Elektrik Mühendisliği · Sayı 402 · 1997 / 2

TELEKOMİNİKASYON POLİTİKALARI...

Funda Başaran

Enerji politikası, piyasa ve özelleştirme Görüş ve değerlendirme

Yıl
1997
Sayfa
4
Okuma süresi
10 dk
Görüntülenme
0

Konu

Enerji politikası, piyasa ve özelleştirme

İlgili: Haberleşme, telekomünikasyon ve yayıncılık, Toplum, demokrasi ve emek

Anahtar kelimeler

  • enformasyon toplumu
  • telekomünikasyon politikaları
  • özelleştirme
  • serbestleştirme
  • kuralsızlaştırma
  • azgelişmiş ülkeler

Özet

Yazı, telekomünikasyon sektöründeki özelleştirme, serbestleştirme ve kuralsızlaştırma politikalarını 'enformasyon toplumu' söylemi çerçevesinde eleştirel olarak ele alıyor; gelişmiş ve azgelişmiş ülkelerdeki farklı uygulama süreçlerini karşılaştırıyor.

Tam metin

Metin PDF'ten otomatik çıkarılmıştır; tablo, şekil ve formüller eksik ya da hatalı olabilir. Özgün dizgi için PDF'e bakın.

teleko m

t e I e k o m ü n i k <\ s \ o n p o h ! i k a i <I ?

Bir Hatıriatm «*

Funda BAŞARAN *

* Arş.Görevlisi Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi

L s k i Yunan dilinde, söz kavramına karşılık geten, üç sözcük vardır. Bunlardan biri "mythos", diğeri "epos", sonunucusu ise "logos"dur. Mythos, insanların gördüklerine ve duyduklarına ilişkin söyledikleridir; kulak tan kulağa yayılırken yalanlarla, abartılarla süslenir; güvenilirliği ve tarihi değeri olmayandır; masaldır, öyküdür, efsanedir. Epos, okunandır; belli bir düzen ve ölçüyle söylenendir; edebiyattır. Logos ise gerçektir; doğadaki gerçeğin insan tarafından dile getirilmesidir; bilimdir (Erhat, 1989,5).

Epos ve logos bilinen anlamları ile varlıklarını sürdürürken, mythos çok farklı anlamlar yüklenerek günümüze kadar ulaşmıştır. Bir yandan eski masal, öykü, efsaneleri mitos diye adlandırsak da, varolanın gerekliğe aykırı bir biçimde sunul ması; bunun meşru gös terilmesi ve egemen kesimin bu yanlış sunumunun toplumun tamamı tarafından kabul edilmesi mythos kavramının çağdaş anlamlarından diğerini oluşturmaktadır. Gerçekliğin masalsı anlam landırmalar ile yanlış bir şekilde kavranması durumu yalnızca bilim ve teknolojinin halledebileceği bir sorun değildir (Oskay, 1992). Hatta günümüzde, bilgi ve iletişim teknolojilerinde yaşanan büyük gelimeler, çağdaş mitoslardan birini yaratmıştır: "enfor masyon toplumu".

Enformasyon toplumunda tek kaynak bilgi olarak tanımlanmaktadır. Bütün bu iddi alar, "sınıf savaşımının" bitmesi, emek ve ser mayenin önemsizleşmesi, tek üretim aracının "bilgi" olduğu yeni bir toplumsal

düzeni tanımlamaktadır (Drucker, 1993) Peter F. Drucker tüm bu dönüşümlerin

1990'larda gerçekleştiğini iddia etmektedir. Ancak "enformasyon toplumu" teorisinin takipçileri bu dönüşümlerin gerçekleşmediği, ileride gerçekleşeceği görüşündedirler. Bu noktada da "enformasyon toplumu" bir masala dönüşmektedir. Enformasyon toplumu, kimilerince yüzyıllardır toplumu şekillendiren makinalaşma ve modernleşme süreçlerinin bir devamı olarak nitelenmekte dir. Kimilerine göre ise, "enformasyon toplumu"na geçişle birlikte daha önceki dönüşümleri aşan, toplumsal yapıyı, yönetim biçimlerini, ekonomiyi, siyaseti bütün olarak değiştirecek bir devrim ola caktır. Bütün bu yaklaşımlar, farklarına rağmen "enformas yon toplumu" kavramını kabul etmekte ve bu kavrama büyük anlamlar yüklemekte dirler. "Enformasyon Toplumu" bilgiye erişimin, yani telekomünikasyon hizmet lerinin yaygın ve ucuz olması ile sağlanacaktır.

Enformasyon

toplumu

ve

telekomünikasyon Avrupa Birliği'ne üye

devletlerin 1998 yılına kadar tüm

hizmetlerinin

serbestleştirilmesine ilişkin karar, "enformas

yon toplumu'na hızla geçişin temel şartı

olarak sunuluyordu. Avrupa Konseyi'nin, bilgi

alanında gerçekleştirilecek altyapıları belir

lemek, topluluğun ve üye devletlerin enfor

masyon toplumuna geçerken gözönünde

bulundurmaları gerekenleri tanımlamak

amacıyla, 1994 yılında hazırlatmış olduğu

Bangermann raporu, Avrupa Birligi'nin

ekonomik umutlarını "enformasyon

toplumu"na endeksleyerek, işbirliklerini ve pazarın serbestleştirilmesini "enformasyon toplumu"na geçişin temel şartları olarak ortaya koyuyor. Devletlere "enfor masyon toplumu"na geçişte büyük sorumluluklar yüklerken, "ulusal taşıyıcıları" özelleştirmeyi öneriyor. Rapora göre:

"Enformasyon toplumuna ilk giren ülke en büyük ödülü kazanacaktır. Onu izleyenlerin gündemini oluşturacaktır. Enformasyon toplumuna girişi geçiştiren ya da kısmi çözüm leri tercih edenler ise on yıldan daha kısa bir sürede yatırımların azalması, işsizlik gibi ciddi sorunlar ile karşı karşıya kalacaklardır."

Enformasyon toplumuna geçişin etkilerini anlayarak ve belirleyerek değişimleri kontrol etmenin Avrupalı yurttaşın yaşam seviyesini yükselteceği, büyüme ve rekabet açısından sunacağı olanaklarla, birleşmeyi sağlayacağını iddia eden rapor, yeni servislerin muazzam potansiyelleri ile üretim, tüketim, kültür ve boş zaman geçirme konularında çok sayıda yeni iş sahası yaratacaklarını da ekliyor.

Telekomünikasyon Ağlan Telekomünikasyon ağları yakın zamana kadar ulusal devletler düzeyinde düzenlenen bir alandı. Ağa hangi cihaz ların bağlanacağından, hangi tür hatların kullanılacağına, ne tür hizmetlerin verileceğinden, bu hizmetlerin fiyatlandırmasının nasıl olacağına kadar, tüm kurallar, ulusal düzeyde belirlenmekte ve yasalarla korunmaktaydı. Tüm bu kurallar belirlenirken de, ulusal güvenlik, sosyal adalet, ulusal sanayi, yerli sermayenin korunması, evrensel hizmet, kamu yaran gibi kavramlar esas alınmaktaydı. Genel olarak telgraf, telefon, teleks hizmetlerini kapsar biçimde kullanılan telekomünikasyon ağlarının azgelişmiş ülkelerdeki tarihine baktığımızda, yapının kurulmasının sömürgecilik dönemine dayandığını görürüz. Sömürgecilerin yerleşim bölgelerinin yakınlarında kurulan ilk telgraf hatları, sömürgeci devletin sömürge topraklarında bir komuta ve kontrol merkezi olarak işlev görürken, öte yandan merkezleri limanlara, madencilik ve tanm alanlarına bağladı, örneğin, Hindistan'da ilk telgraf sistemi İngilizler tarafından kuruldu; isyanların bastırılması ve ana ülke ile iletişimi sağlamada önemli rol oynadı (Mody, 1995). Bilinen anlamı ile sömürge olmayan ancak ticaret ve yatırımlar bakımından sömürgecilere bağımlı ülkelerde ise, genellikle ilk telekomünikasyon yatırımları yabancı yatırımcılar tarafından gerçekleştirildi. Sömürge devletlerin 2. Dünya savaşının ardından siyasi bağımsızlıklarını kazanmasından sonra, pek çok ülkede yeni devletler telekomünikasyon sis temlerini ulusallaştırmaya, yeni ihtiyaçlara uygun hale

getirmeye çalıştılar. Telekomünikasyon sistemleri, sömürge cilerin amaçlarına uygun olarak ya da kar amacıyla tasar lanmış durumdaydı. Örneğin yabancı yatırımcıların kurup işlettiği sistemler, kırsal kesimlere yayılmamış, daha az karlı kent bölgelerine ulaşmamıştı. Yeni devletler için, telekomünikasyonun, bir yandan ulusal gelişme, diğer yan dan ulusal güvenlik açısından önemli olduğunun ve ulusal bir kimlik yaratılması için kullanılabileceğinin farkedilmesi, ulusal laştırma, merkezileştirme çabalan ve ülkenin her yanına ulaşan telekomünikasyon ağlarına yapılan yatırımlarla aynı döneme denk düşer. Yüksek yatırım maliyetlerini, azgelişmiş ülkelerin yerli sermayesinin telekomünikasyon yatırımlarını gerçekleştirebilmesini olanaksızlaştırması, yaygınlaşan sistemlerin birbirleriyle rahatça bağlanabilmesi için bir standardlaşma gerekliliği, devlet aygıtının genişleme si nedeni ile haberleşme gereksiniminin artması ve bunun sübvanse edilmesinin gerekliliği telekomünikasyon sistem lerinin devlet mülkiyetinde olması eğiliminin temel neden leri olarak ele alınabilir. Tüm bunların yanında, azgelişmiş ülkelerde telekomünikasyon alanının, hem kendi kendine hem de diğer haberleşme hizmetlerinin sürmesine yete cek, ayrıca yeni yatırımlan finanse edecek bir gelir kaynağı olarak ekonomik önemi ve istihdam olanakları ile politik açıdan önemi de kısa sürede keşfedildi. Son zamanlara kadar, devlet mülkiyetindeki işletmeler tüm telekomünikasyon hizmetleri ve araçları üzerinde geniş bir tekel oluşturdular. Bu tekel, tüm erişimi ve bağlantıları kon tol ediyor ve yasalarla düzenliyordu. Telekomünikasyon hizmetleri ile posta hizmetlerinin bütünleştiği PTT'lerin tüm araçların sağlanması noktasında yabancı üreticilere bağlıyken, pek çok ülkede de yatınmlar için kurumsal ya da özel kredi ve borçlara tamamen bağımlıydı.

Gelinen noktada, yaşanan teknolojik gelişmeler ve değişimler, telekomünikasyon ağlannı pek çok tartışmanın merkezine yerleştirdi. Bugün, dünya ekonomik sisteminin geçirdiği dönüşümler telekomünikasyon teknolojilerindeki gelişmelerle ilişkilendiriliyor, uluslararası işbölümü telekomünikasyon altyapıları üzerinde yeniden şekilleniyor, telekomünikasyona bağımlılığın düzeyinde ve telekomünikasyon aracılığı ile girilen etkinliklerin dere cesinde niteliksel bir yükselme yaşanıyor (Braman, 1995).

Telekomünikosyan ağlanın gelişmişliği üzerinden geleceğe dair tahminler yapılıyor. Kazandığı uluslararası poli tik ve ekonomik öneme paralel olarak telekomünikasyon sektörü, kuralsızlaştırma, serbestleştirme ve özelleştirme politikaları ile yeniden yapılandırıyor. (Mülgan, 1991,137).

Y eniden Y apılandırma Yeniden yapılandırma politikalarının uygulanmasında politik ve ideolojik tercihlerin, teknolojik gelişmelerin ve ekonomik nedenlerin rol oynadığı söylenebilir. Gelişmiş ülkelerde yaşanan değişimin temeli "enformasyon toplumu" teorisi ile bütünleştirildi. Azgelişmiş ülkelerde ise uluslararası örgütler tarafından hükümetlere ekonomik ve mali sorun larının bir çözümü olarak yeniden yapılandırma politikaları önerildi.

Sektördeki yeniden yapılandırmanın unsurlarını oluşturan özelleştirme, serbestleştirme ve kuralsızlaştırma uygulamaları, kavramsal olarak farklı olsalar da, temel bir iddia çerçevesinde gerçekleştiriliyorlar: telekomünikasyon hizmetlerinin ucuz ve herkes tarafından ulaşılabilir olmalarının sağlanması için rekabete açılması, yani pazarın kurallarına tabi kılınması. Bu iddiaya rağmen aslında bir mantık değişikliğine dayanıyorlar; artık telekomünikasyon hizmetleri tüm yurttaşlara verilen bir kamu hizmeti olarak kabul edilmiyor.

Dünya çapında, tüm devletler telekomünikasyon hizmetlerinin, pazarın kuralları gereği "uluslararası bir ticaret aracı" durumuna getirmeye çalışıyorlar. Bu çaba yeniden yapılandırma politikaları ile ifadesini buluyor; herbiri farklı dönemlerde gerçekleştirilebilen ve yeniden yapılandırmanın farklı boyutlarını etkileyen ve farklı kesimleri ilgilendiren, ama aynı zamanda da birbirleriyle de yakından ilişkili ve birbirlerinin sonuçlarından etkilenen özelleştirme, serbestleştirme ve kuralsızlaştırma politikaları tüm ülkeler tarafından uygulanmaya çalışılıyor.

Özelleştirme

devlet

mülkiyetindeki şirketlerin,

. üretim araçları ya da

etkinliklerinin bir

kısmının ya da

tamamının

özel

şirketlere satılması ya da kontroluna geçmesi olarak

tanımlanmakta. Sadece bu tanımla değerlendirilse bile,

daha önceden devlet tarafından kamu hizmeti niteliğine

verilen pek çok hizmetin yapısal olarak yeniden düzenleni

yor olduğu açık. Serbestleştirme bir tekelin egemen olduğu

pazara, varolan tüm mal ve hizmet sağlayıcıların girebilmesi

için engellerin kaldırılması anlamını taşımakta.

açısından

düşünüldüğünde,

serbestleştirilmiş bir pazarda, hizmet sağlayıcılar fiyat belir

lemede, hizmetlerinin yaygınlığını ve kendi firma stratejileri

ni saptamada serbest olmalılar. Kuralsızlaştırma bu

çerçevede rekabetin pazarın kendi kurallarıyla sürebilmesi

için tüm yasal kontrollann kaldırılması anlamını taşıyor.

Telekomünikasyon sektörünü yeniden yapılandırmak

için bu politikaları uygulamaya çalışan ülkelere baktığımızda,

özelleştirmelerin pek çok ülkede gerçekleştirilmiş olduğu,

serbestleştirme uygulamalarının azgelişmiş ülkelerde

gerçekleştirilmediği, kuralsızlaştırma konusunda ise

telekomünikasyon alanındaki deneyimlerin beklenen

sonuçlan vermemesi nedeniyle pazara yeniden yasal kont

roller getirilmeye çalışıldığı görülüyor (Petrazzini, 1995,16 17).

Azgelişmiş Ülkelerde Serbestleştirme Gerçekleşti ritemiyor...

Gelişmiş ülkelerden bir kısmı telekomünikasyon alanında özelleştirmeleri gerçekleştirebilmiş, kuralsızlaştırmayı uygu lamış ve vazgeçmiş, serbestleştirme konusunda sınırlı adımlar atabilmişken, azgelişmiş ülkelerin özelleştirmeleri ancak iktidarın tek elde toplandığı, baskıcı politik rejimlerde gerçekleştirilebiliyor. Bu durum, yeniden yapılanma poli tikalarının sonuçlaırının herkesin yaşam seviyesinin yük selmesi ve sınıfların yokolması anlamına gelen enformasyon toplumuna geçişe hizmet etmesi bir yana, aksine sınıf çatışımlarının odağına oturduğunu gösteriyor. Çünkü yeniden yapılandırmanın her bir unsurunun uygulanması durumunda etkilenecek farklı kesimler var.

Azgelişmiş ülkelerde özelleştirmeler, bir yandan artan servis fiyatları, işten çıkartmalar, devlete karşı kazanılmış ekonomik ve sosyal hakların işveren değişikliği neticesinde uluslararası sermayeye karşısında yitirilmesi gibi nedenlerle, işçi sınıfının ve yoksulların tepkisi ile karşılaşıyor. Öte yandan hem kamu mallarının satışı anlamına geldiğinden ve hem de ulusal güvenlik gerekçesi ile muhalefet partilerinin, aydınların ve nadiren de olsa askeri bürokrasinin karşı çıkışı ile karşılaşabiliyor. Bu koşullarda mali/ekonomik açmazların bir çözümü olarak uluslararası kredi kurumları tarafından hükümetlere önerilen özelleştirmelerin gerçek

leşebilmesinin, yürütme erkini elinde tutanların karşı çıkışların üstesinden gelebilme yeteneğine bağlı olduğu herkes tarafından kabul ediliyor.

Özelleştirmelere yönelik karşı çıkışların üstesinden gelebilmek ise iktidarı tek elde toplayarak devlet aygıtı için den yükselecek muhalefetin engellenmesini ve çalışanların, sendikaların, yoksul kesimlerin yani nüfusun büyük bir bölümünün, politikaların belirlenmesi süreçlerinden yalıtılmasını gerektiriyor. Daha açık bir deyişle, özelleştirmelerin gerçekleşebilmesi için bir biçimde temsili demokrasinin rafa kaldırılması ya da temsili demokrasinin tüm unsurlarının aynı amaçlar etrafında kendilerini seçenlere karşı bütünleşmesi gerekiyor.

Özelleştirmelerin gerçekleştirildiği durumlarda pazarın serbestleştirilmesi ise, doğal tekeli satın almış olan özel firma ile hükümet arasındaki pazarlığın sonucuna bağlı. Azgelişmiş ülkelerin ekonomik koşulları ve telekomünikas yon yatırımlarının sermaye yoğun karakteri, özelleştirme den sonra pazarı başka firmaların rekabetine açacak serbestleştirmelerin doğal tekeli satın alan uluslararası fir maya rağmen yapılmasını olanaksız kılıyor. Sonuç olarak, PTTIerin yabancı şirketlere ve kurumsal ya da özel kredi ve borçlara bağımlılığı, yeniden yapılandırılan telekomünikas yon hizmetlerinde katmerleniyor ve ulusal politikalarda yabancı sermaye neredeyse tek belirleyici durumuna geli yor.

öyleyse...

Sektördeki yeniden yapılandırmanın iddia edilen bütünsel amaçlarına ulaşabilmesi, yeniden yapılandırma poli tikalarını uygulamaya çalışan ülkelerdeki deneyimlere bakıldığında olanaksız görünüyor. 1980'lerden bu yana uygu lanan özelleştirme, serbestleştirme ve kuralsızlaştırma adı altındaki uygulamalarla iddia edildiği gibi telekomünikasyon hizmetlerinin yaygınlaşmadığı ve ucuzlamadığı, yeni istih dam alanlarının açılmadığı rahatlıkla söylenebilir. Zaten özelleştirme taraftarlarının başlangıçtan beri temel tezleri, hükümetlerin ulusal telekomünikasyon işletmecisi ya da "ulusal taşıyıcı" olarak tanımlanan kamuya ait kurumlarda çok fazla insan istihdam ettiği, bu durumun servis ücretlerine yansıdığıdır. Yani ulusal taşıyıcıların özelleştirilmesi ile "fazla" istihdam sorunu çözülecek, böylece telekomünikasyon hizmetlerinin yaygın ve ucuz olmasını sağlanacaktır. Bunun anlamı aynı zamanda bir işsizlik sorununun başgöstermesidir ki: bugün gelişmiş ya da azgelişmiş ülkelerde yaşanan en ciddi sorunlardan biri, çalışabilir nüfus içinde işsizlerin oranının

yükselmesidir. Bunun yanında yabana sermayeyi çekmek için çalışanların emeklilik süresinin uzatılması, sosyal haklarının kısıtlanması, önceki dönemlerde kazanılan pek çok hakların iptaline gidildiği de bilinen bir gerçektir. Yeniden yapılandırma politikalarının doğrudan çalışanların hedef alan sonuçları, bu politikaların sınıfsal içeriğini net olarak ortaya koymaktadır. Uygulamaları bile devlet tanımında ve bağımsızlık ilkesinin içeriğinde ciddi değişimleri gerektiren yeniden yapılandırma uygulamalarının beklenen ve iddia edilen hedeflere ulaşmadığı gözönüne alındığında, Türk Telekom'un özelleştirilmesine çok az zaman kala, özelleştirme sonrası yaşanacak sorunlar hakkında ipuçları edinilebilir.

KAY NAKÇA

BARRERA E. "State Intervention and Telecommunication in Mexico

"Journal of Communication, Autumn, 1995/vol. 45

BAUR C, The Foundation of Telegraphy and Telephony in Latin

America".

DRUCKER, Peter F., Kapitalist Ötesi Toplum, İnkılap Kitabevi, İstan

bul 1993. ERHAT, Azra, Mitoloji Sözlüğü, Remzi Kitabevi, İstanbul, 1989.

—N ( 31

GERAY, H., Yeni İletişim Teknolojileri: Toplumsal Bir Yaklaşım,

Ankara, I994.

Mac BRIDE S., "Bir Çok Ses Tek Bir Dünya", Unesco Türkiye Milli

Komitesi Yayını, I993.

MULSAN, S. 1, Communication and Control: Networks and the

Ne Economics of Communication, The Suilford Press, London, 1991.

OSKAY, Unsal, "Söylencenin Tarihsizimi ve İnsan İle İnsan ve Sistem

ile Doğa Arasındaki Temel İlişkinin Hep Efendi Köle İlişkisi Olarak

Kalması", Varlık Dergisi, No: 1015, Nisan 1992.

PETRAZZINI B. A., The Political Economy of Telecommunications

Reform in Developing Countries, Praeger Pub., London, 1995.

NOTLAR

1 Bangermann Raporu diye bilinen bu rapor, 1993 Aralık ayında Brüksel toplantısında alınan bir karar gereği, 24 25 Haziran 1994te gerçekleştirilen Corfu toplantısında sunulmak üzere hazırlanmıştır. Bir grup uzman tarafından hazırlanan rapor, "Avrupa ve Küresel Enformasyon Toplumu; Avrupa Konseyi'ne Öneriler" başlığını taşımaktadır.

2 Son iki yıldır Fransa'da ve Belçika'da yaşanan genel grevler doğrudan yeniden yapılandırma politikalarını hedeflemektedir. İngiltere'de de 15 yıldır uygulanan özelleştirme politikalarına yanıt, iktidarı değiştirerek verilmiştir.