Elektrik Mühendisliği · Sayı 461 · Temmuz 2017

EDİTÖRDEN: TÜRKİYE’DE MÜHENDİSLİK ve MÜHENDİSLERİN DURUMU

E. Orhan Örücü

Mühendislik mesleği, meslek hakları ve istihdam Görüş ve değerlendirme

Yıl
2017
Sayfa
5
Okuma süresi
17 dk
Görüntülenme
0

Konu

Mühendislik mesleği, meslek hakları ve istihdam

İlgili: Toplum, demokrasi ve emek, Oda ve TMMOB örgütsel yaşamı

Anahtar kelimeler

  • mühendis istihdamı
  • işsizlik
  • EMO üye profili araştırması
  • TÜİK verileri
  • TMMOB
  • Endüstri 4.0

Özet

Editör, EMO ve TMMOB'nin geçmişten bugüne yaptığı mühendis istihdamı ve üye profili araştırmalarını hatırlatarak, Türkiye'deki mühendislik mesleğinin durumunu, TÜİK'in işsizlik ve büyüme verilerindeki güvenilirlik sorunlarını ve ekonomik politikaların mühendis istihdamına etkisini değerlendiriyor.

Tam metin

Metin PDF'ten otomatik çıkarılmıştır; tablo, şekil ve formüller eksik ya da hatalı olabilir. Özgün dizgi için PDF'e bakın.

EDİTÖRDEN

Ertuğrul Orhan Örücü Elektrik Mühendisliği Dergisi Yayın Kurulu Üyesi

TÜRKİYE’DE MÜHENDİSLİK ve MÜHENDİSLERİN DURUMU

EMO’nun mesleki alanlarını oluşturan elektrik, elektronik, elektronik ve haberleşme, elektrik-elektronik, kontrol ve otomasyon ile biyomedikal meslekleri; yeni teknolojik gelişmelerle birlikte pek çok sektörün temel bileşeni haline gelmektedir. Ağır sanayiden, küçük ve orta boy işletmelere, finans sektöründen hizmet sektörüne varıncaya kadar pek çok işte bu mühendislik alanlarına olan ilgi giderek artmaktadır. Ancak teknolojik gelişmeler bazı alanlarda mühendis istihdamını azaltıcı etki yaparken, diğer yandan mühendislik alanları için yeni iş olanakları ve yeni uzmanlık alanları da yaratmaktadır.

Son yıllarda kamuoyunda daha çok Endüstri 4.0 başlığında gündeme gelmeye başlayan Nesnelerin İnterneti denilen; sistemlerin, elektronik ortamda birbirleriyle iletişim kurmalarını, sonuçlar üretmelerini, bu sonuçlar doğrultusunda insandan bağımsız olarak işlem kararı vermelerini sağlayan teknolojik gelişmeler mühendislik meslek alanlarına, özellikle EMO üyesi mühendislerin meslek alanlarına yönelik önemli değişikliklere işaret etmektedir. Bir yandan mühendislerin istihdam alanlarının daraldığına diğer yandan yeni iş ve uzmanlık alanları oluştuğuna dikkat çekilmektedir. Yaşanan gelişmeler mühendislik mesleğindeki istihdam alanlarına yönelik değerlendirme ve planlama ihtiyacını daha da önemli hale getirmektedir.

Planlamanın her alanda olduğu gibi istihdam konusunda da rafa kaldırılması, mühendislerin meslek örgütü olarak EMO’yu bu konuda çalışma yapmaya itmektedir. Kamusal alanda yaratılan bu boşluk nedeniyle EMO kamu tüzel kişiliğine sahip bir meslek örgütü olarak meslektaşlarına yönelik istihdam ve iş süreçleri açısından çeşitli çalışmalar

yürütmektedir. Mühendis asgari ücretinin işyerlerinde uygulanmasını sağlamaya çalışmaktan, yeni ortaya çıkan iş alanlarında mühendislerin yetki ve sorumluluklarını tanımlamaya uzanan çalışmalar ise ucuz işgücü arayışı ve siyasal iktidarın baskısıyla sonuçlanmaktadır. Örneğin bir meslek örgütü olan EMO’ya kendisine üye mühendislere iş ilanlarını ulaştırdığı için ceza kesilebilmiştir. Bu işi özel istihdam büroları yapabilir ve bundan para kazanabilirlermiş, ama EMO üyelerine karşılık beklemeksizin iş olanaklarına ilişkin bilgilendirme yapamazmış.

İşte bu koşullar altında EMO, en azından kendi mesleki alanlarında istihdamın durumu, işsizlik ve mesleki alanlarının gelişimine ilişkin araştırma yaparak hem üyelerini, hem kamuoyunu hem de kamunun yönetici kadrolarını uyarma görevini yerine getirmeye çalışmaktadır. Dergimizin bu sayısının dosya konusunu da “Türkiye’de Mühendislik ve Mühendislerin Durumu” olarak belirledik. Bu kapsamda derginin içeriğinde EMO olarak yaptığımız bir araştırmaya, mühendislerin konumunun ekonomik politikalar ve siyasal politikalarla bağlantısını kuran yazılara yer vermeye çalıştık. Her ne kadar mühendislik ve mühendislerin durumu desek de açıktır ki çalışma, odamızın ilgi alanındaki mühendislik disiplinleri olan elektrik, elektronik, elektrik-elektronik, elektronik ve haberleşme, kontrol ve otomasyon ile biyomedikal mühendisliği konuludur.

TMMOB Bünyesindeki Çalışmalar

Gerek Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) gerekse de bağlı odaları periyodik olmasa da belli aralıklarla üyelerinin iş, meslek, özlük hakları vb. konularda anketler,

profil araştırmaları gibi çalışmalar yapmaktadır. Bu çalışmaların sonuçları kamuoyu ile paylaşılmakta ve örgütlülüğümüz için yol gösterici olmaya ve bir yol haritası oluşturulmaya çalışılmaktadır. Bu çalışmalar aynı zamanda siyasi karar vericilerin de dikkatini çekmeyi amaçlamaktadır ki bu konuda pek başarılı olduğumuz söylenemez. TMMOB ve odalarının her türlü çalışması sanki duvara söylenmiş gibidir. Vaz mı geçeceğiz? Asla! Doğru bildiklerimizi bilimin, teknolojinin ve örgütlülüğümüzün ışığında söylemeye ve gereklerini yapmaya devam edeceğiz.

Üyelerimize yönelik son profil çalışmamız için elektronik ortamda ulaşılabilen tüm EMO üyelerine açık olarak 2016 yılında bir anket çalışması gerçekleştirilmiştir. Bu çalışmanın içeriğini ve sonuçlarını ilerideki sayfalarda bulacaksınız. Bugüne kadar yapılan çalışmaları anımsatmak, tarihsel bir süreç içerisinde değerlendirme yapmak isteyenler için faydalı olacaktır:

- İzmir Şubemiz kendi üyeleri arasında bir üye profili çalışması yapmış ve Aralık 1995’te yayımlanmıştır.1 - Elektrik Mühendisleri Odası Mart-Haziran 2009 tarihleri arasında rastgele örneklem metodu ile hazırlanan anket çalışmasının sonuçlarını “Küresel Krizin Etkileri: EMO Üyelerinin İstihdamı” başlığı altında Ocak 2010 yılında yayımlamıştır.2 Araştırmada üyelerimizin yüzde 69.3’nün küresel krizden etkilendiği belirlenmiştir. Siyasal iktidarın “Kriz bizi teğet geçti” söylemine rağmen kriz biz mühendisleri teğet geçmemiştir. - EMO Yönetim Kurulu 21-22 Eylül 2013 tarihlerinde EMO Ankara Şubesi’nin Sekretaryasında “EMO Örgütlülüğünü Geliştirme Çalıştayı” düzenlenmesini kararlaştırmıştır. Bu kapsamda yapılan çalışmalardan birisi örgütsel yönelimlerimizin belirlenmesine destek sunması amacı ile düzenlenen “Üye Profili Araştırması” olmuştur. Elektronik ortamda 2 bin 355 üyemizin yanıtladığı bu anket sonuçları, 21-23 Eylül 2013 tarihinde yapılan Çalıştay’da sunulmuştur. Üyelerimiz ve kamuoyu ile paylaşılan “EMO Üye Profili Çalışması 2013” sonuçlarına yönelik analiz çalışmaları ayrıca yapılacak denilmesine rağmen yapılamamış ve yine çalıştay içeriği yayın haline getirilememiştir. Bu profil çalışması sonuçlarına ilişkin bir değerlendirme yazısı Elektrik Mühendisliği Dergimizin Nisan 2014 tarihli 450. Sayısı’nda yayımlanmıştır.3

Bu konularda TMMOB tarafından yapılan iki çalışmaya da değinmek isterim. Birincisi Makine Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi sekretaryalığında 22-23 Eylül 2007 tarihlerinde İstanbul’da yapılan “TMMOB Mühendislik, İstihdam ve Ücretlendirme Sempozyumu”dur. Bu sempozyum Aralık 2007’de yayın haline getirilmiştir.4 Diğeri TMMOB’nin 25 Şubat 2012 tarihinde Ankara’da düzenlediği “TMMOB 2. Ücretli Mühendis, Mimar, Şehir Plancıları ve İşsizlik Kurultayı”dır. Bu kurultayın kitabı da TMMOB tarafından Mart 2012’de yayımlanmıştır.5

Ayrıca TMMOB’nin bugüne dek mühendis-mimarlar hakkında sayısal veriler sunan üç önemli araştırması olmuştur. Bunlardan birincisi 1975 yılında Mimarlar Odası’nın başlattığı, 1976’da tüm TMMOB üyelerini kapsayacak şekilde genişletilen, sonuçları Ali Artun imzasıyla yayımlanan “Fordizmin ve Mühendisin Dönüşümü” başlıklı çalışmadır.6

İkincisi Ahmet Öncü ve Ahmet Haşim Köse tarafından 1998 yılında İstanbul, Kocaeli, Denizli, Gaziantep ve Diyarbakır illerinde toplam 3 bin 783 mühendisle anket yoluyla yapılan araştırma olup, “Kapitalizm, İnsanlık ve Mühendislik – Türkiye’de Mühendisler, Mimarlar” adıyla 2000 yılında kitaplaştırılmıştır.7

Son araştırma ise hem TMMOB üyeleri hem de üye olmayanlar arasında anket yoluyla yapılarak, “Türkiye’de Mühendis-Mimar-Şehir Plancısı Profil Araştırması” adıyla 2009 yılında yayımlanmıştır.8

TMMOB’nin diğer odalarının da benzer çalışmaları bulunmaktadır. Tüm bu çalışmaların verdiği en önemli mesaj; planlı ve programlı bir kalkınma modelinin olmadığı dış borca ve uluslararası iş bölümüne dayalı, rantı, yağmayı ve inşaatı temel alan bir ekonomik sistemde mühendislerin istihdam ve iş sorunlarının her zaman olacağıdır. Üretimi, sanayileşmeyi gündemine almayan bir ekonomik modelin ülkeye, topluma çevreye ve geleceğe hiçbir yararı olmadığı gibi yetişmiş ve yetişecek olan teknik personele de yararı yoktur.

Gerçek Veriler, Gerçek Politikalar

Teknolojik gelişmede meydana gelen artışlar ve üretim biçimlerinde yaşanan bilgi toplumuna geçiş süreci, istihdamı doğrudan etkileyen unsurlar olarak karşımıza çıkmaktadır. Ülkenin ekonomik gelişmişlik düzeyi ve sosyal kalkınma seviyesinin önemli bir göstergesi, istihdam yapısı ve işsizliğin boyutudur. Gerçekçi istihdam politikaları oluşturabilmek ve işsizliğe çözüm üretebilmek için öncelikle elimizde sağlam bir veri tabanı bulunması gerekmektedir. Bilimsel ve teknik bir disiplin alanı olan istatistik, veri toplama, veri analizi işlemi ne yazık ki ülkemizde TÜİK marifetiyle inanırlığını kaybetmiştir. Kısa, orta ve uzun vadeli program-plan yapmak isteyenler önünü nasıl göreceklerdir? Gerçek hayat yerine TÜİK marifeti ile sanal bir hayat yaratırsanız, var olan sıkıntılı ortamı cilalayabilirsiniz; fakat uluslararası verileri maniple edemediğinizden cilanız dökülür.

Açıklanan TÜİK verilerine göre 2017 yılının ilk çeyreğinde büyümüşüz. Yine TÜİK’in açıkladığı Mart 2017 işgücü istatistiklerine göre işsizlik yüzde 12 civarında. Yani yüzde 5.1 büyümüşüz, ama işsizlik rekor seviyelerde, istihdam yerlerde sürünüyor.

İstatistikçiler için söylenen bir özdeyiş var: “Yeterince işkence edin; sonunda sayılar itiraf eder.” TÜİK Aralık 2016’da hesaplama yöntemini değiştirmiş, üretim endeks-

1 http://kitap.emo.org.tr/genel/kitap_goster.php?kodu=328 2 http://kitap.emo.org.tr/genel/kitap_goster.php?kodu=57 3 http://www.emo.org.tr/ekler/1e156f6889caff1_ek.pdf?dergi=956 4 https://www.mmo.org.tr/kitaplar/tmmob-muhendislik-istihdam-ve-ucretlendirme-sempozyumu-bildirileri 5 https://www.tmmob.org.tr/yayin/tmmob-2-ucretli-muhendis-mimar-ve-sehir-plancilari-kurultayi 6 http://kitap.emo.org.tr/genel/kitap_goster.php?kodu=109 7 http://kitap.emo.org.tr/genel/kitap_goster.php?kodu=110 8 https://www.tmmob.org.tr/yayin/turkiyede-muhendis-mimar-sehir-plancisi-profil-arastirmasi

leri ile büyüme arasındaki bağlantıyı koparmıştır.9 Büyüme hesabında dikkate alınan baz yıl da 2016’da değiştirilmiş; 2009 yılı esas alınmıştır.10 Yani tüm dünyanın krizde olduğu, EMO’nun mühendislere yönelik araştırmasıyla da krizin etkisini tespit ettiği 2009 yılı, baz yıl yapılmıştır. 2009 yılının özelliği Türkiye ekonomisinin yüzde 4.7 küçülmüş olmasıdır. Sonuçta hem yıllık büyümelerde, hem de ortalama büyüme rakamlarında oynanmıştır. Ama istatistiklerde ve verilerde ne güzellemeler yapılırsa yapılsın gerçekler gizlenememekte; işsizlik rakamları ve insanların bizzat yaşadıkları işsizlik sarmalı, madalyonun gerçek yüzünü ortaya koymaktadır. Verilerin doğru olduğu kabul edilirse bu kez büyüme ile istihdam arasında ilişkinin kopmuş olması gibi büyük bir sorunla karşı karşıyayız demektir.

Üstelik TÜİK’in açıkladığı işsizlik verileri de pek çok açıdan gerçek rakamları olduğundan düşük göstermektedir. Öncelikle TÜİK’in araştırmasında işsiz statüsüne girebilmek için son 4 hafta içinde iş aramış olmak gerekmektedir. Daha önceden bu süreyi 3 ay olarak dikkate alan TÜİK’in bu uygulamaya geçmesi işsizlik rakamlarının daha da geriye çekilmesini sağlamıştır. Buna rağmen işsizlik oranları hala ikili rakamlardadır. Ev kadınları, çalışmak isteyen ancak ümidi olmayanlar, yüksek lisans ve doktora öğrencileri gibi aslında çalışmak isteği olan pek çok kesim de işsizlik rakamının dışında tutulmaktadır. Bu nedenle DİSK-AR tarafından “geniş tanımlı işsizlik” verisi açıklanmaktadır. DİSK-AR’ın Mayıs 2017 İşsizlik ve İstihdam raporunda, yüzde 12.6 olan resmi işsizlik rakamının karşısında gerçek işsizlik oranı yüzde 20.9 olarak açıklanmıştır.11

İşsizlik ve istihdam için gerçekçi verilere ihtiyacımız olduğu kadar gerçekçi bir bakış açısı da önemlidir. Ne yazık ki ülkemizde her alanda olduğu gibi işsizlik sorununa karşı da “Ben dedim oldu” ya da “Ben söyledim mi istihdam artar” şeklinde bir yaklaşım geliştirilmektedir. Yöneticiler kendilerinin çözüm merci olduğunu en hafif deyimiyle unutarak, işsizlikten şikayet etmektedirler. 14 yıldır ülkeyi yöneten iktidarın temsilcisi Recep Tayyip Erdoğan, işsizlikten şikayet ederek “İşsizlik yüzde 11’in üstünde, bu ülke bu hale düşmeli mi?” diyor.12 Bu iktidarın istihdam politikalarında ne kadar başarısız olduğunun açık itirafıdır. Diğer yandan istihdam politikalarını –varsa tabii- gözden geçirmek yerine yalnızca iş adamlarını istihdamdan sorumlu kılan “serbest piyasacı” anlayışın açık dışavurumudur. İşsizlik sorununu serbest piyasanın çözmesini beklemek ise ham bir hayalden ibarettir. İşte bu hayal kırıklığı noktasında da çözüm dahiyane bir şekilde şaşaalı bir “istihdam seferberliği” ile kamuoyuna duyurulmuştur. İstihdam seferberliği açıklamaları ile işadamlarına işçi almaları için “davet” ya da “gözdağı” verilmiştir.13

Ancak reel politikalara dayanmayan istihdam seferberliğinin sonucunda işsizlik yine çift hanelidir. TÜİK tarafından açıklanan Mart 2017 işsizlik rakamları, onca eğip bükmeye rağmen yüzde 11.4’tür.

Meslektaşlarımız Arasında İşsizlik Sorunu Dosyamıza konu olan araştırmamızda EMO üyeleri arasındaki işsizlik oranı yüzde 18.77 olarak bulunmuştur. EMO’nun 2009 yılında üyeleri arasında yaptığı çalışmada işsizlik oranı yüzde 9.1 düzeyinde saptanmıştı. İşsiz olanların EMO’nun anketine daha çok ilgi gösterdikleri düşünülse bile sonuçta EMO’ya üye mühendislerde işsizliğin önemli bir soruna dönüştüğü ortaya çıkmaktadır.

Yaş aralıklarına göre yapılan dağılımda ise işsiz 770 mühendisin yüzde 63.25 ile çok büyük bölümünün 31 yaşında ve daha genç olduğu belirlenmiştir. Lisans düzeyinde tartışmalı olsa da nitelikli bir eğitim gören, hem kişisel hem aile hem de kamusal düzeyde maddi manevi bir bedel ödeyen genç insanlarımızın işsiz olması ülkenin geleceği açısından karamsar bir tablo ortaya koymaktadır.

Son 4 hafta içinde iş başvurusunda bulunmuş olma koşuluyla işsizlik hesabı yapan TÜİK’in 2016 yılına ilişkin mezuniyet-meslek ilişkisini dikkate alarak açıkladığı işsizlik rakamlarına bakıldığında; mühendislik alanında 2015 yılında yüzde 8.8 olan işsizlik oranının 2016’da yüzde 9.4’e çıktığı görülmektedir.

İşsiz mühendislerin en son çalıştıkları iş alanına ilişkin soruya verdikleri yanıtlar bir elektrik mühendisi olarak beni oldukça şaşırttı. Yanıtlara göre elektrik alanında ciddi iş kaybı olduğu görülüyor. İşsiz 770 mühendisin yüzde 40’ını oluşturan 307 mühendis, en son elektrik alanında çalıştıklarını bildirmişler. Yıkım ve talan halini alan enerji yatırımlarının çığ gibi artığı, rant temelli yapı sektörünün hiçbir kural tanımadığı ekonomik hayatımızda elektrik mühendislerinin işsizlikle boğuşması elbette şaşırtıcı. Belki de bu işler tamamen teknik elemanların elinin değmediği bir biçimde yapılıyor.

Yine EMO araştırmasına göre, en son çalıştıkları işyerine ilişkin soruda işsizliğin yoğunlaştığı ikinci büyük kesimi, yüzde 27.9’luk oranla 215 yeni mezun mühendis oluşturuyor. Bunlar mezun olmalarına karşın henüz çalışma hayatına girememiş mühendisler.

İŞ BAŞVURU BİRİMİ

9 Korkut Boratav, “Büyüme Bulguları Tutarsızdır”, Birgün Gazetesi, 16 Haziran 2017, http://www.birgun.net/haber-detay/buyume-bulgulari-tutarsizdir-165008.html 10 Alaattin Aktaş, Ekoanaliz, “Büyüme Öyle Dibe Oturduğu Hızla Yükselişe Geçemeyecek”, Dünya Gazetesi, 14 Aralık 2016, https://www.dunya.com/kose-yazisi/ buyume-oyle-dibe-oturdugu-hizla-tirmanisa-gecemeyecek/341610 11 https://disk.org.tr/2017/05/disk-ar-issizlik-ve-istihdam-raporu-mayis-2017/ 12 http://www.cumhuriyet.com.tr/video/video/634950/14_yildir_ulkeyi_yoneten_Erdogan__issizlik_yuzde_11_in_ustunde__bu_ulke_bu_hale_dusmeli_mi_.html 13 https://www.haberler.com/cumhurbaskani-erdogan-istihdam-icin-is-9238643-haberi/

Konumuzu ilgilendiren yeni bir araştırmayı da DİSK-AR yayımlamıştır. Gazetelere yansıyan araştırmanın sonuçlara göre yüksek öğrenim işsizliği yüzde 12.2, genç işsizliği ise yüzde 21.4 olarak belirlenmiştir.14

Mühendislik Eğitimi ve İstihdam İlişkisi

İstihdam alanı yaratılmaksızın giderek artan mezun sayısı mühendislerin istihdamı açısından da önemli bir sorun oluşturmaktadır. Artan mezun sayısı ve teknolojik gelişmelerin gerisinde kalınması nedeniyle EMO’nun mesleki alanlarını oluşturan mühendislik dallarında önemli bir işsizlik sorunu oluşmakta, diğer yandan mühendis emeği giderek ucuzlatılmış olmaktadır. Onca emekle mühendislik eğitimi almış insanlarımız meslek alanları dışında iş aramakta ya da mesleki tatmin sağlayamadıkları, koşulların giderek ağırlaştığı işlerde çalışmak zorunda kalmaktadırlar.

EMO’nun mesleki alanları kapsamında yer alan mühendislik alanlarında verilen mezun sayısındaki büyük artışlar Grafik 1’de görülmektedir.

Mezun sayısında yıllar itibarıyla yaşanan büyük artışa ve halen bu bölümlerde okuyan öğrenci sayısının fazlalığına rağmen kontenjan artırımları da devam etmektedir. Ancak geçen yıl üniversite sınavlarında mühendislik bölümleri için de ilk kez baraj uygulamasına geçilmiştir. 2016-2017 öğretim yılı için yapılan üniversite sınavının ikinci aşamasına (LYS) giren 1 milyon 600 bin öğrenciden, başarı sıralamasında 240 binin üzerinde olanlar mühendislik fakültelerine kabul edilmiştir. EMO’nun mesleki alanlarına giren mühendislik bölümlerinde toplam 13 bin 289 kişilik kontenjan açılmıştır. Devlet üniversitelerinde elektrik, elektronik, elektronik ve haberleşme, kontrol ve otomasyon ile biyomedikal mühendisliğine yönelik bölümlerde açılan tüm kontenjanlar dolarken; yalnızca elektrik-elektronik mühendisliği bölümlerinde 8 bin 169 kontenjandan 242’si boş kalmıştır. Vakıf üniversitelerinde ise elektrik-elektronik mühendisliğinde açılan 2 bin 101 kontenjandan 409’u, elektronik ve haberleşme mühendisliğinde 113 kontenjanın 38’i, biyomedikal mühendisliğinde de 467 kontenjanın 87’si boş kalmıştır.

Mezun sayısındaki artışlara 10’ar yıllık dönemler halinde ba-

Ekonomik Gidişat ve Mühendislik İlişkisi

karsak; 1986 yılında 14 bin 886 olan EMO’nun mesleki alanları

Eğitim ve mezun sayısı artışının ötesinde ülkemizde mükapsamındaki mühendis mezun sayısı ikiye katlanarak, 1996

hendislik mesleğinde istihdama ilişkin, birikimli bir şekilde

yılında 32 bin 128’e ulaşmıştır. Mezun sayısı, 2003 yılından itioluşmuş sorunlar yumağından söz etmek gerekmektedir.

baren ilk mezunlarını vermeye başlayan biyomedikal mühen-

Türkiye’nin teknoloji üreten değil; satın alan, kullanan, en

dislerinin de dahil edilmesiyle, 2006 yılında yüzde 82.8 artışla

iyi olasılıkla montaj yapan bir ülke olması mühendislerin

58 bin 744’e ulaşmıştır. 2016’ya gelindiğinde artış oranı hız

“yaratıcı” niteliklerinin geri planda kalmasına, faaliyetlekesmediği gibi yüzde 87.4’e yükselerek, mezun sayısı 110 bin

rinin “işletme-bakım”, “satış-pazarlama” gibi alanlarla

Yi8n4e oElmMuOştaurarş.tBırumtaasıbnlaoyguöries,tihendasmonaççaıslıışntıdkalanrıdieşğyeerrilneendiliişrkeicneksoruda işssıiznlıirğliannmasına yol açmaktadır. Bu da hem ülkemizin teknoyoğunlaştoığluı rsikaikn;ci19b8ü2yöüknceksesinimdie, myüezzduen 2o7la.9n’l1u0k boinra9nl1a5 m21ü5heynendiisimnezun mülohjeinkdislerlemesini hem de mühendislerin mesleki alanında

oluşturuyeonr. Bküunçlüarğmünezüunn dolamhaila5r5ınyaakşarcşiıvnahreınüdzaçoalıdşumğauh,aybaütıynüakgiörelçmüedmeiş mühengdeisllieşri.mini olumsuz etkilemektedir.

Koenmumekulziluikilghialeknkdıirkenazyaennmi bışir vaeraişştgırümcaüyı adrazıDdİSışKın-AdRa kyaalydımıkllaamrııştır. yyaünzsdıeya2Mn1.di4üasürhtoaişeşlhüantdırdnraamiküsmalliidnfkaaıündElğaesğüneoinıtdniibdumlmçueillaivudşretaanirİhmg.s1iöt4;iarheshdıayaglümiekhrsİeealkkizşmıköriğdesriaketn9eim9dibriş.isniz1li6ği9ymüzüdhe e1n2d.2i,segenç

Gazetelere işsiz1li9ğ6i 0is’elı yıllardan beri Türkiye ekonomi içinde yer almaktadır.

18 bandında gösterilmektedir.

ekonomisi dünyada ilk 20 Genellikle ekonomimiz 16Ancak son yıllarda giderek

İstTihüdrakmiyael’adneı 2ya0r1a6tılymılaıkistıizbınargıyidlaeröekğraerntacni kmaeyzduendseany,ısKı KmTühCenvdeislerin istairhtdaanmbı ir şekilde orta gelir tuzağından söz edilmektedir. Bu

agöçenıresimısninldidaebnddikrdeıaaşvilşılöünsenimltzek,lmai5eks5llıeisvnrboaeirhrkdueaısnfnoruüiriyçunoln,eil1vuoEeş2lmMur’ssşatOiiuktte’rtneams,ukiannbdkiüotmğalnedeorıysjreli.eysfAkaiainnrkdtadaüalneanlnttmelomaseprüizılnhuaoıenmlnmosdla1uiaysş6kıt2sueıürmbavzöneeeğlütrmieemkügnh1iddoe0eenl3or;dejiikskligukeclduiaşzlmtmllauaetirzılkıleanmrkdpiınatşoalnitiçkıakıtşerycoilhuidilierr.iV/yeürkilseerkmteekvncuoltosjiiytaesmi iekltliidbairrınekboönyoleolmaktadeırl.eOktnrciak,eemleekklteromnüikh,eendleiskltikrike-ğeitliemkitraolmnıişk,inesleankltarroımniızk vmeehslaebkearl-anları dışbınirdaviizşyonu, niyeti ve kapasitesi olmadığını göstermektedir.

aramaktaleyşamdea, kmonestlreokli vteatomtionmsaasğylaoynammaüdıhkelanrıd,iskloiğşui lillaerınbiygoidmereedkikaağlırlaştığı çalışmak mzoüruhnednadkiaslmliğaki teağdiıtrliamr.i verilmektedir. 2016-2017 öğretim yılı

EMitiOb’anruınylam5e6slbekini 6a4la3n’lüareı rkaepks,a1m3ıbndina 7y1e2r’sailaknadmınühoelmndaiskliükzaelraenlarında mezun satyoıspınladmaki7b0üybüikna3rt5ış5lakriGşirEafMikO1’’dneugnörmülmüheketneddiirs. lik alanlarında eğitim göGrmraefikk-t1edÖiSrY. M ve YÖK Kayıtlarına Göre EMO Mesleki

Tişülerrkdieye’nin son 15 yıllık dışsatım rakamları, ileri teknolojili üvreürinlelnerin toplam dışsatım içindeki payının giderek azaldığını, buna karşılık orta-yüksek ve orta-düşük teknolojili ürünlere yönelim olduğunu göstermektedir. Yüksek teknolojili ürünlerin imalat sanayi dışsatımı içindeki payı yarı yarıya

azalarak; 2001’deki yüzde 6.6 düzeyinden, 2016 yılsonunda

10.000

yüzde 3.5 düzeyine gerilemiştir. Yüksek teknolojili ürün

9.000

8.889

dışsatımı 2001 yılında 1.9 milyar dolar iken, 2016 yılında 4.7

8.000 7.000 6.000 5.000 4.000 3.000 2.000 1.000

7.684

6.380 5.423

4.468 3.7204.096 3.385 2.462 1.893 889 1.567

milyar dolar olabilmiştir. Buna karşılık yüksek teknolojili ürünlerin dışalımında olağanüstü artışlar gerçekleşmiştir. 2001 yılında 5.9 milyar dolar olan dışalım, 15 yılda neredeyse 5’e katlanarak 2016 yılında 28.4 milyar dolara ulaşmıştır. Yani Türkiye’nin yüksek teknolojili ürün dışsatımı ile dışalımı arasındaki makas giderek açılmaktadır. Yüksek teknolojili ürün bazında dışsatımın dışalımı karşılama oranı son 15 yılda sürekli düşerek yüzde 32.2’den yüzde 16.5’e gerilemiştir. Bu olumsuz gelişmeye karşılık düşük teknolojili ürünlerin

dışsatımdaki payının azalması ve bu payın orta teknolojili

ürün gruplarına geçmesi olumlu bir adımdır. Ancak yüksek

Grafik 1: ÖSYM ve YÖK Kayıtlarına Göre EMO Mesleki

teknolojili ürünlerin payından orta teknoloji lehine geri adım

atılması, mühendislik açısından da bir açmaz yaratmaktadır.

Mezun sayısındaki artışlara 10’ar yıllık dönemler halinde bakarsak; 1986 yılında 14 bin 886 14ohltatpn://dEisMk.oOrg’n.tur/n201m7/0e6s/ldeikski-ara-liassnilzalirkı-vek-aisptishadmamın-draapkoiru-mhaüzhireannd-2i0s17m/ ezun sayısı ikiye katlanarak, 1996 yılında 32 bin 128’e ulaşmıştır. Mezun sayısı, 2003 yılından itibaren ilk mezunlarını vermeye başlayan biyomedikal mühendislerinin de dahil edilmesiyle, 2006 yılında y1üz2de 82.8 artışla 58 bin 744’e ulaşmıştır. 2016’ya gelindiğinde artış oranı hız kesmediği gibi yüzde 87.4’e yükselerek, mezun sayısı 110 bin 84 olmuştur. Bu tabloyu istihdam açısından değerlendirecek olursak; 1982 öncesinde mezun olan 10 bin 915 mühendisin en küçüğünün dahi 55 yaş civarında olduğu, büyük ölçüde emeklilik hakkı

Türkiye’nin yüksek teknolojili ürün dışsatımı ile dışalımı arasındaki makas giderek açılmaktadır. Yüksek teknolojili ürün bazında dışsatımın dışalımı karşılama oranı son 15 yılda sürekli düşerek yüzde

32.2’den yüzde 16.5’e gerilemiştir.

Bu açmaz üniversite kontenjanlarına yansımaktadır. Sahipkıran Stratejik Araştırmalar Merkezi-SASAM’ın Türkiye Kamu Çalışanları Sendikaları Konfederasyonu için hazırladığı “Türkiye İnsan Kaynakları Raporu-2015”te ileri teknoloji bölümlerine ayrılan kontenjanlar sunularak, şu değerlendirmeye yer verilmiştir:

“İleri Teknoloji Bölümleri Mezunlarının halen büyük oranlarda işsiz olduğu İİBF altında yer alan bölümler için 120.112, Fen-Edebiyat Fakültesi altında yer alan bölümler için 85.719 ve Eğitim Bilimleri Fakültesi altında yer alan bölümler için 41.102 kontenjan açılırken; ülkemizi gelişmekte olan ülkeler seviyesinden gelişmiş ülkeler seviyesine çıkaracak tek çare olan ileri teknoloji yatırımları için eleman üreten bölümlere ise yukarıdaki rakamlarla karşılaştırıldığında komik denecek kontenjanlar ayrıldığı görülmektedir. Tablo 1’de yer verilen 15 bölüm için 2014 yılında bütün üniversitelerimizde ayrılan toplam kontenjan, sadece 2.839’dur.”15

Tablo 1: 2014 Yılında YGS’de Kontenjan Açılan İleri Teknoloji Bölümleri

No Bölüm Adı

1 Nanoteknoloji Mühendisliği

2 Tarımsal Genetik Mühendisliği

3 Nükleer Enerji Mühendisliği

4 Uzay Bilimleri ve Teknolojileri

5 Uçak ve Uzay Mühendisliği

Malzeme Bilimi ve Nanoteknoloji Mühendisliği

7 Uçak Gövde-Motor Bakım

8 Uçak Gövde – Motor

9 Uzay Mühendisliği

10 Uçak Mühendisliği

11 Uçak Elektrik-Elektronik

12 Tıp Mühendisliği

13 Raylı Sistemler Mühendisliği

14 Petrol ve Doğalgaz Mühendisliği

15 Yazılım Mühendisliği

Genel Toplam

Kaynak: ÖSYM

Kontenjan 30 30 45 50 55

110 115 125 140 175 270 320 392 882 2.839

Emin Çapa’nın CNN Türk’te 2015 yılında yaptığı sunumdaki bir bilgiyi de paylaşmakta yarar var:

“Ülkemizin 500 büyük firması içinde (İstanbul Sanayi Odası raporu) 186 firma en düşük teknolojili mal üretiyor; 163 firma düşük teknolojili mal üretiyor; 109 firma orta teknolojili mal üretiyor; 12 firma yüksek teknolojili mal üretiyor.”16

Böyle bir sanayi yapısı içinde mühendislik anlamında bizlere ihtiyaç yok. Ancak bakım, onarım, montaj, satış, pazarlama

ve kendi adına hizmet üretiminde mesleğimizi “uygulama” şansımız var. EMO Meslek İçi Sürekli Eğitim Merkezi (MİSEM) kapsamında verilen eğitimlerden en yaygın katılımın Serbest Mühendis Müşavir (SMM) eğitimine olması da bu olguyu destekliyor.

Geleceğe Bakış

Anketimize verilen yanıtlara bakıldığında ekonomik olarak Türkiye’nin nerelerde olacağına ilişkin beklentinin de altı çizilmektedir. Ankete bakarsak; mühendislerin ilk sırada “Yenilenebilir enerji” alanında ilerleme bekledikleri görülmektedir.

Anketimizde hem işsiz mühendisler hem de çalışan mühendisler tarafından gelişme beklenen alanlar olarak öne çıkan; “Yenilenebilir enerji; elektrikli araçlar-depolama teknolojileri, akıllı şebekeler, insansız araçlar (robotik)” alanları EMO’ya da görevler yüklüyor. Gerek her dönem yaptığımız etkinliklerde gerek MİSEM eğitimlerimizde hangi konulara ağırlık vereceğimizi de netleştiriyor. Ayrıca bu gelişme beklenen alanları eğitim kurumları ile de paylaşarak yeni mezunların iş bulma şanslarını ve mühendislik hayatına katkılarını artırmamız gerekiyor. Bizim soru seçeneklerimize ve anket sonucunda öne çıkan gelişme beklenen alanlara bakılırsa bunun yükseköğretimde lisans düzeyinde karşılığı yok. Lisansüstü ve doktora düzeyinde bu alanlara yönelik eğitim yeniden düzenlenmelidir.

Yine önemli bir nokta, meslektaşlarımızın gelişme beklediği bu alanların çok uzun zamandır tüm ülkelerin gündeminde olduğu gerçeğidir. Gelişmiş ülkeler, teknolojik gelişmelere yönelik genel bir ekosistem yaratmak üzere alanlara özel politikalar uygulamışlar ve halen de uygulamaktadırlar. Bunun kaynağında da matematik ve fen bilimleri eğitimi ile bu temel üzerinde yükselen mühendislik eğitimi yatmaktadır.

Özgür, bilimsel ve demokratik bir eğitim yaratılamazsa her alanda olduğu gibi mühendislik hayatında da işsizlik olacağı ve var olan mezunlar da aldıkları eğitimin karşılığı olmayan işlerde çalışacaklardır. Bu durum çalışanlara yönelik yapılan memnuniyet anketlerine de yansımaktadır. Çeşitli araştırmalar sonucunda çalışanların yüzde 60-80 oranlarında işlerinden memnun olmadığı açıklanmaktadır. İnsanların aldıkları eğitime ve becerisine göre iş alanları yaratılmazsa olacak olan budur.

Mühendislerin işsizlikle karşı karşıya kaldığı bir ülkede kalkınmadan, büyümeden, refahtan asla söz edilemez. Özellikle meslek şovenizmine düşmeden EMO’nun ilgi alanlarındaki mühendislerin işsizliği, dünyanın 4. Sanayi Devrimi nitelemesiyle Endüstri 4.0 tartışmaları yaptığı günümüzde ülke olarak yaşananları ıskalayacağımızı açıkça göstermektedir. Önceki 1, 2 ve 3. sanayi devrimlerini kaçıran ülkemiz, anlaşılan ilk 20 ülke 4. Sanayi Devri’ne ulaştıklarında 2. veya 3. Sanayi Dönemi’nde kalacaktır. Vizyon ve kapasiteleri açısından 1. Sanayi Devri’nden kalan siyasi karar vericilerimizle bu trendi yakalayamayacağımız çok açık.

Ülke ve mühendisler açısından çıkış yolu ne olacaktır? İlk olması gereken programlı bir kalkınma planıdır ve bu plan hayatın her alanını kapsamalıdır. Sanayileşmeden eğitime tarımdan hayvancılığa kadar her alanda net hedefleri ve programı olmalıdır. İleri/yüksek teknoloji odaklı tarım ve sanayi politikaları, mutlaka bilim ve teknoloji politikaları ile de uyumlu olmalıdır.

15 http://sahipkiran.org/wp-content/uploads/2015/05/SASAM-Turkiye-Insan-Kaynaklari-Raporu.pdf, s.42 16 http://www.ansiad.org.tr/index.php?goto=icerik&item_idx=1485