Elektrik Mühendisliği · Sayı 461 · Temmuz 2017

EMO’dan

Hüseyin Yeşil

Toplum, demokrasi ve emek Görüş ve değerlendirme

Yıl
2017
Sayfa
2
Okuma süresi
6 dk
Görüntülenme
0

Konu

Toplum, demokrasi ve emek

İlgili: Mevzuat ve hukuk, Oda ve TMMOB örgütsel yaşamı

Anahtar kelimeler

  • referandum
  • OHAL
  • TMMOB Yasası
  • EMO Genel Kurulu
  • Enis Berberoğlu
  • adalet yürüyüşü

Özet

EMO Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Yeşil, başyazısında referandum sürecini, OHAL uygulamalarını ve hak ihlallerini eleştirerek TMMOB ve bağlı odalara yönelik yasal düzenleme girişimlerine dikkat çekiyor; EMO içindeki olağanüstü genel kurul talebine de yanıt veriyor.

Tam metin

Metin PDF'ten otomatik çıkarılmıştır; tablo, şekil ve formüller eksik ya da hatalı olabilir. Özgün dizgi için PDF'e bakın.

Hüseyin Yeşil EMO 45. Dönem Yönetim Kurulu Başkanı

Yoğun baskı ve tehdit ortamında, farklı seslere izin vermeyen yandaş medya yapısı ve devletin tüm olanaklarının adaletsiz bir şekilde “Evet” sonucunun çıkması için kullanıldığı bir referandum süreci geçirdik. Mühürlü mühürsüz oy tartışmasıyla güvenilirliği kaybolmuş bir halkoylaması sonucunda Anayasa değişikliğinin kabul edildiği açıklandı. Bu koşullarda ne açıklanan referandum sonuçlarının, ne de Anayasa değişikliğinin meşru olduğundan bahsedilemez. Demokrasiyi araç yaparak, demokrasiyi ortadan kaldırmayı hedefleyen bir düzenleme söz konusudur. Şimdi bir parti devleti kurulmuş olup; her türlü muhalefet, parti devletin esareti altına alınmış kolluk ve yargı gücüyle bastırılmak istenmektedir. Cumhuriyet değerlerine, Atatürk’e ve manevi kızı Afet İnan’a uzanan çirkin saldırılarla yalan bir tarih yazılmak istenmektedir.

Olağanüstü hal koşullarında gerçekleştirilen halkoylamasının ardından OHAL dördüncü kez uzatılırken, FETÖ ile mücadele adı altında tüm muhalif kesimler hedef alınmış, haksız gözaltı ve tutuklamalar olağanüstü düzeyde artmıştır. Cumhuriyet Gazetesi’nin yazar ve yöneticileri, yaklaşık 8 aydır; Birgün Gazetesi çalışanı Mahir Kanaat’ın cezaevinde tutulduğu süre 180 günü aşmıştır. En temel insan haklarından olan çalışma hakkı ellerinden alındığı için açlık grevi yapan akademisyen Nuriye Gülmen ve öğretmen Semih Özakça tutuklanmıştır. Aralarında eş genel başkanlarının da bulunduğu HDP milletvekilleri halen cezaevindeyken, dikta rejimi bu kez CHP Milletvekili Enis Berberoğlu’nu MİT tırları görüntülerinin yayınlanması davası kapsamında 25 yıl hapse mahkum ederek tutuklamakta tereddüt etmemiştir.

Gelinen noktada FETÖ mücadelesi çoktan amacından sapmış, samimiyetten uzak bu söylem “parti devletinin sopasına” dönüşmüştür. En ufak bir muhalefet dahi uzun tutuklama ve mahkumiyetlerle sonuçlanırken, AKP’li damatların kısa sürelerde tahliye edilmeleri, hakim ve savcıların bağımsızlığını yitirdiğini ve yargının siyaset kurumunun tavrına göre şekillendiğini gözler önüne sermiştir. Adil yargı ilkesi ayaklar altında çiğnenirken, adalete inanç ve güven zedelenmiştir. Zaten AKP’nin 17-25 Aralık yolsuzluk soruşturmalarına kadar Fethullahçılarla iç içe oldukları ve birlikte hareket ettikleri düşünüldüğünde; FETÖ’nün bu iktidar eliyle temizleneceği iddialarının ne kadar boş olduğu kolayca anlaşılabilir. Sonuçta 15 Temmuz Darbesi’nin üzerinden neredeyse 1 yıl geçmesine rağmen FETÖ’nün siyasi ayağı halen aydınlatılamamış, elebaşları yakalanamamış, olayın üzerindeki sis perdesi de kaldırılamamıştır.

“Tehlike henüz bitmedi”, “Yeni darbeler olabilir” gibi söylemlerle toplumda “darbe korkusunun” canlı tutulmaya çalışıldığı ve sürecin devam ettirildiği bir ortamda, CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun Ankara’dan İstanbul Maltepe Cezaevi’ne ulaşmak üzere başlattığı “Adalet” yürüyüşü önemli bir adımdır. Bu yürüyüşün başlangıç noktası Enis Berberoğlu’nun mahkumiyeti olsa da tüm kimliklerin üzerinde bir sloganla gerçekleştirilmesi, AKP’nin iktidara geldiği günden bu yana düzeyi giderek artan tüm hak ihlalleri ve hukuksuzluklara da tepki gösterildiği anlamını taşımaktadır. Ülkemizin bugün en çok adalete ihtiyacı vardır. Unutulmamalıdır ki referandumda “Hayır” diyen milyonlarca seçmenin ortak talebi de adalettir!

Referandum süreci; tüm hukuksuzluklara, baskı ve tehditlere karşın Cumhuriyet’i sahiplenerek, demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti için mücadele eden geniş bir taban olduğunu ortaya koymuştur. Türkiye’deki 30 büyükşehirden aralarında İstanbul ve Ankara’nın da olduğu 17’si referandumda “Hayır” demiştir. Eğitim ve bilinç düzeyi yükseldikçe gericiliğe verilen primin azaldığını gösteren bu sonuç önümüzdeki dönemde bizler için yol haritası niteliğindedir. 1980’den itibaren yürütülen gericileştirme projesine, bilimi ve aklı yok saymaya yönelik atılan onca adıma; eğitim sisteminin çürütülmesine, kültür endüstrisiyle toplum mühendisliği yapılmaya soyunulmasına karşın Cumhuriyet değerlerini yok edememişlerdir. Elbette 40 yıllık bu gericileştirme sürecinin bir çırpıda durdurulup aydınlık bir geleceğe evrilmesine imkan yoktur. Bizler öyle safsata mucizeler peşinde değiliz; akıl ve bilim ışığında atacağımız adımlara olan inancımızla mücadelemizi sürdürmeliyiz. İşte tam da bu nedenle umudumuz sona ermemiş, tam tersine güçlenmiştir.

Demokratik, laik, sosyal hukuk devleti ve Cumhuriyet’e inanan tüm toplum kesimleri için bu dayatmacı Anayasa değişikliğine karşı verilmiş olan mücadele büyük bir kazanımdır. Bu mücadeleyi yok etmelerine imkan da yok. Çünkü bu mücadelenin insan olmaya dayanan haklılığı ve meşruluğu vardır. İnsanı dünyadaki tüm varlıklardan ayıran en temel özelliği; değerler sistemiyle yarattığı kendine özgü dünyasıdır. Din ne kadar sömürü aracı

olarak kullanılırsa kullanılsın insan hayatına verilen değer, özgür düşüncenin durdurulamaz oluşu, gerçeğin ışıldayan parlaklığı bu mücadelenin haklılığını her zaman ortaya koyacaktır. Yani referandum kaybedilse de vicdanlarda kazanan demokratik, eşit, laik, hukuk devleti kurma özlemine dayanan Cumhuriyet ve özgürlükçü düşüncedir. Kimi tarihsel dönemeçlerde yenilmiş gibi görünen bu değerler mutlaka ama mutlaka kazanacaktır.

Dogmalardan uzak çağdaş bilim ve aydınlanmanın rehberliğinde yürüttüğümüz mücadele ile geniş toplum kesimlerine ulaşarak, kamuoyunu bilinçlendirmeye yönelik çalışmalarımızı etkin biçimde sürdürmeliyiz.

Sevgili Meslektaşlarım,

Tüm kurumların susturulduğu, zapturapt altına alındığı, sindirildiği bir ortamda TMMOB tarihsel birikimine de uygun bir şekilde korkmadan tavrını ortaya koymaya devam etmektedir. Kurulduğu günden bu yana halktan, emekten yana doğal ve tarihi çevrenin korunması için etkin mücadele veren TMMOB ve bağlı odaları, asla çizgisinden sapmayan onurlu duruşları nedeniyle referandum sonrasında bir kez daha hedef tahtasına oturtulmuştur. TMMOB ve bağlı odalarımızın seçim sistemini değiştiren; Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na hiyerarşik olarak bağlanarak yönetmeliklerimizin Bakanlık onayına tabi tutulması; idari ve mali denetim adı altında, denetim mantığını aşan ve Odalarımızı adeta Bakanlığın bir alt birimi haline getiren yeni yasa taslağı ortada dolaşmaktadır. Bu taslağın yasalaşması halinde, nispi temsil adı altında, meslek örgütümüzü zayıflatacak, yönetilemez kılacak bir durumla karşı karşıya kalacağız. Meslek alanımızın korunması; meslektaşlarımızın haklarının savunulması; demokratik, katılımcı ve istikrarlı bir yönetim oluşumuyla olanaklıdır. Yalnızca grup listelerinin yarıştığı, birey hukukunu bertaraf eden, grup listelerinin aldıkları oy oranında yönetimde temsil edileceği bir yapı, hiçbir yürütme organında olumlu sonuç doğuramaz. Bu şekilde seçilen yönetim kurulu örneği demokratik ve işleyen bir yapı ortaya çıkartamaz. Odalarımızı kaosa sürükleyecek bir adım atılmak istenmektedir ve TMMOB’ye, bağlı meslek odalarımıza rağmen bu düzenlemenin yürürlüğe konulması düşünülemez. Mühendislik, mimarlık ve şehir plancılığı meslek alanları, bilimden, teknikten, doğadan, demokrasiden, barıştan yana tavır aldıkları için güçsüzleştirilemez. Buna izin vermeyeceğimiz, meslek alanımızı korumaya devam edeceğimiz; doğru bildiğimiz tüm düşüncelerimizi ısrarla savunacağımız da bilinmelidir.

TMMOB Yasası’nın değiştirilmesine yönelik girişimler yeniden başlarken, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın suç duyurusu üzerine TMMOB Kimya Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu’nun görevden alınması için dava açılmıştır. Bilinmelidir ki; bu tür hukuksuz girişimler ile üzerimizde baskı kurmaya çalışan siyasi iktidar asla başarılı olamayacaktır. Aklın ve bilimin ışığına inanmış mühendis ve mimarlar ile onların örgütlülüğü hiçbir şekilde sindirilemez, yıldırılamaz. Ülke sorunlarının çözümü için mesleki bilgi ve birikimlerimizi bilim ve tekniğin yol göstericiliğinde kullanmaya devam edeceğiz.

Değerli Meslektaşlarım,

EMO Genel Kurulu’nda alınan A Tipi Muayene Kuruluşu (ATMK) ve Personel Belgelendirme Kuruluşu (PBK) kararlarına ve buna uygun olarak Yönetim Kurulu’nda alınan kararlara karşı çıkan bazı arkadaşlarımız, olağanüstü genel kurula gidilmesi için imza toplamıştır. Bizler referanduma karşı yoğun bir kampanya yürütürken “olağanüstü genel kurul kararı alınmadığı” gerekçesiyle dava açan arkadaşlarımız ne yazık ki EMO’ya “kayyum” atanmasını isteyecek kadar ileri gidebilmiştir.

EMO mevzuatı gereği kurumsal organlarında alınan kararları uygulamak zorundadır. ATMK ve PBK kararları 45. Dönem Genel Kurulu’nda delegelerin yüzde 40’ının katıldığı bir oylama ile alınmıştır. Üstelik meslek odalarının siyasi iktidar tarafından hedef alındığı bu zor dönemde, bireysel hırs ve isteklerin bir yana bırakılarak, kurumlara sahip çıkılması büyük önem taşımaktadır. Gün; tüm farklılıklarımız ve çatışmalarımıza rağmen ülkemiz, halkımız ve mesleğimizin aydınlık geleceği için ortak bir amaçta buluşma günüdür. Tüm bunları göz önüne alarak herkesi örgütümüz, örgütümüzün iç işleyişi, kurumsal yapılarımız, alınan kararlar, alınan kararların uygulanması, iç hukukumuz ve oluşturduğumuz gelenekler üzerinde düşünmeye ve buna uygun davranmaya çağırıyorum.

Dergimizin bu sayısında 2016 yılında gerçekleştirdiğimiz “EMO Mühendislik İstihdamı ve Mesleki Alan” araştırmasına ayrıntılı bir şekilde yer veriyoruz. Bu araştırmamıza katılarak mesleki alanıyla ilgili veri oluşturulmasına katkıda bulunan tüm üyelerimize teşekkür ediyoruz. Dergimizde EMO’nun meslek alanındaki mühendislik fakültelerinde lisans, lisansüstü ve doktora eğitimlerinin durumuna da değiniyoruz. Tüm bu verilerin özellikle bu yıl üniversite sınavına girerek tercih yapacak öğrenciler için de yol gösterici olacağına inanıyoruz. Bu kapsamlı çalışmaları yapan EMO Basın Birimi’ne, dergimizin bu sayısında ele aldığımız dosyamızın Editörü Orhan Örücü’ye ve yazılarıyla destek veren uzmanlara teşekkür ederim.

Saygılarımla...