Elektrik Mühendisliği · Sayı 460 · Mart 2017

DEMOKRATİK REJİME SAHİP ÇIKALIM!

İbrahim Aksöz

Toplum, demokrasi ve emek Görüş ve değerlendirme

Yıl
2017
Sayfa
4
Okuma süresi
11 dk
Görüntülenme
0

Konu

Toplum, demokrasi ve emek

İlgili: Mevzuat ve hukuk, Oda ve TMMOB örgütsel yaşamı

Anahtar kelimeler

  • Anayasa değişikliği
  • referandum
  • başkanlık sistemi
  • 16 Nisan 2017
  • demokrasi
  • OHAL

Özet

EMO Yönetim Kurulu Saymanı İbrahim Aksöz, 16 Nisan 2017 referandumuna sunulan Anayasa değişikliğinin maddelerini eleştirel biçimde değerlendirerek yetkilerin tek kişide toplanmasının demokrasiye ve hukuk devletine zarar vereceğini savunuyor ve 'Hayır' çağrısı yapıyor.

Tam metin

Metin PDF'ten otomatik çıkarılmıştır; tablo, şekil ve formüller eksik ya da hatalı olabilir. Özgün dizgi için PDF'e bakın.

İbrahim Aksöz EMO Yönetim Kurulu Saymanı

“Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun”; düşünce, ifade özgürlüğü, gösteri

nin geleceğinin tek bir oylamaya bağlanması, ülkeyi kaosa sürükleyecek tam bir anarşi ortamı yaratacaktır.

hakkının kısıtlandığı, medyanın susturulduğu OHAL dönemi içinde hazırlanıp Meclis’te gece yarısı kavga dövüş ve kısa görüşmelerle oldubittiye getirilerek 9 Ocak 2017 tarihinde 339 oyla kabul edilmiş ve Cumhurbaşkanı’nca onaylanmıştır. Ne yazık ki aynı antidemokratik koşullarda bu Anayasa değişikliği 16 Nisan 2017 tarihinde referanduma sunulacaktır.

Atatürk döneminde kazandığımız, bizi Ortadoğu ülkelerinden ayıran bütün özelliklerimiz yok olmaktadır. Ortadoğu’da yaşanan kaos ortamına çekilen ülkemiz terör bataklığı içerisinde bırakılmıştır. Yapılmak istenen değişiklik tek tek partilerle ilişkilendirilemeyecek, geniş bir yetki alanı içermektedir ki, bu hepimizi ve geleceğimizi ilgilendirmektedir. “Şu ‘Hayır’ dedi, o vatan haini, o halde biz ‘Evet’ diyoruz”

18 madde olarak sunulan Anayasa değişikliği, içeriğine

gibi demokrasi anlayışından uzak, bölücü bir anlayışla habakıldığında 177 maddelik Anayasa’nın 69 maddesinde

reket edilmesi bile Anayasa değişikliği isteyenlerin gerçek

düzenleme yapmaktadır. Bu Anayasa değişikliğine ilişkin

amaçlarını açıkça ortaya koymaktadır. Ayrıca; “Evet” diyendeğerli hukukçular, sosyologlar ve bilim insanları aydınler, hükümet kesimini kastetmiyorum bile, rahatça fikrini

latıcı değerlendirmelerde bulunmuşlardır. Ne yazık ki bu

söyleyebilirken, “Hayır” diyorsanız engelleniyor, işinizden,

değerlendirmelerin topluma ulaşmasında büyük sıkıntılar

görevinizden atılıyor, hatta tutuklanıyor, terörist ilan ediliyaşanmaktadır. Öncelikle yeterince okuyan bir toplum

yorsunuz. Bu ortamda demokrasiden ve özgür bir ortamda

olmadığımız ve medya üzerindeki iktidar baskısı dikkate

seçim yapıldığından, referandumun güvenirliğinden söz

alındığında kamuoyunun tam olarak ve doğru bilgiedilebilir mi? Özgürlük olmadan sonuç ne olursa olsun

lendirildiğini söylemek mümkün değildir. Meclis

yapılan referandum sağlıklı olamaz. Ancak bütün bu

görüşmelerinin televizyon kanallarında canlı

“Evet”

olumsuzluklara rağmen demokrasi taraftarlarının

verilmeyen kısıtlı yayınından tutun; Meclis dışı siyasi partilerin, üniversitelerin, demokratik

diyenler,

her türlü demokratik haklarını kullanmaya çalışmaları gerekmektedir.

kitle örgütlerinin, hukukçuların, gazetecilerin ülkenin nasıl yönetileceğini belirleyen Anayasa değişikliğinin halkın önünde özgürce tartışılmasına izin verilmeden referanduma gidilmektedir. Halkın çoğunluğunun bu Anayasa değişikliğinin neler getireceğini, nasıl bir yönetim sistemi olacağını ve içeriğini bilmeden oy vermesine yönelik geçiştirici yaklaşımlar egemen kılınıyor.

rahatça fikrini söyleyebilirken, “Hayır” diyorsanız engelleniyor, işinizden, görevinizden atılıyor, hatta tutuklanıyor, terörist ilan ediliyorsunuz. Bu

Mademki bir referandum yapılacak o zaman Anayasa değişikliğinin içeriğine kısa kısa maddeler halinde bakalım:

- “Yargı yetkisi bağımsız ve tarafsız mahkemelere veriliyor” iddiası ortaya atılıyor. Yüksek mahkemelere, Hakimler ve Savcılar Kurulu’na atanacak üyelerin çoğu partili Cumhurbaşkanı ve çoğunluğu elinde tutan kendi partisi tarafından seçilecekse o üyelerin tarafsız olması

Maddeleri irdelemeden önce bu değişikliğin çok zamansız gündeme getirildiğini belirtmek gerekiyor. Ülkemizde o kadar

ortamda demokrasiden ve özgür bir ortamda

mümkün mü? Üstelik 4 yıl için seçilecek ve görev sürelerinin tamamlanmasının ardından yine seçilme hakları olacak.

çok sorun var ki onlarla uğraşmak yerine

seçim yapıldığından,

Kendilerini seçecek kişilerin isteği dışında

gündem tamamen değiştirilmiş, tartışma bile denilemeyecek bir dayatma içine sürüklenmiş bulunuyoruz. Neden “Evet”, neden “Hayır” dediğimizi sağlıklı bir şekilde tartışmak yerine sloganlarla, hamasi sözlerle vakit geçiriyoruz.

referandumun güvenirliğinden söz edilebilir mi?

karar verebilmeleri mümkün mü? Sonuç olarak yargı tümüyle Cumhurbaşkanı’nın emrindeki bir organ olacaktır. Adalet dağıtmayacak, Cumhurbaşkanı’nın sopası olarak kullanılacaktır. Şu anda dahi tarafsız bir yargıdan bahsedebilir miyiz?

İkinci sorun, referandum için güvenilir bir zeminin varlığında düğümleniyor. Sağlıklı bir referandum yapılması imkânsız. Bunu anlamak için uzman olmaya gerek yok. Şu anda sözüm ona parlamenter sistem var, ama mevcut yasalara bile uyulmuyor, hukuk yerlerde sürünüyor. Hiçbir

- Milletvekili sayısının 550’den 600’e yükseltilmesi yerine düşürülmesi gerekir. Mevcut sistemde parti başkanı tarafından seçilen milletvekili özgür iradesini kullanabiliyor mu? Kendisinden ne isteniyorsa düşünmeden el kaldırıyor. Neye el kaldırdıklarını bile çoğu

bakanlık kendisini ilgilendiren bir konuda bile karar veremikez bilmeden… Yeni sistemde Başkan ve Bakanlar

yor, her şey Cumhurbaşkanlığı’na danışılıyor. 15 yıldır zaten

Kurulu’nu seçemeyecekleri için milletvekili seçimlerinin

tek adam yürürlükte ve geldiğimiz nokta ortada. Bir kişinin

yapılmasının anlamı da kalmayacak. Ayrıca Cumhurher konuda uzman olması beklenemez. Deneme-yanılma

başkanı, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile ülkeyi yöyöntemi ile ülkenin idare edilme lüksü yoktur. Tüm ülkenetebilir, Yönetmelik çıkarabilir hale getiriliyor. İşlevsiz

bir Meclis öngörülüyor. Milletvekili sayısı azaltılırsa mali yönden tasarruf olurdu hiç olmazsa… - Cumhurbaşkanı’na seçtiğimiz Meclis’i feshetme yetkisi veriliyor. İsterse hiçbir gerekçe göstermeden seçimleri yenilemek için feshedebilir. Meclis kendisini feshetmek istese bile 3/5 (360) üye ile böyle bir karar alınabilecekken, yani Meclis açısından son derece zor, Cumhurbaşkanı açısından ise çok kolay, tek başına karar alacağı bir sistem getiriliyor. - Cumhurbaşkanı partili olacak, yani hem Cumhurbaşkanı aynı zamanda hem de bir partinin genel başkanı olabilecek. O nedenle milletvekili adaylarını kendi belirleyecek, Meclis’in oluşumuna müdahale edecek. Partisi seçimleri kazandığında; Meclis çoğunluğu da Cumhurbaşkanı tarafından belirlenmiş olacağından Meclis’in Cumhurbaşkanı karşısında bağımsızlığı kalmayacak. Cumhurbaşkanı tek adam olarak hem Cumhurbaşkanı, hem de partisinin genel başkanı olarak yürütme görevini de yapacak. Şu andaki Başbakan ve bakanların kat kat üstünde yetki kullanabilecek ama sorumluluğu onlardan daha hafif olacak. Böyle bir Cumhurbaşkanı tarafsız olabilir mi? - Cumhurbaşkanı yardımcılığı getiriliyor. Cumhurbaşkanı kendisine bir veya birden fazla yardımcı seçebilecek ki bu kişi çocuğu da damadı da olabilir ve bu yardımcılar vekâleten tüm yetkileri kullanabilecekler. Bu atamalar denetime tabi değil. Üstelik Cumhurbaşkanı ve yardımcılarına işlediği suçlar nedeniyle soruşturma açılması için önce 301 milletvekilinin bunu talep etmesi, ardından 360 milletvekilinin buna karar vermesi, daha sonra da Yüce Divan’a sevk edilebilmesi için Meclis’in 2/3 (400) üyesinin oy vermesi şartı getirildiğinden yargılanmaları da mümkün olmayacaktır. Meclis kendisini 360 oyla feshedebilirken, Cumhurbaşkanı’nı 400 oyla Yüce Divan’a gönderebilecektir. - Gensoru kalkıyor. Güvenoyu, soru sorma yetkisi Meclis’ten alınıyor. Meclis’in Cumhurbaşkanı’nı denetleme koşulları çok zor, hemen hemen imkânsız hale geliyor. - Cumhurbaşkanı’na ikinci kez seçilme hakkı veriliyor. Bu tek adam yetkisini saltanata uzatan bir süre anlamına gelmektedir. - Cumhurbaşkanı tek başına OHAL ilan edebilecektir. OHAL ilan ettiğinde OHAL kararnameleri çıkarabilecek ve bunlar kanun hükmünde kabul edilecektir. Şu anda uygulanan OHAL ile neler yapıldığını görüyoruz. Göstermelik de olsa OHAL kararını Meclis veriyor. Ona rağmen alınan kararlar sağlıklı değil ve hiçbir şey yapılamıyor. Hukuki bir denetim dahi söz konusu olamıyor. - Cumhurbaşkanı ülkenin milli güvenlik siyasetini belirleyecek; istediğini dost, istediğini düşman ilan edebilecek; TSK Başkomutanı olacak; askerleri istediği gibi savaşa sokup çıkarabilecek. Tarihimizde padişahlarda dahi olmayan, kurucu Başkan Atatürk’e bile verilmeyen böyle bir yetki Cumhurbaşkanı’na tanınmaktadır. Atatürk bütün milli mücadeleyi ve sonrasındaki devrimleri Milletin Meclisi ile birlikte yapmıştır. - Cumhurbaşkanı bütçeyi kendisi oluşturup Meclis’e sunacak; halkın parasının nereye aktarılacağına; eğitim, sağlık, savaş ve benzerine ne kadar bütçe ayrılacağına kendi karar verecek. Dünyadaki “başkanlık sistemlerinde” Meclis’in elindeki en önemli koz “başkanın” bütçesi üzerindeki onay yetkisiyken bize sunulan “Tek Adam”

sisteminde bu denetleme/denge unsuru dahi ortadan kaldırılıyor. Meclis’ten yeni bütçe ya da geçici bütçe çıkarılamasa bile bir önceki yılın bütçesini Cumhurbaşkanı’nın uygulamasına olanak getiriliyor. - Seçilme yaşının henüz eğitim öğretim hayatı devam eden bir döneme, 18’e indirilmesinin nasıl bir gerekçesi olabilir? Bu gençlere değer vermek değil, tam tersine bilim ve akıldan uzaklaştırıp, biat edecek vekil arayışının açık kanıtıdır. Liseyi yeni bitirmiş, mesleğini seçmek için üniversiteye hazırlanan gençlere bu hakkın verilmesi milletvekilliğine de eğitime de hangi gözle bakıldığını göstermektedir.

Sonuç olarak; bugün yaşadıklarımıza bakarak, Anayasa değişikliğinin neler öngördüğünü anlamak mümkündür. “Evet” çıkarsa şu anda yaşadıklarımız gelecekte yaşayacaklarımızın çok ufak bir göstergesi olarak kalacaktır.

Toplumsal kutuplaşmayı artıracak, demokratik ve özgürlükçü gelecekten uzaklaştıracak, ortak bir toplumsal sözleşme niteliği taşımayan bu Anayasa değişikliğine ülkemizin, insanlarımızın, çocuklarımızın geleceği için “Hayır” demeliyiz.

Bir tek kişinin bu kadar yetki ile donatılması hiç kimse için “hayırlı” olmayacaktır. Bunu başta meslektaşlarımıza ve tüm halkımıza gelecek kuşakların barış içinde hakça, eşit, özgürce, insanca yaşaması için anlatmamız boynumuzun borcudur. Bu memleketin bugünü ve geleceği tek adama teslim edilebilir mi? Tabii ki “Hayır!”

Bu Anayasa değişikliği geçerse neler olur? 1- Anayasayla bir diktatör yaratırız. Her şeye dokunan ama kendisine dokunulamayan bir “kadir-i mutlak kişi” ortaya çıkar. 2- Demokratik rejimden tamamen ayrılıp otoriter bir rejim kurulur. 3- Hiçbir vatandaşın can, mal ve hukuk güvenliği kalmaz. Her kişi, kurum ve kuruluş tek bir kişinin, diktatörün vicdanına terk edilir. 4- Yönetimi denetleyecek hiçbir güç kalmaz. Devlet yönetiminde ve ülkede zorbalık hakim olur. 5- Bir kişi hem hükümet, hem Meclis, hem de mahkeme olur. Yasama, yürütme ve yargı tek bir elde toplanır. 6- Etkisiz, yetkisiz, aciz ve sembolik bir Meclis ortaya çıkar. 7- Meclis’i mezara, demokrasiyi tarihe gömeriz.

MEMLEKETİN “HAYRINI” DÜŞÜNMEK

Prof. Dr. Hayri Kozanoğlu

16Nisan’da referandum için sandık başına gideceğiz. Göreceksiniz Türkiye üzerine giydirilmeye çalışılan

erbabı, iş alemi tüm zevat RTE’nin ayağına gitmek zorunda kalacak, “tüm işler” buradan bağlanacaktır.

deli gömleğini reddedecek. Tıpkı Gezi günleri gibi umutlu, özgüvenli, dinamik bir sürecin önü açılacak; solcular, sosyalistler, cumhuriyetçiler, laikler açısından ülkenin makûs talihi yenilecek. Bu noktada işimiz bitmeyecek; belki zor, zahmetli, uzun bir mücadele dönemi bizi bekleyecek.

Yasama-yürütme-yargı arasındaki kuvvetler ayrılığı ilkesinin esamesi bile okunmayacak, “güçler uyumu” saçmalığıyla ısıtılıp önümüze getirilen baskıcı bir rejim yaratma projesinin son virajı da dönülmüş olacaktır.

Ama inanın yeni bir şevkle, heyecanla, dinamizmle

Başkan aynı zaman da partiyi de yönetecek, Meclis

sorumluluklarımızın gereğini yerine getireceğiz.

Birlikte izliyoruz, tartışmalar hararetlendikçe “Evet” bloku zayıflıyor; Anayasa değişikliğinin, “millete”, “memlekete”

Karşımızda artılarıyla eksileriyle bir başkanlık rejimi

grubunu adeta “tek seçici” hüviyetiyle belirleyecektir. Bakanlar kurulunu da tamamen keyfiyen, “ailenin meclisinin” kararlarıyla oluşturacaktır.

Kötü yöneten ve halk desteğini yitiren

hiçbir yarar getirmeyeceği, tüm gücü kim olduğu bilinen “tek adamın” elinde toplamaktan başka bir amacı

tasarımı da yok. Sadece RTE’nin arzu ve ihtiyaçları

başkanı bile dönem sonuna kadar değiştirmek, dengelemek, denetlemek için demokratik bir mekanizma işletiolmadığı anlaşılıyor. Karşımızda artı- doğrultusunda hazırlanmış, lemeyecektir. Bu durumun “memnularıyla eksileriyle bir başkanlık rejimi tasarımı da yok. Sadece RTE’nin arzu

demokrasi, çoğulculuk, insan

niyetsiz” kitlelerde, darbe özlemlerini kabartmak gibi, “demokrasi dışı” bir

ve ihtiyaçları doğrultusunda hazırlanhakları ve özgürlükleri

mış, demokrasi, çoğulculuk, insan hakları ve özgürlükleri bağlamında hiçbir karşılığı bulunmayan, içi tuzaklarla dolu bir metin var.

bağlamında hiçbir karşılığı “Ala Tayyip” başkanlık sistemiyle çobulunmayan, içi

ğulculuk tarihe karışacak, “çoğunlukçu”,

tuzaklarla dolu bir

“Kazanan hepsini alır” zihniyeti geçerlik kazanacaktır. Toplumdaki siyasi, kültürel,

Eğer bu taslak kabul görürse, ülke artık Anmetin var.

mezhepsel kutuplaşmalar derinleşirken, laikkara’dan değil Kaçak Saray’dan yönetilecek. Bize

lere karşı şeriatçılardan, Alevilere karşı Sünnide “Türkiye Beştepe’den büyüktür” uyarısı yapmak

lerden, çağdaşlara karşı gericilerden yana bir baskı

düşüyor. Çünkü aksi takdirde bütün kararlar Beştepe’den

rejimi şekillenecektir. Bu koşullarda laikliği kazanmak

alınacak; milletvekilleri, yargıçlar, akademisyenler, sanat

daha da zorlaşacaktır.

Kötü yöneten ve halk desteğini yitiren başkanı bile dönem sonuna kadar değiştirmek, dengelemek, denetlemek için demokratik bir mekanizma işletilemeyecektir. Bu durumun “memnuniyetsiz” kitlelerde, darbe özlemlerini kabartmak gibi, “demokrasi dışı” bir

Artık ayyuka çıkan yolsuzlukların, usulsüzlüklerin, kayırmacılıkların üstü örtülecektir; Malezya benzeri ihalelerden komisyon almak meşrulaşacak; Türkiye Varlık Fonu, başkanın şahsi kasası gibi yönetilecektir. Artık dolarları ayakkabı kutularına tıkıştırmaya, hesapları sıfırlamaya bile gerek kalmayacaktır.

Liyakatin, yani bir işi layık olanın, işin ehlinin üstlenmesi söz konusu olmayacak cemaat, tarikat, parti (tabii ki AKP!) aidiyeti, aileye yakınlık belirleyicilik kazanacaktır. Bırakın kamu bürokrasisindeki tercihleri, rektör atamalarını, özel sektörün kritik noktalarındaki seçimler bile Beştepe’nin onayına tabi kılınacaktır.

Ekonomi tek elden yönetilecek, ne bizlerin arzuladığı gibi “planlama ve kamu çıkarı”, ne de liberallerin gönlünden geçtiği üzere “piyasa” belirleyici olacaktır. Haliyle, faizlere, teşviklere, ihalelere ilişkin tüm kararlar Saray’dan alınırken, minare kılıfa sığmayacak, ekonomi tepe taklak aşağı gidecektir. Soma benzeri maden kazalarının, Torunlar tarzı iş cinayetlerinin önü alınamayacak; işçilerin, emekçilerin sesi kesilirken; sendika ve grev hakkı bir “fantezi” gibi kabul edilirken, sosyal devlet zayıflayacak, kamu hizmetlerinin kalitesi daha da düşecektir.

İnsan hakları, kadın hakları, kültürel çoğunluk, düşünme ve düşüncesini yayma, toplanma, örgütlenme ve basın özgürlüğü hayal olacak; OHAL olağanlaşacak, toplum KHK kabusuyla yaşamaya devam edecektir.

Hukukun üstünlüğü ilkesi, hukuk karşısında eşitlik anlayışı lüks kabul edilecek; yandaş medya dışındaki tüm “muhalif” seslerin susturulması için gemi azıya almak denenecek; hapishaneler “aykırı” ses sahibi “muhalif” şahsiyetlerle lebalep doldurulacaktır.

Saydığımız sakıncaları sadece biz görmüyoruz, yurttaşlarımızın en azından çoğunluğu durumun farkında; biz de bu nedenle umutluyuz. Hayır tercihine haliyle İslami ve milliyetçi oylar da katkıda bulunuyor. Ne var ki referandumda ki olası “Hayır” cevabına laiklik, Cumhuriyet ve aydınlanma değerleri damgasını vuracaktır.

Neredeyse tüm ana akım medya kanallarının “Hayır”cılara kapanması, bizleri daha fazla sokağa inmeye, mahalleye girmeye, evlerin kapılarını çalmaya teşvik ediyor; solun, emek kesimlerinin kitle bağları güçleniyor. Sosyal medyada yaratıcı sloganlar, “Hayır” şarkıları, yeni ahbaplıklar-dostluklar “muhalefet” cephesinin şevkini artırıyor.

Hayır cenahından çıkan farklı sesler, “çoğulcu, özgür, bağımsız” bir çoğulculuk profili veriyor. Buna karşın

“Evet”çiler “tek adama, tek iradeye” hapsoldukları için itici bir görüntü çiziyorlar. “Hayır”, “neşenin, mizahın, yaratıcılığın” temsilcisi hüviyetine bürünürken, “Evet” ise “otorite kurbanı, biata yatkın, menfaati ön plana alan” kişilerin zihniyetini yansıtıyor. Bu değişimin bayrağını “Hayır” devralırken, “Evet” statükoyu temsil ediyor. Hatırlarsınız, 12 Eylül 2010 Referandumu’nda, sol liberallerin de yataklık ettiği bir dönemde fikri hegemonya “emekçilerin” elinde değildi. Farklı medya mecralarında, “vesayet rejimine son”, “yıkılsın statüko” benzeri parıltılı sloganlarla “Evet” rüzgarları estiriliyordu. Şimdi ise rüzgar tersine döndü, “Hayır” entelektüel cazibe merkezi haline geldi. Gezi döneminin “orantısız zeka” günlerine geri dönüldü. Zaman “Hayır”ın lehine işliyor, başta RTE, “Evet”çiler giderek sinirleniyor, saldırganlaşıyor. “Hayır”cıların “korku ve tehdit” gösterileri karşısında geri adım atmamaları onları çileden çıkarıyor. Maçlardan alıştığımız bir slogan, bu konjonktürde tam cuk oturuyor; insanın içinden “Bu referandumu kazanacağız başka yolu yok” diye bağırmak geliyor. Çünkü bu referandumu kazanmak, aynı zamanda, “memleketimizi geri kazanmak, geleceği kazanmak, umudumuzu ve heyecanımızı yeniden kazanmak” anlamına da geliyor. Ülkemizin “hayır”ını düşünüyoruz, kimsenin “şerrinden” korkmuyoruz.