EMO Kadın Bülteni · Sayı 3 · Nisan 2015

Kadın Bülteni-Sayı:3 (Bültenin Tamamını İndirmek İçin Tıklayınız)

Kadın ve toplumsal cinsiyet Görüş ve değerlendirme

Yıl
2015
Sayfa
48
Okuma süresi
80 dk
Görüntülenme
0

Konu

Kadın ve toplumsal cinsiyet

İlgili: Toplum, demokrasi ve emek, Bilim, teknoloji ve meslek tarihi

Anahtar kelimeler

  • EMO Kadın Komisyonu
  • Özgecan Aslan
  • kadın cinayetleri
  • feminizm tarihi
  • 8 Mart
  • İstanbul Sözleşmesi

Özet

EMO Kadın Bülteni'nin bu sayısı, Özgecan Aslan cinayeti üzerinden kadına yönelik şiddet ve erkek egemen sistemi eleştiren bir sunuş yazısı ile kadın hareketinin tarihsel süreçlerini, taleplerini ve kazanımlarını anlatan bir makaleyle açılıyor.

Tam metin

Metin PDF'ten otomatik çıkarılmıştır; tablo, şekil ve formüller eksik ya da hatalı olabilir. Özgün dizgi için PDF'e bakın.

Sunuş, Kadın Komisyonu 3 Kadın Hareketinin Süreçleri, Talepleri ve Kazanımları, Hale Kolay 5

Cinsiyete Dayalı İş Bölümü Üzerine Notlar, Melda Yaman 12 Mühendislikte Kadın Olmak, Hilal Dankaz 16 Söyleşi, Emel Akpınar 19 Kadın Olmak, Derya Sevinçli 27 Bir Delinin Gam Defteri, Cansel Aslan 29 İçimizden Biri, Nilgün Tabakoğlu 33

Türkiye’de 8 Mart Kadınlar Günü’nün Tarihsel Süreci, Özlem Özmen 36 “Kendine Ait Bir Oda” Etkinlikleri 38 Meme Kanseri, Oya Kiraz 41

Gaz, Hep Gaz, Daima Gaz, Zerrin Aşkan 44

TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası adına SAHİBİ

Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin YEŞİL SORUMLU YAZI İŞLERİ MÜDÜRÜ Hüseyin ÖNDER

YAYIN YÖNETMENİ Banu SALMAN

YAYINA HAZIRLAYAN EMO Kadın Komisyonu

YAYIN TÜRÜ Elektrik Mühendisliği Dergisi 453. Sayı Eki’dir

Yerel Süreli Yayın 2 ayda bir yayınlanır

YÖNETİM YERİ Elektrik Mühendisleri Odası Ihlamur Sokak No: 10 Kızılay-Ankara / Tel: +90 (312) 425 32 72 (PBX) - Faks: +90 (312) 417 38 18 e-posta: [email protected] http://www.emo.org.tr

BASIM ADEDİ 6000 BASIM TARİHİ VE SAATİ

10.00/24.04.2015 BASKI YERİ

MATTEK Matbaacılık Bas. Yay. Tan. San. Tic. Ltd. Şti Ağaç İşleri San. Sit. 1354 (Eski 21. Cadde) 1362. Sokak No:35 Yenimahalle – İvedik – ANKARA

Tel : 0 312 433 23 10(pbx) Fax : 0 312 434 03 56

SUNUŞ

YASTA DEĞİL İSYANDAYIZ!

EMO Kadın Komisyonu

Bu ülkede her gün kadınlar öldürülüyor, tecavüze uğruyor, şiddet görüyor, taciz ediliyor!

Özgecan Aslan, 20 yaşında, okuyan, yaşayan, sokağa çıkan, toplu taşıma araçlarıyla ulaşım hakkını kullanan genç bir kadın, okulundan evine gitmek için bindiği minibüste katledildi.

Olayın duyulmasının ardından sosyal medyada ve ataerkiye yandaş basın yayın organlarında, Özgecan`ın ölümüyle ilgili pek çok haber yapıldı. Bir kesim yine kadın cinayetlerini münferit vaka

olarak lanse etmeye çalışırken, bir kesim katilin hasta olduğunu ima ederek bilinçaltımıza şefkat üflemeye çalıştı. “O katili de bir anne yetiştiriyor” aldatmacasını dillendirdi başka bir grup; “Bir bebekten bir katil, bir sapık, bir tecavüzcü” yaratan toplumun suçunu bir annenin üstüne atıp vicdanını temizlemeye çalıştı. İdam cezasının geri gelmesini istedi bazıları; idam cezasının tecavüzcüler için uygulanmayacağı gerçeğini unutarak!

Oysa kadın cinayetleri politiktir!

Sistem, her gün erkekleri tacize ve tecavüze teşvik ederken; kadın düşmanlarına hafifletici nedenler öne sürmek için gerekçeler yaratırken; çalışan, okuyan, hayata katılan kadınları her fırsatta hedef gösterirken; biz kadınlar her gün patriyarkanın altında biraz daha eziliyoruz.

Kadın cinayetleri, sistem tarafından planlanmaktadır. Psikolojik bir rahatsızlık olmadığı gibi antidepresanlarla da önlenemez. Hele ki erkekler egemenliklerini korumak adına işbirliği içindeyken; baba-

lar oğullarının elinden tutup yatın her alanında her yerde Biliyoruz ve yineliyoruz ki,

geneleve ve hatta artık teca- gördük. Bu ittifaklar tecavüz- KADIN CİNAYETLERİ POLİTİK-

vüze bile götürmekteyken; bu cüleri ve kadın katillerini ak- TİR. sessiz anlaşmanın dışına çıkan ladı, aklamaya devam ediyor.

erkekler sosyal hayattan dışlanırken; LGBTİ bireylere karşı nefret suçları körüklenirken; bunlara başkaldıran kadınlar toplum tarafından cezalandırılırken; hiç bir kadına yönelik

Haksız tahrik indirimleriyle, hafifletici sebeplerle kadın cinayetlerinin erkek egemen sistemle olan bağının koparılarak münferitleştirilmesi

6284 sayılı kadına karşı şiddetin önlenmesine ilişkin kanun etkin bir biçimde uygulanmalı; kadınların korunmasındaki bürokratik engeller

şiddet vakasının suçlusu bir çabaları, her zaman bildiği- kaldırılmalı; kadın katillerine

başka kadın olamaz. Kadın, sistemin mağdurudur.

Özgecan`ımızın katilinin verdiği ilk ifade ile uzman yardımı aldıktan sonra söylemiz senaryolar. Oysa tecavüz, kadınların kıyafetleri, tavırları, bakışları ile kışkırtılan bir eylem değildir. Kadınların kimlikleri, emekleri, bedenleri

indirimler uygulanmamalı; caydırıcı cezalar verilmeli; şiddet gören kadınlara psikolojik ve mali destek sağlanmadikleri arasında önemli farklar üzerinde denetim kurmanın lı; kadınların korunması için

olması, katilin yine kollandı- bir parçasıdır ve bir erkeklik bütçeden yeterli pay ayrılmalı;

ğını ve yargı sürecinde algı eylemidir. Planlı cinayetlerin, İstanbul Sözleşmesi`nin uyguyönetimi yapılmak istendiğini açıkça göstermektedir. Erkek

bir anlık öfke kılıfıyla sinir krizlerine dönüştürülmesini,

lanması sağlanmalıdır.

yargının bir kadını daha gör- cinnet kisvesine büründürül- Muhafazakar pembe düşlemezden geleceği endişesini mesini; tecavüzlerin yok sayıl- riniz de pembe otobüsleriniz haklı olarak taşımaktayız. Bu masını, katillere “haksız tah- de sizin olsun. kutsal erkek dayanışmasını rik” bahanesi sayılacak yanlı

mahkemelerde, karakollarda, beyanlar verilmesini kabul ERKEK ADALET DEĞİL,

mahallelerde, sokaklarda, ha- etmiyoruz.

GERÇEK ADALET İSTİYORUZ!

ELEKTRİK MÜHENDİSLERİ ODASI KADIN KOMİSYONU

KADIN HAREKETİNİN SÜREÇLERİ, TALEPLERİ VE KAZANIMLARI

Hale Kolay [email protected]

İnsanlık tarihi, milyonlarca mesine yol açan toplumsal rulanması) adlı kitabı feminist

yıl öncesine dayanır. Ancak bu kurumsallaşmaların temeli düşünce için özel öneme sadönemlerle ilgili bilgilerimiz atılır.2 Tek tanrılı dinler ve fel- hiptir. Kitap, kadınların insan

oldukça sınırlıdır. Geçmişteki sefi düşünce akımları, kadın haklarına vurgu yapmaktadır.

insan yaşamlarıyla ilgili gü- ve erkek arasındaki farka vur- Wollstonecraft, kadınlara yüknümüze ulaşan bilgiler M.Ö. gu yaparak, insanlığın erkek lenen ev içi görevlerin, iddia

10000 yıl öncesine dayanmak- cinsinde temsil edilmesine ze- edildiği gibi, onların doğasının

tadır. Birinci Neolitik Dönem min hazırlar. Kültürel, siyasal, gereği olamayacağını öne süolarak adlandırılan bu dö- dinsel ve toplumsal kurumlar, rer. Ayrıca başta eğitim hakkı

nemde, avcılık ve toplayıcılı- ataerkil sisteme uygun biçim- olmak üzere erkeklerin sahip

ğın yanı sıra çapa ile yapılan de inşa edilir. Kadınlar ev içi olduğu haklardan kadınların

tarıma geçilmiştir. Araştırma- alanlarda; yaşlı, çocuk bakımı, da yararlanması gerektiğini

cılar bu döneme ait toplumları temizlik, yemek pişirme gibi dile getirir.3 Kitabın en önem-

“dağınık” ve “barışçıl” olarak nitelendirmektedir.1 Kadınlar ve erkekler yaşama eşit olarak katılmaktadır. Cinsiyetler arasında üstünlük veya hakimiyet

ev işlerine yönlendirilirken, erkekler toplumsal kurumlarda; eğitim, siyaset, hukuk, din, sağlık, kültür, sanat alanlarında etkin olmaktadır.

li işlevi, eşit haklar ve temel özgürlüklere dikkat çekmesi; böylece feminist mücadele için öncü rol üstlenmesidir.4 Kadınlar, erkeklerle eşit ve özgözlenmez.

M.Ö. 6000-3000 yılları arası Orta Neolitik Dönem olarak adlandırılır. Bu dönemde yerleşik düzene geçilmeye başlanmıştır. Teknik anlamda gelişmeler artar. Tarlalarda saban ile yapılan tarıma geçilir. Özel mülkiyet gelişmeye başlar. Bu dönemden itibaren kadınların ikincil konuma geç-

1 Michel, Andree. Feminizm. Çev. Şirin Tekeli. İstanbul: İletişim Yayınları. s: 11- 16.

Aydınlanma Dönemi sonrasında, kadınlar eşitsizliklere ve toplumsal rollerine karşı itirazlarda bulunmaya başlarlar. Özellikle Fransız Devrimi ile insan haklarına yapılan vurgu, kadınların da seslerini duyurma girişimlerini tetikler. Mary Wollstonecraft’ın 1792’de yayımladığı A Vindication of the Rights of Woman (Kadın Haklarının Doğ-

2 A.g.e. s: 17-23.

gür olarak dünyaya geldiklerini, ancak yaşamlarının, eşit koşullarda devam etmediğini fark ettiklerinde, hak ve özgürlük taleplerini dile getirmeye başlamışlardır.

19. Yüzyıl’ın başlarından itibaren siyasal, ekonomik, sosyal ve düşünsel alanlarda değişim yaşanması, toplum-

3 A.g.e. s: 45- 46.

4 Arat, Necla. Feminizmin ABC’si. İstanbul: Simavi Yayınları, 1991. s: 16.

ların gelişme ve özgürleşme veren kadınlara “sufrajetler” taleplerini basın yoluyla dudüzeyini arttırmıştır. Eşitlik ve denmektedir. Türlü toplumsal yurmaya çalışmışlardır. Çakır,

özgürlük idealleri, toplumsal ve hukuksal baskılarla karşı- Osmanlı Kadın Hareketi adlı

yaşama uygulanmaya baş- laşan bu feminist aktivistler kitabında kadınlara ait dergi

lanmıştır. Evrensel gelişme- sayesinde 20. Yüzyıl’da tüm ve gazetelerle ilgili ayrıntılı

lerin yaşandığı bu dönemde; kadınlar seçme ve seçilme bilgilere yer verir.7 Kadınlar

kadınlar, benimsenen eşitlik hakkına kavuşmuştur.

çok çeşitli konularda talep ve

ve özgürlük ideallerinin kendi

Birinci Dünya Savaşı’nın şikayetlerini dile getirmişleryaşamlarına uygulanmadığını görmüşlerdir. Ayrıca bu durumun biyolojik cinsiyetlerinin değil, cinsiyetçi toplumsal örgütlenmelerin sonucu olduğunu fark ederek, eşitlik mücadelesine girişmişlerdir. Yaşanan tarihsel dönüşümler ve Sanayi Devrimi, kadınların özel alanla sınırlandırılmasını pekiştirmiştir. Kamusal alanda etkin özneler olan erkekler akıl ve kültür ile kadınlar ise akıl-dışılık ve doğa ile özdeşbaşlamasıyla, erkeklerin savaşa katılmaları nedeniyle, kadınlar evlerinden çıkarılıp fabrikalarda çalıştırılmaya başlanmıştır. Ancak kadınlara ödenen ücretler aynı iş için erkeklere ödenenden daha azdı. Sürdürülen mücadeleler sonrasında feministler, 1918’de Versailles Antlaşması ve Milletler Cemiyeti’ne “eşit işe eşit ücret” ilkesini koydurmayı başarmışlardır.6 Ancak

dir. Örneğin; erkeklerle aynı ücreti ödemelerine karşın vapurlarda kadınlara kötü yerlerin ayrılması, çok kadınla evlilik, eğitim hakkı, toplumunun gelişiminden pay alamamak.

Bu yayınlarda, kadınları bilgilendirmeye yönelik, evlilik ilişkileri, çocuk bakımı ve sağlık konularına yer verilmiştir. Ayrıca edebiyat, siyaset, sanat, ahlak ve tarih alanlarında kadınların kaleme aldığı

leştirilmektedir. Aile kurumu savaş sonrası erkeklerin işle- yazılar yayımlanmıştır. Kadın-

içinde kadın ve çocuklar, erkek rine dönmesiyle kadınlar iş- ların, hem kültür düzeylerini tarafından himaye edilmekte ten çıkarıldılar. Kadınlardan yükseltmeyi, hem de ülke içi

ve namusları güvence altına evlerine dönmeleri, istihdam ve dışında yaşananlardan haalınmaktadır.

olanaklarını erkeklere bırak- berdar edilmelerini amaçlamaları istendi. Ev kadınlığı ve mışlardır.

Kadınların eşit haklar ve özgürlükler için başlattıkları mücadele, 19. Yüzyıl’ın ortalarında “feminizm” adını alır. Hooks, feminizmi “cinsiyetçiliği, cinsiyetçi sömürü ve baskıyı sona erdirmeyi amaçlayan bir hareket” olarak tanımlar.5 Feminizmin tarihsel süreci üç döneme ayrılmaktadır. 19. Yüzyıl sonu, 20. Yüzyıl başlarını kapsayan dönem feminizmin birinci dalgası olarak adlandırılmaktadır. Bu dönemdeki temel mücadele alanı, kadınlara oy kullanma, eğitim ve mülkiyet haklarının tanınmasıdır. Amerika ve Avrupa’da kadınlar için oy hakkı mücadelesi

5  Hooks, Bell. Feminizm Herkes İçindir. Çev.

annelik yüceltilerek kadınlar kamusal alandan dışlanmaya çalışıldı.

Batı’daki kadın hareketine koşut olarak ülkemizde de kadınlar, Tanzimat Dönemi’nde, bulundukları toplumsal yaşam koşullarına itirazlarda bulunmaya başlamışlardır. Modernleşmeye yönelik yapısal değişimler, II. Meşrutiyet Dönemi’nde başlamıştır. Bu değişimler, kadınların ev içinde anne ve eş olarak sınırlandırılmış yaşamlarını sorgulamaya başlamalarına neden olmuştur. Kendilerine yönelik eşitsiz toplumsal koşullara karşı hak ve özgürlük

İlk kadın romancılarımızdan Fatma Aliye Hanım, kadınların gelişiminin erkekler tarafından engellenmesini evrensel bir sorun olarak görür. Avrupa ve Amerika’daki erkeklerin de Osmanlı erkekleri gibi, bilim ve sanat kapılarını kadınlara kapadığını ifade eder. Fatma Aliye Hanım’ın bir diğer önemli tespiti ise kadınların kendi tarihlerini bilmediklerini dile getirmesidir. 1892 yılında yayımladığı Ünlü İslam Kadınları adlı kitabı için araştırmalar yaparken, kendisi de geçmiş kuşaktan kadınlara ilişkin bilgilere ulaşmada sorunlar yaşamıştır. Batı’daki

E.Aydın, B.Kurt, Ş.Özgün, A.Yıldırım. İstanbul: 6  http://www.anarkismo.net/article/4070

7 Çakır, Serpil. Osmanlı Kadın Hareketi. İstan-

Çitlembik Yayınları, 2002. s: 1.

06.11.2009.

bul: Metis Yayınları, 1996 2.basım

meslektaşlarından çok daha lek Hanım tarafından ku- Dernek, Kadınlar Dünyası adlı

önce kadınların kendi tarihle- rulan “Ma’mûlât-ı Dahiliye yayın organıyla, kendi etkinlikrini araştırmalarının önemine İstihlâkı Kadınlar Cemiyet-i lerini kamuoyuna duyurmuşdikkat çekmiştir.8

Hayriyyesi”dir. Derneğin tur. Ayrıca, “bilinçlendirme

Osmanlı kadınları, bir taraftan duygu ve düşüncelerini yayımladıkları gazete ve dergiler aracılığıyla duyururken, öte yandan kurdukları derneklerle örgütlü biçimde eyleme geçmeye başlamışlardır. Kadınlar, yardım, eğitim, kültür amaçlı derneklerin yanı sıra ülke sorunlarına çözüm arayan ve siyasal partilere bağlı derneklerde de görev almışlardır. Yardım dernekleri, örgütlü kadın hareketinin ilk aşamasını oluşturur. Kadınlar çeşitli etkinliklerin sonucunda topladıkları para ve eşyayı yoksul kadın ve çocuklara ulaştırmışlardır. Eğitim amaçlı kurulan dernekler, her yaştan kadınların eğitim alabilmesini hedeflemiştir. Bu amaçla

amacı, Osmanlı ekonomisinin dışa bağımlılığını azaltmak için, yerli malı ürünlerin kullanımını teşvik etmektir. Bu amaçla dernek, sadece yerli malzemelerin kullanıldığı bir terzihane açmıştır. Burada, hem tümüyle yerli ürünler imal edilmiş, hem de yoksul kadınlara iş verilerek kalkınmalarına destek olunmuştur. Düzenlendikleri sergiler ve Siyanet adlı dergileriyle yerli ürünlerin tanıtımını yapıp, kullanımını özendirmeye çalışmışlardır. Dergide dönemin toplumsal yaşamı, kadınlara yönelik eğitim, çalışma ve edebiyat konularına da yer verilmiştir. Dernek, Birinci Dünya Savaşı yıllarında, İstanbul’un çeşitli semtlerindeki terzihanelerinde asker çamaşırları

ve yol gösterme işlevleriyle Osmanlı kadınına yeni bir rol kazandırmaya çalıştığı gibi, kadınların harekete geçmesini de sağlamıştı.12 ”Kadınların toplumsallaşmasının önünde engel olarak gördükleri gelenekler; eşitsizlikler, hukuksal ve eğitim hakları yoksunluğuna karşı mücadele vermeye girişmişlerdir. Balkan Savaşı ve Birinci Dünya Savaşı yıllarında evlerinden çıkıp ülke menfaatleri için çalışmaya başlayan kadınlar, siyasetle de ilgilenmeye başlamıştır. Feminist hareketin birinci dalgası olarak adlandırılan bu dönemde, Batılı ve Osmanlı kadınlarının birbirine benzer mücadele pratikleri olduğu görülmektedir.

okullar açmış ve yoksul kız dikme işini de üstlenmiştir.10

Siyasi anlamda kurulan

öğrencilerin gereksinimleilk örgüt, 1923 Haziran’ında

rini karşılamaya çalışmıştır.

Siyasi partilerin kadın der- Nezihe Muhiddin başkanlı-

Kadınların mesleki eğitim al- nekleri de kendi ideolojileri ğında kurulan “Kadınlar Halk

ması ve iş yaşamına girmeleri hedeflenmiştir. Kültürel açıdan kadınların gelişimini sağlamaya yönelik dernekler

doğrultusunda konferanslar vermişler ve kadınlar partinin faaliyetlerinde görev almışlardır.11

Fırkası”dır. Adında “fırka” sözcüğü geçse de, örgütün ilk hedefi siyasi değil; ülke genelinde kadınların geri kalde etkindir. Kütüphane, müze, Osmanlı kadınları tara- mışlığının eğitimle üstesinden

atölye ve laboratuvarlar ku- fından kurulan tek feminist gelinerek, kadınların toplumrarak kadınları eğitmeyi, bu dernek “Osmanlı Müdâfaa-i sal yaşama dahil olmaları ve

yolla toplumsal konumlarını Hukuk-ı Nisvan Cemiyeti”dir ülke kalkınmasında etkin rol

iyileştirmeyi amaç edinmiş- (Osmanlı Kadınının Hukukunu almalarını sağlamaktır. Uzak

lerdir. Müzik, resim, edebiyat, İngilizce öğrenimi ve bilimsel araştırmalar teşvik edilmiştir.9

Savunma Derneği). Mezhep ayrımı gözetmeksizin tüm Osmanlı kadınlarını asil üye, yabancı kadınları ise yardımcı

hedefleri içinde siyasi haklar da mevcuttur. Ancak parti kurma istekleri onaylanmaz. Ankara’da “Halk Fırkası” kuru-

Ülke sorunlarına çözüm üye olarak kabul eden dernek, luş aşamasında olduğundan, bulmak için kurulan der- 28 Mayıs 1913’te kurulmuştur. başında “kadınlar” sözcüğü

neklerden en önemlisi, Me-

8 A.g.e. s: 23- 29.

10  Çakır, Serpil. Osmanlı Kadın Hareketi. İstanbul: Metis Yayınları, 1996 2.basım. s: 54- 55.

olsa da benzer adla parti kurulması uygun görülmemiştir.

9  A.g.e. s: 43- 54.

11  A.g.e. s: 55- 56.

12  A.g.e. s: 57.

Parti kurma istekleri redde- yasalarla sağlanmış eşit ko- Kadınların erkeklere tabi oldilen kadınlara cemiyet kur- şullara karşın, erkeklerden duğu ve ikincilleştirildiği ev

maları önerilir.13 Nezihe Mu- farklı yaşamsal pratiklere içi alan ve aile kurumunun

hiddin başkanlığında 7 Şubat sahiptir. Kadınlar, uymaları da ataerkil cinsiyetçi sömü-

1924’te “Türk Kadınlar Birliği” beklenen toplumsal normların rüyü üreten alanlar olduğu

kurulur:

biyolojik cinsiyetlerinin değil, dile getirilir. Carol Hanish’in

“Türk Kadınlar Birliği 1935 yılında Cumhuriyet’in ilk uluslararası Dünya Kadınlar Birliği toplantısına da ev sahipliği yapmıştır. 1935 yılında yapılan 5. Dönem Milletvekili

ataerkil sistemin ürünü olduğunu fark ederler. Bu durum, Simone de Beauvoir’ın “Kadın doğulmaz, kadın olunur” sözüyle sloganlaşır. Simone de Beauvoir “İkinci Cins” adlı ki-

“Kişisel olan politiktir” sözü, feminist hareketin en önemli sloganlarından biridir.15

Kadınlar, bedenlerinin erkek denetiminden çıkmasını talep etmişlerdir. Batı’da,

Seçimleri’nde, Meclis’e 18 ka- tabında, kadınlık durumlarının cinsellikle doğurganlığın birdın milletvekili girmiş ve Türk psikolojik, sosyolojik ve fel- birinden ayrılması için doğum

Kadınlar Birliği de, amaçlarını sefi temellerini incelemiştir. kontrolünün yaygınlaştırılmagerçekleştirdikleri düşünce- Yazar, çok sayıda örneğe yer sı talebi gündeme getirilmişsiyle, Dernek için fesih kararı vererek kitabının okuyucular tir. Tam olarak güvenli bir

almışlardır.”14

tarafından anlaşılır olmasını doğum kontrol sistem, henüz

1949’da tekrar açılan dernek günümüzde de varlığını sürdürmektedir.

sağlamış, bu yönüyle feminist literatürün temel eserlerinyaratılamadığı için, kürtaj hakkının tanınması, kadının kendi bedeni üzerinde söz sahibi olması istenmiştir. Kür-

Türkiye’de 5 Aralık

taj hakkı, İngiltere’de 1967,

1934’te Anayasa’da yapılan değişiklik ile kadınlara seçme

ABD’de 1973, Fransa’da 1975, İtalya’da 1978 yılında

ve seçilme hakkı verilmiştir.

tanınmıştır.

Birçok Batılı ülkede de bu

hak, Birinci Dünya Savaşı sonrası süreçte tanınmıştır.

1960 sonrası dönemde de, kadınlar seslerini duyu-

En temel mücadele alanı olan siyasal haklar elde edilmiş;

den biri konumuna gelmiştir.

rabilmek için örgütler kurmuşlardır. Bunlardan biri de,

kadın hareketi bu kazanım

Kadınlara eğitim alma, ABD’de 1966 yılında Betty

sonrası durgunluk dönemine çalışma yaşamına katılma, Friedan tarafından kurulan

girmiştir. Bu duruma; gerek siyasi yapılar içinde yer alma NOW (National Organisation

mücadele edilmesini gerekti- ve güzel sanatlar alanlarında of Women-Ulusal Kadın Örren koşulların ortadan kalk- kendilerini geliştirme hakları gütü) olmuştur. Özellikle evli

tığının düşünülmesi, gerekse tanınmıştır. Ancak kadınlar, ve çocuklu kadınları bir aradünya savaşları sonrasında yasalarla tanınan haklarını; ya getiren örgütün üye sayısı

ülkelerin kalkınmasının kadın- yerleşik toplumsal normlar, 1971’de 10 bine ulaşmıştır.

lar için de öncelikli bir sorun gelenekler ve cinsiyetçi yak- NOW, kadınların insan haklaolarak görülmesi yol açmıştır. laşımlar nedeniyle tam olarak rına vurgu yaparak, toplumun

İkinci feminist dalga Batı’da 1960’lı yılların sonlarında ivme kazanmıştır. Kadınlar,

yaşam pratiklerine geçirememektedir. Ayrıca ataerkil yapılanmanın hüküm sürdüğü ev içi alandaki eşitsiz roller

kişisel gelişimleri için fırsat tanımasını ister: Çalışma yaşamına girebilmek, ücret eşitliği, aile hukukunun eşitlikçi

13  Toprak, Zafer. “Halk Fırkası’ndan Önce Kurulan Parti Kadınlar Halk Fırkası”. Tarih ve Toplum (51). İstanbul: İletişim Yayınları,

de sürmektedir. “Özel alan” temelde gözden geçirilmesi olarak tanımlanan evsel alan- ve medyadaki cinsiyetçi tem-

1988. s: 30- 31.

ların aslında o kadar da özel 15  Donovan, Josephine. Feminist Teori. Çev.

14  http://www.turkkadinlarbirligi.org/tar. htm 18.11.2009.

olmadığı öne sürülmüştür.

A.Bora, M.A.Gevrek, F.Sayılan. İstanbul: İletişim Yayınları, 2005 3.basım. s: 273.

sillere son verilmesini talep yaratılmaya çalışılmış ve so- tir. Tekeli, bunu ilk feminist

ederler.16

nucunda yasalarda şiddeti ön- eylem olarak nitelendirir.19

Avrupa’da da ayrımcılığa karşı mücadele edebilmek için, örgütler kurulmuş, dergiler çıkarılmıştır. Üniversitelerde “Kadın Çalışmaları” bölümleri ve “Kadın Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezleri” açılmıştır. Feministler; medya, edebiyat, bilim dalları, kültürel ve sanatsal alanlarda, kadın temsillerini sorgulamaya başlamışlardır. Toplumsal cinsiyet rollerinin pekiştirildiği ders kitaplarının, cinsiyetçi kodlarını deşifre etmişlerdir. Feminist akademisyenler ve araştırmacılar, düşünsel, sanatsal ve bilimsel alanda araştırmalar yaparak, cinsiyetçi yapılanmanın kodlalemeye yönelik iyileştirmeler sağlanmıştır.

Birleşmiş Milletler (BM) tarafından 1975-1985 dönemi “Kadın On Yılı” ilan edilmiştir.17 Ülkemizde ikinci dalga feminist hareket, bu dönemde canlanmaya başlamıştır. Batılı feminist yazarların kitapları Türkçeye çevrilmeye başlar. 1975 Aralık ayında, 27 kadın derneği tarafından “Ankara Kadın Kongresi” düzenlenir, kadınların lehine yasal düzenleme önerileri dile getirilir. 1978’de Uluslararası Nüfus Konseyi ile Türk Sosyal Bilimler Derneği ortaklaşa bir seminer düzenlemiş; sunulan bildiriler “Türk Top-

Kadınlara karşı her türlü ayrımcılığın takipçisi olan feministlerin, ikinci eylemi bir yıl sonra İstanbul’da gerçekleşir. Bir yargıcın, bir kadının boşanma davasını, “Kadının sırtından sopayı, karnından sıpayı eksik etmeyeceksin” diyerek reddetmesi, kamuoyunda büyük tartışmalara yol açmış ve feministler tarafından “Kadın Dayağına Karşı” yürüyüş ve protesto eylemleri düzenlenmiştir.20 Feministler; Türkiye’de de cinsiyetçi sömürü, şiddet ve ayrımcılığa karşı tepkilerini kampanyalar, protesto eylemleri, dergi ve kitapları aracılığıyla, kamuoyuna duyurmaya çalışmaktadır.

rını açığa çıkarmışlardır:

lumunda Kadın” adlı kitapta 1989 yılında, ilk “Kadın

“Siyasi ideolojilerin tümü, özel alan-kamusal alan ayrımını destekler, kadınları özel alanlarla sınırlar. Kadınların, biyolojik cinsiyetleriyle bağlantılı olmayan ev içi rolleriyayımlanmıştır.18 1981 yılında, küçük gruplar halinde bir araya gelen feministler, bilinç yükseltme toplantıları yapmaya başladılar. 1982 Nisan ayında, YAZKO (Yazarlar ve Çevirmenler Kooperatifi)

Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezi” İstanbul Üniversitesi’nde açılmıştır. Daha sonra aynı üniversitede, Sosyal Bilimler Enstitüsü bünyesinde “Kadın Çalışmaları Ana Bilim Dalı” açılarak

nin sürmesi, ataerkil sistemin tarafından, Fransız feminist yüksek lisans eğitimi verilkendini yeniden üretmesi ve Gisélle Halimi’nin de katıldı- meye başlanmıştır. Zaman

varlığını sürdürmesine yol ğı 4 günlük “Kadın Sorunları içinde diğer üniversiteler ve

açar. Kökleri çok eskiye daya- Sempozyumu” düzenlenmiş- illerde de “kadın merkezleri”

nan ataerkil sistem, kadınların tir. Aynı yıl, haftalık Somut ve “kadın çalışmaları ana bigörünmeyen ve ücretlendiril- Dergisi’nde, 6 ay süreyle, lim dalları” açılmıştır.

meyen ev içi emeğinin sömürülmesine dayanır.”

feminist bir sayfa yayımlanmıştır.

1990’lı yıllar, feminizmin üçüncü dalgası olarak adlan-

Kadınların, en önemli mü-

CEDAW “Kadınlara Karşı dırılır. Bu dönemde, kadınlar

cadele alanlarından biri de, Her Türlü Ayrımcılığın Ortadan arasındaki farklılığa vurgu yakadına yönelik şiddet ve te- Kaldırılması Sözleşmesi”nin pılmaya başlanır. Tüm kadıncavüzü önleme amaçlıdır. Aile yaşama geçirilmesi için imza ların ezilme biçimleri aynı deiçi, cinsel, fiziksel, psikolojik kampanyası düzenlenmiş; ğildir. Toplumsal gelenekler,

ve ekonomik, her türlü şiddete karşı kampanyalar dütoplanan 7 bin imza, 8 Mart 1986’da TBMM’ne iletilmiş-

19 Tekeli, Şirin. “Birinci ve İkinci Dalga Feminist Hareketlerin Karşılaştırmalı İncelemesi

zenlenmiş, bu yolla konuyla

Üzerine Bir Deneme”. 75 Yılda Kadınlar ve

ilgili farkındalık ve duyarlılık

17 Arat, Necla. Feminizmin ABC’si. İstanbul: Simavi Yayınları, 1991. s: 73

Erkekler. Ed.A.B.Hacımirzaoğlu. İstanbul: Tarih Vakfı Yayınları, 1998. s: 342.

16  Michel, Andree. Feminizm. Çev. Şirin Tekeli. İstanbul: İletişim Yayınları. s: 83- 85.

18  Arat, Necla. Feminizmin ABC’si. İstanbul: Simavi Yayınları, 1991. s: 75

20  Arat, Necla. Feminizmin ABC’si. İstanbul: Simavi Yayınları, 1991. s: 77

etnik kimlik, cinsel yönelim ve sıtlayan geleneklere karşıdır. Kurumun misyonu kendi

ait olunan sınıf, kadınlar arası farkları oluşturur. Feministler, farklılığın görülmesinin ve ezilme biçimlerine göre politika üretilmesinin önemini vurgular. Bu dönemde, kadınların erkeklerle eşit hak ve özgürlüklere sahip olma talebinin ötesinde, tüm dünyanın daha yaşanabilir bir yer olmasını talep eden “ekofeminizm” gibi daha kapsayıcı akımlara tanık olmaktayız. Bağımsızlık

Türkiye’de, 1990’da kadınla ilgili birçok kurum faaliyete geçmiştir. Başbakanlığa bağlı “Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü” kurulur:

“Avrupa’da birçok ülkede, kadın-erkek eşitliği konusunda kurumsallaşma süreci 1970’li yıllara denk düşerken bizim ülkemizde kadın-erkek eşitliğinin devlet içinde kurumsallaşma süreci 1987 yılında DPT

İnternet sitelerinde şöyle tanımlanır:

“Ülkemizde kadın erkek eşitliğinin sağlanması, toplumsal yaşamın tüm alanlarında kadınların konumlarının güçlendirilmesi ve kadınlara karşı her türlü ayrımcılığın önlenmesi için politikalar üretmek, strateji geliştirmek, tüm paydaşlarla işbirliği yapmak ve koordinasyonu sağlamak.”23

Bildirgesi’nden esinlenerek bünyesinde Sosyal Planlama Vizyonu ise “Toplumsal cinyazılan ekofeminist manifesto Genel Müdürlüğü bünyesinde siyet eşitliğinin gerçekleştiril-

“Karşılıklı Dayanışma Bildir- kurulan Kadına Yönelik Politi- mesi ve sürdürülebilirliğinin

gesi” şöyle başlar:

sağlanmasında ürettiği poli-

“İnsanın gidişatı karşısında, yeryüzündeki insanlar arasında onları birbiritika ve geliştirdiği stratejilerle etkin ve başarılı bir kurum olmak” şeklinde ifade edilir.

ne bağlayan, doğa yasaları

Aynı yıl içinde, çalışanlaaltında eşit sorumluluklar

rının tümünü gönüllülerin

yükleyen, insan türünün ve yeryüzündeki tüm canlıların

oluşturduğu, “Kadın Eserleri Kütüphanesi ve Bilgi Merkezi

refahına yeteri kadar saygılı

Vakfı” kurulmuştur. Kurumun

yeni bir bağ yaratmanın zoamacı, kadın hareketinin

runlu hale gelmesi, Karşılıklı

tarihi ve kadın çalışmaları

Dayanışmamızı Açıklamamızı gerektiriyor.”

kalar Danışma Kurulu ile başlamıştır. Kadınlara Karşı Her

alanında yapılan her türlü araştırmanın, yazılı ve görsel

Bildirge şu sözlerle de son Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi yayınların bir merkezde topbulur:

Sözleşmesi, 6. Beş Yıllık Kal- lanmasıdır. Aynı yıl, başka bir

“İnsan türünün hayatın ipliğiyle dokunmuş olmadığını kabul ediyoruz; biz bu dokumada ipliğiz. Dokuma için yapacağımız her şeyi, kendimiz için yapıyoruz. Yeryüzünün başına gelecek her şey yeryüzü ailesinin başına gelir.”21

Feministler dünya barışını tehdit eden her türlü unsura; savaşlara, çevre kirliliğine, nükleer enerjiye, insanların temel hak ve özgürlüklerini kı-

21 Donovan, Josephine. Feminist Teori. Çev. A.Bora, M.A.Gevrek, F.Sayılan. İstanbul: İletikınma Planı ve Nairobi İleriye Yönelik Stratejileri kadınla ilgili koordinatör veya icracı bir birim kurulmasını gerekli kılmıştır. Kadınlara eşitlik içinde, sosyal, ekonomik, kültürel ve siyasi alanlarda hak ettikleri statüyü kazandırmak üzere şimdiki adıyla Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü; 20 Nisan 1990 günlü Resmi Gazete’de yayımlanan 422 sayılı KHK ile ‘Kadının Statüsü ve Sorunları Başkanlığı’ adıyla ve Başbakana bağlı olarak kurulmuştur.”22

önemli kurum olan, Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı; şiddete maruz kalan kadınların tüm gereksinimlerini karşılamak; aile içi şiddeti görünür kılmak ve mücadele pratiklerini yaygınlaştırmak amacıyla kurulmuştur. Vakfın kurulması, dayağa karşı kampanyalar sırasında ortaya çıkan gereksinime dayanır:

“Kampanya sürecinde ortaya çıkan tanıklar, karşılaş-

22.11.2009

23 http://www.ksgm.gov.tr/misyon-vizyon.

şim Yayınları, 2005 3.basım. s: 394.

22  http://www.ksgm.gov.tr/gmh_tarihce.php php 22.11.2009

tığı şiddet nedeniyle avukat, liyetleri düzenleyerek destek- panyanın tüm açıklama, ilan,

doktor, kalacak yer talep eden lenmesini sağlar. Bütün siyasi görselleri yanında konferans

kadınlar, dayanışma ağlarının partilere eşit uzaklıkta dur- içeriği ve araştırmamızın

oluşturulmasını zorunlu hale mayı ilke edinen dernek, ka- tümünü yine ‘Medyada Cingetirmişti. 1989 yılı Ocak dınların yönetimde yer alma siyetçiliğe Son’ adıyla kitapayında şiddete maruz kalan kadınların hukuksal ve pratik destek alabilecekleri bir telefon ağı oluşturuldu. Ancak bir

konusundaki demokratik haklarını kullanmasını destekler. Ancak desteklenecek adayların “yenilikçi, toplumu ileriye

laştırdık:

•Yöneticilerinin yüzde 15’i kadın yüzde 85’i erkek

süre sonra dayanışma ağlarının da yetmeyeceği, bir sığınağın gerekli olduğu somut biçimde ortaya çıktı. Şiddetle yüz yüze olan kadınlarla dayanışmayı sürdürmek, aile içindeki şiddete karşı mücagötürecek projeleri olan, her türlü fanatizme, yobazlığa, ırkçılığa, toplumsal kirliliğe, şiddete ve savaşa karşı çıkan, çevreyi koruma bilincine sahip kadınlar olması” koşulu da getirilmiştir.26

• Köşe yazarlarının yüzde 12’si kadın yüzde 88’i erkek

• Televizyonların siyasi tartışma programlarına katılan konukların yüzde 11’i kadın yüzde 89’u erkek

deleyi yaygınlaştırmak amacıyla 1990’da Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı kuruldu.”24

1991 yılında, koalisyon hükümetinin ortağı olan SHP’nin önerisi üzerine kadın sorunlarıyla ilgili bir devlet bakanlığı

Cinsiyetçi temsilin, en yaygın ve sürekli bulunduğu ortam, medyadır. Medyadaki cinsiyetçiliği izlemek ve müdahale etmeye çalışmak için, 2006 yılında kurulan MEDİZ (Kadınların Medya İzleme Gru-

• Haber kaynaklarının yüzde 18’i kadın yüzde 82’si erkek

• Arka sayfa ‘güzellerinin’ yüzde 100’ü kadın yüzde 0’ı erkek

•Genel yayın yönetmenlekurulur. 1993 yılında, Kadın bu) 2008 yılında “Medyada rinin yüzde 0’ı kadın, yüzde Dernekleri Platformu tara- Cinsiyetçiliğe Son” kampan- 100’ü erkek olan medya-

fından Medeni Kanun deği- yasını sürdürmüştür:

daki cinsiyetçiliğe itiraz ve

şikliği konusunda toplanan 100 bin imzalı dilekçe Meclis Başkanlığı’na sunulur.25

“-Medyanın arka sayfasında ‘güzel’, gündüz kuşağında ‘kurban’ ya da ‘cani’ hikamüdahale etmeye devam ediyoruz...”27

İnsanlığın yarısını oluştu-

1990’lı yıllarda kuru- yelerinde ‘fedakar anne’, ‘iyi ran kadınların, haklarından

lan, kadın derneklerinden aile kızı’ ya da ‘kötü kadın’, yararlanabilmesi ve özgürleen önemlilerinden biri, Ka- siyaset sayfalarında ‘başör- şebilmeleri için, bugüne dek

dın Adayları Destekleme ve Eğitme Derneği’dir. (KA-DER) 1997 yılında kurulan derneğin kurucularından Kılıç, amaçlarının, siyasette ve kamu görevlerinde yer alan kadınların sayısının artmasını sağlamak olduğunu dile getirir. Dernek, kadın adayların kadınlık bilinci konusunda eğitim alması ve seçilebilmesi için gereken faa-

24  http://www.morcati.org.tr/tanisalim_bizimoykumuz.html 22.11.2009.

25  Tekeli, Şirin. “Birinci ve İkinci Dalga Femitüsü’ ya da ‘bayrak taşıyıcısı’ ve mutfağında çalışıp ‘görünmez’ olmaktan bıktık!- diyerek başladığımız kampanya sırasında Medyada Kadınların Temsil Biçimleri Araştırması ile ulusal medyayı iki hafta boyunca düzenli izledik. Hem izlemenin sonuçlarını hem de medyada cinsiyetçiliği, ‘Cinsiyetçi Olmayan Medya İçin’ başlıklı konferansta konunun muhatapları ile tartıştık. Kambüyük mücadeleler verilmiştir. Cinsiyetçi toplumsal düzenlemelerin açığa çıkarılması, kadınların ve çocukların maruz kaldığı şiddet ve hak ihlalleri için verilen mücadeleler sonucunda, toplumsal duyarlılık yaratılmaya ve yasalarda gerekli düzenlemeler yapılmaya başlanmıştır. Tümüyle eşitlikçi toplumsal örgütlenmeye yönelik, atmamız gereken daha çok adım olduğu görülmektenist Hareketlerin Karşılaştırmalı İncelemesi Üzerine Bir Deneme”. 75 Yılda Kadınlar ve

26  Kılıç, Zülal. “Cumhuriyet Türkiyesi’nde Kadın Hareketine Genel Bir Bakış”. 75 Yılda

dir.

Erkekler. Ed.A.B.Hacımirzaoğlu. İstanbul: Tarih Vakfı Yayınları, 1998. s: 343.

Kadınlar ve Erkekler. Ed.A.B.Hacımirzaoğlu. İstanbul: Tarih Vakfı Yayınları, 1998. s: 360.

27  http://www.mediz.org/Kategori/16/1/ Mediz-Hakkında.aspx 22.11.2009

CİNSİYETE DAYALI İŞBÖLÜMÜ ÜZERİNE NOTLAR kavramsal ve tarihsel ipuçları*

Melda Yaman

Günümüz ataerkil kapita- ayrılmıştır? Bu sorulara yanıt karakteristikleri ile ataerkil

list toplumunda cinsiyete da- ararken, kritik üç noktayı göz eşitsizliklerin karşılıklı ilişki-

yalı işbölümü teknik, yansız bir önünde bulundurmak gerekir. si –dayanışması ve çatışmaolgu değildir, erkeklerin top- Öncelikle, kadınların ve erkek- sı- incelenmelidir. Üçüncüsü,

lumsal, politik ve iktisadi gücü lerin tüm emek etkinliklerinin, farklı toplumlarda kadınlarla

ellerinde tutmasıyla bağlantı- yalnızca, toplumsal üretimin erkeklerin görevlerinin ayrışlıdır. Erkeklerin gelir getiren, bütüncül bir çözümlemesiyle masının, erkek egemenliğine

karar alma mekanizmalarında anlaşılabileceği söylenebilir. ve kadınların tabiyetine etkisi

yer almalarını sağlayan, onla- İnsanlık tarihi boyunca top- araştırılmalıdır.

ra toplumsal statü ve prestij kazandıran işleri üstlenmesi açık ki ataerkil sistemin erkeklere sağladığı ayrıcalıklardandır. Ayrıca böylesi görevleri üstlenerek erkekler, kadınlar üzerindeki cinsel, toplumsal, iktisadi ve politik tahakkümü sürdürebilirler; bir başka deyişle cinsiyete dayalı işbölümü erkek egemenliğini koşullar, bu bakımdan cinsiyetçidir.

lumsal ihtiyaçlar içiçe geçmiş iki koşut emek süreciyle karşılana gelmiştir. Bir yanda ihtiyaç nesneleri ile bu nesnelerin üretilmesinde kullanılan aletlerin üretildiği süreç, öbür yanda çocuğun yetiştirildiği ve bakım ihtiyaçlarının karşılandığı emek süreci. Toplumsal üretimin çözümlenmesi, bu iki emek sürecinin özgül ve içiçe geçmiş yanlarını ele almayı gerektirir. İkincisi,

Toplumsal üretimin ikili karakterinden hareketle yapılacak bir çözümleme tarihsel maddeci bir yaklaşımın zorunlu koşuludur. Marx ile Engels 1845-46 yılları arasında birlikte yazdıkları Alman İdeolojisi’nde, Engels ise 1884 yılında yayımlanan Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni’nde böylesi bir yön-

Peki bu süreç kapitalizm özgül üretim tarzı kadınlarla temden hareket etmiştir. Enöncesi toplumlarda nasıl iş- erkeklerin emek etkinliğini şe- gels yapıtında maddi yaşamın

lemiştir? Antik Yunan’da ya killendiren koşulları hazırlar. üretiminin ikili özelliğine -bir

da feodal Avrupa’da kadınlarla Bu nedenle, her bir toplumsal yandan, yaşam araçlarının ve

erkeklerin görevleri ne şekilde formasyonda üretim tarzının bunların gerektirdiği aletlerin

* Bu yazı Feminist Politika Dergisi’nin 2012 tarihli 16. Sayısı’nda yayımlanmıştır. EMO Kadın Bülteni

üretimi, öbür yandan bizzat emek etkinliklerinin kadınların da nitelik farklılaşması söz koinsanların üretimi, türün üre- doğasından kaynaklanmama- nusu değildir. Örneğin, kapimesi - dikkat çekmişti.

sıdır. Kadınlar insan neslinin talist toplumda çocuk bakımı

Ancak Marx, kapitalist üre- üremesinde biyolojik özellik- gibi toplumun yeniden üretitim ilişkilerini incelediği muaz- lerinden ötürü gebelik, doğum miyle ilintili işler hane içinde

zam yapıtı Kapital’de bu yön- ve emzirmeyi üstlenirler. An- kadınlarca yürütülürken, ertemi unutmuş görünmektedir. cak, bunun ötesinde bakım hiz- kekler, genelde, ihtiyaç nesne-

Marx genelleşmiş meta üreti- meti vermelerini gerektirecek lerini üretmek üzere hane dımi olan kaşında ücretli

pitalist üreişçi olarak

timi inceleç a l ı ş ı r l a r.

miş, ancak,

Ücretli emek

kapitalist

kapitaliztoplumda

me özgü bir

ne emek

emek biçigücünün

midir ve aryeniden

tı-değer söüretimi ne

mürüsünün

de neslin

k o ş u l u d u r.

üremesi

Erkeklerin

bağlamınücretli çada kadınlıştığı işlikların hane içindeki

lerde üretim sermayenin

kullanım

işleyişine

değerleri

tabî meta

üretimine değinmiştir. Oysa

ü r e t i m i d i r.

Kapital’in taslağı, 1857-58 biyolojik bir neden bulunma- Hane içinde kadınların bakım

elyazmaları Grundrisse bakın maktadır. Bu işler, kadınlara işi meta karakteri taşımadığı,

şu cümlelerle açılmaktadır: ataerkil toplumsal ilişkilerce kullanım değeri üretimine dayüklenmiştir; diğer bir deyiş- yandığı ve karşılığında ücret

“Ele alacağımız konu önce- le toplumsal belirlenimlidir. alınmadığı için piyasadaki üclikle maddi üretim[dir]. Başlan- Ne var ki Marx, Grundrisse ve retli işten ayrılır. Ücretli emek

gıç noktamız, şüphesiz, toplum Kapital’de toplumsal üretimin sürecinde üretilen ürünler ihtiiçinde üretim yapan bireyler – önemli bir bileşenini oluştu- yaç sahipleriyle mübadele (pidolayısıyla bireylerin toplumsal ran kadınların hane içindeki yasa) dolayımıyla buluşurken,

olarak belirlenmiş üretimi[dir].” üretimini toplumsal üretimin hane içinde kadınların üret-

Bu sözlerin ardından asli bir bileşeni olarak incele- tikleri ürünler hane üyelerinin

Marx’ın neslin üremesini ve memiştir.

tüketimine dolaysızca sunulur.

bakım işlerini maddi bir üretim süreci olarak ele alması

Elbette ki kadınların kullandığı besinden temizlik gerecine

beklenirdi. Çünkü, açık ki, ka- Bu ikili üretim süreci top- bütün hammaddeler, pişiricipitalist toplumda kadınların lumların “gelişiminde” bir- den temizleyiciye bütün emek

hane içindeki emek süreci birini dolayımlamıştır. Kimi araçları sermaye birikiminin

maddi bir üretim sürecidir. toplumda iki süreç mekan ve ürünleridir, yani metadır. Ka-

Çocuk, yaşlı, hasta ve koca- nitelik bakımından birbirinden pitalist gelişme, tüketim biların bakım işleri fiili üretim nispeten kopukken kiminde çimine de etkiyerek neyin ne

süreçleridir. Kritik olan, bu böylesi mekansal ayrışma ya şekilde tüketileceğini, dolayı-

sıyla kadınların hane içindeki Kapitalizm öncesi toplum- siyete dayalı iş bölümünün

etkinliğini de belirler. Bununla larda bu iki süreç günümüz kadınlarla erkekler arasında

birlikte, kadınların ürettikleri toplumları kadar keskin farklı- bir mücadele alanı yarattığıürünler meta değildir çünkü lıklar içermemekle birlikte, ka- nı düşündürür; zira ataerkil

mübadele değeri taşımazlar. dınlarla erkeklerin toplumsal feodal toplumda erkekler,

Ancak kadınlar, meta karak- görevleri ayrışmıştır. Örneğin kadınların ebelikle ya da zateri taşıyan emek-gücünün meta ilişkilerinin gelişmediği naatçılıkla edindiği toplumsal

yeniden üretiminin önemli bir feodal toplumlarda toplumsal prestiji ve bağımsızlığı, emek

bölümünü karşılarlar. Ayrıca, üretim geçimlik üretime daya- etkinliklerini kısıtlayarak elinsan yavrusunun bakımı ve lıdır. Tarımsal üretimin yapıl- lerinden almıştır. Böylece,

yetiştirilmesi, aynı zamanda, dığı toprak ya da zanaat üreti- erkekler kendilerinin ve kaüretici gücün yetiştirilme sü- minin gerçekleştiği işlikler her dınların görevlerini yeniden

recinin bir parçasıdır. Elbette zaman değilse de sıklıkla ha- tanımlayarak yeni bir iş böki kadınlar, hane içinde kapi- nenin uzantısı konumundadır. lümü yaratmış, aynı zamanda

talist üretime özgü sömürü Kadınlar başlıca üretim alanı kadınların bedeni ve emeği

biçimi olan artı-değer sömü- toprakta çiftçiliğin yanı sıra üzerindeki tahakkümü güçrüsüne uğramazlar; ne var ki, yer yer zanaat üretimine ka- lendirmiştir.

zamanlarının büyük bölümü- tılmış, kovuluncaya dek çeşitli

Bununla birlikte feodal

nü, karşılıksızca, erkeklerin ve öbür hane üyelerinin bakımına ayırmaları, özgül bir emek sömürüsüne tabi olduklarını düşündürür.

loncalarda örgütlenmişlerdir. Akademik erkek egemen tıp kurulup, kadınlar bu alandan dışlanıncaya dek tek şifacılar kadınlardır. Emek etkinlikletoplumda da bakım yükü yine kadınların omuzlarındadır. Çocuk bakımı, örneğin, günümüzdeki gibi kadınların temel uğraşı değilse de, hane

Ücretli iş edinen kadınla- rinin çeşitlenmesiyle prestij, içindeki kadınların yükümlürın emek süreci de özgüllükler özerklik ve cinsel bağımsızlık lüğündedir. Çocukların erken

barındırır; kadınlar emek güç- kazanmaya başlamalarının yaşlardan itibaren üretici güç

lerinin yanı sıra reklamcılıkta ardından birçok zanaatın ka- görülmesi, kapitalist topluma

olduğu gibi bedenlerinin me- dınlara yasaklanması, erkek kıyasla feodal toplumda emek

talaşmasına ya da adet gün- hekimliğin kurumsallaşması gücünün özgüllüğünü ortaya

lerinin takibindeki gibi çeşitli ve elbette cadı avı -direnen koyar. Feodal haneler emek

ataerkil tahakküm biçimlerine kadınlar zorla susturulmuş, ya gücünün üretildiği ve yeniden

maruz kalabilirler.

da diri diri yakılmıştır-, cin- üretildiği yer olduğu gibi “is-

tihdam edildiği” yerdir de. Fe- ve sorumluluklar yükleyerek, içindeki işleri düzenledikleri

odalizmin son dönemlerinde erkeklerin egemenliklerini içindir ki, demokrasi üzerine

cinsler arasında kurulan yeni işbölümüne yeni kadınlık tarifi eşlik etmiş, annelik ve kadınlık, iffet ve namus gibi ataerkil normlarla “bezenerek” yeniden tanımlanınca, çocuk bakımı yükü de ağırlaşmıştır.

sürdürmesini ve kadınları denetim altında tutmasını sağlamaktadır.

Günümüzde erkeklerin düzenli bir gelir edinmesi, topkonuşmaya ya da felsefe ve sanata vakit bulabilmişlerdir. Kadınlarsa politik yaşamdan dışlanmış ve oikos (hane) yönetimiyle sınırlı görevlerden sorumlu tutulmuşlardır.

Kadınlarla erkeklerin görev- lumsal kaynaklara erişimi, Aristoteles’in köleliği de kaleri fiilen ve zaman zaman da sanatsal, bilimsel etkinliklere dınların “görevlerini” de doğal

mekansal farklılaşsa da, ben- katılımı daha kolayken, hane bulması bundandır.

zer karakterdedir. İster –uzak içindeki bakım sorumlulukları

tarlalarda- tarımsal üretim is- kadınların ücretli bir işte ça-

O halde açıktır ki, kadınlater - hane dışında- işliklerde lışmasının, çeşitli etkinliklere rın özgürleşmesinin ve gerçek

zanaat üretimi isterse hane katılmasının, kendini geliştiri- anlamda eşitlikçi bir toplumun

içinde çocuk bakımı olsun, ci bir uğraş edinmesinin önün- koşulu, toplumsal görevlerin

hemen bütün işler, genellikle, deki başlıca engeldir.

kadınlarla erkeklere eşitlikçi

ihtiyaç için üretim kategori- Öyle ki, tarihte yönetici, dü- bir biçimde dağıtılmasından

sindedir. Ayrıca feodal üretim şünür, bilimci ya da sanatçıla- geçer. Böylesi bir toplumda

biçiminde –erkek- derebeyinin rın büyük çoğunluğunun erkek cinsler arasındaki işbölümü

-erkek ya da kadın- serfin artık ürününe el koyması, kapitalist artı-değer sömürüsüne kıyasla daha görünürse de, feodal toplumda kadınların hane içi emekleri, kapitalist toplumda

olmasının maddi koşulları bulunmaktadır; kadınlara felsefe, bilim ve sanat gibi alanlar kapatılmış, bakım işleri yüklenmiştir. Antik Yunan’da, örneğin, özgür erkek yurttaşlar,

kadınlarla erkeklerin üreme edimindeki görevlerinin farklılaşmasıyla sınırlı kalacaktır. Hakkaniyetli bir bölüşüm gereğince, kadınlar bebekleri do-

olduğu gibi “görünmezdir”. karıları, kızları, anneleri –ve kuz ay karınlarında taşıdıkları

Cinsiyete dayalı işbölümü tabii ki köleleri- yaşamsal ve bir yıl kadar da emzirdikleri

ataerkil sistemin devamlılığı- ihtiyaçlarını karşılayacak için, çocuk bakımında erkeknın koşuludur. Ataerki, kadın- üretimi gerçekleştirdikleri, lere daha fazla sorumluluk

lara ve erkeklere farklı görev çocuklara baktıkları ve hane yüklenebilir.

MÜHENDİSLİKTE KADIN OLMAK

Hilal Dankaz

Ataerkil Toplum Yapısı: Kadın Ne Anlar Mühendislikten…

Eğitimde Fırsat Eşitliği

genelde. Kız yurtlarında son

Ailenin eğitim yapısı, ka- giriş saati uygulaması vardır

Mühendislik mesleği genelde kadınlara pek yakıştırılmaz, erkek işi olarak görülür. İş hayatında bu ayrım biz kadınların karşısına sıklıkla çıkarılıyor, üstelik bu ayrım sadece erkekler tarafından yapılmıdının hayattaki rolünü doğrudan etkiliyor. Meslek sahibi olabilen kadınların ailelerinin eğitim oranlarının genelde daha yüksek olduğu biliniyor. Toplumumuzdaki genel aile yapısında erkek doğumdan

ve bu saate uymayanlar için tutanak tutularak işlem yapılırken erkek yurtlarında böyle bir uygulama söz konusu değildir. Çocukluktan başlayan kadın erkek ayırımı üniversitede de devam ediyor.

yor. Yüzyıllardan beri içimize itibaren her konuda serbest İstanbul Teknik Üniverişleyen ataerkil toplum yapı- ve doğal bir şekilde eğitim- sitesi (İTÜ) Kadının Atölyesi

sı sebebiyle çoğu zaman bu de de önceliklidir. Erkeklerin Kulübü’nün “Kadın-Erkek Rolayrımı erkeklerden daha çok eğitimi için her türlü imkan lerini Değerlendirme Anketi”

biz kadınlar yapıyoruz. Mes- zorlanırken; kadınların eğitim adlı bir çalışmasında; şöyle

lek seçiminde kadına uygun hakkını kazanabilmeleri, kendi denilmektedir:

olan aranıyor hep. Sekreter- çabalarıyla oluyor.

“Kadınların arasından neden

lik, öğretmenlik, hemşirelik Üniversiteyi kazanabilen bir Shakespeare ya da Einstegibi meslekler benimseniyor, kadınlar için ailenin gönde- in çıkmadığını ‘Doğamız gereama mühendislikten uzak du- rip göndermeyeceği günde- ği…’ ile başlayan cümlelerle

ruluyor. Toplum; erkek fiziksel me gelebilirken, bu sorunu anlatmak mümkün olamaz.

olarak kadından güçlü olduğu yaşayan bir erkek neredeyse Shakespeare’in kız kardeşi

halde tarlada çalışan, yük ta- yoktur. Kadın üniversiteye Shakespeare gibi evden kaçıp

şıyan, hayvancılıkla uğraşan gitti diyelim, yurtta kalması başka bir şehre gitseydi, yolda

kadını normal görüyor, ama daha güvenli, giriş-çıkış sa- başına gelebilecekler sizce nemühendis olanı garipsiyor. atleri belli zihniyeti hakimdir ler olurdu? Sizce hangi anlayış

Shakespeare’in kız kardeşine kaçma imkanı vermedi? Bugünün ‘Kadınlardan mühendis çıkmaz’ anlayışı olabilir mi?”

lir olduğunu gördüm.

Mühendislik Nasıl Bir Meslek?

Mühendislik

mesleği

farklı şekillerde tanımlanameslektir.”

Bu tanıma göre, mühendislikte erkeklerin kadınlardan daha yetenekli veya daha

Farklı örneklerdeki anlayış- bilir belki. Amerika Birleşik başarılı olabileceği sonucunu

ların benzer olması, bu görüş- Devletleri’nde yükseköğretim çıkaramıyorum, ya siz? Mülerden birine taraf olanların, kurumlarının uygulamalı bi- hendislik beden değil, beyin

diğer konularda da olağan bir şekilde benzer algılarla hareket ettiğini gösteriyor. Kadından mühendis olmaz diyen erkeklerin yüzde 65’i ders

lim, mühendislik, teknoloji ve bilişim alanlarındaki programlarını akredite eden ve sivil toplum kuruluşu olarak faaliişidir.

Mühendislik Diplomasını Alsak Bile...

Kadın meslek hayatına 1-0

notlarını bayan arkadaşların- yet gösteren ABET’in (Accredi- yenik başlıyor. Ailede, topdan alıyor. Ne ilginç, değil mi! tation Board for Programs in lumda, eğitimde karşılaşılan

Üniversitede iken aldığım derslerde hocalarımdan bazıları sınıfa hitap ederken, “Evet beyler” sözünü kullanırlardı. Bunu elektrik mühendisliğini bir erkek mesleği olarak görüp mü yaptıklarını hiç sorgulamadım. Bana da doğal gelirmiş meğer. Bu baskının

Engineering and Technology) mühendislik tanımı şöyle:;

“Mühendislik, matematiksel ve doğal bilim dallarından, ders çalışma, deney yapma ve uygulama yolları ile kazanılmış bilgileri akıllıca kullanarak, doğanın kuvvetleri ve maddelerini insanoğlu yaraeşitsizlikler işe başvuru aşamasında da kadının peşini bırakmıyor. İşin bir parçasını pazarlama oluşturuyorsa kadın tercih ediliyor. Kadının cinsel kimliği kullanılmak isteniyor. Kadın çoğu zaman aldığı eğitime paralel bir işte çalışmıyor ya da çalıştırılmıyor.

hayatın ilerleyen dönemlerin- rına sunmak üzere ekonomik Kadınların özellikle erkek

de, iş hayatında daha hissedi- olan yöntemler geliştiren bir egemen sektörlerde çalış-

NNisisaann22001155||SSaayyı:ı3:3

masının elbette

yaşamaktadırlar.

türlü zorlukları var. Ama en çok yaşanan zorluk; önyargıları yıkmak konusunda... İşin eğitim kısmının tamamlanmış olması, bu sorunu aşmaya

mühendislerin yüzde 10’u ka-

Her mühendislik disiplininin kendine has çalışma prensiplerinden kaynaklı farklı alanlarda farklı deneyimlerden

yetmiyor.

dınlardan oluşmaktadır, Kadın söz etmek mümkündür. Ancak

Kapitalizmin Krizi Kadın

mühendislerin yüzde 65.8’inin hepsi “mühendisliğin erkek işi küresel ekonomik krizden çe- olarak görülmesi” ortak pay-

Mühendisi Vuruyor…

şitli şekillerde etkilendikleri dasında birleşiyor.

Ekonomik krizden en çok çalışan kadın etkileniyor. Masrafları kısmak söz konusu olunca akla işten çıkarma; işten çıkarma söz konusu olunca da akla ilk kadın geliyor.

belirlenmiştir.

Kadınlar ekonomik anlamda özgürlüklerini, gün be gün gericileştirilen toplum yapısı içerisinde adım adım kaybetmektedirler.

Okulu bitirdik, kabullenmeseler de “mühendisiz” artık. Daha iyi işler başarabilmek, mesleğimizde daha güzel yerlere gelebilmek hedefimiz olmalıyken, maalesef ki

EMO, 2009 yılı içerisinde, üyeleri olan elektrik, elektronik, elektrik-elektronik, elektronik haberleşme, bilgisayar ve biyomedikal mühendisleri üzerinde “Küresel Krizin Etkileri: EMO Üyelerinin İstihdamı” araştırmasını yapmıştır. Bu araştırmada kadın mühendislerde işsizlik oranının ortalama işsizlik oranından daha yüksek olduğu saptanmıştır. EMO üyesi mühendisler arasında yüzde 10 olan

Sermayenin krizi ve gerici zihniyetin baskısı altında kadınlara yönelik ayrımcılık giderek artmaktadır. Yalnızca ekonomik değil, şiddet, taciz, tecavüz gibi insanlık dışı uygulamaların üstü de örtülmeye çalışılmaktadır.

Ne Yapmalı?

Temelde tüm çalışan kadınların yaşadıkları sıkıntılar, problemler var. Ancak mühendislik toplumumuzda tamabiz mücadelemizin en büyüğünü kadın kimliğimizle var olabilmek için veriyoruz. Bu mücadeleden vazgeçmeyip daha cesur davranabildiğimiz sürece ve mesleğimize dört kolla sarılabildiğimiz sürece her şey çok daha güzel olacak.

Hakların eşit olduğu; sınıf, ırk, hak ayrımının olmadığı güzel günler için; kadın kendine inanmalı, güvenmeli ve örgütlenmelidir.

işsizlik oranı kadın EMO üyesi mıyla erkek işi olarak görül- Erkek gibi kadın olmak

mühendisler arasında yüzde düğü için kadınlar bu alanda zorunda değiliz, KADIN GİBİ

17.1’e çıkmaktadır. EMO üyesi maalesef daha fazla problem KADINIZ.

SÖYLEŞİ: Remzi Altunpolat

Emel Akpınar

İstersen

Bir bakıma

başlarken bi-

Su testisi

raz literatüre

su yolunda

ısınalım ve

kırılır zihkendimizi eril,

niyeti. Peki,

heteroseksist

ayrımcılığa,

dilden kurtadışlamaya,

ralım. Örneğin hep duyduğumuz bir tartışma ile başlayabiliriz: Neden “cinsel tercih” değil de “cinsel yönelim”?

“Tercih” sözcüğü oldukça sorunlu bir kavram. Öncelikle şu soruyu sormak gerekli “cinsel tercih” denildiğinde

kavramsallaştırmasının altını kazıdığımızda şöyle bir zihinsel koda yaslandığını görürüz: “Eşcinseller kendi eşcinselliklerini tercih ediyorlar.” Eşcinselliğin tercih olarak adlandırılmasının mantıksal olarak vardığı yer; eşcinsellikten

ötekileştirmeye maruz kalacağını bile bile kişi hakikaten böyle bir zor hayatı niye “tercih” etsin?

Yani egemen algı bunu bir “hastalık” olarak kodlayarak “iyileşme” fikrini bilinçaltına üflemeye çalışıyor.

neden akla LGBT’ler geliyor vazgeçilebileceği, tedavi yo- Aslında esas mesele; cinda heteroseksüeller gelmi- luyla düzeltilebileceği. Hatta selliğin belli bir türünü, ki o da

yor? Söz konusu adlandırma “Ayrımcılığa uğruyorsan yahut heteroseksüelliktir, merkeze

niçin LGBT’ler için kullanılı- şiddet görüyorsan katlana- almak. Heteroseksüellik dışınyor da heteroseksüeller için caksın, zira sen kendin tercih daki cinsellikleri, cinsel hallekullanılmıyor? Cinsel tercih ettin”. Öldürülebilirsin de. ri, cinsel kimlikleri doğal ol-

mayan, norm olandan sapmış, süelliğin merkeze alındığı, eş- leri heteronormatiftir. Nasıl

meşru olanın dışında tanımla- cinselliğin, transseksüelliğin ki cinsiyetçilik patriyarkanın

mak ve ikincil/tâbi bir konuma ya da şu an aklınıza gelmeyen neticesi olan bir ideolojiyse,

yerleştirmek. Çünkü egemen her türlü cinsel oluşun/pra- heteroseksizm de heteronorsistem, cinselliği üreme, nes- tiğin/kimliğin reddedildiği ve matif sistemin doğurduğu bir

lin devamı esası üzerine inşa tüm toplumun buna göre ya- ideolojidir. Bir tür ırkçılık, Etiediyor; dolayısıyla eşcinsellik/ pılandırıldığı “heteronormatif enne Balibar’ın deyimiyle “ırkı

biseksüellik/transseksüellik sistem” - heteronotmativite, olmayan bir ırkçılık”. Homofodoğal akışı bozan varoluşlar kapitalizm gibi, ataerkillik gibi bi, transfobi ve bifobi aslında

olarak işaretleniyor.

bir sistemdir- LGBT’lerin hak- bir sonuç, heteronormativite-

Bu bağlamda LGBT hareketinin politik olarak da salarını da yok sayacaktır. Şunu da unutmamak gerekir: Henin, heteroseksist ideolojinin bir sonucu. Bu arada homohiplendiği “Cinsel yönelim” kavramı şu itirazı içeriyor: Hayır bu basit bir tercih deteronormatif sistem sadece LGBT’leri inkâr etmekle ve ezmekle kalmaz heterosekfobi, LGBT’lerin yok sayılmasını ya da LGBT’lere yönelik düşmanlığı tüm boyutlarıyla

ğil, insan cinselliği toplumsal, psikolojik, biyolojik pek çok parametrenin devreye

süelleri de “gerçek kadınlar ve erkekler” olmaya zorlar. Yani verili erkeklik ritüellerini

anlamlandırmak için yeterince açıklayıcı bir kavram değil. Meseleyi sadece psikolojik bir

girdiği karmaşık bir süreçler bütünü. Bu süreçler içerisinde şekillenen bir cinselliğe

yerine getirmeyen bir erkek, heteroseksüel de olsa onun erkekliği şüpheli hale gelir.

duruma indirgediği gibi bildiğimiz anlamda fobilerle de benzerlik göstermiyor. Mese-

sahibiz. LGBT hareketinin tarihine bakıldığında, hareketin

Sistem açısından bakınca, heteroseksüellik bu kadar merla karanlıkta kalma korkusu gibi bir korku değil bu.

ilk ortaya çıktığı 1960’ların kezde olmasa, bir “gerçek” ka- Fobi gerçekten psikolojik

sonunda; eşcinselliği “doğa- dın ve erkek tanımlamaya ya bir rahatsızlık; ama homoya aykırı” kabul eden hâkim da bunun üzerinde düşünmeye fobiden doğmuş bir nefret

söylem karşısında eşcinselli- gerek kalmayacak.

eylemini“hastalık” olarak

ğin de heteroseksüellik kadar

açıklamak, konuyu politik

doğal ve normal olduğuna dair Elbette. Çünkü bu iktidar bağlamından koparıp şiddeti

güçlü bir söylemsel stratejinin düzeneği, toplumsal cinsiyetin meşrulaştırıyor olsa gerek.

araçlarından aynı zamanda cinsel yönelim kavramı. Zira heteroseksüellikle “eş/eşit” olmaya dair bir vurgu.

her iki yanını, yani kadınlığı ve erkekliği, bunlara dair rolleri, performansları, kadın ve erkek bedenlerini yapılandırıyor. Mevcut olandan her türlü fark-

Kuşkusuz öyle. Homofobi dediğimizde sanki homofobik davranış gösteren kişinin bireysel bir özelliğiymiş gibi

Peki, yaşama karşı bu po- lılık ya da farklılaşma eğilimi bir algıya yol açıyor. Oysa toplitik duruştan yola çıkarak, o damgalamayı da beraberinde lumsal iktidar ilişkileri içinde

yaşamın pratiklerine gelelim. getiriyor. Hakikaten eşcinsel ortaya çıkan, belirlenen ve

Örneğin gündelik hayatta çe- olup olmadığınızdan bağımsız egemenlerce yönetilen bir

şitli alanlarda karşılaşılan hak olarak da damgalanabilirsiniz. düşmanlık var.

kayıpları neler?

Heteronormatif sistem, sizi bu Başa dönersek, muhak-

Hak kayıplarından ziyade hegemonik erkeklik değerleri- kak ki verili sistem içerisinde

acaba LGBT’ler mevcut hak- ne ya da verili kadınlığa uyma- LGBT’lere yönelik ayrımcılığın

lardan eşit şekilde yararlana- ya zorlar. Dolayısıyla ataerki farkında olmak, bu ayrımcılıkbiliyorlar mı yahut bu haklara ile iç içe geçmiştir. Devlet he- la mücadele etmek ve kurumerişebiliyorlar mı diye formüle teronormatiftir, ekonomi bü- ları bu yönde düzeltmeye çaetmek lazım zannımca. Biraz yük ölçüde heteronormatiftir, lışmak önemli. Ancak ayrımcıönce dediğim gibi heterosek- toplumsal hayatın bütün yüz- lık bir sonuç, bu ayrımcılığı ya-

ratan ve tüm yaşamı kaplayan çalışılmamış olması ayrıca sa da şu ayrıma değinmek ve

heteroseksist ideolojiyle mü- ironik.

bir nebze açmak gerek: Bir

cadele etmenin esas olduğunu akıllardan çıkarmamak gerekiyor. Bugün Batı’da- merkez kapitalist ülkelerde- LGBT’ler yurttaşlık hakları düzleminde önemli kazanımlar elde etmişlerdir; ama baktığınızda sistem hala heteroseksistir. Heteronormativite hala yerli yerinde. Türkiye’de ise ayrımcılık her alanda, her zeminde üretilmektedir. Bu ayrımcılık devlet tarafından, kurumlar tarafından, toplum tarafından sistematik bir

Sorun şurada; erkeklik aslında bir iktidar pozisyonunu işaret ediyor. Bu anlamda erkek eşcinselliği, “erk ve “erkeklik kaybı” eş tutulur. Eşcinsel erkek “efemine/efemineleşmiş” olandır. Dolayısıyla kadınsı sayılan işlerde çalışan işlerle iştigal eder. Kuaför, modacı, sanatçı olabilir. Tekstil ya da reklam sektöründe çalışabilir. Son yıllarda ana akım medyanın öne çıkardığı eşcinsel figürü

“eşcinsel kimliği” var, bir de “eşcinsel davranışlar ve pratikler” var. Eşcinsel pratikler çok daha yaygın, ancak pek dile getirilmeyen, mahrem alanda yaşanan edimler ve tecrübeler. Eşcinsel pratikleri yaşayanların çoğu bunu bir “kimlik” olarak tariflemiyor. Onu kimliğinin bir parçası haline getirmiyor. Eşcinsel benlik algısına sahip, kendini eşcinsel olarak tanımlayan insanların çoğu ise baskı ve ayrımcılığa uğrama korkusu,

biçimde üretilmeknormal olana bente ve organize edilzeme kaygısıyla

mektedir. LGBT’ler

kendini gizlemek

en iyi ihtimalle damzorunda kalıyor.

galanır, belirli alanlara ve mekânlara hapsedilir. Çalışma hayatında, imal edilmiş eşcinsel stereotipine, imajına uygun işlerde

Askere gidiyor, evleniyor, çocuk sahi-

bi oluyor. Yani açık

kimliğiyle, kendini

gizlemeden yaşayan eşcinseller

çalışabilirsiniz. Tabi

çok daha küçük

bu arada söz konusu

bir kesime tekabül

eşcinsel imajının/

ediyor.

stereotipinin erkek eşcinseller bağlamında imal edilmiş olduğunu söylemeye gerek yok sanırım. Zaten eşcinsel denilince akla ilk gelenler eşcinsel erkeklerdir, kadın eşcinselliği üzerine pek düşünülmez. Olsa olsa bir tür pornografik malzeme, fantezi unsuru haline getirilmiştir.

de bunu destekleyecek mahiyette: İyi tüketim alışkanlıkları olan, iyi bir gelire sahip her daim neşeli/eğlenceli ve zevkleri olan orta-orta üst sınıf insanlar. Hakiki durum böyle mi? Değil. Aslında bu da stereotipleştirme. Bir hekimin, mühendisin, avukatın, öğretmenin, sanayi işçisinin

Eşcinsel olduğunuzu açıklamanız, kendi hayatınızı nasıl yaşayacağınıza dair bir karardır. Size dayatılanın dışında bir hayat tasavvurunuz var ve adımlarınızı bu doğrultuda atıyorsunuz. Bu nesnel olarak politik bir karardır. Şöyle ki, “Ben şimdi politik bir karar vereceğim, eşcinsel olduğumu

Erkek-merkezli heterosek- eşcinsel olabileceği pek akıl- açıklayacağım” demezsiniz elsist sistemin içinde lezbiyenlik lara getirilmiyor. Her sınıftan, bette. Ama bunu açıklıyorsagaliba biraz “erkekliğe haka- her ideolojiden, kendilerini nız kendinizi belirleme hakkıret” gibi algılanıyor… Tabi ül- milliyetçi ya da muhafazakâr na sahip çıkıyorsunuz, eşcinsel

kemizde bu kadar önemsenen olarak adlandıran insanların olarak tanınmak, eş tutulmak

bir “erkeklik” kavramı üzerine olduğu gözlerden kaçırılıyor. ve saygı görmek istiyorsunuz

çok da fazla düşünülmemiş, Yeri gelmişken mutlak olma- demektir.

“Kişisel olan politiktir” nok- Kanunu’na göre “memuri- gerek- Transseksüellik ise kitasına geliyoruz.

yet sıfatı ile bağdaşmayan şinin cinsiyetiyle ilgili. Kişinin

Tabi. Bundan sonra nasıl yaşayacağım, nasıl var olacağım, nasıl görüneceğim... Arkadaş çevresinden dışlanabilir, ailenizle problemler yaşayabilir, işten atılabilirsiniz.

Daha küçüklükten itibaren bir çocuğun oynadığı oyuncaklar ve oyunlar cinsiyet temelinde biçimlendirilir. Bir çocuğun hemcinsleriyle oynamaması, belli oyuncaklara yönelmemesi, “değişik” davranması ailede endişe uyandırır. Okulda sorunlar yaşanır,

davranış”tan dolayı kamu görevinden çıkarılabilirsiniz. Yargıya başvurduğunuzda olumlu bir sonuç almanız nadiren karışılaşabilecek bir durum. “Nasıl olsa olumlu sonuç elde edemem” diye düşünür, “üstelik rezil olurum, herkes öğrenir, başka yerde iş bulamam.” korkusuyla yargıya başvuramazsınız. Bunları göze aldınız ve yargı yoluna gittiğiniz bu sefer de “Erkek adalet”imiz yüzünüze kapı gibi çarpabilir.

doğduğunda kendisine atanan cinsiyetin dışında/ötesinde bir ruha sahip. Yani doğduğunda erkek olarak tanımlanmış ama kendisini kadın olarak hissediyor ya da tersi doğduğunda kadın olarak tanımlanmış ama kendini erkek olarak hissediyor, öyle görüyor ve görünmek istiyor. Aynaya baktığınızda ne görmek istediğimizle ilgilidir transseksüalite. Bu anlamda bedenimizde kendimizi ait hissettiğimiz cinsiyete ait dönüşümler gerçekleştirmek isteyebiliriz. Dolayısıyla transöğretmenler ve idare devreye

ların kendilerini gizleyebilmegirer, o okuldan alınması isteleri çok mümkün değil.

nir ya da uzaklaştırılır. Son-

Bu “fark edilebilirlik” tranrasında psikolog, psikiyatr,

seksüeller açısından hayatı

bitmek tükenmek bilmez işkenceye dönüşen tedavi süpek çok boyutuyla zorlaştırıyor. Bunun hukuki boyutu var,

reçleri. “Bu çocuk anormal” ile

tıbbi boyutu var, psikolojik bobaşlayan bir süreç ve “tedavi”

yutu var.

olunamayacağı- hem neden

tedavi olmak zorunda olsun

Bir kere ilk başta eğitim

ki, yeniden heteronormatihayatının dışına atılınca topviteye dönüyoruz - gayet iyi

lum açısından saygın bulunan

bilinen bir durumun bir şeyin

avukatlık, mühendislik, hekimyıllarca tedavi edilmek istenlik, eczacılık gibi profesyonel

mesi… Diyelim ki bir biçimde

mesleklerden hiç birini yapabu süreçleri atlattınız kendimıyorsunuz. Aile, büyük ölçünizi gizlemeye başardınız(!)

de dışlayıp ötelediğinden ve

Üniversiteye geldiğinizde

Translar açısından durum formel emek piyasasında da iş

mesela kaldığınız yurtta problem yaşabilirsiniz, o yurttan ayrılmak zorunda kalabilirsiniz. Alın size barınma sorunu. Üniversiteyi bitirdiniz, çalışma hayatına atıldınız. İşyerinde kimliğinizin açığa çıkması, mobbinge uğramanız, işinizi kaybetmenizi de beraberinde getirecektir büyük bir olasılıkla. Kamuda çalışıyorsanız, 657 sayılı Devlet Memurları

ise çok daha vahim. Çünkü eşcinsellik sizin cinsiyetinizle alakalı değil. Cinsel yöneliminizi bir biçimde saklamanız, “normal” addedilen davranış kalıplarına uygun davranarak normal (!?) görünebilirsiniz. – Tabi kendini saklamak/gizlemek zorunda hissetme halinin de ayrı bir şiddet olduğunu vurgulamak

bulamadığınızdan hiçbir sosyal güvenceniz yok. Bu durumda ne yapacaksınız? Yaptığınız şey -kimilerinin fuhuş dediğiseks işçiliği. Adına ne denirse densin mahiyeti değişmiyor, siz bu işi yapmak zorunda kalan bir kesim oluyorsunuz. İşin garibi, bunu yaptığınız için de ayrıca suçlanıyorsunuz.

Toplum, aslında insanları bu noktaya kendi getiriyor;

ama uyguladığı şiddeti de bu ardı edildi: Korkunç boyutlara trans ölümü -fiili bir cinayet

noktadan meşru kılabiliyor: oluşan taciz, işkence ve para olsa da olmasa da- sistemin

Sistemin ikiyüzlülüğüne açık cezaları; zorla saçların kesil- bir sonucudur.

bir kanıt.

Aslında bu çok büyük bir “yapısal şiddet”tir. Kişinin kendisi olmasını engelleyen, bir yandan da “sen busun” diyerek onu işaretleyen, bunu kafasına vura vura hatırlatan bir sistem. Sizi belli bir mesleğe hapsettiği gibi belli alanlara, belli mekânlara ve

mesi, dayak, günlerce nezaret… Türkiye’de muhalif kesimlere yönelik işkencelerden hep bahsedilir fakat translara yönelik işkencelerden yeni yeni konuşuyoruz. Hele bir de yakın zamanlara kadar bir trans öldürüldüğünde gazetelerin bu cinayeti haber yapma şekillerini düşünün...

Transların, cinsiyet “geçiş” operasyonundan sonra -cinsiyet “değiştirme” operasyonu denmesi yanlış, zira cinsiyetini değiştirmiyor, bedeninde tıbbi müdahale ile kendini ait hissettiği cinsiyete ait bir geçiş yapıyor- formel istihdam alanlarında iş buldukları, bir biçimde kamusal alanda yer

belli zaman dilimlerine de Bir transeksüel öldüğünde, aldıkları tekil örnekler var. hapsediyor. LGBT Hareketi’nin cenaze töreni bile aslında seç- Ancak çoğu geçmişine sünyıllardır dillendirdiği “gece- tiği hayata uygun yapılmıyor ger çekmek zorunda kalıyor.

lere ve gettolara hapsolma” değil mi? Bu bile aslında başlı Zaten geçiş süreci psikolojik,

meselesi.

başına bir mesele: Ölürken bile tıbbi ve hukuksal açıdan san-

Hiç dikkatimi çekmemişti; eşit değilsiniz. Hayatta da ay- cılı bir süreç. Medeni Kanun’a

ama gerçekten de gündüz çok rımcılık, ölümde de ayrımcılık. göre cinsiyet geçiş operasyonadir karşılaşıyoruz transek-

Güzel söyledin. Geçenlerde nu olabilmeniz için üreme yesüellerle.

çok sevdiğim bir trans arka- teneğinizden yoksun olduğu-

Sokaktan gündüz vakti öyle daşım- Ayda- öldü. İlk bakış- nuzu ispat etmeniz gerekiyor.

kolay geçemezsiniz, parmak- ta hastalık nedeniyle ölüm, Aslında sistem üreme yela gösterilirsiniz. Laf atılır, nefret cinayeti kurbanı değil. teneği olmayan, yani halk

hakaret edilir, dalga geçilir. Fakat bu normal bir ölüm arasında kısır olarak adlandı-

Dolayısıyla gecelere hapso- sayılabilir mi? Sistemin yapı- rılan heteroseksüel bireylere

lursunuz. Gecelerde de yap- sal şiddeti, belli bir hayata

böyle bir “ispat” yükümlütığınız şey bellidir, seks işçiliği. “mahkûm” edilmek

lüğü getirmiyor. Çifte

Tabi burada trans kadınlardan trans ölümlerini

standart!

bahsediyorum. Size doğduğunuzda atanan, penisinize bakıp yapılan “bu erkektir” belirlemesine itiraz ettiğiniz andan itibaren kamusal alanın dışına atılıyorsunuz. Öldürüldüğünüzde ciddi anlamda ceza indirimleri uygulanıyor. Sanık diyor ki “Kadın sandım, dönme

zamana yayılan bir intihara dönüştürüyor.

Bu tür intiharlara aslında düpedüz cinayet diyebiliriz.

Evet. Dolayısıyla kimlik alma, isim değiştirme, cinsiyet geçiş operasyonları oldukça problemli süreçler.

çıktı.” ve yargı nezdinde bu bir Tabi, transların

Sağlık, eğitim,

“ağır tahrik indirimi” sayılıyor. ölümlerinden sistem

sosyal hizmetler, barın-

Yani adalet sistemi öldürmeyi sorumludur, ölüm sebebi her ma, istihdam, medya bu başteşvik ediyor. Polis şiddeti za- ne olursa olsun. Çünkü trans- lıkların her biri LGBT’ler açıten malum, Türkiye’de bundan ların anormal/ucube olarak sından katmanlı problemlere

nasibini almayan zaten yoktur. kodlanarak kamusal alanını işaret ediyor. Barınma açı-

Ancak transseksüellere yöne- dışına atıldığı, hayatın kıyıla- sından ele alalım: Bir transın

lik polis şiddeti uzun süre göz rına itildiği bu dünyada, her şimdilerde moda olan terimle

yaşadığı “mahalle baskısı”nı biçimde şiddet uyguladığını, var sanırım. Üniversite dışıngöz önüne getirin. Bir transın aşağılandığınızı size küfredil- da demokratik kitle örgütleri

herhangi bir eve heteroseksü- diğini, dövüldüğünüzü, yara- ve sivil toplum kuruluşları var

el bir bireyden daha yüksek landığınızı gözlerinizin önüne LGBT konusuna duyarlı olan.

miktarda, fahiş kira ödemek getirin.. Dolayısıyla bir trans CETAD (Cinsel Eğitim, Tedavi

zorunda kaldığını düşünün. bireysel şiddete başvuruyorsa, ve Araştırma Derneği), TPD

Ya da kentsel/rantsal dö- başvurmak zorunda bırakılı- (Türk Psikologlar Derneği),

nüşüm nedeniyle transların yorsa, bu aslında baskıcı bir TTB (Türk Tabipleri Birliği),

linç kampanyalarıyla yaşam toplumsal sistemin kendisine ATO (Ankara Tabip Odası) ve

alanlarından sürülmelerini karşı uyguladığı, kendini gayr-ı SES (Sağlık ve Sosyal Hizmet

hatırınıza getirin. Marmara insani derecesine indiren şid- Emekçileri Sendikası) gibi ya-

Depremi’nde o bölgenin terk dete karşısında gösterdiği di- pılar LGBT başlığında çalışmaedilmesinden sonra transların rençtir. Ezilenlerin şiddetidir. lar yürütüyor. Ancak sağlık öryerleştiği ama şimdi kentsel

Aslında ağır tahrik indiri- gütlerinin bu mecraya girişi

dönüşüm sebebiyle yeniden minin tam burada söz konusu oldukça yeni sayılabilir. Sağlık

değerlenen İstanbul’daki Avcı- olması gerekiyor.

çalışanlarının LGBT’lere dular Meis Sitesi bunun en yakın

yarlı sağlık hizmeti vermeyi

zamanlardaki örneklerinden

Bence de. Şiddete uğruyor- geçtim, LGBT konusunda bir

biridir. Translar orada 12-13 yıldır oturuyordu, ne oldu da birden istenmeyen insan oldular? Sadece “ahlaki” kaygılar mı? Böyle düşünmek saflık olur. Orada bir rant meselesunuz, hastaneye gidiyorsunuz ama karşınıza homofobik/ transfobik yahut öyle olmasa bile farkındalığı ve donanımı yetersiz sağlık çalışanları çıkıyor.

farkındalığı bile yok maalesef. Örneğin bakıyorsunuz cinsiyet geçiş operasyonu olmamış bir trans kadın. Henüz mavi kimliği var. Sağlık çalışanı herkesin içerisinde kimlikteki ismiyle

si olduğunu görmek gerekir. Bütün hastaları heterosek- çağırıyor, oysa o kişi kimlikteki

Daha önce Tarlabaşı’nda ve süel varsayan bir tıp eğitimin- ismi kullanmıyor ki. Siz ona

Ülker Sokak’ta da aynı şeyler den bahsediyoruz.

kimlikteki ismiyle seslendiğiyaşanmıştı. “Translar yüzünden çocuklarımız, karılarımız, kızlarımız sokağa çıkamıyor; translar şiddet uyguluyor,

Kesinlikle. Tıp fakültelerinde eşcinsellikten, transseksüellikten, egemen olandan farklı cinselliklerden ya hiç

nizde çağırdığınızda onu ifşa etmiş ve bir kere daha işaretlemiş oluyorsunuz. Aslında bu yaptığınız bir ayrımcılık.

vuruyor, kırıyor...” söylemiy- bahsedilmez ya da üzerinde Aslında cinsel kimliği,

le meşrulaştırılan bir nefret fazlaca durulmadan geçiştiri- yönelimi sistemin “normal”

karşımızdaki. Bir an için trans- lir. Eşcinselliği, transseksüel- tanımına uyan, LGBT farların şiddete başvurduğunu liği hastalık olarak anlatanları kındalığı/bilgisi/deneyimi

kabul edelim, eskiden ana anmıyorum bile.

olmayan insanlar da bu gibi

akım medyada çok daha sık

karşılaşmalarda ne yapacakkullanılırdı: “Travestiler yine dehşet saçtı”.

“Yine”

Evet “yine”… Peki, o aşamaya gelene kadar bu insan-

Bildiğim kadarıyla Çapa Tıp Fakültesi’nde transseksüellerle ilgili çalışma yapan bir bölüm var. Bunun dışında Türkiye’de böyle bir hizmet veren başka kurum var mı?

larını şaşırıyorlar. Sosyal anlamda bu zor bir an aslında. Sistem LGBT’leri belli zaman ve mekânlara hapsederken, “normal” dediği bireyleri de onlardan izole ederek hapselar ne yaşadı? Evinizin sürekli Hepsini bilmiyorum ama diyor. Tabi bu “normal”lerin

taşlandığını, camlarınızın indi- Ankara Üniversitesi ve Hacet- mahkûmiyet alanı kıyaslanarildiğini, kapınızın kırıldığını, tepe Üniversitesi tıp fakültele- mayacak kadar geniş, ama o

sokakta müşterinin, mahalle- rinde de LGBT’ler konusunda “öteki” alana geçememek de

linin, polisin size sürekli bir çalışmalar yürüten birimler bir tür hapis.

K a t ı l ı y o r u m . S i s t e m düşünebiliriz. Örneğin “Kız/ Aslında LGBT olarak admuğlâklığı istemiyor; herkesi erkek arkadaşın var mı?” ye- landırılan küme niye senden

“anlaşılabilir” kılmak istiyor. rine “Sevgilin/partnerin var bütünüyle “farklı varlıklar” ol-

Zira anlaşılabilir kategorileri mı?” gibi daha cinsiyetsiz sun ki? Diğer yandan LGBT’ler

ne kadar güçlendirirse, sınır- sorular yöneltebiliriz. İkincisi tamamen homojen bir kitları ne kadar keskin, belirgin ise karşımızdakinin hakikaten le mi? Heteroseksüeller ne

ve kalın hale getirirse yönet- kendisini ne olarak tarif ettiği, kadar heterojense, çeşitlilik

mek de o derece kolay hale tanımladığı, anlamlandırdığı gösteriyorsa LGBT’ler de öyle

gelecek. Birilerini dışarıda ve kendisine ne şekilde ses- çeşitliliğe sahip. LGBT dediğibırakarak, baskılayarak, yok lenilmesini istediği. Erkek, miz küme sınıfsal konumları,

sayarak, hiçleştirerek; diğer- kadın yahut cinsiyetsiz olarak etnik-dinsel aidiyetleri, kültülerini de sürekli normalize et- çağrılmak. En azından bunla- rel ve ekonomik sermayeleri,

meye çalışarak varlığını ida- rı konuşabilirsek yol alabiliriz. statüleri, politik tercihleriyle

me ettiriyor. Ama şu da var, LGBT’lerle ilgili şakalar tabiri birbirinden oldukça farklılık

insanlar her şeye rağmen o caizse “geyikler” yapmaktan gösteren insanları kastedi-

“tekinsiz” denen ara, muğlâk, vazgeçebiliriz. Bunları yaptığı- yor. Dolayısıyla bir eşcinsel

müphem alanlara girebiliyor. mızda LGBT’lerin kendini sak- yahut transseksüel prototipi

Bir iletişim çabası var aslında ortada. Biraz rölantide, risk almadan. Ciddi bir tedirginlik noktası orası, çünkü bazen kalakalıyorsun.

O noktada muhatabına

lamak zorunda kalacaklarının bilincine sahip olmak gerek. Bunlar yapılmasa dahi kişi açılmak istemeyebilir, ama bu davranışlar tekrarlandığı, katmerlenerek devam ettiği müddetçe eşcinsellerin kenüzerinden söz üretmek gerçekliği bütünüyle kavramamızı önler. Bir bölüm insan için eşcinsellik sadece bir edimden/pratikten ibarettir. Adını bile koymadan eşcinsel pratikleri yaşar/tecrübe eder.

bunu sormakta fayda var. dini güvende hissetmesi ve Başka bir gurup insan içinse

Örneğin kendisine nasıl hitap açılması mümkün değil.

eşcinsel, biseksüel yahut trans

edilmesini ya da nasıl davranılmasını istiyor?

Birçok insan işin teorik ya da politik yanından çok pratik

olmak bir kimliği ifade eder, bu kimliklerin- başka toplumsal kimlikler de olduğu

Bunu sormak kolay olmu- yanını bilmek istiyor aslında. gibi- yarattığı bir alt kültür,

yor her zaman. Çünkü karşı- Şiddet, cinayetler, bunların bir habitat ve bir “habitus”

nızdaki henüz size açılmış biri hepsi çok büyük meseleler. An- vardır. Bu alt-kültür, habitat

değil. Kendi istediği zaman cak belki de sistem tarafından içerisinde kendisini inşa eder

açılmasını beklerken bu te- üretilmiş bu nefreti aşmanın ve buna uygun bir habitus gereddüt büyüyor. Şu an aslın- yolu bu sosyal iletişimin güç- liştirir. Bu bağlamda LGBT’leri

da kişisel deneyimlerimden de lenmesi.

homojen bir kitle olarak göryola çıkarak çok bencilce bir soru sorduğumun farkındayım ama…

Bunun bir reçetesi yok, ancak şu adımları atmak yürüdüğümüz yolda mesafe katetmemizi sağlayacaktır: Birincisi insanları heteroseksüel varsaymaktan vazgeçmek. Hayatın her alanında böyle

İnsanlara temas etmek, yargılamadan dokunmak ve birlikte yaşamayı deneyimlemektir mesele. Diğer türlü davranmak dışarıdan bakmaktır. “LGBT’ler ayrımcılığa uğramasınlar.”, “Saygı duyuyorum, onlar da insan.”, “Benim de eşcinsel arkadaşlarım var.” söylemlerinden

mekten vazgeçmek, LGBT meselesini kesişimsel bir alanda anlamaya çalışmak zaruri. Mesela “Eşcinseller çok neşeli, çok duyarlı insanlar” sözleri ilk anda kulağa hoş gelebilir ama bir yaftadır neticede. Zira eşcinselleri aynı paketin içine sokup etiketlemek de, çeşitliliği reddetmektedir.

dayatıldığı için zor, ama var- öteye gidemeyen, hakiki ve Aslında insanın insan kimsaymayabiliriz. Bunun üzerine eşit ilişki kuramayan bir dil. liğini, cinsel yönelimine ya da

cinsiyet kimliğine hapsetmek bir bakıma… Oysa bir insanı tanımlayan tek şey cinsel yaşamı, yönelimi olamaz.

- Tabi. Bütünüyle heteroseksüelden ayrı bir varlık tanımlıyorsunuz ki bu da heteroseksist ideolojinin tezahürüdür. Muhakkak ki LGBT’ler benlik algıları, ait hissettikleri kimliğe özgü ritüeller, performanslar, devindikleri alanlar ve ezilme/dışlanma pratikleri açısından heteroseksüellerden farklılık gösteren bir ortaklığa sahipler. Ancak bunlar insani varoluşu itibariyle eşcinseli heteroseksüelden bütünüyle ayırmayı, ayrı bir insan türü olarak kodlamayı ve ona göre muamele etmeyi gerektirmiyor. Tikellikleri, öznellikleri de gören bir perspektif yararlı olacaktır.

Öyleyse okurlarımızı bir süre için bu düşünceyle baş başa bırakalım ve söyleşimize bir sonraki sayımızda devam edelim. Daha önümüzde militarizm, LGBT örgütlenmesi, Onur Haftası, Gezi Direnişi, seçimler gibi pek çok konu var. Bir mola vermek yerinde olacaktır.

(Söyleşimizin devamı bir sonraki sayımızda yayımlanacaktır.)

Remzi Altunpolat

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu. Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Kamu Hukuku Anabilim Dalı’nda yüksek lisans yaptı. Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü Eğitim Yönetimi ve Politikası Yüksek Lisans Programı’nda ders aşamasını tamamladı. Gazi Üniversitesi’nde araştırma Görevlisi olarak çalıştı. Eğitim Sen Ankara Üniversiteler Şubesi yönetiminde ve Eğitim Sen Yükseköğretim Bürosu’nda görev aldı. Şu anda Türk Eczacıları Birliği’nde araştırma uzmanı olarak çalışıyor.

Pembe Hayat, Kaos GL ve Uluslararası Af Örgütü’nde gönüllü olarak çalıştı. Geçtiğimiz yıldan bu yana Kaos GL Genel Sekreterliği görevini yürütüyor. Halkların Demokratik Partisi (HDP) kurucu üyesi ve Parti Meclisi üyesi.

Konuşmacı olarak pek çok panel, konferans, sempozyum, söyleşi ve eğitime katıldı, çeşitli yayın organlarında yazıları yayımlandı. Kaos GL, Kaos Q+, Praksis, Yaşayan Marksizm, Eleştirel Pedagoji dergilerinin yayın kurulu üyesi.

Toplumsal cinsiyet, cinsel yönelim ve cinsel kimlikler, feminizm, erkeklik, LGBT çalışmaları, Queer teori, eğitim ve sağlık politikaları, sendikal hareketler, insan hakları, sosyal ve siyasal teori başlıca ilgi alanları arasında yer alıyor

KADIN OLMAK

F. Derya Sevinçli

Doğduğumuz andan itiba- yapıyor. Peki, neden bu kadar •Toplumsal Baskılar

ren 5-0 geriden başladığımız bir hayat, serüvenimiz. Kimimiz cinsiyetimiz yüzünden istenmeyen bebek ilan edilerek hayata gözlerimizi açıyoruz… “Bir erkek doğuramadın, soyumuzu devam ettiremedin” baskısına maruz kalan anneler… “Kadın olmak zor zanaat azizim” ile başlayan türlü türlü edebiyat eserlerinin yazılıp çizildiği, toplumsal baskılar yüzünden sürekli engellenen kadın olmak!

kadınlardan korkuluyor?

Bu korkunun temelinde erkek egemen toplum yapısı inancı var. Erkek egemen toplumda erkeğin sözü geçer, erkek daima üstündür ve bu yapı çoğunlukla da birçok kadın tarafından irdelenmeden, nedenleri araştırılmadan kabul edilir. Bu yüzden erkek ne yaparsa yapsın sebebi biz kadınlarız(!). Erkek karısını aldatır, bahanesi çok basit: “Karım beni mutlu etmiyor.’ Aldatılan

Kadın, annelik görevinin verdiği sorumluluk itibari ile çocuk gelişiminde önemli bir konuma sahiptir. Anne özellikle erkek çocuğuna, kadına ve kadın haklarına saygıyı ve kadın-erkek hak eşitliğini benimsetmelidir. Erkek egemenliğinin doğal olduğu bilinçaltı mesajıyla büyütülen erkek çocuklar gelecekte bunu hayatının her alanında uygulayacaktır. Baba ise erkek çocuğun gözünde bir rol mo-

Düzgün otur, kahkaha atma, edepli davran, küfürlü konuşma, hamile halinle sokaklarda gezme(!) gibi birbirinden mantıklı(!) kurallarla kısıtlanan hayat bize gerçekten

kadınların da hesap sorduğu adres kocası değil, kocasını ayartan kötü kadın… Erkek karısını öldürür, bahanesi bu sefer daha da basit: “Karımın gözü dışarıdaydı”…

deldir. Babanın eşine ve diğer kadınlara karşı davranışları erkek çocuk için örnek teşkil eder. Ebeveynler genellikle kız çocuklarını erkek çocuklarına göre daha pasif, özgüvensiz

çok zor… Toplumun bize biçtiği Erkek egemen toplum ba- ve hayatta hep geri planda

hayat sahnesindeki rolümüzün kış açısının nedenleri 3 baş- kalması gerektiği mesajı ile

dışına çıkıp özgün karakterle- lıkta incelenmiştir:

yetiştirilirler. Hem annenin

re dönüştüğümüz anda, sıfat tamlamalarımız cici kız, tatlı

• Aile Faktörü

hem babanın bilinçaltındaki ataerkil toplum yapısı inancı

kızdan farklı yönlere dönüş • Eğitim Sistemi

ve “Soyun devamını erkek sağ-

lar” düşüncesi aile faktörünün oluşmasına temel oluşturur.

Eğitim sisteminde ise cinsiyete göre koşullandırılmış

belli başlı meslekler vardır.

Kız çocuklara çocukluk döneminden itibaren okuyup büyük adam(!) olmaktan ziyade

ev hanımı olup çocuklarını

büyütme fikri aşılanmaktadır. “Kadınların çalışmasına

karşıyım”, “Kadının saçı uzun

aklı kısadır” gibi eril söylemler

kadını toplumsal hayattan dışlayarak ikinci plana atmakta,

değersizleştirmektedir. Kadınların özgürlük kazanmasının

ekonomik özgürlük kazanmaktan geçtiğinin farkında olan

ataerkil bakış açısına sahip

toplumsal yapı, kadının düşüncelerini çerçeveleyerek baskı

altına almaya çalışmaktadır.

Toplumsal kalıplar ise erkek egemen bakış açısının

oluşmasının temel taşıdır.

Oluşturulmuş basmakalıpların

dışına çıkmaya çalışan veya

hayattaki yerini sorgulamaya

başlayan kadınlar, türlü işkencelerle susturulmaya çalışılmış, baskı altına alınmıştır.

Yüzyıllardan beri süregelen kadın-erkek cinsiyet ayrımcılığı, uzay çağına erişmiş olsak da şiddetini artırarak devam etmektedir. Bunu aşmanın en etkili yolu eğitimdir ki bu da tüm kesimi içeren bir kapsamda olmalıdır.

Kadınların baskı ve zulüm görmediği, cinsiyetçi tutumlara maruz bırakılmadığı, toplumun her kesiminde dışlanmadan, özgürce yaşadığımız günler görmek dileğiyle…

BİR DELİNİN GAM DEFTERİ: Tezer Özlü

Cansel Aslan

Türk edebiyatının nos- Özlü’nün büyük şehir hayatıy- Batı’yı görme/tanıma isteğini taljik, lirik, gamlı prense- la sıkıntısı sadece farklı dil ve kamçılar. Bu vesileyle 1961

si; 10 Eylül 1942’de Simav dindeki eğitim hayatı değildir. yılında ilk kez yurtdışına gi-

Kasabası’nda dünyaya gelen Taşra ve büyük şehrin gün- derler. Sonraki yıl Tezer bir

Tezer Özlü’nün ablası Sezer lük yaşamdaki farklılıkları da arkadaşıyla yaz tatilinde Al-

Duru, doğum tarihlerinin bir Özlü’nün belleğinde bunaltıcı manya ve Hollanda’ya gider.

sonraki yıla alınmasının se- hatıralar olarak yer eder: Yurtdışındayken liseyi bitirbebini şu şekilde açıklar:

“Tezer’le ben yılın son aylarına doğru doğduğumuz ve de kız çocuğu olduğumuz için, babam nüfus cüzdanlarımıza bir sonraki yılı yazdırmayı uygun görmüş.”

• “Pastörize süt içeceğiz”, diyor.

• “O ne?”, diyorum

• “Kaynatılmadan içiliyor. Çok güzel.” O içiyor. Ben sevmiyorum.

mekten vazgeçip 1963’te Paris’e geçer. Orada ilk evliliğini yapacağı Güner Sümer’le birlikte kalmaya başlar. Aynı yıl Ankara’ya yerleşir ve 1964 yılının başında Güner Sümer’le evlenir. Evliliğin ardından 1965 yılında babası-

Tezer Özlü, küçük bir kasabada başlayan hayatının en büyük şoklarından birini İstanbul’a yerleşip İstanbul Avusturya Kız Lisesi’nde öğrenim görmeye başlayınca yaşar. “Yaşamlarının karanlık odasından bir şey göre-

Okulda tanıştığı Batı kültürü ve yaşadığı çevre arasındaki “pastörize” uyuşmazlığın sıkıntıları yankılanır yazılarında; okulda eğitim aldığı rahibeler; evde temizlik ve yemek işlerini yapan Müslüman babaanne…

nın ısrarlı ricasını kırmayarak liseyi dışarıdan bitirir.

1968 yılında Sümer’le ayrıldıktan sonra İstanbul’a ailesinin yanına döner. Aynı yıl genç bir sinemacı olan Erden Kıral’la evlenir.1973 yılında doğan kızlarına Deniz adını

bilme isteği boşuna” dediği

Okul hayatlarının sıkıcılığı verirler. Erden’le yaptığı evlirahibelerle başladığı öğre- bir yana, bir taraftan da al- likte Tezer’in sürekli çalıştığı,

nim hayatını yarıda bırakır. dıkları eğitim iki kız kardeşte kocasına sanatsal çalışmala-

rında destek olmak için çok artar. Doktorlar mamografi Türk erkekleri ne büyük bir

çaba harcadığı çevresi tara- sonuçlarında ortaya çıkan tü- ordu ve askerlik sevgisi besfından bilinen bir gerçektir. mörden, tıbbi tetkikler ve ola- liyorlar.”

Yaşadığı evin ısınma, su gibi sorunları hiç bitmez. Ayrıca o yıllarda toplumun içinde bulunduğu siyasi karışıklıklar Tezer’i derinden etkiler. Tedavi gördüğü kliniklerde gördüğü kötü muamele bu üzüntüsünü derinleştirir.

sı bir tedavi için parça almak ister. Lakin Özlü tıbbi geçmişindeki fena hatıraları nedeniyle ürküntü içine düşer ve müdahaleyi reddeder. Daha sonra İsviçre’de göğsünü aldırmak zorunda kalır ama geç kalınmıştır. “Dünyanın

Aile ilişkilerini açık seçik bir içtenlikle ortaya seren Tezer’in anılarında babasıyla annesi arasındaki sevgisizlik, “ağabey”inin ailedeki ayrıcalıklı yeri kalın harflerle not düşülmüştür. “Babamla annem arasında hiçbir sıcaklık,

1981 yılında aldığı bir yıl- en büyük acıları beni buldu, hiçbir sevgi yok gibi. Annem

lık sanatçı bursuyla Berlin’e ölmeme izin verin” diyerek iz onu erkek olarak hiç sevmedigider. Berlin’deki sosyal refahın Türkiye’ye nazaran yüksek olmasından dolayı orada kendini iyi hisseder.

düşer acıyı mürekkep ettiği kağıtlara. 18 Şubat 1986 tarihinde Hans Peter’in annesinin

ğini her davranışıyla belli ediyor.” Kitapları ve entelektüel çevresi geniş olan bir ağabey vasıtasıyla erken

İşleri yolunda gider

yaşta birçok ünlü

ve bursu altı ay daha

yazarı okuma ve döuzatılır. 1982’de İsnemin ünlü yazarlaviçre asıllı Ressam

rıyla tanışma fırsatı

Hans Peter Marti ile tanışır. Tezer, Hans

yakalayan Tezer’in, abisiyle ilgili yazdık-

Peter’in şefkatli olları ise erkek ve kız

ması, kendisine zaçocukları arasındaki

man ayırması, kahyaşamsal/kültürel

valtısını bile hazırfarklılıklara dikkat

lamasından ve bunçeker:

dan dolayı erkeklik gururu incinmeyen biri olmasından etkilenir. Kocasıyla zayıflamış olan ilişkileri Hans Peter’den etkilenmesiyle kopar ve boşanırlar. Hans Peter’le evlenmesi bürokratik işlerden dolayı uzar. Sonunda evlenirler.

Sıkıntılı boşanmadan, zorluklarla gerçekleşen evlilikten dolayı ayrıca İstanbul’da refah düzeyinin yükselmemiş olmasından dolayı 1984 yılında İsviçre’ye yerleşmeye karar verirler. Bu dönemde Özlü’nün göğsünde bir süredir baş gösteren ağrılar iyice

Glaurus’daki evinde, Peter’in bazı eşyaları almak için kendi evine gittiği sırada tek başınayken hayata veda eder.

Çocukluğun Soğuk Geceleri adlı romanının ilk sayfalarında Tezer’in evde otoriter babayla yaşadıkları göze çarpar. Askeri düzeni evde kurmaya çalışan babaya ve o dönemin sert mizacına yönelik bir isyan filizlenir Tezer’in gövdesinden büyük yüreğinde; “…babamın kuşağındaki

“Ağabeyim rahat. Onun özel odası var. Kitaplığı, giysi dolabı, dilediği zaman yakabileceği gaz sobası var. Ayakkabılarını bana boyatıyor.”

Anıların orta yerinde hastane günlerinin ağırlığı hissedilmeye başlar. Özlü’nün ruhsal çöküntülerine anlam veremeyenlere en güzel cevabı kendisini hiç tanımayan Heilburn verir:

“Öfke kendilerine yasaklanmış olduğundan kadınlar, yakınmalarını herkese iletmede kullanabilecekleri bir

ses bulamamışlardır; ruh 1950’li yılların sonunda, kadı- “Gövdem güzel değil. Ama

çöküntüsüne ya da deliliğe nı cinselliğiyle tanımlayan bir bu olağanüstü hemşirenin

sığınmışlardır.”

çevreye başkaldırıp üstüne gövdesinden mutlaka daha

Deliliği, toplumun çağlar boyunca köşeye sıkıştırdığı “insanın kadınlık hali” için bir özgürleşme olarak tanımlayan Hatice Meryem’e göre Tezer Özlü’nün deliliği bağımsızlığının bir şartıdır.

üstüne giden odur. Daha mini eteğin ucu bile görünmemişken, 1960 yılında, iyiden iyiye mini bir etekle Beyoğlu’na çıkışını anımsayanlar var mıdır, bilmiyorum, ama ben buna tanık olmuşumdur” der.

güzel. Ama bu yabancı, kalpazan kılıklı adamın karşısında neden beni soyunmak zorunda bırakıyor?”

Onun için hastane iyileşmekten çok tedirginliğin alanıdır. Tedirginlik Tezer için bir

Aynı makalesinde Meryem, Tezer’e yöneltilen mahzun, sınır meselesidir; hastane

Tezer’e atfedilen mahzun, gamlı gibi sıfatların ne denli gibi tüm sınırlı mekanlarda

yaşamdan uzak, gamlı pren- gerçekçi olduğu meselesine tedirgin edici bir yan vardır:

ses tanımlamalarına kati biçimde karşı çıkar. Tezer’in eserlerine yönelen dikkatli ve alternatif bir bakış Meryem’e hak vermek gerektiğini düşündürmüyor değil. İlk cinsel deneyimini “Yabancı bir

dair birkaç kelam etmeden geçmeyelim. Sezer Duru’nun kardeşi için söylediği “Ülkemizde yaşanan siyasal çalkantılar onu yıpratırcasına üzmüştür. Sağlığının bozulması bu yüzdendir” şeklinde

“Havaalanlarını sevmiyorum. Bu beton ve alüminyumdan oluşan kapalı kutularda kendimi hapishanelerden de öte, daha ileri bir tekniğin hücrelerinde hissediyorum.”

kentte, sekiz dokuz erkeğin ifade ettiği iddianın kanıt- Tezer’in gören kalbi ve işibarındığı bir odada, ilk kez bir larını Tezer’in kitaplarında ten gözleriyle yazdığı, yaşaerkekle yatıyorum. Diğerleri bulmak mümkün:

dığı hayattan tek boyutlu yo-

uyuyor” cümleleriyle doğal seyrinde anlatan bir prenses (!) olabilir mi ki? Toplum nezdinde prensesler ilk cinsel deneyimi için evlenmeyi beklemezler mi? Prenseslik mertebesi toplumun düzgünlük normlarından beslenmez mi? Ya da “Çok sevmeyen, çok sevişmeyen birinin insancıl olabileceğine inanmıyorum” ifadesinin sahibi bir kadın, nasıl yaşamdan uzak olmakla itham edilebilir ki?

“Birden aklıma her şey geliyor. Ölenler, öldürenler, öldürülenler, ölmeyip yaralananlar, yerlerde yatan cesetler, patlayan silahlar, siyasal söylevler, sokaklarda ellerinde plastik bidonlarla dolaşan kentliler, araba depolarından emerek benzin çekenler; düşünmemek istedim…”

Bunlar yaşadığı döneme tanıklık eden bir yazarın sözleri:

rumlar çıkarmak pek mümkün görünmemektedir. Tezer’in deliliği gam, dert, sıkıntı ile umut ve yaşama sevincini birbiri içinde eritmesinde, başka bir deyişle; yaşamı, dertleri ve sevinçleriyle, var oldukları kadar görme çabasında gizlidir. Tezer’in gamı; çok sevdiği “yaşamak”ın içini dolduran kirle ilgilidir. Kurtulmak istediği yaşam değil, delirtici sınırlardır; Taksim Meydanı’nda turşu pilav yi-

Tezer’in toplumsal kabullere karşı çıkışı sadece yazınında değil, yaşamında da kendini gösterir. Hilmi

“Bütün ülkelerin ordularının askerleri insan öldürme talimi yapacak. Kimi ülkede bir darbe olacak.”

yebilmek dahi ölmemek için iyi bir nedendir Tezer için:

“Yaşamım boyunca içimi kemirdiniz. Evlerinizle. Okul-

Yavuz, “Tezer, benim tanıdı- Hastane anılarında da larınızla. İş yerlerinizle. Özel

ğım ilk kadın başkaldırıcıdır. topluma, sisteme karşı bir ya da resmi kuruluşlarınızla

Türkiye’de daha feminizmin serzeniş vardır. Hastanede içimi kemirttiniz. Ölmek istesözü bile edilmezken ve bir hastalara yapılan muameleyi dim, dirilttiniz. Yazı yazmak

Victoria ahlakının neredeyse eleştiren Tezer yaşadıklarını istedim, aç kalırsın, dediniz.

okuryazarları bile kuşattığı yalın bir dille anlatır:

Aç kalmayı denedim, serum

verdiniz. Delirdim, kafama elektrik verdiniz. Hiç aile olunmayacak bir insanla bir araya geldim, gene aile olduk. Ben bütün bunların dışındayım. Şimdi tek konuğu olduğum bu otelden ayrılırken, hangi otobüs ya da tren istasyonuna, hangi havaalanı ya da hangi limana doğru gideceğimi bilmediğim bu sabahta, iyi, başarılı, düzenli bir insandan başka her şey olduğumu duyuyorum.”

“Daha güzel yaşam diye bir şey yok. Daha

güzel yaşamlar ötelerde değil. Daha güzel yaşam başka biçimde değil. Güzel yaşam burada. Taksim Alanı’nda. Turşu, pilav, simit, çiçek, kartpostal satan, ayakkabı boyayan siyah kalabalık içinde. Trafik tıkanıklığından yürümeyen arabalar, egzoz kokusu, alana yayılan sidik kokusu –gözlerimiz duygularımız önünde açılan bu kara kalabalıktan başka yerde, daha başka biçimde bir güzel yaşam yok. Güzel yaşamın sırları, ölen, gömülen arkadaşlarımızın yaşadığı kadar.”

KAYNAKÇA 1. Duru, Sezer, Tezer Özlü’ye Armağan,Yapı Kredi yyn, Mart 1997 2. Heilburn, Carolyn G., Kadının Özyaşamını Yazarken, Yapı Kredi yyn, Ekim 1992 3. Meryem,Hatice, ‘Canlı, Dişi, Toynaklı Bir Yazar: Tezer Özlü’, içinde Varlık-1252,Ocak 2012 4. Özlü, Tezer, Çocukluğun Soğuk Geceleri, Yapı Kredi yyn,Ocak 2014 5. Özlü,Tezer, Eski Bahçe~Eski Sevgi, Yapı Kredi yyn,Ekim 2013 6. Özlü, Tezer, Yaşamın Ucuna Yolculuk, Yapı Kredi yyn, Şubat 2014

İÇİMİZDEN BİRİ

Nilgün Tabakoğlu

Bir insanın kendi iş yaşamını anlatması gerçekten çok zormuş. Sanırım 1986 yılında Orta Doğu Teknik Üniversitesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği Bölümü’nden mezun olduğumu belirterek bu yazıya giriş yapmak en doğrusu. Mezun olduktan sonra ailemin iş bulma zorlukları üzerine kaygısı ve baskısının da etkisiyle hemen iş aramaya başladım. Öncelikle her ODTÜ’lünün hayali olan Aselsan’a başvurdum. Aynı zamanda TESTAŞ’a da (taksimetre, takograf, direnç, kapasitör gibi komponent, askeri telsizler için güç kaynakları vs. üreten bir fabrika) müracaat ettim.

TESTAŞ’da kalite kontrol mühendisi olarak, çalışma hayatıma ilk adımımı da atmış oldum. İlk iş deneyimim olması nedeniyle büyük bir heyecan ve şevk ile çalışıp başarılı olmak istiyordum. Ancak hep yeni mühendis olarak görülmek, alınması gereken acil kalite ölçüm alet ve cihazlarının alınmaması ve devrelerde önerdiğim gerekli bir takım değişiklikleri kabul ettirmekte zorlanmam beni başka iş arayışlarına yöneltti. 9 ay süren bu iş serüveninin ardından bir elektrik-elektronik mühendisi olarak TESTAŞ’ta çok fazla deneyim kazandığımın fakat artık şirketten ayrılmam gerektiğinin farkındaydım.

1987 Temmuz ayında PTT Genel Müdürlüğü Etüt, Plan, Proje ve Yatırım Dairesi Başkanlığı Kuranportör Grup Başmühendisliği’nde göreve

başladım. Günlerce konuşulanları anlamakta zorlandım, çünkü geçen kelimeler kuruma özel, benim okulda hiç duymadığım kelimelerdi. Bu kelimeleri öğrenmekle işe koyuldum. Bütün bu zaman zarfında bana verilen ufak işleri de -ki bunlar genelde yazışmalardı- yapıyordum. Ancak kesinlikle bu işler beni tatmin etmiyordu. Bu nedenle her gün Rüzgarlı Sokak’ta 4. Kat’ta bulunan iş yerime “Bugün istifa edeceğim” diyerek 6 ay gidip geldim.

Bir gün Grup Başmühendisimden artık bana düzgün işler vermesini istedim. O da bana tüm illerimize ait iletişim altyapı projelerinin plan, kontrol ve onay işini verdi. Bu projelerde kuruma gereken-

den çok fazla sayıda atıl kala- lişmeleri takip etmek; Genel reye alınmasında tek engeldi.

cak sistemlerin satılmaya ça- Müdürlük biriminde olmam- Bir kadın arkadaş ve ben dalışıldığı gerçeği ile karşılaşıp, dan dolayı benim için çok ko- hil olmak üzere; mühendisler

projeleri bu gözle inceleyerek laylaşıyordu. Ancak eşimin iş olarak nöbete kalmaya başlakurum bütçesinde büyük bir durumundan dolayı 1991 yılı yınca diğer santral sorumluekonomi sağladım.

başlarında Adana’ya gitmemiz su olan teknisyen ve tekniker

Takip etmeye başladığım ülkemizin yurtdışı konuşma trafiğini taşıyacak ilk denizaltı fiber optik kablo sistemi progerekti. Adana PTT Başmüdürlüğü Uzak Mesafeler Grup Başmühendisliği Kuranportör Başmühendisliği’ne uzman

arkadaşlar da nöbete kaldılar ve sorun çözümlendi.

Çalışma hayatım boyunca hep iş odaklı, cesur ve sorun

jesi, bu nedenle yaptığım yurt- mühendis olarak tayin oldum. çözücü oldum; hiç bir zaman

dışı seyahatlar ve eğitimler beni işime iyice ısındırmıştı. Bu proje ile ilgili bir anımı anlatayım; Fransa’nın başkenti Paris’te ilk yurtdışı toplantıma başmühendisimiz ile

6 ay sonra Telekom Müdürlüğü santral mühendisi olarak görevlendirildim. Tüm santrallere ait alarmların uzaktan izlenebileceği “merkezi bakım

klasik bir devlet memuru olamadım. Bu nedenle santral mühendisi görevimde daha fazla bir fark yaratamayacağımı anladım ve 1993 yılı içinde yeni kurulan Kablo-TV Grup

birlikte katılmıştım. O’nun

Başmühendisliği’ne geçiş

başkanlık ettiği toplantıda

yaptım. 2000 yılı içinde

sürekli İngilizce konuşulu-

Kablo-TV işinden ayrılıp

yor, ben de konuşulanları

yeni kurulan Mobil Sistemnot ediyordum. Ara veril-

diği sırada katılımcılarla

ler Müdürlüğü’ne müdür olarak geçiş yaptım. 2001

sohbet sırasında kendimi

yılında, kariyerimi Türk

elektrik-elektronik mü-

Telekom A.Ş. tarafında yühendisi olarak tanıttığımrütmek için Mobil Sistemler

da yüzlerindeki şaşkınlık

Müdürlüğü’ndeki görevimve beni sekreter olarak

den ayrıldım.

tahmin ettiklerini ifade etmelerini, bugün bile tebessümle anımsarım. Bu olay bir kadın mühendis olarak Avrupa’da ya da ülkemde her zaman iş hayatında farklı algılandığımızı ve bir erkek mühendis ile eşit haklara sahip olamayacağımız gerçeğini önüme sermişti.

Telekomünikasyon sektörü 1980’li yıllardan itibaren

ünitesinin” devreye alınması için gerekli çalışmaları yap-

Türk Telekom A.Ş.’de Pazarlama Müdürlüğü’nde görevlendirildim. Bu yıllarda pazarlamaya Türk Telekom’da yeni yeni önem verilmeye başlanmıştı. Standart bakır tel şebeke üzerinden verilen çevirmeli 64 kbps hızındaki İnternet bağlantısından sonra aynı bakır şebeke üzerinden daha fazla verinin iletilmesini sağçok hızlı gelişen bir sektör maya başladım. Bu süreçte layacak ADSL (Asimetrik Sayıoldu ve halen gelişmektedir. her santralde nöbet tutulmak- sal Abone Hattı-Asymmetric

Çalıştığım kurum da bu ge- taydı. Fakat santral tekniker Digital Subscriber Line) İnterlişime ayak uydurarak; ana- ve teknisyenleri özellikle sant- net hizmeti verilmeye başlanlog santralleri, radyolinkleri, ral sorumlusu olanlar, nöbete dığında; yine Adana’da yaptımultiplexerleri ve sistemleri girmek istemiyorlardı. Bu ise ğımız tanıtım faaliyetleri ile

sayısallaştırmaktaydı. Bu ge- merkezi bakım ünitesinin dev- bu hizmetin yaygınlaşmasını

ve organize sanayi bölgesine deflediğim çalışmaları yap- meden en iyi şekilde yapmaya

bu sistemin kurulmasını sağ- maktan alıkoyamadı.

başladım. Buradaki başarılı

ladık.

Müşteri memnuniyeti benim için vazgeçilmez bir ilkeydi. Bu nedenle mesaimden her zaman çok fazla ödün verdim. Bayi ekibinin oluşumunda

14 Kasım 2005’te şirketin özelleştirilme çalışmaları tamamlanarak yüzde 55 hissesi Oger Ortak Telekom Grubu’na devredildi. Şirketin bu tarihten sonra çıkan yasa

çalışmalarım sonucunda “Telekom Müdürü” atamam yapıldı. Türkiye’de çok az sayıda olan kadın Telekom müdürlerinden biri olmanın gururunu yaşadım. Adana’da 2 yıl süren

ve kalitenin arttırılmasında ile mevcut personeli 5 yıl süre müdürlük görevimi çalışan ve

gerekli olan tüm kontrolleri ile kiralayarak çalıştırma dö- müşteri memnuniyeti bazında

gerçekçi olarak yaptım. Pa- nemi başladı. Bazı personel iş mükemmel bir şekilde sürdürzarlama konusunda hem kendi güvencesini tercih ederek bu düm. Müdürlük olarak satış

bilgimi hem de ekibimin ve ba- süreyi beklemeden başka dev- hedeflerinin üzerine çıkarak

yilerin bilgi seviyesini sürekli let kurumlarına geçiş yaptı; bir çok ülke genelinde birinciarttırdım.

likler aldık.

İlimizde ya-

ISO 9001

pılan fuarkalite bellara (Start ve Tuyap), Ramazan şenliklerine katılarak ve ticaret odası, alışveriş merkezleri, işlek bulvar

gesini başarı ile alan

müdürlükler

arasında yer

aldık. 2011 yılı sonun-

da emekli

oldum.

ve caddele-

Halen

rin üzerinde

eşimin 2009

stantlar açayılında kurrak tanıtım

muş olduğu

ve satış faaliyetlerinin yapıl- bazıları ise hiç şık olmayacak elektrik üretim şirketinde ona

masını sağladım.

Yıllarca çalıştığım her birimde ya tek kadın mühendis olmuştum ya da bir kaç kadından biri. Bu yüzden pazarlama

şekilde kariyerlerine, başarılarına vs. bakılmaksızın mevcut yöneticilerin değerlendirilmesi ile emekliliğe sevk edildi ya da havuza gönderildi.

destek olarak mühendislik hayatımı sürdürüyorum. Bununla birlikte EMO Adana Şubesi Kadın Komisyonu başkanı olarak görev yapmaktayım.

biriminde kadın elemanımızın 2009 yılında yeni bir yapı- Mühendislik kariyerimde geerkek eleman sayısından daha lanma çalışması yapıldı. Böl- rek teknik mühendis gerekse

fazla olması bana müdür ola- ge Müşteri İlişkileri Müdürü de yönetici olarak uzun yıllar

rak haklı bir gurur veriyordu. olarak görevlendirileceğimi boyunca yoğun bir şekilde

Yaptığımız eğitimler, persone- beklerken, Telekom Müdür- çalışarak birçok ilke imza atlimin doğum günü kutlamaları lüğü Müşteri İlişkileri Müdü- mayı başarabilmiş olmanın

ve dışarıdan kadın sayımızın rü olarak görevlendirildiğimi haklı gururunu yaşıyor; birlikçok olması nedeniyle diğer çok üzülerek öğrendim. Kısa te çalıştığım, bilgi aldığım ve

birimler tarafından müdürlü- bir süre işime karşı isteksizlik verdiğim tüm arkadaşlarıma ğümüzün eğlence müdürlüğü yaşasam da sonra yeniden gö- teşekkür ediyorum. olarak anılması bile beni he- revimi mesai mefhumu gözet-

TÜRKİYE’DE 8 MART KADINLAR GÜNÜ’NÜN TARİHSEL SÜRECİ

Özlem Özmen

Neden 8 Mart? 8 Mart’ın Tekstil Fabrikası’nda kadın arasındaydı.

“Dünya Kadınlar Günü” olarak kabul edilmesinin doğrudan işçi kadınlarla ilişkili olduğu tarihsel bir gerçektir. Gariptir ki bu gerçekler aynı zamanda bu tarihin bir “kutlama” olarak mı yoksa “anma” olarak mı değerlendirilmesi gerektiğinin ve “dünya kadınlar günü” mü yoksa “dünya emekçi kadınlar günü” şeklinde mi tanımlamak gerektiği tartışmalarının da ana kaynağı olmuştur.

işçilerin daha iyi çalışma koşulları için greve çıkmalarıdır. Kimi kaynaklarda 1857’deki, diğer bazı kaynaklarda ise 1908’deki grevde fabrikaya kilitlenen 129 kadın, çıkan yangında can verdi. Yaşanan bu ve bunun gibi trajedilerin ardından 26-27 Ağustos 1910 tarihinde Kopenhag’da yapılan Uluslararası Kadınlar Konferansı’nda; bu konferansın sekretarya görevini sürdü-

Emekçi Kadınlar Günü’nün artık resmen 8 Mart olarak belirlenmesi ise 1921 yılında Moskova’da yapılan bir başka Uluslararası Kadınlar Konferansı’nda gündeme geldi. 1921’deki konferansta Clara Zetkin’in de önerisiyle geçmişte yaşanan tüm trajik olaylara ithafen 8 Mart “Dünya Kadınlar Günü” olarak kabul edildi.

“Dünya Kadınlar Günü”nün ren Clara Zetkin, her yıl sos- Türkiye’de 8 Mart Kutlamaları

tarihsel sürecine bakıldığın- yalist kadınların “bir kadınlar Türkiye’de “8 Mart Dünya

da aslında ilk etkinliklerin 8 günü” düzenlemesini önerdi. Kadınlar Günü” ilk kez Ulusla-

Mart’ta yapılmadığı görülür. Bu öneriden sonra ilk defa rarası Kadınlar Konferansı’nda

Daha sonraları 8 Mart tarihi kitlesel olarak ve uluslararası alınan kararların da etkisiyle

belirlenirken iki önemli ola- çapta 1911 yılının 19 Martın- 1921 yılında kutlanmaya başya değinilir. Bunlardan birin- da kadınlar günü kutlandı. Bu landı. 8 Mart’ı Türkiye’de kutcisinde 8 Mart 1857’de New kutlamalar özellikle kadınların lamak amacıyla, iki komünist

Yorklu tekstil işçisi kadınların oy hakkı talebi ile birleşiyordu. kadın; iki kız kardeş Rahime

grevi anlatılır. İkinci olay ise Eşit işe eşit ücret, 8 saatlik iş Selimova ve Cemile Nuşirva-

50 yıl önceki direnişi anmak günü, analık hakları ve savaş- nova girişimde bulundular ve

üzere, 8 Mart 1908 yılında ların son bulması gibi talepler bir kadın birimi oluşturdular.

yine New York’ta “Cotton” kadınların en önemli talepleri 1975 yılına kadar pasif bir

şekilde kutlanan 8 Martlar bu kutlamalar yapıldı.

1980’in ilk aylarındaki

yıldan sonra daha yaygın ve kitlesel olarak kutlanmaya başlandı.

Bu kadar yaygın olarak kutlanmasında yine 1975 yılında kurulan İlerici Kadınlar Derneği’nin etkisi çok büyüktür. İlerici Kadınlar Derneği (İKD), o dönemlerde kadınların sesini duyurmak amacıyla kurulan en büyük dernekti. Kadın mücadelesini, işçi sınıfı müca-

Bu sırada ilerici, sosyalist, mücadeleci kadınların talepleri sonucunda; 1975 yılını “Dünya Kadın Yılı” kabul eden Birleşmiş Milletler (BM), 16 Aralık 1977 tarihinde de 8 Mart’ın her yıl “Dünya Kadınlar Günü” olarak kutlanmasını kararlaştırdı. O dönemlerde İKD’nin yayın organı Kadınların Sesi’nde 8 Mart için atılan başlıklar şöyleydi:

sıkıntılı süreçte toplantı düzenlemek zorlaştığı için İKD’li kadınlar bunun üzerine “Kadınların Sesi” çevresinde toplanarak, kendilerini yalnızca “İlerici Kadınlar” diye adlandırdılar ve beyaz eşarplı eylemler düzenlemeye karar verdiler. Kentlerde, kasabalarda, iş yerlerinde, meydanlarda beyaz eşarplı eylemler yaptılar. Kadınların Sesi’nin Nisan ayı başlığı şöyleydi:

37 delesinin bir parçası görerek kadınları örgütlemeyi amaçlamışlardır. Ku-

“8 Mart Dünya Kadınlar Günü Hepimize Kutlu

“Beyaz Eşarp” kadınlarımızın pahalılığa, zamlara,

rulduğu andan

işsizliğe, baskı ve teitibaren kadınröre protesto bayrağı

ların yığınsal

oldu.” (Nisan 1980)

örgütlenmesi-

Türkiye, BM’nin

ni önüne koyan

1977’de aldığı ka-

İKD, Türkiye çararın ardından bu

pında çok geniş

günü daha çok sabir örgütlenme

hiplenmeye başlayaağına sahip olcaktır ki 1980 Askeri

muştur. 15 bine

Darbesi’nin acı yüzü

yakın üyesi, 33

Kadınlar Günü’ne de

şubesi, 35 temsilciliği bulunan İKD’nin yayın organı “Kadınların Sesi” ise 35 bin sayısına ulaşıyordu. 1975 yılının 8 Martında İKD üyesi kadınların girişimiyle ilk kez kamuya açık olarak bir kutlama düzenlendi. Yaklaşık 500 kadının katıldığı bu toplantıda

olsun.”(Mart 1976)

“8 Mart’ta Mücadele Bayrağımızı Yükseltelim.” (Mart 1977)

“Gelecek Güzel Günler İçin Saflarımızı Sıklaştıralım” (Mart 1978)

yansır ve 4 yıl boyunca 8 Martlar, kutlamalar ve anmalar es geçilir.

8 Mart 1984’de kendilerini feminist olarak tanımlayan “Kadın Çevresi” kuruldu ve bu tarihten itibaren 8 Mart’lar Türkiye’de çeşitli kadın örgütleri tarafından kutlanmaya

Kadınlar Günü’nün anlam ve “On Binlerce Kadın 8 Mart’ı başlandı. Günümüze baktığıönemi üzerine konuşmalar Coşkuyla Kutladı” (Nisan mızda aslında işçi ve emekyapıldı. Aynı yıl Ankara’da da 1979)

çi kadınlarının sorunlarının

hiç değişmediğini hatta gün geçtikçe sorunlarının arttığını görüyoruz.

1911 yılındaki Kadınlar Günü Kutlaması’nda kadınların talepleri; eşit işe eşit ücret, 8 saatlik işgünü, analık hakları ve savaşların son bulması vb. şeklindeydi. 100 yılı aşkın bir zamandan sonra hala 8 Mart’ta sokaklarda aynı taleplerle karşılaşmak mümkün.

Son olarak 8 Mart bir anma günü mü yoksa kutlama mı

tartışmalarının ortasındayken, Türkiye bu tartışmaların tamamen dışında kalan bir ülkedir. Çünkü 8 Mart’ta kendi ülkemizde kutlamamızı gerektiren hiçbir durum yoktur. Bu nedenle biz kadınlar 8 Martlarda; engelleyemediğimiz töre cinayetleri, seyirci kaldığımız kadına ve çocuklara yönelik şiddet, kadın cinayetleri, mağduru suçlu bulduğumuz taciz ve tecavüzler, eğitimden bilinçli olarak uzaklaştırılan kız çocukları, 100 yıl sonra bile elde edemediğimiz cinsiyetler arası ücret eşitliği ve yine onlarca yıldır süregelen savaşların en büyük mağdurları kadınlar için sadece ve sadece utanç yürüyüşleri yapabiliriz.

Kaynakça

• İlerici Kadınlar Derneği (19751980) Kırmızı Çatkılı Kadınların Tarihi-Yazar: Muazzez Pervan

• www.solpaylaşım.com

• www.bianet.org

• www.haber.sol.org.tr

“KendinEetkAiintlBikirleOrdi a”

EMO Kadın Komisyonu tarafından 8 Mart Dünya Kadınlar Günü kapsamında 7 Mart 2015 tarihinde Elektrik Mühendisleri Odası Konferans Salonunda “Kendine Ait Bir Oda” Etkinliği düzenlendi. Tüm gün süren etkinliğin sabah oturumunda Fevziye Sayılan “Muhafazakarlık ve Kadın” konulu sunum yapıldı. Öğleden sonraki oturumlarda Melda Yaman Öztürk “Kadın Emeği ve İstihdam Politikaları” konulu, Hasbiye Günaçtı ise “Hazzın Erkek Egemen Kurgusuna Karşı Bedenimizi Tanıyor muyuz?” başlıklı sunumları gerçekleştirdiler.

“KendinEetkAiint lBikirleOrida” “KendinEetkAiint lBikirleOrida”

ANKARA

8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde kadınlar erkek egemenliğine, tacize, tecavüze, cinayetlere, şiddete, gözaltı ve tutuklamalara karşı alanlara çıktı. Ankara Kadın Platformu`nun çağrısıyla saat 12.00`den itibaren Kolej Meydanı`nda bir araya gelen kadınlar Ziya Gökalp Caddesi`ne yürüdü. Binlerce kadının katıldığı 8 Mart Mitingine TMMOB İl Koordinasyon Kurulu Kadın Komisyonu üyeleri de katıldı. AKP`nin gerici, cinsiyetçi, ırkçı ve kadın düşmanı politikalarından örnekler verilen basın açıklamasında “Bizler erkek egemenliğine karşı mücadele etmeye, kendi hayatımızda söz ve karar sahibi olduğumuzun bilinciyle 8 Mart`ta yine meydanlardayız. Bizlere dayatılan bu karanlığı reddediyor, istediğimiz dünyayı kendi ellerimizle kurmak için kadın dayanışmasını büyütüyoruz” denildi. Ortak basın açıklaması Türkçe, Kürtçe ve Arapça okundu.

ANTALYA

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar günü etkinlikleri kapsamında, EMO Antalya Şubesi seminer salonunda 35 kadın üyemizle bir araya gelindi. Günün anlam ve önemine değinildiği açılış konuşmasının ardından Arzu Gözel tarafından “Toplumsal Cinsiyet Eşitliği” konulu konferans gerçekleştirildi.

EMO Antalya Şube Kadın Komisyonu tarafından TEİAŞ Batı Akdeniz Yük Tevzi İşletme Müdürlüğü’ne ait Varsak trafo merkezine teknik gezi düzenlendi. Teknik gezide kadın üyelerimize, Antalya bölgesine ait trafo merkezlerinin yük dağılımları, üretim ve tüketimine ilişkin anlık durumları, enterkonnekte sistemi ve yük tevzinin çalışmasına ilişkin bilgilendirmede bulunularak açık ve kapalı şalt sahaları hakkında açıklamalar yapıldı.

İstanbul 8 Mart Platformu`nun Kadıköy İskele Meydanı`nda düzenlediği miting için binlerce kadın, Numune Hastanesi önünde bir araya geldi. “Kimliğimizin yok sayılmasına, emeğimizin sömürülmesine, erkek devlet şiddetine karşı dayanışma ve isyanımız büyüyor” ana pankartı arkasında buluşmaya başlayan kadınlar, marşlarla, türkülerle, şarkılarla, halaylarla özgürlük ve eşitlik taleplerini dillendirirken, ardından da mitingin yapılacağı Kadıköy İskele Meydanı`na doğru yürüyüşe geçti.

İSTANBUL

EMO İzmir Şubesi Kadın Mühendisler Komisyonu tarafından 28 Şubat 2015 tarihinde kadın üyelerimize yönelik film gösterimi ve söyleşi etkinliği gerçekleştirildi. Etkinlikte ilk olarak Filmmor Kadın Kooperatifi‘nce hazırlanan film seçkisinin gösterimi yapıldı. Gösterimin ardından Yaşar Üniversitesi Film Tasarımı Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Sevcan Sönmez ve Radyo, Televizyon Sinema Bölümü‘nden Araş.Gör. Deniz Bilge ile toplumsal cinsiyet eşitsizliği, kadının çalışma yaşamında karşılaştığı durumlar, kadın istihdamındaki eşitsizlikler üzerine söyleşi gerçekleştirildi.

İZMİR

“KeEntkdiinnelikAlietrBi ir Oda” “KeEntkdiinnelikAlietrBi ir Oda”

MEME KANSERİ

Oya Kiraz (Türkiye Halk Sağlığı Kurumu Kanser Daire Başkanlığı değerlendirme raporlarından derlenmiştir)

Meme kanseri, kadınlarda yöntemleri ile karşılaştırıl- (eğilim) göstermektedir. Kaç en sık görülen kanser türüdür. dığında daha fazla mortalite çeşit genin rol aldığı henüz net

Meme kanseri yayılımı yaşla birlikte artış göstermektedir ve ülkemizde ortalama yayılımı 100 binde 40 oranında izlenmektedir. Bunların yaklaşık yüzde 40’ı 50 yaşın altındadır. Meme kanseri erken evrede teşhis edildiğinde büyük ölçüde tedavi edilebilir bir hastalıktır. Meme kanserinde erken teşhis mortalite (ölüm) azalmasının yanında; morbidite (hastalık oranı) avantajı da sağlamaktadır. Tanı anındaki evre; meme kanseri mortalitesi, sağ kalım ve uygulanacak tedaviyi belirlemede en önemli faktördür.

ve morbidite düşüşü sağlayan etkinliği kanıtlanmış bir tarama yöntemidir. Başarılı bir tarama programı için kapsama oranı hedef popülasyonun yüzde 70’ini içermeli iken; ülkemizde şu andaki kapsama oranımız yüzde 20’lerdedir.

Meme kanseri Türkiye’de ve dünyada kadınlarda en sık görülen ve aynı zamanda da en sık ölüme neden olan kanser türüdür. Kadınlarda ilk üç kanser türü; dünyada meme, kolon ve akciğer kanseriyken Türkiye’de sıralama meme, tiroit ve kolorektal kanseri şeklindedir.

bilinmemektedir. Bununla birlikte 17. ve 13. kromozomlarda BRCA 1 ve BRCA 2 olmak üzere iki adet meme kanseri geni tanımlanmıştır.

Genetik mutasyonlar sonucu meme kanserinden etkilenen pek çok ailede benzer şekilde genetik olarak aktarılan ovaryan, kolon, prostat gibi kanserlerde de artış olacaktır. Türkiye’de BRCA mutasyonu oranlarının düşük olduğu bildirilmektedir. (Tüm over kanserli olgularda yüzde 1 mutasyon, aile öyküsü olan olgularda ise yüzde 9.8 saptanmıştır.)

Bazı dezavantajları ve bu Meme Kanseri Risk Faktörleri

Genetik mutasyonlar sonunedenle bazı karşıt görüşler a) Genetik risk faktörleri: cu oluşan meme kanserlerinin

bulunsa da; günümüzde ma- Batı ülkelerinde meme kan- çoğu 65 yaşından önce gelişir.

mografik tarama, diğer gö- serlerinin yüzde 10’dan faz- Birinci derece akrabasında 50

rüntüleme ve fizik muayene lası genetik predispozisyon yaşından önce meme kanseri

olan bir kadının meme kanseri da daha fazla akrabanın var- likte mamografi gibi görünolma riski 2 kat ya da daha lığı ve etkilenen akrabalardan tüleme yöntemleri üzerinde

fazla artmıştır. Ayrıca meme birinin yaşıyor olduğu durum- durulmaktadır.

larda genetik testlerin yapılması öneriliyor.

Kendi Kendine Meme Muayenesi (KKM)

kanseri tanısı konulan akrab) Çevresel risk faktörleri: Meme dokusunun östrojene uzun dönem maruziyeti meme tümörü oluşumunda majör faktördür. Gebelik sayısı, emzirme, ilk adet yaşı, menapoz yaşı gibi reproduktif faktörlerin meme kanseri ile güçlü bir ilişkisi

Kendi kendine meme muayenesi meme kanserinin erken teşhis edilebilmesi amacıyla kadınların belli aralıklarla (ayda bir) sistematik bir şekilde memelerini muayene etmesidir. Her kadının uygulayabileceği pratik bir yöntem olan KKM, memeye basitçe dokunmaktan farklı

banın yaşı ne kadar gençse olduğu görülmüştür. Erken olarak meme kanserini tespit

risk de o kadar artar. Örne- gebelik yaşı, gebelik sayısı- etmek amacıyla geliştirilmiş

ğin; kız kardeşi 30-39 yaşları nın fazla olması, emzirme ile özel bir yöntemdir. Kadınların

arasında meme kanseri olan yüzde 30 oranında riskin azal- kendi meme dokusunu tanıyabir kadının 65 yaşına kadar tılabileceği gösterilmiştir. Ay- bilmesi ve olası değişiklikleri

kümülatif meme kanseri ge- rıca geç menarş (adet), erken erkenden tespit edebilmesi

lişme riski yüzde 10 iken, kız menapozun da meme kanseri için muayene yöntemini bilkardeşi 50-54 yaşları arasın- riskini azalttığı bilinmektedir. mesi ve düzenli aralıklarla

da meme kanseri olan birinde Çoğu meme kanserin olgusu uygulaması gerekmektedir.

yüzde 5’tir. Eğer iki tane bi- postmenapozal kadınlardadır (ayda 1 kez, banyoda, tam

rinci derece akrabada meme ve geniş prospektif çalışmalar çıplak olarak ve tercihen 2

kanseri varsa risk 4 ile 6 kat artmış postmenapozal östro- adet arası dönemde)

artar.

Ailesel Meme Kanseri Risk Kriterleri

• Bilateral meme kanserli ya da meme ve over kanserli birinci derece akrabalar

• 40 yaş altında meme kanserli birinci derece akraba ya da herjen seviyeleri ve meme kanseri arasında bir ilişki tanımlanmıştır. Ayrıca mamografik meme dansitesi de ayrı bir risk faktörüdür. Meme kanserinde obezite ve erişkin kilosunun etkisi olduğunu gösteren çalışmalar mevcuttur. Fiziksel aktivite, meme kanseri riskin-

KKM kadınların meme kanseri farkındalığını arttırmada ve meme semptomlarını anlamada önemli bir unsurdur ve kadınlara KKM eğitimi verilmelidir.

a) Klinik meme muayenesi (KMM)

hangi bir yaşta tanı konulmuş erkek birinci derece akraba

• 60 yaş altında iki tane birinci ya da ikinci derece meme kande koruyucu bir etkiye sahiptir. Meme kanseri için önemli bir önlenebilir risk faktörü de alkol ve sigara kullanımıdır.

Eğitimli bir doktor, hemşire ya da ebe tarafından yapılan meme muayenesidir. Meme kanserini palpe edilebilen

seri almış akraba

Meme Kanseri Taramalarında (elle muayene edilebilen) en

• 3 tane birinci ya da ikinci dere-

Kullanılan Yöntemler

erken evrede saptamak amace meme ve ovaryan kanserli akrabaların bulunması.

Tarama yöntemi olarak kendi kendine meme muayecıyla geliştirilmiş bir tarama yöntemidir.

Üç jenerasyon boyunca nesi, klinik meme muayenesi KMM ile yüzde 5-10 orameme ya da over kanserli 4 ya gibi meme muayenesi ile bir- nında mamografide saptana

mayan kanserler saptanabi- kanserine bağlı mortalite hı- re, ebe, röntgen teknisyeni ve

lir. Mamografi ile KMM’yi di- zını düşürmektir.

tıbbi teknologlar görevlendirek karşılaştıran bir çalışma bulunmamakla birlikte sağ kalım oranları mamografi ile karşılaştırıldığında biraz daha düşüktür.

40 yaşın altındaki kadınlarda tek başına ve 40 yaş üzeri taramaya katılan kadınlarda mamografiye ek olarak KMM kullanımı meme kanseri erken tanısına katkıda bulunabilir.

b) Mamografi Taraması

Hedef popülasyon ve tarama sıklığı: Kadınlarda 50 yaşında başlayacak ve 69 yaşında bitecek olan toplum tabanlı taramadır (50 ve 69 yaşlar dahil edilecektir). Taranacak popülasyon, aile hekimlerine kayıtlı bireyler esas alınarak tanımlanmalı ve geliştirilecek davet yöntemleriyle 2 yılda bir tekrarlanmalıdır.

KETEM Nedir?

rilmiştir. Bu özel konuya gönül vermiş olan personel, aynı zamanda kişilerarası iletişim ve sağlık eğitmenliği konularında da eğitilmiştir.

Serviks ve meme kanserleri için yürütülen taramalar çeşitli yöntemlerle (mektup, telefon..) kadınlarımızın davet edilerek, gerekli muayene ve testlerin yapılması şeklinde devam etmektedir.

Mamografi, memenin yağ ve glandüler yapılarını inceleyen yumuşak doku radyografi tekniğidir. Mamografi günümüzde meme

Açılımı “Kanser Erken Teşhis, Tarama ve Eğitim Merkezi” olan KETEM’ler “Erken teşhis hayat kurtarır!” prensibiyle

Tarama kapsamında yürütülen hizmetlerin tamamı ücretsizdir.

KETEM’lerde

kanserinin

Yürütülen Kantanı ve tedavisinde en etkin

ser Tarama Hizmetleri

modalite olup hem tarama hem de tanı

• Serviks (rahimağzı) kanseri

amacı ile kultaraması için 35-

lanılmaktadır.

65 yaş aralığın-

Mamografik taramanın meme kanseri mortalitesinde yüzde 1636 arasında değişen oranlarda azalma olduğu bulunmuştur.

Meme Kanseri Tarama Programı Ulusal Standartları

Amaç: Meme kanserinin taranmasındaki temel amaç; ülke çapında oluşturulacak ulusal tarama programını, hedef popülasyona uygulayarak, kanser gelişim sürecini henüz klinik bulgular ortaya çıkmadan erken evrede iken tespit etmek ve kadınlarda meme

yola çıkarak meme, serviks (rahimağzı) ve kolorektal kanserler ile ilgili tarama programları yürütmekte.

Ülkemizde, 81 ilde toplam 124 KETEM kurulmuş, eğitim araştırma hastaneleri ve devlet hastaneleri bünyelerinde faaliyetlerine devam etmektedirler. Bu merkezlerde kanserden korunma ve tarama yöntemleri hakkında eğitim verilmiş olan doktor, hemşimaktadır.

daki kadınlar, 5 yılda bir kez pap smear testi (rahim ağzından sürüntü) yapılarak taran-

• Meme kanseri için 50-69 yaş aralığındaki kadınlar iki yılda bir mamografi filmi çekilerek ve hekim tarafından muayene edilerek taranmaktadır.

• Kolorektal kanser tarama programı yeni başlamakla birlikte, bu kapsamda 50-70 yaş arası kadın ve erkekler yılda bir gaitada (dışkı) gizli kan testi (GKK), 10 yılda bir ise kolonoskopi yapılarak taranacaktır.

GAZ, HEP GAZ! DAİMA GAZ! İNADINA AÇIK GÖZÜM YİNE

Zerrin Aşkan

Senelerdir (yoğun olarak Gaza Rağmen Sağlık Olsun, lan gazlar biber gazı değildir.

2013’ten beri) gündemden düşmeyen gündem: Biber Gazı

Ama Nasıl Olsun?

Aslında gerçek biberden

Ülkemizde, toplumsal olay- elde edilen biber gazı; kap-

Türk Tabipler Birliği’nin lara karşı “göz yaşartıcı gaz” saisin denilen bileşiklerden

2013 Haziran’ında web say- olarak bildiğimiz kimyasal elde edilen bir gaz türüdür.

fasından başlattığı “kimyasal maddeler, 2013 Mayısı’ndan Kapsaisin; Oleo Capsicum

silah –gösteri kontrol ajanları- bu yana gündeme oturmuş (OC) denilen bir biber türünna maruz kalma değerlendir- ve de bir daha kalkmamıştır. den ekstraksiyon yöntemiyle

me formu” çalışmasına hızlı Günlerce yoğunluklu olarak elde edilen yağ bazlı bir orgadönüşler olmuş ve sonuçlar kullanılan bu kimyasal silah- nik maddedir. Suda çözünmez, 10 Haziran’da kamuoyu ile lar ciddi sağlık sorunları ya- alkol, eter ve kloroform gibi

paylaşılmıştı. Bu sonuçlarda ratmış, yaratmaya da devam organik çözücülerde çözünür.

biber gazına maruz kalanların yüzde 53’ünün kadın olduğu bilgisi de yer almakta idi. “Bu oran asla küçümsenemez” düşüncesi ile sağlık köşemizin ilk yazısı biber gazı oldu. Türk Taetmektedir. Eylemlere müdahalede iki çeşit gazın öne çıktığı görülmektedir. Bunlar OC (Oleoresin Capsicum-gerçek biber gazı) ve CS ( KlorobenZalmalononitrile) gazlarıdır.

OC gazına maruziyetten sonra; gözlerde yaşarma, yanma, batma, sulanma, burunda genizde yanma, hapşırma, soluk borusunda yanma, nefes almakta güçlük, tükübipler Birliği’nin ve İstanbul Oc, gerçek biber gazı. Bu rük miktarında artış, burun

Tabip Odası’nın çalışmalarının gaz yağlıdır, alev alabilir, bu akıntısı gelişiyor. Yağlı olan

sonuçları göstermektedir ki; nedenle sadece püskürtülerek bu madde ellere bulaşınca,

bilinmezler, sorular hala çok- kullanılır. TOMA suyu ve plas- el sürme yolu ile farklı yerletur, yanıt yoktur ve de bazı tik mermilerin içinde tüketici- re de bulaşacaktır. Uzun süyanıtlar ise muğlaktır. Sonuç ye teslim edilmektedir. Fişek reli maruziyetlerde ve suyla

olarak, bizler biber gazı de- veya el bombası şeklinde atı- birleştiğinde ciltte yanıklara

nekleriyiz.

lan ve yüksek sıcaklıkta dağı- neden oluyor, temizlenmedi-

ği takdirde kıyafetler üstünde günlerce kalabiliyor ve etkisi devam ediyor.

Yağda çözünen OC gazından su ile kurtulmak oldukça zor ve uzundur. Göze kaçması durumunda bol su ile ya da yüzde 0.9’luk sodyum klorür (Serum Fizyolojik adıyla satıkapsülü) veya el bombası şeklinde kullanılabilmektedir.

Farklı ülke üretimleri ve farklı ambalajlar kullanılması nedeniyle çoğu kişide farklı bir madde kullanıldığı algısını yaratsa da, aslında tek fark içeriğindeki kimyasal bileşiğin konsantrasyonu ve kullanılan

b)Antiasit çözelti: Yüzde 50-Yüzde 50 oranlarında antiasit ( antiasit mide ilaçları ) ve su çözeltisi şeklinde hazırlanır. Bu çözeltinin deriye uygulanmasının suyla yıkamaya göre daha etkili olduğu saptanmıştır.

c) Bir başka yöntem ise önce ayçiçeği veya zeytinyağı ile cildin silinip sonra alkolle bu yağın ciltten uzaklaştırılmasıdır.

Sıcakta gazın etkisi artacaktır. Temizlikte asla sıcak su kullanılmamalıdır.

Cilt ve mukoza epiteli üzerine kimyasal etkiler: Bu etkiler

deri, gözler, solunum yolları,

mide ve bağırsakları kaplayan

deri örtüsünde ödeme neden

olur. Böylece gözlerde ağrı

batma yanma, gözyaşı salgısında artış, geçici körlük, na-

diren korneada aşınma, ağız

ve burunda yanma görülür.

lan ürünler) ile ovuşturmadan 15 dakika yıkanmalıdır. Gözde lens varsa çıkarılmalı ve bir daha kullanılmamalıdır. Akar soğuk suyun altında vücudu ovuşturmadan duş alıp sonra sabunlu suyla ya da bebek şampuanı ile yıkanmak, cilde yapışıp kalan gazı temizler. Yağlı krem uygulamasından kaçınılmalıdır. Kıyafetler de soğuk suyla deterjanla yıkanmalıdır. Hafif asidik çözeltiler etkisini azaltmak için kullanılabilir: limon, süt, soğan koklamak gibi. Bu gazın etkisi 30 dakika sürdüğü için kişinin temiz havada bir süre soluması, rahatlayıp normale dönmesini sağlayacaktır. CS gazı ise sprey, kanister ( gaz

bağlayıcı maddelerin farklı olmasıdır.

Biber gazından farkları:

- Pudramsı, çok ince toz partiküllerinden oluşmaktadır. Aslında gaz değildir, yerçekiminden etkilenir.

- Biber gazı OC yağda çözünürken, CS gazı suda çözünür. Asitli değil alkali ortamlarda etkisi azalır.

- Ciltteki yanmayı azaltmak için antiasit maddeler ve bikarbonat çözeltilerinden yararlanılabilir.

a) Bikarbonat çözeltisi: 2-3 tatlı kaşığı (yaklaşık 20 -30 gr) bikarbonat 500 ml su içinde karıştırılarak hazırlanabilir.

Maruz kalan deride yanma, batma, kızarıklık ve eriteme neden olur. Maruz kalım uzun sürerse ciltte su kabarcıkları gelişebilir. Gazın solunmasına bağlı burun akıntısı, hapşırma, boğulma hissi, nefes almada zorluk, hassas havayolu hastalıklarında (astım, KOAH gibi) bronşlarda daralma olur. Tükürükle karışan gazın yutulması sonucu, bulantı, kusma, kramplar ve ishal görülebilir.

Dekontaminasyon (vücuttan uzaklaştırma):

• Eğer imkânınız varsa sıcak olmamak şartıyla en az birkaç dakika boyunca yapılacak duş ve sonrasında sabun veya bebek şampuanı ile temizlenmek gerekiyor. Ancak

az miktarlarda su hem gazı partikül sayısının yüksekliği ki Gözde: Gözlerde tahriş,

temizlemiyor, hem de daha bu da aşırı miktar kullanımı yanma, gözyaşında artma,

çözünür hale gelmesini sağ- ile bağlantılıdır.

ağrı, kimyasal nedenli göz

layarak etkisini arttırıyor.

• Akar su bulamıyorsanız soğuk hava akımı hem nemi kurutuyor, hem gaz partiküllerinin bir kısmının uçup gitmesini sağlıyor. Bir vantilatör kullanın.

• Gözler için de soğuk hava üfleyebilen bir kurutma makinesinin acıyı sudan daha ça-

Gaz; deri, göz ve solunum yollarında ciddi düzeyde tahriş ve tahribat yaratır. Etkileri saniyeler içerisinde başlayarak bir saate kadar sürebilir. Deriden emilip sinir uçlarında biriktiğinden kişinin maddenin etkisinden kurtulması saatler alabilmektedir. Kullanılan maddeler aşırı miktarda atılkapağı iltihabı, gözde kızarma ve göz kapaklarının istemsiz kasılmasına neden olurlar. Gözde kornea adı verilen tabakaya etkileri bulunmaktadır. Özellikle tekrarlayan temaslarda kornea tabakası ile ilgi sorunlar ortaya çıkmakta, bu olgularda göz kuruluğu şikâyeti uzun süreli devam etmektedir. Yapılan bazı çalışbuk kestiği

dıysa, kapalı ortamlarda kulmalar biber

gösterilmiş.

gazının gö-

• Bulaşmış olabilecek kıyafetleri çıkartın. Bu özellikle korunaklı

zün çeşitli bölgelerinde hasarlar oluşturduğunu ortaya koymuştur.

bir alana

(ev gibi)

Ciltte: Ciltte yangirmeden

ma, tahriş,

önce yakızarıklık

p ı l m a l ı d ı r.

ortaya çı-

Bulaşmış

kabilmekte,

kıyafet ve

çok yüksek

materyalmiktar gazleri plastik

la temas

bir torbada

edilmesi

ağzı kapalı tutun. Yıkayacağınız zaman makinede diğer çamaşırlarla karıştırmadan soğuk suyla yıkayın.

• Durumu iyi olmayan ve tıbbi desteğe ihtiyacı olan kişiler için, kişiyi güvenli bir ortama taşıyıp yardım çağırın.

Gazdan etkilenme düzeyi:

a. Gazın aşırı miktarda kullanımı b. Kapalı bir ortamda gaza maruz kalma

lanıldıysa ve kişiler gazla uzun süre temas etmek zorunda kalmışlarsa ve soluk alıp verme sayısı yüksek olan bireyler varsa sağlık etkilerinin daha yoğun olduğu belirtilmektedir. Kullanılan maddeler geç ortaya çıkan sağlık sorunlarına da yol açabilmektedirler. Yüksek miktarlarda ve uzamış temas nedeniyle sağlık riskleri çok ciddidir ve ölüme bile yol açabileceği saptanmıştır. Oluşan sağlık etkileri aşağıhalinde deride yanıklar olabilmektedir. Hayvanlarda yapılan deneylerde burundan başlayarak akciğerlere kadar bütün solunum yollarında hasar yarattığı ve toksik etkiye yol açtığı belirlenmiştir.

Sindirim sisteminde: Yapılan bazı çalışmalar, on iki parmak bağırsağında hasara yol açarak yağ emilimini etkilediğini ve tekrarlayan temaslarda karaciğerde doku ölümüne yol açtığını göstermiştir.

c. Dakikada solunan gaz daki başlıklarda özetlenebilir: Solunum ve Dolaşım Sis-

teminde: Göz yaşartıcı gaz- Diğer etkileri: Yukarıda Biber Gazına Maruz Kalma

lar ve biber gazları solunum belirtilen etkilerin dışında yollarında ciddi etkiler gös- bulantı, kusma, fenalık hissi,

Sonrasında Ölüm Riski

termektedirler. Burun ve bo- ishal, ışığa aşırı duyarlılık, Birleşmiş Milletler (BM)

ğazda yanma, burun akıntısı, baş ağrısı, ajitasyon, kişinin Tehlikeli Madde Taşımacılığı

aşırı tükürük salgısı, göğüste yer ve zaman algısı ile ilgili (ADR) Sözleşmesi s.197’den

sıkışıklık hissi, öksürük gibi belirtiler sık görülmektedir.

sorunlar ve panik de rastlanan belirtilerdir. Biber gazının

alınan sayısal verilere göre;

Biber gazı solunum yollarında sağlık etkileri astım, zatürre, - Ağız yoluyla (oral) doz

daralmaya neden olmaktadır, amfizem gibi solunum yolu 5-50 mg/kg vücut ağırlığı araözellikle astım hastalarında solunum yetmezliğine neden olabilmektedir. Gazın solunhastalığı olanlarda, kalp sorunu olanlarda, tanı konmamış anevrizması olanlarda,

lığında ise, etkilenen kitlenin yüzde 50’si için öldürücü etkisi

ması; soluk alamama, kalp çocuklarda, yaşlı ve bağışıklık vardır.

atışlarının yavaşlaması, ana atardamarda kan basıncının bozulması ve basıncın iniş çısistemi yetmezliği olanlarda ve gebelerde daha belirgindir. Bu nedenle özellikle alerjik

- Cilt yoluyla (dermal) etkilenimde doz miktarı 50-

kışlarına neden olması, solu- bünyeli kişiler, astım, KOAH ve 200 mg/kg vücut ağırlığında

num yolarının daralması, solu- benzeri solunum yolu hasta- ise, etkilenen kitlenin yüzde

num hızının aşırı artması, tan- lıkları olanlar ve kalp hastaları 50’si için öldürücü etkisi varsiyonun düşmesi gibi etkilere yol açabilmektedir. Biber gazı

risk altındadır.

dır.

ile yüksek miktarlarda temas Gebelik üzerine etkilerine - Soluma yoluyla, ha-

kalp ritmini bozabilmektedir. ilişkin yeterli çalışma yoktur, vanın 1 litresindeki derişimi

Yapılan hayvan deneylerinde uzamış temas sonrası akciancak gazla direkt temasın gebelerde düşük ve erken

0.2-2 mg aralığında ise, etkiğer hasarı nedenli ölümler doğum riskini arttırdığı bil- lenen kitlenin yüzde 50’si için

saptanmıştır.

dirilmektedir.

öldürücü etkisi vardır. *

* Bu yazı, İstanbul Tabip Odası ile Biber Gazı Yasaklansın İnisiyatifi tarafından 10 Ocak 2015’te gerçekleştirilen Biber Gazı Yasaklansın Tıbbi Sempozyumu’nda yer alan bazı sunumlardan ve sempozyum kitapçığından alıntılarNıivsaenö2z0e15tl|eriSaiçyeı:3rmektedir.