Elektrik Mühendisliği · Sayı 380 · 1991 / 4
İÇİMİZDEN BİRİ
Mühendislik eğitimi Söyleşi
- Yıl
- 1991
- Sayfa
- 5
- Okuma süresi
- 10 dk
- Görüntülenme
- 0
Konu
İlgili: Kadın ve toplumsal cinsiyet, Bilim, teknoloji ve meslek tarihi
Anahtar kelimeler
- ODTÜ
- Elektrik ve Elektronik Mühendisliği Bölümü
- YÖK
- üniversite-sanayi işbirliği
- beyin göçü
- 1402 sayılı yasa
Özet
ODTÜ Elektrik ve Elektronik Mühendisliği Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Mübeccel Demirekler ile yapılan söyleşide, 1970'lerden 1990'lara üniversite eğitiminin, YÖK'ün etkisinin, beyin göçünün ve üniversite-sanayi işbirliğinin değişimi ele alınıyor. Ayrıca lisans ve lisansüstü eğitimdeki motivasyon eksikliği ve araştırma düzeyi sorunları tartışılıyor.
Tam metin
Metin PDF'ten otomatik çıkarılmıştır; tablo, şekil ve formüller eksik ya da hatalı olabilir. Özgün dizgi için PDF'e bakın.
S
Prof. Dr. Mübeccel DEMİREKLER:
"ÖĞRENCİLER, ÖĞRENMEK İSTEMİY ORLAR11
1970 yılında ODTÜ'ye döndüğümde ilk tez öğrencim olmuştu Mübeccel. Önce yük sel lisans sonra da doktora çalışmasını yönetmek ayrıcalığına sahip oldum. Şimdi de onunla aynı bölümde hoca olmak ayrıcalığını sürdürüyorum. Akademik hayatta inceyi kalından, gösterişi içerikten ayıran çizgiyi farketmek iyi dikkat ister. Sıradan bir fikrin ya da görüşün içinde çoğu kez büyük büyük laflar, gösterişli klişeler, ilk bakışta, ikna etme gücü olabilecek yönler olabilir. Kesme gücü olan bir zekanın ürettiği bir üründe ise ilk bakışta anlaşılmayan ve dikkat çekmeyen bir incelik vardır ki bunu anlayan anlar, anlamayan da anlamaz. İşte bu incelikleri üretebilen ve üretilebildiği vakit hemen anlayabilen istisna bir kafa gücüne sahiptir Mübeccel. Sanırım bu analitik yeteneği ve zekasının verdiği güçle bir konu açıldığı vakit eğer konuya hakim değilse "bilmiyorum" — konuyu birçok kişi den daha iyi biliyor olabilir— diyebilmek cesaretine de sahiptir. Kısacası Mübeccel gerçek bir akademik ortamın gerektirdiği özelliklerin bence bir tanımını oluşturu yor. Bu özelliklere bir de onun yumuşak, duyarlı ancak gerektiği bağlamlarda ciddiyetten, ilkelerinden ve daha da önemlisi aklının ürettiğinden en ufak bir taviz vermeyen dostluğunu eklerseniz kendimi niye ayrıcalıklı saydığımı anlayabilirsiniz. Umarım onu yeterince tanımayanlar onun sessiz ve mütevazi kişiliğine kanıp ince ile kaim arasındaki bu değerli farkı ıskalamazlar.
Kemal İNAN
104 380 ELEKTRİK MÜHENDİSLİĞİ
Söyleşi: Hüseyin Y AVUZ
Yeni gelen öğretim üyeleri, Bölüm,
Üniversite, EMO gibi kuruluşların yönetiminde aktif görevler alarak radikal değişiklikler yapmak isteyen kişilerdi. Bu isteklerini büyük ölçüde yerine getirdiler de.
• Meslek olarak elektrik mühen disliğini ve üniversiteyi seçişiniz ve bugüne kadar ki meslek yaşa mınızı anlatır mısınız?
D Lise yıllarında en çok ilgi duydu ğum ve en başarılı olduğum ders matematikti. Ben de matematik ağırlıklı olduğunu sandığım ve bana o yaşlarda diğer mühendislik dalla rına göre daha "bilimsel" gözüken elektrik mühendisliğini seçtim. O günden beri iyi bir seçim yaptığımı düşünüyorum.
Üniversiteyi seçme olayına gelince, bu seçimi lise yıllarında yapmıştım. Yine o yıllarda ve üniversite öğren ciliğim sırasında, üniversite gözüm de zihinsel ve mesleki tatmin sağla yabileceğim tek yerdi. Daha sonraki meslek yaşantımda bu kararı değiş tirmeyi zaman zaman düşündümse de halen üniversitedeyim.
Üniversite öğrenciliğim sırasında öğrenci asistan olarak çalıştığım bölüme, mezun olduğum yıl girdim. Yüksek lisans ve doktora derecele rini yine ODTÜ Elektrik ve Elektronik Mühendisliği bölümünde aldım. Da ha sonra aynı bölümde doçent ve profesör oldum.
• ODTÜ'den mezun oldunuz.
Y üksek lisans, doktora yaptınız, tüm akademik yaşamınızı burada geçirdiniz. ODTÜ'yü hem öğrenci hem öğretim üyesi olarak tanı yorsunuz.
Bugünkü ODTÜ'yü öğrencilik yıl larınızdaki ve Y OK öncesi ODTÜ ile (eğitim, araştırma ve üniversi te olarak) karşılaştırabilir misiniz. Bu uzun süre içinde öğrencilerin ve öğretim üyelerinin öğrenme, öğretme çabaları ve üniversite den beklentileri nasıl bir değişi me uğradı?
D ODTÜ ve özel olarak Elektrik ve Elektronik Mühendisliği Bölümü, benim öğrenci olduğum 1960 70 yılları ile 90'lar arasındaki süre içer sinde doğal olarak birçok değişiklik ler geçirmiştir. Bu değişimde yaşa dığımız toplumsal çalkantı ve olay ların yanı sıra elektronik konusunda dünyada yaşanan büyük gelişmenin de özellikle son yıllarda etkili oldu ğunu sanıyorum.
Benim öğrencilik ve asistanlık yılla rım, ODTÜ'nün ilk kuruluş yıllarının hemen arkasından gelen, ilk kuşak mezunlarının yurt dışında doktora yapıp ODTÜ'ye döndükleri yıllardı. 1968 ve hemen sonrası aynı za manda toplumsal açıdan çok hare ketli, öğrencilerin politika ile yakın dan ilgilendikleri zamanlardı.
Yeni galen öğretim üyeleri, Bölüm, Üniversite, EMO gibi kuruluşların yönetiminde aktif görevler alarak radikal değişiklikler yapmak isteyen kişilerdi. Bu isteklerini büyük ölçüde yerine getirdiler de. Bu dönemde bütün işleyiş kurumsailaştırılmaya çalışıldı. Örneğin müfredat, yüksek lisans, kurumsailaştırılmaya çalışıl dı, örneğin müfredat, yüksek lisans, vb. konularda günümüze kadar iş levselliğini koruyan komiteler kurul du. Ders seçiminde, içeriklerde, program düzenlenmesinde önemli değişiklikler yapıldı.
O yıllar öğrenciler açısından öğretim
380 ELEKTRİK MÜHENDİSLİĞİ
üyelerinden daha da fazla olmak üzere, eskinin eleştirildiği büyük bir değiştirme arzusunun yaşandığı yıl lardı.
Daha sonraki yıllarda, bu coşku ve onun verdiği kendine güven duygu su önemli ölçüde yitirildi, buna kar şın teknik yetersizlik duygusu, sanı rım, bugünkü öğrenciler dahil, halen devam etmekte. 1974 77 arası, okuida giderek artan boykot olayla rına, uzun süreli okul kapatma ola yına karşın temel yapıda önemli bir değişiklik olmadan geçen yıllardı.
1970'li yılların sonuna gelindiğinde, yine içinde bulunduğumuz toplum sal ortam nedeni ile bölümden önemli ölçüde tecrübeli öğretim üyesi ayrıldı. 1980'li yılların başla rında ve devam eden yıllarda üni versite kavramı toplum ve devlet gözünde değerini yitirdi. Bu değer yitiminin somut bir örneği o yıllarda üniversiteye ayrılan paranın azlığın dan ötürü okul kütüphanesine he men hemen hiç kitap alınamaması dır. Yine aynı yıllarda YÖK kuruldu. YÖK'ün getirdiği rotasyon (öğretim üyelerinin değişik şehirlerdeki üni versitelerde görevlendirilmesi) olgu su ve hemen arkasından gelen 1402 sayılı yasa, üniversitelerde çok bü yük huzursuzluklara neden oldu. Gerek 1402 sayılı yasaya göre doğ rudan işten çıkarma, gerekse yara tılan huzursuzluk ortamı nedeni ile olan ayrılmalar, tecrübeli bölüm öğ retim üyesi sayısını yeniden düşür dü. Bölüm (üniversite) bu yıllarda artan öğrenci ve '1970'lerin başın dan itibaren en düşük öğretim üyesi sayısıyla birlikte yeni bir döneme girmiştir. Bu yeni dönemde yitirilen tecrübeli öğretim elemanlarının yanı sıra asistan olmak isteyen nitelikli kişilerin sayısında da çok büyük dü şüşler olmuştur. Araştırma görevlili
j ği akademik yaşantının başlangıç
basamağı olmaktan çok geçici, az
I paralı rahat bir IŞ veya yüksek lisans
öğrenimi sırasında alınan bir burs
gibi algılanmıştır. Yine bu yıllarda
i
.
106 380 ELEKTRİK MÜHENDİSLİĞİ
yoğun bir beyin göçü yaşanmış ve yüksek not ortalamalı mezunlarımı zın hemen hemen tümü ABD'ye git miş, bunların çok azı daha sonra geri dönmüştür. Bu yıllarda öğrenci lerin okula, öğretim üyelerine ve kendi bilgilerine duydukları güven ve saygı azalmıştır. Yine YÖK'le bir likte öğretim üyeleri arasında, daha önce ODTÜ'de pek olmayan, yoğun bir akademik unvan edinme yarışı başlamıştır. Bu yarış başka bazı so nuçlarla birlikte, yayın sayısında da fazla olmamakla birlikte bir artışa neden olmuştur.
1980'li yılların bir başka önemli ola yı, dünya elektronik sanayiindeki çok hızlı gelişimin Türkiye ve üni versiteye yansımasıdır denilebilir. 1970'lerin başından beri sözü edilen ama bir türlü gerçekleştirilemeyen üniversite/sanayi işbirliği bu dö nemde çok sınırlı da olsa başlatıl mıştır. Bu da bölüm işleyişinde, son 5 yıl içinde ders programlarından doktora yeterlilik sınavına kadar çe şitli alanlarda değişikliğe neden ol muştur.
Günümüze geldiğimizde özellikle son üç yılda, maddi koşulların göre celi düzeldiğini buna paralel olarak gerek öğretim üyesi gerekse nitelikli
araştırma görevlisi sayısında büyük artışlar olduğu söylenebilir. ABD'ye olan yoğun göç, bu ülkenin de deği şen koşullarından ötürü burs ver memesi nedeni ile, son iki yılda çok azalmıştır. Sınırlı da olsa başlatılan üniversite/sanayi işbirliği, nitelikli in san emeğinin belirgin bir amaç doğrultusunda yönlendirilmesine katkıda bulunmuştur.
• Türkiye üniversitelerindeki eğitim ve araştırma düzeyi ulus lararası ya da sizin olması gerek tiğini düşündüğünüz düzeyin ne resindedir? Düşükse nedenleri ve iyileştirme yolları nelerdir?
D Ben bu konuda kendi bölümü me ilişkin gözlemleri aktaracağım. Lisans düzeyinde eğitim açısından bakıldığında, bölümümüzdeki eği tim, gelişmiş ülkelerdeki eğitim dü zeyine yakın gözükmektedir. Bölü mümüz eğitim programı gerek oku tulan dersler, gerekse ders içerikleri yönünden sürekli gözden geçiril mekte ve güncelleşmektedir. Bu değişimler sırasında özellikle ABD üniversiteleri örnek olmakla birlikte, "Türkiye'nin gereksinimleri" tartış ması da gündemde tutulmaktadır. Mühendislik eğitiminin zorunlu bir aracı olan laboratuvar konusunda
Eğitim düzeyini tartışmanın bir başka boyutu da öğrencilerin verilenin ne kadarını aldıklarıdır. Eğitime bu yönünden baktığımızda, yeteneklerinden hiç şüphe duymadığımız öğrencilerimizin öğrenme işine pek ilgi duymadıkları söylenebilir. Ayrıca bu durumu diğer üniversitelerimize genelleştirilebileceğini sanıyorum.
pratik açıdan yetersiz" düşüncesi olduğunu sanıyorum. Türkiye'nin teknolojik düzeyinin daha bilgili mü hendislere gereksinim duyması, yi ne aynı nedenle üniversite endüstri işbirliğinin artmasının sorunun çö zümünde en önemli etmen olacağını düşünüyorum.
ise durum olması gereken düzeyin altındadır.
Günümüzde laboratuvarlarla birlikte bilgisayar kullanımı da iyi bir eğitimin kaçınılmaz bir parçasıdır. Son yıllar da öğrencilere sunulan bilgisayar kullanım olanaklarında belirgin bir artma olmuştur, önümüzdeki yıllar da amaçlanan, bilgisayar ders anla tımında aktif kullanımı ve bunun yanı sıra laboratuvar ön çalışması, ödev hazırlanması gibi konularda öğren cinin doğrudan kullanımının sağlan masıdır.
Eğitim düzeyini tartışmanın bir baş ka boyutu da öğrencilerin verilenin ne kadarını aldıklarıdır. Eğitime bu yönünden baktığımızda, yetenekle rinden hiç şüphe duymadığımız öğ rencilerimizin öğrenme işine pek ilgi duymadıkları söylenebilir. Ayrıca bu durumu diğer üniversitelerimize ge nelleştirilebileceğini sanıyorum.
Eğitim düzeyini önemli ölçüde dü şürdüğüne inandığım bu ilgisizliğin bir nedeni üniversiteye girişte yanlış dal seçmek olabilir. Ama asıl önemli nedenin, öğrencilerde zaman za man gözlediğim "üniversitelerde okutulan dersler teorik, dolayısıyla gereksiz (ve zor) aynı zamanda
Y üksek lisans ve doktora eğitimine gelince, dersler konusunda yine olumlu düşünceler ileri sürülebilir. Lisans üstü düzeyde de dünyadaki gelişmeler izlenmekte, bunun sonu cu olarak her yıl birkaç yeni ders li sans üstü programına eklenmekte dir. Ne var ki lisans öğrencilerinde görülen "motivasyon eksikliği" yük sek lisansta da devam etmektedir. Bu eksikliğe rağmen yüksek lisans ve özellikle doktora programındaki en büyük aksaklık derslerde değil, tez çalışmasında ortaya çıkmakta dır. Doktora programının bir diğer önemli sorunu ise doktora öğrencisi sayısındaki azlıktır. Bu azlık yine üniversite dışında doktora düzeyin de bilgiye veya bilgili mühendise ih tiyaç duyulmamasından kaynaklan maktadır.
Araştırma düzeyi konusuna gelince, üniversitedeki araştırmaların büyük çoğunluğu yüksek lisans veya dok tora tez çalışması olarak yapılmak tadır. Az sayıda araştırma ise (bun ların içinde yine tez çalışmaları da olabilir) bazı projeler etrafında yo ğunlaşmış ve proje amacı doğrultu sunda yapılan araştırmalardır. Ben verimli bir araştırmanın planlı, he defli, kollektif bir çalışmanın ürünü olabileceğine inanıyorum. Bu da bir grup insanın bir proje çerçevesinde ortak çalışması anlamına gelmekte dir. Ne var ki bu tür projeler az ge lişmiş bir üniversite/sanayi işbirliği ortamında pek oluşamamaktadır. Akademik açıdan doyurucu, aynı zamanda uygulama alanı olabilecek projelerde çalışma olanağı oldukça kısıtlı olduğundan araştırma yapma dürtüsü büyük ölçüde diploma veya akademik unvan elde etme çabası
380 ELEKTRİK t (\rj MÜHENDİSLİĞİ J L U /
na indirgenmiş durumdadır. Bu du rum ise, gerçekten yetenekli birçok insanın emeğin verimli kullanılması yerine, gereksiz kısır dallarda kay bolması sonucunu doğurmaktadır.
Bütün bu konuştuklarımızdan araş tırma düzeyinin düşüklüğü sonucu ortaya çıkmaktadır. Bu sonuçtan da öte bence önemli olan ne için araş tırma yapıldığı sorusudur. Bu soru nun cevabı, yalnızca dipbma almak, dış yayın yapmak, akademik kari yerde ilerlemek olacaksa sağlıklı bir araştırma ortamından sözedilemez.
• Üniversitelerde yapılan araş tırmaların ülke kalkınmasındaki yeri nedir? Bu araştırmaların ül kemiz gereksinimlerini karşıla maya yönelik yapılması nasıl sağlanabilir?
D Üniversitelerde yapılan araştır maların ülke kalkınmasındaki bir yeri olabilmesi için ülkenir problemleri nin çözümüne katkıda oulunucu bir nitelikte olması gerekmektedir. Bu da bizi yine pek de çözemediğimiz sağlıklı bir üniversite/sanayi işbirliği oluşturma sonucunu getirir. Bu so runun çözümlenememesindeki ana
nedenin her iki tarafın amaçları ara sındaki farklılık olduğunu düşünüyo rum. Bu tür işbirliğinde üniversite tarafı akademik ve teorik düzeyi yüksek bir takım çalışmalar yapmak isterken (ki bence de mutlaka böyle olmalı) sanayii kuruluşlarını genel likle bazı somut problemlerinin ivedi bir biçimde çözülmesini amaçla maktadırlar. Bu sorunun iki tarafı da tanıyan ana kuruluşlarca, örneğin çeşitli kuruluşların ARGE birimleri tarafından çözülebileceğini sanıyo rum. Kaldı ki giderek artan daha üst düzeyde bilgi ihtiyacının yakın bir gelecekte böyle bir işbirliğini zorla yacağı söylenebilir.
• Siz bir bilimadamı (bilimkadı nı) olmanızın yanı sıra evli ve an nesiniz. Üniversitede olduğu ka dar evde c?e büyük bir sorumiuluk ve yoğun bir çalışma içerisinde siniz. Bu durum meslek yaşamı nızı nasıl etkiliyor?
• 19 yıllık evli ve 17 yaşında bir oğlu ile 11 yaşında bir kızı olan bir anne olduğumdan bu soru veya benzerleri, bana, birçok kez, kız öğ rencilerimiz veya araştırma görevli lerimizce de soruldu. Onlara verdi
ğim cevabı size de tekrarlayacağım. Bence çocuk yetiştirmek oldukça fazla enerji ve zaman isteyen ciddi bir iştir. Bu da mesleki yaşamda kullanılabilecek enerjinin önemli bir bölümünün bu işe ayrılması anlamı na gelmektedir. Ayrıca toplumun kadından beklediği işinden çok da ha fazla ailesine önem vermesidir. Bu beklenti, kadının, mesleği konu sundaki isteklerini, evlilik veya an nelik olayından sonra büyük ölçüde yitirmesine neden olabilir. Sonuç olarak evliliğin ve özellikle çocuk sahibi olmanın, kadının mesleki ya şantısını olumsuz yönde etkilediğini söyleyebilirim. Sözü edilen meslek akademisyenlik olduğunda, en yo ğun çalışma gerektiren, en verimli olabilinecek yıllarla, çocuk doğurup büyütme yıllarının aynı zamana gel diği göz önüne alınırsa bu olumsuz etkisi daha da büyük olabilir.
Durumun bir ölçüde düzeltilmesinde en büyük etmenin, kadının önce kendisinin ve sonra yakın çevresinin (anne baba eş) onu yalnızca bir eş ve anne olarak değil, aynı zamanda meslek sahibi bir insan olarak da görmeleridir diyebilirim. Böyle bir bakış açısı aile içindeki dayanışmayı artıracak ve çocuk sahibi olmanın getirdiği ağır yükün paylaşılmasını sağlayacaktır. Ben kendi yaşantım da, bu konuda kendimi şanslı say maktayım.
• Kadın hakları konusunda ne düşünüyorsunuz?
D Bu konuda, kısaca her iki cinsin eşit haklara sahip olması gerektiği ne inanıyorum. Bu hakların içinde doğal olarak eğitim ve meslek sahibi olma hakkı vardır.
Meslek seçiminde kadınlara, başa rılı olamayacakları ön yargısı ile bir takım kısıtlamalar konmasına karşı yım. Kadınların seçtikleri herhangi bir meslekte başarılı olmaları için, erkekler için de doğru olduğu gibi, mesleklerine saygı duyup önem vermeleri gerektiğini düşünüyorum.
108 380 ELEKTRİK MÜHENDİSLİĞİ