Elektrik Mühendisliği · Sayı 161 · Mayıs 1970

PERSONEL KANUNU üzerine

Toplum, demokrasi ve emek Görüş ve değerlendirme

Yıl
1970
Sayfa
8
Okuma süresi
16 dk
Görüntülenme
0

Konu

Toplum, demokrasi ve emek

İlgili: Mühendislik mesleği, meslek hakları ve istihdam, Mevzuat ve hukuk

Anahtar kelimeler

  • Personel Kanunu
  • TMMOB
  • demokratik haklar
  • sendikalaşma
  • grev
  • teknik personel direnişi

Özet

Yazı, 1970 yılında Meclis'e getirilen Personel Kanunu tasarısına karşı teknik personel ve memur kesiminin direnişini, tasarının sınıfsal-ekonomik temelini ve TMMOB'nin tutumunu eleştirel biçimde ele alarak demokratik hakların örgütlü mücadeleyle kazanılabileceğini savunuyor.

Tam metin

Metin PDF'ten otomatik çıkarılmıştır; tablo, şekil ve formüller eksik ya da hatalı olabilir. Özgün dizgi için PDF'e bakın.

Personel Kanunu tasarısının meclise getirilip, basına açıklanması ile bir likte, bu tasarıya karşı direnişler de başladı. Teknik personelden, PTT çalış malarına; sağlık personelinden, astsubay ailelerine kadar geniş memur kitle leri tasarının getirdiği malî hükümlere karşı demokratik hak istekleriyle yü rüyüşler, boykotlar, toplantılar düzenlediler. Yeterince örgütlü ve — uzun vade li hedefler konusunda — bilinçli olmamakla birlikte memur kitlelerinin ve özel likle teknik personelin kitle hareketi konusunda gösterdiği olumlu gelişmeyi belirtmek zorunludur. 'Öte yandan bazı yanlış görüşler ortaya çıkarak zaman zaman hareketi etkiledi. İktidar çevrelerinden hareketi durdurma, hedefinden saptırma yolunda gelen baskıların yanında kitlelerin temsilcisi olduğunu söy liyen bazı kuruluşların bölücü davranışları da görüldü. Direnen teknik personele gelen baskılar, boykottan sonra açılmakta olan soruşturmalar başka bir yazıda ele alınmaktadır. Biz burada Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliğinin dav ranışı üzerinde durarak geçeceğiz. Hatırlanacağı gibi bu kuruluş Teknik Per sonel Yürüyüşü sırasında da böJücülük yaparak, haklarımızı savunan odaları mızın kapatılmasını istiyecek kader düşmanca bir tavır takınmıştı. Aynı kuru luş boykot sırasında da gazetelere ilân vererek iktidara yaranma temsil etti ği iddiasında olduğu teknik eleman kitlesini aldatma yolunu tuttu. Bu kuru luşun kitle düşmanı yöneticilerinden Maaşlı Sekreter Muammer Çetinçelik'in bu işte büyük rolü oldu. Böyle örgütleri eleştirip yola getirmek, böyle yöneti cileri örgütlerimizden temizlemek mücadelenin önemli bir bölümüdür.

Bu yazıda Personel Kanununun felsefesini, dayandığı ekonomik ve politik temeli, mücadelemiz sırasında ortaya çıkan yanlış görüşleri de eleştirerek orta ya koyacağız. Buradan da bu tasarıya karşı takınılması gereken tavır, mücade lemizin izlemesi gereken yol konularına, aydınlık getirecek sonuçlara ulaşma ya çalışacağız.

Personel Kanunu tasarısı hazırlanırken, memur ve teknik personel kitle lerinin büyük çoğunluğu, maddî koşulların düzelebileceği, yıllardır sürmekts olan geçim sıkıntılarının birazcık olsun hafifliyebileceği ümidini besliyorlardı. Bu ümidin kaynağında geniş kitlelerin, iktidarı ellerinde tutan güçlerin nitelik leri, bugün işlerlikte bulunan baskı ve sömürü mekanizması hakkında henüz yeterince bilinçlenmemiş, onu tam olarak tanıyamamış olmaları yatmaktadır.

Memur kitleleri ve genel olarak halk kitleleri üzerinde sürdürülen ve her geçen gün yoğunlaşan sömürü ve bu sömürüyü sağlayıp garantiye alarak sürekli kılmayı amaçlıyan baskılar, bu düzenin karakteridir. Siyasi iktidarı elinde tutan azınlığın ayakta durabilmesi, maddî çıkarlarını hergün biraz daha

Elektrik Mühendisliği 16i

artırıp, garantiliyebilmesi bu sömürü ve baskıyı zorunlu kılmaktadır. Bu ba kımdan personel kanunu ile iktidarın sağlıyabileceği maddî olanaklar, işbirlik çilerin sömürü hırslanyla sınırlıdır. Bu sınırlı olanaklar ise ekmekten, demire, bir bardak biradan kefenlik beze kadar getirilen zam ve vergiler tarafından şim diden yokedilmiştir. İktidar yetkililerinin «katsayı 6,5 a indirilebilir» biçimin deki sözleri söylediklerimizin en önemli kanıtıdır. Esasen, bugünkü düzenin, ya bancılarla ortaklaşa, yurdumuzun yeraltı, yerüstü bütün kaynaklarını sömür me, geniş halk kitlelerini sömürü ve baskı altında tutma esasına dayandığını, iktidarın, hem dayandığı, aşırı kâr hırsıyla dolu çevreleri doyurmasının, hem de halk kitlelerine yeni olanaklar sağlamasının mümkün olmadığını söylemek çok açık bir gerçeğin ortaya konmasından başka birşey değildir. Bugün yurdu muzda, iktidardan nimetlenen bit avuç azınlık ve iktidarın gerici propaganda sının etkisindekiler dışında, çoğunluğun kanısı bu noktada toplanmaktadır.

Bu nedenlerle, bütün değişiklikler, Personel Kanunu, onunla birlikte gelen baskı kanunları, vergiler, zamlar hepsi, iktidardaki güçlerin maddî çıkarlarını organize etmekten başka bir amaç güdemezler. Gütmemektedirler. Baskı ve sömürüyü sürdürebilmek, dayandığı işbirlikçi sermayedarların, yabancı ve iş birlikçi müteahhit firmaların ithalatçıların, montajcıların çıkarlarını sürekli olarak koruyup geliştirebilmek için kanunlar hazırlamak iktidarın benimsediği bir ödev olmuştur.

Ne var ki, iktidar, daha önce olduğu gibi, yeni Personel Kanunu ile de ça lışanlar arasından yüksek mevki sahibi yaptığı, büyük maddî çıkar sağladığı bir «işbirlikçi bürokrat» azınlık yaratmaktadır. Her meslekten gelen bu «iş birlikçi bürokrat» azınlık iktidarın çalışanlar arasındaki baskı aracıdır. Kitle mücadeleleri bunlar aracılığı ile durdurulmak istenir, çeşitli sindirme hareket leri bunlar tarafından düzenlenir. Geniş çalışan kitleler daha fazla^sömürü ve baskı altına alınırken yüksek ücretli bir «işbirlikçi bürokrat» azınlık yaratıl mak istenmektedir.

İşte Personel Kanununun dayandığı ekonomik ve politik temel budur.

ASIL SORUN VERGİLER, ZAMLAR VE ARTAN PAHALILIKTIR

Zamlar ve vergilerle gittikçe şiddetlenen hayat pahalılığı personel Kanu nunun gölgelediği asıl sorundur. Kitleleri harekete getiren, bütün çalışanların karşı olması, direnmesi gereken bu sorundur. Önemli olan ele geçen paranın binlerle ifade edilmesi değil, kaç.kilo domates ettiğidir.

İktidar yetkilileri gelen direnişler karşısında «Personel Kanunu tasarısını geri alabiliriz» demektedirler. Böylece, eskiye nazaran aylıkları biraz artanla rın korkuyla tasarıya sahip çıkacaklarını, kitleleri birbirine düşürüp aradan sıyrılabileceklerini sanmaktadırlar. Fakat aynı ' yöneticiler asıl geri alınması istenenleri vergileri ve zamları geri almaktan hiç söz etmiyorlar. Bu da, Per sonel Kanununun, hiçbir reform getirmiyen, zam, vergileri perdelemek amacı nı güden, bu amaçla bazı ağızlara bir parmak bal çalan bir sömürü ve baskı kanunu olduğu gerçeğini bir kez daha doğrulamaktadır.

iktidardakilerin bütün gözden uzak tutma çabalarına rağmen asıl müca dele platformunun, iktidarın sömürüye dayalı ekonomi politikasının sonucu olan zamlar ve vergiler olduğu gün gibi ortadadır. Zamlar ve vergiler platfor mu üzerinde verilecek mücadele, kaçınılmaz bir şekilde, iktidardaki güçler ve ısı

onların politikasıyla, çalışan kitlelerin ve bütün halk tabakalarını sömürüşüz bir yaşantıya kavuşturacak olan politikalarının mücadelesi olacaktır. Mücade lenin özünü oluşturan bu noktalar kavranmadıkça, dar sınırlı bir mesleki mü cadele içinde boğulup kalmaktan kurtulunamaz. Ancak, mücadelenin bu ge niş kapsamı ve uzun vadeli hedefleri görülür ve gösterilirse gerçek kurtuluşa ulaşılabilir.

MADDİ OLANAKLARI DÜZELTME MÜCADELESİ, DEMOKRATİK HAKLAR UĞRUNA MÜCADELEDEN AY RILAMAZ

Son derece haklı olan maddî yaşantımızı düzeltme mücadelesi, demokra tik haklar uğruna verilen mücadeleden ayrılamaz. Esasen, «demokratik hak lar» diye adlandırdığımız, grev, toplu sözleşme, sendikalaşma ve diğer bütün siyasal haklarımız, maddî olanaklarımızı düzeltme mücadelesinde kullanaca ğımız silahlardır. SİLAHSIZ MÜCADELE OLMAZ. Bu haklan kazanmadan du rumumuzu düzeltebileceğimizi sanmak, bu işi, asla gerçekleştirmiyecek olan lara emanet etmek demektir.

Eğer demokratik haklarımız olursa her yıl artan hayat pahalılığı karşısın da ücretlerimizi ayarlamak üzere toplu sözleşme yapabiliriz, bu olanak orta dan kalkarsa greve gidebiliriz. Bunları sağlamak için Sendikalar kurabilir, kurduklarımızı özgürce geliştirebiliriz. Başlangıçta oldukça iyi mâlî olanaklar tanıyan 4/10195'in zaman içinde yenilenememesi ve bizi gittikçe daha ağır koşullara itmesi bu bakımdan iyi bir örnektir. Odalarımız ve TEK SEN gibi ku ruluşlarımız, maddi olanakları düzeltme mücadelesinin demokratik hakları ka zanma mücadelesinden ayrılamıyacağını görerek yayınladıkları her ' bildiride bu konudaki isteklerimizi dile getirmişlerdir.

Demokratik haklar bütün yurttaşların hakkıdır. Bunları elde etmek için verilecek mücadeleden daha haklı bir mücadele düşünülemez. Bu mücadeleyi vermek veya bu haklara sahip olmak için çalışanlar içinde şu veya bu adla yeralmak önemli değildir.

Bugün yurdumuzda, geniş halk kitleleri doğal olarak memurlar ağır anti demokratik baskılar altındadır. Her türlü hak arama, örgütlenme sesini duyurma özgürlüğünden yoksun olan kitlelerin en büyük ihtiyaçlarından biri bu haklara kavuşmaktır. İçinde bulunduğumuz düzende bütün halk kitleleri bu haklar uğrunda mücadele etmek zorundadır. Nitekim bunu anlıyan yığın lar kıpırdanmaktadır. «Geçen Ay» adlı yazımızda bunun sayısız örnekleri var dır. Teknik Personel de üretim faaliyeti içinde devlet hizmetlerini gören bir kitle olarak çalışanlar arasındadır. Ve onun kaderini paylaşmaktadır. Bu yüz den gerçek kurtuluş, bütün memur kitleleri ile birlikte, demokratik haklar uğ runa verilecek mücadelenin başarısına bağlıdır. Çok doğaldır ki, bu mücade le, ortak hedeflere yönelen halk kitlelerinin mücadelesinin ayrılmaz bir par çasıdır.

Personel Kanunu tasarısı memurlara hiçbir demokratik hak tanımamak tadır. Geniş memur kitlelerini, haklarının çalınmasına, köle gibi çalıştırılma sına, her türlü baskılara karşı, bütün direniş ve hak arama olanaklarından, sosyal güvenlikten yoksun bırakmaktadır. ' Bu durum, koşulların ağırlaşması ile birlikte, memurların esasen dayanılmaz olan yaşantılarını daha da zorlaş tırmaktadır. İktidar, sömürüyü artırırken, sömürü arabasının tekerine taş ko yabilecek her türlü engeli ortadan kaldırmak için çabalamaktadır.

Slelttrli MüfcsndtolljU 161

DEMOKRATİK HAKLARI, ANCAK ONLAR UĞRUNA MÜCADELE EDENLER BAŞARIY LA KULLANABİLİRLER

İşçilerin mücadelesi bize çok zengin ve başarılı örnekler sunmaktadır. İş çiler, kendilerini baskı ve sömürü altında köle gibi çalıştıranlara karşı, maddî yaşantılarını düzeltmek üzere başarı ile kullandıkları bir takım hakları ala bilmek için, asırlar boyu süren uzun mücadeleler vermişlerdir ve hâlâ da ver mektedirler. Bütün dünyada ve yurdumuzda işçi mücadelesinin bugünkü dü zeye ulaşabilmesi kuşkusuz onların örgütlü ve birlikte hareket edebilmeleri sayesinde mümkün olmuştur. Yoksa tarih boyunca gelmiş geçmiş sömürücü iktidarlar grev, sendikalaşma, toplu sözleşme ve siyasal hakları işçileri pek sevdikleri için tanımamışlardır. Bu hakları kazanabilmek için ÖRGÜTLÜ BİR LİKTE ve «HAK VERİLMEZ ALINIR» ilkesine dayalı bir /nücadele vermek zo runludur. Diğer taraftan demokratik hakların ancak onlar uğruna mücadele veren kitleler tarafından kullanılabileceği de bir gerçektir. Ancak bu mücadele içinde ÖRGÜTLENEN bu hakların bir silah, zorunlu bir silâh olduğunu kav rıyan kitleler onları kullanabilir.'Yani hem hakları kazanmak hem de onları kullanmak için ÖRGÜTLÜ mücadele zorunludur. Hakların sömürücü güçler ta rafından tanınmasını bekliyerek ve onların icazetiyle hiçbir mücadele başarı ya ulaştırılamaz. Personel kanunu tasarısına karşı direniş sırasında bu gerçek leri unutan bazı görüşler ortaya çıkmıştır. Şimdi o görüşlerin eleştirisine ge çelim.

KİTLELER Y ALNIZ KENDİ KUVVETLERİNE GÜVENEBİLİR.

Mücadele sırasında ortaya çıkan yanlış görüşleri eleştirip düzeltmek tar layı yabanî otlardan temizlemeye, suyun akacağı yoldan taş toprak yığıntı larını çekip almaya benzer. Başarı geniş oranda bu eleştiri çabalarının sonu cuna bağlıdır. Yoksa tarlayı yabanî otlar kaplar ve su istemediğimiz yerlere akar.

Ortaya çıkan yanlış görüşlerden birincisi, «iktidarı elinde tutanlarla gö rüşülerek bir takım ücret artışları ve haklar alınabileceği» ni ileri süren gö rüştür. Hatta bu görüşün savuncuları işi, bir takım hukuk oyunlarıyla, kanun ların lehimize olan bir takım yorumlarını yöneticilere söyliyerek hak alınabi leceğini söylemeye kadar götürmüşlerdir. Kitlelerin ve onların temsilcilerinin mücadelenin gereklerine göre, kim olursa olsun herkesle görüşmeleri, kanun ları kitle yararına olarak sonuna kadar zorlayıp kullanmaları gerektiği görüşü doğrudur. Yanlış olan, bu yola mücadeleyi bırakacak derecede önem veren, bunu herşeyi halledecek bir yolmuş gibi ileri süren görüştür. Bu görüş, sömü rücülerin iktidarını tarafsızmış gibi göstermekte, bunlarla halk kitleleri do ğal olarak memur kitleleri arasındaki uzlaşmaz zıtlığı sömürücüler lehine kit lelerin gözünden saklamak istemektedir. Asla mücadelemize faydalı bir yanı yoktur. Kanunlara gelince; kanunları çıkarlarına uygun olarak ayarlamak ik tidarda oldukları sürece egemen güçlerin tekelindedir.

Hukuk oyunlarıyla hak alınacağını savunmak, sömürünün kanunlara uy gun olanına «evet» demekten başka birşey olamaz. Sömürenler sömürüyü sür dürmek için bu görüşün savunucularını tatmin edecek şıklıkta kanunlar çıka rabilirler. HAK ALMAK İSTEYEN KİTLELERİN DAYANABİLECEKLERİ TEK KUVVET, KENDİ KUVVETLERİDİR.

Elektrik Mühendisliği 161

OPORTÜNİZM (Fırsat çılık) BİR MÜCADELE Y OLU DEĞİLDİR.

Eleştirilmesi gereken diğer bir görüş ise, «Teknik personel sayıca azdır, mücadeleyi dar tutarsak iktidar bize bazı haklar tanıyabilir. Yoksa iktidarın bütün memurları tatmin etmesi olanaksızdır» görüşüdür. Bu görüşün çıkarcı bir kurnazlıktan başka, doğru bir yanı ve yönü yoktur. Bu yoldan kazanılacak ufak tefek hakların hiçbir zaman kullanılamıyacağı yazımızın yukarı bölümle rinde ortaya konmuştur. Çıkarları aynı olan kitlelerin birbirini gammazlayıp sömürenlere yaranma yarışı içinde dövüşmeleri onları götürse götürse iktidar köleliğine götürebilir. Kötünün yanında iyi olmak için kitlelerin geleceği üze rinde kumar oynama kurnazlığı akıllı bir yol olamaz. Oportünizmle kitle mü cadeleleri zafere ulaştırılamaz.

MÜCADELE EN GENİŞ CEPHEY LE ZAFERE ULAŞTIRILABİLİR.

Çıkarları aynı yönde olan kitlelerin birbirine düşmesi çoğunlukla iktidar dakilerin işine yarar. Çoğu zaman bu bölünmeler onlar tarafından yaratılma ya ve kışkırtılmaya çalışılır. Bu iş, kitle içine sokulan, kitle arasından kirala nan ajanlar aracılığıyla yapılabildiği gibi, bazı iyi niyetli kişilerin mücadele konusunda yeterince bilinçli olmamaları, kısa vadeli çıkarlar uğruna mücade le hedeflerinden uzaklaşmaları da kitlenin düşmanlarına yarar. İktidar Per sonel Kanunu ile bütün bu yolları denerken, ufak tefek gelir farkları yarata rak, şu veya bu unsurları daha fazla haklarla donatarak, yüksek kademeleri kapmak için bir kendine yaranma yarışı açarak ta kitle mücadelesini geriletme yolunu tutmaktadır.

Gerici iktidarlar, iktidar için tehlike teşkil edebilecek güçlere maddi ola naklar sağlayarak rahata kavuşmaya da dikkat ederler. Personel kanunu ha zırlanırken ordu mensuplarının dışarda tutulması bu tutumun bir sonucudur. İktidar böylelikle ilerici yönleri ağır basan ordu içinden kendine yönelebilecek bir muhalefeti yoketmek istemektedir. Diğer yandan iktidar, dayanmakta ol duğu irticai memnun edip onu halk arasında kendi propaganda aleti olarak kullanma işine hız verme amacını gütmektedir. Halk kitlelerinin gerçekleri görmesini önlemek için gerici iktidarların parayla tutulmuş irtica güçlerinin propagandasına ihtiyacı vardır. Bu arada kitle hareketlerine karşı silâhlı bir güç olmaya zorlanan polis örgütüne de diğer kitlelerden farklı maddî çıkarlar sağlanmakta oluşu akıldan çıkarılmamalıdır. Orduya, din adamlarına ve polis örgütüne tanınan ayrıcalıkların —aslında bu kitleleri ileri bir yaşantıya ka vuşturmadığı da düşünülürse— iktidarın bölücü davranışları arasında bir ye ri olduğu anlaşılmaktadır. <

Personel Kanunu tasarısına karşı direniş sırasında bazı arkadaşlar, «hu kuklular, siyasallılar, teknikliler v.s.» gibi bir takım meslek ayırımlarına git tiler. Bir kısmı «kanunları hukuklular yapıyor onun için kendi mesleklerine geniş olanaklar getiriyorlar» dedi. Bir kısmı da «mecliste hukuklu, siyasallı fazla; biz de bu meseleyi meclise fazla teknik eleman milletvekili sokarak hal ledebiliriz» görüşünü savundu. Bu görüşleri biraz yakından ele alalım. Ka nunları hukukçuların yapması çok olağandır Kaldı ki personel kanunu ha zırlıyanları bütün hukukçular kitlesinden ayırarak, iktidarın bölücülük, kitle leri sömürme ve baskı altına alma siyasetinin plâncı ve uygulayıcıları olarak «işbirlikçi bürokrat» tabaka içindeki yerlerine koymalıyız Onların kendi mes leklerinden olanları kayırması ise, geniş kitlelere —hukukçulara d a — sömü

ElektrUs MfthendialiSl 161

IX

rülme bakımından önemli ayrıcalık getirmeyen —bölücülük yönünden başka dikkate değer yanı olmıyan— bir davranıştır. Ayrıca, kanunları hukukçuların yapması ile yabancı firmalara hazırlatılmış projelerin ve yurt yararına aykı rı montaj sanayiinin hesapçılığınm teknik elemanlar tarafından yapılması ara sında ne gibi büyük farklar vardır? Meclislere adam sokmaya gelince, hem işbirlikçilerin, toprak ağası ve tefecilerin temsilcisi olmak hem de çalışan kit lelerin çıkarlarını savunmak olanaksızdır.

Bu durum çalışanlar lehine düzeltmenin yolu, ufak tefek ayrılıkları, abart mak, asıl zıtlığı, asıl hedefi gölgeliyecek derecede büyük göstermek değil, MÜ CADELEYİ EN KÜÇÜK MUHALEFET DUYGUSU BESLİYEN İNSANA KADAR GE NİŞLETMEKTİR.

MÜCADELE, ÇIKARLARI BİZİMLE AYNI OLAN, AYNI GÜÇLER TARA FINDAN SÖMÜRÜLÜP EZİLEN, BİR TEK BİREYİ DAHİ DİŞİNA İTMİYEN EN GENİŞ CEPHE KURULARAK BAŞARIYA ULAŞTIRILABİLİR. AYRILIKLAR DE ĞİL ORTAK NOKTALAR ORTAYA KONARAK KİTLELERİN HAKLI MÜCADELE Sİ ZAFERE ULAŞTIRILABİLİR. İKTİDARIN BÖL YÖNET TAKTİĞİ ANCAK BÖY LE ETKİSİZ KILINABİLİR.

TEKNİ K PERSONEL

Personel kanununun teknik personele neler getirmekte olduğu, daha doğ rusu onu nasıl güvenlikten yoksun bir yaşantıya mahkûm ettiği kuruluşları mızın yayınladıkları bildirilerde, grafiklerde, yapılan toplantılarda arkadaşla rımız tarafından ortaya kondu. Yeri geldikçe bunlara da değinerek bugünkü du rumu belirliyecek bazı tesbitler yapmak zorunludur.

4/10195'e göre çalışan binlerce teknik elemanın bugüne kadar olduğu gibi, bugün de içinde bulunduğu durum nedir?

Çıktığı günlerde teknik personele bir takım çekici maddî olanaklar sağ lıyan 4/10195 giderek, artan hayat pahalılığı karşısında teknik elemanları ya şanması zor bir hayata mahkûm etmiştir. Yeni getirilen kanun bu durumda en ufak bir değişiklik yapmadığı gibi, koşulları daha da ağırlaştırmakta, ücret leri azaltmakta, terfi olanaklarını geçmişe oranla çok daraltmaktadır.

Yüksek kademelerde yer alan yönetici teknik elemanlar, mevkilerini alt kademelerdekilere karşı, iktidardaki güçler yararına baskı aracı olarak kul lanmaktadırlar. Teknik personel «disiplin» adına onursuz ve kişiliksiz durum lara düşürülmekte, mantıksız emirlere uymak zorunda bırakılmaktadır.

Devlet yönetiminin her kesiminde partizanca egemen olan iktidarın dav ranış ve baskıları, teknik personeli de etkisi altında tutmaktadır. Öyle ki ik tidarın seçim zamanlarında devlet kuruluşlarını propaganda aracı olarak kul lanmasına karşı teknik eleman seyirci kalmak zorundadır. Yeni Personel Ka nunu bu durumda bir değişiklik yapmayacaktır.

Yurt yararına ve ihtiyaçlarına göre yapılması gereken plân ve yatırımlar iktidar partisinin propaganda amaçlarına uygun olarak düzenlenmektedir. Tek nik eleman bunun karşısında hiçbir yetki ve inisyatif sahibi olmamanın acı sını çekmektedir. Çoğu kuruluşlarda, belediye reisleri ve köy muhtarları "bu konularda teknik elemanın asla sahip olmadığı oranda yetki ve rol sahibi bu

Blelctrüt JMOhandlflUfl

lunmaktadır. Çeşitli baskılarla teknik personelin fikrini söylemesi, hatta dü şünmesi yasaklanmaktadır. Yeni kanun bu durumu daha da kötüleştirecektir.

• Baskılara boyun eğmeyen arkadaşlar ya işten uzaklaştırılmakta, ya da ge rekçesiz tayinlere uğratılmaktadır. Bunlara karşı teknik elemanın hiçbir iş garantisi yoktur. Yeni kanun da böyle bir garanti getirmemektedir.

Görüşleri siyasal iktidarınkine uyan bir azınlık kayırılmakta, uymayan lar ise hertürlü özgürlükten yoksun bırakılmak istenmektedir.

Tayin, tazminat, emeklilik, hergün haksızlığa uğrayanların karşılaştıkla rı konulardır.

.Diğer önemli bir nokta, bütün devlet dairelerinde olduğu gibi, devlet ku ruluşlarının müteahhit firmalarla ve aracı ithalatçılarla kurdukları çıkar bağ larının bu kuruluşlarda yolsuzluk ve rüşveti adeta bir ahlâk haline getirmiş, meşrulaştırmış olmasıdır. Birçok teknik eleman işbirlikçilerin çıkarları uğruna bu gereksiz işleyişe hizmet etmeye zorlanmaktadır.

Özellikle kontrol mühendislerine suistimallere katılmak hiç olmazsa bun lar karşısında seyirci kalmak yolunda baskılar yapılmaktadır. Öyle ki, rüşvet almayan suistimallere katılmayanlar müteahhitlerle bazı kuruluşların başın dakilerin kurdukları ortaklığın gazabına uğratılmakta, ihale yoksullukları kar şısında susmıyanlar aforoz edilmektedir. Teknik eleman bu işlerde adeta zo runlu suç ortağı yapılmaktadır.

Üzerinde en çok durulan ve durulması gereken başka bir nokta, bugün kü işleyişin, teknik elemanın, özellikle mühendislerin yaratıcı, araştırıcı, ileri götürücü, özgür niteliklerini körleten yönüdür. Bu durum yurdumuzda uy gulanan işbirlikçi politikanın bir sonucu ve bizzat kendisidir. Arkadaşımız Elek. Y. Müh. Şinasi Güçeri, Devrim gazetesi'ne yazdığı bir makalede durumu şöyle anlatmaktadır «Kamu kesiminde, mühendisin asıl hizmetlerine ihtiyaç duyulmamakta ve şayet duyulacak olursa, yabancı kaynaklara başvurulması en tabiî bir çare olarak düşünülmektedir. Şimdiye kadar memleketimizde in şa edilmiş olan tüm elektrik santralları, maden ihraç tesisleri, kimya tesis leri, gübre ve tekstil fabrikaları, çimento, şeker, kâğıt ve çelik fabrikaları, sen tetik elyaf fabrikaları gibi hertürlü üretim kompleksleri bu biçimde kurul muştur. Uçaklarımız, gemilerimiz, taşıt araçlarımız, ordumuzun topu, tüfeği, tankı, radarı, bütün elektronik sistemlerimiz hep dışardan temin edilmekte ve bu durum Türk milletine en doğal bir olaymış gibi gösterilmektedir». Tek nik elemanın yukarda saydığımız niteliklerini gelişitirip uygulamasını önliyen — gene Ş. Güceri'nin dediği g i b i — onun «yalnız okur yazarlığından yarar lanan» bu işlerliğin temelinde açıkladığımız işbirlikçi politika vardır. Bu poli tika yurdumuzun sanayileşmesini asla istememektedir, ama bunu sağlıyamıya caktır. Bu yüzden, teknik elemanın özlediği çalışma ortamına ulaşabilmesi bu politikayı ortadan kaldırıp, hızla sanayileşmeyi sağlayacak, Teknik personelin halk kitleleri ile birlikte bu politikayı egemen kılma mücadelesine girmesi bu yüzden de bir zorunluluktur.

Yeni personel kanunu bu durumları gözlerden uzak tutma çabası içinde, mevcut işlerliği sürdürmek, işbirlikçiler, yararına daha da şiddetlendirmek ama cı ile hazırlanmıştır.

Teknik eleman kitlesi, gün geçtikçe bu gerçekleri daha iyi görmekte, hal kımıza gösterme çabasına girişmektedir. Özellikle İnşaat, Maden ve Elektrik

Mtlbenaisllfti Wi .

Mühendisleri odalarının kamu kuruluşlarında ve genel olarak yurdumuzun çı karları üzerinde oynanan oyunları teşhir etmede gösterdikleri olumlu 'ç"aba gün geçtikçe yoğunlaşmaktadır. Son boykot hareketlerinde de bunun sayısız örnekleri verilmiştir. Nitekim 29 Mayıs günü yapılan 'genel forum, basın bil dirisinde, bu açıkladığımız gerçeklere geniş oranda yer vermiştir. Aynı forum, «ülkemiz halk yararına büyük üretim hamlelerine erişinciye, çalışan tüm de ğerleri yaratan kol ve kafa emekçileri kurtuluncaya kadar mücadeleye» ka rarlı olunduğunu açıklıyarak mücadelemize ışık tutmuştur.

Son olarak birde personel kanununun «beyin göçü» diye adlandırılan, binlerce yetişkin elemanımızın yurdumuzu sömüren yabancı güçlere 'peşkeş çe kilmesi anlamına gelen olay karşısındaki konumuna bakalım. Kamu kuruluş larında çalışan teknik elemanlarımızın çoğu 'şimdiden yabancı ülkelere gitme yi ciddî olarak düşünmeye başlamışlardır. İktidardakilerin bunu çok olağan, hatta yabancı ortaklarına yaranma fırsatı çıktığından ve ülkenin geleceğini yokeden herşey onların yararına olduğundan sevinçle karşılıyacakları muhak kaktır. «Beyin göçü» denilen bu mekanizmayı da halk kitleleriyle birlikte mü cadele eden teknik personel parçalıyacaktır.

Kısaca, Personel Kanunu, maddî olanaklarımızı genişletmiyen, demokra tik haklarımızı sağlamıyan, hiçbir sosyal güvenlik tanımıyan, hiçbir reform niteliği olmıyan bir kanundur. Personel Kanunu, yeteneklerimizi geliştirme mize, yabancı şirketlerin hesapçılığından kurtulmamıza, müteahhit ve işbir likçi baskısı karşısında direnebilmemize, üst mercilerden ve iktidardan gel mekte olan baskılara karşı durabilmemize yarıyacak hiçbir olanak ve yenilik getirmemektedir.

Personel Kanununun niteliğine uygun olarak bütün memur kitleleri diren mektedir. Teknik Personelin yaptığı boykot, örgütlerimizin yaptığı toplantılar, yayınlanan bildiriler, mücadelenin henüz başlangıcıdır. Mücadele uzun vadeli olacaktır. Daha birçok aşamalardan geçecektir. Ancak mücadelenin doğru te mellere oturtulması başarıyı hızlandıracaktır.

Bu mücadeleye, direnişe geçen geçmiyen bütün memur kitleleri dahil hal kın her kesimini içine alan bir nitelik kazandırmak, asıl direnme noktasının zamlar ve vergiler olduğunu, demokratik haklar uğruna mücadelenin bu mü cadelenin ayrılmaz parçası olduğunu unutmamak gerekir.

Çığ gibi büyüyen mücadele hızla birleştirmeli, bölük pörçük hareketler kitle eylemlerine dönüştürülmelidir. Yalnız teknik elemanların bağlı olduğu örgütlerle değil, TÖS, İLKSEN, PERSEN gibi memur sendika ve örgütleriyle, işçi sendikalarıyla ekonomik, siyasal bunalıma ve baskıya karşı bütün örgüt lerle dayanışma ve birlik sağlanmalıdır. Kendi sendikamız TEKSEN güçlendi rilmeli, daha ileri hedeflere yöneltilmelidir.

ZAFER ÇALIŞAN KİTLELERİNDİR.

Elektrik Mühendlsllfcl 161