı sağlanması amaçlanmaktadır.

Bir kısmı tamamlanan, bir kısmı halen sürdürülen hidrojen enerjisi ve yakıt piline ilişkin projelerden bazıları şunlardır:

• DPT - HyDePark projeleri, 2005-2008 (3 adet); - Hidrojen üretim, dönüşüm ve depolama teknolojilerinin geliştirilmesi, - Kömür ve biyokütle gazlaştırma, gaz temizleme ve entegre enerji üretimi, - PEM yakıt pili güç üretim kaynağının geliştirilerek evsel uygulamalarda kullanımı.

• Hibrid elektrikli araç ve teçhizatları üretimi, • Sodyum borhidrürlü yakıt pili üretimi ve entegrasyonu, BOREN • PEM (proton değiştiren Membran - ince tabaka) yakıt pili geliştirilmesi ve üretimi, Ford, Arçelik, Tofaş, Aygaz, Demirdöküm, TTGV. • Temiz enerji üretimi için yakıt pili teknolojilerinin geliştirilmesi, • İçten yanmalı motorlara yakıt ilavesinin etkilerinin analizi,

• Dizel motorlara yakıt ilavesinin etkilerinin analizi.

3. Yakıt Pili ile Çalışan Forklift Projesi

• AB 5. ve 6. Çerçeve Programları projeleri (9 adet) • Uydular için Rejeneratif Yakıt Pili Sistemi, TARAL. (Ersöz, 2006)

Proje Ortakları: ICHET, Çukurova Holding, BOS A.Ş.(Birleşik Oksijen Sanayi

3.2.2. Üniversiteler, Özel Sektör ve Araştırma Kurumlarının Çalışmaları

Bütçe: ABD$.202.380 Finansmanı kısmen Ichet tarafından karşılanacak olan bu proje, hidrojen depolama ve dağıtımını kapsayan 5 kW enerji gücünde entegre yakıt pili sistemine

Ülkemizde hidrojen enerjisi teknolojileri çalışmaları içeilişkindir. Bu proje çalışmasıyla hidrojen, suyun elektrolizi

risinde, özel sektör kuruluşlarının TÜBİTAK ile ortaklaşa

yoluyla elde edilecek ve Forklif’ti çalıştıracak olan yakıt

veya kendi başlarına yürüttükleri projeler yanında, birçok

pilinde kullanılacaktır.

üniversite tarafından sürdürülmekte olan araştırmalar

da önemli bir yer tutmaktadır. Buna ilişkin bilgiler, bu konuda derlenmiş istatistiki bir bilgiye dayanmamakla birlikte, Ichet’in her yıl düzenlediği konferanslarda sunulan bildirilerden bu sonucu görmek mümkün olmaktadır. Hidrojen enerjisi teknolojileri hakkında araştırma yapan üniversitelerimizin ağırlıklı olarak yakıt pili teknolojilerinin geliştirilmesine yönelik çalışmalar yaptıkları görülmektedir. Bu üniversitelerimizden bazıları şunlardır; Bahçeşehir Üniversitesi, İstanbul Teknik Üniversitesi, Gazi Üniversitesi, Hacettepe Üniversitesi, Ortadoğu Teknik Üniversitesi, Yıldız Teknik Üniversitesi.

3.2.4. Ulusal Hidrojen Enerjisi Teknolojileri Konseyi ve Komitesi’nin Oluşturulması

Hidrojen enerjisi teknolojilerinin geliştirilmesi ve uygulamalar belirli düzeydeki Ar-Ge çalışmalarının yapılmasını ve buna ilişkin yüksek düzeydeki maliyetlere katlanılmasını gerektirmektedir.(Dinçer, 2007) Ancak, arz ve talebe ilişkin piyasa koşullarının oluşmadığı bu alanda, yüksek düzeylerde oluşan Ar-Ge maliyetlerine katlanılması zorunluluğunun sektördeki gelişimi yavaşlatması kaçınılmaz olmaktadır. Çünkü, Yüksek Ar-Ge maliyetleri ancak yoğun bir talebin varlığı halinde, birim üretim maliyetlerdeki azalış yoluyla dü-

Ulusal Bor Araştırma Enstitüsü

şürülecek ve ekonomik ölçekte üretim söz konusu olacaktır. Buna karşın, talep artışı yüksek maliyetler nedeniyle sınırlı

Ülkemiz, dünya bor üretiminde %34 ile ikinci sıradadır. Bu

düzeyde kalmaktadır. Bu nedenle, sektördeki üretim, iletim,

sektördeki payımızın artması için bor ürünleriyle ilgili

depolama ve enerjiye dönüşüm faaliyetlerinin, vergi

araştırmalar yapmak üzere 2003 yılında kurulan

muafiyeti, düşük faizli finansman gibi teşvik-

Ulusal Bor Araştırma Enstitüsü (BOREN) ile Unido-Ichet arasında imzalanmış

Hidrojen

lerle desteklenmesi ve özendirilmesi, sektör gelişimi açısından önemli bir zorunluluk

bir Niyet Mektubu bulunmaktadır. Bu enerjisi sisteminde arz olarak karşımıza çıkmaktadır.

projeyle, iki kurum arasında hidrojen depolanmasında bor kullanımı konumaliyetleri, büyük ölçüde;

Bu durumda, hidrojen enerjisi sistemisunda bilimsel ve teknolojik işbirliği

üretim-iletim-depolamanin oluşturulması sürecinde öncelikle,

amaçlanmaktadır.

uygulama bütünlüğü

üretim, iletim ve depolama teknolojilerinin geliştirilmesini amaçlayan po-

3.2.3. ICHET Projeleri

sürecindeki teknolojilerin litikaların belirlenmesi ve uygulamaya

bhuplUtKoarayuujlrogliuleilr’guehsdnurlrliaaaalinüummrMdkalşkalureeaekaçrrrmsbuakıüılaelivızazHşzşeredlima-iarepdIektaCirıglllo2foaHaeaj0trnreaE0ıçnp,l4eiTr2yUkoEe1y,ljıtneneellEşığieleetdirrkMitrjoriiiinmmm’sagyeiye,eaılTasy2biirşb0aeaatapş0kiyşrğll3ıtnaamnılormnıdme-laaıkşadgİtvısığeertı.alhnipIşc-arthoribjerecteli’aelimlnrmi,rbelaeuslnainmreı etialkirştakedfeidınğnierdrA.lvearenn-idzGiölreliençlsmüeecdnkeeeatsekörpikkkarpdooakdoonelpneiblostimueftmiaaillkyküimairaaalmlpinllaeyaaosknerrblıüıteiintbnggrhikbiöeü“loarsueKklletcaaKeükoebrreğnmoıielcinksinegereas.ktikypebl”tuyseiidar,rroumeü.ilnullbBukışneeuşteldmluinarayrrlieöueezırnnlldgemjdeeeiarenabelvkisıukeş-iı

merkezin genel ağ sistemindeki (www.ichet.org) dosyala-

Belirtilen ikinci seçenek çerçevesinde, birincisi Başbakarından derlenerek aşağıda verilmiştir.

nın başkanlığında olmak üzere, ‘Ulusal Hidrojen Enerjisi

1. Biyoyakıt-Sorgun ve Şeker Pancarı Hidrojen Projesi

Proje Ortakları: Ichet, Pankobirlik, Erikoğlu Holding, Sanko Holding.

Teknolojileri Konseyi’nin toplanarak, sektörün gelişimine ilişkin sorunlar/engeller belirlenerek, bunların çözümüne ilişkin plan ve programların yapılmasıyla uygulamaya ilişkin politikaların en üst yönetim düzeyinde oluşturulması gerekmektedir. Konsey, TÜBİTAK, Enerji ve Tabii Kaynaklar,

Bütçe: ABD$755.390

Çevre ve Orman, Sanayi ve Ticaret, Ulaştırma, Maliye Ba-

Proje ile 4 hektar alanda yapılacak sorgun ve şeker pancarı hasadı sonucunda 16,8 ton hidrojen üretilmesi planlanmaktadır.

2. Deniz Taksisi Projesi

kanlıkları yanında, Hazine, Devlet Planlama Teşkilatı ve Dış Ticaret Müsteşarlıkları, üniversiteler, özel sektör ve ilgili diğer kuruluşların temsilcilerinden oluşturulmalıdır. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ve TÜBİTAK eşbaşkanlığında her yıl toplanacak olan “konseyde”; hidrojen teknolojileri

Proje Ortakları: ICHET, Labranda Denizcilik ve Denizcilik Malzemeleri İmalat ve Ticareti, Okted A.Ş., BOS, Teknoloji Holding.

Bütçe:ABD$447.080 Ichet tarafından, hidrojen yakıtı ile çalışacak iki adet deniz motoru imalat siparişi verilmiştir.

üretim, iletim, depolama ve uygulama süreçlerinden oluşan “hidrojen enerjisi sistemine” ilişkin gelişmeler ve ileriye dönük plan ve stratejiler düzenli olarak gözden geçirilerek değerlendirilmelidir. Bu alandaki yatırımlar ve Ar-Ge çalışmalarının belirlenecek kısa, orta ve uzun vadeli hedef ve planlara uygun olarak yapılması ile bu faaliyetlerin etkinliği

ve hacminin “rekabetçi piyasa koşullarını geçerli kılacak şekilde artırılması” için gereken yasal ve idari düzenlemeler belirlenerek karara bağlanmalıdır.

Konsey oluşumunu takiben; - Konsey kararlarının hayata geçirilmesini, - Konsey’de karara bağlanmasına gerek görülen hususların tespiti ile bunların Konsey’e önerilmesini, - Sektördeki uygulamaların etkinliğini sağlayacak yasal ve idari düzenlemelerin hayata geçirilmesi ve bunların düzenli olarak izlenmesini, - Ülke düzeyindeki çalışmaların eşgüdümü ve etkinliğini sağlamak amacıyla, konuyla ilgili tüm tarafların temsilcilerinin katılımıyla oluşan ve üye sayısı Konsey tarafından belirlenecek, “daimi olarak görev yapacak bir Hidrojen Enerjisi Teknolojileri Geliştirme Komitesi” kurulması uygun olacaktır.

Komitenin de orta ve uzun vadede “Kurum” şeklinde teşkilatlanarak, sektör faaliyetlerin tek bir çatı altında düzenlenmesi, sektörün rekabet esaslarına uygun şekilde yönetilmesi açısından gerekli olacaktır.

4. Sonuç

Doğada bileşik elementler halinde bulunan hidrojen gazı, kullanımı nedeniyle tükenmeyen ve çevre kirliliğine yol açmayan yapısı, onun geleceğin enerji kaynağı olarak adlandırılmasına neden olmuştur. Hidrojenin enerji kaynağı olarak kullanılabilmesi için öncelikle, bileşik olduğu

elementlerden ayrıştırılarak saf hale getirilmesi, yani hidrojenin üretilmesi gerekmektedir. Örneğin, sudan hidrojen elde edilmesi işleminde; suyun elektrolizine ilişkin teknolojilerin geliştirilmesi, bunun için de gerekli Ar-Ge yatırımlarının yapılması zorunlu olacaktır. Üretilen hidrojenin, enerjinin yoğun olarak tüketildiği bölgelere iletilmesi, bu iş için de uygun boru hatlarının inşaatı veya mevcut doğal gaz boru hatlarının buna uygun hale getirilmesi ve gerekli basınca sahip tankların imalatı ile mümkün olacaktır. Bu da taşımaya ilişkin teknolojilerin geliştirilmesini gerekli kılmaktadır.

HİDROJEN SÖZLÜĞÜ

PEM: Proton Exchange Membrane (kimyasal parçacıklardan/atomlardan oluşan ince levha) Proton: hidrojen atomunun çekirdeği, Atom çekirdeğinde her biri (+1) pozitif elektrik yükü taşıyan tanecik Membrane: ince deri, perde Atom: kimyasal parçacık, çeşitli molekül(birkaç türü birleştiğinde, birleşim halinde) Modül: fizik, herhangi bir mekanik özelliği belirten katsayı Molekül: Element veya bileşikleri oluşturan ve onların özgül niteliklerini gösteren en küçük birim, madde. Elektrot: Bir elektrolitin içine daldırılan iki iletken çubuktan her biri, bunların artısına anot, eksisine katot denir Eloktrolit: eloktroliz işlemiyle çözülen madde. Eoktroliz: Bir elektrik akımının etkisiyle ortaya çıkan kimyasal ayrışma. Silisyum: Atom sayısı 14, atom ağırlığı 28,09, yoğunluğu 2,34 olan, 1420 °C’de eriyen element. (oksijenden sonra en çok bulunan element, kimya) Sülfür: kükürdün başka bir elementle yaptığı bileşik (kimya) Kükürt: Atom sayısı 16, atom ağırlığı 32,06 olan, 119 °C’de eriyen ve 444 °C’de kaynayan saf veya bileşik sarı renkli element, sülf (S) Element: kimyasal çözümlemeyle ayrıştırılamayan veya bileşim yoluyla elde edilemeyen madde. Kimya: Maddelerin temel yapılarını, birleşimlerini, dönüşümlerini, çözümleme, birleşim ve üretim yöntemlerini inceleyen bilim. Quartz Mineral Kuvars: Billurlaşmış silisin doğada çok yaygın bir türü. NaBH4: Sodyumborhidrür. MgH2: Magnezyum hidrür(hydride) NaH: Sodyum hidrür CaH2: Kalsiyum hidrür B2O3: Anhydrous borik asit (hydrous:sulu) Na2B4O7: Anhydrous boraks Na2CO3: Sodyum karbonat SiO2: Silikon (silisyum) dioksit NaBO2: Sodyum metaborate Vapor(ous): gaz(buhar) Gaseous: gaz, gaz gibi, gaz halindeki

Depolama konusunda da benzer bir sürece gereksinim bulunduğu görülmektedir. Buna göre depolama işleminde günümüzde kullanılan doğal gaz depolama yöntemleri de geçerli olmakla birlikte, özellikle yakıt pillerinin sabit tesisler ve/veya taşınır araç, gereçlerde kullanımı nedeniyle, yakıt pili teknolojilerinin düşük maliyetle üretime imkan verecek düzeyde geliştirilmesini gerekli kılmaktadır. Sıvı haldeki hidrojenin depolanmasına ilişkin teknolojilerin de ayrıca geliştirilmesi gerekmektedir.

Hidrojen enerjisi sisteminde arz maliyetleri, büyük ölçüde; üretim-iletim-depolama-uygulama bütünlüğü sürecindeki teknolojilerin geliştirilmesine ilişkin Ar-Ge harcamaları tarafından belirlenmektedir. Talep yönünden sektör gelişimine bakıldığında; başlangıç dönemindeki arza ilişkin yüksek maliyetler, tüketici talebinin artışındaki en büyük engeli oluşturmaktadır. Maliyet azalışını sağlayacak yoğun tüketim ise kısa vadede oluşmayacağından, çok sayıda üretici ve kitle tüketim talebi koşullarının bir arada olduğu serbest piyasa koşulları oluşuma kadar belirli bir sürenin geçmesi kaçınılmaz olacaktır. Bu dönemde, sektörün gelişiminin istenilen düzeyde gerçekleşmesini teminen, ülke ve ekonomi yönetimleri tarafından gerekli politikaların oluşturulması ve uygulanması önem taşıyacaktır. Bu kapsamda Dünya hidrojen çalışmalarında sayılı bilim adamları arasında kabul edilen ve Birleşmiş Milletler Sınai Kalkınma Teşkilatı (UNIDO) bünyesinde İstanbul’da kurulan, ne yazık ki daha sonra faaliyetleri sonlandırılan Uluslararası Hidrojen Teknolojileri Merkezi’nin ilk Başkanı olan Prof. Dr. Nejat Veziroğlu’nu saygıyla anıyorum.

Kaynakça

-Alnıak, Oktay, Yüksel Palacı ve İbrahim Güneş (2007), “New Materials For High Pressurized Hydrogen Storage”, IHEC 2007 İstanbul, 13-15 July.

-Ay, M., A. Midilli ve İ.. Dinçer(2006), “Exergetic performance analysis of a PEM fuel cell”

International Journal of Energy Research, 2006, 30:307-321.

-Ayvaz, Zafer (2006), “21. Yüzyılın Yakıtı Hidrojen İstanbul da Mercek Altında”, Doğa, Çevre ve Kültür Dergisi /EKOLOJİ Magazin ..ekolojimagazin.com , Sayı : 9. sayı (Ocak-Mart 2006) Konu : Enerji

-Bockırs, John O’M., T.Nejat Veziroğlu ve Debbi L. Smith (2002), “Geleceğin Enerjisi Güneş ve Hidrojen”, Kaynak Yayınları İstanbul, Şubat.

-Çelik, Arzum E.(2006), “Hidrojen Ekonomisine Doğru”, İşletme ve Finans, Aralık.

-Dinçer, İbrahim (2007), “Environmental and sustainability aspects of hydrogen and fuel cell systems”, International Journal of Energy Research, 2007, 31:29-55.

-Dogan, B., B. Sakintuna ve Z.X. Guo (2007), “Design and Assessment of Solid Hydrogen Storage Tank for Transport Applications”, IHEC 2007 İstanbul, 13-15 July.

-Eroğlu, Fazlı (2007), “Hydrogen Generated from Water as Additional Fuel in Internal Combustion Engines without Being Stored”, IHEC 2007 İstanbul, 13-15 July.

-Ersöz, Atilla (2006), “TÜBİTAK MAM Enerji Enstitüsü Hidrojen Teknolojileri Aktiviteleri”, Hidrojen Eğitim Semineri, Bahçeşehir Üniversitesi, Beşiktaş-İstanbul, 21.5.2006, www.ichet.org, Kasım, 2007.

-Ersöz, Atilla(2007), “Steady State Simulation of A Reforming Process with the Lower Molecular Hydrocarbon Fuels for

Hydrogen Production”, TÜBİTAK Marmara Araştırma Enstitüsü, Gebze/Kocaeli, IHEC 2007 İstanbul, 13-15 July.

-Ersöz, Atilla, Alper Sarıoğlan, Nilüfer İlhan, Göktuğ Nezihi Özyönüm, Mete Çubukçu, Aslı Sayar Kaytaz, Cem Kaymaz, Alptekin Yağmur (2007), “HYDEPARK, A Standalone Renewable Hydrogen Demonstration Park in Turkey”, TÜBİTAK Marmara Araştırma Enstitüsü, Gebze/Kocaeli, IHEC 2007 İstanbul, 13-15 July.

-Ewald, Rolf (2000), Deutscher Wasserstoff-Verband, “Hydrogen in Germany”, Hyforum 2000, 11-15 September 2000.

-Gaşan, Hakan (2007), “Hidrojenin Depolanması ve Taşınması”, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Metalurji Enstitüsü, www.ichet.org, Kasım, 2007.

-Global Enerji Dergisi, Haziran 2006/6 Sayı : 22.

-Güldal, Nafi.Ö., H. Eren Figen ve Sema Z. Baykara (2007), “Catalytic Hydrolysis of Alkaline NaBH4 Solutions for Hydrogen Generation, IHEC 2007 İstanbul, 13-15 July.

-İTÜ-İstanbul Teknik Üniversitesi Kimya Bölümü (2007), “Yakıt Hücreleri Teknolojilerinde Son Gelişmeler”, www.ichet.org, Kasım, 2007.

-Kıykım, Cenk Cumhur, Serhat Gençoğlu ve Elife Ünal (2007), “The Role of Defense Industry in Hydrogen Technologies Evolution”, IHEC 2007 İstanbul, 13-15 July.

-Muradov, Nazim. Z. ve T. Nejat Veziroğlu (2007), “Fossil Hydrogen without CO2 Emission: a Vision of Hydrogen-Carbon Economy”, IHEC 2007 İstanbul, 13-15 July.

-Polat, Cihat ve Nurcan Kılınç (2007), “Trends in the Market Growth for Proton Exchange Membrane Fuel Cells (PEMFC): A Review of the Market Dynamics”, IHEC 2007 İstanbul, 1315 July.

-Shahrokhi, Firouz, Ahad S. Nasab and Rocco Guarnaccia (2007), “Building Hydrogen Economy Based on Sand and Water”, IHEC 2007 İstanbul, 13-15 July.

-Şenel, Fikret, Emel Billur ve Oktay Alnıak (2007), “Development of Hydrogen Tanks”, IHEC 2007 İstanbul, 13-15 July

-USDOE (20002)-United States Department of Energy, “National Hydrogen Energy Roadmap”, From the Workshop, Washington, DC, April 2-3, 2002, November 2002.

-Veziroğlu, Nejat T.(2004), “Dünya Barışı İçin Türkiye, Dünya Barışı İçin Hidrojen”, Kaynak Yayınları İstanbul, Ekim.

-International Centre for Hydrogen Technologies-ICHET(2007), http://www.ichet.org (Eylül, 2007)

-TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi (2007), http:// www.mam.gov.tr (Eylül 2007)

-Gazi Üniversitesi Temiz Enerji Araştırmaları ve Uygulama Merkezi-TEMENAR (2007), http://www.temenar.gazi.edu.tr (Ekim, 2007)

-International association for hydrogen energy-iah2-(2007), http://www.iahe.org (Ekim 2007)

-Deutscher Wasserstoff und Brennstoffzellen VerbandH2DWV (2007), http://www.dwv-info.de(Ekim 2007)

-Technology Transition Corporation (2007), http// www.ttcorp.com/nha(Ekim 2007)

-CleanAir Council (2007), http://www.cleanair.org (Eylül 2007)

-HEC-Hydrogen Energy Centre (2007), http://www.h2eco.org (Eylül 2007)

-Fuel Cells The Online Fuel Cell Information Resource(2007), http://www.fuelcells.org (Eylül 2007)

-USA Energy Department (2007), http://www.eren.doe.gov (Ekim, 2007)

TÜRKİYE’DE ELEKTRONİK MÜHENDİSLİĞİNİN GELECEĞİ

Celal Zaim Çil Elektronik ve Haberleşme Mühendisliği Bölümü

Çankaya Üniversitesi, ANKARA [email protected]

Giriş

G ünümüzde pek çok mühendislik alanında yeni mühendislik dalları oluştuğu gibi, elektronik mühendisliği de birçok alt mühendislik dallarına ayrılmıştır. Teknoloji ve ürünler geliştikçe ve derinleştikçe yeni uzmanlık alanlarının belirginleşmesi nedeniyle veya kimi zaman da farklı görünebilmek adına yeni alan-program isimleri türetilmiştir. Elektrik mühendisliği, elektronik mühendisliği, kontrol mühendisliği, telekomünikasyon mühendisliği, biyomedikal mühendisliği, elektronik ve haberleşme mühendisliği gibi mühendislik alanları elektrik-elektronik mühendisliği ana uzmanlık adı altında toplanmaktadır. Biz bundan böyle bu alanların tümü için elektrik-elektronik (EE) mühendisliği adını kullanacağız.1

Üniversitelerimizde EE Mühendisliği bölümleri genellikle bir EE Mühendisliği lisans programını yürütmektedir. Devlet üniversitelerinde ise aynı bölüm içinde hem normal EE mühendisliği programı hem de ikinci öğretim kapsamında bir EE mühendisliği programı olmak üzere birden fazla lisans programı da yürütülebilmektedir.

Ülkemizde 2013 yılı itibarı ile 182 üniversite, bu üniversitelerde de 101 adet mühendislik fakültesi bulunmaktadır. Bu mühendislik fakülteleri bünyesinde ise 2012 yılı itibarı ile ikinci öğretimler dahil 262 adet EE mühendisliği lisans programı mevcuttur. Bu programlar sadece EE mühendisliği olarak isimlendirilenlerdir. Yukarıda saydığımız diğer alt alanlara ait isimlere sahip olan programlar bu sayı içinde yer almamaktadır. Onlarla birlikte 2012 yılında Türkiye’de yaklaşık 300 adet EE mühendisliği lisans programı olduğunu düşünebiliriz. 2012 yılı itibarı ile bu programlarda yaklaşık 9 bin kişilik kontenjan olup, bunlara da yılda yaklaşık 8 bin öğrenci yerleşmektedir.

Ülkemizde her yıl yeni üniversiteler kurulmaktadır. Yeni kurulan üniversitelerin hemen hepsinde bir mühendislik fakültesi bulunmakta, bu fakültelerde de çoğunlukla EE mühendisliği bölümü yer almaktadır. Yani EE mühendisliği programları her yıl sürekli olarak artmaktadır. Buna paralel olarak da her yıl mezun olan EE mühendislerinin sayısı artmaktadır. Bu çalışmanın amacı ülkemizde EE mühendislerine istihdam yaratan elektronik sanayi sektörünün, kurulan yeni EE Mühendisliği bölümlerinin yarattığı her yıl artan bu EE mühendis arzını karşılayıp karşılayamayacağını tartışmaktır. Burada mezun olan her mühendisin elektronik sektöründe çalışacağını varsaydık. Halbuki her alanda olduğu gibi EE mühendislerinin bir çoğu mezun olduktan sonra başka alanlarda (finans, dış ilişkiler, inşaat gibi) da

çalışmaktadır. Buna karşılık, elektronik sektöründe de başka alanlardan gelen çok sayıda insan istihdam edilmektedir. (işletmeci, endüstri mühendisi, iktisatçı vb.) Gidenin gelene eşit olacağını, yani bunların yaklaşık olarak birbirini dengeleyeceğini varsaydık.

Türkiye’de Elektronik Mühendisi Sayıları

Türkiye’de tarihsel gelişimi içinde yıllara sari EE mühendisi sayıları Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) kayıtlarına göre Tablo 1’de verilmektedir [1]. Bu tablo bize 2005 yılına kadar her yıl yeni mezun olan (veya mesleğe katılan) EE mühendisleri sayısını vermektedir. Bu tabloda bilgisayar mühendisleri de EE mühendisi olarak sayılmıştır. Bilgisayar Mühendisliği EE Mühendisliğinden türemiş bir mühendislik alanıdır. Bilgisayar Mühendisleri Odası 2012 yılından itibaren EMO’dan ayrılarak, ayrı bir meslek kolu olarak kendi odasını kurmuştur. Burada EE mühendislerinin sayısı bilgisayar mühendislerini de içerdiği için fazla sayılmış olabilir. Ancak, her EE mühendisinin EMO üyesi olmadığını düşünürsek sayıların yaklaşık olarak gerçeği yansıttığını umabiliriz. Yani yine gidenlerin sayısının gelenlerin sayısını dengelediğini düşüneceğiz. EMO kayıtlarının sağlıklı olarak tutulmaya başlandığı 1983’ten itibaren sayıldığında, 2000 yılında ülkemizdeki EE mühendisleri toplam sayısının yaklaşık olarak 30 bin olduğu tablodan görülmektedir. Görüldüğü gibi her yıl yeni katılan mühendis sayısı artmaktadır. Bu artış yaklaşık olarak doğrusal bir seyir izlemektedir.

Tablo 1: Türkiye’de 1983-2005 yılları arası EE Mühendisleri sayıları (EMO kayıtları)

EE Müh. Sayısı

2001 ile 2005 yılları arasındaki değişimi hesaplayıp, bu değişimin sonraki yıllarda da aynen devam edeceğini varsayarak 2005 yılından sonraki mezun sayılarını hesaplarsak Tablo-2’yi elde ederiz.

1 Elektrik Elektronik Mühendisliği bölümlerinden mezun olanlar aldıkları derslere göre bu alanlardan bir ya da bir kaçında faaliyet gösterebilmekte olup, 4 üniversite hariç olmak üzere ayrı ayrı Elektrik Mühendisliği ya da Elektronik Mühendisliği unvanı verilmediği için Elektrik Elektronik Mühendisliği adı altında anılmak zorunda kalınmaktadır. Ancak bu yazıda esas olarak elektronik mühendisliği ana alanı ele alınmaktadır.

Tablo 2: Türkiye’de Yıl Başına EE Mühendis Sayıları Tahmini

EE Müh. Sayıları

Emekliler çıktığında EE Müh. Sayıları

132.367

148.985

Emekliler hariç toplam

118.776

Ayrıca 3. sütunda görüleceği gibi, bu tabloda bir mühendisin 24 yaşında lisans programını bitirip göreve başladığı ve 30 yıl görev yapan mühendisin ise emekli olduğu veya iştensektörden ayrıldığı varsayılarak, emekli olanların düşülmesi yöntemi ile mühendis sayıları tahmini de yapılmıştır. Bu durumda 2012 yılında EE mühendisi mezun sayısı 4 bin 751 olarak tahmin edilmiştir. Bu sayı da yukarıda verilen 2012 sayıları ile uyumludur. 2012’de 8000 yerleşen olduğunu biliyoruz. Bu durumda 4 yıl önce yerleşen öğrencilerden o yıl mezun olanların sayılarının 4 bin 751 olması anlamsız görünmemektedir. Bu da oluşturduğumuz tablonun mühendis sayısı tahmininin gerçeğe yakın olduğu konusunda bizi desteklemektedir. Emekli olanları göz önüne almadığımızda, her yıl EE mühendislerine katılan mühendis sayılarını yıllara sari olarak Şekil 1’de gösterebiliriz. Her yıl EE mezun sayısı bir önceki yıla göre yaklaşık 250 eklenerek artmaktadır.

Şekilde görüleceği gibi, ülkemizde yıllık mühendis arzı yıllara göre doğrusal bir artış izlemektedir. Bu hızla 2022 yılı sonunda toplam EE mühendisi sayısının yaklaşık 132 bin olacağını, emekli olanları düştüğümüzde ise yaklaşık 120 bin olacağını söyleyebiliriz.

Dünya ve Türkiye’de Elektronik Sektörüne Kısa Bir Bakış

Dünya elektronik sektörü yaklaşık ortalama 2 trilyon ABD Dolarlık büyüklüğü ile lokomotif sektörlerden biri durumundadır. Birçok sektördeki gelişmeyi ve ilerlemeyi ya sağlayan ya da tetikleyen önemli bir sektördür.

Dünya elektronik sektörü de son yıllarda diğer sektörlerde olduğu gibi bir durgunluk içine girmiştir. Şekil 2’de elektronik sektörünün bölgelere göre yıllık büyüme hızları gösterilmektedir [2]. Bölgelere göre farklılık göstermekle birlikte, bu sektördeki yıllık büyüme ortalamasının yüzde 5 civarında olduğu görülmektedir. Ülkemizde de elektronik sektörünün bu büyüme hızı ile büyüdüğünü iyimser bir yaklaşımla varsayabiliriz.

Elektrik Mühendisi Mezun Sayısı/Yıl

8000 7000 6000 5000 4000 3000 2000 1000

0 0

Yıllar (2001-2022)

Şekil 1-Türkiye’de yıllara göre EE Mühendisi arzı (emekli olanlar toplamdan düşülmediğinde)

Şekil 2 -Dünya elektronik sektörünün bölgeler bazında yıllık büyüme oranları [2] Türkiye Elektronik Sanayicileri Derneği (TESİD) verilerine göre 2011 yılında Türkiye elektronik sektörü üretimi toplamı 12 milyar ABD Doları’dır. İthalatımız yaklaşık 17 milyar ABD Doları iken ihracatımız yaklaşık 7 milyar ABD Doları’dır (Şekil 3) [3].

Şekil 3-Türkiye Elektronik Sanayinin yıllara sari üretim, ithalat ve ihracat durumu (BSTB’lığı 2013 Raporu)

2013 yılında dünya elektronik sektörü yaklaşık 2 trilyon ABD Doları bir satış elde ederken, ülkemiz elektronik sektörünün ise toplam satışının (üretiminin) yaklaşık 13 milyar ABD Doları olduğunu hatırlamakta fayda vardır. Yani elektronik sektörümüz bu sektörde dünya toplam üretiminin yüzde 0.65’ini oluşturuyor (binde altı buçuğu). O halde elektronik sektörümüz dünya ile kıyaslanınca oldukça küçük kalmaktadır.

Şekil 4-Dünya elektronik sektörünün alt sektörlere ve bölgelere göre dağılımı [2].

cihazlarını bu kapsamda düşünebiliriz) (yüzde 32), diğer endüstri cihazlarının (yüzde 20) bunu takip ettiği, sonrasında telekomünikasyon cihazlarının (yüzde 19), bilgisayar cihazlarının (yüzde 14) ve havacılık ve savunma sektörünün (yüzde 9) geldiği görülmektedir. Buna göre dünya ile kıyaslarsak bizde medikal cihazların ve otomotiv elektroniği ile ilgili elemanların hemen hemen hiç üretilmediği, bilgisayar alt sektörünün (donanım ve yazılım) ise dünyaya göre oldukça düşük oranda kaldığı anlaşılmaktadır.

Elektronik Sanayiinin Alt Sektörlere Göre Üretimi (Bin $)

Üretim

Bileşenler

Tüketici Cihazları Telekom Cihazları Diğer Prof&End. Cihaz. Savunma Elektronik Bilgisayar Cihazları

587.314 597.636 640.141 680.482 3.582.601 3.265.924 3.655.753 3.950.753 1.622.299 1.770.929 2.112.534 2.280.518 1.769.684 1.756.138 2.374.201 2.452.285

840.605 945.955 950.000 1.040.181 1.105.067 1.199.949 1.554.223 1.642.724 9.507.570 9.536.531 11.286.852 12.046.943

Şekil 5-Dünya elektronik üretiminin işçiliğin pahalı olduğu bölgelerden ucuz olduğu bölgelere kayması [4].

Şekil 4’te dünya elektronik sektörünü oluşturan alt sektörler ve bunların üretiminin bölgelere göre dağılımı görülmektedir [2]. 2008 verilerine göre dünyada alt sektörlerin büyüklük bakımından veri işleme (bilgisayarlar ve yazılım) (yüzde 25), ses ve görüntü elemanları (yüzde 23), telekomünikasyon (yüzde 21), sanayi ve medikal (yüzde 18), otomotiv (yüzde 8) ve havacılık ve savunma (yüzde 7) ile ev cihazları (yüzde 6) şeklinde sıralandığı görülmektedir. Bölgesel olarak da Asya’nın (Çin, Japonya ve diğer Asya Pasifik ülkeleri olarak) dünya üretiminin yaklaşık yüzde 60’ını yaptığı, sonra Avrupa ve Amerika’nın geldiği görülür. Elektronik sanayinin yıllar geçtikçe Asya’ya kaydığı ve bugün itibarı ile Asya’nın payının daha da yüksek bir seviyede olduğunu söyleyebiliriz. Bu durum Şekil 5’te açıkça görülmektedir [4].

Ülkemizde elektronik sektörünün alt sektörlerine baktığımızda ise karşımıza Şekil 6’daki durum çıkmaktadır [5].

Türkiye’de alt sektörleri büyüklüğüne göre sıralarsak, tüketici cihazlarının (kıyaslayabilmek için dünya elektronik sektörü alt sektörlerindeki ses ve görüntü işleme ile ev

Şekil 6- Türkiye elektronik sanayiinin üretimi ve 2011 yılı üretiminin alt sektörlere dağılımı [5]

Ülkemizdeki en büyük üretim kalemi olan tüketici cihazları üretimine daha yakından bakacak olursak bunların daha çok televizyon ve beyaz eşya üretimi olduğunu görürüz. Elektronik sektörümüzün dışsatımının yaklaşık yüzde 80’ini televizyonlar teşkil etmekte ve bunların yaklaşık yüzde 70’i Avrupa ülkelerine ihraç edilmektedir. Ancak yerli sanayimiz bu televizyonların neredeyse tüm bileşenlerini yurt dışından temin etmektedir (yassı ekranlar, işlemci ve hafıza tümleşik devreleri, devre elemanları). Bu nedenle elektronik sektörümüz 2011 yılında 7 milyar ABD Doları ihracat yaparken, 17 milyar ABD Doları ithalat yapmaktadır. Yurtiçinde üretilen televizyonların genellikle montajı Türkiye’de yapılmakta ve bunlar bize ait olmayan markalarla yurtdışına satılmaktadır. Elektronik sanayimizin, savunma ve havacılık hariç, büyük bölümü mühendislik ve tasarım değil, lisans kiralayarak başkalarının tasarladığı ürünlerin montajını ve üretimini yapmaktadır. Mobil cihazların ise neredeyse hiçbiri ülkemizde üretilmemekte ve doğrudan ithal edilmektedir. Bilgisayarlar ve yazılım için de aynı durum söz konusudur. Bu cihazlar da en fazla ülkemizde birleştirilmekte, çoğunlukla olduğu gibi neredeyse tamamı ithal edilmektedir.

Elektronik alanının lokomotifi olan yarı-iletken tümleşik devre tasarımı ve üretimi (işlemciler ve hafıza elemanları tasarımı ve üretimi) derinliğine uzmanlık ve çok pahalı üretim tesisleri yatırımına ihtiyaç duymaktadır. Bu alanlardaki gelişmeler çok hızlı olduğu için (Moore Yasası’na göre her

iki yılda bir aynı alan büyüklüğüne sahip bir yarı iletken üzerine yapılabilen transistor sayısı iki katına çıkmaktadır) önemli Ar-Ge yatırımları kaçınılmazdır. Bir yarı iletken üretim tesisi veya yassı bir televizyon ekranı (örneğin OLED ekran) üretmek için kurulması gereken fabrikanın en az 310 milyar ABD Doları bir yatırım gerektirmesi, bunun rekabetçi olarak sürekliliğinin sağlanması için gerekli uzmanlar ve Ar-Ge kaynaklarının Türkiye’nin bu günkü imkanlarını aşması nedeniyle Türk elektronik sanayinin daha uzun bir süre bu elemanları kendisi tasarlayıp, geliştirip üretemeyeceği ve yurtdışından almak zorunda kalacağı bir gerçek olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu durumda sanayimiz daha çok ucuz işgücüne bağımlı, ucuz işgücü sayesinde rekabet edebilen, montaja dayalı bir üretim ve entegrasyon sanayisi rolünü oynamaktadır. Doğal olarak, sonuçta da katma değer yaratmak ve yüksek kar oranları hayal olmaktadır. Yani elektronik sanayimiz halihazırda kırılgan bir sektör olma durumundan çıkamamıştır. Bir kaç savunma-havacılık şirketi ve araştırma enstitüsü hariç, hala yapılmayanı yapmaya değil, yapılmışı daha ucuza yapmaya çalışıyor. Bu koşullarda, yakın bir gelecekte de bu durum değişmeyecektir.

Bunun tek istisnası son yıllarda Savunma Sanayi Müsteşarlığı’nın (SSM), savunma sanayiinin özelliğinden yararlanarak uyguladığı uzun vadeli sanayileşme stratejileri ve Arçelik gibi tasarıma yönelmiş elektronik şirketlerimizdir. SSM son 10 yıldan bu yana sürekli olarak yerli üretimin ve ihracatın artmasını teşvik edici, savunma elektronik sektörünü yapısal değişikliklere zorlayan politikaları kararlılıkla uygulamıştır. Bunun sonucunda savunma elektronik sanayiinde mühendislik ve tasarım işleri yapılabilmiş, sistem mühendisliği ve üretim mühendisliği, kalite ve test kavramları gelişmiş ve yerleşmiştir. Aselsan, Havelsan, TAİ, Roketsan gibi Türk Silahlı Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı (TSKGV) şirketlerinin ve TÜBİTAK enstitülerinin öncülük ettiği bu alanda yaklaşık 5 bin elektronik-bilgisayar mühendisinin tasarım içeren işlerde çalıştığını, kendi tasarımı olan rekabetçi yüksek teknoloji ürünleri ortaya çıkardığını söyleyebiliriz.

Ayrıca Arçelik gibi özel sektör kuruluşlarında tasarımın ve yeniliğin önemi anlaşılmış ve bu kuruluşlar giderek artan sayıda ve son yıllarda dikkati çeken ölçüde patent almaya başlamışlardır.

Ayrıca Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın (BTSB) uyguladığı Teknoloji Geliştirme Bölgeleri Kanunu, Ar-Ge Merkezleri Kanunu çerçevesinde verdiği teşvikler, Sanayi Tezleri (SANTEZ) uygulamaları, TÜBİTAK’ın uyguladığı çeşitli programlar ve Ar-Ge Destekleri, KOSGEB’in uyguladığı Ar-Ge ve Yenilik destekleri programları elektronik sanayimizin gelişmesine ve mühendislik işleri yapmasına yardımcı olmaktadır. Bu kapsamda Arçelik, Beko, Vestel gibi firmalarımızın gelişmelerini sayabiliriz. Umarız bu çabalar sonunda elektronik sanayimiz bileşenler seviyesinde tasarım ve üretim yapabilir duruma ulaşabilir.

Son yıllarda üniversite ile sanayi arasında işbirliğini teşvik eden devlet destekleri ve politikaları, kümelenme çalışmaları ve TÜBİTAK’ça desteklenen Teknoloji Transfer Ofisi (TTO) programlarının üniversitedeki bilginin sanayiye akmasını kolaylaştırdığını ve gerçek teknoloji transferini gerçekleştirmeye başladığını, bunun da yeniliği geliştirecek ortamı oluşturmaya başladığını söyleyebiliriz.

Türk Elektronik Sanayisi için Şanslar

Ülkemiz elektronik sanayisi genel itibarı ile bir montaj sanayisi hüviyetindeyken, elektronik ithalatımız ihracatımızın neredeyse üç katına ulaşmışken ve toplam üretimimizin 1.5 katına yaklaşmışken; yine de bu gelişmelerle korelasyon içinde olmayan, rasyonel olmayan ama buna rağmen elektronik sanayimizin geleceği adına umutlarımızı artıran, ülkemize özgü üç hususa değinmek gerekmektedir:

-Birincisi, yıllardan bu yana üniversite giriş sınavlarında en yüksek puanları alan üniversite adayı öğrencilerin önemli bir çoğunluğunun hala EE Mühendisliği programlarını tercih etmesi. -İkincisi, istisnasız tüm EE Mühendisliği programlarımızın genel olarak montaj bir sanayi hüviyetinde olan sektöre hala mühendislik ve tasarım yapmak üzere mühendis yetiştirmeye çabalamaları ve hepsinin müfredatının buna göre düzenlenmiş olması. -Üçüncüsü ise her yıl kurulan yeni üniversitelerin çoğunluğunda yeni EE Mühendisliği bölümleri açılmasıdır.

Buna bir de, bir kısım EE Mühendisliği programlarının uluslararası standartları sağlayacak şekilde yapılandırıldığı ve sertifikalar aldığını ekleyebiliriz (MÜDEK ve ABET tarafından değerlendirme, sertifikalandırma).

Halbuki en parlak öğrencilerimizin, geleceği daha güvenli olan ve kısmen daha nitelikli bilim ve teknoloji ve tasarım işleri yapabilecekleri veya daha kolay iş bulup, ya da çok para kazanabilecekleri inşaat, tıp, hukuk gibi alanları tercih etmeleri beklenirdi. Buna rağmen, en iyi öğrencilerimiz büyük olasılıkla en azından görünebilir bir gelecekte çoğunlukla başka ülke mühendislerinin Ar-Ge laboratuvarlarında araştırma çalışmaları sonunda tasarlayıp, geliştirdiği ve ürettiği cihazların genelde satıcısı, pazarlamacısı veya bakım-onarım elemanı olabilecekleri bir sektörü neden seçmektedirler? Aynı şekilde, böyle bir montaj ağırlıklı sanayiye eleman yetiştiren EE Mühendisliği programlarımız; satış, tanıtım, bakım-onarım, en fazla üretim elemanı yetiştireceklerine neden tasarım mühendisi yetiştirmeye çabalamaktalar? Sektör genel olarak montaj ağırlıklı çalışırken, kurulan yeni üniversitelerde tasarım yapmak üzere mühendis yetiştirecek yeni EE Mühendisliği programları niçin açılmaktadır? Bu soruların cevaplarını başka bir çalışmanın konusu yapmamız daha uygun olacaktır.

Bu inat, belki de gelecekte ülkemizi katma değerli ürünler yapabilen bir elektronik sektörü sahibi haline getirebilir. Bu arada kazandığını inşaata ve ranta yatırmayı tercih eden, yani bu çevrim içinde kendi açısından en rasyonel davranan kesim, yani bir kısım sermayedarımıza da biraz dokundurmamız gerekmektedir. Bunların içinden de ülkemizdeki en parlak gençlerin bu tercihlerine ve içgüdülerine kulak verenlerin ve EE Mühendisliği programlarımızın bu inadına destek verecek yatırımcıların çıkmasını ve bu sektöre güvenerek, inşaat ve arazi rant yatırımlarının yanında, bu alana da yatırım yapmasını diliyoruz. Burada devletimize de bu yatırımcıların çıkmasını kolaylaştıracak gerçek ve etkili tedbirlerin alınmasını sağlamak ve uygun ortamı yaratmak ve yerli ürün alımını teşvik etmek, tabii ki önce kendisinin yerli ürün alması, görevleri düşmektedir.

Belki de ülkemizin elektronik sanayisinin kurtuluşu bu üç rasyonel görünmeyen tercih ile, sermayenin de bu kervana katılması ve devletin yukarıda saydıklarımızı uygulaması

halinde zamanla mümkün olabilecektir. Bu arada çalışma hayatına atılıp da kendi sektöründe hayal kırıklığına uğrayan, kremanın kreması olan ve EE Mühendisi olmayı seçen bu iyi öğrencilerimizin aldıkları kaliteli mühendislik eğitimini, analitik düşünme alışkanlıklarını, mühendislik yaklaşımı ve tasarım kültürünü ülkemizin başka alanlarına ve sektörlerine taşımalarının, biraz pahalı da olsa ülkemize önemli katkılar sağlayacağını da göz ardı etmememiz gerekmektedir.

Elektronik Sektörümüz ve EE Mühendis Arzı

EE mühendislerimizin yıllara göre mezun sayılarını, bunların emekli olanlarını da toplam sayıdan düşerek hesaplamış ve Tablo 2’de göstermiştik. TESİD’in Türk Elektronik Sanayisi için verilerini ve dünya elektronik sanayi gelişimini incelediğimizde ise sektörümüzün yıllara göre gelişimini yaklaşık olarak tahmin edebiliriz. Türk elektronik sanayiinin de dünyadaki trendi izleyerek yılda yüzde 5 gelişeceğini varsayarak, 2011’deki üretim miktarından başlayarak, üretim miktarını yıllara göre her yıl yüzde 5 artıracak olursak, 2022 yılında toplam elektronik üretimimiz 20.5 milyar ABD Doları civarında olacaktır. Bu hesaba göre oluşturduğumuz tahminler, EE mühendis sayısı tahminlerimiz ile birlikte Tablo 3’te sunulmaktadır.

Tablo 3: Türk Elektronik Sanayi üretim tahminleri ve EE Mühendis sayısı tahminleri

2011 2012 2013 2014 2015 2016 2017 2018 2019 2020 2021 2022

Mühendis Sayısı, EE

68437 73188 77139 81396 85886 90331 94735 99237 103836 108700 113621 118777

Kişi Başı Üretim

$175,344 $172,160 $171,509 $170,665 $169,831 $169,547 $169,749 $170,149 $170,745 $171,260 $172,034 $172,795

Türkiye Elektronik Sektörü Üretimi $12,000,000,000 $12,600,000,000 $13,230,000,000 $13,891,500,000 $14,586,075,000 $15,315,378,750 $16,081,147,688 $16,885,205,072 $17,729,465,325 $18,615,938,592 $19,546,735,521 $20,524,072,297

Verim artışı, kapasite artışı gibi olumlu etkilerin üretimin her yıl yüzde 5 artışı içinde olduğunu varsaydık, enflasyonu da hesabın içine katmadık. Görüldüğü gibi, dünyadaki gelişime paralel olarak, sanayimiz her yıl yüzde 5 üretim artışını koruyabildiği takdirde, yaklaşık olarak kişi başına aynı yıllık ciro rakamı ile (yaklaşık 170 bin ABD Doları) artan bu mühendis arzına iş yaratabilecek potansiyele sahip olabilmektedir. Yani iyi haber şudur: Normal şartlar altında ülkemizde her yıl mezun olan mühendis sayısı bir önceki yıla göre 250 kişi artarak devam etse bile, yani bu hızla yeni üniversiteler ve bölümler kurulsa bile, 2022 yılında bu sektör mezunlarına iş bulabilecek potansiyele sahip görünmektedir. Üstelik sanayinin bu günkü montaj görünümü, tüm bilgisayar ve mobil cihazların neredeyse doğrudan yurt dışından getirildiği, yerli katkı alım şartının çok az uygulandığı bu ortama ve başlangıç koşullarına rağmen. Umarız o tarihe kadar dış ticaret açığı ülkemizi krizler içine sokmaz ve ülkemizin ekonomisi gittikçe artan ithalat ve ihracat arasındaki açığa dayanabilir.

Sürekli olarak açılan yeni EE mühendislik bölümlerine gelince, onlar için de tahminimiz şudur: Mademki sektör EE mühendis artışına rağmen istihdam sağlayabiliyor, bu durumda

yeni EE bölümlerinin açılması mantığa aykırı değildir. Zaten yeni üniversite açanlar da bu gerçeği görmüş olmalılar. Bu gerçeği gördüğü halde tasarımcı mühendislik için direnen kesimler ise, yani en yüksek puanı alıp EE mühendisliği bölümlerini tercih eden parlak öğrenciler ve Mühendislik Eğitim Programları Değerlendirme ve Akreditasyon Derneği (MÜDEK) ile birlikte günümüz durumu ile genellikle montaja dayalı bir sanayiye tasarım mühendisi yetiştirmek için çabalayan EE mühendisliği programları ise herhalde ya ne olursa olsun hayal ettiklerini veya gelişmiş bir ülkede olması gerekeni yapmak istiyor ya da günün birinde elektronik sanayiinin hayal ettikleri gibi olacağına inanıyorlar. Bu denkleme devletin akılcı yatırım teşvik ve ihracat teşvik ve yurt içi alım ve yerli katkı alanlarında sürekli olarak sanayimizi geliştirici politikalar uygulamasını ekleyebilirsek daha da iyimser olabiliriz. Bu politikalar sonucunda, sermayedarımızın da rant ve inşaat yerine teknoloji yatırımı yapacak cesareti elde edeceğini umut edersek, dünyadaki her türlü gelişimin ana lokomotifi ve tetikleyicisi olan elektronik sektörünün ülkemiz için de orta gelir tuzağından çıkmada önemli bir rol oynayabileceğini düşünmek mümkün olabilecektir.

Sonuç

Ülkemizde açılmakta olan yeni üniversiteler ve bunlar içinde yer alan Elektrik-Elektronik (EE) Mühendisliği programlarından mezun olan EE Mühendisleri’nin yıllara sari sayılarının bir tahmini yapılarak, dünya ve ülkemiz elektronik sanayinin mevcut durumu ve geleceği ile ilgili tahminlerimiz ile karşılaştırılmıştır. Elektronik sanayiimizin her yıl artan bu mühendislerimize iş alanı yaratabilecek potansiyeli olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Mevcut durumda elektronik sanayimizin montaj ağırlıklı yapısının, iyi öğrencilerin EE Mühendislik programlarını tercih etmeye, EE Mühendislik programlarının tasarım ve geliştirme yapacak mühendis yetiştirmeyi hedefleyen müfredatlarını korumaya ve geliştirmeye, Devlet ve vakıfların yeni üniversite açarak EE mühendisliği bölümleri kurmaya devam etmeleri halinde değişebileceği şansı olabileceği düşünülmektedir. Burada Devletin lokomotif bir sanayi olan elektronik sanayisi için uygun ortam yaratması, yerli üretimi ve ihracatı teşvik etmesi, yerli malı satın almayı gözetmesi, düzenleyici yapısal tedbirler alıp bunları kararlılıkla uygulaması halinde bu sanayiyi dönüştürecek büyük yatırımların da sermaye kesimlerince yapılabileceği ve elektronik sanayimizin gelecekte mühendislik ve tasarım ve yapılmayanı yapabilecek duruma gelebileceği düşünülmektedir.

Kaynaklar

[1] Örücü, E. O., Türkiye’de Elektrik, Elektronik ve Bilgisayar Mühendislerinin Tarihsel Gelişimi, EMO Yayınları, Sayı 459, 2006

[2] The World Electronic Industry 2008/2013 Production and Markets, DECISION, 2009 (http://www.decision.eu/ ang/prod_el_a.htm)

[3] Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Elektronik Sektörü Raporu, 2013/1, 2013

[4] Santiago, E., The Phillipine ICT Industry, ITA Symposium, Geneva, 2007 (www.wto.org/english/tratop_e/inftec_e/ symp...e/santiago_e.ppt)

[5] Türk Elektronik Sanayicileri Derneği (TESİD), Elektronik Sanayii Almanağı, Yayın No. 33, 2012

KİTAP

TANITIMI Hazırlayan: Necla Dulkadiroğlu

ASANSÖR SEMPOZYUMU VE SERGİSİ BİLDİRİLER KİTABI

Hazırlayan: EMO, MMO Yayımlayan: EMO Yayın No: SK/2014/585 ISBN: 978-605-01-0642-8 Baskı: 2014

TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) ve Makina Mühendisleri Odası (MMO) İzmir şubeleri tarafından 25-27 Eylül 2014 tarihleri arasında İzmir’de, “Güvenlik ve Teknoloji” ana teması ile gerçekleştirilen “5.Asansör Sempozyumu ve Sergisi 2014” kapsamında sunulan bildiriler kitaplaştırıldı.

EMO ve MMO ortak yayını olarak çıkarılan kitapta, 15 kurum ve kuruluş tarafından desteklenen 12 oturumda sunulan 35 bildiri, 1 poster bildiri sunumu yer alıyor. Kitabın sunuşunda, günümüzde her alanda olduğu gibi asansör teknolojileri alanında da çok hızlı bir gelişme ve değişim yaşandığı belirtilerek, “Gelişmelere uyum sağlamak, ürün ve hizmet kalitesini arttırmak adına, rekabet edebilme gücünü sürekli olarak sağlayabilmek için sektörde bilgi, beceri ve iş alışkanlıklarına sahip nitelikli insan gücüne gereksinim duyulmaktadır. Bu nedenle, TMMOB EMO ve MMO kendi meslek alanlarını doğrudan ilgilendiren asansör sektörüne yönelik çalışmalarını her anlamda artırarak meslek, üye ve toplum ayarı çerçevesinde yoğunlaştırmaktadır” deniliyor.

Kitapta yer alan bildirilerde asansörlerin verimliliği konusundan, acil durumlara, alınması gereken güvenlik önlemlerinden, uygulamadaki sorunlara varıncaya kadar pek çok konu ele alınıyor. Türkiye’de asansör teknolojisinin gelişiminin de ele alındığı bildirilerin yanı sıra hukuki mevzuat ve standartlara ilişkin konuları da kitapta yer alan bildiriler içerisinde bulabileceksiniz. Toplam 305 sayfa olan sempozyum kitabında 35 sunulmuş bildiri ve 1 poster bildiriye yer veriliyor.

9. ENERJİ SEMPOZYUMU BİLDİRİLER KİTABI

Hazırlayan-Yayımlayan: EMO Yayın No: SK/2014/584 ISBN: 978-605-01-0635-0 Baskı: 1.Baskı, Ankara- Ağustos 2014

“Toplumsal Etkileri Çerçevesinde Enerji” ana temasıyla düzenlenen 9. Enerji Sempozyumu’nun Bildiriler Kitabı yayımlandı. Kitapta, altı farklı konu başlığı altında yapılan oturumlarda sunulan bildirilerde, enerji ekonomisinden enerji verimliliğine, enerji ve çevre ilişkisinden yenilenebilir enerji kaynaklarına, enerji özelleştirme ve serbestleştirme uygulamalarından nükleer enerjiye varıncaya kadar pek çok konu okurun bilgisine sunuluyor. Kitapta ayrıca, etkinlik kapsamında gerçekleştirilen söyleşi ve panelin ses dökümleri ile Sempozyum Sonuç Bildirgesi’ne de yer veriliyor.

Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) adına Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) tarafından, 12-13-14 Aralık 2013 tarihinde düzenlenen 9. Enerji Sempozyumu kapsamında sunumları gerçekleştirilen bildiriler, söyleşi ve panelleri içeren kitap, 9. Enerji Sempozyumu Yürütme Kurulu tarafından hazırlanan sonuç bildirgesi ile başlıyor. Kitapta, Gazeteci-Yazar Faik Bulut tarafından sunulan “Enerji ve Savaş” konulu açılış bildirisi yer alıyor. Bulut sunumunda, Türkiye’de ve Ortadoğu’da yaşanan enerji

politikalarına ilişkin analizlerini katılımcılarla paylaşıyor. “Enerji Ekonomisi”, “Enerji Verimliliği”, “Enerji ve Çevre”, “Yenilenebilir Enerji Kaynakları”, “Enerji Özelleştirmeleri ve Serbestleştirme Uygulamaları” ana başlıkları altında gerçekleştirilen sempozyum oturumlarının tüm bildirilerine bu kitaptan ulaşabilirsiniz.

Kitapta, “Enerji Ekonomisi” ana başlığı altında 2 oturum şeklinde gerçekleştirilen sunumlar dikkat çekiyor. Okan Üniversitesi’nden Prof. Dr. Havva Neşe Özgen’in “Enerji Politikalarında Yeni Bir Konumlanma: Irak Kürdistanı ve Enerji Politikalarıyla İmtihanı” bildirisinde Türkiye’nin de içinde bulunduğu bölgenin jeostratejik konumuyla bağlantılı olarak enerji politikaları sorgulanıyor. Yenilenebilir enerjiden enerji verimliliğine, iklim politikalarından bilimsel ve teknolojik gelişmelere, uygulama alanlarından teorik ve yazınsal aktarımlara varıncaya kadar farklı çalışmalar içinde yer alan Dr. Baha Kuban’ın “Bütün Elektrik Üretim Araçları Halka! Dünyada ve Türkiye’de Enerji Kooperatifleri” sunumu da kitaptaki enerji politikaları konusunda farklı bir ufuk açan bildiri olarak yer alıyor. Gazi Üniversitesi’nden Prof. Dr. Aziz Konukman ise kitapta yer alan bildirisinde “10. Plan’da Öngörülen Enerji Politikaları” başlığı altında irdeleme ve değerlendirmelerini sunuyor.

Tüketici Hakları Derneği Genel Başkanı Turhan Çakar’ın “Enerji Politikalarının Toplumsal Etkileri ve Tüketici Hakları” bildirisi, Makina Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Yedek Üyesi Şayende Yılmaz tarafından sunumu yapılan “Enerji Ekipmanlarının Yerli Üretimi” makalesi de “Enerji Ekonomisi” başlıklı 2. oturum kapsamında kitapta yerini alıyor. Yine bu bölümde EMO Enerji Çalışma Grubu Üyesi Kemal Ulusaler’in “Toplumsal Etkileri Çerçevesinde Enerji” başlığı altında enerji yoksunluğu ve yoksulluğuna dikkat çeken çalışması, enerji alanında hep gündemde olan ekonomik bakış açısını geniş halk kesimlerine doğru çeviriyor.

Sempozyumun ikinci gün çalışmaları kapsamında gerçekleştirilen “Enerji Verimliliği” oturumundaki bildirileri de kitapta şu sıralama ile bulabilirsiniz:

- İstanbul Metrobüs Hattında Elektrikli Otobüslerin Kullanımının Fizibilite Analizi- Betül Akyürek, Fehmi Görkem Üçtuğ, Tuğçe Gürbüz, Olcay Buğu Bekdikhan.

- Türkiye’deki Enerji Verimliliğinin Bir DeğerlendirmesiDr. Wietze Lise

- Enerji Verimliliği Sürecinin Değerlendirilmesi-Emre Metin ve Yücel Tekin

Kitabın “Enerji ve Çevre” başlıklı bölümünde ise Prof. Dr. Alaeddin Bobat’ın “HES Projelerinde Çevresel Etkiler”, Yusuf Gürsucu’nun “Enerji, Kimin İçin ve Neye Rağmen”, Avukat Fevzi Özlüer-Sinan Erensü’nün “Sınıf, Mekan ve Müşterekler... HES ve Termik Karşıtı Hareketin İmkan ve Sınırlarını Tartışmak” ile Avukat Mehmet Horuş’un “ÇED Raporu: Hukukla Bilimin Mutsuz Evliliği” bildirileri yer alıyor.

Sempozyumun son gün programı kapsamında kitabın son bölümü de yenilenebilir enerji kaynaklarına ayrıldı. Bu bölümde, Olcay Buğu Bekdikhan, Fehmi Görkem Üçtuğ, Betül Akyürek ve Mert Efe Çelik’in hazırladığı “Türkiye’de Lisanssız Enerji Üretiminin Fizibilite Analizi: Müstakil Bir Ev İçin Rüzgar Türbini-Güneş Paneli Hibrit Sistemi”, başlıklı bildiriyi İlker Mert, Cuma Karakuş ve Bahattin Tanç’ın “Kapasite Faktörü Analizi Kullanılarak Rüzgar Türbini Seçimi” başlıklı bildirisi takip ediyor. Bu bölümün son bildirisinde İsmail Küçük “Su mu? Enerji mi? Ya da Ne?” başlıklı çalışmasıyla yer alıyor.

Ayrıca sempozyumun söyleşiler kapsamında bilimsel birikim ve geniş deneyimlerini aktardıkları etkileyici sunumlarıyla dikkat çeken Prof. Dr. İzzettin Önder’in “Yeni Dünya Düzeninde Uluslararası İlişkiler Bağlamında Enerji Ekonomisi”, Prof. Dr. Ahmet Haşim Köse ile “Kapitalizm, Uluslararası Şirketler ve Enerji Politikaları” konulu konuşmaların dökümlerine de bu kitaptan ulaşmanız mümkün olacak.

“Enerji Özelleştirmeleri ve Serbestleştirme Uygulamaları” başlığı altında düzenlenen son oturumdaki katılımcılar olarak da “Türkiye Petrol Sektöründeki Özelleştirmelerin Yurtiçi ve Yurtdışı Arama Üretim Faaliyetlerinin Geleceğine Etkilerinin Değerlendirilmesi” ile A. Uğur Gönülalan ile “Enerji Özelleştirmeleri ve Serbestleştirme Uygulamaları” başlıklı çalışması ile Olgun Sakarya’nın bildirilerini okuyabilirsiniz.

9. Enerji Sempozyumu Bildiriler Kitabı’nda ayrıca, TMMOB Yüksek Onur Kurulu Üyesi Hüseyin Yeşil tarafından yönetilen “Nükleer Enerji” paneli ses dökümleri de okuyucunun ilgisine sunuluyor. Panele katılan İstanbul Aydın Üniversitesi’nden Prof. Dr. Hasan Saygın “Sürdürülebilir Enerji Politikaları ve Nükleer Enerji”; Gazeteci Özgür Gürbüz “Çevreci Nükleer Santral Olur mu?”; EMO Enerji Çalışma Grubu Başkanı Nedim Bülent Damar ve Çalışma Grubu Üyesi Erdal Apaçık da EMO Nükleer Enerji Raporu sunumlarıyla kitapta yer alıyor.

SOMA MADEN FACİASI TMMOB RAPORU

Hazırlayan: Soma Raporu Çalışma Grubu Yayımlayan: TMMOB ISBN: 978-605-01-0648-0 Baskı: 1.Baskı

Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB), Manisa’nın Soma İlçesi’ndeki yeraltı kömür ocağında 13 Mayıs 2014 tarihinde meydana gelen ve 301 maden işçisinin ölümüne neden olan Soma Faciası ile ilgili hazırladığı raporu yayımladı. Raporda, facianın oluş şekli, nedenleri ve sorumlularına ilişkin değerlendirmeler, yeni faciaların tekrar yaşanmaması amacıyla alınması gerekli önlemlere ilişkin görüş ve önerilere yer veriliyor.

TMMOB Yönetim Kurulu’nca görevlendirilen Soma Raporu Çalışma Grubu tarafından hazırlanan raporda, maden faciası geniş kapsamlı olarak madencilik politikalarını da kapsayacak şekilde irdeleniyor. Sunuş Bölümü’nde TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Soğancı, rapordaki yapılan tespitlerden yola çıkarak, şu temel saptamayı yapıyor:

“Soma’da yaşanan facianın sebebi, uygulamaya konulan özelleştirme, taşeronlaştırma, redevans, örgütsüzleştirme, sendikasızlaştırma, köleci çalışma sistemi, kamu madenciliğinin yok edilmesi ve kamu kurumlarında uzun yıllar sonucu elde edilmiş olan madencilik bilgi ve birikiminin dağıtılması gibi neoliberal politikalardır.”

Raporun Giriş Bölümü’nde, TMMOB’un raporu hazırlarken daha detaylı ve sağlıklı yazılabilmesi için ilgili bakanlıklardan olayın meydana geldiği yeraltı ocağında inceleme yapma talebinin kabul görmemesi eleştiriliyor. Bu bölümde yaşanan facia şöyle değerlendiriliyor:

“Meydana gelen facia; Dünya madencilik tarihinin en acı olaylarından biri olarak kayıtlara geçmiştir. Söz konusu olay, yirmi birinci yüzyılın en büyük maden kazası olarak nitelenmekte olup, içinde bulunduğumuz yüzyılda böylesi bir facianın yaşanmış olması, Dünya madencilik çevreleri tarafından şaşkınlıkla karşılanmıştır.”

Raporda, facia sonrası yapılan ilk açıklamalarda, trafo patlaması olarak belirtilen ve olağan bir kaza izlenimi verilmeye çalışılan felaketin, boyutları itibari ile ülkede yaşanan en büyük “iş cinayeti” olduğuna vurgu yapılıyor. Raporun ikinci bölümünde, “Soma Kömür Havzası” başlığı altında havzaya ilişkin genel bilgiler aktarılıyor, “Soma Havzasının Jeolojisi” başlığını taşıyan üçüncü bölümde, “Neojen Öncesi Birimler, Neojen Kaya Birimleri, Neojen

Sonrası Kaya Birimleri, Yapısal Jeoloji, Soma Linyit Havzasının Oluşumu, Kömür” konularında teknik bilgiler veriliyor. “Facianın Oluş Şekli” başlıklı dördüncü bölümde elde edilen belgeler üzerinden yapılan incelemelere dayalı değerlendirmelerde bulunuluyor. Raporun beşinci bölümünde “Faciaya İlişkin Tespitler” başlığı ile “Taşeronlaşma, Üretim Zorlaması, Ocakta Uygulanan İşletme Yönteminin Etkisi, Havalandırma Sistemi, Havalandırma Sistemi, Ocak Havasındaki Gazlar, Kişisel Koruyucu Donanımın Yetersizliği, Yanlış Tarım Politikaları, Denetim Zaafiyeti, Kurtarma Çalışmalarının Organizasyonunda Yaşanan Sorunlar” irdeleniyor. Raporun altıncı bölümünü ise “Faciaya İlişkin Sorumluluklar” başlığı oluşturuyor. Bu bölümde; işveren, kamu kurumları ve ilgili bakanlıklar başta olmak üzere sendika, eğitim sistemi, üniversiteler ile YÖK’ün görev ve sorumluluklarına ilişkin görüşler aktarılıyor.

Raporun son bölümü, “Kömür Madenciliğinde Kazaların Yaşanmaması Amacıyla Alınması Gereken Önlemler” başlığına ayrılıyor. Bu bölümde, “Kurumlar İle İlgili Öneriler, Mevzuat İle İlgili Öneriler, Eğitim İle İlgili Öneriler, Kurtarma İle İlgili Öneriler, Havalandırma ve Gaz İzleme İle İlgili Öneriler, Gelişmiş Teknoloji Kullanımı İle İlgili Öneriler, Teknik Nezaretçi İle İlgili Öneriler, Çalışma Yaşamı ve İşyeri İle İlgili Öneriler” başlıkları altında ayrıntılı değerlendirmeler paylaşılıyor. Toplam 64 sayfadan oluşan rapor, sonsöz ve ekler ile tamamlanıyor.

MİKROİŞLEMCİLERE GİRİŞ: ASSEMBLER İLE YAZILIM VE ARAYÜZ

Hazırlayan: Mehmet Bodur Yayımlayan: EMO Yayın No: EK/2014/586 ISBN: EK/2014/586 Baskı: Eylül 2012

Mehmet Bodur’un “Mikroişlemcilere Giriş: Assembler ile Yazılım ve Arayüz” başlığı altında kaleme aldığı elektronik kitap yayınlandı. Bilgisayar mühendisi adaylarına mikro işlemcilerin temel yapısı, devreleri ve çevirici diliyle programlanmasını vermek üzere hazırlanan kitap, mikroişlemciler konusunda merak edilen tüm detayları okuyucunun bilgisine sunuyor.

Kitabın sunuş bölümünde Mehmet Bodur, mikroişlemci kavramının 70’li yıllardan başlayarak mühendislik dünyasının içine girdiğine işaret ediyor. Mikroişlemcilerin; haberleşme, uzay ve havacılıkta kullanıldığını daha sonra ise hızla bilgisayar donanımı, endüstriyel kontrol sistemleri gibi alanlarda da geniş uygulama alanı bulduğunu vurgulayan Bodur, üretim teknolojisinin gelişmesi ve ucuzlamasıyla günümüzde mikroişlemci kullanılmayan alanın ise kalmadığına dikkat çekiyor.

Bodur, kitaptaki konuların takip edilebilmesi için öğrenci temel mantık tasarımının yanı sıra ardışık sayısal devre analizi ve yazmaç kavramının biliniyor olması gerektiğine dikkat çekerek, kitaba ilişkin şu bilgileri aktarıyor:

“Kitap kısa bir genel giriş bölümünün ardından doğrudan çevirim dili programlamaya giriyor ve mikroişlemci devrelerindeki bellek sistemi ile giriş çıkış sistemi, ve bunlara bağlı analog ya da sayısal dönüştürücü, zamanlama, ya da haberleşme donanımı gibi donanıma yönelik kavramlar için gerekli yazılım tabanını oluşturmayı amaçlıyor. Bu kitap akademik amaçla dağıtılan pdfLATEX ile dizildi ve içindeki şekillerin büyük bölümü TiKz ortamında çizildi.”

Toplam 218 sayfadan oluşan kitap, http://kitap.emo.org.tr adresinden ücretsiz olarak okuyuculara sunuluyor.

ELEKTRİK MÜHENDİSLERİ ODASI 44. DÖNEM KURULLARI

EMO YÖNETIM KURULU

BAŞKAN

HÜSEYİN YEŞİL

BAŞKAN YRD. BAHADIR ACAR

YAZMAN

HÜSEYİN ÖNDER

SAYMAN

İRFAN ŞENLİK

İBRAHİM AKSÖZ

ERDAL APAÇIK

ABDULLAH BÜYÜKIŞIKLAR

EMO ONUR KURULU AHMET LEVENT EGÜZ AHMET TURAN AYDEMİR TUNCAY ÖZKUL İSA GÜNGÖR MUSTAFA ASIM RASAN

EMO DENETLEME KURULU

GİYASİ GÜNGÖR YUSUF GÜNDOĞAN

TMMOB YÖNETIM KURULU ÜYESİ NERİMAN USTA

SERDAR ÇİFTCAN

HÜSAMETTİN PALA

MUSA TAŞ ETHEM ATALAY TERCAN

TMMOB YÜKSEK ONUR KURULU ÜYESİ CENGİZ GÖLTAŞ

HAMİT YILMAZ KARA

ADANA Başkan Başkan Yrd. Yazman Sayman Uye Uye Uye Şube Dent. Şube Dent. Şube Dent.

ANKARA Başkan Başkan Yrd. Yazman Sayman Uye Uye Uye Şube Dent. Şube Dent. Şube Dent.

ANTALYA Başkan Başkan Yrd. Yazman Sayman Uye Uye Uye Şube Dent. Şube Dent. Şube Dent.

BURSA Başkan Başkan Yrd. Yazman Sayman Uye Uye Uye Şube Dent. Şube Dent. Şube Dent.

SAMSUN Başkan Başkan Yrd. Yazman Sayman Uye Uye Uye Şube Dent. Şube Dent. Şube Dent.

MEHMET MAK İLHAN YILDIRIM BARIŞ CEM ÖZDOĞAN İBRAHİM EFDAL ÇİÇEKDEMİR BİLAL TANBUROĞLU DERYA OLPAK KADEŞ SAYİM ERGÜL MEVLÜT BULGUR NİHAT GÜL ALİ ERASLAN

EBRU AKGÜN YALÇIN ŞAKİR AYDOĞAN ÖZENÇ AKDAĞ HÜSEYİN MERT KÜLAHCI TUFAN TEZİŞ ALAATTİN ALİ YOLCU BAHADIR ACAR MUSTAFA KEMAL SARI SEBATİ GÖKEN MEHMET POLAT

İLHAN METİN İBRAHİM KÜCÜ MURAT SÖNMEZ ŞABAN TAT SUAT KAŞ TÜLAY KOÇ HALİL ALAÇAM ERTUĞRUL GAZİ ÜNAL BAYRAM ÇİFCİ KADİR BAŞÇİÇEK

REMZİ ÇINAR TUNÇ ALADAĞLI MÜNİR BÜYÜKYAZICI SABİHA CESUR AYTAÇ SEVİM ONUR DALLILAR EDA YENİGÜL BAHA ERİM HALİL İBRAHİM BAKAR SAİT SAKA

MEHMET ÖZDAĞ İLKER CEYLAN MURAT KARDAŞ ADNAN KORKMAZ HASAN KABLAN AYNUR DOĞDAŞ AGİT TAMER BİLAL TARIK TARHAN ERCAN İŞCİ GÜL GÜNEŞ HÜLYA YALIN

DENİZLİ Başkan Başkan Yrd. Yazman Sayman Uye Uye Uye Şube Dent. Şube Dent. Şube Dent.

DİYARBAKIR Başkan Başkan Yrd. Yazman Sayman Uye Uye Uye Şube Dent. Şube Dent. Şube Dent.

ESKİŞEHİR Başkan Başkan Yrd. Yazman Sayman Uye Uye Uye Şube Dent. Şube Dent. Şube Dent.

GAZİANTEP Başkan Başkan Yrd. Yazman Sayman Uye Uye Uye Şube Dent. Şube Dent. Şube Dent.

TRABZON Başkan Başkan Yrd. Yazman Sayman Uye Uye Uye Şube Dent. Şube Dent. Şube Dent.

ABDULLAH ŞAVKLI EYLEM ÖLMEZOĞLU POYRAZ BÜLENT PALA TURAY VOLKAN AYANOĞLU TEMEL ÖZENMİŞ CEYHUN YENİŞEHİRLİ ADNAN ÜNAY ARİF DÖNMEZ FATİH MARDİNOĞLU OZAN ERYAVUZ

AHMET SORMAZ MEHMET ORAK EVİNDAR AYDIN MEHMET TANRIKULU MEHMET KOCAKAYA RUHŞEN KARDAŞ NEVAL ZÜMRÜT YUSUF KEMAL IŞIK REMZİ SUCU METİN AKTAŞ

HAKAN TUNA ALKAN ULUKOCA ZELİHA AZİRET ENDER KELLECİ BENNUR NADAR HÜSEYİN GÜRAY GÜRLEK ERHAN GOCUKLU İRFAN SATIR MAHMUT UĞUR KOLCA ERDİNÇ YÜZDE

İSLİM ARIKAN MURAT İNAN HALİL İRFAN TUZCU ŞIH MEHMET TÜRKMEN HALİL UĞUR CENGİZ KORKMAZ İBRAHİM ÖZTAN MEHMET ALGIN FATİH POLAT HAKAN ŞAHİN

HASAN KARAL HALİL İBRAHİM OKUMUŞ EMRULLAH İSKENDER HÜSEYİN KARASOY ADEM YARDIM EMRE AKYÜZ TUNCAY DEĞERMENCİ VOLKAN ÇOLAK MUSTAFA ŞİNASİ AYAS YAHYA DANAYİYEN

İSTANBUL Başkan Başkan Yrd. Yazman Sayman Uye Uye Uye Şube Dent. Şube Dent. Şube Dent.

İZMİR Başkan Başkan Yrd. Yazman Sayman Uye Uye Uye Şube Dent. Şube Dent. Şube Dent.

KOCAELİ Başkan Başkan Yrd. Yazman Sayman Uye Uye Üye Şube Dent. Şube Dent. Şube Dent.

MERSİN Başkan Başkan Yrd. Yazman Sayman Uye Uye Uye Şube Dent. Şube Dent. Şube Dent.

BEYZA METİN HÜSEYİN ERGUN DOĞRU MUSTAFA BULUT FAİK KEMAL ÖZOĞUZ HASAN ECE NİHAL TÜRÜT MEHMET BOZKIRLIOĞLU İSMAİL ÖZTÜRK SEYİT GAZİ BAL MEHMET ÇAĞDAŞ

MAHİR ULUTAŞ ALPASLAN GÜZELİŞ MURAT KOCAMAN AHMET BECERİK HASAN ŞAHİN ÖZGÜR TAMER SEMRA YAMİŞ CEVAT ŞAHİN ALİ FUAT ÖZBAY BÜLENT DAMAR

MEHMET FİDAN ÖZGÜR YAKIŞAN SERKAN TOPAL SERHAT BOZTAŞ NURİ AYKUT HALAMOĞLU MUSTAFA AYDIN ERALP TEKELİ KAZIM POLAT DEVRİM SARI SERKAN LEVENTOĞLU

SEYFETTİN ATAR ALKAN ALKAYA HASİP SELÇUK İSMAİL ALKAYA UMUT TEMİZKAN HANİFİ YAYICI AHMET SERT SAFFET ÖZDEMİR ERDAL ÇAPAR VEYSEL BAYSAL

ADANA ŞUBE ADRES: REŞATBEY MH. CUMHURİYET CD. NO:35/C ASMAKAT ASMAKAT SEYHAN-ADANA TELEFON: +90 322 4583838 FAKS: +90 322 4582450 E-POSTA: [email protected]

HATAY TEMSİLCİLİĞİ ALİ DORAN, HASAN HOROZ, MUSTAFA TEMİZ, CEM HÜZMELİ, ADNAN ORUKOĞLU ARMUTLU MAH. UFUK SOKAK NO:28 ANTAKYA-HATAY TELEFON: +90 326 2253300 FAKS: +90 326 2251300

İSKENDERUN TEMSİLCİLİĞİ AHMET BÜLENT BOZDOĞAN, KENAN SAPMAZ, CEMİL REYHANİYE, İLTER TELLİOĞLU ÇAY MAH. TAYFUR SÖKMEN BULVARI İSKENDERUN PLAZA NO:19 K:1 D:41 İSKENDERUN-HATAY TELEFON: +90 326 6136382

OSMANİYE TEMSİLCİLİĞİ FATMA AKİ, ARDA CANDEMİR, HASAN DÖNER RAUFBEY MH. ALPARSLAN TÜRKEŞ CD. GÖRÜCÜLER SİTESİ ZEMİN KAT NO:95 MERKEZ-OSMANİYE TELEFON: +90 328 8137011

ANKARA ŞUBE ADRES: IHLAMUR SOKAK NO: 10/1 KIZILAY ÇANKAYAANKARA TELEFON: +90 312 2314474 FAKS: +90 312 2321088 GSM: +90 530 7730937 GSM: +90 530 7730938 E-POSTA: [email protected]

AFYON TEMSİLCİLİĞİ ÇETİN İNCE, CİHAN ŞAHİN DUMLUPINAR MAH. 2. CAD. NO:23/3 TOKMAN APT MERKEZ-AFYONKARAHİSAR TELEFON: +90 272 2140555 FAKS: +90 272 2142730

AKSARAY TEMSİLCİLİĞİ MEHMET İNAN BAYKAN, RAMAZAN KOÇAK, HÜSEYİN ÇİÇEKCİ 3. NOLU BELEDİYE İŞHANI SARRAFLAR CAD. K:2 MERKEZ-AKSARAY TELEFON: +90 382 2127176

AKŞEHİR TEMSİLCİLİĞİ CİHAN DEMİRAL, TANER SOMUNCU, MUSTAFA AYKUT BAŞOĞLU CEVDET KÖKSAL CAD. NO:7 AKŞEHİR-KONYA TELEFON: +90 332 8133159 FAKS: +90 332 8133637

ÇANKIRI TEMSİLCİLİĞİ İSMAİL ULUTAŞ BUĞDAY PAZARI MAH. İŞ KUR İŞ HANI NO:7/69 MERKEZ-ÇANKIRI TELEFON: +90 376 2132485 FAKS: +90 376 2132485

EREĞLİ TEMSİLCİLİĞİ ALİ TURHAN, İSMAİL YALÇIN RASİM EREL CAD. KILIÇHAN İŞHANI KAT:2 NO:25 EREĞLİ-KONYA TELEFON: +90 332 7134454 FAKS: +90 332 7134454

ERZİNCAN TEMSİLCİLİĞİ ÖZKAN ÖZCAN, MURAT DEMİR, BANU HOROZ ORDU CAD. SELİMOĞLU İŞHANI NO: 222 MERKEZERZİNCAN TELEFON: +90 446 2142212 FAKS: +90 446 2142212

ERZURUM TEMSİLCİLİĞİ EMRE NUROĞLU, ONUR ALEMDAR ALİ RAVİ CADDESİ BEYAZ SARAY APT NO:1 MERKEZERZURUM TELEFON: +90 442 2339990 FAKS: +90 442 2340211

KASTAMONU TEMSİLCİLİĞİ METİN UZUNKARA, ERTUĞRUL DURNA, İSMAİL HAKKI ÖZCEBECİ TOPÇUOĞLU MAH. BELEDİYE CAD. EKMEKÇİLER İŞ MERKEZİ K:1 NO:16/5 MERKEZ/KASTAMONU MERKEZKASTAMONU TELEFON: +90 366 2147030 FAKS: +90 366 2143562

KAYSERİ TEMSİLCİLİĞİ MEHMET ERDOĞAN, AHMET KEMALEDDİN GÜLCÜOĞLU, KAMİL YILMAZ SERÇEÖNÜ MAH. AHMET PAŞA CAD. MÜHENDİSLER İŞHANI K:7 NO:702 KOCASİNAN-KAYSERİ TELEFON: +90 352 2318181 FAKS: +90 352 2318294

KIRIKKALE TEMSİLCİLİĞİ NİYAZİ ÇOPUR, CEVAT EFENDİ DOĞAN, SAMET DOĞAN, ORHAN KALKAN YENİDOĞAN MAH. BARBOROS HAYRETTİN CAD. ÖZAK PASAJI NO:8 K:3 MERKEZ-KIRIKKALE TELEFON: +90 318 2254046 FAKS: +90 318 2253777

KIRŞEHİR TEMSİLCİLİĞİ MUSTAFA AKGÜL, GAZİ UYANIK, BARIŞ ORDU AHİ EVRAN MAHALLESİ M.ALİ YAPICI BULVARI KIRŞEHİR APT. KAT:5 N:23 MERKEZ-KIRŞEHİR TELEFON: +90 386 2125858 FAKS: +90 386 2125858

KONYA TEMSİLCİLİĞİ ALİ KEMAL BAŞARAN, SAİT ŞAHİN, NURETTİN ÇETİNKAYA, HACI MEHMET AZİZOĞLU NİŞANTAŞI MAH. NÜVE İŞ MKZ. B BLK. K:7 NO:704 MERKEZ-KONYA TELEFON: +90 332 2338453 FAKS: +90 332 2388799

NEVŞEHİR TEMSİLCİLİĞİ TAMER KAÇAK, ALİ BABAOĞLU, ÖZLEM BAHADIR, YÜKSEL DURUER YENİ KAYSERİ CD. SAHİL İŞHANI K:5 NO:66 MERKEZNEVŞEHİR TELEFON: +90 384 2127670 FAKS: +90 384 2136996

POLATLI TEMSİLCİLİĞİ AHMET KONUK, ÜMİT ÇELİKER CUMHURİYET MAH. ETİ CAD. NO:63/1 POLATLIANKARA TELEFON: +90 312 6238207 FAKS: +90 312 6238207

SİVAS TEMSİLCİLİĞİ AHMET ŞENYURT, SEVGİ YÖRÜK, HÜSNÜ ÖZDAMAR SİRER CD. ÇİTİL APT. K:2 NO:8 MERKEZ-SİVAS TELEFON: +90 346 2230933 FAKS: +90 346 2237429

ŞEREFLİKOÇHİSAR MESLEKİ DENETİM BÜROSU EKİCİ TEKKE ÇEŞME CD. NEVZAT TEKİN İŞH. NO:5/4 ŞEREFLİKOÇHİSAR-ANKARA TELEFON: +90 312 6879736 FAKS: +90 312 6879736

TOKAT TEMSİLCİLİĞİ DOĞAN ATAY, SÜLEYMAN ENGİN, TUNCAY ARSLAN, MUSTAFA ZAHİD, SERKAN BİLGİÇ, ÖZCAN ALABAŞ ALİ PAŞA MAH. MİTHATPAŞA CAD. NO:9 K:3 MERKEZ-TOKAT TELEFON: +90 356 2120575 FAKS: +90 356 2120576

YOZGAT TEMSİLCİLİĞİ SELCEN GÖKSEL TAŞDAN, İSA KÖKER, MURAT YILDIRIM AŞAĞI NOHUTLU MAH. BAHATTİN ÇOKDEĞERLİ CAD. ZAFER İŞ MERKEZİ NO:11/3 MERKEZ-YOZGAT TELEFON: +90 354 2128687 FAKS: +90 354 2129355

ANTALYA ŞUBE ADRES: MELTEM MAHALLESİ 3. CD. 3808 SK. NO: 20-ANTALYA TELEFON: +90 242 2376045 FAKS: +90 242 2376047 GSM: +90 530 7730944 GSM: +90 530 7730943 E-POSTA: [email protected]

ALANYA TEMSİLCİLİĞİ UMUT MİRİOĞLU, ALİ ARAS KADIPAŞA MAH. SUGÖZÜ. CD. YILMAZ APT. NO:87/1 ALANYA-ANTALYA TELEFON: +90 242 5119377 FAKS: +90 242 5119377

BURDUR TEMSİLCİLİĞİ MEHMET ÇIĞRI, MELTEM GÜLER, SÜLEYMAN ÖRS BURÇ MH. 2. TUNA SOK. SILA APT. NO:6/B MERKEZBURDUR TELEFON: +90 248 2331116 FAKS: +90 248 2331116

FİNİKE TEMSİLCİLİĞİ DOĞAN YILDIRIM, RAMAZAN OKTAY CUMHURİYET CAD. SARIBEY İŞHANI K: 1/2 FİNİKEANTALYA TELEFON: +90 242 8555434

ISPARTA TEMSİLCİLİĞİ GÜNER MERDAN, MELAHAT İNCİ ALAY, YAVUZ BÜYÜKBAYRAM YAYLA MAH. 130. CAD. NO :10 GÜRCAN APT. KAT 1 MERKEZ-ISPARTA TELEFON: +90 246 2183352 FAKS: +90 246 2183352

MANAVGAT TEMSİLCİLİĞİ ABDULLAH CENGİZ, ABDULLAH AYDIN ATATÜRK CADDESİ ERYILDIZ İŞ MERKEZİ K:3 NO:44 MANAVGAT-ANTALYA TELEFON: +90 242 7430006 FAKS: +90 242 7430006

BURSA ŞUBE ADRES: BURSA AKADEMİK ODALAR BİRLİĞİ YERLEŞKESİ (BAOB) ODUNLUK MH. AKADEMİ CAD. NO: 8 16040 MERKEZ-BURSA TELEFON: +90 224 4511212 FAKS: +90 224 4519899 E-POSTA: [email protected]

AYVALIK TEMSİLCİLİĞİ MESUT NAİL AKIN, EROL KINIK SURAL PASAJI NO:48 AYVALIK-BALIKESİR TELEFON: +90 266 3124658 FAKS: +90 266 3121251

BALIKESİR TEMSİLCİLİĞİ HAKKI HATATOĞLU, AHMET SABİH ÇANTAY, SELÇUK SAVAŞ, MEHMET NAZMİ KACAR, MEHMET FAİK ŞENERGİN DUMLUPINAR MH. YAZICI-SUNAK SK. EMİR İŞHANI K: 4 NO:11 MERKEZ-BALIKESİR TELEFON: +90 266 2442297 FAKS: +90 266 2390450

BANDIRMA TEMSİLCİLİĞİ MURAT YAZICI, NERGİS GÜNEY, MUTLU ONGANAR, MELİKE DÖNMEZ, TAYFUN TUTAR PAŞAKENT MAHÇ ŞEHİT ŞENER KÖKSAL CAD. PERVİN SİTESİ NO:6/A-31 BANDIRMA-BALIKESİR TELEFON: +90 266 7136251 FAKS: +90 266 7136251

BİGA TEMSİLCİLİĞİ SERKAN YILMAZ, SELİN NEHİR HAMDİBEY MH. İNÖNÜ CD. NO:60 BİGA/ÇANAKKALE BİGA-ÇANAKKALE TELEFON: +90 286 3165028 FAKS: +90 286 3167950

ÇANAKKALE TEMSİLCİLİĞİ ERKAN GÜÇYETMEZ, GÖRKEM ARSLAN, YÜCEL YAŞAR, ALİ RIZA SAĞCAN, MEHMET KÖŞKEROĞLU BARBAROS MAHALLESİ TROYA CADDESİ YAŞAM EVLERİ D BLOK NO:2 MERKEZ-ÇANAKKALE TELEFON: +90 286 2123399 FAKS: +90 286 2183252

EDREMİT TEMSİLCİLİĞİ VEYSEL ÇAĞLAR, IŞIK ÇOBAN İNÖNÜ CD. 1. SK. NO:9 KAT:1 EDREMİT-BALIKESİR TELEFON: +90 266 3739589 FAKS: +90 266 3737806

GEMLİK TEMSİLCİLİĞİ AZİZ CEM ERBAKAN, FATİH ULAMIŞ, MUSTAFA ÖZTÜRK, İSMAİL HAKKI CARUS İSTİKLAL CAD. IRMAK SK.BATUM İŞH.K.1 NO:8 GEMLİK/BURSA GEMLİK-BURSA TELEFON: +90 224 5133177 FAKS: +90 224 5133177

İNEGÖL TEMSİLCİLİĞİ MEHMET DEDE, OZAN CAN, CAHİT YARAN OSMANİYE MH. ŞEBBOY CD. ORKİDE SOKAK NO: 3 İNEGÖL-BURSA TELEFON: +90 224 7123659 FAKS: +90 224 7123651

M.KEMALPAŞA TEMSİLCİLİĞİ KEMAL ŞENIŞIK, NECMİ KENAR, FİKRET İLTER SABRİBEY MH. DEMİRCİLER CD. NO:2 KAT:2 MUSTAFAKEMALPAŞA-BURSA TELEFON: +90 224 6134679

YALOVA TEMSİLCİLİĞİ ENGİN ÇETİNBAŞ, ERCÜMENT EKREM BOZKURT, FERİDUN TOPARLAK, REZAN DİKİCİ, GÖKHAN KAYA, VOLKAN ÇELİK, METİN AYDIN CUMHURİYET CD. İPEKYILDIZ İŞ MRK. NO:4/7 YALOVA MERKEZ-YALOVA TELEFON: +90 226 8113701 FAKS: +90 226 8113701

DENİZLİ ŞUBE ADRES: ATATÜRK BLV. İN-BA İŞ MRK. K:6 NO:32DENİZLİ TELEFON: +90 258 2425555 FAKS: +90 258 2418832 E-POSTA: [email protected]

BODRUM TEMSİLCİLİĞİ İSMAİL SEVER, HİKMET ARSLANPARÇASI, TANIN SANLI, MEHMET ALİ TİMURHAN, TEMEL ÖZENMİŞ TEMEL YAPI İŞ MKZ. TOPLU KONUT ALANI K:2 NO:1 BODRUM-MUĞLA TELEFON: +90 252 3171501 FAKS: +90 252 3171501

FETHİYE TEMSİLCİLİĞİ VELİ ÖNVER, SERMET MUSTAFA ÜNEL, ŞENER ATAY TUZLA MAH. 557. SOKAK EMELİM YAPI KOOP. NO:9 D:3 FETHİYE-MUĞLA TELEFON: +90 252 6123040 FAKS: +90 252 6123040

MARMARİS TEMSİLCİLİĞİ FAHRİ ERDİNÇ ÜNAL, MUHAMMET YILMAZ, OZAN ERYAVUZ GENERAL MUSTAFA MUĞLALI CD. YİĞİT İŞ MKZ. NO: 16 MARMARİS-MUĞLA TELEFON: +90 252 4135999

MİLAS TEMSİLCİLİĞİ EMRULLAH TUNA, GÜRCAN ÖZER İSMET PAŞA MAH. ZAFER CAD. DOĞA SOK. NO:3/1 MİLAS-MUĞLA TELEFON: +90 252 5130532 FAKS: +90 252 5130532

MUĞLA TEMSİLCİLİĞİ MUHSİN TARIK MADRAN, İSMAİL ORKUN YILMAZ, FİLİZ DANIŞ, ENGİN KARAYOL, MEHMET KÜRŞAD ŞEYH MAH. NAİPLER SOK. ULAKLAR APT. NO:15 DAİRE:2 MERKEZ-MUĞLA TELEFON: +90 252 2148069

ORTACA MESLEKİ DENETİM BÜROSU REŞAT KUNDAKÇI ATATÜRK BULVARI, ALBAYRAK APT. A BLOK KAT:2 DARİE:4 ORTACA-MUĞLA TELEFON: +90 252 2820520 FAKS: +90 252 2820520

UŞAK TEMSİLCİLİĞİ BİROL YILDIRIM, MERVE SAĞNAK, ABDULLAH ACAR, İRFAN YAŞAR DUKUL KÖME MH.BELEDİYE İŞ HANI K:3 NO:161 MERKEZUŞAK TELEFON: +90 276 2232005 FAKS: +90 276 2232005

DİYARBAKIR ŞUBE ADRES: ALİEMİRİ 4. SOKAK MÜGE 6 APARTMANI KAT:1 NO:2 YENİŞEHİR-DİYARBAKIR TELEFON: +90 412 2284620 GSM: +90 530 7730942 E-POSTA: [email protected]

AĞRI TEMSİLCİLİĞİ MAHMUT ÖZHAN, ÇAĞLAR KILIÇ, FERHAT ÖZKAN ÇAPAR, HAMİT SÖNMEZ CUMHURİYET CAD. AĞRI TİCARET MERKEZİ K:3 NO: 22 MERKEZ-AĞRI

BATMAN TEMSİLCİLİĞİ İBRAHİM YILDIZ, İHSAN DEMİR, SEYİTHAN KAYA MEYDAN MAH. 2000 İŞ MERKEZİ K:4 NO:410 MERKEZBATMAN TELEFON: +90 488 2133230

BİTLİS TEMSİLCİLİĞİ YAHYA HASANOĞLU, METİN ALAGÖZ, MURAT KAVURGACI AN TEİAŞ 17. İLETİM TESİSİ VE İŞLETME GRUP MÜD. TATVAN BAKIM VE İŞLETME FATİH MAH. YENİ SANAYİ YANI TATVAN-BİTLİS

ELAZIĞ TEMSİLCİLİĞİ SELÇUK ALBAYRAK, MEHMET EMİR İZZETPAŞA MH. ŞEHİT BİNBAŞI SABRİ SK. NO:1/2 MERKEZ-ELAZIĞ TELEFON: +90 424 2386557 FAKS: +90 424 2380272

HAKKARİ TEMSİLCİLİĞİ ADEM ÇATAL, ÖZGEN CANAN, HAMDULLAH TEMEL, EVREN TAŞ TELEKOM İL MÜDÜRLÜĞÜ TEKRE KAVŞAĞI MERKEZHAKKARİ TELEFON: +90 438 5551000 FAKS: +90 438 5551000

MALATYA TEMSİLCİLİĞİ HATİCE BİLGE AKSOĞAN, MEHMET ZEKİ HEDEKOĞLU, MEHMET BÖLÜKOĞLU, DİDEM AĞDAĞ, MURAT KÖSEOĞLU NİYAZİ MAHALLESİ MISRİ CAD. TOPÇUOĞLU APT. NO:201/1 NO:11 MERKEZ-MALATYA TELEFON: +90 422 3259320 FAKS: +90 422 3244823

MARDİN TEMSİLCİLİĞİ ŞÜKRÜ KARABOĞA, SELAHATTİN ALTUNKAYA, MEHMET SİRAÇ IŞIKHAN, NESLİHAN ÇİÇEK KARAYOLLARI ARKASI KÜLTÜR İŞ MERKEZİ K:4 NO:15 MERKEZ-MARDİN TELEFON: +90 482 2124165 FAKS: +90 482 2132158

ŞANLIURFA TEMSİLCİLİĞİ ALİ PESEN, FEVZİ KILIÇ, MEHMET FATİH CAN, ÖMER BOZDAL, NECATİ KIRMIZITOPRAK, MEHMET EMİN ÖCALAN BAMYASUYU MAH. 147. SOK. STAD APT. B BLOK K:7 NO:14 MERKEZ-ŞANLIURFA TELEFON: +90 414 3164527 FAKS: +90 414 3164527

ŞIRNAK TEMSİLCİLİĞİ GOMAN SARIYILDIZ, AHMET AÇAR, RIDVAN ERKUL ŞAH MAHALLESİ HÖKENEK CADDESİ SARIYILDIZ PASAJI NO:27 CİZRE-ŞIRNAK TELEFON: +90 486 6169597

TUNCELİ TEMSİLCİLİĞİ YILMAZ GÖK, CENGİZ ŞİMŞEK, ALİ ŞEVKET SÖNMEZ TUNCELİ İL ÖZEL İDARESİ MÜDÜRLÜĞÜ-TUNCELİ TELEFON: +90 428 2132120

VAN TEMSİLCİLİĞİ SÜLEYMAN BALKAN, SUNULLAH CANBEY, MEHMET NURİ YAVUZ ŞVALİ MİTHAT BEY MAH. HASTANE CAD. 1438 ÇAVUŞBALI SOK. NEDİMBAŞI TİCARET MERKEZİ B BLOK K:5 MERKEZ-VAN TELEFON: +90 432 2152725 FAKS: +90 432 2152725

ESKİŞEHİR ŞUBE ADRES: ARİFİYE MH. YALBI SK. YILMAZLAR İŞM. NO: 18 KAT:1/1-ESKİŞEHİR TELEFON: +90 222 2319447 FAKS: +90 222 2319447 E-POSTA: [email protected]

BİLECİK TEMSİLCİLİĞİ BUĞRA LEVENT, HÜSEYİN YILMAZ, YAKUP YÜCE İSMET PAŞA MAH. ATATÜRK BULVARI DİNKUR APT. NO:31/6 MERKEZ-BİLECİK TELEFON: +90 228 2127570 FAKS: +90 228 2127570

KÜTAHYA TEMSİLCİLİĞİ YAŞAR VARMAZ, SADETTİN AYMAN ATATÜRK BULVARI ALİ KALFA ÇARŞISI 2 BLOK K:3/1 MERKEZ-KÜTAHYA TELEFON: +90 274 2160042 FAKS: +90 274 2160042

GAZİANTEP ŞUBE ADRES: EMEK MH. 19019 SK. NO:34/B ŞEHİTKAMİLGAZİANTEP TELEFON: +90 342 3219080 FAKS: +90 342 3229977 E-POSTA: [email protected]

ADIYAMAN TEMSİLCİLİĞİ ALİ AĞİR, MEHMET İSMAİL GÜRSOY H. ÖMER MAH. GÖLBAŞI CAD. 202 SOK. N:5 K:4 MERKEZ-ADIYAMAN TELEFON: +90 416 2131603 FAKS: +90 416 2140975

ELBİSTAN TEMSİLCİLİĞİ ABDURRAHMAN ŞAKALAR, TURGUT TAŞOLAR, HÜSEYİN BAYIR GÜNEŞLİ MAH. MEVLANA CAD. KALE İŞ MERKEZİ NO:1/11 K:2 ELBİSTAN-KAHRAMANMARAŞ TELEFON: +90 344 4132244

KAHRAMANMARAŞ TEMSİLCİLİĞİ BAHATTİN UYLUKÇU, BÜNYAMİN SAĞLAM, MUSTAFA ŞEKKELİ, FAHRİ KÜPELİKILIÇ, KADİR AKTEPE İSMETPAŞA MAH.YENİ HÜKÜMET CAD. NO:18 FATİH İŞHANI K:3/11 MERKEZ-KAHRAMANMARAŞ TELEFON: +90 344 2259609 FAKS: +90 344 2219955

KİLİS TEMSİLCİLİĞİ MEHMET AŞKIN, HALİL İBRAHİM YEŞİLDAL MERKEZ-KİLİS TELEFON: +90 505 2947891

İSTANBUL ŞUBE ADRES: DİKİLİTAŞ MH. EREN SOKAK. NO: 30 YILDIZ TEKNİK ÜNİVERSİTESİ KARŞISI DİKİLİTAŞ 34349 BEŞİKTAŞ-İSTANBUL TELEFON: +90 212 2591150 FAKS: +90 212 2583655 GSM: +90 530 7730925 GSM: +90 530 7730926 E-POSTA: [email protected]

BAKIRKÖY TEMSİLCİLİĞİ RASİM DOĞAN, YÜKSEL MENGÜNOĞUL, BEKİR KARAKULAK, MURAT ÖZCAN İNCİRLİ CAD. NO:6 AKBULUT İŞ MERKEZİ KAT:4 DAİRE:114 BAKIRKÖY-İSTANBUL TELEFON: +90 212 5612101 FAKS: +90 212 5438434

ÇERKEZKÖY TEMSİLCİLİĞİ SAMET ŞENTÜRK, TACETTİN İKİZ, TURAN ÇANKAL MEYDAN PLAZA İŞ MERKEZİ G.O.P MAHALLESİ K:3 NO: 307 ÇERKEZKÖY-TEKİRDAĞ TELEFON: +90 282 7267017 FAKS: +90 282 7267017

ÇORLU TEMSİLCİLİĞİ MUHARREM OKUR, DOĞAN TURGUT, SEYİT AHMET BAK, İSMAİL BUL, ADNAN HALUK ERKAN ESKİ HÜKÜMET CAD. KURTGÖZ İŞHANI NO:2/28 ÇORLU-TEKİRDAĞ TELEFON: +90 282 6531666

EDİRNE TEMSİLCİLİĞİ TARIK ETKER, İSMAİL ARDA, ÖZGÜR MERCANLI MİTHATPAŞA MH. İNÖNÜ CAD. ERDİ APT. K:1 NO:1 MERKEZ-EDİRNE TELEFON: +90 284 2136915 FAKS: +90 284 2122680

KADIKÖY TEMSİLCİLİĞİ RECEP CEM ERKANLI, HÜSEYİN ORMAN, MAHMUT SERHAT DEMİRHAN, SAADET NURUİLAH GÜLEÇ, NERMİN VERDİ KARTAL EĞİTİM MAH. KASAP İSMAİL SOKAK ASKA İŞ MERKEZİ NO:2 D:3 KADIKÖY-İSTANBUL TELEFON: +90 216 3367486 FAKS: +90 216 3367742

KEŞAN TEMSİLCİLİĞİ ÖMER BAĞCIOĞLU, ŞAHİN GÖKHAN KARA, MUSTAFA KEMAL TEZCAN, CAN MERİÇ ŞEHİTLİK CAD. ŞEHİTLER GEÇİDİ BEYAZOĞLU APT. NO:10 K:3 KEŞAN-EDİRNE TELEFON: +90 284 7149832 FAKS: +90 284 7148595

KIRKLARELİ TEMSİLCİLİĞİ ÖMER ULUSOY, HÜSEYİN ÖREN, HASAN KARACAN, NİLGÜN ELÇİ, AYTEKİN ÖZTURHAN KARAKAŞ MAH. YENİ GÜRPINAR PASAJI K:2 NO:48 MERKEZ-KIRKLARELİ TELEFON: +90 288 2142701 FAKS: +90 288 2122701

LÜLEBURGAZ TEMSİLCİLİĞİ GÖKHAN SERDAR ÖZCANLAR, MUSTAFA ARI, YILMAZ HOROZ YENİ MAH. FATİH CAD. NO:35 K:2 LÜLEBURGAZKIRKLARELİ TELEFON: +90 288 4128043 FAKS: +90 288 4128043

ŞİŞLİ TEMSİLCİLİĞİ MUSTAFA AYDIN, HÜSEYİN ÖZCAN, AHMET CEM YAZICI, ALPARSLAN KARAASLAN, ELİF ERTİKMEN, BİLGE ÖZKAN, EGEMEN KILIÇ PERPA İŞ MERKEZİ A BLOK KAT: 5 NO: 130 ŞİŞLİİSTANBUL TELEFON: +90 212 2205773 FAKS: +90 212 2207198

TEKİRDAĞ TEMSİLCİLİĞİ TAMER ÖZDEMİR BELEDİYE İŞMERKEZİ N:604 59100 MERKEZ-TEKİRDAĞ TELEFON: +90 282 2625097 FAKS: +90 282 2625097

İZMİR ŞUBE ADRES: 1337 SK. NO:16 KAT:8 ASHAN ÇANKAYAİZMİR TELEFON: +90 232 4893435 FAKS: +90 232 4454949 GSM: +90 530 7730952 GSM: +90 530 7730953 E-POSTA: [email protected]

AKHİSAR MESLEKİ DENETİM BÜROSU PAŞA MAH. 29 SOK. 12/B AKHİSAR-MANİSA TELEFON: +90 236 4137368

ALAŞEHİR TEMSİLCİLİĞİ AKİF ÇINAR, HÜSEYİN CAHİT KILINÇ HANLAR CD. NO:74 ALAŞEHİR-MANİSA TELEFON: +90 236 6534689 FAKS: +90 236 6543030

ALİAĞA TEMSİLCİLİĞİ MURAT KUZUMOĞLU, FERHAT LEK KAZIMDİRİK MAH. 283.SK. NO:12/A ALİAĞA-İZMİR TELEFON: +90 232 6167635 FAKS: +90 232 6162490

AYDIN TEMSİLCİLİĞİ HALUK DEMİRCİ, HALİL YORGALI, ORHAN ARSLAN, SALİH EĞERCİ, ERGÜN EVRAN KURTULUŞ MAH. 2015 SOK. NO:15/A MERKEZ-AYDIN TELEFON: +90 256 2124762

BERGAMA TEMSİLCİLİĞİ NADİR GERGİN, ALİ BAYRAM YENİ BELEDİYE İŞHANI ZEMİN KAT NO:12 BERGAMAİZMİR TELEFON: +90 232 6320481 FAKS: +90 232 6332878

DİDİM TEMSİLCİLİĞİ EŞREF AKKOCA, YAKUP ERKAN, NURAN ASLAN BÜLENT ECEVİT CAD. KIRAY PASJ. NO:16 DİDİMAYDIN TELEFON: +90 256 8112836 FAKS: +90 256 8112836

KUŞADASI TEMSİLCİLİĞİ ERGUN SAKARYA, BURAK NALBANTOĞLU, İBRAHİM KOVANCI CUMHURİYET MAH. MİNARE SOKAK NO:22 KAT:1 D: 2 KUŞADASI-AYDIN TELEFON: +90 533 6005543 FAKS: +90 256 6126490

MANİSA TEMSİLCİLİĞİ DEMİRHAN GÖZAÇAN, MEHMET ZAFER ÖNCEYİZ, MELİH CEM KARA, ERDOĞAN KOLDAŞ, DORUK YAVAŞ 1.ANAFARTALAR MH. 1701 SK. NO:9/A MERKEZMANİSA TELEFON: +90 236 2345809 FAKS: +90 236 2391860

NAZİLLİ TEMSİLCİLİĞİ MUSTAFA GÜRHAN ŞENBAK ALTINTAŞ MAHALLESİ TÜRKOCAĞI CAD. NO:50 NAZİLLİ-İZMİR TELEFON: +90 256 3154438 FAKS: +90 256 3154438

ÖDEMİŞ TEMSİLCİLİĞİ METE ÖNBAŞLI, HÜSEYİN SEÇEN, ERKAN ACAR AKINCILAR MAH. KÜLTÜR CAD. YAĞCI İŞHANI NO: 4/Z-13 ÖDEMİŞ-İZMİR TELEFON: +90 232 5087878 FAKS: +90 232 5087878

SALİHLİ TEMSİLCİLİĞİ AZİM ŞAHİN, TEOMAN ABRAK ÖZEL İDARE İŞH. ZEMİN KAT NO. 10 SALİHLİ-MANİSA TELEFON: +90 236 7139720 FAKS: +90 236 7139719

SÖKE TEMSİLCİLİĞİ MUSTAFA USLUYÜZ, TAMER DİRMİLLİ, LEVENT UĞUR YİĞİTER KEMALPAŞA MH. ÖMER KOYUNCU CD. NO:3/205 SÖKE-AYDIN TELEFON: +90 256 5120111 FAKS: +90 256 5182871

TİRE TEMSİLCİLİĞİ NEJAT BOZKURT YENİ MAH. FEVZİPAŞA CAD. NO:9 K:2 TİRE-İZMİR TELEFON: +90 232 5116247

TORBALI TEMSİLCİLİĞİ HÜSAMETTİN GÜNER, HAKAN İŞBİLİR TEPEKÖY MH. İNÖNÜ CD. NO:58 TORBALI-İZMİR TELEFON: +90 232 8564490 FAKS: +90 232 8554867

TURGUTLU TEMSİLCİLİĞİ ERCAN ARSLANKEÇECİOĞLU YILMAZLAR MAH. GÜNEŞ SOK. NO. 29/A TURGUTLUMANİSA TELEFON: +90 236 3133775 FAKS: +90 236 3140566

KOCAELİ ŞUBE ADRES: ÖMERAĞA MH. NACİ GİRGİNSOY SK. NO: 15/4 İZMİT-KOCAELİ TELEFON: +90 262 3254122 FAKS: +90 262 3245456 GSM: +90 530 7730954 GSM: +90 530 7730955 E-POSTA: [email protected]

BARTIN TEMSİLCİLİĞİ MAHMUT DEMİROK, NECMETTİN SAMANCIOĞLU, MUSTAFA DİNÇER, CAHİT BİLAL KIRTEPE MAH. CUMHURİYET CAD. AĞAH BEY İŞ MERKEZİ 1.KAT NO:12-BARTIN TELEFON: +90 378 2278075 FAKS: +90 378 2278095

BOLU TEMSİLCİLİĞİ İSMAİL DOĞANDOR, ERMAN ESENTEPE, MURAT ARMUTCU TABAKLAR MAH. FERİT TALAY CAD. TURİSA APT.61/1 MERKEZ-BOLU TELEFON: +90 374 2123435 FAKS: +90 374 2123435

DÜZCE TEMSİLCİLİĞİ OKAN EREN KURU, EROL TOPUZ, HAKAN ÇELİK KÜLTÜR MH. İSTANBUL CD. SPOR SK. İBRAHİMOĞLU İŞ MERKEZİ N.129 KAT.2 MERKEZ-DÜZCE TELEFON: +90 380 5247404 FAKS: +90 380 5247404

GEBZE TEMSİLCİLİĞİ DEVRİM SARI, BÜLENT AYVAZ, AYDİN KARAMAN, YILMAZ EYİDOĞAN, SEZER KIZILKAYA TMMOB BİNASI ADLİYE CAD. NO: 25 GEBZE-KOCAELİ TELEFON: +90 262 6432805 FAKS: +90 262 6444826

GÖLCÜK TEMSİLCİLİĞİ HAYRİ SARAL, RECEP VASFİ SIVIŞ, GÜRCAN DENİZ MERKEZ MH. 19 MAYIS CD. N.2/D GÖLCÜK GÖLCÜKKOCAELİ TELEFON: +90 262 4123865 FAKS: +90 262 4133215

KARABÜK TEMSİLCİLİĞİ MEHMET EROL, AHMET BÜRÜMCEK, SADIK KETENCİ HÜRRİYET CD. MAKO İŞHANI KAT: 3/1 67200 MERKEZ-KARABÜK TELEFON: +90 370 4131055 FAKS: +90 370 4247764

KARADENİZ EREĞLİ TEMSİLCİLİĞİ MEHMET ALİ KARANFİL, İBRAHİM ETEM ÖZDEMİR, HÜSEYİN NAİL ZOBU MÜFTÜ MH. HAKKI CÖBEK SK. N:26/3 EREĞLİZONGULDAK TELEFON: +90 372 3230838 FAKS: +90 372 3235600

SAKARYA TEMSİLCİLİĞİ HİDAYET BARBAROS AKYÜZ, SALİH BÖREKÇİOĞLU, HALİL ATAY, YONCA YEĞİN, BİLGİN KÖROĞLU KARAAĞAÇ CAD. ÖZKAYNAK İŞHANI NO:60 K:2 MERKEZ-SAKARYA TELEFON: +90 264 2777530 FAKS: +90 264 2777531

ZONGULDAK TEMSİLCİLİĞİ BÜLENT ÖZGÜMÜŞ, HAKAN KAYA, NURİ ÖZEL TAHİRKARAOĞUZ SOKAK BİRLİK İŞHANI NO:203 MERKEZ-ZONGULDAK TELEFON: +90 372 2524561 FAKS: +90 372 2524561

MERSİN ŞUBE ADRES: LİMONLUK MAH. 2417 SOKAK. NO:5 YENİŞEHİR-MERSİN TELEFON: +90 324 3276871 FAKS: +90 324 3276873 GSM: +90 530 7730956 E-POSTA: [email protected]

ANAMUR TEMSİLCİLİĞİ AHMET ONUR KIRILMAZ SARAY MAH. BANKALAR CD. ŞEFİKA HNM İŞH. NO:19 ANAMUR-MERSİN TELEFON: +90 324 8142746 FAKS: +90 324 8143457

KARAMAN TEMSİLCİLİĞİ BÜNYAMİN SELVİ, ÜMİT ŞİMŞEK TAHSİN ÜNAL MAH. FAİK KAYSERİLİOĞLU CD. ÇAKIRLAR İŞH. K: 3 MERKEZ-KARAMAN TELEFON: +90 338 2149494 FAKS: +90 338 2133000

NİĞDE TEMSİLCİLİĞİ IŞIK ÖZTÜRK, CİHAN EKEBAŞ, SİBEL SONGUR ESENBEY MH. GİRAY SK.BAHADIR İŞ MERKEZİ K:1 NO: 6 MERKEZ-NİĞDE TELEFON: +90 388 2328553

SİLİFKE TEMSİLCİLİĞİ EKREM ONUR KOZAN, DOĞAN SAYAR, EMİN ÜMİT GÜR SARAY MAH. 133 SOKAK NO:34 SİLİFKE-MERSİN TELEFON: +90 324 7148325 FAKS: +90 324 7148325

TARSUS TEMSİLCİLİĞİ NURİ BAYÜLGEN ATATÜRK CAD. YENİ ÖMERLİ MAH. ELİYEŞİL APT. A BLOK K:1 NO:7 TARSUS-MERSİN TELEFON: +90 324 6136888 FAKS: +90 324 6139833

SAMSUN ŞUBE ADRES: BAHÇELİEVLER MAH. GAZANHAN SOKAK NO:6 KAT: 2-3-SAMSUN TELEFON: +90 362 2311977 FAKS: +90 362 2315131 E-POSTA: [email protected]

AMASYA TEMSİLCİLİĞİ METİN AHSEN DURUSOY, ATALAY ÖZ ZİYAPA CAD: ÖZKÖK İŞMERKEZİ NO:17/8-4 MERKEZAMASYA TELEFON: +90 358 2122067

ÇORUM TEMSİLCİLİĞİ AYDIN TAŞKIN GAZİ CD. MAHMUT AKAYDIN İŞ MERKEZİ NO:17 K: 7/23 MERKEZ-ÇORUM TELEFON: +90 364 2240406 FAKS: +90 364 2240406

ORDU TEMSİLCİLİĞİ VOLKAN TÜRKMEN, VOLKAN ÇAKIR, BARIŞ TÜRKER BAHÇELİEVLER MAH. YUNUS EMRE CAD. NO:50/A MERKEZ-ORDU TELEFON: +90 452 2338252 FAKS: +90 452 2338252

SİNOP TEMSİLCİLİĞİ KORAY KESEROĞLU, SAYGIN DOĞAN SAKARYA CAD. BATUR SOK. NO:36 MERKEZ-SİNOP TELEFON: +90 368 2613033

TRABZON ŞUBE ADRES: İSKENDERPAŞA MAH. BAYRAKTARLAR İŞ MERKEZİ KAT:3 NO:64-TRABZON TELEFON:+90 462 3221395 FAKS:+90 462 3265092 E-POSTA: [email protected]

ARTVİN TEMSİLCİLİĞİ AHMET FARUK AÇIKGÖZ, FATİH YAŞAR, ANIL ŞAHİNLER ORMAN BÖLGE MÜDÜRLÜĞÜ MAKİNE İKMAL ŞB MÜDÜRLÜĞÜ ÇARŞI MAH İNÖNÜ CAD NO:71 MERKEZ MERKEZ-ARTVİN TELEFON: +90 466 2126661 FAKS: +90 466 2126619

BAYBURT TEMSİLCİLİĞİ OZAN ÖZKAN, FATİH KORKUSUZ, İSMAİL KELLECİ TÜRK TELEKOM A.Ş. BAYBURT İL MÜDÜRLÜĞÜ MERKEZ-BAYBURT TELEFON: +90 458 5553000 FAKS: +90 458 5551015

GİRESUN TEMSİLCİLİĞİ TACETTİN ÖZKILIÇ, BEYTULLAH ÖZBAYRAM, MUSTAFA YAKARIŞIK HACIMİKTAT MAH. CEMAL GÜRSEL CAD. NO:77/B MERKEZ-GİRESUN TELEFON: +90 454 2168870 FAKS: +90 454 2160488

GÜMÜŞHANE TEMSİLCİLİĞİ HAKAN BİLGİÇ, HAKAN KOCAGÖZ KARAER MAH. ATATÜRK CAD. NO:60 K:2 MERKEZGÜMÜŞHANE TELEFON: +90 456 2131678 FAKS: +90 456 2131678

IĞDIR TEMSİLCİLİĞİ İBRAHİM AKKUŞ, MEHMET NASIR ANGAY SÖĞÜTLÜ MAH. RIZA YALÇIN CAD. MEVLANA SOK. NO:8 MERKEZ-IĞDIR TELEFON: +90 476 2261853

KARS TEMSİLCİLİĞİ NİZAMETTİN KARA, DEMİREL ÖNCÜL, YUSUF TURNA, GÖKSEL UBİÇ ARAS EDAŞ KARS İL MÜDÜRLÜĞÜ MERKEZ-KARS TELEFON: +90 474 2251119 FAKS: +90 474 2251102

RİZE TEMSİLCİLİĞİ MEHMET AYGÜN, ALİ GÖKTÜRK, MEHMET AYDIN, RÜSTEM KOÇAL, SERKAN BİRBEN ÇORUH ELEKTRİK DAĞITIM A.Ş. RİZE İL MÜDÜRLÜĞÜ MERKEZ-RİZE TELEFON: +90 464 2130596 FAKS: +90 464 2130607

MARDİN TEMSİLCİLİĞİ ŞÜKRÜ KARABOĞA, SELAHATTİN ALTUNKAYA, MEHMET SİRAÇ IŞIKHAN, NESLİHAN ÇİÇEK KARAYOLLARI ARKASI KÜLTÜR İŞ MERKEZİ K:4 NO:15 MERKEZ – MARDİN TELEFON: +90 482 2124165 FAKS: +90 482 2132158

ŞANLIURFA TEMSİLCİLİĞİ ALİ PESEN, FEVZİ KILIÇ, MEHMET FATİH CAN, ÖMER BOZDAL, NECATİ KIRMIZITOPRAK, MEHMET EMİN ÖCALAN BAMYASUYU MAH. 147. SOK. STAD APT. B BLOK K:7 NO:14 MERKEZ-ŞANLIURFA TELEFON: +90 414 3164527 FAKS: +90 414 3164527

ŞIRNAK TEMSİLCİLİĞİ GOMAN SARIYILDIZ, AHMET AÇAR, RIDVAN ERKUL ŞAH MAHALLESİ HÖKENEK CADDESİ SARIYILDIZ PASAJI NO:27 CİZRE-ŞIRNAK TELEFON: +90 486 6169597

TUNCELİ TEMSİLCİLİĞİ YILMAZ GÖK, CENGİZ ŞİMŞEK, ALİ ŞEVKET SÖNMEZ TUNCELİ İL ÖZEL İDARESİ MÜDÜRLÜĞÜ-TUNCELİ TELEFON: +90 428 2132120

VAN TEMSİLCİLİĞİ SÜLEYMAN BALKAN, SUNULLAH CANBEY, MEHMET NURİ YAVUZ ŞVALİ MİTHAT BEY MAH. HASTANE CAD. 1438 ÇAVUŞBALI SOK. NEDİMBAŞI TİCARET MERKEZİ B BLOK K:5 MERKEZ-VAN TELEFON: +90 432 2152725 FAKS: +90 432 2152725

FfEeNnNn İi Kk aA Rr iİkKaAtTüÜr Rl eLrE R

tayfun akgül