Elektrik Mühendisliği · Sayı 246-247 · Haziran-Temmuz 1977
TRT'DE İŞGALİN 760'CI GÜNÜNDE...
Toplum, demokrasi ve emek Görüş ve değerlendirme
- Yıl
- 1977
- Sayfa
- 9
- Okuma süresi
- 31 dk
- Görüntülenme
- 0
Konu
İlgili: Haberleşme, telekomünikasyon ve yayıncılık, Mevzuat ve hukuk
Anahtar kelimeler
- TRT işgali
- İsmail Cem
- Danıştay kararları
- haber tarafsızlığı
- Şaban Karataş
- basın özgürlüğü
Özet
Yazı, 1975'te başlayan ve TRT'yi fiilen işgal eden yönetimin Danıştay kararlarını uygulamayarak süregelen hukuksuzluğunu ve haber yayınlarındaki taraflı, sansürlü uygulamaları örneklerle eleştirmektedir.
Tam metin
Metin PDF'ten otomatik çıkarılmıştır; tablo, şekil ve formüller eksik ya da hatalı olabilir. Özgün dizgi için PDF'e bakın.
TİM İM' İŞGALİN
güney gönenç
TRT'de 30 Mayıs 1975'de başlayan işgal 760'inci gününü doldurdu. tki buçuk yıldan beri baskı, terör, sayısız "faili meçhul" cinayet içinde bunalan ülkede iktidarın en belirli, en etkin Anayasa çiğneme eylemi TRT1deki işgaldir. Anayasa'nın her nasılsa 1971 "operasyonu"ndan sağlam kurtulabilmiş 132'nci maddesi çok açık: "Yasama ve yürütme or ganları ile idare, mahkeme karar larına uymak zorundadır; bu or ganlar ve idare, mahkeme karar larını hiç bir surette değişti remez ve bunların yerine getiril mesini geciktiremez." Ve Türk Ceza Yasası'nın 146'ncı maddesi de biliniyor. Bu hüküm mahkeme kararlarını uygulamayarak TRT'yi 760 gündür işgal altında tutan lar ve tutturanlar için de ergeç uygulanacaktır. Bir de 121'inci maddesi var Anayasa'nın: "Her tür lü radyo ve televizyon yayınları tarafsızlık esaslarına göre yapılır" diyor. 760 gün boyunca her gün en azından 50 kez tebdil ve tağyir edildi. Bunun hesabı da yakın gelecekte olmasa bile mutlaka sorulacak. TRT'nin son yasal genel müdürü İsmail Cem 16 Mayıs 1975 günü Demirel Hükümeti'nin bir ka rarnamesiyle görevinden alındı, yerine Nevzat Yalçıntaş atandı. Hem Cem'in görevden alınması, hem de Yalçıntaş'm atanması Danış tay Dava Daireleri Kurulu'nca 30 Mayıs 1975'te durduruldu. Durdurma kararının taraflara bildirilmesinden sonra göreve giden İsmail Cem'in Genel Mü dürlüğe girmesi yeni yönetimin koridor zorbalarınca engellendi. Danıştay Dava Daireleri Kurulu Cem'in görevden alınması ve Yal çıntaş 'm atanmasını 9 Ocdcl976'da
Güney Gönenç, Y.Prof .Dr., ODTÜ
kesinlikle iptal etti. Makamı 30 Mayıs'tan beri fiilen işgal eden Yalçıntaş'm istifasıyla "boşa lan" TRT Genel Müdürlüğünü bu kez 19 Ocak 1976'da Şaban Karataş atandı. Cumhurbaşkanı'nın bu atama kararnamesini im zalaması çeşitli çevrelerce ağır biçimde kınandı. Örneğin Muammer Aksoy şöyle diyordu, "ismail Cem'in görevden uzak laştırılmasına ilişkin karar namenin yürütülmesini önce durduran, sonra da iptal eden Danıştay kararları varken,... TRT Genel Müdürlüğüne başka bir kişinin atanmasını öngören bir kararnameyi sayın Cumhurbaş kanı imzalayamaz. İmzalarsa bu kararname hukuka aykırı ve sa kat olur. Anayasa'nın 132'nci maddesi gereğince her makam gibi sayın Cumhurbaşkanı da mahkeme kararlarına saygı göstermekle zorunludur". Bülent Ecevit'in sayın Cumhur başkanının davranışına ilişkin sözleri de şöyleydi: "Bir Cumhur başkanının tarafsızlıktan uzak laşmasından da daha ağır bir du rum hukuk devleti kurallarıyla, Anayasa kuruluşlarıyla ve hele Yüksek Mahkeme kararlarıyla ters düşme s i di r... Türkiye * de demok ratik hukuk devleti, üstelik ne yazık ki bu kez sayın Cumhurbaş kanının elinden bir darbe daha yemiştir". Danıştay 13 Şubat 1976'da Karataş'in atama işlemi hakkında yürütmeyi durdurdu; 17 Aralık 1976'da da atama işlemini iptal etti. İşgal sürdürüldü. TRT'de bugünkü faşist işgalin ön hazırlığı 12 Mart döneminde ger çekleştirildi. Anayasa'nın 121'in ci maddesinde yer alan TRT'nin özerkliği ilkesi Meclis'te ve senato1da bütün partilerin elbir liğiyle kaldırıldı, TRT yasası yine bütün partilerin elbirliğiy
le değiştirildi. Böylece TRT'nin egemen sınıfın güdümüne sokulması için yol açıldı. Sonunda, TRT, yukarda özetlediğimiz biçimde faşist bir kliğin işgali altına girdi. İki yılı aşkın bir süre dir TRT'nin tüm namuslu çalışan ları kıyım, sürülme, işten atıl ma tehdidi altında. Pek çoğu işten atıldı, sürüldü. Danış tay'ın bütün bu haksız ve ya sadışı işlemleri durduran, iptal eden kararları uygulanmıyor. Bütün bu baskı ve teröre karşın TRT çalışanları zorbalığa yiğitçe direndiler, direniyorlar. DİSK Yeni Haber lş, TÜTED, TÜMDER ve TMMOB birlikte düzenledikleri forumlarla, açık oturumlarla, imza kampanyaları ve kamuoyu duyurularıyla bu direnişi ör gütlediler; TÖBDER, TÜMÖD,TÜ r
MAS ve EMO gibi kuruluşlar bu direnişi sürekli desteklediler. Bu direnme, TRT çalışanlarının hasırladığı TRT DOSYASI'nda belirttikleri gibi, yasalara bir başkaldırı değil, tam tersine, yasal düzene kastedenlere bir karşı koyma; düpedüz Anayasa1yi tağyir, tebdil ve ilga'ya teşeb büs edenlere karşı bir direnme.
İŞGAL DÖNEMİNDE HABERLER
TRT, tarafsız olması gereken bir kamu kuruluşu olarak, haber ya yınlarında doğruluk, tarafsızlık ve çabukluk gibi temel ilkeleri gözetmede en büyük titizliği göstermek ve güvenilirlik sağla~ mak zorundadır. Oysa işgalci yönetim haber yayınlarını bu ilkelerin tam tersine bir uygu lama içinde hazır1ayagelmiş, hemen her gün siyasal hesaplar uğruna eşi görülmemiş bir sorum suzluk içinde olmuştur. Aşağı da bu partizanlık ve sorumsuzluk
uygulamasının birkaç örneğini sıralıyoruz.
1. TRT Haber Merkezi eski dönem lerde de herhangi bir siyasal partinin yada kişinin görüşüne ve s a v m a katıldığı gibi bir izlenim yaratmamak için, özel likle demeçlerle ilgili haberle rinde "ileriye sürdü" yada "iddia etti" gibi kalıplar kullanır ve bunlara gereksiz durumlarda da özellikle yer vererek demeç sahiplerinin iz leyicilerce yanlış anlaşılma sına yol açardı. İşgal dönemin de TRT Haber Merkezi bu yolu hemen her gün sömürmeye baş ladı. Örneğin bir kentte bir muhalefet partisinin toplan tısına katılanlara ateş açıldı ğı yolundaki haber "... ateş açıldığı iddia edildi" biçimin de veriliyor ve radyo ve TV izleyicilerine "Bu parti, üyele rine ateş açıldığını söylüyor, ama siz yine de buna inanmayın" demeye getiriliyordu. Yine TRT haber bültenlerinden alınan şu örnekte "öne sürdü" sözcükleri nin nasıl amaçlı kullanıldığı açıkça görülüyor: "Orgeneral İrfan Özaydmlı, Korgeneral Ce mal Engin'in Hava Kuvvetleri Komutanlığına atanmasıyla, Hava Kuvvetleri Komutanlığının Korge neral rütbesine indirildiğini öne sürdü".
"iddia etti", "iddialarına ekle di", "öne sürdü" gibi kalıpların demeçlerdeki anlamları saptırmak yönünde akıl almaz biçimde sömü rülmesinin artık gündelik hale gelen örneklerine 5 Haziran 1977 seçimlerinden önceki "siyasi parti haberleri"nde her gün tanık olundu.
2. TRT'nin yabancı ülke dev let adamları hakkında kimi niteleyici sözcükler kullanması eskidenberi görülürdü. Örneğin hiçbir zaman "ABD'nin kapitalist başkanı Nixon" denmezken, her nedense, Ailende'den hep "Şili' nin marksist devlet başkanı Ailende" diye söz edilirdi. Ecevit'in Bulgaristan ve Romanya gezilerinde olduğu gibi, Libya gezisinde de bu yöntem sömürüldü Ecevit'in o sırada Libya'da bulunan Angola Başbakanı ile görüşmesi haber bültenlerinde "CHP Genel Başkanı Bülent Ece vit Angola'nın marksist eğilimli Başbakanı Lopo de Nascimento ile görüştü " biçiminde verildi.
3. Yurt dışındaki en olur olmaz mitingleri, toplantıları, defile leri; yurt içinde adı sanı du yulmamış tabela derneklerinin 10 15 kişilik toplantılarıni ayrıntılarıyla TV'de görüntü lü olarak veren TRT, 13 Mart 1976'da Ankara'da yapılan ve 50 000 kişinin katıldığı faşist baskıları ve kıyımları protesto yürüyüşüne ilişkin tek sözcüklük haber vermedi.
4. Öğrenci olaylarını TRT'nin veriş biçimi de yanlılığın en belirgin örneklerini oluş turdu. Cem döneminde de koman do baskınlarıyla ortaya çıkan olaylar "karşıt görüşlü öğren ciler çatıştı" biçiminde veri lirdi, işgal döneminde bu "tek nik" olabildiğince sömürüldü. Bu durum o denli günlük yayın politikası yapıldı ki bu konuda herhangi bir örnek vermeğe hiç gerek yok.
Hasan Tan1in derhal görevden ayrılmasını isteyen öğretim üyeleri duyurusu radyolarda 19 bülteninde "622 öğretim üyesi imzaladıkları duyuruda.." biçiminde verilmişken 20 TV haberlerinde "bazı öğretim üye lerinin imzaladığı duyuruda... " biçimine sokuldu. Sonradan bu değişikliğin Hasan Tan'in te lefonu üzerine yapılmış oldu ğu anlaşıldı.
6. CHP ve TBP dışındaki tüm sol partiler TRT'ce yok sayıla geldi, bu partilere ilişkin haberlere ve demeçlere hiç yer verilmedi. CHP, DP ve TBP ile ilgili haberler de genellikle kısıtlanmış, özü çarpıtılmış, kı sacası bir "haber karikatürü" biçimine sokulmuş olarak veril di. Örneğin DP yetkilisinin bir demecinin hükümete çatan bölü münün Haber Dairesi Başkanı Hami Tezkan'm emriyle çıkarılıp yalnızca CHP'ye yada başka sol partilere çatan bölümünün veril mesi olağan oldu,
5. Kimi zaman da TRT Haber Merkezi'nin biraz geç "uyandığı" gözleniyor. Örneğin 8 Nisan 1976 da SBF'de öldürülen Hakan Yur dakuler ve iki öğrenciyle ilgili haber radyoların 19 bülteninde verilirken üç öğrencinin de "öldürüldükleri" belirtildi. Oysa aynı akşamki TV haber bülteninde değişiklik yapıldı ve üç öğrenciden "öldüler" diye söz edildi. 1977 Şubat'ında ODTÜ'de rektörlüğe atanan
7. TRT haber yayınlarında uyulma sı gereken başlıca zorunluklar dan biri de haberlerde kaynak gösterilmesi ve bu haber kay naklarının yasal, güvenilir ve dürüst olmasıdır. Bunların dı şında meşru olmayan özel ve kişisel istihbarata,söylenti ve uydurmalara dayanan haber lerin verilemeyeceği apaçık or tadadır. Oysa, Karataş Yönetimi bu ilkeleri de alabildiğine çiğnedi, muhabirleri ne ol
Turhan Selçuk, Cumhuriyet
ELEKTRİK MÜHENDİSLİĞİ 346 247
2 73
duğu ve nereden geldiği belir siz metinlerden haber yazmaya zorladı. Dürüst ve görevinin gereğini yapmak isteyen muhabir ler bir haberde meşru kayna ğın gösterilmesinin zorunlu ol duğunu belirttiklerinde de Ka rataş'ın yöneticileri, kaynak olarak kendilerini gösterdiler ve haberi zorla yayınlattılar. Haber vermedeki bu kasıtlı so rumsuzluğun belirgin bir ör neği de Cemiloğlu olayında görüldü. Karataş Yönetimi, kesinlikle haber kaynağı sa yılamayacak bir kişiden edin diği bilgiye, daha doğrusu söylentiye dayanarak, Cemil oğlu'nun ölüm haberini ver miş ve bu habere daha sonra da çeşitli vesilelerle pek çok kez haber bültenlerinde geniş yer ayırmıştı. Ancak, daha sonra Cemiloğlu'nun ölmediği haberi gelince, vermek için sağlam, güvenilir ve kesin kaynak ola rak kabul edilen ajanslardan birinin haberiyle yetinilmedi. Normalin dışında olarak tüm ajansların teker teker olayı doğrulaması beklendi.
8. Bilindiği gibi Başbakan ve pek çok bakanı sık sık "devletin ürettiği hiçbir mala zam yapıl mayacaktır" biçiminde neredeyse yeminli demeçler verirler. Bu demeçlerin hemen arkasından da zam haberleri birbirini izler. Durumun komikliğini gözlerden saklamak için çabalayan, ikti darı korumayı amaç edinen bir TRT, zam haberlerini elbette garip formüllerle önemsizleş tirerek, en gizleyici ve en az ürkütücü biçimde verecekti. Örneğin, çaya yapılan zam ola yında olduğu gibi, "Made in MC" denilecek bir formülle, zam, "kalite ayarlaması" olarak su nuldu. Bir fiyat artışı haberi nin en önemli öğesi olan eski fiyat ise bu haberlerde yer almadı. TRT dinleyici ve izleyi cileri örneğin, Portland çimen tosunun bundan böyle kaça satı lacağını öğrenirken, düne kadar ödenen fiyattan ne kadar fazls ödeneceğini bilmek olanağından ustaca yoksun bırakıldı.
9. Haber merkezi yöneticilerinin hükümetle organik bağları ol duğu Yahya Demirel olayında iyice ortaya çıktı. Yahya Demirel hakkında tutuklama ka rarı verildiğinde ve aranması na başlandığında, TRT bu konu yu görmezlikten geldi. Oysa,
Yahya Demirel'in Ereğli'de ortaya çıkıp teslim olmasından yaklaşık on saat önce TRT Ekibi (iki kameraman, bir muhabir) içlerine doğmuşcasına hareket etmiş ve zamanında Ereğli'de hazır bulunmuştu. Yahya Demirel' in İzmir'de, Edirne'de olduğu yolundaki haberler basında yer alırken, ne zaman ortaya çıkacağı da kesin olarak bilin mezken, TRT'nin bu davranışını "telepatiyle" yada "uzak görüş lülükle" açıklama olanağı olma sa gerektir. Yeğen Demirel'in hapishaneden kefaletle çıkışın da da TRT bu olayı, mutlu aile fotoğraflarını yayınlayarak kutladı. Bu kutlamaya, Yahya Demirel'in avukatı da ekrandan ve mikrofonlardan yayınlanan demeciyle katıldı. Üstelik mah keme devam ederken...
Karataş'm habercileri, Yahya Demirel'i "beraat" ettirirken, Orgeneral Alpkaya'yı, olayla ilgili ilk haberde (18 Şubat saat 17 bülteni) peşinen "mah kum" etmişti. Haberde tek ek sik yön, Alpkaya'ya kaç yıl ce za verileceği olmuştu.
10. TRT,dış haberleri de sürekli olarak işine geldiği biçimde değiştirmekte hiçbir sakınca görmedi. Üç örnek vermekle ye tinelim. TRT genellikle dış haberleri BBC radyosunu din leyerek alır ve (kaynak da belirtmeden) aynen yayımlar. Bu uygulama yıllardır sürdürül mektedir. İşgal yönetiminin uygulamasına bir örnek verelim: 28 Nisan 1977, TRT: "Bhutto kendisini iktidardan düşürmek isteyenlerin arkasında bir yabancı devletin bulunduğunu belirtmişse de isim vermemiş tir". Aynı gün, BBC: "Bhutto kendisini iktidardan düşürmek isteyenlerin arkasında bir ya bancı devletin bulunduğunu belirtmiştir. Bhutto, bu devle tin adını vermemekle birlikte, 'Vietnam Savaşını kaybeden süpe r devlet' deyimini kullana rak ABD'yi kasdettiğini açıkça belli etmiştir".
Bir başka örnek de 1976 Nisan' ında İsrail işgali altındaki Arap topraklarından Şeria Irmağı batısındaki belediye seçimlerine ilişkin. Bu seçim lerde Filistin Kurtuluş Örgütü yanlısı ve komünist adayların büyük başarı kazandıklarına ilişkin haber Türk Halkına yal nızca "Filistin Kurtuluş
Teşkilatı taraftarı adayların kazandığı" şeklinde yansıtıldı.
Son yılların en güncel dış olayı olan Lübnan konusu ise, TRT Haber Merkezi yöneticilerin: gülünç durumlara düşürdü. Basın da sık sık yer alan ve eleş tirilen bu aşırı çarpıtmalar, Türk Halkını, müslümanların solcu yada solcuların müslüman olabileceği gibi bir kanı edin mek "felaketinden" korumayı amaç lamaktaydı .
11. Cumhurbaşkanı Korutürk'ün 2 7 Mayıs 1976 günkü demecini eleştiren gerici bir bildiri, TRT haber bültenlerinde "105 im zalı" olduğu belirtilerek uzun uzun yayımlandı. Tüm Öğretim Üyeleri Derneği 16 Haziran 1976' da adı geçen bildirinin üç beş kişi tarafından düzenlendiğinin anlaşıldığını, bunu 105 imzalı imiş gibi yayımlayan TRT'nin sorumlu olduğunu açıkladı. Bildi riyi düzenlediği anlaşılan Doç Dr. Hacıeminoğlu da imza ları tamamlayamamış olduğunu açıkladı. Böylece TRT'nin, işine gelen bu bildiriye "105 imzalı" diye hemen yer verdiği anlaşıldı. TRT'nin ilerici kuruluşların bildiri lerini yayımlamakta gösterdiği direnç ve güçlükler gözönünde tutulursa, bu habere bu biçimde yer vermesi ağır bir suç oluş turmaktaydı. Üstelik TRT Ankara' da 1137 ilerici öğretim üyesi ve yardımcısının imzaladığı karşı bildiriyi imza sayısını belirtmeden haber bültenlerinde geçiştirerek bir başka yanlılık örneği daha verdi.
12. "Haber yayınlarında taraf sızlığı sağlama" uydurma gerek çesine dayanarak siyasi parti lere ilişkin haberler, bülten lerin sonunda ve partilere aşağı yukarı eşit süre ayrıla rak veriliyordu. Oysa, MC'nin icraatı, MC'ci parti başkanla rının demeçleri bültenin ilk bölümünde uzun uzun yayımlan makta; sonra MC partileri,
CHP (ve kısmen TBP) ile bir likte yeniden "eşit süreli" sıraya girmekte idiler. Bu "dahiyane" buluşla haber yayınları tam anlamıyla"MC'nin sesi" haline getirildi. Soldaki öteki partilere ise hiçbir şe kilde yer verilmediğini yukar da belirtmiştik. Karataş'm "çağdaş habercilik yapılabil mesi ve tarafsızlığın sağlan ması" (!) amacıyla Ekim 1976'da
ELEKTRİK MÜHENDİSLİĞİ 246 24 7
hükümet yetkililerine ve kimi parti başkanlarına gönderdiği mektup büyük tepkiler uyandır masaydı ve Karataş "çağdaş" haberciliğini uygulama olanağı nı bulsaydı, TRT'de MC dışında ki ses sıfıra inmiş olacaktı.
13. Son örnek olarak çok yakın geçmişe ilişkin olduğu için belleklerde taze olan TRT'nin Niksar, Şiran olaylarını, 6 Haziran seçim sonuçlarını veriş biçimini yalnızca anmakla yetine lim. Şaban Karataş TRT binasın dan çıkartıldıktan sonra da varlıklarını sürdüren Haber Dairesi işgalcilerinin Ecevit Hükümeti kurulduktan sonraki habercilik uygulaması da gözler önünde.
RADYOLARDA İŞGAL
İşgal yönetiminin radyolara uyguladığı baskılar da tele vizyondaki ve öteki birim lerdeki uygulamalardan pek faklı olmadı. Radyolarda ar tık toplumun sorunlarına deği nen hiç bir program denetim den geçmemektedir, yada öylesi ne kısıtlanarak ve çarpıtıla rak geçmektedir k i , ortaya çıkan programı, programcısı bile tanıyamamaktadır.
1976 M a r t ' m d a Koordinasyon Kurulu toplandı ve yaz döne minde yayımlanacak radyo prog ramlarının taslakları üzerin de görüştü, tartıştı, yeni program önerilerini gözden geçirdi. İşgalci TRT yönetimi nin görüşlerine en ufak bir ay kırılık gösteren program öneri leri, üzerinde fazlaca durul madan reddedildi. İki örnek ve re 1 im: "Gökler Kararmasın". 3u, savaşa karşı bir program önerişiydi. Özellikle iki dünya savaşının, bunun dışında, öteki savaşla rın insanlığa getirdiği acılar, eziklikler söz konusu edilecek ve bu acılar, onları yaratan larıyla, sürdürenleriyle, so nuçları ve örnekleriyle belge lendirilecekti. Reddedildi. "Çağımızı Yaratanlar". İnsanlığın ilk gününden başlayarak, yaşadı ğı döneme damgasını basmış ve insanlığın bugüne gelmesini sağlamış kişileri anlatan bir program olacaktı. Hitler'den Mussolini'ye, Eisenhower'den Stalin'e, Einstein'den Picas so'ya kadar devlet adamı, dü şünür ve sanatçı olarak çağımı
zı yaratan her insan bu prog ramda yer alacaktı. Bu program önerisi de reddedildi. Red n e deni: Programların objektif bir biçimde işlenemeyecekleri endişesi. Oysa, her iki progra mın yapımcıları da o güne kadar çok başarılı örnekler vermiş programcılardı.
Programların reddinden amaçla nan ne?
1 Sözde "zararlı, halkı ifsat edici, kafasını bulandırıcı" programlardan dinleyici ve se yirciyi korumak, "komünist" diye niteledikleri programcıla rın fırsat bulmasına engel o l mak, 2 Programları reddedilen prog ramcıların boş oturmaması için "yukarı"dan verilecek emirle ve tabii kendi amaçlarına uygun, kendi çizdikleri sınırlar içinde kalacak programlar yap tırmak olanağına kavuşmak, 3 Belirli bir süre içinde üç kez önerisi reddedilen program cının elinden programcılığını alarak, istemedikleri kişiyi saf dışı bırakmak. Burada şunu da belirtelim,yasa yada yönet meliklerde böyle bir hüküm yok. Şimdiye kadar böyle bir şey de yapılmamış, yapılamaz da. Ancak bu,bir gözdağı olarak kullanıldı.
MC TRT'sinin işgalcileri, yurt sorunlarına ilişkin programlarda da olaylara yalnızca kendi siyasal damgalarını vurmak iste ğindeydi. Faiz konusundaki bir program, TRT Genel Müdür program yardımcısı Nahit Katlan tarafın dan "doğrudan doğruya MSP'ye hücum ediliyor" gerekçesiyle sansür edildi.
Programcılar ve denetçiler üze rinde sözle ağır bir baskıyı sürdürmekte olan Nahit Katlan, programlarda sosyal ve siyasal bir içeriğin yer almaması için ısrar etmekte ve siyasal içerikli programların, yalnız ca Haber Merkezi'nin yetkisin de olduğunu ileri sürmekteydi.
Bir programcı hakkında, Ortak Pazar konusunda hazırladığı programda, Ortak Pazar'a üye ülkeleri gocunduracak cümleler bulunduğu gerekçesiyle soruş turma açılmak istendi, sonra nedense vazgeçildi.
1976 Mayıs'ında Danıştay'ın 108'inci yıldönümü için, her yıl olduğu gibi bir program hazırlan dı. Program, Danıştay Başka
nı'nın bilinen konuşması yüzün den yayından kaldırıldı.
Ayrıca, Genel Müdür Program Yardımcısı, "Ben buraya gelin ceye kadar programlarda Türk adı geçmezdi" diyecek kadar ileri gitmişti.
Radyo programlarındaki bu çok sınırlayıcı denetim, yukarda da belirtildiği gibi söz yayın larıyla yetinmedi, giderek müzik yayınlarına da bulaştı ve bu nedenle bir radyonun disko teğinde bulunması gereken ve en azından arşiv deleri olan bir çok parça (şarkı ve türküler), bugün artık aramızda bulunmayan bazı kimselerin sesleri, disko tekten silindi.
Önceleri, din ahlak yayın larında konuşturulan kişiler, liberal görüşlü, Atatürkçü aydınlardan seçilirdi. Şimdi artık bu seçimde de "titiz" davranılması konusunda program cılara tenbihte bulunuldu. İş gal altındaki TRT'de, çağdaş y e rine, çağdışı dincilerin çağrıl masına özen gösterildi.
Bir programcı halk türküleriy le ilgili bir program yaptı. Verdiği örnekler içinde şöyle bir dize de vardı: "Gele gele geldik bu kara taşa." Özel bir amacı olduğu gerekçesiyle bu dizi metinden çıkarıldı ve programcı "uyarıldı". Program cı bunun her ne kadar bir halk türküsü olduğunu ve kendisinin özel bir amaçla uydurmadığını söylediyse de kabul ettiremedi.
Programcılara yazdıkları metin lerde öztürkçe sözcükleri kul lanmamaları konusunda devamlı baskı yapıldı. Kullananların sözcük yada cümleleri hemen çı karılıyordu.
"Dilimiz" diye bir program met ninden, Mahmut Makal, Talip Apaydın, Dursun Akçam, Fakir Baykurt, Hüsamettin Bozok isim leri ve Yeditepe Dergisi adla rı çıkarıldı. Bunlarla yetinil meyip, yarım sayfa kadar tutan bir bölüm, bu isimlerle "ilgi li" görüldüğü gerekçesiyle atıldı.
"Yukarıdan emirle" hazırlatılan özel programlarda korkunç bir artış görüldü. "Türk Ocağı Günü", "Ergenekon Günü" gibi bazı programlara sık sık rastlanı yordu. 67 il için hazırlanacak (tabii kendi görüş açılarından bakılarak) programlar istendi programcılardan. Bunları kurtu
2 75
luş günleri dolayısıyla yayına koymak gibi bir de gerekçe bu lundu.
Bu gerekçeye dayanılarak, örne ğin kurtuluş günü olmayan bir Eskişehir îli programı da ya yımlandı .
Bir programcı kadm erkek eşit liği konusunda bir program ha zırladı, iki cinsin bazı sorun larını ve eşitlik konusunu çağ daş bir açıdan incelediği için program (programcısı da azarla narak.) reddedildi. Programcı lardan devamlı olarak "açlık, zulüm, iç savaş, huzursuzluk, bağımsızlık gibi sorunları ol mayan ülkelerden söz eden prog ramlar" yapması isteniyordu. Böyle bir ülkenin dünyamızın neresinde olduğu da gerçekten bir merak konusu.
Örnekleri yüzlerce kez çoğalta biliriz, programcılar için açı lan gözdağı niteligindeki soruşturnaları, kıyımları vb. sıralayabiliriz. Biz yukarıya aldığımız bir kaç örnekle yeti niyoruz.
İŞGAL ALTINDAKİ TELEVİZYON
Televizyonun izleyici sayısı rad yoya göre daha sınırlı, ama etki leme gücü yönünden radyodan çok üstün. 0 nedenle işgalci yönetim ilkin televizyona el attı. Karataş, televizyon yayın ele manları üzerinde dışardan getir diği yandaşı denetici ve danış manlarla ağır bir baskı kurdu. Tehdit, sürme, nakil, geçici görev gibi çeşitli yöntemlerle gerçekleştirdiği bu baskı sonu
cunda, televizyonda, normal ve yasal program planlaması,yapım ve denetim mekanizması işlemez hale getirildi.Giderek tam bir işgal oluşturuldu, programcı lar çeşitli yöntemlerle etkisiz leştirildi, susturuldu. Arkasın dan ekranlar içeriksiz, yoz; çarpık yerli ve yabancı prog ramlarla dolduruldu. Toplum sal sorunlar ülkede giderek önem kazanırken bu sorunlara değinen hiçbir program ekrana yansımaz oldu. Sonunda, 19 Mayıs 1976 günü yayımlanan Kıbrıs'la ilgili bir filmde "Türklere Ergenekon'dan çıkar ken yol gösteren bozkurt, Kıb rıs Türk'üne de yol gösterecek tir" denebilecek duruma gelen TV ekranlarında Taraş Bulba
;
filmi de ikinci kez seslendiri lerek ve filme "Davadan döneni vurun", "başbuğ", "albay" gibi sözcükler eklenerek verildi,
Bu sonuca ulaşmak için, önce program önerileri istenmiş, an cak yasalara uygun önerilerin bugünkü yönetimin varmak iste diği amaca uygun olmadığı görü lerek önerilere olumlu cevap verilmemişti. Daha sonra, ku rum dışı yandaşlardan derlenen öneriler, programlaştırılmak istendi. Türkiye toplumunun güncel sorunlarını yok sayan, çağdışı amaçlı, şovenist içe rikli ve üstelik televizyon tekniğine hiç uymayacak öneri ler, programcılara empoze edil mek yoluna gidildi. Türk ulusunun ortak değerleri, ta rihsel ve bilimsel gerçekler zorlanarak çağdışı bir ideolo jik amaç için araç olarak kulla nıldı.
Yayımlanmakta olan toplum çıkar larından yana, Atatürk devrim lerini savunan programlar birer birer engellendi, yapımları durduruldu. Denetimce onay lanarak geçmiş programlar, de netim yetkisi olmayan yandaşla rın görüşlerine dayanılarak ya yından kaldırıldı. Uzunca süredir yayımlanan, Atatürk devrimleri ve kadın hakları ko nusunda Türk halkını bilinçlen dirmeyi amaçlayan "Hanife Hala" programı, bu niteliği nedeniy le, hiçbir denetim yetkisi bu lunmayan Ali Yörük tarafından öne sürülen görüş üzerine ya saklandı.
Yasaklanan bir başka program da dünyadaki petrol hareketlerini ve Türkiye'deki yabancı petrol şirketlerinin faaliyetlerini anlatan "Petrol" adlı program dır. Bu programın yayımlanması, daha önce planlanmış olmasına karşın Televizyon Dairesi Baş kanı Fahrettin Işıkçı tarafın dan gerekçesiz olarak yayından kaldırılmıştı. Görev gereği TRT yasasına uygun olarak hazır lanan bu programların yayından kaldırılması nedeniyle, yapım Şube Müdürlüğünce yazılı gerek çe istenmesi üzerine, "Görgü ve bilgilerini artırmaları" amacıyla Şube Müdür Vekili Diyarbakır'a, Şube Müdürü de Kars'a gönderildi. Geçer siz ve yetkisiz program denet leme işlerine kılıf hazırlamak amacıyla, daha sonra Ali Yörük için, yönetmeliklere aykırı sınav düzenlendi, ancak adı geçen bu sınavda başarı göste remeyince, yandaşlarından oluşan özel bir komisyon kurularak ye
2 76
niden sınava alındı. Yasa lara ve görevin niteliklerine aykırı olarak yürütülen bu sı nava bir tutanakla karşı çıkan yapımcı Şube Müdürleri birer birer görevlerinden uzaklaştı rıldılar. Keyfî atama işlem lerine Danıştay yoluyla kar şı çıkan görevlilere, Yüksek Yargı Organında olumlu sonuç almalarına karşın, işgalci yö netim kıyım ve terör havasını sürdürdü ve bu görevlilere "siz Anayasa Babayasa Mahkeme sine gidin, biz bildiğimizi okuruz" diyecek kadar sorumsuz luk örneği verildi. TRT Yasasına aykırı olarak devlet memurları eliyle yürütülmesi gereken görevler, partizanlar dan seçilen sözleşmeli danış manların eline bırakıldı, böy lece yasalara uygun görev an layışının dışına çıkıldı.
Giderek, kırsal bölgelerin so runlarını gerçekçi biçimde an latan programlarla Forum, Pano rama, Olay, Kooperatifçilik, Memurlar gibi sosyal sorunlara değinen yerli yapımlar ve çağ daş içerikli sanat programları birer birer ekranlardan kaldı rıldı. Bunların yerine dış politikaya, Atatürk ilkelerine, devrim yasalarına, eğitim amaç larına aykırı, sanatsal nite likten yoksun, televizyon tek niğine aykırı programlar ekra nı kapladı. Bu programlar arasında, "Birleşen Yollar" "Rabia", "Kaf Dağından Gelen ler" gibi konulu filmler; Doğu Türkistan folklorundan örnekler, Kuran okuma yarışması, Faşizm Komünizm, Din ve Ahlak Sohbeti, amaçlı toplu namaz naklen yayımı gibi yayınlar örnek gösterilebilir. Karataş yönetimi çocukları da unutmadı, Dil Devrimine ve çocuk eğitimine son derece aykırı kukla program larıyla çocukları kendi özlemleri doğrultusunda yönlendirmeye ça lıştı.
Türk büyüklerini anma program ları, gerçeklerin dışına çıkı larak bilimsel nitelikten yok sun konuşmacıların katkısıyla yön değiştirdi, belli gerici çevrelerin propaganda aracı du rumuna getirildi. Bu program larda yer alan konuşmacılar o kadar bilimsel nitelikten ve sağduyudan uzaktılar ki, örne ğin Fetih konulu programa katı lan bir konuşmacı "Ayasofya'da bir rekat namaz kılan, cennete gider" diyebilmişti.
Eğitim programı adı altında, iktidar ortaklarınınyer aldı ğı salt propaganda nitelikli programlarla siyasal tarafsız lık ilkesi çiğnendi. Baş bakan yardımcısı ve CGP lideri Turhan Feyzioğlu'nun konuşmacı olarak yer aldığı"Sosyal Güven lik"programı, AP Milletvekili İsmet Sezgin'in yer aldığı "Emekliler" programı, Turizm ve Tanıtma Bakanı Lütfi Tokoğ lu'nun yer aldığı "Turizm" ko nulu programlar buna örnek gös terilebilir.
İşgalci yönetimin eğitim program ları, Anayasanın 153. madde sinde sözü geçen Devrim Kanun larından "Tevhid i Tedrisat Ka nunu"nun öngördüğü eğitim bir liği ilkesine aykırıdır. Bu ay kırılığın, Anayasamızın 19. maddesinde yasaklanan "Siyasi ve şahsi çıkar veya nüfuz sağ lama amacıyla... din duygula rını yahut dince kutsal sayı lan şeyleri istismar..." iste ğinden doğduğu kuşkusuzdur.
Anayasamızın 121. maddesinde TRT'nin "Eğitime yardımcılık görevi" ile yükümlü olduğu be lirtilmiştir. Yine Anayasanın 21. maddesinde "Çağdaş Bilim ve Eğitim esaslarına aykırı eğitim ve öğretim yerleri açı lamaz" hükmü yer almaktadır. Oysa, televizyonda yayınlanan, sözde eğitim amaçlı programla rın eğitim esaslarına ve çağ daş bilim ölçülerine uyduğu söylenemez, özellikle pazar günleri yayımlanan turizm ve ormancılık gibi konuları kap sayan programlar bu konuda il ginç örneklerdir.
Bu arada ekranlar bilinçli ve amaçlı olarak dış kaynaklı polis filmleriyle doldurulmuş (Polis Dosyası, Mc Millan, Ka dın Polis, ihtiyar Delikanlı...) bu yetmezmiş gibi yerli polis dizileri hazırlanmasına baş lanmıştır. (Çıkmaz Sokak Karako lu...).
ilk kez Karataş yönetiminde rastlanan, yasalara ve ilkele re kesinlikle aykırı keyfi bir uygulama da , bütün denetim ka demelerince içerik ve biçim yö nünden son derece yanlış ve kötü olduğu için reddedilen programların yöneticiler tara fından yayına koydurulmasıdır. Bu olay, TRT'de artık tüm ya yın elemanlarından başka denet çilerin de hiçbir fonksiyonunun kalmadığını, Karataş' m yanda
şı danışmanların tek yetkili olduğunu gösteren en iyi örnek ti. Bu danışmanlar, faşizmi veren "Daha Dündü" adlı belge sel diziyi de, hiçbir gerekçe göstermeden yayından kaldırdılar.
Kısacası, Karataş Yönetimi, televizyonu halkı eğitmek, aydınlatmak değil, ilkelleştir mek için kullanılan bir araç haline getirdi.
"TÜRKİYE'NİN SESl"Ml "MC'NİN SESİ"MÎ ?
Bilindiği gibi TRT özellikle yurt dışında çalışan işçile rimize yönelik "Türkiye'nin Sesi" yayınlarını yapmaktadır. Anka ra' daki iki vericiden yapılan bu yayınların süresi günde yaklaşık 18 saattir. Bundan başka bir de yabancı dilde yayınlar vardır. Tüm bu yayın lar, nitelikleri gereği, Türki ye kamuoyunun dikkatinden uzak tır, iç yayınlardaki uygulama, özellikle kamuoyunun dikkatin den uzak bulunduğu için, Yurt Dışı Yayınlarda daha deği şik bir görünümde sürdürüldü. Bu uygulamanın temelinde şu düşünceler yatıyordu.
Doğrudan Karataş tarafından "sakat" ve "çarpık" olarak nitelenen mevcut dışişleri politikasıyla kavga,
Yurt dışı işçiliğine akmış insanların belirli bir dü şünceye, yani cepheci düşün ceye yönlendirilmesi.
Türkiye'nin Sesi yayınlarını düzenleyen yasal kaynaklar Anayasa, TRT Yasası, TRT Kuruluş ve Görev Yönetmeliği, TRT Yayın İlkeleri, TRT Genel Yayın Planı ve Yurtdışı Yayın lar Programıdır. Ayrıca, Şa ban Karataş'm da onaylayıp yürürlüğe koyduğu, TRT Yönetim Kurulu'nca hazırlanan ve yuka rıda anılan kaynaklardaki ya yına ilişkin ilkeleri yorumla yan "Atatürk tikeleri, Prog ramlar ve Müzik Konularında Uyulması Gereken Esaslar ve Alınacak Tedbirler" adlı bro şür de sözkonusu yayınları be lirlemektedir. Yani iç yayın ları bağlayan tüm kaynaklar, dış yayınları da bağlamakta dır.
Ancak yabancı dil yayınları, dışişleri politikası doğrultu sunda güdümlüdür. Türkçe ya yınlardaysa, gerektiğinde Dış
işleri Bakanlığıyla danışmalı ve eşgüdümlü olarak belirli dış politika konularında tavır alınır. Bu özel durumların dı şında genel yayın ilkelerine uymak esastır. Mevcut yayın programında da, dış yayınlar haberlerinde temel kaynağın iç haberler olduğu, siyasal parti haberlerinde kesinlikle iç haberlere uyulacağı ve görev gereği özellikle işçi sorunla rı, gerektikçe de dış politika konularında özel istihbarata dayalı haberlere yer verilece ği belirleniyor.
Bu gerçekleri görmezlikten ge len Karataş Yönetimi, tüm yu karıdaki yasa ve kuralları bir yana iterek, 6.5.1976 tarihli şu duyuruyu yayınladı:
"Türkiye'nin Sesi Radyosu'nun belirlenen yayın amaçlarına ters düştüğü için, Türkiye'ye güven ve inancı sarsıcı, ka ramsarlık, umutsuzluk yaratı cı, yıldırıcı, bezdirici, ede be ve milli ahlaka aykırı, Türk Ulusunu ve ülkesini bölücü, kü çültücü ve Türk Devletini zaaf içinde gösteren Türk dış poli tikasına ters düşen (Atatürk ilkelerine ters düşen) iddia ve olaylara, kim tarafından söylenmiş yada yaratılmış olur sa olsun, haberlerde yer veril meyecektir.
Yukarıdaki esaslara siyasi par ti haberlerinde de uyulacak ve siyasi parti yetkililerinin ül ke sorunlarına ilişkin olarak partisinin görüşünü ve somut konudaki politikasını açıklayı cı nitelikteki beyanlarına ya yın amaçları gözönünde tutula rak yer verilecek, bunun dışın da bir diğer siyasi partiyi it ham, tezyif ve tahkir eden, Anayasa gereği siyasi partile rin demokrasinin vazgeçilmez unsurları oldukları gereğini görmezlikten gelen iddia ve suçlamalara haberlerde yer ve rilmeyecektir."
Anayasamız, siyasal partile ri, ister iktidarda ister muha lefette olsunlar, demokratik siyasal yaşamın vazgeçilmez un surları olarak kabul ediyor (madde 5 6 ) . Ne Anayasamız, ne de TRT Yasası, iktidar ve muha lefet partileri arasında bir ayrım gözetiyor. Durum böyley ken ve TRT Yasası, yayınlarda karşıt görüşlere yer vermeyi öngörürken işgalci yönetim Tür kiye Radyo ve Televizyonlarında
hiçbir sosyalist partiye yer vermez. Her çizgideki "sağ" par ti ve düşünceye yer verilirken, sol'da yer verilen partiler Türkiye'nin en büyük partisi olan Cumhuriyet Halk Partisi ve kısmen de Türkiye Birlik Partisi olagelmiştir. Bu doğ rultuda sürdürülen uygulamanın nesnelliği alabildiğine tartış ma konusudur,
MC'nin dış yayınlar üzerinde oynadığı oyun, bununla kıyas lanamıyacak kadar korkunçtur. Bu alandaki uygulama başta Anayasa olmak üzere yayın ilkelerini belirleyen tüm kaynak ve esaslara aykırıdır. Yukarıdaki duyuruda da görüldü ğü gibi, tüm yayın ilkeleri tepilmiş, Yönetim Kurulunun ya yın ilkelerine ilişkin görüşü nün 10'uncu maddesine sarılın— mıştır. Söz gelimi aynı ilke lerin 3'üncü maddesini oluştu ran "Her alandaki gelişmeleri ve bunların yanında acı da ol sa yurt gerçeklerini objektif ve bilimsel olarak yansıtma" ilkesi görmezlikten gelinmiş tir.
Söz konusu duyurunun omurgasını oluşturan şu duyurunun objektif açıdan izahı yapılabilir mi?
"Türkiye'ye güven ve inancı sarsıcı, karamsarlık, umutsuz luk yaratıcı, yıldırıcı, bez dirici... iddia ve olaylara yer verilmeyecektir."
Türkiye'ye güven ve inancı sars manın, karamsarlık, umutsuzluk yaratmanın, yıldırmanın, bez dirmenin... ölçüsü nedir?
Karataş'in bu ilkeye sığınarak yaptığı ilk uygulama, siyasal parti haberlerini bütünüyle kaldırtması, Milliyetçi Cephe iktidarının icraatını eleşti ren öteki haberlere de hiç yer vermemesi oldu. Kamuoyunun gözünden ırak ceryan eden bu garip ve eşi görülmemiş uygulama siyasal partileri adeta yok saymak anlamını taşımaktadır. Kurum içi eleştiri ve uzun süren karşı koymalardan sonra bu uygulamadan vazgeçilmiş, yeri ne, aslında aynı sonucu doğura cak anlaşılmaz ve garip bir öl çü konmuştur. Duyuruda belirle nen bu ölçü, tek sözcükle "ki şiye özel"dir. Bunun içindir ki, siyasal haberler ve mevcut düzenle, MC iktidarını eleşti ren tüm haberler, bu akıl almaz kuralı koyanın denetiminden
geçmektedir. Ve doğal olarak mevcut düzeni ve iktidarı her hangi bir yanıyla eleştiren ha berler "karamsarlık yaratacağı" gerekçesiyle yayımlanmamakta dır.
Bu arada öğrenci olaylarının tamamı, adi vak'alar haline geldikleri hem de karamsarlık yaratacakları gibi çelişik bir gerekçeyle verilmemektedir.
Dershanelerde, sokak ortaların da hergün bir öğrenci öldürü lür ve bu karamsarlık yaratmaz— ı^en, haberin verilmesi karam sarlık yaratmaktadır I Kaldı ki, bu haberler yabancı ajans ve radyolarca tüm dünyaya duyurul maktadır.
(Öğrenci ölümleri, Karataş yö netimi tarafından haber sayıl mazken, adi bir zabıta vak'ası olarak nitelendirilecek maga zin türü bir haber olan liseli genç kız Handan Otak cinayeti TRT'nin Türkiye'yi dünyaya tanıtmakla yükümlü Türkiye'nin Sesi radyosundan verilebilmek teydi .)
Bu yönetimde hangi tür haberle rin karamsarlık ölçüsüne gire ceği şu örneklerde açıkça görül mektedir:
Bu ölçüyle yasaklanan siyasal parti haberlerinden rastgele seçtiğimiz birkaçının yalnız flaşlarını vermekle yetiniyo ruz.
"Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Bülent Ecevit, gecekon du bölgelerindeki yurtdaşları m ı z m sorunları Türkiye'nin temel sorunlarını içermektedir dedi."
"Demokratik Parti Genel Başkan Yardımcısı Vedat Önsal, Hükü metin, Türk ekonomisinin için de bulunduğu duruma ilişkin gerçekleri açıklamasını iste di."
"Türkiye Birlik Partisi Genel Sekreteri Celil Gürkan, israfı durdurmadan kalkınmaya çalış manın tehlikeli bir hayalcilik olduğunu söyledi."
"Demokratik Parti Genel Başka nı Ferruh Bozbeyli, Türkiye'de ekonomik iktidarın, sayısı 150'yi geçmeyen ailenin elinde olduğunu öne sürdü."
"Cumhuriyet Halk Partisi Genel Sekreteri Orhan Eyüpoğlu, Türk ekonomisi yokluklar ve darlık lar dönemine sürüklenmektedir
dedi."
"Cumhuriyet Halk Partisi Merkez Yönetim Kurulu kendilerinin dı şında bulunan ve karşı oldukla rı gruplar tarafından söylenen sloganlardan partinin sorumlu tutulamayacağını bildirdi."
Biraz da siyasal parti dışın daki haberlere değinelim:
"Türkiye Barolar Birliği Başka nı Faruk Erem, avukatların bazı yasal imkansızlıklar yüzünden görevlerini tam anlamıyla yeri ne getiremediklerini söyledi."
"Ziraat Mühendisleri Odası Başka nı Orhan Akbulut, kimyevi gübrenin bugünkü hükümet eliy le bilinçli olarak karaborsaya düşürüldüğünü öne sürdü."
Bu elemenin boyutları o kadar genişletilmiştir ki, eleştiriyi yapan bir kamu görevlisi bile olsa sonuç aynıdır. Bu arada, MC'ye mensup parti temsilci lerinin görünüşte hükümet adına yaptıkları parti propagandala rının yayınlandığını ayrıca belirtmeye elbet gerek yok.
tç haberler bülteniyle dış ha berler bültenleri arasında ya pılacak bir karşılaştırma, bu sinsi oyunu göstermeye yetecek tir, işin ilginç yanı yurt dı şındaki işçiler de, bu "MC gü dümlü" yayınların farkına vara rak protesto etmeye başladılar bile. Böyle gittiği takdirde bu eleştirilerin yoğunlaşması ve sertleşmesi kaçınılmazdır. Daha önceki dönemlerde, bu dö nemlerde karamsar olarak nite lenen haberlerden yakınıldığı gö rülmemi ş ti r.
Karataş yönetimi, haber prog ramlarda bunun daha da korkunç ve çarpık örneklerini sergili yor.
Doğrudan haber yayınlarını sür düren muhabirlerce yapılan ve yapılması gereken haber —prog ramlar, muhabirlerden alınarak Adalet Gazetesi yazarlarından Muzaffer Yılbar adında birine verildi. Amaç açıktı: MC düşüncesi doğrultusunda prog ramlar hazırlatmak ve ilgiliye gelir sağlamak.
Tüm karşı koymalar ve eleştiri ler sonuç vermedi, muhabirler ve Haber Şubesi Müdürüne karşın programlar adı geçene verildi. Haber Şubesi Müdürü sorumlulu ğu üstlenmemek için sözko nusu programları imzalamadı. Teknik ve içerik bakımından
"Hükümet açıklaması, Adalet Gazetesi fıkrası" görünümündedir, bu sözde programlar. Öte yandan TRT aşırı ödemelerle, dışardan, yandaşlarına MC doğrultusunda sürekli programlar hazırlatagel miştir. Yavuz Bülent Bakiler'in hazırladığı "Posta Kutusu", Kazım Kopraman Reşat Genc'in hazırla dıkları "Geçmişte Bugün", Kâmil Turan'in hazırladığı "Ahilikten Sendikacılığa", A.Cebeci'nin ha zırladığı"Avrupa'da Bizden Kalan lar", Kerim A. Erdem'in hazır ladığı "Türk Destanları", S. Hayri Bolay'm hazırladığı "Türk Töresi, İslam Düşüncesi" bu tür programlara örnek olarak gösterilebilir.
Tüm yukarıdakilerden sonra MC yönetiminin amacı şöyle özetle nebilir:
1. Yurtdışında çalışan Türk iş çilerinin cephe düşüncesi doğ rultusunda yönlendirilmesi (Milliyetçi Hareket Partisinin yurt dışındaki girişimleri gö zönüne alınınca bunun önemi daha iyi anlaşılır).
2. Muhalefetin sesinin kesile rek kamuoyunun tek yanlı oluş turulması .
3. Dışişlerine ters düşme paha sına bazı komşu ülkelere karşı şovenist bir tavır alma ve ya yın yapma... (Karataş, Dışişle riyle kavgası olduğunu ve kad rosunu oluşturacağını, görev den aldığı eski Daire Başkanı Esin Çelikhan'a açıkça söyle miştir. Çelikhan'm mevcut öl çüler içinde objektif davran ması yeni yönetimin işine gelmemiştir).
ADIM ADIM FAŞlSTLEŞTÎRME
Yukarda ancak pek küçük bir bölü mü sıralanan yasadışı eylemler; usulsüzlükler; yanlış, amaçlı ve MC yandaşı uygulamalar işgal ci ekip için yeterli değildi, işgalciler TRT kadrolarını faşistleştirme çabalarını da birlikte sürdürdüler. Amaç ları TRT yi bir komando yuvası haline getirmekti.
Bu amaçla çeşitli yöntemler uy gulandı, Hiç devlet memurluğu yapmamış kişiler müdür olarak atandı. Devlet memurluğu sına vına girmemiş kişiler herhangi bir kuruluşa kısa bir süre alı narak "naklen" TRT'ye geçirilip önemli görevlere getirildiler. Özellikle, daha önceden komando karargahı haline getirilen Milli Eğitim Bakanlığı, Ticaret Bakan lığı, Devlet Istatislik Ensti tüsü gibi kuruşlar kullanıldı bu amaçla. Güvenlik soruşturması mekanizması, istenmeyen kişi lerin işe alınmaması için bir a raç olarak kullanıldı, yandaş ların işe alınmasında güvenlik soruşturmasına hiç başvurulmadı 29 Mayıs 1976'da 10 bin kişinin katıldığı bir sınav düzenlendi TRT'de. Çeşitli usulsüzlük ve oyunlara sahne oldu bu sınavlar. Sınavın "güvenliğini" taşlı, sopalı, zincirli komandolar sağ ladı. Sınav kapılarında komando marşları söylendi sürekli. Sınava kayıt için erkek adaylarda ara nan askerlikle ilgisi olmama ya da erteleme belgesi olması koşu lu, önceden belirlenen ve yan daşlarca bilinen birkaç saatlik süre için teleks emriyle kaldı
r ı l d ı , sonra yeniden kondu. Sı nav soruları içinde 12 belirli soru adayların parolası ola rak saptandı. Böylece 200 "yeni eleman" a l ı n d ı TRT'ye. Bu tür uygulamalar sonraları da sürdürüldü. 1977 ocak ayında Şaban Karataş Yönetim Kurulundan 2000 yeni kadro i s t e d i (Evet 2000. 0 sırada TRT'de tüm ç a l ı şanlar s a y ı s ı 4000 dolayındaydı). Yine Ocak 1977'de 57 DİSK Yeni Haber İş üyesinin görevlerine 31 M a r t ' t a geçerli olmak üzere son v e r i l d i . Şaban Karataş 19 Ocak 1977 günü düzenlediği basın t o p l a n t ı s ı n d a aynen şöyle diyor du: "Ben b i r mücadeleye girdiğim de dönmem. Nereye kadar giderse oraya kadar giderim". Bu arada Karataş'in nereye gideceğine i l i ş k i n b e l i r t i l e r de yavaş yavaş ortaya çıkıyordu. 1977 Şubat'mda Karataş Ziraat Mü hendisleri Odası'ndan ç ı k a r ı l d ı . 24 Şubat'ta Danıştay Dava Daire l e r i Kurulu, Karataş'm görevden alınmasına ilişkin karara kar şı Hükümetin i t i r a z ı n ı r e d d e t t i .
Öte yandan TRT'de ç a l ı ş a n l a r 18 Şubat 1977 günü K a r a t a ş ' ı 438 imzalı b i r dilekçeyle Cum huriyet Savcılığına şikayet e t t i l e r , Karataş'in "memuriyeti gasp" suçu işlemekte olduğunu b e l i r t t i l e r . Cumhuriyet Savcısı, çağ r ı s ı n a uymayan Karataş'in Polis marifetiyle savcılığa getirilmesi i ç i n TRT Genel Müdürlüğüne p o l i s gönderdi. Polisin binanın ön kapısından girdiğini gören Kara taş arka kapıdan sesizce çıkıp savcılığa g i t t i , ifade verdi.
TÖB DER, TÜMDER ve TÜTED'i yasalara aykırı olarak kapatan Ankara Valisi Durmuş Yalçın'ın bu dernekler hakkında yakışıksız ve dayanaksız suçlamalarla dolu 8 Şubat 1977 demecini Karataş'in dışardan atadığı Hami Tezkan ya z ı l ı emirle yayınlatmıştı (Ha mi Tezkan'in eski AP'liliği, sonraki "iş adamlığı", Hacılar i ç i n uçak dolmuşçuluğu i ş i n i b a t ı r d ı ğ ı , Lockheed'çi Nezih Dural'dan Karabük'e satılan Ja pon malı demirler i ç i n a l d ı ğ ı 468 000 TL komisyonla i l g i l i olarak 239 000 TL vergi "borcu" olduğu... basında geniş biçimde açıklandı. Karataş TRT'den ç ı k a r tıldıktan sonra işgali fiilen yürütenlerden b i r i de Tezkan' d ı r ) . Üç Derneğin, Valinin bu de meciyle doğan cevap haklarını kullanarak yaptıkları açıkla manın TRT'de yayınlanması gerek
çe gösterilerek Ayçan G i r i t l i oğlu ve aynı gün Selçuk Altan. Ahmet Tümel, Ö. Vardar, S. Esen Karataş'm emriyle görevlerinden alındılar. Bu görevlilere i l i ş kin bu karar 12 Mart'ta Danış tay'ca durduruldu. Bu durdurma, Karataş'ça uygulanmadı. Savcı lığa başvuranlardan TRT 2 Bölüm Müdürü Altan Aşar ve arkadaş l a r ı görevden a l ı n d ı l a r . TRT 21 de günde 3 kez yayınlanmakta olan "Olayların İçinden" programı k a l d ı r ı l d ı , bu programda ç a l ı şanlar d a ğ ı t ı l d ı . TRT'de kıyım artık son hızla sürdürülüyordu. TRT'de çalışanlar savcılığa ü çüncü kez başvurdular.
CHP veDP'nin 6 Temmuz 1976
günlü başvurusu üzerine Şaban
Karataş'in görevden alınması
konusunu görüşmek üzere 1976
Eylül'ünden beri "çalışmakta"
olan TRT Seçim Kurulu 16 Mart
1977'de "kararını" açıkladı:
Seçim Kurulunun iki üyesi lehte,
iki üyesi aleyhte oy kullanmış,
bir üye çekimser kalmıştı!
Şaban Karataş'in görevden alın
ması gerektiği yönünde oy veren
ler Ankara Üniversitesi Rektörü
Tahsin Özgüç ve Hacettepe üniver
s i t e s i Rektörü Doğan Karan'dı. Ege
üniversitesi Rektörü Necati Ak
gün çekimser kalmış; İTÜ Rektörü
Kemal Kafalı ve Kurulun Başkanı,
Milli güvenlik Kurulu Genel
Sekreteri Orgeneral Nurettin
Ersin Karataş'in görevden alın
masına gerek görmemişlerdi.
Seçim Kurulu sayın üyelerinin
oy belirtme raporlarından bölüm
ler 25 Nisan 1977 günkü Cumhuri
y e t ' t e yayımlandı. Sayın Orgene
ral Ersin raporunda şöyle diyor:
"inceleme ve değerlendirmeye
tâbi tutulan toplam 54 iddianın
27 adedi oybirliğiyle olumsuz.;
[yani: Karataş suçsuz] 14 adedi
de 3 üyenin olumsuz, 2 üyenin
olumlu oyları i l e olumsuz olduğu,
bu suretle toplam olumsuz iddia
ların incelenen iddialara ora
nının 3/4 olduğu, olumlu kabul
edilen 1/4 oranındaki 13 id
dianın 6 adedinin oybirliğiyle,
7 adedinin de 3 üyenin olumlu, 2
üyenin olumsuz oylarıyla kabul
edildiği bir gerçektir
olum
lu olarak değerlendirilen 13
iddianın genel müdürün görev
den alınmasını gerektirecek
önem ve ağırlıkta olmadığı
tarafımızdan tekrar gözden
g e ç i r i l m i ş t i r . . . " Seçim Kuru
lunda başkanın oyunun iki oy
sayılması oya konmuş ve 2'ye
3 oyla kabul edilmiş, böylece
Danıştay'ın kararıyla genel mü dürlük s ı f a t ı n ı çoktan y i t i r miş olan Karataş'm bu görev de kalmasına "karar" verilmiş t i . Ege Üniversitesindeki 290 öğretim üyesi ve yardımcısı yayınladıkları bildiriyle Rektör Akgün'ü kınadılar. 31 Mayıs'ta yapılan rektörlük seçimleriyle Akgün ve Kafalı rektörlükten uzaklaştırıldı, Özgüç yeniden seçildi (Hacette pe'de seçim yapılmadı). Bu da üniversitelerimizin duyarlığı nın güzel bir örneği oldu.
Nisan ve Mayıs aylarında, Şa ban Karataş, giderayak yeni bir atama furyasına g i r i ş t i . TRT'ye Karataş döneminde alınan eleman sayısı 2000'i buldu. Bir yandan görevden alınan Odamız Yönetim Kurulu 1970 71 dönemi üyesi Yılmaz Dağdeviren'e yargı organınca k i ş i s e l olarak 50 000 TL tazminat ödemeye mahkum olan işgalci Karataş, son ç ı r p ı n ı ş l a r ı içinde Oda mız İzmir Şubesi Denetleme Kurulu üyesi İzmir Radyosu Teknik Müdürü İsmail Toros'u Erzurum'a sürüyordu.
İşgalci Karataş, Başbakan Ece— v i t ' i n görevini bırakmasını emreden yazısı üzerine 22 Ha ziran günü saat 13.30'da TRT binasından ayrıldı, Erzurum'a g i t t i . Erzurum Atatürk Üniver sitesinde bir odaya g i r d i , "Pro fesörlük görevime başladım" yazısını yazıp oturdu. Atatürk Üniversitesi Rektörlüğü, Kara t a ş ' a , kendisinin müstafi sayıldığını, göreve başlayamaya cağını bildirdi. İşgalci Karataş, kendi deyimiyle "nereye kadar giderse oraya kadar" gidiyor, gidecek. Kendisine uygulanması gereken yasa maddelerini ise bu yazımızın başında sıralamış tık.
Su yazının hazırlanmasında DtSK Yeni Haber İş, Tüm Der, Tüted ve TMMOB'nin ortaklaşa hazırladıkları "TRT Dosyası"ndan ("TRT Dosyası"nm tam metni için Elektrik Mühendisliği, Sayı 235, Temmuz 1976, s. 361 370'e bakı nız), Mahmut T. öngören'in 5,12 Temmuz ve 2,9,16,23 Ağustos 1976 günlü Cumhuriyet' te çıkan di zi yazısından ve Vatan gazetesin de 19 Ocak 19 77 ve sonraki gün lerde çıkan "Yasa Tanımazların 600. Gününde" adlı dizi yazıdan yararlanılmıştır. Bu yazı 28 Haziran 1977 günü dizgiye ve rilmiştir.