Elektrik Mühendisliği · Sayı 402 · 1997 / 2
BİLGİ ÇAĞINDA TEKNOLOJİ ÜRETMEK:ÜNİVERSİTE SANAYİ İŞBİRLİĞİ
Sanayi, teknoloji politikası ve kalkınma Görüş ve değerlendirme
- Yıl
- 1997
- Sayfa
- 3
- Okuma süresi
- 10 dk
- Görüntülenme
- 0
Konu
Sanayi, teknoloji politikası ve kalkınma
İlgili: Haberleşme, telekomünikasyon ve yayıncılık, Mühendislik eğitimi
Anahtar kelimeler
- Ar-Ge
- üniversite sanayi işbirliği
- teknoloji transferi
- ETSI
- GSM
- temel teknoloji
Özet
Yazı, bilgi çağında teknoloji üretiminin önemini, Ar-Ge'nin sermaye ve rekabet açısından rolünü, Avrupa'daki standardizasyon örnekleri (ETSI, ACTS) üzerinden ele alarak Türkiye'de üniversite-sanayi işbirliğinin temel teknoloji üretimindeki yetersizliğini tartışmaktadır.
Tam metin
Metin PDF'ten otomatik çıkarılmıştır; tablo, şekil ve formüller eksik ya da hatalı olabilir. Özgün dizgi için PDF'e bakın.
BİLGİ ÇAĞINDA TEKNOLOJİ ÜRETMEK Üniversite Sanayii İşbirliği
Ali AKURGAL* * Elektronik Mühendisi
Tarım toplumundan sanayi toplumuna geçişi Avrupalı ülkelere göre daha yakın zaman dan yaşayan ülkemiz, sanayileşme açısından yapılanmasını, en azından temel unsurlarda, tamamlamış gibi görünmektedir. Buna bağlı olarak, sanayi toplumlarının ortaya koyduğu emeği yönetecek ve bununla katma değer ekleyerek sanayi ürünleri ortaya çıkartacak iç ve dış sermaye birikimi ve akışı, belli oranlarda gerçekleşmiş bulunmaktadır. Ülkemiz, tarım toplumu sınıfından çıkmış, en azından hızla sanayileşmekte olan toplumlar sınıfında bulun maktadır. Sanayileşmeyi daha da hızlandırmak ve tabana yaymak için ise, dış kaynaklı ser mayenin ulaştığı büyük kuruluşların yanı sıra, orta ve küçük ölçekli işletmelerin de çoğalması ve kuvvetlenmesi için birçok önlemler alınmak ta, teşvikler ya da krediler sunulmaktadır.
Sermayenin emeği yönettiği sanayi çağından sonra bilgi çağı, bu zincire, bilginin sermayeyi yönettiği bir halka daha ekleyecektir. Bu halkanın neleri içereceğini bir örnek ile ele almak mümkündür; diyelim ki, ülkemizde bir sermaye grubu bir ilaç fabrikası kurdu. Ülke mizin yetişmiş eczacıları, hekimleri, laborantları emeklerini ortaya koyarak bu kuruluşta çalışmaya başladılar. Hangi ilacı üretecekler? AİDS için bir ilaç mı, kansere yakalanmayı ortadan kaldıran bir mucize aşı mı? Hiçbirini değil, ya da hepsini. Daha doğrusu hangilerinin formülünü alabiliyorlar ise onu. Üretim teknolo jisi ne kadar ileri olursa olsun, kullandıkları ham maddeler ne kadar kaliteli olursa olsun, bu kuruluşun ve onu oluşturan sermayenin üstün ürünler ortaya koyabilmek için bağımlı olduğu şey, üreteceği ilacın formülü, temel teknolojisi, diğer bir deyişle bilgi olacaktır.
Denilebilir ki, sermaye gerekli bilgi neredeyse onu bulacak, ücreti ne ise verip onu satın alacaktır. Bir yere kadar geçerli olan bu görüş, içerisine zaman unsuru konulunca geçerliliğini kaybetmektedir. Formül satın alınmasından başlayarak gerekli yapılanma nedeniyle ancak iki yıl sonra kullanıma sunula cak bir ilaç, bu arada binler ya da milyonlarca hastanın çaresizlik içinde ölümü anlamına gele cektir. Ya da ticari açıdan bakıldığında binlerce ya da milyonlarca müşterinin elden kaçırılması anlamına!...
Bilgi açısından başkalarına bağımlı kalmamanın bir yolu, kendi bilgisini kendi üret mektir. Bu eyleme Araştırma Geliştirme, kısaca AR GE adını veriyoruz. AR GE çalışmaların gir disi bilgi, çıktısı ise bu bilgiye eklenen katma değer ile gene bilgidir. Diğer bir deyişle, AR GE, bilgiden yeni bilgiler üretebilme sanatıdır. Bilgi üretebilmenin birinci şartı, her üretim eyle minde olduğu gibi ürünün ham maddesine, gene bilgiye, temel bilgiye sahip olmaktır. AR GE için kullanılacak bilgi girdisi, yurt içinde ya da dışında çeşitli odaklarda bulunabilmektedir. AR GE'de dünya çapında geçerli sonuçlara ulaşabilmek için temel bilgiye, doğru ve güncel temel bilgiye erişebilmek gereklidir. Bilgiye erişmek için çeşitli yollar vardır. Yurdumuzda yıllardır temel teknoloji üretmiş plan üniver sitelerimiz ile son yirmi yıldır TÜBİTAK, bilgiye ulaşmanın odak noktaları olarak yer almışlardır. Yabancı yayınları izlemekte ve değerlendirmek te uzmanlaşan bu kurumlarımız, bu bilgiyi sanayiin hizmetine sunarak sanayiimizin gelişmesi için gerekli temel teknolojileri sağlama görevini üstlenmişlerdir. Zaman zaman, üniversitelerimizin yabancı yayınları izlemekte sıkıntı çektikleri olmuştur. Buna karşılık, gelişen iletişim teknolojileri ve küre selleşen dünya, ülkeler arası bilgi akışı için yeni yollar yaratmıştır. Internet de bunlardan biridir. Bugün internet fırtınası ile bilgiye erişmeyi önde gelen hedef olarak algılayan insanlarımız, kısa sürede, yıllardır akademik kuruluşlarımızın yaptığı gibi eriştiği bilgiden faydalanmayı ve ona katma değer ekleyebilmeyi de öğrenecek lerdir.
AR GE düzeyinde bilgi üretmek için gerekli temel bilgilere sahip olanlar, sanılmasın ki, herkes yararlanabilsin diye bunları dosta düşmana dağıtmakta, Internet sayfalarına koy maktadırlar. Tersine, eğer birisi, bu değerde bir temel bilgiye sahipse onu korumak ve başkalarından gizlemek için her türlü önlemi almaktadır. Kendi yerel bilgi ağı ile kamuya açık ağlar arasında engeller, şifreler, kilitler koymak tadır. Birçok yazılım güvenlik kuruluşu yangın duvarı diye adlandırılan, internet türü kamuya açık ağlar üzerinden bilgi sızıntısını engelleye
cek koruma yazılımları yapmakta ve bu işten de iyi bir gelir elde etmektedirler. Kısacası, bilginin değerini ve sermayeyi yön lendirmesini vurgulamak için verdiğimiz örneğe geri dönecek olursak, AİDS için mucize ilacın formülünü, kimse İnternetle aramasın!. Internet'te ancak, bu bilginin nerede olduğunun adresi bulunabilir.
Günümüzde, üzerinde AR GE çalışması yapılacak ürünler giderek daha karmaşık yapılara yönelmekte ve daha fazla sayıda disiplinden unsurlar içermektedirler. Bu nedenle, bu çalışmaları yürütecek takımlarda hem sayıca, hem de uzmanlık dalı açısından birçok değişik elemanın yer alması gerekmektedir. Dolayısıyla, AR GE çalışması yapabilmek için gerekli "kritik kütle" büyümektedir. Dolayısıyla, AR GE çalışması yapabilmek için yeterli doğrulukta, ayrıntıda ve güncellikte bilginin yanısıra, belli sayı ve yapıda araştırmacıya da gereksinme duyulmaktadır.
Beri yanda, güncel, ileri teknoloji içeren ürünlerin AR GE çalışmaları için yapılan harcamalar öyle yüksek toplamlara ulaşmaktadır ki, bu toplamı bu ülkenin oluşturduğu pazara satılacak ürün sayısına böldüğünüzde, ürün başına düşen geliştirme gideri, o ürünü üretmek için gerekli malzeme ve işçilik toplamının yanında önemli bir orana ulaşmakta, bazı durumda ise araştırma gideri, malzeme ve işçilik giderini geçmektedir. Üste lik, giderek kısalan ve bir yılın altına inen ürün yenileme süreleri, aynı üründen yapılacak satış miktarını da azaltmaktadır. Yerli sanayii kolla mak için konulmuş olan gümrük duvarları, fon lar gibi korumacılık unsurları da, serbest reka beti ve ona dayalı olarak tüketici yararına gelişmeleri önledikleri için giderek ortadan kaldırılmaktadır. Bu durumda, daha büyük pazarlara ulaşabilen çoğu çok uluslu olan kuruluşlar, aynı ürün den daha fazla adet satabildikleri için, tüketiciye, bölgesel ya da ulusal pazarlarda etkin olan kuruluşlara göre daha ucuza ve daha güncel ürünler sunabilmektedirler. Ulusal pazarlara yönel miş kuruluşlar ise, bu nedenle, kısa sürede, daha güncel ürünü daha ucuza sunabilen "dev'ler karşısında eriyip gitmektedirler.
Bu sorun, yalnız ülkemiz gibi gelişmekte olan ülkelerde değil, gelişmiş ülkelerde de yaşanmaktadır. Örneğin, Avrupa'da yaklaşık 60'ar milyon nüfuslu İngiltere, Almanya ve Fransa'nın oluşturduğu parçalanmış pazarın bütünleştirilmesi ve iletişim (telekomünikasyon) alanında geliştirilecek temel teknolojiler için yeterli ekonomik büyüklüğe uluştırılması için Avrupa Toplulukları Komisyonu (CEC)'nin başlattığı bir oluşum yaşanmıştır. CEC'nin kurulmasına önayak olduğu ve bütçesinin bir kısmını karşıladığı Avrupa İletişim Standartları Enstitüsü (ETSI), bir kısım uygulamalar için standartlar hazırlamıştır. CEC bu standartlardan gerekli görülenlerin Avrupa'nın tümünde uyulmasını zorunlu kılmış, bir yandan pazar bütünlüğü sağlanırken, diğer yandan da bu pazara Avrupalı olmayan ürün lerin girmesi de zorlaştırılmıştır. Bu hareketin ne kadar olumlu sonuçlar verdiğini göstermek üzere diğer birçok hizmet ve ürünü bir yana bırakıp, örnek olarak bir çalışmaya değinmek yeterli olacaktır. GSM cep telefonlarının temel teknolojisini (3.000 sayfa) ETSI ortaya koymuştur.
Bundan on yıl önce temel teknolojiler, ticari kuruluşların bireysel girişimleri sonucu ortaya çıkardı. Örneğin bir Avrupalı kuruluş, optik yolla okunabilen ve o güne kadar düşlenmemiş yoğunlukta sayısal bilgi saklayabilme özelliğine sahip, pikap ve teyp'in yerini alacak bir ürün geliştirmeye giriştiğinde, tek başına çalışarak CD'yi ortaya çıkarmıştı. Günümüzde ise artık bu tür yenilikler, bir kuruluşun tek başına ortaya koymasından çok, aynı pazara yönelen birçok kuruluşun rekabet öncesi ortamda ortak hareket etmesi ile belirleniyor. Çoğulortam hizmetlerinin DAVIC (Digital Audio Video Industrial Council)de; bunların bağlaşma işlemini yapacak santralların esaslarının ATM (Asynschronous Transfer Mode) Forum da belirlendiği gibi.
Ülkemizde de çoğu ülkede olduğu gibi, eskiden temel teknoloji üniversitelerde üretilen ve sanayide uygulanan bir olgu idi. Ancak giderek, özellikle hızla değişen ileri teknoloji alanında, teknoloji üretilerek ticari uygula maya geçilmesi için verilen süre o kadar kısalmıştır ki, bu teknolojilerin yerli olarak geliştirilmesine zamanlama açısıdan olanak kalmamış, en iyi durumda dahi teknoloji ancak transfer ile kazanılır olmuştur. Çoğu zaman da, teknolojiyi değil, ürün satın alınıp kısmen üretilerek "montajj sanayii" benzeri bir çözüm uygu lanmıştır. Böylece, zaten öğrenci yetiştirmek gibi önemli bir diğer görevi olan üniversiteler imiz temel teknolojilerden giderek uzaklaşmışlardır. Beri yanda da ülkenin yurt dışı bağlantıları yeterince gelişmediği için sanayii, Avrupa'daki benzerlerinin yaptığı gibi temel teknoloji üretiminde yer almamıştır. Böylece ülke olarak temel teknoloji üretiminden uzaklaştırmak durumunda kalmışızdır. Teknoloji trans feri ortamında, üniversitelerimizden beklenen, ölçüm ve deneyler ile üretim teknolojisindeki sıkıntılara çözüm bulmak noktasına kadar gerilemiştir.
Avrupa'daki üniversitelere bakılacak olursa, orada da durum, başka nedenlerle de olsa, çok farklı değildir. İletişim alanında uygulanacak temel teknolojileri, ETSI'yi oluşturan düzenleyici kurum (regulatory body), yönlendirici kurum (administration), üretici (manufacturer), işletmeci (operatör) ve tüketici gruplar; (user group), rekabet öncesi ortamlarda belir lemektedirler. Üniversitelerin ve diğer araştırma kurumlarının iletişim alanında bütün temel teknolojilerin üretildiği bu ortam da temsil oranları, çok düşüktür. Diğer bir deyişle, temel teknolojilerin belirlenmesinde akademik kuruluşların ağırlıkları azalmakta ve hizmetin sunulmasında çeşitli aşamalarda yer alan kuruluşların ağırlığı artmaktadır. Bu değişim, bir yerde de, tüketici ile doğrudan ilişkide bulunan kuruluşları temel teknolo jilerin belirlenmesinde daha etkin kıldığı için, tüketicinin yararını önde tutan yaklaşımın beklentilerini de karşılamaktadır. Üniver siteler ve akademik kuruluşlar ise, etkinlik alanlarını bir aşama öncesine yöneltmekte ve akademik kuruluşlar ise, etkinlik alan larını bir aşama öncesine yöneltmekte, bu temel teknolojilerin belirlenmesinde temel olacak bilgiyi örneğin ACTS (Advanced Communication Technology and Services: Avrupa Toplulukları
Komisyonunun bütçesine destek verdiği araştırma kurumu) çerçevesinde üretmektedirler.
Her üründe iki tür teknolojiden söz edebiliriz: Temel teknoloji ve uygulama teknolojisi. Bu ikisi arasında bağıntıyı ya da farkı göstermek amacıyla şu örnek verilebilir: Günümüzde kullanılmakta olan cep telefonları, Avrupa'nın tamamı ile diğer birçok ülkede nerede olursanız olun, size herhangi bir yerden gelen çağrıların aracısız olarak doğrudan ve beklemeden ulaşmasını sağlamaktadır. Bu sistemin, abonenin bulunduğu yeri belirleyen, bu bilgiyi, onu arayanların başvuracağı kayıtlı olduğu santraline ileten ve gelen çağrıyı yönlendirip doğrudan telsiz uç birimine (terminal) ulaşmasını sağlayan bir altyapısı vardır. Bu işlemleri yerine getiren yazılım, Apollo kapsülünü Ay'a indiren yazılımdan daha yalın değildir. Bu teknoloji, bu hizmetin temel teknolojisidir. Uygulama teknolojisi ise, sözü edilen işlemlerin yer ine geti rilmesinde görev alan, santral iletim sistemleri, radyo sistemleri ve tel siz uç birim gibi teknolojilerin içerdiği teknolojidir. Diğer bir deyişle, bir cep telefonu uç birimini özgün tüm devreler (Application Specific Integrated Circuit ASIC) ile yapabilirsiniz, sigara paketinden küçük olur, özgün paketinden küçük olur, ya da kataloglardan seçeceğiniz standart tümdevreler ile yapabilirsiniz, cep telefonu yerine el telefonu (özellikle Kuzey Amerika'daki yaygın deyimi ile "handy") olur, transistor kullanarak yapa bilirsiniz, o zaman büyük bir olasılıkla sırt çantası gibi sırtınızda taşımanız gereke cektir, ya da lambalı devreler ile gerçek leştirebi lirsiniz ki, bu durumda da her halde iki sandık büyüklüğünde bir ürün den söz ediyor olacağız, birinde uç birim, diğerinde de onun enerji gereksinmesini karşılayan benzin motorlu jeneratör yer alacaktır.
Uygulama teknolojisinde nelerin yer alması gerektiği doğal olarak temel teknolojilerin neleri içerdiğine bağlıdır. Bu neden le, temel teknoloji belirlenmeden uygulama teknolojisine yönelmek yanıltıcı olacaktır. Beri yanda, temel teknoloji belir lendiği ve her üreticinin kullanımına ücret karşılığında sunul duğu anda rekabet öncesi dönem bitip rekabet başladığı için, üreticiler arasında kıyasıya bir yarış başlamakta ve o anda elinde uygun uygulama teknolojisi olmayan kuruluş, yarışa başlamak için bir hazırlık dönemine gereksinme duyduğundan yarışa geç başlamakta, diğerlerinden daha iyi başarım gösterse bile geri kalmaktadır.
Bu nedenlerle, bir temel teknoloji üzerine ürün yapmayı planlayan kuruluşun, bu temel teknoloji uygulamaya konma aşamasına geldiğinde, elinde, hem uygulama teknolojisinin hem de pazar bilgilerinin bulunması gerekmektedir. Bu iki unsur, yarışın başladığı anda birkaç günde edinilmeyecek kadar kapsamlıdır. Gene iletişim alanından örnek vermek gerekirse, katılınacak yarışın temel teknolojisinden başlayarak ürünün müşteriye sunulmasına kadar olan sürecinin, günümüzde
yaklaşık 60 aylık bir süre gerektirdiğini görmekteyiz.
Ülkemizdeki sanayi üniversite işbirliğine bakacak olursak,
bunun çoğu zaman, teknoloji ile üretim yapan kuruluşların ana
liz için başvurduğu laboratuar olanakları ile sınırlı kaldığını
görmekteyiz. AR GE çalışması yapan sayılı kuruluşumuz ise,
üniversitelerimiz ile daha derin işbirliğine girebilmektedirler.
Ancak üniversitelerimiz, temel teknoloji belirleme öncesi
çalışmalarında etkin ve yaygın bir biçimde yer almadıkları için
bu ilişkilerden büyük kazanımlar elde etmek, bu aşamada olası
görülmemektedir, iletişim alanında AR GE çalışması yapan ve
bu yolla Türkiye pazarının dışına taşmayı planlayan
kuruluşlarımız, ister istemez, AR GE konusu ürünlerinin temel
teknolojilerini yukarıda sözü edilen ETSI ortamından elde
edineceklerdir; önde gelen iki iletişim kuruluşumuzun GSM ve
DECT teknolojisine ilişkin temel bilgilen
aldığı gibi. Bu durumda da, varsa yapılabile
cek bir işbirliği ürün tasarımı ve üretim
teknolojisi ya da teknikleri üzerine sınırlı
kalacaktır. Bu alanda ise, üreticiler, kendileri
etkin olmak istediklerinden, çoğu uygula
mada ortak çalışmalar yer almamaktadır.
Günümüzde, en büyük kazanım, akademik
kuruluşlarımızla sanayiin birlikte çalışarak
belli bir yeteneği kazanması alanında elde
edilmektedir.
Üniversitelerimizin,
uluslararası
düzeyde COST, ACTS, NATO SFS gibi
olanakları kullanarak akademik projelere
girmesi çok yaygın değildir. Yapılan birkaç
çalışmada ise, sanayiden gelen belirgin bir
yönlendirme söz konusu olmamaktadır.
Beri yanda, ülkemizdeki hiçbir kuruluşun
da, bir üniversitemize, örneğin, "2003
yılında devreye girecek olan UMTS
(Universal Mobile Telecommunication
System Kişisel Gezgin İletişim Sistemi)
" "' kapsamında, mevcut altyapının çeşitli
şebekeleri içerisinden yüzlerce yeni hizmetin aksaksız
iletilebilmesi için gereken, şebekeler arası iletim yönetimi (ınter
domain management) konusunda bir araştırma" için; ya da "bu
sistemin radyo bağlantısında kullanılacak modülasyon
tekniğinin A TDMA mi olmasının yoksa CDMA mi olmasının
daha verimli sonuçlar doğuracağı" üzerine ACTS'a başvuruda
bulunmasını ya da proje önermesini isteyebileceğini, buna
gereksinme duyacağını da sanmıyorum. Hem kuruluşlarımız
buna hazır değildir, hem de üniversitelerimiz. Üniversite sanayi
işbirliğini bilgi çağı düzeyinde gerçekleştirilebilmek için, üniver
sitelerimizin de, çok uzun erimli (vadeli) temel teknoloji
çalışmalarını, en azından bunların tartışıldığı ortamlara üye olan
kuruluşlarımız üzerinden izlemeleri ve temel teknoloji öncesi (5
yıldan uzun erimli) çalışmalara, yaptıkları çalışmaların sonradan
bir ürüne dönüşmesini gözetmek amacıyla, sanayi ile
davanışmalı bir şekilde katılmaları "Bilgi Çağında Teknoloji Üret
menin Yeni Yöntemi'ne uyum sağlamak açısından yerinde ola
caktır.