Elektrik Mühendisliği · Sayı 159-160 · Mart-Nisan 1970
ORTAK PAZAR TUZAĞI
Enerji politikası, piyasa ve özelleştirme Görüş ve değerlendirme
- Yıl
- 1970
- Sayfa
- 6
- Okuma süresi
- 13 dk
- Görüntülenme
- 0
Konu
Enerji politikası, piyasa ve özelleştirme
İlgili: Sanayi, teknoloji politikası ve kalkınma, Toplum, demokrasi ve emek
Anahtar kelimeler
- Ortak Pazar
- Adam Smith
- David Ricardo
- gümrük birliği
- Osmanlı ekonomisi
- işbirlikçi burjuvazi
Özet
Yazar, Türkiye'nin Ortak Pazar'a girme tartışmasını tarihsel ve teorik bir perspektiften ele alarak, klasik ekonomi teorilerinin (Smith, Ricardo) Türkiye gibi az gelişmiş ülkeler açısından bir tuzak oluşturduğunu, gerçek çözümün ağır sanayileşme ve adil bir toplumsal düzen kurmakta olduğunu savunuyor.
Tam metin
Metin PDF'ten otomatik çıkarılmıştır; tablo, şekil ve formüller eksik ya da hatalı olabilir. Özgün dizgi için PDF'e bakın.
Ortak Pazar Tuzağı
ERGİN GÜNCE
GİRİŞ
Ortak Pazar Anlaşması, «altılar» denilen, Fransa, BatıAlmanya, İtalya, Hollanda, Belçika ve Lüksemburg arasında 25 Mart 1957 tarihinde ROMA'da im zalandı. II. Dünya Savaşının bitişinden 12 yıl sonra imzalanmış olması, bu ortaklığın savaşın sonuçlarından biri olduğu gerçeğini değiştirmez. Savaşla Ortak Pazar arasındaki ilişkiyi bilmiyenler, emparyalizmin bu yeni tuzağını da baştan yanlış değerlendireceklerdir.
II. Dünya Savaşı Avrupalı sömürgecilerden çoğuna önemli darbe indirdi. İngiltere hariç emperyalist Avrupa, sömürgelerinden kısmen ya da tamamen çekilmek zorunda kaldı. Gene bu savaşta «altılarsın hepsi «düşman çizmesi altında çiğnenmiş» oldular. Birbirlerini çiğnediler, başkalarını yardıma çağıra rak birbirlerini çiğnettiler.
Ancak, bir büyük savaşta yakılıp yıkılmakla, çiğnenmekle kalsalar Ortak Pazarı kurmayabilirlerdi. Nitekim, I. Dünya Savaşından da ezik bir kara Av rupası çıkmıştı. Fakat böyle bir Pazar kurulmamıştı. Öyleyse ana sorun savaşın yıkıntısr değildir. Ana sorun savaşın sömürgeleri alıp götürmesidir. Çünkü I Dünya Savaşı sömürgeleri «altıların» bir kısmından almış, ötekilere vermişti. Son savaş ise altıların tümüne sömürge kaybettirdi.
Avrupa, yeni sömürgeler elde edecek bir duruma geçmek zorunda ve ha yalinde yıllar geçirdi. Dünya değişmişti, sömürgelerin bir kısmı (mesela Hollan danın sömürgesi Endonezya, Fransanın sömürgesi Çin Hindi ülkeleri, Almanya nm Afrika'daki sömürgeleri, Belçika'nın Kongo'su, İtalya'nın Habeşistan'ı ve Libya'sı) şu yada bu ölçülerde bağımsızlıklarını elde etmişlerdi. Bunları bir daha elde etmek hayaliyle oyalanmak yerine kıta Avrupasının bu emperyalist ülkeleri yeni bir sömürge mekanizması kurma denemesine giriştiler. İşte Ortak Pazar bu denemenin örgütlenmesidir.
ORTAK PAZARIN DAY ANDIĞI TEORİ
Ortak Pazar, ekonomi biliminin kuruluşundan beri varolan iki temel fikre dayanır. Bunlardan ikisi de verimlilikle (prodüktiviteyle) iligilidir. Birinci fi kir verimliliğin işbölümüyle ilişkisini anlatır. Adam Smith'in 1776 yılında ya yınlanan Milletlerin Zenginliği adlı ünlü kitabı bir işletme içinde iş bölümünün verimliliği arttırdığını çeşitli örneklerle anlatmaktaydı. Bir işletme için doğru olan «iş bölümü verimliliği arttırır.) ilkesi bir millî ekonomi için de, uluslararası ekonomi için de doğrudur. Adam Smith böyle düşünüyor. Eğer her ülke mut lak bir üstünlük sahibi olduğu alanda uzmanlaşmak yolunu tutar ve böylece
İJ
bir uluslararası iş bölümü kurulursa bundan hem kendisi hem de onunla alış verişte bulunan diğer ülkeler kârlı çıkacaklardı.
Adam Smith'in ikinci temel fikri, iş bölümünün piyasanın genişliğine bağlı olduğunu belirtmektedir. Piyasa ne kadar genişse iş bölümü o kadar kolay ger çekleşir. İşbölümü geliştikçe de verimlilik artar. Üretim güçleri gelişmiş olur, millî gelir artar. Bir ülkenin zenginliği komşusunu da zengin eder. Böylece iş bölümü ülkeler arası ticareti, ülkeler arası ticaret de piyasayı genişleteceği için hem mili hem de milletlerarası planda bir kalkınma spirali başlar. Eğer devlet, kaba müdahaleleri, gümrük duvarlarıyla sistemi kösteklemezse bütün uluslar zengin (bugünkü ekonomi diliyle «kalkınmış») olurlar.
Adam Smith'in bu düşünceleri uzun yıllar aksiyomlar olarak kabul edil miştir. Oysa son 200 yılın iktisat tarihi bu aksiyomları yıkacak olaylarla dolu. Bir kere bazı devletler serbest ticaret tarafından yıkılıp gitmiş, sadece nisbî olarak değil mutlak olarak da yoksullaşmalardır. Hindistan ve Osmanlı İm paratorlukları bunun en güzel örnekleridir. Hindistanm İngiltere tarafından ne hale getirildiğini uzun uzun anlatmayı gerekli görmüyoruz. Osmanlı İmpara torluğuna Adam Smith'in ettiği oyunu, konumuzun tarihi köklerini araştırırken ele alacağız.
Adam Smith bir çeşit geometri kurdu. Aksiyomlarını kabul etmekle so nuçlarını kabul etmeğe hükümlü olursunuz. Bu geometriyi David Ricardo da ha da «inceltti». Yalnız mutlak üstünlüğün değil nisbi üstünlüğün de uluslar arası uzmanlaşmada «kalkınma spirali» yaratacağını «ispatladı». Buna göre bir ülke hem tarımda hem de sanayide diğer bir ülkeden daha üstün durumda olabilir. Örneğin, bugünkü Batı Almanya bugünkü Türkiye'den tarım alanında da üstün, sanayi alanında da üstündür. Böyle bir durumda uzmanlaşma nasıl olacak? Ricordo'ya göre, her ülkeyi kendisiyle kıyaslıyacağız, eğer Almanya kaynaklarının tümünü sanayiye ayırdığında tarım üretiminin 3 mislini, Türkiye bütün kaynaklarını tarıma ayırdığında sanayi üretimini 2 mislini elde edebili yorsa bu takdirde Almanya yalnız sanayide, Türkiye yalnız tarımda üretim yap malıdır. D. Ricardo, basit aritmetik hesaplarla bunu «ispatlamıştır.»
David Ricardo Siyasal Ekonominin ve Vergiciliğin İlkeleri adlı kitabını 1817 yılında yayınladı. Kitabında Portekiz ve İngiltere örneklerini kullanır. Bi rinci ülkeyi tarımda, ikinci ülkeyi sanayide uzmanlaştırır. Modele, göre her iki ülkede kalkınacaktı. Bugün, üstelik sömürgeci olmağa devam ettiği halde Por tekiz az gelişmiş ülke sayılmaktadır. Smith Ricardo reçetesi Avrupalı bazı ülkele re bile iyi gelmemiştir.
Ortak Pazarın erdemlerine inananlara sorarsanız sorun bizim koyduğumuz kadar açık ve «basit» değildir. Bize kalırsa suyu bulandırmak ve Ortak Pazarın teknik sorunlarını sıralayarak özüyle ilgili sorunları gölgelemeğe çalışmak za rarlı bir tutumdur. Gerçekten de Ortak Pazarın, bu konuda görüşmelere katı lan bazı uzman ve diplomatlarımızın içinden çıkamadıkları teknik ayrıntıları vardır. Ancak, bunlarla oylanmak, «ağaçları sayarken ormanın farkına vara mama» yanılmasına düşmekten farksızdır. Aslında bu gibi uzman ve diplo matlarımız, belki de, işin özünü kavramağa yanaşmadıkları için konunun tek nik ayrıntılarında karanlık kalıyorlar.
KONUNUN TARİHSEL KÖKLERİ
Tarihin önemi günümüzü de içine almasındandır. Bir başka deyimle tarih daima «aktüel» bir sorunla ilgili olduğu yanıyla ve ilgili olduğu kadarıyla önemlidir.
Madem ki bir Osmanlı imparatorluğu batmıştır o halde bu batışın tarihi günümüz açısından da önemlidir. Çünkü batanın yerine sağlam bir yapı konu labilmiş değildir.
Osmanlı düzeni, yalnız, çağdışı bir yapıda direndiği için batmış değildir. «Çsğdaş olmayı, batılı olmayı» tersinden anlayan, çeki düzen vermekle devrimi karıştıran Tanzimatçı kafa yüzünden batmıştır.
1839 yılında Tazminat Fermanı okundu. Bunu her kitap yazar. Her kitabın yazmadığı, bundan daha önce, 1838 yılında imzalanan Türk İngiliz Ticaret Anlaşmasıyla bir «ortak pazara» kâtıldığımızdır. Tıpkı Lozan Anlaşmasında ka pitülasyonların kaldırıldığını her kitabın yazması, fakat gümrük istiklâline ka vuşamadığımızı pek az kiîabın yazması gibi...
1838 Anlaşması Osmanlı iç ticaretini İngilizlere açıyordu. Osmanlı dış ti careti İngilizlerin Türkiye'yi bir pazar halinde sonuna kadar sömürmesine im kân verecek biçimde düzenleniyordu. (Bu Anlaşma konusunda bilgi için, Erdo ğan Başar'ın Sosyal Adalet, yıl 1964 sayı 9 içindeki «Feodal Bir İmparatorluk tan Bir Yarı Sömürge Haline Geçiş Süreci» adlı yazısına ve o yazının so nundaki kaynaklara başvurulabilir.)
Bu Anlaşma sonunda yerli zanaatlar, ingiliz sanayinin yüksek verimliliği ve düşük fiyatları karşısında kaldı ve çöktü.
Bu anlaşma en az kapütülasyonlar kadar önemlidir. Kapütülasyonlar bu günkü ikili anlaşmalara benzer, 1838 anlaşması ise Ortak Pazara girişimizi an dırıyor.
TÜRKİ Y E ORTAK PAZARA Gİ RMESİ N M İ ?
Türkiye Ortak Pazara girmezse kendisine yeni pazarlar bulmak zorunda dır. Türkiye Ortak Pazara girmediği takdirde, hiç değilse kısa dönemde, zarar eder. Ortak Pazara girilmesi görüşünü savunanlar da zaten bu noktaya parmak basıyorlar. «Üzümümüzü, pamuğumuzu, incirimizi, fındığımızı, portakalımızı kime satacağız, tütünümüzü, salyongozlarımızı, derilerimizi satamazsak ne ya parız?» diyorlar. Bu, ihracaatçının endişesidir. Fakat asıl sorun mal ihracatı noktasında toplanmıyor. Asıl sorun el emeği (iş gücü) ihracıdır ki geçen yıl Türkiye'ye 140 milyon dolar dolaylarında döviz sağlamıştır. Bu miktar klasik ihraç mallarımızdan sağlanan dövizlerin yarısı kadardır. Üstelik el emeği ihra cı ülkemizin her gün biraz daha ciddileşen «istihdam» sorununu hafifletiyor.
Bilindiği gibi bugün Ortak Pazara bir çeşit aday üyeyiz. Bu bile bize bir takım çıkarlar sağlıyor. Konuya kısa devreli tüccar kafasıyla bakacak olursak Ortak Pazara girmemekle zararlı çıkarız.
Ancak, Ortak Pazara girmekle de zararlı çıkarız. İşte zaten Ortak Pazarın bir tuzak olması da bu noktadan ileri geliyor. Türkiye bugünkü kalkınma hızı ve yönelişiyle önümüzdeki 30 yıl içinde bir sanayi ülkesi olamaz. Montaj sa nayiinin sahte bir sanayi olduğu, bir çeşit ithalat olduğu gözönüne alınırsa
Elektrik Mühendisliği 169 160
yıllık sanayi kalkınma hızının yüzde 2 oranını aşmadığı, yüzde 7 olarak pro pagandası yapılan kalkınma hızının sanayileşmeyle ilgisi olmayan inşaat ve hizmetler sektöründeki şişkinliklerden ileri geldiği bilinmektedir. Olsa olsa tarıma dayalı sanayi dallarında (hafif sanayi) bir gelişim gösterebilir ve Ortak Pazara yiyecek ve içecek maddeleri satabilecek bir sanayi kurarız.
Adam Smith ve Davit Ricardo reçetelerine göre, hafif sanayide uzmanlaşmış oluruz. Bu ise Türkiye'nin sorunlarını çözecek sağlam bir sanayi toplumu kur mak demek değildir.
Gerek ham maddelerin, gerekse hafif sanayi ürünlerinin fiyatlarıyla ağır sanayi ürünlerinin fiyatlarını karşılaştıran ve iktisatçıların «fiyat makası» adı nı verdikleri bir gösterge vardır. Birinci guruba giren malların fiyatları 1952 1968 döneminde % 30 düşmüş, buna karşılık ağır sanayi ürünleri fiyatları, aynı dönem içinde, ı% 15 artmıştır. Başa bir deyimle «fiyat makasının» ağzı gittikçe açılmaktadır. Bu eğilimin ilerde de böyle devam etmemesi için sebep yoktur. Bundan çıkacak pratik sonuç ise açıktır: Türkiye aynı miktar döviz sağlamak için her yıl ihracatını % 2 civarında arttırmak zorundadır. Bir dik törtgen hiperbol üzerinde bulunmaktayız. Bir de ticaret bilançosu açığını ka pamak zorunluğumuz vardır (yılda ortalama 250 milyon dolarlık bir açık). Bu açığın kapatılması da. iç üretim seviyemizi ve ihracatımızı kolayca arttı rabildiğimizi varsaysak bile, gene fiyat makasına takılacaktır.
Çözüm, millet olarak tüketim seviyemizi asgariye indirmek, ağır sanayiyi kurmaktır. Günlük dilde «kemerleri sıkma» politikası olarak adı geçen du rumu kabullenmek zorundayız. Ancak, milleti kemer sıkmağa razı edebilmek, herşeyden önce «zahmetin adıl dağılımı» şartlarını zorunlu kılar. Bazıları en lüks hayat şartlarını yaşarken, diğerleri kemerleri sıkmaz.
ORTAK PAZARA Gİ RMEMİ ZDEN KÂRLI ÇIKAN Y OK MU?
Ortak Pazara girmemizde mutlak olarak kârlı çıkacak bir sınıf vardır. Bunlar aracılar, satıcılar ve reklâmcılardır. Bir kelimeyle «işbirlikçi burjuva zi» bu işten kârlı çıkacaktır. Şimdi ana sorun bu sınıfın çıkarlarıyla, bu sını fın dışında kalan insanların çıkarları arasında bir tercih yapmakta toplanyor. Türkiye'nin bütün gümrük duvarlarını kaldırması, hata sevap bütün fabrika ların kapatılması gibi çok ters bir durumdan bile kârlı çıkacak insanlar bu lunduğunu unutmayalım. Konu, bu insanların kârlılığını millî politika olarak sunmamak sorusudur. Bu ise ülke çapında bir genel politika, bir devrim soru nudur. Karar mekanizmasından bu sınıfı uzaklaştırmak sorunudur.
Sonuç olarak şunu belirtmeliyiz ki, Ortak Pazar sorunu bugünkü düze nin ve bugünkü emperyalizmin elbirliğiyle yarattıkları ve her iki şıkkı da Türkiye'deki halk çoğunlnuğunun aleyhine olan bir sorundur. Kurtuluş yolu, bu sorunu çözmek değil ortadan kaldırmaktır. Bunun tek şartı ise ağır sa nayi kurmakta çıkarı olan sınıfların karar mehanizmasına gelmesine imkan verecek politik yollan araştırmaktır.
Önemli olan halkın hayatını ve hayat felsefesini doğru biçimde kavrayan araştırmalarla ona önderlik etmeğe layik olmanın yollarını bulmaktır. Bu gün, birçok genç devrimci bu noktaya gelmfştir. Ortak Pazar sorununun da, daha yüzlerce sorununda kökü bu noktadan ileriye doğru hareket çevikliğine bağlı bulunmaktadır.
'
Elektrik Mühendisliği 189 İ60
Görüşler
Bundan böyle bu sütunlarda üyelerimizin hepimizi ilgilendireceğini umduğumuz görüşlerini bu lacaksınız. Amacımız bize çelen mektuplar arasmda ilginç olanlarını size duyurmak olduğu gibi, elektrik mühendislerinin fikirlerini ve ortak sorunlarım dile getirebilecekleri ve tartışabilecekleri bir ortamın yaratılmasıdır.
Elektrik Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu'na
16. Genel Kurul Elektrik Mühendisleri top luluğunun olağanüstü devrimci aşamaya ulaş masıyla sonuçlandı. Hemen ardından diğer kar deş odaların bir biri ardı sıra aynı çizgiye ulaş malan ise yıllardır bu günlerin özlemini çeken geniş bir mühendis kitlesine yeni atılımlar İçin güç kazandırdı.
Genel Kurul çalışmalarının, Oda yönetimine bugüne dek hakim tutucu kanatla, İlerici fikir lere sahip kanadın mücadelesine sahne olacağı çok önceden bilinmekteydi, billnmiyen hangi ka nadın galip geleceği idi. Bu arada şunu da kay detmek zorunluğu varki eski yöneticilerin tu tumları, her hali ile çağ dışı dar görüş ve dü şünüşe sahip olduklarını, bu kafa yapısındaki yöneticilerin bir istisnası ile 16. Genel Kurul da bir varlık gösteremiyeceklerlni çok önceden işaret etmekteydi. Kısaca, toplumsal gelişmele re sırt çevirmiş, siyasi, ekonomik, askeri bağım lılığın cenderesinde bir türlü kalkınma yoluna girememiş bir ulusun teknik adamları oldukla rını unutmuş yöneticilere yol göründüğünü Ge nel Kurul öncesi görmemek için kör olmak ge rekirdi.
Eski yönetim kurulu üyelerinin kişiliklerine saygı ve sevgimiz vardır. Bizim burada değin mek istediğimiz konular kişisel davranışların üzerinde ve fikri plândadır. Elbette bu kişiler kendi görüg açılarından topluluğa yararlı olma yı amaç edinmiş olabilir, ancak izledikleri yol onları tarihi gelişmeye ters düşürebilir. Tamamı yüksek öğrenim yapmış seçkin ve etkili potan siyele sahip bir topluluğun tek örgütünü yönet mek için salt iyi niyet yeterli olamaz. İyi niyet mutlaka çağdaş sosyal görüşlere ve gelişmelere paralel yöntemler ve uygulamalarla desteklen melidir. Gelecekte yapılması gerekli atılımların sağlam temele oturtulabilmesi öncelikle geçmi şin objektif eleştirisinin yapılması ve aksaklık lann tam olarak ortaya çıkarılmasıyla mümkün dür. Eski yöneticileri eleştirmenin bir kişisel çe kişme olmadığı kanısındayız.
Flektrü Mühendisliği 159 160
Türk mühendisleri sanayi devrimini çok ön ceden yapmış, gelişmiş ülkelerin sömürü paza rı olan yurdumuzu ve ezilen halkımızı bir an önce bu durumdan kurtarmak ve çağdaş olgula ra paralel bir yaşantıya kavuşturmak yolunda üzerlerine düşen ağır sorumlulukları gerçek çeh resiyle kabullenmek zorundadır. Teknik ele manların özellikle mühendislerin ulusal kaynak ların kullanılmasındaki etkili yerini çok önceden gören ve şu sırada ortak pazar ihaneti içinde olan siyasi güçler bu kitleyi ulusal sorunlar üzerine eğilmekten, bir varlık olmaktan alıkoy mayı ustalıkla başarmışlardır. Bir yövmiyeli personel kararnamesi, bir Mühendis Odalarj ka nunu, bu düşüncemizi doğrulamaktadır.
Artık anlaşılmıştır ki ulusal plânda sorunları ele alacak, milli sanayi için savaşacak türk tek nik adamının bir çalışma güvenliği, bir sendikal hakkı, bir dayanağı yoktur. Bu yolda nice de ğerli meslekdaşımjz kıyıma uğramış, kahredil mıştlr. Ama bu süreç bir 16. Genel Kurulu ya ratmış, düne kadar koyu bir karanlığın içinde yerinde sayan teknik adamlar giderek diğer dev rimci güçlerle birlikte tüm ulusu aydınlatacak ışığı yakmıştır.
Ulusumuzun mutlu yarınlara ulaşması yolun da teknik adamlarımızı köstekliyen konu yuka rıda da değindiğimiz ÇALIŞMA GÜVENLÎGÎ' dlr. Bu güvenlikten yoksun kişilerin ilk eylem de kıyıma uğramaları olağandır. Bu nedenle, 16. Genel Kurul ÇALİŞMA GÜVENLlĞI'ni sağlaya cak tek yol olan SENDİKALAŞMA konusunda yeni seçilen saygıdeğer Yönetim Kuruluna DES TEK direktifi vermiştir. Kamu yararına eylem için öncelikle çalışma güvenliği gerektiği, aksi ne bir tutumun yani sendikasız dağınık çalışma ların birçok değerli kişilerin etkili olamadan kı yılması sonucunu doğuracağına şüphe yoktur. 16. Genel Kurulun ilerdeki büyük zaferlerin müj decisi olduğunu bir kez daha belirtmek mutlu luğu içindeyiz.
Sait Sun ıa
GÖRÜŞLER .. .
Elektrik Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu'na 31 mart 1970 tarihinde elime geçen, Odamı zın Şubat 1970 Elektrik Mühendisleri Mecmu asındaki Yönetim Kurulu'nun «Aramızda» baş lıklı açıklamasını dikkatle okudum :
1) Manifesto edası taşıyan açıklamada sık sık kullanılan «devrimci», «tüm devrimci» ve «devrimci çaba» gibi ifadelerden Atatürk dev rimlerinin mi, yoksa başka bir devrimin mi kas tedildiğinin kesinlikle belirtilmesini,
2) Ast Tiyatrosu grevine, Elektrik Mühen disleri Odasını «devrimcilerle beraberiz» sloganı altında hangi yetki ile soktuğunuzun bildirilme sini,
3) Onaltı yıldır Oda'ya sağ ve sol hiçbir politika sokulmadığı halde meslek Odamızın «DEVRİMCÎ POLİTİKA» ya itilmesinin kuruluş kanunumuz ve yönetmeliklerimiz muvacehesinde izahını ve suallerimin tarafıma yazılı olarak cevaplandırmasını önemle ve acilen rica ederim.
M. Nad Tuncer
Sayın Naci Tuncer,
Yönetim Kurulumuz 1 Nisan 1970 tarihli mek tubunuzu büyük bir dikkat ve ilgi ile incele miş bulunuyor. Mektubunuzda dile getirdiğiniz soruların bazj başka üyelerimizde de uyanmış olabileceğini düşündüğümüz içindir ki, bu ceva bımızı mektubunuzla birlikte dergimizde de ya yınlamaya karar verdik.
1 — «Aramızda» yazısı Yönetim Kurulumu zun bu yıl neler yapmak istediğini açıklaması bakımından elbette ki bir bildirge niteliği taşı yordu ve öyle olması gerekirdi. Ancak sizin "bil dirge sözcüğü yerine İtalyanca bir kelime kul lanmış olmanızı yadırgadık. Olsa olsa bu birta kım malûm çağrışımlar yaratmak istediğiniz için olsa gerek.
2 — Bugün Türkiye'nin içinde bulunduğu ekonomik ve toplumsal çıkmazı azjcık incelemiş olan bir kimsenin devrim sözcüğü üzerinde bir takım kısır polemiklere girmek istememesi ge rekir.
Biz, Atatürk Devrimini «yüzeyde kalan, hal kın benimsemediği şekilci bazı üst yapı değişik likleri» olarak tanımlamıyoruz.
Bu nedenledir ki, Atatürk devriminin, bit mek şöyle dursun, daha başlamadan, şu veya bu şekilde Türkiye'deki egemen sınıfllar tarafından yozlaştınldığı kanısındayız. Bu konuda özellikle 27 Mayıs 1960 dan sonra kavuştuğumuz özgür lük ortamının bize kazandırdığı birçok kitap vardır.
3 — 6235 7303 sayılı Türk Mühendis ve Mi mar Odaları Birliği Kanununun 2. maddesinitı b fıkrası, odaların görev ve faaliyetlerini şöyle tanımlar :
Madde 2/b «Ammenin ve memleketin men faatleri, meslekin İnkişafı, meslek mensuplarının hak ve selâhiyetleri bakımından lüzumlu gör düğü bütün teşebbüs ve faaliyetlerde bulunmak».
Bu açık ve kesin ifade dikkatle okunursa gö rülür ki, odalar, kamunun ve ülkenin çıkarları bakımından lüzumlu görülen bütün çalışmalarda bulunmaya yetkilidirler, hatta görevlidirler. Kal dı ki, Türkiye'de mühendisler, bütün geri bıra kılmış ülkelerde olduğu gibi, bir aydın zümre olarak yurt sorunlarına sahip çıkmaya ve bun lara çözüm getirmeye mecburdurlar.
Saygılarımızla Yönetim Kurulu
ü!
ÇANKIRI BELEDİYE BAŞKANLIĞINDAN
jTj
Belediyemiz Elektrik Su ve İşletmeleri Müdürlüğünde vazife görmek üzere 7
III
8 dereceden bir elektrik mühendisine acilen ihtiyaç vardır. 10195 sayılı kararname ve iş kanununun her türlü amir hükümleri yerine getirilecektir.
İ
İsteklilerin Çankin Belediyesine başvurmaları rica olunur.
ili
Elektrik Mühendisli&l 159 160