Elektrik Mühendisliği · Sayı 460 · Mart 2017
EMO’dan
Toplum, demokrasi ve emek Görüş ve değerlendirme
- Yıl
- 2017
- Sayfa
- 2
- Okuma süresi
- 6 dk
- Görüntülenme
- 0
Konu
İlgili: Mevzuat ve hukuk, Oda ve TMMOB örgütsel yaşamı
Anahtar kelimeler
- Anayasa değişikliği
- OHAL
- 16 Nisan referandumu
- TMMOB
- Hayır kampanyası
- kuvvetler ayrılığı
Özet
EMO Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Yeşil, OHAL koşullarında hazırlanan Anayasa değişikliğini eleştirerek 16 Nisan halkoylamasında 'Hayır' çağrısı yapıyor ve değişikliğin kuvvetler ayrılığı, yargı bağımsızlığı ve demokrasi üzerindeki olumsuz etkilerini değerlendiriyor.
Tam metin
Metin PDF'ten otomatik çıkarılmıştır; tablo, şekil ve formüller eksik ya da hatalı olabilir. Özgün dizgi için PDF'e bakın.
Hüseyin Yeşil EMO 45. Dönem Yönetim Kurulu Başkanı
GELECEĞİMİZ İÇİN “HAYIR!”
Ülkemizin içinden geçmekte olduğu OHAL koşullarında hazırlanan Anayasa değişikliğinin yine OHAL koşullarında halkoylamasına sunulmasıyla karşı karşıyayız. Toplumdan ve ülkemizin içinde bulunduğu koşullardan ayrılamayacak bir parçayı oluşturan mühendislerin de bu değişiklikten doğrudan etkilenecekleri açıktır. Bu etki yalnızca siyasal alanı kapsamayacaktır. Zaten siyasal alanda, hele Anayasada yapılacak değişikliklerin toplumun tüm yaşam alanları üzerinde belirleyici etkiye sahip olduğu açıktır.
Öyle bir Anayasa değişikliği söz konusudur ki, yalnızca siyasal yapının değişimiyle açıklanamayacak geniş ölçekli bir etki alanına sahiptir. Çünkü eğitimden, sağlığa, sanayiden her türlü ekonomik faaliyet alanına uzanan kararların alınması, yasaların ve yönetmeliklerin yapılmasından tutun, bunların uygulanmasından, uygulamada çıkan sorunlar karşısında başvurulacak yargı merciine kadar uzanan yönetim biçimine derin bir müdahale söz konusudur. Bir ülkenin siyasal sistemi ve rejiminde yapılacak değişikliğin mühendislerin iş alanlarını, iş yapma biçimlerini de doğrudan etkileyecek sonuçları olacaktır.
Bu çerçevede, dergimizin bu sayısını; Anayasa değişikliğinin ne getirip ne götürdüğü konusuna ayırdık. Özellikle elektrik, elektrik-elektronik, elektronik ve haberleşme, kontrol ve otomasyon ile biyomedikal mühendisleri açısından söz konusu Anayasa değişikliğinin ne ifade ettiğine bakmaya, örgütümüzün görüşlerine dergimizde yer vermeye çalıştık. Bunun için bugünkü şube yönetimlerimizin yanı sıra geçmiş birikimimizin yansımasını sağlamak üzere önceki EMO Yönetim Kurulu başkanlarına da söz verdik.
Değerli Meslektaşlarım,
2017 yılında 63 yaşına giren örgütlülüğümüz, Türkiye’nin toplumsal-siyasal yapısı ele alındığında azımsanmayacak değerde tarihsel bir süreci ve birikimi ifade etmektedir. 63 yıllık onurlu yürüyüşümüzün kilometre taşlarını ören değerlerimizi, kaybettiğimiz tüm mücadele arkadaşlarımızı saygıyla anıyoruz. EMO örgütlülüğünün bugünlere gelmesinde emeği olan sevgili yol arkadaşlarımız yolumuza ışık tutmaya devam edeceklerdir.
Kamu yararı ve toplumsal bir bakış açısıyla mühendislik alanlarımız başta olmak üzere sorunların çözümünde öneriler geliştirmeyi ve gerektiğinde her türlü baskıya karşı muhalif olmayı, bulunduğumuz her alanda ve yaptığımız her üretimde şifre çözücü görevi üstlenmeyi sürdürdük bu 63 yılda.
Siyasal iktidarın arka bahçesine, günümüzün deyimiyle “yandaş yapılara” dönüşmemiş olmak, dönüştürmek isteyenlere izin vermeden bağımsız ve demokratik kimliğimizi her türlü saldırıya karşı korumak; her zaman en büyük referans noktamız olmuştur.
Bizler, çalışma dönemlerimiz içinde toplumsal yaşamımızı ilgilendiren her olayda tavır belirlerken, uyarı, itiraz ve direnişlerimiz ile her zaman haklı çıktığımız, onurlu bir tarihsel geçmişe sahibiz.
Örneğin çok uzak değil, yakın tarihte; birçok sağ ve sol liberal kesimin yarattığı kafa karışıklığına karşı 12 Eylül 2010 Anayasa Halkoylaması’nda perşembenin gelişinin çarşambadan belli olduğunu, toplumun hak ve özgürlükler konusunda yanıltıldığını ve toplumsal yaşamın referandum sonrası yargıdan üniversiteye, sendikalardan meslek odalarına, medya bağımsızlığından kamusal varlıklarımızın talanına kadar kuşatma ile karşı karşıya bırakılacağını her platformda haykırmıştık.
Bugün toplumla dalga geçercesine uzun yıllar içinde yaratılan beklentilerin üzerine sünger çekilmiş; nihayetinde beklentilerin tamamen boşa çıktığı, hatta taleplerin tam tersini içeren “yeni anayasa” oylaması önümüze getirilmiştir. Yapboz haline getirilen eğitim sisteminde bilimi ve aklı dışlayan; gerici, çağ dışı uygulamalar ile muhafazakâr, piyasacı içeriğe sahip dönüştürme girişimleri yıkıcı bir hızla sürdürülmüştür. Yargı bağımsızlığı yok edilmiş; AKP ve Cemaat kavgası üzerinden hukuk işlemez hale getirilmiştir. Vardığımız nokta 15 Temmuz Darbe Girişimi ve OHAL’dir. Fikir özgürlüğü, haber alma hakkı, temel insan hakları yok sayılmaktadır. Sosyal medyanın susturulmak, basın özgürlüğünün yok edilmek istendiği koşullarda Oda olarak karşı duruşumuzdaki haklılık bir kez daha görülmüştür.
Sevgili Meslektaşlarım,
Örgütümüzün hemen her toplantısında ifade ettiğim gibi, geçmişten bugüne ve geleceğe üretim ve sanayileşmeyi, çevreye ve doğaya karşı sorumluluk bilinciyle kavramak gerekmektedir. İnsanların enerjiye erişim, haberleşme, ulaşım, barınma ve beslenme sorunlarının ortak bir fayda, sosyal bir hak, toplumsal hukuk ile çözülmesini talep etmek ideolojik bir tercihtir. Bilimi, teknolojiyi bu anlayış ile kavramaktır.
Bu nedenle gönül ferahlığıyla bir kez daha belirtmek isterim ki Odamız önümüzdeki dönemde de daha çok politika yapmaya, bilimi ve tekniği halkın hizmetine daha çok sunmak için kendi meslek alanlarımız üzerinden çalışmaya devam edecektir. Siyaset; toplumdan, insanlardan ve de mühendislerden bağımsız bir alan olamaz. Bizzat egemenler ve kendi çıkarlarını toplumun çıkarlarından üstün tutanlar; politikayı
toplumdan, insanlardan ve biz mühendislerden bağımsız bir alan haline getirerek; kendilerinin keyfi bir özgürlüğe sahip olduğu, bizlerin ise bağımlı olduğu bir yapı kurmak istemektedirler. Bu Anayasa değişikliği de halk ve yöneticiler arasında uçurum açmaya yönelik, halkın var olan egemenlik haklarına göz koyan bir içeriğe sahiptir.
Karanlığın en koyu olduğu an, aydınlığın en yakın olduğu zamandır. Bu karanlıktan çıkışın tek bir yolu vardır: Taksim Gezi Direnişi ile simgeleşen ve ülkenin her yanına yayılan halk hareketinin ruhunu, söylemini, taleplerini anlamak ve oluşan yeni bir toplumsal mücadele kültürü ve dayanışmanın gereklerini yerine getirmektir. Bunu her bireyin, her toplumsal yapının ve her kurumun kendi bulunduğu alanda yürütmesi gerekmektedir.
Sevgili Arkadaşlar;
Artık başka bir Türkiye’nin yaratılmasında dünden daha umutlu olmak zorundayız. Bu piyasacı, gerici, faşizan düzenin değişmesi için yol arkadaşlarımızı çoğaltırken, biz de kendimizi yenilemeliyiz. Irkçılığa ve şovenizme karşı halkların kardeşliğini; Kürt sorununun adil ve demokratik çözümünü; gericiliğe karşı toplumsal alanlarımızın tümünde çağdaş bir yaşamı; sömürü düzeni ve piyasa anlayışına karşı kamu yararını ve adil bölüşümü daha güçlü, daha anlaşılır yeni cümleler kurarak ve omuz omuza vererek ifade etmeliyiz.
Bu mücadele zemininden hareketle, toplumsal direnişin diliyle konuşmak ve ortaklaşmak üzere; bundan sonra da barış ve kardeşlik için her koşulda demokratik bir Anayasaya vurgu yapacağız. Özelleştirmeler ile yaşanan yoksulluklara; işsizliğe; sendikal hak gasplarına ve taşeronlaşmaya; işçi cinayetlerine; cinsiyet ayrımcılığına; kadın bedeninin ve emeğinin sömürülmesine; kentsel dönüşüm adı altında tarihsel ve kültürel yıkımlara; doğa ve çevre felaketlerine dönen rant ilişkilerine; eğitimin gericileştirilmesine; üniversitelerin ticarileştirilmesine; bilim karşıtı yasaklamalara; öğretim elemanlarının baskı altına alınmasına; özgür basının susturulmasına; keyfi yargılama ve tutukluluk süreçlerine; sosyal yaşamın dinsel gericilik ile kuşatılmasına; Cumhuriyet değerleri ve kazanımlarının yok sayılmasına “Hayır” demeye devam edeceğiz.
Bunun için önümüzde en acil konu Anayasa değişikliğidir. Ülkemiz pek çok kez tarihi kırılmalar yaşamıştır. Bu Anayasa değişikliği de en derin kırılmalardan birini yaşatacak niteliktedir. Bu büyük karanlıktan çıkmak ve ülkemizin yüzünün aydınlık geleceğe çevrilebilmesi için Anayasa değişikliğine karşı TMMOB kararı çerçevesinde güçlü bir duruş gösterilmesi gerekmektedir.
Anayasa değişikliği ile OHAL koşulları sisteme tamamen yerleştirilmek istenmektedir. Hatta OHAL’in kalıcılaştırılmasıyla dahi yetinilmeyerek, Cumhurbaşkanı tek adam yetkileriyle donatılmaktadır.
Kuvvetler ayrılığı tamamen ortadan kaldırılmaktadır. Bırakın kuvvetler ayrılığını, güç tek bir kişi elinde toplanmakta ve üstelik kontrolsüz güç oluşturulmaktadır.
Hükümet lağvedilip, tüm yetkiler partili bir Cumhurbaşkanı’na verilmektedir. Milletvekillerini belirleyecek olması nedeniyle yasama da baştan yok hükmündedir. Ama bununla da yetinilmemekte, yasama yetkilerine de Cumhurbaşkanı’nın el koyması sağlanmaktadır.
360 oyla kendi kendini feshedebilen TBMM’de 400 oy çıkarsa Yüce Divan söz konusu olabilecektir. Milletvekillerinin de nasıl seçildiği malum. Partili Cumhurbaşkanı milletvekili listelerini de kendisi yapacaktır.
Yargı ile ilgili düzenlemeler ise tam bir otoriter yönetim örneğidir. Anayasa Mahkemesi’nin 15 üyesinden 12’sini, Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu’nun 13 üyesinden 6’sını doğrudan tek adam belirleyecektir. Kalanları da TBMM seçecek. Zaten yargı bağımsızlığından söz edemeyeceğimiz ülkemizde bir kişiye bağlı yargı eliyle iktidarın icraatı değil buna karşı hak arayışında olan insanlarımızın cezalandırıldığı bir sistem yaratılmış olacaktır.
Tüm bunlara karşın iktidar hala anayasa değişikliğinin bir “rejim değişikliği” olmadığını iddia edebilmekte; “güçlü Türkiye”, “güçlü yönetim” yalanlarıyla halkı kandırmaya çalışmakta; olmadı şantaj ve tehdit ile “Evet” demeye zorlamaktadır.
İşte bu ortamda bizler gerçekleri en yakınımızdan başlayarak en uzağa kadar anlatmaya, “cesaret” ve “umut” aşılamaya çalışmalıyız. Bu görev; ülkemizin getirildiği kritik dönemeçte tarihsel bir sorumluluktur.
16 Nisan’da yapılacak halkoylamasında görünürde Anayasa değişikliğini, ama aslında geleceğimizi oylayacağız. Kafa karışıklıklarına yer yoktur. EMO olarak ülkemizin, insanlarımızın, çocuklarımızın hepimizin geleceği için Anayasa değişikliğine “Hayır” diyoruz ve hayırlarımızı çoğaltmak için birlikte mücadele etme sözü veriyoruz.
Barış içinde, iyi bir hukuk sistemi ve özgür bir yönetim için mücadelemizi yılmadan sürdüreceğiz.
Bunun için de bu ülkenin aydınlık yüzlü siz değerli meslektaşlarımdan sandık başında güçlü bir “Hayır” bekliyorum.
Demokratik, laik, eşit ve özgür yurttaşlar olarak yaşayabileceğimiz bir ülke için önce hayır. Bir hayır ile gelecek aydınlık günlerin ilk ışığı. Bir hayır ile yeşerecek başka bir dünya umudu…
Yaşasın EMO ve TMMOB örgütlülüğü!
Saygılarımla.