Elektrik Mühendisliği · Sayı 442 · Mayıs 2011

TMMOB SEÇİM BİLDİRGESİ AÇIKLADI

Toplum, demokrasi ve emek Görüş ve değerlendirme

Yıl
2011
Sayfa
2
Okuma süresi
6 dk
Görüntülenme
0

Konu

Toplum, demokrasi ve emek

İlgili: Mevzuat ve hukuk, Oda ve TMMOB örgütsel yaşamı

Anahtar kelimeler

  • TMMOB
  • seçim bildirgesi
  • 12 Haziran seçimleri
  • AKP
  • özelleştirme
  • işsizlik

Özet

TMMOB, 12 Haziran 2011 genel seçimleri öncesinde açıkladığı seçim bildirgesiyle AKP iktidarının ekonomik, demokrasi ve çalışma yaşamına dair politikalarını eleştirerek özelleştirme, işsizlik, gelir eşitsizliği ve sanayisizleşme gibi konularda kamuoyuna değerlendirme ve taleplerini sundu.

Tam metin

Metin PDF'ten otomatik çıkarılmıştır; tablo, şekil ve formüller eksik ya da hatalı olabilir. Özgün dizgi için PDF'e bakın.

Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB), 12 Haziran Genel Seçimleri öncesinde seçim bildirgesi hazırlayarak, iktidarın uygulamalarını değerlendirdi ve ülke sorunlarının çözümüne yönelik öneri ve taleplerini ortaya koydu. TMMOB’nin 3 Mayıs 2011 tarihinde açıkladığı seçim bildirgesinde, AKP iktidarı döneminde “ülkemizde emeğin ve insanımızın aleyhine” yaşanan dönüşümlere dikkat çekildi. Avrupa Birliği’ne üyelik süreci gerekçesine dayandırılan çok sayıda yeni yasa ve yasa değişikliği ile bir yandan devletin yapılanmasında önemli değişiklikler yapıldığı, diğer yandan enerji, çevre, gıda, çalışma yaşamı, maden, sağlık v.b. birçok alanda yeni düzenlemelere gidildiği kaydedildi. Bildirgede, “Yapılan düzenlemelerin ortak yanlarına bakıldığında, bu alanların piyasaya terk edildiği, kamu denetiminin kaldırıldığı, sosyal devlet olgusundan tamamen uzaklaşıldığı, çalışma yaşamında ise güvencesizliğin, sendikasızlaştırmanın, taşeronlaştırma yöntemiyle sömürünün ağırlaştırıldığı görülmektedir” saptamasına yer verildi. Bildirgede, ülke genelinde en temel altyapı hizmetlerinin üretildiği Devlet Su İşleri, Karayolları Genel Müdürlüğü, Bayındırlık ve İskân Bakanlığı gibi kamu kurumlarının görev alanına giren faaliyet ve denetimlerin piyasa faaliyetleri içerisinde yer alan şirketlere devredilmeye çalışıldığına dikkat çekildi. Devletin özellikle yatırım, denetim ve işletme kalemleri gün geçtikçe azaltılırken, bu dönemde ardı ardına gerçekleştirilen özelleştirmelerle Cumhuriyet tarihi boyunca halkın vergileriyle gerçekleştirilen yatırımların önemli bir kısmının satıldığı, satılan işletmelerin daha sonraki devirleriyle yok pahasına peşkeş çekildiklerinin ortaya çıktığı kaydedildi.

Piyasa ve Cemaat Vesayeti

Bildirgenin giriş bölümünde AKP Hükümeti’nin icraatı şöyle eleştirildi:

“Kendisi de 12 Eylül rejiminin ve 28 Şubat sürecinin bir ürünü olan AKP, 12 Eylül rejimiyle, darbelerle hesaplaştığı aldatmacasıyla emperyalizmin soğuk savaş döneminin koşullarına göre şekillendirdiği askeri ve-

SKoarurinkaYtaüyrı:nClaarnı,o2l0K0o5cagöz, Panikatak,

sayet düzenine son vermektedir. Ancak bunun yerine emperyalizmin yeni döneminin adı olan küresel kapitalizmin ihtiyaçlarına ve ABD’nin Genişletilmiş Ortadoğu Projesi politikalarına uygun olarak yeni bir derin devlet inşa etmektedir. Ekonomik alanda ‘piyasa vesayetini’, toplumun tüm katmanlarında ve kamu kurumlarında ‘cemaat vesayetini’ örgütlemektedir. Yandaş medyası ve sermayesiyle, polis ve istihbarat teşkilatıyla, özel yetkili mahkemelerle, son Anayasa değişiklikleriyle güdümüne soktuğu Anayasa Mahkemesi ve HSYK ile ‘tek adam tek parti diktatörlüğü’ ve bir ‘korku imparatorluğu’ kurmaya çalışmaktadır. Bu amaçla basılmamış kitaplar toplatılmakta, gazeteciler ve bilim adamları tutuklatılmakta, sendikaları ve meslek örgütlerini etkisizleştirmek ve bu alanları kendi yandaşlarına açmak için yasal düzenlemeler yapılmakta, devletin bütün yapıları uluslararası sermayenin çıkarları doğrultusunda yeniden düzenlemekte ve Cumhuriyet tarihinde görülmemiş bir kadrolaşmaya gidilmektedir. AKP iktidarının, Anayasa değişikliği referandumunda almış olduğu desteği 12 Haziran 2011 seçimlerinde üçüncü kez yine tek başına bir iktidar dönemi için kullanmak istediği açıktır. Bu dönem, gerçekleştirilmeye çalışılan rejim değişikliği çalışmalarına kalıcı son noktayı koyma dönemi olarak ayrıca önem taşımaktadır. Biz böylesi koşullarda yaşamak istemiyoruz. TMMOB örgütlülüğü, emperyalizmin ülkemizde şimdilerde AKP eliyle uyguladığı eşitsizlik ve adaletsizlik üzerine kurulu işsizlik, yoksulluk, sömürü ve baskı düzeninin karşısındadır.”

Bildirgede, TMMOB’nin bugüne dek toplumsal yaşamın tüm alanlarına yayılan meslek alanlarından hareketle, örgütlü olduğu tüm birimleri ve üyeleri ile birlikte ülke gerçeklerini tanımlama, sorunları tespit etme, çözüm önerileri üretme ve bunları kamuoyuna sunma görevini yerine getirdiği ve getirmeye devam edeceği vurgulandı. TMMOB’nin temel bakış açısını, öneri ve taleplerini içeren seçim bildirgesinin, ülkeyi yönetme iddiası ile kamuoyu önüne çıkanlar tarafından dikkate alınması çağrısı yapıldı.

Bildirgede “Nasıl Bir Dünya ve Türkiye’de Yaşıyoruz” ana başlığı altında emperyalizmin dünyayı hakimiyeti altına aldığına, Türkiye’nin de emperyalizme bağımlı bir ülke haline geldiğine ara başlıklar halinde ayrıntılı olarak yer verildi. Demokrasi sorununun tüm boyutlarıyla kendisini hissettirdiği anlatılan bildirgede “AKP’nin Demokrasiyle İlişkisi Yoktur” ara başlığıyla hükümetin politikaları ve uygulamaları eleştirildi. Kürt sorununun tüm yakıcılığıyla sürdüğü belirtilen bildirgede, şu saptama ve değerlendirmeye yer verildi:

“İki kutuplu bir milliyetçiliğin toplumda yer edindiği bilinmektedir. Zaman zaman Türkiye’nin bir iç savaş elektrik mühendisliği, 442. sayı, mayıs 2011 7

fayı üzerinde olduğu çeşitli toplum kesimlerince dile

nüfus ve kadın işgücü istihdamı giderek daha fazla

getirilmektedir. Kürt sorununun çözümsüz kalması, Türgerilemektedir.

kiye’nin demokrasi sorununu daha da kangren haline

Bölgeler arası eşitsizlik sürmektedir. Üretim ve yatırımlasokmaktadır. Bu sorunda Türkiye, şiddetin artık bertaraf

rın ağırlığı yapısal olarak Marmara, Ege ve İç Anadolu’da

edilmesi gerektiği bir evreye gelmiştir. Ancak AKP’nin

toplanmıştır. ‘Esnek yönetim ve serbest yerel dinamikler’

geleneksel devlet reflekslerini devralması ve bir arada

anlayışına dayandırılan ‘bölgesel kalkınma’ yaklaşımı,

yaşam dinamiklerini tahrip eden tasfiyeci, oyalayıcı;

kamu öncülüğünde gerçekleştirilen ulusal/merkezi-böltoplumsal yapıyı Kürt-İslamcı bir çerçeveye sıkıştırmak

gesel kalkınma düşüncesini tamamen dışlayan; yerli ve

ve gericiliği bu alanda da egemen kılmak isteyen poyabancı özel yatırımcılara en iyi koşullar altında çalışma

litikaları çözümsüzlüğü arttırmakta, çözüm yönündeki

olanağı sunulması için bir araçtır.

toplumsal talepleri görmezden gelmektedir.”

2003-2010 dönemi büyüme oranı yıllık ortalama yüzde

Seçim bildirgesinde, “Özelleştirmelerle Türkiye’nin Sanayi Birikimi Tasfiye Edilmiştir”, “AKP İktidarı Kamu İdari Yapısı ve Personel Rejimini Liberalleştirmiştir”, “Çalışma Yaşamı Tüm Emekçilerin Aleyhine Yeniden Düzenlenmiştir”, “Planlama ve Çevre Sorunları İçinden Çıkılmaz Hale Gelmiştir” ara başlıklarıyla da giriş ve sonuç bölümünde yer alan saptamalar ayrıntılandırıldı.

4.6 ama istihdamda ‘büyüme’ yüzde 0.2 (yani binde) iki oranındadır. İstihdam yaratmayan bu büyüme oranı Cumhuriyet tarihi ortalaması olan yüzde 4.9 oranının altındadır. AKP iktidarını da kapsayan neoliberal dönem içindeki 1998-2010 döneminin ortalama büyüme oranı da yüzde 3.6’dır. Büyüme ile sanayileşme ve kalkınma; verimlilik ile istihdam; büyüme ile istihdam; büyüme ile gelir dağılımı ve

AKP’nin Antidemokratik Yeni Düzenini İstemiyoruz

refah arasındaki bağlar tamamen kopmuştur. 2002 yılında 1.2 milyar dolar olan cari açık, hükümetin öngörüsünün aksine 2010 yılında 49 milyar dolar

Bildirgenin sonuç bölümünde ise, “Biz AKP’nin özde

olmuştur. Cari açığın tek karşılanma yolu dış borç,

modernlik ve laiklik karşıtı, dikta özlemli, anti demokratik

krediler ve yüksek faizli yabancı sıcak para akımıdır.

yeni düzeninde yaşamak istemiyoruz” vurgusu yapıldı.

Dış borç stokunun GSYH’ye oranı yüzde 45 gibi çok

TMMOB’nin ülkemizi emperyalist çıkarlara peşkeş çeken,

yüksek bir düzeydedir.

halkların onurunu ve geleceğini zedeleyen politikalara karşı

AKP iktidarı altında Türkiye kapitalizmi, işgücünün bühalkçı-toplumcu, demokrat, yurtsever bir temelde başka

tün biçimlerini ‘ucuz emek sömürüsü’ kategorisinin

bir dünya kurma mücadelesinin içinde olduğuna dikkat

içine çekmiştir. AKP iktidarının sanayiyi ve ekonomiyi

çekilerek, milletvekili genel seçimleri dolayısıyla ilkeleri doğrultusunda mücadele edeceği kamuoyuna duyuruldu.

daha fazla ucuz emek sömürüsüne endekslemesi, esnek ve güvencesiz çalışma biçimlerini yaygınlaştır-

Sonuç bölümünde, 19 Kasım 2002 tarihinden bu yana

ması, kamudan özel sektöre kadar meslektaşlarımızı ve

işbaşında olan 59 ve 60. AKP hükümetlerinin emperyalizm güdümlü neoliberal ekonomik sosyal politikaları uyguladığı; kamuyu piyasaya hizmet

meslek alanlarımızı birinci dereceden etkilemektedir. Başbakan Türkiye’nin 17. büyük ekonomi olduğunu söylemektedir; doğrudur, Türkiye milli

eder hale getirdiği, sosyal devlet

gelirde 17. sırada ama kişi başına

ve kalkınma paradigmasına en

gelirde 57. sırada; OECD’nin 30

güçlü darbeleri indirdiği kaydedildi. Bu süreçte ülkemizin mutlak bir şekilde yoksullaştırıldığına dikkat çekilen bildirgenin

ülke sıralamasında ise sondan 4. sırada yer almaktadır. Sanayide son 12 yılda emek verimliliği artışı yüzde 70 oranında

sonuç bölümünde, Türkiye’nin

ve sanayi katma değeri içinde

ekonomik durumuna ilişkin şu saptama ve değerlendirmelere yer verildi:

“Yapılan serbestleştirmeler,

kârların payı çarpıcı boyutlarda artarken, reel ücretlerde yüzde 12.5 oranında düşüş söz konusudur.

özelleştirmeler ve kamu

Türkiye OECD ülkeleri içinde gelir

yatırımlarının geriletilmesiyle Türkiye sanayisizleşmeye; sanayinin küçültülmesine, sıcak paraya ve ithalata baeşitsizliğinde 2. sıradadır. Resmi rakamlara göre nüfusun yüzde 17.1’i yoksulluk sınırının altında yaşamaktadır.

ğımlı, düşük teknolojili fason

Başbakan’ın Türkiye’si ile emektaşeron üretim ve ihracata bağımlı kılınmıştır. İşsizlik bugün gerçekte yüzde 20’ler civarındadır. Genç

Karikatür: Canol Kocagöz, Panikatak, Sorun Yayınları, 2005

çinin, öğretmenin, mühendisin, doktorun, kamu çalışanının, işsizin, yoksulun Türkiye’si çok farklıdır.” <

8 elektrik mühendisliği, 442. sayı, mayıs 2011