Elektrik Mühendisliği · Sayı 205-206 · Ocak-Şubat 1974

AYDINLATMA KONULARI VE YABANCI FİRMALAR

Şazi Sirel

Elektrik tesisatı, aydınlatma ve güvenlik Görüş ve değerlendirme

Yıl
1974
Sayfa
9
Okuma süresi
17 dk
Görüntülenme
0

Konu

Elektrik tesisatı, aydınlatma ve güvenlik

İlgili: Mühendislik mesleği, meslek hakları ve istihdam, Sanayi, teknoloji politikası ve kalkınma

Anahtar kelimeler

  • aydınlatma sektörü
  • yabancı firmalar
  • stok politikası
  • ücretsiz proje
  • teknoloji bağımlılığı
  • geri bırakılmış ülkeler

Özet

Yazar, aydınlatma alanında faaliyet gösteren büyük yabancı firmaların stok yönetimi ve denetimli araştırma politikalarını, bu firmaların teknik açıdan aşılmış ürün stoklarını geri kalmış ülkelere satma stratejilerini ve ücretsiz hizmet/proje uygulamalarıyla yerli teknik kadroları zayıflatma çabalarını eleştirel biçimde ele alıyor.

Tam metin

Metin PDF'ten otomatik çıkarılmıştır; tablo, şekil ve formüller eksik ya da hatalı olabilir. Özgün dizgi için PDF'e bakın.

Şazi SİREL

İDMMA

Bu yazıda, aynntılanyla yakından bildiğim birtakım gerçeklere dayanarak, aydın latmayla ilgili bazı konular ile yabancı firmaların belirli özellikleri arasındaki il ginç durumu açıklamaya çalışacağım, öyle sanıyorum ki, önce, birbirinden olduk ça uzak bu iki kavramı, yani «aydınlatma» ve «yabancı firma» kavramlarını, bu yazının bakış alanı içindeki özel görünüşleriyle, konuyla ilgili özel ama gerçek yanlarıyla tanıtmak gerekiyor.

YABANCI FİRMA

Yabancı firmayı, özelliği yalnızca «yabancı = ülke dışından gelmiş» olmak olan bir nesne gibi düşünmemek gerekir. Yabancı firmanın önde gelen, en önemli özellik lerinden biri «büyük firma» olmasıdır. Bir anda aklımıza gelen sekiz on yaban cı firmayı düşünürsek, bunların, ülke içi ölçülerimizle kolay kavrayamayacağımız dev kuruluşlar olduklarını görürüz. En az 20 30 ülkedeki temsilcilikleri, montaj atöl

(•) Mimarlık., S. 72/1.

yeleri, bakım servisleri, fabrikaları, bölgesel yönetim büroları, depoları, satış yerle ri, bakım servisleri vb. kuruluşlarıyla ulusal sınırları aşıp yer yüzüne yayılmış ol maları; adlarının bütün dünyada hattâ bazı ufak ülkelerin adlarından da daha iyi bilinmesi ve normal ülke ölçülerine sığmayan maddesel varlıkları ve ekonomik güç. leri bu ÎRÎ firmaların özelliklerinden bazılarıdır.

Batı dünyasının bu DEV kuruluşlarının ekonomik, yapısal, sosyal vb. açılardan ku ramsal bir analiz ve eleştirisini yapmak, açıktır ki, bu yazının ne amacıdır, ne de sı nırları içine girebilir. Burda, denemeyi düşündüğüm, bu tür dev firmalar arasında endüstri ürünleri üretenlerinin bazı özelliklerini dıştan ve uzaktan değil, içinden gördüğüm, tanıdığım ve anladığım şekliyle açıklamaya çalışmaktır.

Endüstri ürünleri üretici dev firma, herşeyden önce, sağlam bir organizmanın özel liklerini göstermek zorundadır. Denebilir ki varlığı buna bağlıdır. Belki de, büyük oranda, varlığı bundan ötürüdür. Üretici dev firma çok ağır ve düzenli bir gelişme gösterir. Gelişme hızı ölçülü ve hesaplıdır. Batı Avrupanın karakteristikleri (fre kans, genlik vb.) yakın Doğu Bölümü Genel Müdürü özel bir konuşmada şöyle de mişti : «Firmamıza her yıl belirli sayıda idareci, memur ve işçi alınır. Ama hiçbir zaman hiçbir kimse işinden çıkanlmamıştır. Çünkü, üretim hızımız dalgalanma göstermez. Bunun için her tedbir alınmıştır».

Üretici dev firmalarda çalışanların her türlü garantileri ve pek çok olanakları vardır ve itibarları yerindedir. Firmaca verilen kimlik kartları, sınırlarda pasa porttan, otellerde resmi kimlik kartlarından daha geçerlidir. Bu dev kuruluşların özel hastaneleri, özel eğlence yerleri, özel çarşıları, hattâ özel ulaşım ve haberleş me ağlan, özel sigorta, banka ve yardımlaşma örgütleri çalışanlara ve ailelerine büyük ve önemli olanaklar ve yararlar sağlar. Üretici dev firmalarda çalışanlar bü yük bir güvenlik içindedirler ve dev firma, yüzbinlerce kişinin iş ve gelecek güven liğiyle ilgili bir sorumluluğun bilinci içinde, bunun sürekliliği için her tedbiri al mıştır.

Alınan tedbirlerden ikisi, bu yazının konusu bakımından ilginçtir. Bunlardan biri «stok», öteki «denetimli araştırma» dır. Bu iki tedbir ve sonuçlan üzerinde dur mak gerekir.

STOK

Üretim hızının dalgalanmaması, birim zaman içinde üretilen ürünün, ya da bu üretimdeki artışın, peş peşe artma ve eksilme (bir öncekine göre eksilme) göster memesi demektir, önemli olan eksilmedir. Çünkü, üretimde eksilme, ya boş ka lan işçiye karşılıksız para ödeme ya da işçi çıkarma sonucunu doğurur, öte yan dan, belirli endüstri ürünlerine duyulan gereksinme, mevsimlerle ve yıllarla de virsel olan ve olmayan değişmeler göstennekte ve bu değişmeler düzensiz dalgalan, malar şeklinde belirmektedir.

Bir yanda dalgalanan istek, öte yanda dalgalanmaması istenen üretim, arada bir tamponu, yani oldukça önemli bir işlenmiş ve yarı işlenmiş mal stokunu gerek tirmektedir. Tam ya'da yan işlenmiş bu zorunlu mal stokunun niceliği ve niteli

ği istek dalgalanmasının karakteristikleri (frekans, genlik vb.) yanısıra daha birçok faktörün etkisine göre büyük bir titizlik ve dikkatle hesaplanmaktadır.

Endüstri ürünleri üretici dev firmalarda, açıklanması yasaklanmış bilgiler grubun dan biri de, bu stoklarla ilgili olanlardır. Derinlemesine hesaplar ve uzun görgüle re dayanan kararlarla değişik yerlere (çoğu zaman değişik ülkelere) dağıtılmış olan bu stoklardan genellikle hiç söz edilmez ve varlıkları olabildiğince gizlenir. Dolaylı yollarla elde edilen çeşitli bilgilerden birbirlerini doğrular gibi görünenler, bu stoklardan konumuzla ilgili alanlarının, altı yedi yıllık bir gereksinmeyi (doğal dır ki batı dünyası ölçüsünde bir gereksinmeyi) karşılayacak nicelikte olduğu yo lundaki tahminleri haklı çıkarmaktadır.

Özetlenecek olursa, ufak dalgaları değil, büyük fırtınaları bile umursamayan dev gemi görüntüsünü sürdürebilmek, üretici dev firmaların, çok değişik oranlarda yarı işlenmiş ve tam işlenmiş önemli mal stoklan bulundurmalarına büyük ölçü de bağlıdır ve bu, üretici dev firmanın varlığının bir bakıma hem nedeni hem sonucu olan bir zorunluktur.

DENETİMLİ ARAŞTIRMA

Yukarda sözü geçen ikinci tedbir «denetimli araştırma» bir başka deyişle, araştır manın denetim ve güdümüdür. Endüstri ürünleri üretici dev firmaların geniş ve güçlü laboratuvarlannda, çoğu, çalıştığı firmaca yetiştirilmiş ve kendini «endüstri ye adamış» değerli bilim adamları çalışır. Bu laboratuvarlar, firmanın uzağı gören gözleri, doğrultu belirleyen ve yol açan en değerli organlarıdır. Bu laboratuvarlar. da çalışan bilim adamları, çalışmalarının ve bu çalışmaların sonuçlarının yüzbinler ce kişinin iş ve gelecek güvenliğiyle ilgili olduğunun bilinci içindedirler. Bu ne denle, laboratuvarlardaki çalışmalar «başıboş bilimsel» çalışmalar olmayıp, belirli amaçlan olan düzenli, planlı, programlı ve bundan ötürü doğrul tulu ve sınırlı ça lışmalardır.

Üretici dev firma laboratuvarlannda doğrultulu ve sınırlı çalışmalar, doğrultulu ve sınırlı araştırmalar zorunludur. Örneğin, yarı işlenmiş bir maldan dört yıllık stok varken, bunun kullanılacağı son üründe köklü bir değişiklik yapma olasılığı bulu nan bir araştırmanın öne alınmasının bir anlamı yoktur. Bir organizmanın kendi zaranna çalışması düşünülemez. Stoklar ve laboratuvar çahşmalan arasındaki kar şılıklı ilişki bu bakımdan çok önemlidir. Hattâ, o denli" önemlidir ki, aynı alanda çalışan değişik firmalar birçok konularda birbirlerinin karşısında da olsalar, bu konuda zorunlu bir dayanışma içindedirler. Büyük ölçüdeki çıkarlan bunu gerek tirmektedir. Gerçekte, bugün, üretici dev firmalar arasındaki yanşıcılık da, pazar lama ile ilgili birkaç konunun içinde kalmaktadır. Bunun dışında, banş içinde bir. likte yaşar durumda olduklan çok iyi bilinen bir gerçektir.

STOK ARAŞTIRMA İLİŞKİSİ

Stok laboratuvar ilişkisi zorunlu fakat rahatsız bir ilişkidir. Diyelim ki, flüonşıl lamba yapımında kullanılan belirli bir flüorışıl toz kanşımmdan altı yıllık stok

vardır ve bu karışıma giren flüorışıl maddelerden birinin yerini alacak, ışıksal et kinlik ve renksel verim açısından daha iyi ve daha da ucuz yeni bir flüorışıl madde bulunmuştur. Bu durumda ne olacaktır? Yeni karışımla yapılacak lambalar piya saya altı yıl sonra mı çıkarılacaktır? Ya da diyelim ki, hastanelerde kullanılan ışr nımlı birçok tanılama (teşhis) ve fizik otama (fizik tedavi) aygıtlarında kullanılan ışıyıcılarda önemli bir buluş gerçekleştirilmiştir. Hastaların bundan yararlanmaları nın yıllarca ronraya bırakılması rahatça düşünülebilir mi? Bu örnekler çoğaltıla bilir ve «dev firma stok bilimsel ve teknik ilerleme» arasındaki değişik çelişkiler da ha ayrıntılı ve daha düzenli bir şekilde incelenebilirse de, hayal ürünü olmayan yukardaki iki örnek, bir çıkmazı, çelişik bir durumu yeterince belirtmektedir.

Bunun yanısıra^ stok laboratuvar ilişkisini daha da rahatsız duruma getiren başka etkenler de vardır. Firmalar arası ilişkilerdeki gerginlikler, uzak firmalar, ulusal laboratuvarlar ve üniversite laboratuvarları, ani buluşlar vb. gibi.

ÇIKIŞ YOLU

Bu çıkmazın, kendi kapalı dizgesi dışına çıkıldığında, bir çıkış yolu vardır: Geri bırakılmış ülkeler. Problemin çözümü açıktır. Teknik açıdan aşılmış stoklar, geri bı rakılmış ülkelere satılarak stok laboratuvar ilişkisi daha az rahatsız edici duru ma getirilebilir. Problemin çözümü böyledir. Ve doğaldır ki bu çözüm, bazı koşul ların sürekliliğinin sağlanmasını, bunun için de bazı tedbirlerin alınması zorun luluğunu birlikte getirir.

Teknik açıdan aşılmış endüstri ürünleri stoklarının, geri bırakılmış ülkelere «uy gun» şartlarla satılabilmesi, bu ülkelerde konuyla ilgili alanda genel bir bilgisizli ğin ve özellikle de bu alanda teknik bilgisizliğin varlığına büyük oranda bağlıdır. Bundan ötürü, üretici dev firmalarca alınacak tedbirlerin başında, bu bilgisizliğin sürdürülmesi ile ilgili, dolaylı ve dolaysız tedbirler gelir. Bir alanda bilgisizliğin sürdürülmesi, başka bir deyişle, bilgi düzeyinin belirli bir çizginin altında tutul ması çabası, doğaldır ki, ancak belirli oranlarda ve belirli süreler için başarılı olabilir. Bu bakımdan, birinciyi tamamlayan çok önemli ve büyük oranda etkili ikinci tedbir, söz konusu alandaki bilgilenmeyi denetim altında tutmaktır. Bu dene timin, özellikle, bilginin sınırlan ve niteliğiyle ilgili olması gerektiği açıktır.

Özetlenecek olurca, üretici dev firmalar, varlıklarını sağlıklı bir şekilde sürdüre bilmek için bulundurmak zorunda oldukları yarı ya da tam işlenmiş mal stokla rından, bilimsel ve teknik ilerlemenin denetimleri dışına kaçan sonuçlan ile aşıl mış olanlarını, geri bırakılmış ülkelere satmak ve bu olanağı kaybetmemek için de, bu ülkelerin, kendi ülkeleriyle aralanndaki uygarlık açığının (en azından ken di alanlarında) kapanmaması için tedbirler almak zorundadırlar. Var olan bilgi eksikliğini sürdürmeye ve bu olanaklı olmadığı zaman ve yerde, edinilecek bilgi nin, hiç olmazsa niteliğini denetim altında bulundurmaya dönük tedbirler, söz ko nusu tedbirlerin başta gelesnlerindendir.

Bu tür tedbirlerin uygulanmasının, olabildiğince örtülü, zor sezinlenebilir, gerek tiğinde çeşitli inandırıcı yorumlarla kolaylıkla savunulabilir, aynca da ,zorunlu ve kaçınılmaz gibi gösterilebilir olması gerekir. Uygulama da bunun böyle olduğu

nu göstermektedir. Uygulamayla ilgili pek çok örnek verilebilir. Bunlar genel ola rak, geri ülkelerin idarecilerini yerli teknik elemanların yetersizliğine inandırmak, bu idarecilere türlü olanaklar sağlamak, önemli teknik konuların etüd ve projele rini türlü yollarla alarak ,yerli teknik elemanlarda mesleki ve teknik bilgi ve görgü birikimini önlemek, yerli teknik elemanları «iyice» ücretlerle ikinci derecedeki iş lerde kullanarak bir üst teknik gücün basit uygulayıcısı şeklinde biçimlendirmek ve şartlandırmak, yani özetle, geri ülkenin teknik gücünü ezmek, yok etmek, ya da bunun olanaklı olamadığı oranlarda, bu gücü olabildiğince kendi kanadı altına almaya dönük çabalardır.

Bu sinsi çabalara tipik ve bir derecede de önemli bir örnek olarak «ücretsiz hiz met», ya da bunun özel bir şekli olan ve özellikle, üretimleri projelendirme ko nusu'olabilen üretici firmalarca uygulanan «ücretsiz proje» oyunu gösterilebilir. Ger çekten, en hafif deyimiyle bir «oyun» olan ücretsiz hizmetin, gerçekte ne anlama geldiğini ve ne amaçla öne sürüldüğünü, derinlemesine düşünmek gerekir. Dürüst lüğü ve hizmet ücret ilişkileriyle ilgili hesaplar konusundaki titizliği ile tanınmış, oldukça ünlü, İsviçreli bir iş adamının aşağıdaki sözü, ücretsiz hizmetin oldukça iyi bir tanımım vermektedir. Bugün yaşıyorsa doksan yaşında olması gereken İs viçreli bu iş adamı meslektaşımıza göre, «ücretsiz hizmetin bir tek anlamı vardır. O da, bu hizmet karşılığında alınması düşünülen ücretin (ya da elde edinilmesi dü şünülen yarar ve çıkarların) açıklanamayacak nitelik ve nicelikte olmasıdır. Bu böyle olmadıkça, herşeyin para hesabına dökülebilmesi gerekir. Bu, matematik bir zorunluktur. Ve her hizmetin de para hesabına dökülmesi gerekir. Bu da, iş dürüstlüğünün minimum şartıdır.»

Özellikle geri bırakılmış ülkelerde, bazı alanlardaki doğal bilgi eksikliği, ya da idarecilerin böyle bir eksikliğe inandırılmaları, ücretsiz hizmetin ilginç bir örneği olan ücretsiz proje tekliflerinin benimsenmesini kolaylaştırmaktadır. Bunun somut bir örneği, yazının başlarında söz konusu edilen, teknik açıdan aşılmış, eskimiş, hastane aygıtlarının, biri orta Avrupanın öteki batı Avrupanm, iki dev üretici fir masının işbirliği ile ufak Afrika ülkelerine, bu aygıtların en son modellerinden de daha pahalıya, satılması olayıdır. Bunun için, ülkemizde de çok iyi tanınan bu iki dev firma 1962 1963 yıllarında bu ülkelere «ihtiyaçları olan» hastane yapılarının bütün projelerini (mimarî, statik, tesisat vb.) ve ihale dosyalarını ücretsiz olarak hazırlamayı teklif etmişler, bu önemli proje işlerinin(1) ve inşaatların kontrolünün bu ülkelerin teknik gücünü aşan bir iş olduğunu ileri sürerek tekliflerini o ülke yö neticilerine kabul ettirmişler ve böylece her iki firma da stoklarıyla ilgili olduk ça rahatsız bir durumdan, ayrıca da olağanüstü kârlar sağlayarak, kurtulmuşlar dır. Bu yazının yine aynı bölümünde sözü geçen» teknik bakımdan aşılmış flüorışıl toz karışımlarını ise Türkiye yıllardan beri kullanmaktadır. Bu karışımda yapılan flüorışıl lambalar 1965 yılında Avrupa piyasasından büsbütün kalkmış, lamba ka taloglarında üzerleri kara baskıyla kapatılmıştır. Bu çoktan aşılmış flüorışıl lam baların Türkiyede halâ kullanılması bir «ücretsiz proje» konusu olmayıp, bir te cimsel anlaşma konusudur. Çünkü, Türkiye bazı alanlarda ücretsiz proje aşamasma

(1) Bu projeler, bu dev firmaların proje bürolarında çalışan ve içlerinde çok sayıda Türk mimar ve mühendislerinin de bulunduğu geri bırakılmış ülkelerin teknik elemanlarının büyük katkısıyla hazırlanmıştır.

daha yeni gelmiştir. Bugüne dek bu nitelikteki projelere ülkemiz ayrıca akıl almaz ücretler de ödemiştir ve halâ da ödemektedir.

Yabancı firma konusunda yukardaki belirkmelerden sonra, şimdi de, aydınlatma ko nusunu bugünkü konumuyla ele alıp yakından inceleyelim.

AYDINLATMA

Yakından bakıldığında, tıpkı, yabancı firmaların gerçek niteliklerinin, bu firmala rın «yabancı» olmaları yanısıra ve özellikle, «dev» kuruluşlar olmalarıyla ilgili bulunması gibi, aydınlatma konusunun da, uzaktan fark edilmeyen bir başka görü nüşü ortaya çıkar. Günümüzde aydınlatma, havanın kararmasıyla beliren birta kım rahatsızlıklardan ve olanaksızlıklardan kurtulmak için, ötede beride rasgele ışık yakarak, bu rahatsızlık ve olanaksızlıkların nedenini yok etmeye çalışmanın, daha kısa bir deyişle, karanlıkla mücadelenin çok ötesinde bir anlam kazanmıştır. Günümüzdeki anlamıyla aydınlatma, doğal ve yapay aydınlığın, insanların çeşitli gereksinmelerine en uygun biçim ve duruma getirilmesi işidir. Aydınlatmadan amaç, karanlığı yenmek yok etmek değil aydınlığı en bilinçli bir şekilde denetim altına almak ve insanlara en yararlı olacak biçimde kullanmaktır.

Biraz daha ayrıntılı bir tanımıyla bugün aydınlatma, çeşitli gereksinmelerin biçim lendirdiği değişik yapı cinsleri ve bunların çeşitli bölümlerindeki türlü insan davra nış ve eylemlerinden ayrı ayrı her biri için gerekli görsel konforu sağlayacak ay dınlık düzenini en rasyonel bir biçimde gerçekleştirmek ve bunun için de, insan ların çeşitli eylem ve davranışlarının görsel algıyla ilgili özelliklerinden yola çıka rak, gerekli aydınlık düzeninin nicel ve özellikle nitel bütün unsurlarım belirle yip saptamak, sonra da bu düzeni bir mimarî düzen ve yapımsal gereklerle birlik te ele alıp çözümlemek demektir.

Özetlenecek olursa, aydmlatma bir yerdeki karanlığı şu ya da bu şekilde yok et mek değil, o yerde ölçülü ve anlamlı bir aydınlık düzeni, bir ışık yapıtı, son zaman larda çok kullanılan deyimle, bir ışık mimarisi kurmak, o yer için gerekli ve o ye re özgü ışık mimarisini kurmak demektir.

Bu anlayış içinde, doğaldır ki, aydınlatma projesi de, çeşitli mekânların adlarına göre, bir çizelgeden nicel bazı değerler bulup, bunların kaç vatlık kaç lambayla elde edilebileceğini hesaplama ve lamba yerlerini plana işaretleme gibi, «karanlıkla mücadele» aşamasındaki bilinçsiz ve ilkel çabanın bir ürünü olamaz. Bugünkü an lamıyla aydınlatma projesi, yukarda ayrıntılı bir şekilde belirlenen geniş etüdlere dayalı bir aydınlık düzeninin, fizik mekân düzenleme eylemiyle birlikte ve bir fizik çevre düzenleme anlayışı içinde ve de söz konusu mekânla uyumlu, bu mekânın mimarî anlamım güçlendirecek bir ışık mimarisi biçiminde kurulmasını sağlaya cak proje demektir.

Aydınlatma tekniğinin gelişerek ulaştığı bu düzey, aydınlatma konularının, mimar lık konulan yanında ve içinde yer alması sonucunu doğurmuştur. Doğaldır ki, mi marlık konuları derken, mimarlığın günümüzdeki anlam ve niteliği düşünülmelidir.

Aydınlatmayla mimarlık konularının birbiri yanında ve içinde yer alışı, özetle iki bellibaşlı ilişkiye bağlanabilir. Bunlardan birincisi şudur: Yukarda belirtildiği gibi, aydınlık düzenini belirleyen ve saptayan veriler, büyük oranda, insanların çeşitli ey lemleri ve bunlarla ilgili birtakım özelliklerden yola çıkılarak elde edilir. Mimarlık ve şehircilik ilgili mekân düzenlemelerinde de çıkış noktası aynıdır. Yani, insan ve insanların çeşitli eylem ve davranışları, bunlarla ilgili gereksinmeler. Bu bakım dan, kurulacak aydınlık düzenlerinin temel verilerini gereği gibi saptamak ve bu düzeni pek çok açıdan en iyi bir şekilde belirlemek, yetişişleri (formasyonları) ve günlük^ uğraşları açısından özellikle mimarların başarabilecekleri bir iştir. İkincisi ise, herhangi bir aydınlık düzeninin, gerek aydınlığı ile, gerek bu aydınlığı sağlayan kaynaklar ve aygıtları ile, belirli bir mimarî düzen (ya da şehircilik düzeni) için de yer alması gereğidir. Bu «yer alış»m rasyonel ve «güzel» olabilmesi, aydınlat ma konularının, mimarî ve yapımsal konularla birlikte ele alınıp çözümlenmesine çok büyük oranda bağlıdır.

İLERİ ÜLKELERDE DURUM

Yukarda açıklanan nedenlerle, ileri ülkelerde son yıllarda ve özellikle 1960 tan bu yana, mimarlar aydınlatma konularıyla gitgide artan oranlarda ve yakından ilgilen meye başlamışlar, mimarlık fakültelerinde aydınlatma laboratuvarlan kurulmuş, mimarlık eğitimi gerçek anlamda aydınlatma dersleriyle (elektrik tesisatı dersle riyle değil) güçlendirilmiş, aydınlatmacı mimarlar yetişmiş, aydınlatma proje bü rolarının başına mimarlar getirilmiş ve böylece, bir yandan, aydınlatma konula rı gereği gibi ele alınmaya başlarken, öte yandan da, aydınlatmayla ilgili bilgi bir takım çevrelerin tekelinden kurtulmuş ve büyük oranda yaygınlaşmıştır.

Aydınlatma konularını bu yeni görüş ve tutum içinde ele alarak gerçekleştirilen uy gulamalar birçok alanlarda (öğretim, çalışma vb.) basan ve verim oranlarım olum lu yönde etkilemiş®, buna karşılık ilk kuruluş ve işletme giderlerinde de azal malar sağlanmıştır*3'.

Gerek bu sonuçlar, gerekse bu sonuçların da etkisiyle artan ilgi ve aydınlatmayla ilgili elemanter bilginin yaygınlaşması sonucu, özellikle, ışık kaynaklan ve aydın latma aygıtlan yapan üretici dev firmalann, belirli amaçlarla çalışan ve belirli alışkanlıklan olan aydınlatma proje bürolarına rağbet büyük oranda azalmış, bu alandaki iş hacmi yeni kurulan tarafsız ve ard düşüncesi olmayan proje bürola nna kaymıştır. Aydınlatmayla ilgili endüstri ürünleri üreten dev firmalann proje

(2) Okullardaki basan ve iş yerlerindeki verimde % 7 yi aşan oranlarda artışlar, iş kaza ları ve gece trafik kazalarında önem azalmalar gibi somut Sonuçlar istatistiklerle elde edilmiştir.

(3) Aydınlatmayla ilgili boşuna harcamalardaki bu azalmalar, 1 — gerekli aydınlığın, yapılan işdn özelliklerine göre belirlenmesiyle ilgili olarak aydın lık israfındakl aralma yani işe yaramayan, boşa giden aydınlıktaki azalma, 2 — mimarî düzen içinde doğru bir konuma gelen etüdlü ışıklıklar (aydmlatma arma türleri) ile ilgili olarak ışık israfindaki azalma yani aydınlığa dönüşmeyen, surda burda yutulup boşa giden, kaybolan ışıktaki azalma, 3 — ışık kaynaklarının tarafsız bir şekilde seçimi ile ilgili olarak elektrik enerjisi tara fındaki j»g«1ma olarak özetlenebilir.

büroları ise, ancak belirli alışkanlıklarla (belirli amaçların yerleştirdiği belirli alış kanlıklarla) proje yapan bir sürü elemanıyla birlikte, bir açıdan, yukarda sözü ge çen «teknik bakımdan aşılmış mal stoklar»ını andırmaya başlayan görünüşüyle, firmaları için bir problem olmaya başlamışlardır.

Özet olarak denebilir ki, ileri ülkelerde 1940 tan başlayarak gitgide hızlanan bir gelişme gösteren aydınlatma tekniği son on yıl içinde, mimarların da büyük ilgi ve katkısıyla gerçek yerini ve anlamını bulmuş, önemini geniş kitlelere benimsetmiş ve bu konudaki bilginin yaygınlaşmasıyla, aydınlatmayla ilgili üretici dev firmala rın proje bürolarının güdümlü çalışmaları açığa çıkmış ve gözden düşmüş, tarafsız aydınlatma proje büroları kurulmuş ve gelişmiş, dev firmaların proje büroları aşılmıştır.

Aydınlatma alanındaki üretici dev firmalar için bu durum ikinci bir çıkmaz ve bu kez, kendi nitelemeleriyle, bir «ayıp durum» yaratmıştır. Doğaldır ki, bunun da çı kış yolu, yine geri bırakılmış ülkeler olmuştur. Yani daha açık bir deyişle, çıkış yolu, geri bırakılmış ülkelerden proje almak ya da bu ülkelerde proje büroları kurarak, proje bürolarının ve bu bürolardaki teknik elemanların eski tatlı düzende çalışabilmelerini sağlamak, eski düzeni böylece sürdürmek olmuştur.

Açıktır ki, «ayıp durum»un gizlenebilmesi, daha çok, geri ülkelerden proje alarak bu projeleri eski merkez bürolarında yapmaya bağlıdır. Bunun için dev firma geri ül kelerde ufak bürolar kurmak, ya da buralardaki satış bürolarına, teknik bakım dan merkez büroda hiç işe yaramıyacak derecede aşılmış bir «teknik eleman» yol lamak ve şu ya da bu şekilde proje elde etmeye çalışmak durumundadır. Bunun gerçekleşebilmesi için ise, söz konusu geri ülkede, o konuda yaygm bir bilgisizliğin var olması ve bunun sürüp gitmesi gereklidir ve yabancı firmanın bu konuda çaba göstermesi, hiç olmazsa bilgilenmeyi denetim altında bulundurmaya çalışma?» doğaldır.

TÜRKİYEDE DURUM

Aydınlatma konularıyla ilgili olarak Türkiyedeki genel durum ve mimarlık eğiti mindeki özel durum, Mimarlık Dergisinin 1969 11. sayısında oldukça ayrıntılı bir şekilde açıklanmıştı. Aradan geçen iki yıl içinde bu durumda önemli bir değişiklik olmadığı görülmektedir. (Okuyucunun, söz konusu dergideki yazıyı gözden geçir mesi rica olunur), özetle denebilir ki .ülkemizde bugün, bu konuda çoy yaygın ko yu bir bilgisizlik sürüp gitmektedir. Genel bilgi düzeyi «karanlıkla mücadele» aşamasındadır. Aydmlığm niteliğiyle ilgili düşünceler «ışık soldan gelmelidir» gibi ilkel, yalın kat ve çoğu zaman anlamsız bir yargıdan ibaret kalmaktadır. Mimar lık eğitimindeki durum aynı ilkelliği yansıtmakta ve çoğu zaman tesisat ve mühen dislik bilgisi derslerine gelen mühendis öğretim üyelerince aydmlatma dersi adı altında, aydınlığın niceliğiyle ilgili basit bir herap öğretilmekte ve elektrik tesisa tıyla ilgili birtakım bilgiler yasak savma tutumu içinde verilmektedir.

Aydınlatma konusundaki bu bilgisizlik, aydınlatmayı bir yapı malzemesi sorunu sa nan ve yapı malzemesiyle aydınlatma arasında ne gibi bir ilgi gördüğü, kendisinden sorulan ilerici ve aydın bir mimar arkadaşımın, bu soruya verdiği «— canım iş

te, ampul mampul» şeklindeki karşılıkta oldukça tipik ve genel durumu yansıtı cı bir örneğini bulmaktadır.

Söz konusu bilgisizliğin ilginç ve önemli bir yanı da, aydınlatma konularının elek trik konularıyla kanştınlmasıdır. Ülkemizde sistemli olarak halâ sürdürülen bu karıştırma, aydınlatma konularının gerçek anlamlarıyla ele alınmasını engellemek te, bu yoldaki çalışmaları saptırmakta, önemli bir gereksinmenin karşılanmasını, bununla ilgili boşluğu aldatıcı şekilde doldurarak engellemektedir. Bu karıştırma nın yarattığı düşünce karışıklığı, kişilere, yüzeyleri aydınlatan şeyin ışık değil de elektrik olduğunu söyletecek düzeylere ulaşmakta, bu arada gündüz ışığıyla ay dınlatma konulan, bu ışığın elektrikle ilgisinin kurulamaması nedeniyle akla bile getirilmemektedir.

Kuşkusuz, bu karışıklığın sürüp gitmesinde, daha doğrusu, sürdürülmesinde çeşit li etkenler rol oynamaktadır. Yukarda da belirtildiği gibi, bu karıştırma sonucu, gerçek anlamdaki aydınlatma derslerinin yerini elektrik dersleri doldurmakta, ay dınlatma laboratuvarlanna ayrılan ödenekler elektrik laboratuvarlanna harcan, makta ve de kapılarına «aydınlatma laboratuvarı» yazılmakta, aydınlatmacılarca karşılanması gereken başvurmalar elektrikçilerle karşılanmakta (tıpkı doktor yeri ne eczacı gibi) ve böylece aydınlatma konusundaki boşluğun hissedilmesi bile en gellenmektedir.

SONUÇ

Yukarda kısaca açıklanan durumuyla ülkemizin, daha pek çok konuda olduğu gi bi, aydınlatmayla ilgili konularda da yabancı dev firmaların ilgisini çekeceği açık tır.

Bu firmalar Türkiyeye gelip yerleşecek, çeşitli yollarla elde edecekleri projelerle merkez proje bürolarını besleyecekler, bunun için Türkiyede, ücretsiz proje teklifi oyununa dek varan türlü girişimlerde bulunacaklar, varlıklarını kesinlikle bil dikleri işbirlikçileri arayıp, bulup, örgütleyeceklerdir^. Hazırlanan projeler ve fennî şartnamelerle, aşılmış ve eskimiş mal stoklarını ya da kusurlu ve ayıplı ima lâtlarını akıl almaz fiyatlarla ülkemize satacaklar™, yükselen tek tük karşı koyma seslerini, karşılarına dikilen ve konuyu aydınlatmaya çalışan bir iki yerli uzmanı büyük gürültülerle bastıracaklardır.

Yabancı firmalar bu düzeni sürdürebilmek için ülkemizde aydınlatma konusuyla il gili gelişmeleri durdurmak, saptırmak, ya da denetim altına almak üzere dolaylı dolaysız türlü yollara baş vuracaklar, Türk uzmanlarınca kurulan aydınlatma ens titülerine hattâ yapılan projelere bile sahip çıkmaya çalışacaklardır.

Yabancı dev firmalar gerekli incelemeleri, değerlendirmeleri yapmış, herşeyi hesap lamış bütün tedbirleri almışlardır. Bu kötü oyun pek çok alanda olduğu gibi ay dınlatma konularının kapsadığı alanlarda da oynanmaktadır ve daha bir süre oy nanacaktır. Mücadelemiz bu süreyi kısaltmak, olabildiğince kısaltmak içindir.

(4) Bütün bunların çeşitli örneklerine ülkemizde özellikle son iki üç yıldır fazlasıyla rast lanmaya başlanmıştır.