Elektrik Mühendisliği · Sayı 235 · Temmuz 1976

REKLAMLARI İZLEDİNİZ

Toplum, demokrasi ve emek Görüş ve değerlendirme

Yıl
1976
Sayfa
3
Okuma süresi
9 dk
Görüntülenme
0

Konu

Toplum, demokrasi ve emek

İlgili: Mühendislik eğitimi

Anahtar kelimeler

  • Mario Lodi
  • Aydınlığa Doğru
  • televizyon reklamları
  • tüketim toplumu
  • İtalya eğitimi
  • Vho köyü

Özet

İtalyan öğretmen Mario Lodi'nin kitabından alıntılarla, bir ilkokul sınıfındaki öğrencilerin televizyon reklamları, tüketim toplumu ve kapitalist düzen üzerine yürüttükleri tartışma ve yaptıkları anket aktarılıyor.

Tam metin

Metin PDF'ten otomatik çıkarılmıştır; tablo, şekil ve formüller eksik ya da hatalı olabilir. Özgün dizgi için PDF'e bakın.

AfiftUUUAfti İZtfBiBU • tt

İtalya 'da Vho köyünün ilkokul öğretmeni Mario Lodi, kalıplaş mış eğitim sistemine karşı çı kıyor, öğrencileriyle birlikte somut dünya gerçeklerine daya nan bir eğitimi oluşturma de neyini "Aydınlığa Doğru" adlı kitabında* başarılı bir biçim de sergiliyor. Mevcut sistemin okulları da elbet sistemin bir aracıdır, diyor Lodi, ve sis temin aracı durumundaki okulun güdeceği hedef, insanları bir köle yığını olarak kabul eden; kendilerine yabancı, gerçek çıkarlarıyla hiçbir ilgisi ol mayan davaların hizmetinde kullanan sistemin hedefleriyle kaçınılmaz olarak özdeşleşe cektir. Sistemimiz kutsal mül kiyet ve kişisel girişim ilke leri üzerine kurulmuştur. Oy sa, biz öğretmenler öğreten ve yargılayan "otorite" yerine, çözümlemeye yardım eden, kav ratan "insan" olmalıyız ve an cak bu yolla katı otoritenin •hüküm sürdüğü bir ortamda opor tünizmi ve konformizmi doğuran "birinci" olma isteğini ve bencilliği çocuğun kafasından çekip atabiliriz, özgürlüğü, herkesin kendimiz kadar önemli ve değerli olduğunu, eşitliği okul sıralarından yaşamaya ve kavramaya başlamalıyız. Ama gel gör ki bu tür kavramların daha ilkokulun birinci sını fından geliştirilmeye başlan ması sistem için büyük tehli ke sayılır.

* Gerçekçi Bir Eğitim Denemesi Aydınlığa Doğru, Mario Lodi, Gözlem Yayınları, 1975

Dergimizin 211 / Temmuz 1974 sayısında bir başka İtalya kö yündeki, Barbiana'daki, öğren cilerin ortaöğretimin başarılı bir eleştirisini yaptıkları Barbiana öğrencilerinden Mektup adlı yapıtı alıntılarla tanıt maya çalışmıştık. Aydınlığa Doğru'da ise Vho köyü öğretme ninin günlüğünden beş yıllık ilkokul eğitimi boyunca çocuk ların doğayı, dünyayı, toplumu ve toplamsal koşulların neden sonuç ilişkisini nasıl kavra dıklarını adım adım izleyebi liyoruz.

1968 yılındayız. Mario Lodi'nin beşinci sınıfa gelmiş 17 öğren cisinin arasındayız.

rtkl{ İzi

Beşinci sınıf gediklilerinden Serenella on beş yaşında boyu neredeyse benimki kadar; küs tah, serbest tavırlı, boyundan büyük laflar eden tam bir za mane çocuğu! Ama öte yandan da yeni yetmeliğin tazeliğini ve saflığını taşıyor. Sınıfımıza gelir gelmez kargaşayı da bir likte getirdi. Ortaya attığı her düşüncede bilinçli bir edilgenlik yansıyor; kendi ken dine çok mutlu. Bu tavrıyla bizle çatıştıkça dünyayı kav rama inadımız sınanmış oluyor.

Sınıftaki varlığı ortalığı sü rekli karıştırıyor. Ona bakar sanız biz çağın, hayatın, her şeyin dışında yaşıyoruz. "Oku mak neymiş; düşünmek neyi hal leder?.. Nasıl olsa her şeyin bir çaresi bulunur! Başkaları mı? Onlardan bana ne? Ben, ken di işime bakarım. Efendim her kes kendi başının çaresine baksın; dünya işte günlük gü neşlik, neden değiştirecek mi sim? Bazıları aç kalıyorsa ben ne yapabilirim! Onlar da başla rının çaresine baksınlar..." "Hipiler şahane yaşıyor; sine ma ise bir harika. Televizyonda haberler fazla; şarkı, eğlence programlarıysa az..." Gözlerini kocaman kocaman açarak duvara dalıp gidiyor; yüzü mutluluktan ışıl ışıl. Orada neler görüyor ali ah bilir. Kendine gelince de, diğer gediklilerin hareket li laflamalarına katılıyor.

Düşünceleri sürekli tepki ve şaşkınlık yaratarak tehlikeli tereddütlere yol açsa bile Se renella'nın aramızdaki varlığı, dış dünya ile olan ilk çatış malarımızı tartışmamıza yol açıyordu. Bu yıl sonunda artık dağılacak olan öğrenciler, ha

THK»

yatı tek başlarına göğüslemek zorunda kalacaklarına göre şim diden direnç kazanmaları gere kiyor.

Serenella'nın gelişi sınıfımız için bu konudaki sınamaların gerçek başlangıcı oluyor, bana da tedirginliği kalıyor. Bur juva toplumunun gençler üzerin deki dayanılmaz baskısı karşı sında, eğitimcinin tek başına ne kadar çaresiz kaldığını çok iyi bildiğim için durumu titiz likle gözlüyorum.

Toplum yine başaşağı duruyor; din eski yerinde, değişen sa dece tanrılar. Gene cennetin peşinden sürükleniyoruz, yal nız bu kez buzdolaplarının, ça maşır makinelerinin, televiz yonların, amaç haline gelmiş araçların cenneti bu. Kişi dü şünen insan olarak her zaman horlanmış hatta taşla sopayla kovalanmıştır. Ama bir tüketi ci olarak gördüğü itibarın had di hesabı yok. Kendini uyutup kutsal mal hülyalarıyla avut mak için harikulade teknikler geliştirilmiş. Gerçekten yarar lı olan makineleşme, patronla rın elinde, yüzyıllardan beri yaratıcılık ve irade ile bir bütün halinde gelişmiş olan in san emeğini paramparça etmek için kullanılmakta. Düzen, in sanları alabildiğine yalnızlaş tırıp tek başlarına bırakarak tüketim mallarına esir etmeye çalışıyor. Asıl hedef birlik teliği önlemek. İnsan, stadda, yüzbinlerin arasında yapayal nız, gerçek adaletsizliğe para vanalık eden hakeme avazı çık tığı kadar bağırır. Kendisi gibi yalnızlığa itilmiş karı sından ve çocuklarından kopuk, koltuğa gömülmüş, tutsağı ol duğu televizyonda Kessel Kar deşlerin çıplak bacaklarını ve ya futbol maçlarını seyretmek tedir. Falavralığını bile bi le her gün yine aynı şarkıları dinler.

Bütün bunlar: spor, şarkılar, bilgi yarışmaları, malların yüce savaşı reklamlar arasına sıkıştırılmıştır. Sabun tozla rı, buzdolapları, televizyon lar, şampuanlar, sabunlar ne yapıp yapıp mutlaka satın al mamız gereken mallar... Satın aldırtmak için her yol kulla nılmaktadır. Grieg'in müziğin den masal kahramanlarına ka dar... İnsanı bunlara kavuştu ran para özgürlüktür, güçtür,

her şeydir, Televizyonu seyre den sonunda yenilir, sistemin mantığını kabul eder. Daha da fazlasını kazanmak için müca deleye girişir. İnsan düzene bir kez yenilince, sanki kur tuluş yokmuş gibi her geçen gün direnci biraz daha kırılı yor.

Serenella batağın içinde. Şim dilik mutlu ama sendeliyor. Gü nün birinde büyük bir doğallık la şunları söylüyordu: "Bir ak şam televizyonda reklamları iz liyordum. Ekranda güzel, çok güzel bir kadın yüzü belirdi. Saçları arkaya taranmış, göz leri boyasızdı! Yüzü melek ka dar güzeldi. Kendi kendime 'ne kadar, güzel!' dedim. Aynı anda yumuşacık bir ses 'Böyle taze bir cilt ancak Kaloderm'le müm kündür' dedi. Kadın yüzünü ok şadıkça, ses 'Kaloderm kremi* diyordu. Ellerime ve yüzüme baktım. Hiç de güzel değildi gencecik de olsa Serenella' nın elleri köy yaşamının izle rini taşıyordu ve bir gün an nem Leokrem almaya yolladığı zaman o güzel kadının yüzünü hatırlayarak Kaloderm kremi aldım. 0 günden beri Kaloderm kullanıyoruz. Aslında hepsi de aynı ellerim hâlâ güzelleşme di..."

0 kadar çok reklam yapıyor lar ki insan ne alacağını şa şırıyor! diyor Lorena.

Televizyon seyrederken insan bütün malların aynı olduğunu sanıyor ama aslında öyle ol mayabilir. Televizyon tüke ticiye en iyisini seçmek için yardımcı olmuyor. Herkes, en iyisi benimki diyor.

Resmen aldatmaca bu.

Çeşitli görüşler ve çeşitli tepkiler beliriyor. Televizyon reklamlarına'karşı tavırların iyice ortaya çıkması için an ket yapıyoruz. Sonuçlar şöyle:

Çocukların tümü reklamları iz liyor.

On sekiz çocuktan on beşi, rek lam edilen malların çoğunu isimleriyle hatırlıyor.

On sekiz çocuktan dokuzu, rek lamı yapılan malları tercih edip alıyor.

Anketin sonuçlarından çok, Do natella'nın şu açıklaması il giyi çekiyor:

Annem önlüğündeki taze ot le

kesini bir türlü çıkaramıyor du. Televizyonda Ola ile bü tün lekelerin kaybolduğunu görünce alıp denedi. Çıkmadı. Bunun üzerine öteki temizle me tozlarını denedik. Gene çıkmadı. Sonunda annem çok kızdı, "bunların hepsi dolan dırıcı" dedi. Bir gün bakkal da, televizyonda reklamı ol mayan bir ilaç bulmuş, leke yi bununla çıkarabildi. Bu olaydan sonra televizyonun bizi nasıl aldattığını kendi kendime sordum. Şöyle alda tıyorlar. Suyun içine pis gömleği atarken filmini çe kiyorlar. Sonra stop! Arka sından kirliyi çıkarıp yeri ne temizini atıyorlar, onu da filime çekiyorlar. Sonra ayrı ayrı parçaları birleş tirip bize seyrettiriyorlar. Seyreden de inanıyor tabii; tıpış tıpış gidip sabunu alıyor. Parası boşa gidiyor, yapanın da cebi doluyor.

Anlatılan olaydan sonra, bugü ne kadar çoğunluk tarafından zevkle seyredilen reklam prog ramlarına karşı ilk mırıltılar yükselmeye başlıyor. "Reklam insanı kazıklar." "Çevirdikle ri dolaplara bak!" "Yaptıkları o güzelim çizgi filimlere ya zık. Bir yığın yalan söylemek için o kadar emek..."

Ortaya çıkan tepki, aldatmaca yı gizleyen perdenin aralandı ğını gösteriyor. Olayı eşele mek için Tiberio'ya soruyorum:

Sizin dükkanda yapılan pek simetleri neden televizyon ' da reklam etmiyorsunuz?

İlk önce şaşıran çocuğun yüzü sonradan aydınlanıyor:

Televizyon reklamlarının her bir dakikası bir milyon li rete geliyor. Tabii artist ler hariç, üstelik bir de tu tarsa, nal yetiştirmek için yeni makineler filan gereke cek. Bunlar kaç milyona pat lar biliyor musunuz öğret menim! Çok para ! Benim işim bana yeter. Televizyonu kul lanabilen büyük sanayiciler dir ancak. Biz satarsak ma lımızı iyi olduğundan satı yoruz. Bu da bir haksızlık. Neden malını tanıtabilmek için televizyonu sadece zen ginler kullansın?"

Reklamlar savaş aracıdır, di yor Umberta gülümseyerek. Bü yük firmalar müşteri kapabil

rmmr

mek için birbirlerini yiyor lar. Örneğin Kaloderm Sere nella'yı Leokremden çaldı.

Şimdi, size göre reklamların eğitici, bilgi verici bir yanları var mı?

Tiberio: "Hayır. Çünkü gözeti len, halkın yararı olmuyor. Pisacane'nin dediği gibi tek nik gelişme, eğer yarattığı zenginlik üç dört kişinin elin de birikecekse, bundan kimse cikler yararlanamayacakça, faydadan çok zarar getirir."

Angelo: "Donatella'nın annesi televizyona kanıp aldığı temiz leme tozundan yarar görmezse, televizyonu şikayet edebilme li."

Fabio* "Bence televizyon yapı lan reklamların eleştirisine yer vermeli."

Angelo: "Televizyona vergi ödü yoruz madem, aldatılınca da şi kayet etme hakkımız olmalı."

Fiorella:"Anayasaya göre hepi miz eşitiz, öyleyse televizyon karşısında da eşitiz. Peki patronlar bunu her gün biraz daha zengin olmak için kulla nabiliyor da biz tüketici ola rak haklarımızı neden arayamı yoruz?"

Cosetta: "Çünkü daha kölelik ten kurtulamadık. Çünkü çoğun lukla gerçekten gerektiği için değil, bizi zorladıkları için satın alıyoruz."

Umberta: "Sanki bütün derdimiz onları zengin etmek ! Bir malı alırken iyi mi, kötü mü hiç bilemiyoruz."

Tiberio: "özellikle yiyecekle rin kimyasal analizleri yapıl malı."

Antonio: "Sağlık Bakanlığı ne güne duruyor?"

Fabio: "Danaların kıçlarına, darada ağır çeksinler diye Al man iğnesi vurdukları zaman Bakanlık "toptancıların hakla rı"nı korumak için kanun çıka rıp yasaklamıştı. Bütün pazar larda jandarmalar devriye ge zip hayvanları ve etleri kon trol ediyorlardı."

Tartışma uzadıkça uzuyor. So nunda oylanmak üzere üç öneri ortaya çıkıyor:

Gianpetro: "Reklamların prog ram sonunda gösterilmesini öne riyorum. Böylece isteyen varsın

seyretsin. Serenella: "Televizyon olduğu gibi kalsın. Reklam programla rı her zaman arzuladığım şey leri gösteriyor. Satın alamı yorum ama olsun, hiç olmazsa seyrediyorum. Ayrıca bana kal sa, dünyayı da değiştiremez dim. Tabii her tarafı o kadar iyi değil ama olsun, hiç mi iyi yanı yok ! Mesela sinema, dans etmek, sonra panayırlar. Bana kalırsa fakirler hep fa kir kalacaklar; istedikleri kadar yardım görsünler." Tiberio: "Bana göre tam tersi. Yirmi yıl önce İtalya'da faşizm vardı. Eğer herkes durumun de ğiştirilemeyeceğini düşünsey di, bu gün faşizm hâlâ tepemiz de duracaktı. Fakat mücadele eden insanlar vardı. Faşizmi de yendiler. Her şeyin değişe bileceğini söylüyorum: Tele vizyon, düşünceler, kanunlar... Her bir şey. Fakat bütün bun ların değişmesini sağlayabil mek için birlikte mücadele ge rekir. Eğer ben şimdi televiz ( Ferruh Dogan,Polltika )

yonun değişmesi gerektiğini söylüyorsam, buna Antonio, Fa bio ve daha birçokları katılır sa sesimizi duyurabiliriz, so nuca ulaşabiliriz. Serenella dans etmesini seviyor ama baş ka insanların da dansı sevdi ğini unutuyor. Vietnamlılar gibi savaştıkları için veya açlığın sefaletin pençesinden kurtulamadıkları için yığınla insanın dans etme olanağı bu lamadığını öğrenmeli. Herkesin görevi dünyayı değiştirmektir." Bu üç öneri oya sunuluyor. On yedi kişi arasında yapılan oy lamadan alınan sonuçlar şunlar: a. Reklamlar televizyon prog ramının en sonuna konsun (Gianpietro'nun önerisi): 1 oy. b. Televizyon programları ol duğu gibi kalsın (Serenel la' nın önerisi): 4 oy. c. Reklamların kaldırılması gerekir; dünya değiştiri lebilir (Tiberio'nun öneri si): 12 oy.