Elektrik Mühendisliği · Sayı 217 · Ocak 1975

ÜLKEMİZDE RADYO VE TELEVİZYONUN GENEL ÇİZGİSİ

Haberleşme, telekomünikasyon ve yayıncılık Görüş ve değerlendirme

Yıl
1975
Sayfa
7
Okuma süresi
22 dk
Görüntülenme
0

Konu

Haberleşme, telekomünikasyon ve yayıncılık

İlgili: Toplum, demokrasi ve emek, Bilim, teknoloji ve meslek tarihi

Anahtar kelimeler

  • TRT
  • radyo yayıncılığı
  • televizyon
  • reklam gelirleri
  • 12 Mart dönemi
  • özerklik

Özet

Yazı, Türkiye'de radyo ve televizyon yayıncılığının 1927'den 1975'e tarihsel gelişimini, TRT'nin kuruluşu, 12 Mart döneminde özerkliğinin kaybedilmesini ve reklam gelirlerine bağımlılığını eleştirel bir bakış açısıyla inceliyor.

Tam metin

Metin PDF'ten otomatik çıkarılmıştır; tablo, şekil ve formüller eksik ya da hatalı olabilir. Özgün dizgi için PDF'e bakın.

ülkemizde radyo ve televizyonun genel çizgisi

Ülkemizde radyo yayınları 1927 de Ankara ve İstanbul'da kuru lan vericilerle başlar. Dünya da ilk radyo yayınları ise 1921 de (1) başlamıştır. 1927 de Türkiye, dünya toplam veri ciler gücünün yüzde 8,6 sına sahipti (Türkiye 10 kilovat, dünya 116 kilovat) (2). Bu iyi başlangıca karşın, ülkemizde radyo işletmeciliği sonradan geliştirilmedi. Verici gücü, 10 yıl süreyle 1927 dekinin aynısı kaldı (iki tane 5 er kilovatlık verici). 1938 de Ankara'ya 120 kilovatlık yeni bir verici kuruldu. İstanbul 150 kilovatlık vericisi ise ancak 1949 yılında işletmeye açıldı. 1927 de günde 10 sa at olan toplam yayın süresi, 1938 yılında 20 saate, 1950 de ancak 34 saate çıkabilmiş ti.

Bu gelişim tablosundan o dö nem yönetimlerinin yayınların Ankara ve İstanbul dışına da ulaşması gibi bir endişeleri nin bulunmadığı anlaşılıyor.

1949 1967 döneminde radyola rımızda hemen hiçbir gelişme olmamıştır. 1959 yılında 27 11 merkezine küçük güçlü (2 kilovat) vericiler yaptırıl ması kararlaştırılmıştı. Bu yanlış politika 1961 de dur durulmuş, bu vericilerden o zamana kadar alınmış olan 7

tanesi dışında sipariş iptal edilmiştir. Bu 7 istasyondan (ki bunlar sonraları il rad yosu olarak adlandırılagel diler) ikisi Türkiye'nin sos yal ve ekonomik sorunlarıyla alay edercesine yüksek güçlü vericilerin bulunduğu Ankara ve İstanbul'a kurulmuş, bu kentlerdeki mutlu azınlığa yönelik yayınlar için ayrıl mıştır (Bugün, bir tanesi de İzmir'de olmak üzere, aynı yayınlar sürüyor).

Demokrat Parti dönemindeki rad yoculuğu kısaca "Vatan Cephesi" radyoculuğu olarak anmak yan lış olmaz. Kültürel ve eğit sel içerik açısından ise, bu dönemi, bir tek cümleyle şöy le özetleyebiliriz: Dönem, "işçiyi işine, köylüyü tarla sına potpuriler ve valslerle uğurlayan", Ev Saati'nde bon file parizyen reçeteleri ve ren (3) radyolar dönemiydi.

Radyo işletmeciliği 1964 te 359 sayılı yasayla TRT kuru muna devredildi. TRT, yayın ilkelerini ve görevini 1961 Anayasası'ndan almaktaydı. TRT öncesinin hemen hemen hiç denilebilecek programcılık mirası ve kuruma devredilen çok kıt olanaklar gözönünde tu tulacak olursa, 1964 1970 döne mi için hiç olmazsa bir "başa rılı olmaya yöneliş" dönemi de

nebilir. Bu dönemde, Erzurum, İzmir, Çukurova yüksek güçlü radyo istasyonları hizmete gir miştir. Gerek radyoda, gerek 1968 yılından beri televizyon da, temelde burjuva gerici bü rokrat kesimi egemen olmakla birlikte; halk kültürüne sarı lan; sömürü oyunlarını açığa çıkarmaya yönelen; kopyacılık tan, batı taklitçiliğinden u zaklaşmaya, yaratıcı olmaya ça lışan bir programcı kuşağı fi lizlenmeye başlamıştı. Özerkli ğin, ilk çalkantılı devre atla tılınca, halk yararına sonuçla rını vermeye başlayacağı da belli olmuştu.

12 Mart işte bu anda gelmiş, bü tün hışmıyla TRT nin üstüne es miştir. Sonunda TRT'de halka yönelik ne varsa sökülüp atıl mış, radyo ve televizyon istas yonları artık iyice burjuvazi nin ve emperyalizmin hizmetine sokulmuş ve sömürücüler adına borazan gibi öttürülebilmiştir. 12 Marttan bir iki ay sonra çok satan sağcı bir gazetede şöyle yazılıyordu: "Fatih'in beyaz atıyla İstanbul'a girip Osmanlı bayrağını burca çekmesi gibi, 12 Mart idaresi TRT'ye girerek Türk Bayrağını göndere çekmiş dalgalandırmaktadır". 1970'den önce ağız dolusu küfürler edi lerek veryansın edilen TRT, şimdi okşanıyor, seviliyor, tutuluyor, daha önce esirge nen mali olanaklar nedense(!) birdenbire sonuna kadar açılı yor, ülkenin dört yanında yan sıtıcılar, TV vericileri kuru luyordu (4). Buna paralel ola

rak da halka dönük yayın çaba larına, oluşturulmaya çalışıl mış yayın çizgisine karşı bir ihanet yarışması açılıyor ve (ne yazık ki) yarışmacıları bu lunabiliyordu. Daha 12 Marttan önce başlayan yasaklamalar bir den yoğunlaşıyor, "Mustafa Ke mal" adı bile sürekli olarak yasaklanabiliyor (5), Köroğlu, Sarı Zeybek, Kozandağı ve daha nice türkü yayınlardan kaldırı lıyordu (6). Kurumdaki nice de ğerli eleman türlü çeşitli yol larla TRT'den uzaklaştırılıyor du. Anayasamızı "lüks" ilan edip değiştiren zihniyet TRT kanununu kökten değiştiriyor (7) özerkliği kaldırıyor, Yönetim Kurulunun yetkilerini hemen hemen sıfıra indiriyor, Genel Müdürü kurumun mutlak egemeni (ama, tabii, hükümete bağımlı) yapıyordu.

14 Ekim 1973 seçimlerinde du rum biraz sarpa sarar gibi ol du. Çünkü 73 seçimlerinin bel li düzeyde de olsa faşizme karşı bir tavrı vardı. Öyley se ne yapılmalıydı? Burjuvazi demokrasi havarisi kesilip ye ni gelişmeye ayak uydurmayı ve öteki kurumlarda olduğu gi bi TRT'yi kuşatmanın yollarını bulmayı denedi ve bunu gerçek leştirdi. Bugünün TRT'si 1970 öncesi TRT'sinden çok daha ge ridedir. Bu oluşumun birinci nedenini TRT'nin artık özerk olmamasında aramak gerekir (8). İkinci nedeni Yalçın Küçük şöyle açrklıyor (9)

Bu dönemin en az başarılı uygulamaları, bütün eleşti

TKT, tarafsızlığı "siyasi partilere eşit süreler ayırmak" gi bi dar ve soyut bir biçimde anlar. Mevcut düzen içinde göre vi uyutuculuk olan bir kuruma çok uygun bir anlayıştır bu. Burjuvazinin çıkarları söz konusu olduğunda ise "tarafsızlık" rafa kalkacaktır elbet. Yüksek öğrenim kurumlarına, öğrenci yurtlarına faşist sürülerin saldırılarını "iki öğrenci grubu çarpıştı" biçiminde vermeyi TRT alışkanlık haline getirmiş tir. Ülker Fabrikasında işçiler üstüne saldırıyı görmezden gelmeyi yeğ tutmuştur TRT. Haber değeri gazetelerin birinci sayfalarında verilecek kadar yüksek bazı haberler nedense (!) TKT'de ya yok sayılmakta, ya bir köşeciğe sıkıştırılmaktadır; panzerli gecekondu yıkımlarında. Viranşehir olaylarında olduğu gibi. İlaç konusunda halkın ve devletin .çıkarla rı karşısında yer alan TRT, açıkça taraflı bir davranış için dedir. Kitap tanıtma saatlerinde "yayınevleri arasında eşit lik ve tarafsızlık gözetmek" gibi yersiz, garip, giderek "fa lanca yayınevine de hak tanıyoruz" diye yararsız, zararlı ya yınların tanıtılması sonucunu doğuracak ölçütler oluşturan TRT açık oturumlarda hiç yeri, gereği yokken ansiklopedi reklamı yapabilmektedir. Mikrofonda şiir okumakta tüm vatan daşlara eşit haklar tanımak kaygısından olacak (!) adı sanı duyulmamış "şair"lere uzun uzun şiir okutulmaktadır (bir ör nek: 6.1.1975 Geceyarısı programı).

ri hakkının sadece sağa bı rakıldığı alanlarda görüldü. Sağın, kurnazca saptadığı bir taktik sonucu, kuvvetli bir ateş altında tuttuğu a lanlarda Halk Partisi devam lı olarak geriledi. Sağdan gelen eleştiri bombardımanı karşısında solun içine düş tüğü anlaşılması zor suskun luk sadece sağın işine yara dı. Üstelik sağın devamlı baskısı altında, tek yanlı eleştiri altında ortaya çı kan ürünün ilerici bir özel liği olduğu inancı yayıldı. En tehlikelisi, bu uygula maların yürütücüleri de yap tıklarını ilerici işler san maya başladılar. Böylece sa ğın en çok hücum ettiği uy gulamaların solculuk sayıl ması gibi garip bir gelişme doğdu. Gerçekle hiç bir il gisi yok iken...

Birinci örnek, TRT ile ilgi li. İlk denemelerden sonra sağ cephe buradaki zayıflı ğı hemen sezdi. Ve hep bir likte her hafta devamlı o larak TRT'yi eleştirdi. TRT bu eleştiriler karşısında gittikçe geriledi. Tarafsız olması gereken bu yayın or ganı yayınlarıyla sağın en güçlü seslerinden birisi haline geldi. Hâlâ da öyle. Hem güncel konularda, hem de uzun dönemin yayıncılık anlayışında. Çürüyen toplum larda radyo ve televizyoncu luğa düşen "uyutuculuk" gö revini, tüketim ekonomisi ni kamçılama işlevini, yay gın bir biçimde yayma endi şesi içinde...

TRT'deki oyun bir süre sonra anlaşıldı. Belki de göze hi tap ettiği için. Ama anla şıldığı zaman iş işten çok tan geçmişti.

Aynı konuya değinen Yılmaz Onay, şöyle diyordu 1974 eki minde (10):

Televizyonun, bir de üstelik sol gibi gösterilen, fakat milyonluk tirajlı sağ gaze telerin kapak reklamı olan "popülarizm"inin artık iyi ce geciken eleştirisini de biz mi getirelim? Yoksa, sol cu zannedilen bir yönetici nin, danışmanlarıyla birlik te çıkıp açıkça hepimize: "Ne güzel farkettirmedik he pinize ve de halka" demesini mi bekleyeceğiz?

TRT. sonunda ilerisi için u mut verici filizlenmeleri de yine içinde taşıyarak burju vazinin çıkarlarının sözcülü ğünü üstlenen, kozmopolit bur juva kültürünün yayıncılığını yapan bir kurum durumuna gel miştir.

RADYO TV YAYINLARININ NÎTELÎĞÎ REKLAM YAYINLA RINDAN SOYUTLANAMAZ

TRT'nin gelir kaynaklarına bir göz atalım, TRT'nin 1972 yılı gelirleri görülmektedir.

TRT'nin 1972 yılı Gelirleri (TL)

ruhsatları 125 724 142

reklam gelirleri 103 697 726

Bütçeden alınan yardım 22 880 000

Alınan faiz ve komisyonlar

1 301 284

Çeşitli gelirler 1 339 650

Konser ve temsil gelirleri

94 012

Eski yıllara ait gelirler

988 347

Toplam Gelir 256 025 161

Çizelgeden görüldüğü gibi reklam.gelirleri tüm TRT büt çesinin yüzde 40'ını oluştur maktadır. 1970 den sonra, bu gün de sürdürülen ve adına "hızlı gelişim" denen sağlık sız büyümeyi de gözönüne alır sak, bunun anlamı şudur: TRT, reklamlara tam olarak bağımlı bir duruma getirilmiştir. Ni tekim bu özellik, TRT 1975 Yayın Programı'nda (11) "baş lıca yol ve araçlar"dan bi ri olarak

TRT'ye sağlam ve sürekli ge lir kaynakları sağlayabil mek için radyo ve televiz yon reklamcılığını geliştir mek.

söz edilmesinden de anlaşılabi lir, nitekim aynı kitapta (12)

Radyo reklamları TRT gelir lerinde önemli yeri olan bir kaynaktır. Son yıllarda TV reklamcılığının gelişmesi, TV yayınlarının radyo ile

çakışması, radyo reklam ge lirle'ritıih azalmasına yol açmıştır. Bölgesel yayın i çinde bölgesel reklamlara yer verilmektedir.

Kasım 1974 tarihinden itiba ren sabah reklam kuşağı açıl ması ve öğle kuşağının uza tılması yanında kuşak prog ramlar içine reklam spotu a lmmas ı ile azalmaya başlayan reklam gelirlerinin 1975 yılı içinde yaklaşık olarak 20 milyon lira civarında artma sını sağlayacaktır.

denmektedir.

Bugün, bizde, TV'nin 30 saniye si 12500 TL'ya kiralanmaktadır. ABD'de 30 60 saniyelik bir rek lam filminin hazırlanmasının 4 000 100 000 dolar, 60 sani yelik TV kirasının 80 000 do lar olduğunu (13) ve ülkede toplam TV reklam kiraları yıl lık cirosunun 4,5 milyar dolar olduğunu da burada belirtmek isteriz. Radyo ya da televiz yon yayınlarının "halka dönük" olup olmadığı, ya da en azın dan kimin yararına olduğu ko nusunun reklam yayınları hesa ba katılmaksızın, sanki söz konusu yayınlar hiç reklam i çermiyormuşçasına tartış.ılma sı tümden yanlıştır. Yayınlar, her yönüyle ve reklanılarıyla, bir bütündür. Radyo ve özel likle TV reklamlarının öteki tür reklamlardan (gazete rek lamları vb.) önemli bir nite lik farkı vardır: Radyo ve TV reklamları çok yoğun bir biçim de şartlayıcıdır (Burada bir çok ülkenin TV'de reklama izin vermediğini belirtmek yerinde olur: Dünyada TV yayını yapan 121 ülkeden ancak 46'sı reklam yayınları yapmaktadır (14)) Bu şartlayıcı özellik, ABD ve Japonya gibi en "azgın" kapi talist ülkelerde reklamların niteliklerinin de aynı sıfata lâyık olmasına yol açmaktadır. Örneğin ABD'de filmler en he yecanlı yerlerinde kesilerek araya reklam sokulur (15), Ja ponya'da programlarımı orasına burasına seyircinin bilincini değil bilinç ötesini uyaran çok kısa süreli reklamlar ser piştirilir (Buna "subliminal= bilinç ötesel" reklam deniyor ki bu tür reklamlar ABD'de bi le yasaktır).

TRT radyoları ve özellikle te levizyonu, öteki yayınlarını bir yana bile bıraksak, salt reklamlarıyla kitlelerin şart

€> rıcnfi

lanmasında araç işlevi görmek tedir. Yalın bir örnekle bu görüşümüzü belirginleştirelim: Moda olgusunun batı toplumunun tüketim ekonomisinin bir öğesi ve kitleleri gereksiz tüketime iten bir kurum olduğunu vurgu layan diyelim 20 dakikalık bir program yayınlayan tele vizyon, buna karşın tanrının günü bilinen "Moda Vakkodur... Beymenle farkedilirsiniz... t.G.S. ..." reklamlarını ya yınlıyorsa; yayınlarla ilgili tartışmalarda sözünü ettiğimiz 20 dakikalık programın yeri o lamaz. Televizyonun ülke yüze yine yayılması çabalarını, "şu kadar milyon seyirciye eriştik" demeçlerini, köylere "törenle" TV alıcıları hediye edilmesini bu açıdan incelemek, eleştir mek gerekir.

Sonuç olarak şunu söyleyebili riz: Karşımızda iki olgu var: Tüketim endüstrisinin palazla nıp pazar genişletme sorunuy la karşılaşması ve ülkenin el çabukluğuyla radyo TV istas yonlarıyla örülüvermesi. Bu iki olgunun tam aynı zamanda ortaya çıkması raslantı değil dir. Bütün geri kalmış ülke lerde olduğu gibi Türkiye'de de radyo ve TV, tüketim ekono misine hizmet etmek için plan lanmış, örgütlenmiş ve geliş tirilmiştir.

Gelişmiş kapitalist ülkelerde reklamcılıkta "orman yasaları" yerini giderek daha "ince" yön temlere bırakmıştır. Kurallar da buna göre saptanır, haksız rekabet ya da tüketici yanıl tılması konuları üzerinde du rulur. Türkiye'de ise isteye nin istediği gibi at oynattı ğı bir ortam vardır ve TRT, bu ortamda tüketici yanıltıl masının da aracı olmaktadır. Bankaların "yılbaşı çekilişi ne üç gün kaldı" türünden, mev cut olmayan "yılbaşı çekiliş lerine ilişkin reklamları bu türün yalnızca bir örneğidir.

KÜLTÜR ve EĞÎTÎM AÇISIN DAN TELEVİZYON

Televizyon, her ülkede, "orta lama zevk ortalama'zekâ" denen şeye hitap eder. Bu nedenle de programlar genellikle çocuksu düzeyde (16) kalır. Önemsiz, yalın, düşünceyi zorlamayan yayınlardır ekranda çoğu kez izlenen. Bu yüzden televizyon düşünmeyi durdurur; kişiyi pasifleşmeye, edilgenleştneye

iter; yaratıcılığı yok eder. Haldun Taner televizyon için "Tembel işi, pasif bir oyalan tı. Kafa yormak yok, seçim yapmak yok" diyor (17}.

Televizyonun bir başka özel liği, insanı kendine, çevre sine, ailesine yabancılaştır ması (16). Pek çok aile saat ler boyu birbirleriyle bir çift söz konuşmadan "sihirli kutunun" önüne çakılırlar. TV yayınlarının sabah 5.30 dan gece 01.00 e kadar sürdüğü Japonya'da bir kentin beledi yesi, geçtiğimiz yıl, hükümet ten televizyonda her akşam ya rım saatlik tam sükûtla geçe cek bir bölümü ücretini öde yerek sağlamasını, böylece de aile bireylerinin birbirle riyle konuşabilmelerine olanak sağlanmasını istemişti (18).

Televizyon, çalışan insanın boş zamanını bütünüyle işgal etmek tedir (Nitekim Hürriyet Gazete sinin 91725 kişi üzerinde yap tığı anketten (19) anlaşıldığı na göre TV seyircilerinin % 100'e çok yakın" bir bölümü televizyonlarını yayın başlar başlamaz açmakta ve yayın bi tince kapatmaktadırlar). Bu da insanların bilgi beceri e dinme, kitap okuma, tiyatro izleme gibi alışkanlıklarını ortadan kaldırmaktadır (20). H.Taner bu konuda şöyle di yor (21):

Yayımcılar TV'nin kitap sa tışlarını iyiden iyiye azalt tığından yakınıyorlar... Salt görüntüye yönelik algı daha doğal, daha ilkel bir algı şeklidir. Alfabe harfleri, dolayısıyla yazı ve matbaa cılık, insanoğluna yeni bir algı şekli getirmiş, bir çeşit simge olan yazı aracıy la seslenip onun algı skala sını geliştirmiştir. İşte TV bir bakıma, insanları yine ilkel ve doğal algılara dön dürmektedir.

Televizyon yayınlarının tiyat rolar üzerindeki olumsuz etki lerini ise burada ayrıntılarıy la vermeye gerek görmüyoruz.

Televizyon insanlarda yüz ve vücut güzelliğini, giyim ku şamı, gösterişi daha önemli görme alışkanlığı aşılar. Bu özelliği TV köşesi "eleştir men"lerinin yönettiği sütun lardan kolayca izlemek mümkün dür. Falanca spikerin yeni saç biçimi, filanca spikerin güzel

| kravatı, ya da "Yasin'in Saka lı" ciddi ciddi tartışılma ko nusu yapılabilmektedir (22).

Televizyonun tüketim ekonomi sinin pompalayıcısı görevine yukarda değinmiştik. Burada, televizyonun, bu görevi yal nızca reklamları aracılığıyla değil yayınlarının tümüyle ye rine getirdiğini belirtelim. Televizyon programları bu gö revi çeşitli görüntüler ara cılığıyla kitlelerde "satın alma" güdüsü uyandırarak ya da kamçılayarak üstlenmekte dir.

Televizyon açık saçık ya da vurdu kırdılı filmler aracılı ğıyla toplumda bunalımları ya da şiddeti körükler. Ülkemiz de henüz, bazı batı ülkelerin de yapılannTV filmlerinde cina yet, intihar, zorlama, dövme, tabanca tüfek bıçak gösterme gibi olayların ayrıntılı sa yımları" yapılmamakta, bunun için sayı vermek olanaklı de ğil. Ancak "şiddet" in Türk te levizyonunda işlenen ana tema lardan biri olduğu rahatlıkla söylenebilir (Bir "Görevimiz Tehlike" filminde işkence'nin meşru ve geçerli bir yol oldu ğunun vurgulanarak işlendiği ni hatırlatalım). Sonuçta ö zellikle çocuklardan ve genç lerden başlayarak şiddet top lumda yaygınlık kazanacaktır. Saatlerce vurdu kırdılı film gösteren bir televizyonun (Gö revimiz Tehlike, Uzay Yolu, Kaçak gibi dizi filmleri; gangster, savaş, "polisiye" filmlerini hatırlayalım). 0 luşturduğu zararın yanında şid detin kötülükleri üstüne (is terse yüzlerce olsun) eğiti ci (!) program hiç kalmaya mah kûmdur .

Televizyon gelişmiş ülkeler kültürünün azgelişmiş ülkele re aktarılmasında en önemli araçtır. Kültür aktarımı bir kaç yönden gerçekleştirilmek tedir. Bir kez azgelişmiş ül keler televizyonları program larını Amerikan, .İngiliz, Al man,... filmleriyle doldurmak zorundadırlar (23 24), hele TRT TV'si gibi eldeki olanak ların sınırlı olduğunu bile bile yayın saatlerini hızla arttıran televizyonlar için. Burada Etyopya'lı bir TV yö neticisinin şu cümlesini ve relim (25): "Bir saatlik bir Bonanza filmini 75 dolara sağ layabiliyorsanız ve kendiniz bir saatlik programı bunun 10

katı maliyetle gerçekleştire biliyorsanız Amerikan pazarı na muhtaçsınız demektir". Ör neğin ABD kökenli filmler, topluma, sürekli olarak bu amaçla hazırlanmış olsun ol masın Amerikan yaşama biçi mini, kültür değerlerini aşı lar (26). Kültür emperyalizmi nin günümüzdeki bu en önemli olgusu, TRT televizyonunda her gün sürekli izlenebilir. Haber programlarında da durum aynıdır. "Televizyon haberci liğinin en önemli çekiciliği görüntüdür, bizim televizyon da bu dış haberlerde görülür. Nedenine gelince bu filmleri sıcağı sıcağına uluslararası ajanslardan alırlar. Bize de Başbakanların, parti liderle rinin ve Bakanların bir binaya girerken çıkarken verdikleri demeçleri seyretmek düşer. Öte yandan en uzak bir ülkede yı kılan üç katlı bir binayı, ya da filan hayvanat bahçesindeki doğuran aslanı yavrusuyla gö rürüz de yurdumuzda neler olur biter bilmeyiz" (27). Eski Ge nel Müdür Musa Öğün yeni ısmar lanan dizi filmleri öğünerek açıkladığı basın toplantısında, çocuk saatleri için 85 karton film ısmarlandığını da belirt mişti (28). Bu karton filmlerin yayınlanırken Türkçeleştirilme ye bile gerek duyulmadığını ha tırlatalım. Yabancı yayınların seyredilmesini önlemek için ö zellikle sınır bölgelerine TV götürmeye çalıştığını her fır satta belirten TRT'nin işlevi daha iyi belirginleşmektedir: Kalki yabancı kültür verile cektir, ama TRT'nin uygun gör düğü, amaçladığı yabancı kül tür.

Yabancı kültürün topluma aşı lanması yöntemleri bu kadarla kalmaz. Yabancı kültürün bir de ülkenin yoz burjuva kültü ründeki bileşenleri aracılığıy la hergün topluma bilinçli bir biçimde aktarılması olgusu var dır. Bir İstanbul Festivalinin TV ekranlarını nasıl günlerce işgal ettiğini hepimiz hatır lıyoruz. Başka bir örnek de Eurovision şarkı yarışmasıdır. Yoz kültürün yaygınlaştırıl ması yolundaki TRT'den doğal olarak beklenebilecek bu giri şimi 12 Mart öncesi TRT's inin atılımı olan TRT Bilim ve Sa nat Ödülleriyle karşılaştır mak, TRT'nin o günlerden bu günlere nereye getirildiğini görmek bakımından yararlı ola caktır. TRT'nin, varlık nedeni

ticaret olan, tüketim ekonomi

sinin plak diskotek kulüp zin

ciri içinde gelişen yo.z müzik

endüstrisi alanında giriştiği

bu son yarışma, daha .şimdiden

fiyasko ile sonuçlanmıştır.

Şu sözlere bakınız: "0 gün çe

kimden sonra Körfez Lokantası

na yemeğe gittik. Masada Nilü

fer,

plak prodüktörü Nino

Varon, ben ve nişanlım vardık.

Bir süre sonra Cahit Oben kalk

tı, sinirli bir şekilde dışarı

çıktı... Deniyor ki falanca

şirket adı geçen şarkıcının

birinci olması için 250 bin

lira ayırmış..."(29)."Şayet

parça 1975 Eurovision Şarkı

Yarışmasını kazanırsa, bandın

üzerine Fransızca söz yazılıp,

besteci Nino Varon Uluslarara

sı Müzik Telif Hakları Bürosu'

na kaydolacaktı" (30,31). Rad

yolarda "Türk hafif müziği"

adı altında yapılan yayınların

plak şirketleriyle "ilişkile

ri" ötedenberi bu işlerle il

gili çevrelerde söylenti ola

rak dolaşmaktadır.

TRT bilindiği gibi Polis ve Meteoroloji Radyolarından yakı nıp durur. "Bunlar halkımızın genel müzik eğilimini piyasa ve dolmuş müziği denilen yabancı etkiler taşıyan yeni tür deje nere bir müziğin şartlayıcı ni telikte sakıncalı yayınlar yap maktadırlar. Bu yayınlar 3222 ve 359 sayılı Kanunlara aykırı olarak yürütülmektedir. Kanuni sakıncaların yanı sıra, dinle yicimizin müzik zevkini ve se viyesini düşürmekte ve dolayı sıyla TRT'nin müzik politikası nı yanlış göstererek dinleyici yi öz müziğinden soğutmaktadır. Bu halin önlenebilmesi için ge rekli tedbirler alınmalıdır"(32) Bu görüşlerin tümüne katılıyo ruz. Ancak gözden kaçan (ya da saklanan) çok önemli birkaç noktayı belirtmekte yarar görü yoruz. Bir kez dolmuş müziği denen bu müzik türü kendiliğin den oluşmamıştır, TRT'nin 30 yılı aşkın çarpık yayın politi kasının sonucu olarak oluşmuş tur, tümüyle bir toplumu yaban cı kültürün boyunduruğuna alma yı amaçlayan bilinçli, ısrarlı bir yayın politikasının sonucu olarak oluşmuştur. Bu politika nın etkileri iki yönde gelişmiş tir: "Diskotek gençliği" denen burjuva ve büyük bürokrat kesi min yoz gençliğinin müzik kültü rü ve gecekondulaşma süreci i çinde kendi öz kültüründen u zaklaşan ve bunun yerine TRT'nin aşılamaya çalıştığı batı burju

va kültürünü kabul etmeyen ke simin müzik kültürü. TRT, şimdi ye kadar bu iki yoz kültürden birincisini ısrarla yaymaya ça lışmış, ikincisine şiddetle kar şı çıkmıştı. Son bir yıldır TRT nin politikasında değişme var: Şimdi TRT her iki yozlaşma akı mının da temsilcisi olmak yolun da. Kesinlikle yasalara aykırı Polis ve Meteoroloji radyoları na rekabet etmeye çalışıyor ar tık TRT. Gencebay ve benzerle rinin TV ekranlarına çıkarılma sı bir yana, Avrupadaki işçi lerimiz için yayınlanan TRT kısa dalga programlarında "dol muş1 müziği"ne yaygın olarak yer verilmektedir (33). TRT bir yandan da öteki tür yoz müziği ("aranjman" tipi müzi ği) toplumun çeşitli tabakala rına yaymanın gayreti içindedir. Bu tip müziği "40 yıldır batı müziğini ülkeye sokmaya çalışı yoruz, başaramadık, şimdi bunu aranjmanlarla sağlayalım" man tığıyla savunan "kültür ideo loglarına da sahiptir (34). Bu tür müziğin bir uçtan kır sal kesime seslenen programla rına ("Günaydın" gibi) bile so kuşturulmaya başlandığı görül mektedir. Alman WDR radyosunun Almanya'da ki Türk işçilerine seslenen yayınlarındaki TRT'den gitme müzik programları bile bu bilinçli sızmadan nasibini al maktadır:

Müzik söz programlarının, ha berlerin veya röportajların arasına serpiştirilerek yayın monoton olmaktan çıkarılmak istenmektedir. Ancak, progra mın sinyalinin "yine bir gül nihal" adlı parçanın aranje edilmiş şekli oluşu tenkit lere yol açtığı gibi progra mın genel havasına da uygun düşmemektedir. Zira bu ser vis gibi yayın yapan İtalyan ve Yugoslavlar sinyallerini kendi halk şarkılarından al mışlardır. Bir günlük yayın da 2 türkü, 1 şarkı, 2 aranj man veya 1 türkü, 2 şarkı, 2 aranjman çalınmaktadır. Bu da buradaki dinleyicilerin, özellikle işçilerin yoğun protestosuna yol açmaktadır. İşçiler aranjmanları sevme mekte, buna mukabil türkü ça lınmasını istemektedirler(35).

Televizyonda yer alan bazı "genç lik" programlarında orta öğrenim çağındaki gençlerin bir diskotek atmosferi içinde kamera karşısın da salındırılmalarını da TRT yö neticilerinin kültür anlayışına

somut bir örnek olarak verebi liriz. Televizyonun eğitimdeki durumu üzerinde TV Eğitin Müdü rü Sayın Ertan Somunkıran aynen şöyle diyor: "Ortada" bir ters lik var. Televizyon öncelikle eğitilmesi gereken kesime git miyor" (36). Son bir yılda bir den bire artan maç nakli yayın larını da TRT televizyonunun eğitici (!) işlevi çerçevesin de düşünebiliriz. Geri bırakıl mış ülkelerde radyo ve televiz yonun eğitimdeki yeri konusunu değerli bilim adamı Unsal Os kay'ın görüşlerini aktararak kapatmak istiyoruz (37):

Azgelişmiş ülkelerde toplumsal gelişme alanında, hatta eği tim alanında bile radyo ve televizyondan yararlanma ko nusunda bilimsel bir görüşe varabilmek, ya da tutarlı bir yayın politikası sapta yabilmek için, azgelişmiş ül kelerde "gelişmemişlik" ya da daha doğrusu "gelişememe" koşullarının doğru değerlen dirilmesi gerekmektedir.

Böyle bir değerlendirmede ise, "azgelişmişlik" sorunu nun sadece tüketimde, giyim de ve günlük hayatın bazı pratiklerinde yüzeysel bir "Batılılaşma" sorunu olarak ele alınmayıp, biribirinden çok ayrı bakış açıları olan iki bilim adamının belirtti ği gibi, siyasal ve sosyal bir yapı sorunu olarak ele alınması çok önemli bir önko şul teşkil etmektedir (38,39).

Azgelişmiş ülkeler için, böy le bir değerlendirmenin dışın daki değerlendirmelerin ger çekçi olmayacağını; azgeliş miş ülkelerde yapısal değişim leri öngörmeden kültürel yeni leşme olabileceğini ve bunun topluma bir yarar sağlıyabi leceğini ileri süren bu tür değerlendirmelerin "açlık" sorununu bile çözümlemekten uzak, aldatıcı ve oyalayıcı yüzeysel yenileşme programla rından öteye işler yapamaya cağını anlamak için, Batı'nm bu konuda özel bir önem vere rek desteklenmeye çalıştığı Hindistan'daki uygulamaya bak mak dahi yetecektir (40).

"Toplum kalkınması", "kültür değişimi" ve "yenileşme" ko nularında çeşitli Batılı bi lim adamlarının ve uzmanları nın da katıldığı sayısız dene cek kadar çok çalışmaların

yapıldığı ve FAO ve UNESCO gi bi uluslararası koşullarca bu alanda en ileri örnek olarak gösterilen bu ülkede, iktidar partisi olan Kongre Partisi nin ve bu partinin gelişme po litikasının cesaretsiz ve al datıcı bir değerlendirmeye da yanması nedeniyle, beslenme sorunu bile her geçen gün daha da kötüye gitmektedir.

Hindistan halkının bu yanlış ve aldatıcı gelişme modelini savunanlar, Hindistan'ın Ba . tılı kalması için gerekli gö rülen bugüpkü temel yapı ö zelliklerinin bu ülkenin bu günkünden üç kat daha fazla yatırım yapabilmesini önle diğini görmek ve göstermek istememekte; "Batı" modeli nin dışında bir model arayan ları ethnocentric eğilim bes lemekle suçlamaktadırlar. As lında ise, gerçekten ethnocen tric olan, "Batılılaşmayı" bi le Batının tekelinde tutmak isteyen bu Batılı "sözde" bi lim adamlarıdır. Bugün, azge lişmiş ülkelerin kapitalist yoldan gelişmelerini; yani sınaileşmelerini isteyenler bile, bu işin Batılılarla ve onların tavsiyeleriyle değil, kendi ülkelerinin kaynaklarıy la, kendi "elleri" ve gözle riyle" ve bu sözde "Batılı laşma" telkinlerine rağmen yapılabileceğini anlamak ger çeği ile karşı karşıyadırlar.

Türkiye'de radyo ve televiz yondan ekonomik, sosyal ve kültürel kalkınma alanında yararlanma konusuyla ilgile nenlerin, ellerindeki bu iki aracın "büyüsüne" kapılıp, azgelişmiş bir ülke olan Tür kiye'de "gelişmişlik" sorunu nun ekonomik, toplumsal, kül türel ve ülkenin dış ilişki leri aıanında önemli kökleri olduğunu gözden kaçırmamala rı gerekmektedir.

Bunun nedeni ise, azgelişmiş bir ülke olan Türkiye'de rad yo ve televizyondan ekonomik, toplumsal ve kültürel kalkın mada yararlanma olanağının, ülkede düzensiz, dengesiz ve dışa bağımlayıcı değil, fa kat yenileşmek için girişi len değişimin bu üç alanını bütün bir değişim süreci bo yunca biril irine uyumlayan, destekleyen ve dengeli bir toplum yapısına yönelmiş "toplumsal gelişme" modeli nin izlenmesine bağlı olması dır.

NOTLAR

1. Unsal Oskay, Toplumsal Ge lişmede Radyo ve Televizyon, A.Ü.S.B.F. Basın Yayın Yük sek Okulu Yayını, Ankara, 1971, s.13

2. Turgut Özakman, Radyo Not ları, 1969, Ankara, s.7

3. Turgut özakman, a.g.y. s.32

4. Televizyonun plana aykırı olarak birdenbire (ve bu yüzden teknik aksamalarla dolu olarak) ülke yüzeyine yayılmasında en önemli fak tör, pazarı tıkanmaya başlı yan tüketime dönük sanayi burjuvazinin pazarını geniş letmek isteğidir. Nitekim özellikle Hürriyet gazete sinin başı çektiği "özel te levizyon istasyonları kurul malıdır" kampanyası 12 Mart döneminde birden durdu: Dev let televizyonu, genel ya yın içeriğiyle, bol reklam programlarıyla onların kur mayı tasarladıkları televiz yon olmuştu çünkü.

5. M.Tali öngören, "TRT Tele vizyonunda Yasaklar", Elekt rik Mühendisliği, Ocak 1975 (bu sayı)

6. "Başındaki c kaldırılıp so nuna s eklenirse Engels o lur" diye, "Hindistan Cen gelleri" deyimindeki "cen gelleri" sözcüğünün yasak landığını da ekleyiverelim.

7. "TRT'nin Yeni Niteliği", Elektrik Mühendisliği, Hazi ran 1973, s.326

8. TRT Genel Müdürü İsmail Cem "TRT'nin özerkliğe ihtiyacı yoktur" diye buyu ruyor, öyledir. Çünkü TRT' nin halkın gerçek çıkarları yönünde bir yayın amacı yok tur ki özerkliğe ihtiyacı olsun.

9. Yalçın Küçük, "Halk Partisi nin Sağı Solu", Cumhuriyet, 9 Ocak 1975

10. Yılmaz Onay, "Tiyatromuzun Sorunları", Köken, 7 8 9, s. 39

11. TRT 1975 Yayın Programı, Genel Müdür Program Yar dımcılığı Yayınları 1, s. 13

12. a.g.y. s.32 13. Newsweek, 22 Nisan 1974, s. 34 35 14. a.g.y., s.34

15. TRT bu uygulamayı radyoda maç nakillerinde "denemek tedir".

16. E.Kamil Boyacı, "Emperyalizm ve Kültür Açısından Türkiye1 de Televizyon", Yansıma, Sayı: 34, Ekim 1974, s.244

17. Haldun Taner, vTiyatro, Ki tap ve Televizyon", Milli yet, 24 Kasım 1974

18. Newsweek, 22 Nisan 1974 s.20

19. Hürriyet, 2 Temmuz 1973 20. E.Kamil Boyacı, a.g.y.

21. Haldun Taner, a.g.y. 22. Tipik bir örnek için bkz.

Barış Gazetesi, 12.12.1974 23. Uygur Kocabaşoğlu, "Türki ye'de Televizyon Uygulaması Üzerine", Elektrik Mühendis liği, Ocak 1975 (bu sayı) 24. "Trans Tel'in İçyüzü", Elekt rik Mühendisliği, Haziran 1973, s.330

25. Newsweek, 22 Nisan 1974, s. 32

26. "Love Story" gibi çok siv ri programların uyandırdığı tepki sayılmazsa, bu etki, özellikle toplumun üst ke simlerince özümlenir.

27. Metin And, "TRT tarafsız mı?", Yeni Ulus Gazetesi, 21.1.1975

28. E.Kamil Boyacı, a.g.y. 29. İskender Salgırlı, (TRT Euro vision "sorumlusu"), Hey Dergisi, 15 Ocak 1975, s.10

30. Nilüfer 'in demeci, Milliyet, 19.1.1975

31. Nino Varon ülkemizde faali yet gösteren büyük bir plak şirketinde, Danieİ Grünberg le ortaktır.

32. TRT Program Planlama İlke ve Amaçları, TRT yayını, (tarihsiz, önsözü Musa Öğün imzalı).

33 "TRT 1975 Yayın Programı" adlı belgede TRT 2 'den söz edilirken şöyle deniyor (s.17): "Türk Sanat Müzi ğindeki yozlaştırıcı akım ların sınırlandırılması göz önünde tutulmuş ve bu amaç la bu müziğin ancak ciddi örneklerine bu programlarda yer ayrılmıştır". Bu, yöne ticilerin TRT l'deki müzik yayınları için neyi amaçla dıklarını belgeler.

34. Faruk Güvenç, "Türkü ama nasıl?", Özgür İnsan, S.l, s.62

35. H.Yavuz Güven, (TRT Eğitim Yayınları Şubesi Müdürü), "Westdeutscher Rundfunk'ta radyo TV yayını idarecili ği", Çeşitli Kaynaklarla Yurt Dışına Gönderilen Ele

manların Raporları, TRT Ya yını, 1974 36. Barış Gazetesi, 18.1.1975. Bu görüşü DPT alt komisyonu raporundaki "Televizyon eği timindeki fırsat eşitsizli ğini kaldıracaktır" görüşüy le karşılaştırmak ilginç o lur (bu rapor için bkz: "Planlama ve Televizyon", Elektrik Mühendisliği, Ocak 1975 (bu sayı)

37. Unsal Oskay, a.g.y. s.94 96

38. B.Moore Jr., Social Origins of Dictatorship and Democ racy, Lord and Peasant in the Making of the Modern World, Boston, Beacon Press, 1967, s.180

39. Paul A.Baran, The Political Economy of Growth, s.20 21

40.Batılı çevrelerde bunun en yaygın örneği Dünya Besin ve Tarım Birliği'nin (FAO) bu konudaki değerlendirmesi ve uygulama politikasıdır. 1966 Tokyo Tarım Seminerinde FAO şu kararları almıştır:(a) üye ülkelerdeki radyo idareleri çiftçi ve balıkçılar için hergün on dakikalık yayın ya pacak; (b) üyeler tarım, ba lıkçılık ve orman ürünlerinin pazarlanması konularında haber yayını yapacak; (c) köylerde ki gençler 4 K Klüpleri için de köy kalkınmasına yöneltile cek; geliri düşük, ulaşım ola nakları az olan ülkelerde köy lük yerlerdeki halka ulaşabil mekte ve onları etkilemekte 'fen iyi araç" olan radyodan ya rarlanılacak; (d) radyo yayın larının etkinliğini artırmak için, gelenekçi toplumlarda "toplu dinlemeye geçilecek..."

UNESCO ise, Hindistan'da Radyo Tarım Forumu programları ile toplumu "kalkındırmak" için ça lışmalara yardım etmekte; bu çalışmalarda radyolardan özel programlar yayınlanmakta, bu programlar köylülere toplu halde dinletilmekte, program ların sonunda grup tartışmala rı yapılmakta... uygulamaya geçilmekte... eğitim kursları görmüş "köy ileri gelenleri" "forum" yöneticisi olarak kul lanılmaktadırlar.

Batılıların, özellikle Ameri ka'nın,Çin denemesi karşısında büyük önem verdiği Hindistan bugün daha radikal bir, değişim modeli aramaktadır.