Elektrik Mühendisliği · Sayı 460 · Mart 2017
MEMLEKETİN “HAYRINI” DÜŞÜNMEK
Toplum, demokrasi ve emek Görüş ve değerlendirme
- Yıl
- 2017
- Sayfa
- 2
- Okuma süresi
- 4 dk
- Görüntülenme
- 0
Konu
İlgili: Mevzuat ve hukuk
Anahtar kelimeler
- 16 Nisan Referandumu
- başkanlık sistemi
- Anayasa değişikliği
- OHAL
- demokrasi
- laiklik
Özet
Yazar, 16 Nisan 2017 Anayasa referandumu öncesinde başkanlık sistemi tasarısını eleştirerek kuvvetler ayrılığının ortadan kalkacağını, tek adam yönetiminin güçleneceğini ve demokrasi, hukukun üstünlüğü ile özgürlüklerin zarar göreceğini savunuyor; 'Hayır' cephesinin toplumsal dinamizmine ve umuduna dikkat çekiyor.
Tam metin
Metin PDF'ten otomatik çıkarılmıştır; tablo, şekil ve formüller eksik ya da hatalı olabilir. Özgün dizgi için PDF'e bakın.
Prof. Dr. Hayri Kozanoğlu
16Nisan’da referandum için sandık başına gideceğiz. Göreceksiniz Türkiye üzerine giydirilmeye çalışılan
erbabı, iş alemi tüm zevat RTE’nin ayağına gitmek zorunda kalacak, “tüm işler” buradan bağlanacaktır.
deli gömleğini reddedecek. Tıpkı Gezi günleri gibi umutlu, özgüvenli, dinamik bir sürecin önü açılacak; solcular, sosyalistler, cumhuriyetçiler, laikler açısından ülkenin makûs talihi yenilecek. Bu noktada işimiz bitmeyecek; belki zor, zahmetli, uzun bir mücadele dönemi bizi bekleyecek.
Yasama-yürütme-yargı arasındaki kuvvetler ayrılığı ilkesinin esamesi bile okunmayacak, “güçler uyumu” saçmalığıyla ısıtılıp önümüze getirilen baskıcı bir rejim yaratma projesinin son virajı da dönülmüş olacaktır.
Ama inanın yeni bir şevkle, heyecanla, dinamizmle
Başkan aynı zaman da partiyi de yönetecek, Meclis
sorumluluklarımızın gereğini yerine getireceğiz.
Birlikte izliyoruz, tartışmalar hararetlendikçe “Evet” bloku zayıflıyor; Anayasa değişikliğinin, “millete”, “memlekete”
Karşımızda artılarıyla eksileriyle bir başkanlık rejimi
grubunu adeta “tek seçici” hüviyetiyle belirleyecektir. Bakanlar kurulunu da tamamen keyfiyen, “ailenin meclisinin” kararlarıyla oluşturacaktır.
Kötü yöneten ve halk desteğini yitiren
hiçbir yarar getirmeyeceği, tüm gücü kim olduğu bilinen “tek adamın” elinde toplamaktan başka bir amacı
tasarımı da yok. Sadece RTE’nin arzu ve ihtiyaçları
başkanı bile dönem sonuna kadar değiştirmek, dengelemek, denetlemek için demokratik bir mekanizma işletiolmadığı anlaşılıyor. Karşımızda artı- doğrultusunda hazırlanmış, lemeyecektir. Bu durumun “memnularıyla eksileriyle bir başkanlık rejimi tasarımı da yok. Sadece RTE’nin arzu
demokrasi, çoğulculuk, insan
niyetsiz” kitlelerde, darbe özlemlerini kabartmak gibi, “demokrasi dışı” bir
ve ihtiyaçları doğrultusunda hazırlanhakları ve özgürlükleri
mış, demokrasi, çoğulculuk, insan hakları ve özgürlükleri bağlamında hiçbir karşılığı bulunmayan, içi tuzaklarla dolu bir metin var.
bağlamında hiçbir karşılığı “Ala Tayyip” başkanlık sistemiyle çobulunmayan, içi
ğulculuk tarihe karışacak, “çoğunlukçu”,
tuzaklarla dolu bir
“Kazanan hepsini alır” zihniyeti geçerlik kazanacaktır. Toplumdaki siyasi, kültürel,
Eğer bu taslak kabul görürse, ülke artık Anmetin var.
mezhepsel kutuplaşmalar derinleşirken, laikkara’dan değil Kaçak Saray’dan yönetilecek. Bize
lere karşı şeriatçılardan, Alevilere karşı Sünnide “Türkiye Beştepe’den büyüktür” uyarısı yapmak
lerden, çağdaşlara karşı gericilerden yana bir baskı
düşüyor. Çünkü aksi takdirde bütün kararlar Beştepe’den
rejimi şekillenecektir. Bu koşullarda laikliği kazanmak
alınacak; milletvekilleri, yargıçlar, akademisyenler, sanat
daha da zorlaşacaktır.
Kötü yöneten ve halk desteğini yitiren başkanı bile dönem sonuna kadar değiştirmek, dengelemek, denetlemek için demokratik bir mekanizma işletilemeyecektir. Bu durumun “memnuniyetsiz” kitlelerde, darbe özlemlerini kabartmak gibi, “demokrasi dışı” bir
Artık ayyuka çıkan yolsuzlukların, usulsüzlüklerin, kayırmacılıkların üstü örtülecektir; Malezya benzeri ihalelerden komisyon almak meşrulaşacak; Türkiye Varlık Fonu, başkanın şahsi kasası gibi yönetilecektir. Artık dolarları ayakkabı kutularına tıkıştırmaya, hesapları sıfırlamaya bile gerek kalmayacaktır.
Liyakatin, yani bir işi layık olanın, işin ehlinin üstlenmesi söz konusu olmayacak cemaat, tarikat, parti (tabii ki AKP!) aidiyeti, aileye yakınlık belirleyicilik kazanacaktır. Bırakın kamu bürokrasisindeki tercihleri, rektör atamalarını, özel sektörün kritik noktalarındaki seçimler bile Beştepe’nin onayına tabi kılınacaktır.
Ekonomi tek elden yönetilecek, ne bizlerin arzuladığı gibi “planlama ve kamu çıkarı”, ne de liberallerin gönlünden geçtiği üzere “piyasa” belirleyici olacaktır. Haliyle, faizlere, teşviklere, ihalelere ilişkin tüm kararlar Saray’dan alınırken, minare kılıfa sığmayacak, ekonomi tepe taklak aşağı gidecektir. Soma benzeri maden kazalarının, Torunlar tarzı iş cinayetlerinin önü alınamayacak; işçilerin, emekçilerin sesi kesilirken; sendika ve grev hakkı bir “fantezi” gibi kabul edilirken, sosyal devlet zayıflayacak, kamu hizmetlerinin kalitesi daha da düşecektir.
İnsan hakları, kadın hakları, kültürel çoğunluk, düşünme ve düşüncesini yayma, toplanma, örgütlenme ve basın özgürlüğü hayal olacak; OHAL olağanlaşacak, toplum KHK kabusuyla yaşamaya devam edecektir.
Hukukun üstünlüğü ilkesi, hukuk karşısında eşitlik anlayışı lüks kabul edilecek; yandaş medya dışındaki tüm “muhalif” seslerin susturulması için gemi azıya almak denenecek; hapishaneler “aykırı” ses sahibi “muhalif” şahsiyetlerle lebalep doldurulacaktır.
Saydığımız sakıncaları sadece biz görmüyoruz, yurttaşlarımızın en azından çoğunluğu durumun farkında; biz de bu nedenle umutluyuz. Hayır tercihine haliyle İslami ve milliyetçi oylar da katkıda bulunuyor. Ne var ki referandumda ki olası “Hayır” cevabına laiklik, Cumhuriyet ve aydınlanma değerleri damgasını vuracaktır.
Neredeyse tüm ana akım medya kanallarının “Hayır”cılara kapanması, bizleri daha fazla sokağa inmeye, mahalleye girmeye, evlerin kapılarını çalmaya teşvik ediyor; solun, emek kesimlerinin kitle bağları güçleniyor. Sosyal medyada yaratıcı sloganlar, “Hayır” şarkıları, yeni ahbaplıklar-dostluklar “muhalefet” cephesinin şevkini artırıyor.
Hayır cenahından çıkan farklı sesler, “çoğulcu, özgür, bağımsız” bir çoğulculuk profili veriyor. Buna karşın
“Evet”çiler “tek adama, tek iradeye” hapsoldukları için itici bir görüntü çiziyorlar. “Hayır”, “neşenin, mizahın, yaratıcılığın” temsilcisi hüviyetine bürünürken, “Evet” ise “otorite kurbanı, biata yatkın, menfaati ön plana alan” kişilerin zihniyetini yansıtıyor. Bu değişimin bayrağını “Hayır” devralırken, “Evet” statükoyu temsil ediyor. Hatırlarsınız, 12 Eylül 2010 Referandumu’nda, sol liberallerin de yataklık ettiği bir dönemde fikri hegemonya “emekçilerin” elinde değildi. Farklı medya mecralarında, “vesayet rejimine son”, “yıkılsın statüko” benzeri parıltılı sloganlarla “Evet” rüzgarları estiriliyordu. Şimdi ise rüzgar tersine döndü, “Hayır” entelektüel cazibe merkezi haline geldi. Gezi döneminin “orantısız zeka” günlerine geri dönüldü. Zaman “Hayır”ın lehine işliyor, başta RTE, “Evet”çiler giderek sinirleniyor, saldırganlaşıyor. “Hayır”cıların “korku ve tehdit” gösterileri karşısında geri adım atmamaları onları çileden çıkarıyor. Maçlardan alıştığımız bir slogan, bu konjonktürde tam cuk oturuyor; insanın içinden “Bu referandumu kazanacağız başka yolu yok” diye bağırmak geliyor. Çünkü bu referandumu kazanmak, aynı zamanda, “memleketimizi geri kazanmak, geleceği kazanmak, umudumuzu ve heyecanımızı yeniden kazanmak” anlamına da geliyor. Ülkemizin “hayır”ını düşünüyoruz, kimsenin “şerrinden” korkmuyoruz.