Elektrik Mühendisliği · Sayı 217 · Ocak 1975
TÜRKİYE'DE TELEVİZYON UYGULAMASI ÜZERİNE
Haberleşme, telekomünikasyon ve yayıncılık Görüş ve değerlendirme
- Yıl
- 1975
- Sayfa
- 5
- Okuma süresi
- 14 dk
- Görüntülenme
- 0
Konu
Haberleşme, telekomünikasyon ve yayıncılık
İlgili: Mevzuat ve hukuk, Toplum, demokrasi ve emek
Anahtar kelimeler
- TRT
- televizyon yayıncılığı
- kitle haberleşmesi
- emperyalizm
- program ithalatı
- Amerikan tekelleri
Özet
Yazı, Türkiye'de televizyonculuğun uluslararası haberleşme sistemi içindeki yerini ve TRT'nin yayın politikasını, kaynak dengesizliği ve program ithali üzerinden eleştirel biçimde ele alıyor.
Tam metin
Metin PDF'ten otomatik çıkarılmıştır; tablo, şekil ve formüller eksik ya da hatalı olabilir. Özgün dizgi için PDF'e bakın.
türkjye'de televizyon uygulaması
İİ1BIIIIID U/^|f| IHIfl
l^K* ~^M Bv IM
Türkiye'de radyonun yaklaşık 50, televizyonun ise 7 y ı l l ı k bir geçmişi var. Türkiye Radyo Tele vizyon Kurumu'nun kuruluşundan bu yana geçen 10 y ı l içinde radyo ve televizyon şebekesini geliştirmek amacıyla çaba harcanıyor. Bütün bu çabalara karşın radyo ve televiz yonumuzun, nicelik yönünden yakın komşularımızın düzeyinde bile ol madığı görülüyor. Aslında bu i k i kitle haberleşme aracının, Türk toplumunun genel geribırakılmışlık çerçevesi içinde bir yere oturması olağan. Her ne kadar bir il radyo su spikerinin stüdyoda yapılan ni şan töreninin naklen yayınlandığı ve bu naklen yayınlama işini de bu il radyosu müdürünün üstlendiği^ günlerden bu günlere gelinmiş ol sa da, radyo ve televizyonumuzun nitelik yönünden de oldukça geri bir durumda olduğu söylenebilir.
Son yıllarda TRT içinde ve dışın da bütün dikkatler TV'ye yöneldi. Herkes kendince birşeyler bekli yor TV'den. Ve TV şebekesi h ı z l ı bir şekilde gelişiyor. TV'nin bu gün içinde bulunduğu duruma ana çizgileriyle değinmekte yarar var. Üstelik, TRT'nin deyimiyle " p ı r ı l p ı r ı l renkli televizyona" kavuşma hazırlıklarının tezgahlandığı bir sırada böyle bir değerlendirme yapmak ayrıca zorunlu da. Sorunun çok yönlü oluşu, öncelikle iki sorunun yanıtlanmasını zorunlu kılıyor: 1. Türk televizyonu bu gün nasıl bir uluslararası haber leşme sistemi içinde yer almakta dır?, 2. Türk televizyonunun ulu sal düzeydeki yayın ve programla rının belirgin özellikleri nelerdir?
llVfllIP
"
i ^ i l 'Îİfl
"""""J
Kitle Haberleşmesi ve Amerikan İmparatorluğu
Özellikle gelişmekte olan ülkeler açısından bakıldığında, genel o larak kitle haberleşmesinin, özel olarak da televizyonun içinde yer aldığı bugünkü "dünya haberleşme siste minin şuözellikleri göze çarpıyor2 ,
1. Endüstrileşmiş ülkelerle, geri bırakılmışlıktan kurtulma çabası içinde olan ülkeler arasında kay naklar açısından büyük bir denge sizlik var. Her türlü bilginin ü retimi ve dağıtım.1 için gerekli olan maddi ve ussal kaynaklar, e konomik, askeri ve siyasal gücün yoğunlaştığı b e l i r l i merkezlerde toplanmış. Haberleşme kaynakları nın dağılımı, nüfusun yeryüzüne dağılışı ve halkların bilgi gerek sinmeleriyle şaşılacak denli oraıtısız.
2. Kaynakların dağılımındaki denge sizliğe bağlı olarak, haber ve bilgin in akışı yönünden de bir dengesizlik
Elektrik Mühendisliği 21 7
var. Endüstrileşmiş ülkeler le (dünya nüfusunun 1/3'ü) üçüncü dünya ülkeleri arasın daki haber ve bilgi akımı, birincilerden ikincilere doğ ru en az yüz kat daha fazla. Bu tek yönlü trafiğin en ti pik görünümü ise TV program larında ortaya çıkıyor. Ha berleşme teknolojisindeki ge lişmeler bu dengesizliği gi derek artırmakta.
3. Nicelik yönünden görülen bu özelliklere bağlı olarak, bugünkü dünya haberleşme sah nesine damgasını vuran bir ü çüncü özellik de, haberleşme içeriğinin, geri kalmışlık tan kurtulma savaşı veren halklar için gereksiz, uyuş turucu ve zararlı bir nitelik kazanmış olması. Özellikle TV programlarında görülen bu du rum, ulusal kültürlere yaban cı, ussal olmayan harcama a lışkanlıklarını ve tüketim şartlanmasını kamçılayıcı, toplumsal gerçekliği çarpıtı cı ve kurulu düzenle uyum sağ lamaya yönelik nitelikte bir içeriği yaymaya ve yerleştir meye hizmet ediyor. Böyle bir durumun, ulusal toplumların içinde ve dışındaki belirli çıkarlarla uyum halinde oluşu, bu gidişi değiştirmeyi ve sı nırlandırmayı güçleştiren başlıca etken.
4. Kitle haberleşmesinin dün yadaki bugünkü durumunun bir başka özelliği, her ülkenin toplumsal sisteminin, kitle haberleşme araçlarının işle yişi açısından temelde bazı farklılıklar yaratmasında ya tıyor. Çünkü haberleşme sis temi toplumsal yapıya bağımlı, belirli bir toplumsal yapı i çinde işlerlik kazanıp, o ya pıya göre biçimleniyor ve o toplumun sınıfsal yapısının gerekleri doğrultusunda işle vini yerine getiriyor. Yukar da üç noktada özetlenen durum, daha çok emperyalist dünya sistemi ve ona bağımlı kapi talist kalkınma yolundaki ül^ keler için geçerli.
Sözü edilen haberleşme siste mi içinde en büyük ağırlığa Birleşik Amerika başta olmak üzere ileri kapitalist ülke ler sahip. Kendi öz program yapım ve dağıtım olanaklarını geliştirmeden yayın saatleri ni artıran, siyah beyaz TV da ha gelişmesinin başında iken renkli televizyona öykünen bir yayın kurumunun kendisini
nasıl bir ortamda bulacağını ve bu ortamda geçerli orman yasalarını daha yakından gör mek için, ileri kapitalist ülkelerin TV endüstrisine kı saca değinmekte yarar var.
İleri kapitalist ülkelerde gerek ulusal, gerekse ulus lararası TV programları ya pım ve dağıtımının başlıca iki amacı var. Birincisi kâr sağlamak, ikincisi belirli bir ideolojiyi dünyaya ihraç etmek. Her iki amaçı^gerçek leştirmek üzere, ulusal ve uluslararası düzeydeki ticari TV rekabeti tekelleşmeye yol açmış. Örneğin, TV program yapımında faaliyet gösteren yaklaşık 150 şirketin bulundu ğu ABD'de, 9 şirket, bu ül kenin toplam TV program satı şının yaklaşık % 80'ini elin de tutuyor.3 Amerikan tekel lerinin, bazı kapitalist ül kelerin televizyonları üze
rindeki egemenliğini sayılar la da kanıtlamak olanaklı (çi zelge).
ABD'nin ihraç ettiği TV prog ramlarının % 50 90'inin içeri ği eğlence malzemesi. Türkiye gibi bir ülke açısından bakıl dığında, halkın değerlerine, beğenilerine ve eğlence anla yışına yabancı, Amerikan ya şam biçimini empoze eden bir eğlence içeriği. Ve belki i şin en tehlikeli yanı, seyir ciyi bu yaşam biçimine güdü lendirmesi. Aynı şekilde İn giliz BBC'nin ihraç ettiği toplam TV programlarının 2/3' ü; Fransız ORTF'in toplam ih racatının % 80'i oyun, eğlen ce ve belgesellerden1 oluşuyor/*
Geri bırakılmış ülkeler tele vizyonları açısından sorunun en can alıcı yanı, ileri ka pitalist ülkelerin etkin ya pım ve dağıtım sistemlerinin,
ülke / TV Kurumu
Saat olarak toplam yayın süresine oranı
İthal edilen malzemenin oranı
İthalatın başlıca kaynağı
Finlandiya
Fed. Almanya/ZDF İrlanda İtalya Hollanda Norveç Portekiz Ingilter'e/BBC 1
İsrail Irak Lübnan/Teleorient Suudi Arabistan /
Riyad TV Birleşik Arap C. Yemen Japonya/NHK TV Malezya Filipinler/ABS CBN
Kore C./TBC Taiwan Dominik C. Meks ika/Teles is tema
lKdiziler dahil)
_
"76
100 (diziler ddıü)
—
ABD, İngiltere, Fransa ABD, İngiltere ABD, İngiltere
ABD, İngiltere, Belçika ABD, İngiltere ABD, Fransa
ABD, İngiltere, Fransa Arap ülkeleri, İngiltere, Fransa ABD, İngiltere, Arap ülkeleri
ABD, İngiltere, Arap ülkeleri ABD, Fransa, SSCB ABD, İngiltere, Arap ülkeleri, SSCB ABD, İngiltere, Fransa ABD, İngiltere, Japonya, Fransa ABD, İngiltere ABD ABD ABD ABD
Kaynak: Kaarle Nordenstreng ve Tapio Varis, "The National State and the International Flow of Communication?,' Coımunications Technology and Social Policy, Bd. Gerbner Gross Melody, New York, John ffiley and Sons, 1973, s.406 407
pahalı bir uğraşı sürdürmek durumunda olar cılız TV yöne timlerini, önlerine konan u cuz TV programlarını satın al maya zorluyor olması. Böylece ithal malı malzemenin siyasal, ideoloj ik ve toplumsal etki leri ve zararları oldukça bü yük. Dünya ortalaması olarak ülkeler, toplam yayın sürele rinin 1/3'ünü.ithal ettikleri TV programlarına ayırıyorlar sa da, bazı ülkeler toplam yayın saatlerinin 2/3'ünü ve daha da çoğunu ithal malı programlara ayırıyorlar.5 Türk televizyonu da koşar a dım bu yolda ilerliyor. Öte yandan, çeşitli uluslararası yayın kuruluşları aracılığıy la, tek yönlü bir akış yeri ne, etkin bir program alış verişinin bugün pek çok ül ke bakımından var olmadığı söylenebilir.
Türk televizyonu, ana hatla rıyla değinilen, işte böyle bir uluslararası sistem için de yer almaktadır. Ayrıca Türk televizyonunun çok yeni oluşu, onu böyle bir sistemin en azgın döneminde devreye sokmuştur ve TRT yönetimi bu durumun sakıncalarından ken dini korumak yerine, bu çar
ka kendini alabildiğine kap tırmış görünüyor.
Uluslararası düzeyden ulusal düzeye geçerken, bir nokta üzerinde önemle durmak gerek li: Gelişmiş ya da geri bıra kılmış olsun, her toplumda ortaya çıkan somut sorunlar, ekonomik siyasal sistemin bir sonucu. Ve bu somut so runlar ancak ekonomik siya sal sistemi değiştirerek çö zümlenebiliyor. Ama bu uğraş içinde ideolojik mücadelenin bir manivela görevi yaptığı gözden kaçmamalı. Bu ideolo j ik mücadele süreci içinde de kitle haberleşme araçları ve bu arada televizyon önem li bir ağırlığa sahip.
Çoğulcu TRT Televizyonu
Türk televizyonunu,.ana çiz gileriyle de olsa incelerken, sorulması gereken ilk soru şu: TRT televizyonunun genel yayın ve program politikası nedir? Bu soruya kesin bir yanıt bulmak güç. Bunun en genel yanıtı Anayasa'da var. "Her türlü radyo ve televiz yon yayınları tarafsızlık e saslarına göre yapılır." Sı nıflı bir toplumda bu taraf
sızlığın sınırını çizmek ne denli güç ve hatta olanak sızsa, bunu uygulamak daha da olanaksız. Devleti nasıl sınıfsal temelinden soyutla yamıyorsak, onun çeşitli or ganlarınızda soyutlayamayız. Ve günümüz Türkiye'sinde (ö teki kitle haberleşme araç ları gibi) radyo ve televiz yonun, örneğin işçi sınıfıyla sermaye sınıfı karşısında ta rafsız kalmasını bekleyeme yiz. Uygulamada da böyle bir tarafsızlık söz konusu değil. Olan şu: Tarafsızlık, yalnız ca siyasal partilerin radyo ve televizyonda eşit söz hak kına sanip olması biçiminde anlaşılıyor. Daha doğrusu il ke bu, oysa bu konuda bile siyasal partilerin tümünü şimdiye dek kimse hoşnut ede bilmiş değil.
Ayrıca TRT'nin, bir kamu ku rumu olarak, toplumun ileri ye doğru değişmesine etkin bir katkıda bulunmayı amaçla yan bir yayın politikasına sa hip olduğu izlenimi de hiçbir zaman yaratılabilmiş değil. Belki yapılanın en iyisi, top lumu bir ayna gibi, nesnel olarak, yansıtmak düşüncesi oldu. Ama burada da ayna hep
ABD Kongresi Dışişleri Komisyonunca düzenlenen "soğuk savaşın kazanılırası" ve "ideolojik operas yonlar ve dış politika" konulu rapor ABD'nin yeni yaklaşımını ele alıyor:
"Askeri ve ekonomik güç, birlikte ya da ayrı ayrı, yıllar boyu diplomasinin temel taşları olarak kalmıştır. Bugünlerde ise, bu güçler yine önemini korumaktadır, ancak, 20'nci yüzyılın devrimle rinin sonucu olan kitlelerin bilinçlenmesi ve hükümetler üzerindeki etkilerinin artması, dış si yasete yeni bir boyut getirmiştir. Dış siyasetteki bazı amaçlarımıza ülkelerin hükümetleri yeri ne doğrudan doğruya halklarına etki yaparak varılabilir. Nüfusun büyük ya da etkili kesimlerine bilgi vermek, davranışlarını etkilemek ve onları zaman zaman belirli bir eyleme itebilmek için çağdaş haberleşme araç ve teknikleri aracılığı ile ulaşmak mümkündür. Bunun sonucunda, bu toplu luklar, hükümetleri üstünde kesin baskılar yaratır".
ABD Kongresi 88. Dönem Temsilciler Meclisi Dışişleri Komisyonu 2'nci "Soğuk Savaşın Kazanılması: ABD'nin İdeolojik Saldırısı" raporu, 27 Nisan 1964, S.1352, s.6 7 (Aktaran: H.I.Schiller, "Mass Communications and American Empire", New York, Augustus Kelley, 1970, s.12)
egemen çevreleri yansıttı durdu. Ve bunun böyle olması, bugünkü ekonomik siyasal dü zenin kaçınılmaz bir sonucuy du.
TRT'nin şimdiki genel müdürü, göreve.geldiğinde yaptığı ba sın toplantısında, şöyle di yordu: "Anayasa ve kanun çer çevesinde, çağdaş demokratik çoğulcu bir anlayışla TRT'nin kendi görevine eğilmesi, TRT' nin bu dönemdeki başlıca özel liği olacaktır" (Yeni Ortam, 3 Mart 1974). 'Çağdaş demokra tik çoğulcu anlayış1 bir ya nıyla, toplumsal güçlerin, güçleri oranında radyo ve te levizyonda söz hakkına sahip olması anlamına geliyor. Te levizyonun bugün böyle bir ço ğulcu yaklaşım içinde olduğu söylenebilir mi? TRT genel müdürü aynı basın toplantısın da, "TRT'nin görevi belli bir görüşü halk oyuna kabul ettir mek değil, bütün görüşleri yan sıtarak, halkoyunun serbestçe oluşmasına yardım etmektir" diyordu. Programlarda bütün görüşlerin yansımasına olanak verme bir yana, haber yayınla rında da farklı toplumsal sı nıf ve tabakalara eşit söz hakkı verilemiyor. TRT yöne timi, 'çağdaş demokratik ço ğulcu' bir yaklaşımı gerçek leştirebilmiş değil.
Aslında bunda yadırganacak bir yan yok. Çoğulcu demok ratik toplumlarda, basın ve yayın örgütlerinin yönetici leri, her türlü kontroldan bağımsız ve tarafsız oldukla rını ileri sürerler. Bu iddia hiçbir toplumda geçerli olma dığı gibi, yapmacık ve yanıl tıcıdır. En demokratik top lumlarda bile, söz özgürlüğü
ilke planında sınırsızdır a ma ekonomik ve siyasal bas kılarla gerçekte sınırlandı rılmıştır. Üstelik bu özgür lük, topluma egemen olan eko nomik ve siyasal çıkarlar doğrultusunda bir söz özgür lüğüdür.
Özellikle radyo ve televizyon, hele devletin elinde ise, 'ta rafsızlık' tezine de çok sıkı sarılınır. Bu tarafsızlık ve nesnellik tezi de oldukça ya nıltıcıdır. Çünkü tarafsızlık ve nesnellik, ancak ekonomik düzenin belirlediği siyasal çerçevenin içinde kalan, bir başka deyişle, egemen güçle rin asgari müştereklerinde uzlaşabildikleri alan içinde kalan bir tarafsızlıktır. Ve bu çerçevenin dışında kalan her türlü fikir ve düşünceye karşı bir yaylım ateşi sürüp gider.6
Televizyonun Çocukluk Hastalığı
Yayın saatlerini olanakların ötesinde artırmanın sakınca ları üzerine çok söz edildi. Bazılarının "televizyonun ço cukluk hastalığı" dediği bu illete, TRT yönetimi daha i şin başında yakalandı. Karşı sında her türlü yeniliğe has ret, TV denen bu sihirli ku tudan yayınlanan herjşeyi ka bullenen bir seyirci kitlesi de bulunca, TRT yönetimi, TV yayınını haftada 7 güne ve ortalama 50 saatin üzerine çıkardı. Yalnız çocuklukta değil, büyüdükçe de televiz yonun yakasını bırakmayan bu hastalık, yani niteliğin yerini niceliğin alması, ilk bakışta şu gelişmelere yol açtı:
1. Öz kaynaklarla yayın süre sini doldurmak olanağı bulu namadığı için, yabancı prog ramlara kucak açıldı.
2. Eğlence, spor, aktualite, magazin tipi programlar ağır lık kazandı.
3. Özellikle TV oyunu ve film gibi program türleri, sonu bir türlü gelmeyen dizi prog ramlara dönüştü. Böylelikle tiyatro ve filmin özgünlüğü olumsuz yönde etkilenir oldu.
"Görevimiz Tehlike", "Uzay Yolu" gibi amacını açıkça ortaya koyan programlar, pa ket programla yayın yapan yerler dışında ekranlardan uzaklaştırılabildi, ama belir tilmeye çalışılan gelişme so nucu bunların yerlerini hem daha çok sayıda hem de daha incelikle hazırlanmış ardı ar kası kesilmeyen yabancı dizi ler aldı. Yayın saatlarının birden bire artırılması so nucu bu gidiş bir bakıma ka çınılmazdı.
Bu konuda bir yazar şöyle di yor: "Yeni bir ülkede tele vizyon, tüm ulusun yerli kül türel yaratıcılığa olan bü yük umuduyla, herhangi bir başka yerdeki televizyona ben zemeyi istemekte ve hiç kimse de bunu durdurabilecek güçte görünmemektedir."7 Gerçekten de, ileri kapitalist ülkeler ce ortaya atılan bir norma göre, bir TV sisteminin ge lişmişliğini günlük yayın süresiyle ölçmek gelenek ol muş. Böylece ne söylendiği, kime söylendiği ve nasıl söy lendiği ikinci planda kalı yor. Haftanın ne kadar çok gü nü, ne kadar çok yayın yapa bilirsen, o kadar başarılı
sayılıyorsun. TRT genel müdü rü de buna yakın bir anlayış la olsa gerek, yaptığı bir basın toplantısında, yeni yayın döneminde yayın süresi nin, "gelişmiş, oturmuş ülke televizyonlarının yayınına eşit" olduğunu söylüyordu (Barış Gazetesi, 5 Eylül 1974). Gelişme durumunda olan tele vizyonlar bir kez bu çarka kapıldılar mı, ekranları en uzun süre dolduracak program ları yapmaya, daha doğrusu ithal etmeye karşı konulamı yor, tthal malı programların yerli yapımlara oranla çok daha ucuz olduğu dikkate alı nırsa, bu çark giderek hızla nıyor ve bu alışkanlık yerle şiyor.
Televizyonun örneğin Ekim 1974 boyunca ortaya koydu ğu yayına bakıldığında gö rülen nedir? Bu programların, amaç, içerik, biçim ve yönel diği kitle açısından ayrın tılı bir değerlendirmesini yapmak bu yazının sınırlarını aşıyor. Bununla birlikte, bir takım eğilimleri belirtmeye çalışmakta yarar var:
1. Televizyonun, yerli ve yabancı kaynaklı programları nın büyük bir çoğunluğu ile, ağırlığı eğlence ve hoşça za man geçirmeye verdiği görülü yor. Bütün öteki programlarda olduğu gibi, eğlence program larında da, çok sınırlı bir azınlığa yöneliniyor. TV ya yınları, 'çağdaş demokratik çoğulcu* bir anlayışla, çe şitli toplumsal sınıf ve ta bakalara güçleri oranında ekranlarda yer vermekten çok uzak.
2. Çocuk, kadın ve köy prog ramları gibi eğitsel nitelik te yayınlar, genel olarak toplum gerçeklerini irdele mekten kaçınan, toplumu de ğiştirmeye katkısı olmayan, dar bir dünya görüşünün sınır ları içinde hazırlanan prog ramlar görünümünde.
3. Televizyon programlarının, köylü ve kentli emekçi hal kın içinde bulundukları ya şam koşullarını değiştirmek için gereksinme duydukları bilgi ve becerileri kazandı rıcı bir yönü yok. TVnin ör gün ve yaygın eğitime olumlu bir katkısı olduğu da söyle nemez.
4. Toplumsal sorunları ele alan bazı TV programlarında,
demokratik bir anlayışla bü tün görüşlere de yer verile miyor. 0 kadar ki, bazı prog ramlarda, konuşmacıların ege men güçlerin çizdiği çerçeve dışına çıkan görüşleri, en başta bu programları yöne tenleri tedirgin ediyor.
5. Televizyon, yayınlanmasına aracılık ettiği reklam prog ramlarıyla, yalnızca çok kü çük bir azınlığın tüketim a lışkanlıkları doğrultusunda insanları güdülendirmekle kalmıyor, aynı zamanda en bireyci, en gerici eğilimle ri bilinç altına perçinliyor. Ve ilkel bir kabilenin yaşan tısını sergileyen bir belge selde cinsellik görenler, ço rap ve don reklamlarında hiç bir sakınca görmüyorlar. Rek lamlar, çok küçük bir azınlı ğın tüketim ve yaşam alışkan lıklarını, sanki en yüce de ğerlermiş gibi, geniş kitleye yaymak durumunda kalıyor.
6. Olumlu sayılabilecek bazı girişimlerle, gerçekten yarar lı mesajı olan bazı program lar ise, bireysel çabalar ol maktan öteye geçemiyor.
İlk bölümde betimlenmeye ça lışılan uluslararası haber leşme sistemi içinde ve Tür kiye'nin bugünkü ekonomik, toplumsal, sınıfsal yapısın da başka türlüsünü beklemek de pek gerçekçilik olmazdı.
İç ve dış etkilerle hızlı bir değişim içinde olan, kapita list kalkınma modelinin geçer li olduğu bir toplumda, üre tim sürecini denetleyemeyen insanların kendilerini yoğun bir yabancılaşma içinde bul maları kaçınılmaz. Bu yaban cılaşmanın yenilmesi, temel de üretim güçleriyle üretim ilişkileri arasındaki çeliş menin ortadan kaldırılmasıyla olanaklı. Bununla birlikte, kitle haberleşme araçİarı ve bu arada televizyonun, bu ya bancı lışma sorunu karşısında iki yoldan birini seçmek du rumunda olduğu söylenebilir:
1. Bilinen, yerleşmiş değer leri ve eğlendirici nitelik teki içeriği sürekli tekrar layarak, bu yabancılaşma has talığını hissettirmemeğe ça lışmak. Buna biz yabancılaş manın kaynağını gözden kaçır mak da diyebiliriz.
2. Ya da toplumsal gerçekle ri gözler önüne sererek ve
yabancılaşmanın kaynağı olan toplumsal çelişkiyi çözecek biçimde kişinin siyasal sü rece katılmasını sağlayarak insanlara bu yabancılaşmanın üstesinden gelme olanağını s unmak.
Genel olarak bütün kitle ha berleşme araçları, özel ola rak da televizyon, herşeye karşın böyle bir seçme yap mak durumunda, Çünkü ekono mik siyasal sistemin ortaya koyduğu somut sorunların çö zümünde bu araçlara önemli görevler düşüyor. TRT tele vizyonu, birinci yolu seçmiş olduğu izlenimini veriyor. İkinci yolu seçebilmesi için, çok farklı bir ekonomik siya sal örgütlenmeye gereksinme
KAYNAKLAR
1. Özakman, T., Radyo Notları, Ankara, Ayyıldız Matbaası, 1969, s.22
2. Nordenştreng, K., Mas s Media And Developing Nati ons; A Global Perspective of the Present State of Mass Communication and Its Research, Tampere üniver sitesi, Finlandiya, 1974 (Çoğaltma), s.1 6
3. Varis, T., "Reporting In ternational Flow of TV Programs", Proceedings of the Symposium on the Inter national Flow of Television Programs, İnstitute of Journalism and Mass Commu nication, Tampere üniversi tesi, Finlandiya, 1973 (Çoğaltma), s. 14
4. a.g.e., s.15
5. a.g.e., s.15 16
6. Nedzynski, S., "Inequali ties in Access to Commu nication Facilities for Working Class Organizati ons", Communication, Tech nology and Social Policy, Ed. Gerbner, Gross, Melody; New York, John Wiley and Sons, 1973, s.415 416
7. Katz, E., "Television as a Horseless Carriage", a.g. derleme, s.381
8. Nordenştreng, K., "Communi cation Theory and Policies" Education and Culture, Yaz 1974, S.25, s.22 24