Elektrik Mühendisliği · Sayı 162-163 · Haziran-Temmuz 1970

ÖZEL YÜKSEK OKULLARLA İLE İLGİLİ BELGELER HUKUKCULARIN GÖRÜŞLERİ

Mevzuat ve hukuk Görüş ve değerlendirme

Yıl
1970
Sayfa
5
Okuma süresi
15 dk
Görüntülenme
0

Konu

Mevzuat ve hukuk

İlgili: Mühendislik eğitimi

Anahtar kelimeler

  • özel yüksek okullar
  • Anayasa 120. madde
  • üniversite
  • Kurucu Meclis
  • 625 sayılı kanun
  • Danıştay

Özet

Hukukçuların özel yüksek okulların Anayasa'ya (özellikle 120. madde) uygunluğu konusundaki görüşlerinin derlendiği bir belgeler dosyası; farklı hukuk profesörlerinin konuya ilişkin yorumları yer almaktadır.

Tam metin

Metin PDF'ten otomatik çıkarılmıştır; tablo, şekil ve formüller eksik ya da hatalı olabilir. Özgün dizgi için PDF'e bakın.

Özel Yüksek Okullarla ilgili Belgeler

Bu bölümde özel yüksek okullar sorunu ile ilgili belgelerden parçalar bulacaksınız. Bu kısmın hazn lanmasında adı geçen belgeleri bira.raya getiren Mimarlık dergisinin 69 7 sayasından yararlanıl mıştır.

HUKUKÇULARIN 60RUŞLER

Prof. BAHRİ SAVCI

Kurucu Meclis 120. ci ımaddeyi formüle eder ken, maddenin yasak kapsamı içine «özel Yük sek Okullar» ı da koymuştur, öyle ki 120. el maddede kelime, terim, deyim olarak geçmemiş bile bulunsa, özel okullar da, üniversite muadi li, üniversite düzeyi nitelikleri dolayısiyle Ku rucu Meclis'in koyduğu yasak kapsamı içine girmiştir. Bunu, maddenin, müzakeresine eğil diğimiz zaman görürüz :

Kurucu Meolis'de bu madde görüşüldüğü sı rada daha müzakerelerin hemen başlarında iken, üyelerden Yekta Karamustafaoğlu, 120. madde nin kapsamını, yani özel girişimcilikle kurulma yıp ancak devlet eliyle kurulabilecek yüksek eği tim kurumları kapsamını şöyle diyerek tasvir etmiş, göstermiştir; «Üniversitelerin devlet eliyle kurulacağını gösteren HÜKÜM, mahzurlu bir hükümdür. Üml, memleketin en hücra kö şelerine kadar götürmek işinin sadece devlete bı rakılması vee hususi teşebbüsün bir kenara itil mesi doğru olmaz. Hamiyetli birkaç arkadaşımı zın bir araya gelip vakıf tesis etmeleri ve YÜK SEK OKUL. ve Fakülte açmaları bu HÜKÜM LE» önleniyor demektir. (Burada, Karamusta faoglu, ancak devlet eliyle kurulacak olan yük sek eğitim müesseselerini kanunun, üniversite kelimesiyle göstermesine rağmen, maddenin bu ilk HÜKMÜNÜN fakülte ve (YÜKSEK OKUL LARI da kapsadığını ifade etmiş oluyor). Bina enaleyh YÜKSEK OKULLAR'ı kapsayan bu HÜKÜM'deki «devlet eliyle» kaydı kaldırılma lıdir. Ki, maddenin kapsamı içindeki yüksek eğitim kurumları, yani üniversiteler fakülteler, YÜKSEK OKULLAR, özel girişimci eliyle de kurutabilsin. Maddenin ilk hükmündeki «devlet eliyle» kaydı kaldırılmadıkça, sadece üniversi teler değil, fakülteler ve yüksek okullar da özel girişimci eliyle kurulamaz. Çünkü, maddenin bu ilk hükmündeki terim, üniversitelerle muadeleti olan öteki yüksek eğitim kurumlarını da kap sar. 120. ci maddenin böyle bir kapsam taşıdı

ğı, yalnız ıbir üyenin inancı sayılamaz. Bu kap sam genişliği, yalnız bir üyenin görüşü olmak tan çıkmıştır Tüm Kurucu Meclisin kanaati ol muştur.

Böyle olmasa idi, Yekta Karamutafaoğlu'nun ilk fıkraya özel yüksel okulları da sokan be yanına; hem öteki üyeler, hem de bilhassa ka nun sözcüleri mutlaka cevap verirlerdi. Bu fık ra mevcut oldukça artık özel yüksek okullar da açılamayacak» diye endişe gösteren Kara mustafaoğlu'na bilhassa, kanun sözcüleri cevap verirler «Müsterih olunuz. Bu ilk fıkra özel te şebbüsün yalnız Üniversite açmasını önlemiştir. Yoksa Üniversite İle muadeleti olan özel yük sek okulları istediği kadar açabilir» derlerdi.

Oysaki .

Dememişlerdir. Çünkü, gerçekten bu ilk fık ranın yasak İldiği ajan İçinde, üniversiteler eğitim yaparak üniversite muadili olacak olan özel eğitim de vardır.

Diyemezlerdi. Deselerdi o takdirde, 120. ci maddenin anlamını çürütecek bir «kanun ka çakçılığına» yol açılmış olurdu Şöyle ki :

120 nin ilk fıkrasına göre özel teşebbüse .

a) Yüksek öğretim üzerinde kâr spekülâs yonunu önlemek için;

b) Yüksek eğitim diploması makinalan ya ratılmasını önlemek için.

Üniversite açması önlenirken, ştmdi, aynı özel teşebbüse, fakülte adını değiştirerek, bir üni versiteyi kurma imkanının verilmesi, bir kanun kaçakçılığı olur.

Elektrik Mühendisliği 162 183

Prof. Dr. İLHAN UNAT Doç. Dr. A. GÜNDÜZ ÖKÇÜN

Anayasanın 1201. cı maddesinin birinci fık rası üniversitelerin ancak devlet eliyle ve ka nunla kurulacağını öngörmektedir. Bu maddede yüksek okullardan söz ediLmemektedlr. Yüksek okulların 120. cı maddedeki üniversite kavramı nın kapsamına girip gırmiyeceği hususunda kıs tasları Anayasanın 120. cı maddesi ile 4936 sa yılı üniversiteler kanununda bulmak mümkün dür. Bu ayıncı kıstaslar şunlardır :

(a) Bilimsel özerklik (b) tdart özerklik (c) Fakülte, enstitü, okul ve bilimsel ku rumlardan oluşmuş... yüksek bilim araştırma ve öğretim birliği olma (korporatlf bünye)

(d) Hükmî şahsiyet

Bu kıstaslardan özellikle (b), (c) ve (d) özel yüksek okullarda mevcut değildir. Anayasanın 120. ci maddesinin hazırlık çalışmalarında Ana vasa koyucusunun üniversiteyi yüksek okulları da kapsayan bir kavram olarak kullandığı husu sunda herhangi bir İşaret 'bulunmamıştır.

Anayasanın 50. ci ımaddesının birinci fıkrasına göre halkın öğretimi için öğretim ve eğitim İhti yaçlarını sağlama devletin başta gelen ödevle rindendir. Ancak, bu hükümden her seviyedeki eğitim ve öğretimin devlet tarafından yapılacağı anlamını çıkarmak, özellikle Anayasanın 21. ci maddesinin 3. cü fıkrası hükmü mevcut iken, im kânsızdir. Yukarıda da belirtildiği üzere, Ana yasanın 21. ci maddesinin 3. cü fıkrası özel okul ların bağlı olduğu esasların devlet okulları ile erişilmek istenen seviyeye uygun olarak kanun la düzenleneceğini öngörmektedir.

Görülüyor ki, özel öğretim kurumlan kanu nunun gerek yüksek okulların açılabilmesi ge rekse bu okullarda yapılacak öğretimin niteliği ve şartları ile İlgili hükümleri Anayasaya aykırı bulunmamaktadır.

Anayasanın 21. ci maddesinin 3 cü fıkrası özel okulların bağlı olduğu esasların devlet okul ları İle istenen seviyeye uygun olarak kanunla düzenleneceğini öngörmektedir. Seviye birliği ay nı zamanda muhteva birliğini de tazammun etti ğinden bu hüküm benzer konularda hem resmi okullarda hem de özel okullarda öğretim yapı labileceği sonucunu ortaya çıkarmaktadır Bu iti barla, devlet üniversite ve yüksek okullarında öğretimi yapılan konularda özel yüksek okul açıl masına izin verilmesi şeklindeki uygulamada Ana yasaya aykırılık bulunmamaktadır.

Prof. Dr. MÜMTAZ SOY SAL

1. Kanaatimce, yalnız yüksek öğrenimin değil, başka herhangi bir seviyedeki öğrenimin özel ellerle yapılması, a) Devletçe yerine getirilmesi gereken «hal kın öğrenim ve eğitim ihtiyaçlarını karşılamak» ödevinin (Anayasa, Madde 50) yerine getiril memiş olduğunu açıkça ilân niteliği taşıdığı için, b) «iktisadî, sosyal ve kültürel kalkınma» nın gerçekleştirilmesini Anayasa'ya uygun ola rak (Madde 41) bir «Devlet ödevi» olmaktan çı karıp herşeyden önce toplum yapısını değiştir menin başlıca aracı olan eğitimi özel ellere bı raktığı için, c) Varlıklı sınıflara sırf varlıklı oluşların dan dolayı yeni eğitim olanakları açarak Anaya sa'nın temel ilkelerinden olan «eşitlik» ilkesini ve «hiçbir sınıfa imtiyaz tanımamak» hükmünü (madde 12) ihlâl ettiği için,

Anayasaya aykırı bir durum yaratmaktadır. 21. cı maddedeki «bilim ve sanatı serbestçe öğ renme ve öğretme» özgürlüğü, ancak yukarıda sayılan ödevler ve ilkelerle çatışmadığı ölçüde anlamlıdır. Yoksa, Anayasanın bir bütün olma dığını ve çelişik hükümlerle dolu bulunduğunu kabul etmek gerekir Bu maddeyi, devlet djfetnda veya devlete paralel olarak bir özel eğitim sis teminin dayanağı olarak kullanmak doğru ol maz. Maddenin asıl amacı, devlet eğitim sistemi içinde veya dışında, öğrenim ve öğretim serbest liğini sağlamaktır. Düşünce ve inanç özgürlü ğü ile basın özgürlüğü arasında yer alan madde yi, Anayasanın sistematiğine uygun olarak, daha çok «düşünceyi yayma» özgürlüğü açısından de ğerlendirmek gerekir.

Bütün bunlar, yalnız yüksek öğrenim kurum lan bakımından değil, bütün kademelerdeki özel okullar bakımından ileri sürülebilecek Anayasa itirazlarıdır. Ancak, Türkiye'nin bugünkü orta mı ve sınıf yapısı içinde, Anayasa Mahkemesi' nin bu itirazlan geçerli sayabileceğin! ve aynı sonuçlara varacağını sanmıyorum.

Şöyle ki, kanunun sınavlarla ilgili 13. cu mad desi, diplomalara esas olacak derslerin sınavlan nı devlet üniversitelerinde veya yüksek okulla rında verdirmek yerine, ilk başta pek tedbirli Lmis gibi gözüken, ama aslında türlü kombine zonlara ve yolsuzluklara götürebilecek karma bir sistem gettmektedlr. Oysa, en açık ve kes time yol, diplomaya esas olacak derslerin sınav larını, Fransa'da olduğu gibi, doğrudan doğruya devlet öğretim kurumlarının sınavlarlyle birlik te yapmak ve böylece aynı mesleklere girecek kimselerin «eşit» koşullarla değerlendirilmesini sağlamaktı. Nitekim, elli yıldan fazla bir zaman önce çıkarılmış olan 1331 tarihli '«Mekatib i Hususiye Talimatnamesi» bile, 31. ci maddesinde,

«Ali derecede inekatib l hususiye müdavim lerinde huruç İmtihanlarını muadil mekatib i res miyede vermeyenler Türkiye'de icra yı sanat ve hidemat ı umumiyeden birine intisap edemiye celderinden şahadetnameleri tasdik olunmaz» dpmekteydi.

3u noktadan hareket ederek, 1965 tarihli ka nunun, eşitlik kavramını her halde 1915'dckinden daha ileri bir aşamaya getirdiği farzolunan 1981 Anayasasına aykırı olduğu iddia edilebilir.

2. (Bu noktanın cevabı aynı zamanda, 3 nok tanın da cevabı olmaktadır) Anayasanın 120. ci maddesi açıkça Üniversitelerin devlet eliyle kurulacağından bahsetmektedir. Bütün 120 ci madde, öğretimleri ve araştırmaları «üniversiter» bir statüyü gerektiren çalışmalar düzenlemekte dir. Bir öğretim ve araştırma alanının veya disip linin üniversiter statüyü gerektirip gerektirmedi ğini kararlaştırmak içinde tou alandaki çalışma nın bir korporasyon yapısını, yani aynı meslekten insanlarca yöneltilmeyi zorunlu kılıp kılmadığı na, başka alanlarla ve disiplinlerle bir bütün teş kil edip etmediğine ıbakılabilir veya başka kıs taslar da geliştirilebilir, önemli olan, üniversiter statü gerektiren alanlarla gerektirmeyen alanlar arasındaki ayrımın açık seçik bir biçimde ya pılmasıdır.

İtiraf etmek gerekir ki, Türkiye'de bu nokta devlet eğitim sistemi içinde bile tutarlı olarak çözümlenmiş değildir. Aynı disiplinin bir üniver site fakültesine veya üniversiteye ya da fakül teye bağlı bir yüksek okula bırakılmasına karşı lık, aynı zamanda tamamiyle ayrı yönetimde bir resmî yüksek okul tarafından yürütüldüğü de gö rülmektedir. (Misâl : Maçka ve Yıldız Teknik Okulları). Bu bakımdan, Türkiye'de '«Falanca alan üniversiter statüyü lüzum gösteren bir uğ raşı alanıdır dolayısıyla bu alanda özel yüksek okul açılmaz» diyebilmek zordur ve zorluğu ya ratan da, devletin şimdiye kadarki çelişik tu tumları olmuştur. Kaldı ki yargı organlarının bü konudaki tutumları da pek olumlu sayılamaz Nitekim, Danıştay 8. Dairesi, 1964 yılında aldığı bir kararda, özel hukuk okulunun açılmasına mü nıaade etmeyen Milli Eğitim Bakanlığı'nın bu red işlemini iptal ederken şöyle diyor :

«... davalı tarafından ileri sürülen, hukuk li sansının ancak fakültatif yapılması yolundaki iddiada, üniversitenin diğer kollarında kurulmuş ve öğretime devam eden özel okulların mevcudi yeti karşısında yerinde görülmemiştir...» (Danış tay 8. Daire, Esas No. 1963/12928, karar no. 1964/6656, Danıştay Kararlan Dergisi, Sayı 93 94, Sayfa : 382 383).

Demek ki, TMMOB gibi meslek kuruluşları, herşeyden önce, üniversiter olması zorunlu olan ve olmayan eğitim alanları arasında kesin bir ayırımın yapılmasına ve buna en ıbaşta devletçe uygulanmasının sağlanmasına çalışmalıdırlar.

Prof. BÜLENT NURİ ESEN

Anayasa ferde kendi varlığını geliştirme hür riyetini tanıdığı gibi (m. 14/1), bilim ve san'atı serbestçe öğrenme ve öğretme haklarını da ta nımıştır (m. 21/1). Bu hakları tayiden özel okul lar kurulabileceğini, ancak bunların «Devlet okul ları ile erişilmek istenen seviyeye uygun olarak düzenleneceği» ni söylemiştir.

özel öğretim Kurumları hakkındaki 625 sayı lı kanun Anayasa ile ön görülmüş bulunan bu dü zenlemeyi getiren kanundur. Bu kanunun Ana yasada yer alan ve yukarda belirtilen esaslara aykırı hüküm taşıyıp taşımadığı önemlidir.

Muhtemel aykırılık ancak «Devlet okulları ile erişilmek istenen seviye» yi sağlayamayacak .ma hiyetteki hükümlerin özel kanunda yer almış ol ması takdirinde ortaya çıkacaktır.

Hukukun genel prensiplerinden biri yasaklan mayan şeyin cevazıdır. Şu halde özel yüksek okul açılabilecektir.

Ancak, Anayasanın Temsilciler Meclisinde gö rüşülmesi sırasında Komisyon Sözcüsü bu ihtima lin bahse konu olamayacağını anlatan beyanlar da bulunmuştur. Bu beyanlara itibar etmek ge rekirse özel yüksek okul açılması mümkün gö rüılmiyecektır

Biri değerini nakzeden yukarıki tespitlerden sonra, meseleyi Anayasa Hukukunun başlıca ko nularından birin teşkil eden (Hürriyet) yönünden gözden geçinmek yerinde olur. Türk Anayasası 21. ci maddesinde buna dair hüküm koymuştur, öğretim hürriyeti yalnız «Çağdaş bilim ve eği tim» standartlarına uygun olmak zarureti ile kayıtlanmıştır. Bunun dışında karşılaştığı sı nırlama 153. cü madde hükmünden çıkar ; Tür kiye'de tekmil devlet İçi faaliyetler «Çağdaş Uygarlık Seviyesine erişme» ve «Lâiklik Pren sipine Uygunluk» şartlarına tetabuk etmek zo rundadır. Nitekim , Anayasa Mahkemesi çeşitli vesilelerle özetlediğimiz esasları teyit etmiş bulu nuyor. (Misâl olarak, 26.9.1965 tarihli ve 65/40 sayılı karar R. G. 25.7.1967).

Görülüyor ki, Anayasanın 120. ci maddesi özel yüksek okul açılmasını önleyen bir hüküm getir memektedir.

Anayasanın Üniversite'yi, değil yalnız (yük sek okul) dan, ve fakat tekmil diğer eğitim ve yetiştirme kuruluşlarından ayrı tuttuğu 120. cı maddesi hükmüyle ancak Üniversiteye tanımış bulunduğu statüden anlaşılmaktadır. Anayasa garantisi altma sokulmuş olan bilimsel ve idarî özerkdik yalnız Üniversitede vardır, özel okulla rın kuruluşlarına, programlarına ve çalışmaları na yürütme organlarınca müdahale olunabileceği halde (625 sayılı K. M : 2, 3, 5/2, 8/5, 10, 13,

15, 23, 26, 27, 45, 46)1 Üniversite için böyle bir şey düşünülemez. Bilimsel araştırma yönünden müdahalenin fiilen mümkün olabileceğini saniru yoruz Araştırma, fikrî faaliyetle meydana gele ceği için bu alanda kayıtlama ile karşılaşılması kolay değildir.

Diğer önemli bir nokta da özel yüksek öğre nim müesseselerinin ticarî vasfı haiz olmamaları zaruretidir. Vakıf yolu en uygunu görünüyor. Bu nunla beraber, müesseselerin iflas ettikleri ve kapanmaya mecbur kaldıkları da görülmüştür.

Prof. Dr. ÖZTEKİN TOSUN

«Herkes bilim ve sanatı serbestçe ... öğretme ... hakkına sahiptir.» Aynı maddede, özel okulla rın bağlı olduğu esasların kanunla düzenlenece ğinden de söz edllimigtir. Sadece bu maddeye ba kıldığında, ülkemizde özel okulların yasak ol madığı sonucuna varılabilirdi; fakat durum ka naatimizce böyle değildir.

1961 Anayasası, Üniversitelerin devlet eliyle ve kanunla kurulmasını emretmektedir. Demek ki, ancak Üniversitelerin eğitim ve öğretim alanı dışında kalan eğitim ve öğretim özel okullar ara cüle yapılabilmelidir. Üniversitelerde çeşitli bi limlerin öğretildiği çeşitli fakültelere eş bir öğ retimin özel okullarda yapılması anayasaya ay kırı düşmelidir. Buna karşılık, Fakültelerde değil de, okullarda yapılan öğretimin özel okullarda yapılmasına Anayasa bakımından engel bulun madığı görülmektedir. Anayasaya, özel okular ile devlet okulları arasında bir paralellik ka bul etmekle özel okulların bağlı olduğu esasların Devlet okulları ile erişilmek istenen seviyeye uy gun olarak kanunla düzenleneceği kaidesini koy muş (m. 21/3), fakat bunların Fakültelerle eri şilmek istenen seviyeye uygun olarak düzenlen mesinden bahsetmemiş, aksine Üniversitelerin an cak devlet eliyle ve kanunla kurulmasından bah setmek suretiyle (m. 120/1), Fakültelerin öğre timi ile özel okulların öğretiminin paralel olamı yacagını kabul etmiştir.

Anayasa bakımından durum bu olunca, ka nunla kurulmuş Üniversitelerin çeşitli Fakültele rinde yapılan öğretimin aynen özel yüksek okul larda yapılmasının kabul edilmesi; Anayasanın bu engelleyici hükmüne aykırı düşmektedir. Bu okulları bitirenlerin Fakülte bitirenlerin yetk lerine sahip olması Anayasa bakımından mümkün olmamalıdır. Halbuki, ülkemizdeki duruma ba kınca, Fakültelerde öğretilen konuların bazı özel okullarda aynen öğretildiğini görmekteyiz. Bu durumun Anayasaya uygun olabilmesi için o konuların okutulduğu kurumların Fakülte değil de, Yüksek okul olması lâzımdır. Aksi halde Fa kültelerde okutulan dersleri aynen öğretme sis temi benimseyen bu özel yüksek okulların yeni lerinin açılmasına izin vermek Anayasaya aykırı

Elekti lk Mühendisliği 162 163

düşmektedir. Evvelce izin verilmiş olanların da devletleştirilmesi yoluna gitmek imkânı bulun maktadır. Eğitim bugün artık uygarlığın teme lini teşkil eden tekniğin elde edilmesi aracıdır. Bu bakımdan sadece fertleri değil, fakat toplu mu ilgilendirmektedir. Toplumu bu derece ilgi lendiren bir faaliyet kamu hizmeti seviyesine çıkmış bir faaliyettir. Anayasamız, 39. cu mad desinde «Kamu hizmeti niteliği tagıyan özel te şebbüsler, kamu yararının gerektirdiği hallerde... devletleştirilebilir» hükümünü ihtiva etmektedir. Demek ki, özel bir teşebbüs, kamu yararının ge rektirdiği hallerde devletleştirilebilmektedir; bu haller bulunduğu takdirde devlet için bir mecbu riyet olmamakla beraber, bir yetki doğmaktadır. Devlet bu yetkinin İmkanları elverdiği takdirde kullanacaktır. Nitekim, Anayasamızın 53. cü maddesi, devletin bu ihtiyari ödevini ancak, ik tisadî gelinme ve malî kaynaklarının yeterliği öl çüsünde yerine getireceğinden söz etmektedir.

özel yüksek okulların aleyhine ileri sürülen şikâyetler arttıkça (Bunların diploma fabrikası haline gelmesi, üniversitelerin imkânlarının ye teri kadar değerlendirmiyen bir takım öğretim üyelerinin çok daha az imkânlarla üniversitelere kıyaslanmıyacak kadar fazla öğrenci kaydetme leri v.a. gibi) Anayasanın devletleştirme için aradığı «kamu yararının gerektirdiği haller» in varlığı kabul edilebilecektir. Devlet üniversitele rinde yetişmiş elemanların bolluğu bu hizmet lerin devlet üniversitelerince yapılmasına yetip de artacak bir durumdadır. Zaten özel yüksek okullar, elemanlarını devletin avuç dolusu para verip yetiştirdiği kimseleri kiralamakla sağla maktadır. Devlet biraz himmet edip üniversite lere laboratuar ve dershane eklediğinde bu me sele kendiliğinden çözülmüş olacaktır. Bazıları nın düşündüğü gibi, üniversitelerde öğretim üye leri ders vermekten kaçınmamakta, aksine sadece laboratuar veya dershane yokluğu sebebiyle ders verememekten şikâyetçi durumda bulunmaktadır.

Prof. Dr. MUAMMER AKSOY

... Demek oluyor ki, «tarihi yorum» Üniversi telerin kurulmasının ve yürütülmesinin olduğu gibi, Yüksek Okulların kurulmasının ve işletil mesinin de, ancak Devlet eli ile yapılabileceği yo kunda olmak zorunluluğundadır.

Bugün hukukun her alanında olduğu gibi Ana yasa hukuku alanında da kabul edilen en doğ ru yorum metodu, gayeci (gai) «yorum» me todudur. Bunda, bir hükmün anlamı ve kapsa mı tespit edilirken, kanunkoyucunun (Anayasa koyucusunun) o hükmü koyarken hangi amaç la hareket ettiği, göz önünde tutulacaktır. Bu amaç ve hedefin haklı kıldığı anlam ve kap sam, metindeki kelimelere uygun düşmese bile, hükmün doğru olan anlam ve kapsamını teş

kil edecektir. Kelimeler değerlendirilirken, gra mer ve lügat değil, hükmün ruhu («ratio lo gis») göz önünde tutulacaktır. Eski hukuku muzda, akitler (ukut) için belirtilen kural, mo dern hukukta genel olarak bütün hukuk norm larının (kanunun ve Anayasanın) yorumlanma sında da geçerlidir. Mecellenin devimi ile «el faz ve mebaniye» değil «mekasıt ve meaniye» itibar görecektir. (Mecelle, kavaid i, külliye, madde 3).

Aynı görüşten hareket etmek suretiyle, îs viçre Federal Mahkemesi kararlarında ve ilmi içtihatlarda, gayeci yorumlama metodu sonu cu olarak, gerekirse «kanunun sözüne açıkça aykırı düşen yorumların» bile caiz sayılacağı belirtilmektedir ki. buna hukuk dilinde «interp retetio centra legem» denilmektedir.

Bir toplumun hayatında en önemli meslek dalları için lüzumlu bilgileri verecek Yüksek öğretim Kuruluşlarının, kişisel çıkarlara gö re işleyen müesseseler haline gelmesi ve böyle ce objektif ölçülerden uzaklaşması, hele bu alan lardaki öğrenimin ticaret konusu haline gelebil mesi, o toplumun ilim ve kültür alanında çökme si yâni modern Devletin en sağlam temelini kay betmesi sonucu doğurur. Bu sebeple Devlet, en yüksek meslekî bilgileri veren Yüksek öğretim Kurumlarını kurup yürütmeyi, bir kamu hizme ti olarak kendi elinde bulundurmak zorunlulu ğundadır.

Seviyeli bir yüksek öğrenim, gerek kütüphane ve laboratuvar yatırımları, gerek öğretim üyeleri kadrosunu titiz bir surette yetiştıme bakımından o kadar büyük masrafı gerektirir ki, bu ihtiyaçla rın ciddi surette karşılanabilmesi, Türkiye'deki koşullar içinde ancak Devlet Bütçesi ile sağlana bilir. Aksi halde, ya ciddiyetten uzak bir yüksek öğrenimle yetinilecek, yahut da ciddi bir yüksek öğrenimi karşılamak için öğrenciden istenecek ücretler o kadar yüksek olacaktır ki. bunu Tür kiye gibi geri kalmış bir memleketin koşulları İçinde, ancak son derece dar bir çevrenin çocuk ları ödeyebilecektir. Bu ise, yalnız milyoner ço cukları için Yüksek Okullar kurulmasına müsaa de etmek gibi, her türlü kötü kullanmaya elve rişli ve Anayasanın 12. ci maddesi ile de bağdaş maz bir çözümü kabul etme sonucu ulaştırır. Ge rek diploma ticareti, gerek eşitlik ilkesmi açık ça zedeleyecek ve her türlü kayırmalara ve ayrı

calıklara imkân verecek, gerek kültür emperya lizmine ve ımillî amaçlara zıt düşen öğretim he deflerine yönelebilecek bir tatbikata imkân ve ren tehlikeli bir açık kapıya razı olunmadıkça Türkiye'de Yüksek öğrenimin özel kişilerin eli ne geçmesine müsaade edilemez.

Yüksek özel Okulların, yukarıda kısaca değin diğimiz pratik sakıncaları yanında, «Millî Sos yal Hukuk Devleti» ilkesi ile bağdaşamayacakla rı da ortadadır.

Kısaca arz ettiğim bu sebeplerle, Anayasanın 58. cı maddesine göre kamu hizmetlerinde görev almak isteyen vatandaşların, Devlete ve kamu tüzel kişilerinde hizmet aldıkları zaman «Yük sek öğrenim yapmış kimseler olarak nıtelendi rilebilmeleri ve böyle bir öğrenimi yapmış kim selere tanınan haklara sahip olmaları için gerek li diplomaları verme yetkisi haiz bütün müesse seler» İn, Devlet tarafından yürütülmesi, kuru lup yönetilmesi kaçınılmaz bir sonuçtur. Anaya sa koyucusunun amacı budur. Yoksa önemsiz bir etiket ve deyim farkı için Anayasaya hüküm koyulamaz. Alınacak diploma «Üniversite diplo ması» sayılmasa bile «Yüksek öğrenim diploma sı» sayılabıliyorsa, bu iki diploma arasında İl gililerin (mezunlarm) durumu bakımından ne gibi önemli bir değişiklik olacaktır ki, bu nok ta üzerinde Anayasa koyucusu özellikle durmak lüzumunu duymuş olsun! önemli olan alman diplomanın «sağladığı haklar» dır. Yoksa diplo manın «Üniversite» yahut «Yüksek Okul» adını taşıyan bir müesseseden verilmiş olması değil! Memlekete doktor, hâkim, idareci, mühendis, mi mar v.s. gibi «hayatî hizmetler görecek ve ka mu hayatı bakımından sorumlu mevkileri işgal edecek kişileri yetiştirme yeteneğine sahip mü esseseler» in Devlet tarafından yönetilmesi zaru rî bir çözüm olarak kabul edilmiş ve bunu sağ layan bir hüküm Anayasa koyucusu tarafından Anayasal bir kural olarak kabul edilmiş ve bunu sağlayan bir hüküm Anayasa koyucusu tara fından Anayasal bir kural olarak yerleştirilmiş bulunduğuna göre, bu tercihi ciddiye almak ve Anayasa koyucusunun tercihini dolambaçlı yol dan kâğıt üstüne bırakacak her türlü «hile i Şer' iyeleri» akîm bırakmak gerekir.

Kanun koyucular ve kanunu uygulayıcılar, Anayasa koyucusunun benimsediği bu tercihi do lambaçlı yoldan bertaraf edemezler. Anayasanın 8. ci maddesi hükmü buna engeldir.