Elektrik Mühendisliği · Sayı 213 · Eylül 1974

ULUSAL KAYNAKLAR KONGRESİ

Sanayi, teknoloji politikası ve kalkınma Haber ve etkinlik

Yıl
1974
Sayfa
2
Okuma süresi
6 dk
Görüntülenme
0

Konu

Sanayi, teknoloji politikası ve kalkınma

İlgili: Mevzuat ve hukuk, Toplum, demokrasi ve emek

Anahtar kelimeler

  • Ulusal Kaynaklar Kongresi
  • TMMOB
  • maden kanunu
  • yabancı sermaye
  • emperyalizm
  • haşhaş sorunu

Özet

Mühendis ve Mimar Odaları İstanbul Koordinasyon Kurulu'nca düzenlenen Ulusal Kaynaklar Kongresi'nde maden, orman, tarım ve su ürünleri konuları tartışıldı; kongre sonunda yayımlanan bildiride doğal kaynakların yabancı sermaye ve emperyalizm tarafından sömürüldüğü, sanayileşme ve kalkınma için kaynaklara sahip çıkılması ve çalışanların örgütlenme haklarının sağlanması gerektiği vurgulandı.

Tam metin

Metin PDF'ten otomatik çıkarılmıştır; tablo, şekil ve formüller eksik ya da hatalı olabilir. Özgün dizgi için PDF'e bakın.

Mühendis ve Mimar Odaları İs tanbul Koordinasyon Kurulunca düzenlenen Ulusal Kaynaklar Kongresi 19 20 Eylül tarihle rinde İstanbul'da toplandı.

İki gün süren kongrenin ilk gü nünde, sabah maden, öğleden sonra metalürji ve su ürünleri ile i l g i l i konular; 20 Eylülde ise sabah tarım, öğleden sonra orman konuları t a r t ı ş ı l d ı .

Yurdumuzda, ulusal kaynaklar konusunda ilk kez böylesine ge niş bir çalışma yapılıyor. Kon gre fazla dinleyici tarafından izlenmemesine rağmen, basında geniş yer buldu.

Kongrenin açış konuşması TMMOB Genel Başkanı Teoman Öztürk ta rafından yapıldıktan sonra;

Orman Y.Müh. Zübeyir Akyıldız1 in "Dünyada ve Türkiye'de Orman Kaynaklarının Genel Durumu",

Orman Y.Müh. Vedat Yönelli'nin "Türkiye'nin Verimsiz Orman A lanlarının Doğal Potansiyeli",

Doç. Dr. Turhan Istanbullu'nun "Türkiye'de Devlet Orman İ ş l e t meciliğinin Tarihî Seyri İçinde Yerli ve Yabancı Girişimler ve Bugünkü Durumu" adlı bildirile ri tartışıldı.

Ulusal Kaynaklar Kongresinin sonunda aşağıdaki bildiri yayım landı:

"Doğal Kaynaklarımız, madenle rimiz içten ve dıştan sömürül mektedir. 1970'ler dünyası, te melde emperyalist ülkelerin ge ri bıraktırılmış ülkeleri çok yönlü sömürme mekanizmasından kaynaklanan ekonomik, politik krizlere ve savaşlara sahne ol du.

Ege Üniversitesi öğretim üyesi Dr. İsmet Uzukut'un "Maden Po tansiyelinin Türkiye ve Dünya daki Yeri",

Y. Müh.Yalçın Çilingir'in "Ya bancı Sermayenin Madenlerimize Etkisi ve Yasal Konumu",

Müh. Hüseyin Özlütaş'ın "Dünya Konjonktüründe Madensel Hammad deler ve Politik Yöntemler",

Ekonomist Yıldırım Koç'un "Em peryalizm ve Türkiye'de Maden cilik Alanında Yabancı Sermaye Yatırımları",

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakan l ı ğ ı Müşaviri Ayhan Açıkalın'ın "Petrol",

Ekonomist Aslan Başer Kafaoğlu' nun "Metalürji",

Y.Müh. İlker Akman'in "Türkiye' de Deair Çelik Sanayii",

Hidrobiyoloji uzmanı İlhan Ar töz'ün "Su Ürünleri Potansiyeli ve Önemi" adlı b i l d i r i l e r i gö rüşüldü.

20 Eylül 1974 günü;

Z i r a a t Y.Hüh. Dr. Kemal Kaptan' in bildirisi ile,

Dr. Ahmet Yalçın'in "Haşhaş So runu",

Ekonomist Aydın Köymen'in "Çok uluslu Tekeller ve İlaç Sanayii",

Emperyalist ülkelerin, geri bı raktırılmış ulusların tüm doğal kaynaklarını sömürmesi esasına dayanan sanayileri ve ekonomi leri, doğal kaynaklarına sahip çıkmak isteyen uluslara karşı her an vahşi bir saldırıya ve siyasi entrikalara dönüşmekte, uzakdoğudaki yenilgisi, diğer alanlardaki ve ortadoğudaki saldırısının şiddetlenmesine sebep olmaktadır.

Bolivya'nın kalayı, Şili'nin bakırı, Rodezya'nın kromu ve A merikan markalı faşist darbe ler, izlanda'nın balıkları ve İngiltere. Türkiye'nin haşhaşı ve yine Amerika.

örnekler geri kalmış ülkelerin tüm doğal kaynaklarına kadar genişletilebilir. Kapitalizmin tüketim ve pazar ekonomisi dün yada hammadde s ı k ı n t ı s ı yarat makta, tüm doğal kaynaklar stra tejik bir önem kazanmaktadır. Güney Amerikanın meyvaları, hem Amerikan meyva kumpanyaları ve hem de yoksul Güney Amerika halkları için stratejiktir.

Haşhaş önce Türk köylüsü ve e konomisi için, sonra suni uyuş turucu madde imal eden Amerikan şirketleri için stratejiktir.

Demirimiz, bakırımız, kromumuz, boraksımız, tüm madenlerimiz s t r a t e j i k önem taşımaktadır.

Emperyalizm, giderek denizler deki hammaddeler üzerinde de e gemenlik kurmak istemekte, Ege

kıta sahanlığında olduğu gibi, ulusları birbirine düşürecek entrikalar düzenlemektedir. Böy lece hem karalardaki sömürü gözden kaçırılmakta, hem de sa vaş ekonomileri için pazar ha zırlanmaktadır.

Ancak, geri bıraktırılmış ülke lerin doğal kaynaklarına her sahip çıkma hareketi, sadece fiyatlar konusunda ortak tavır ları dahi, petrol konusunda ol duğu gibi emperyalist kampı de rin buhranlara itmekte, çöküşü nü yakınlaştırmaktadır.

Yine 1970'ler Türkiyesi, farklı sınıfların farklı şekilde anla dıkları ve gerçekleştirmek iste dikleri sanayi çabalarının, ül ke ekonomisinde ve demokrasi sinde ağır ve yoğun biçimlerde yansıdığı bir dönem oldu. De mokrasinin yok edilmesi bahasına gerçekleştirilmek istenen bu a rnaçlar, sanayileşme olgusunun iki temel öğesini görmezlikten gelen, insan gücümüzün ve doğal kaynaklarımızın sömürüsünü em peryalizmin uluslararası tekel lerinin çıkarlarına geri dönül mez bir işleyişle bağlamak is teyen, bir avuç dışa bağımlı çıkar grupları tarafından haris bir şekilde dile getirildiler.

Bugün dahi sanayileşmemizin, mev cut otomotiv sanayii ve kurul ması istenen uçak sanayii ile, dışa bağımlı bir şekilde saptı rılması girişimleri tezgahlan makta ve bunun ağır faturası çalışanlara ödetilmek istenmek tedir.

Halk yararına bir sanayilaşme, emeğin, yani çalışanların bi linçli, örgütlü, demokratik i radelerinin, doğayı, yani ham maddeleri, bilim ve teknoloji aracılığıyla işlemesi, üretmesi ve halkın ihtiyaçlarına sunma sıdır.

Sanayileşme emek, hammadde ve teknoloji demektir.

1. Bugün ülkemizde emeğin, yani çalışanların demokratik örgüt lenmesi büyük çapta engellen miştir. Çalışanların düşünce ve örgütlenme özgürlüğü, sendika laşma hakları yasal engellerle büyük çapta kısıtlanmıştır.

Sanayi kesimi sarı sendikacı lıkla parçalanmış, tarım kesimi tamamen örgütsüz bırakılmıştır. Memurların sendikal hakları yoktur, teknik elemanlar muğlak bir statü içinde yan ödemelerle idare edilmektedir.

2. Tüm doğal kaynaklarımıza halkımız sahip değildir, içer den ve dışardan yağmalanmakta dır.

Madenlerimiz % 49 hisseli ya bancı veya ismi Türk olan para van şirketlerce ucuz emekle çı karılıp, emperyalist ülkelerin sanayilerini beslemekte ve son ra çok yüksek fiyatlarla tekrar bize satılmaktadır.

Maden kanunu, petrol kanunu, yabancı sermayeyi teşvik, yerli sermayeyi teşvik bu sömürünün hukuki kılıfını oluşturmaktadır. Maden ve petrol kanunları em peryalizmin ajan uzmanları ta rafından dikte ve empoze edil miştir.

Bunlar yetmezmiş gibi, kısa bir zaman önce sermayenin düzenle diği çok bilimsel petrol semi nerinde, petrol ve enerji soru numuzun çözümünün, ulusal istek lerden pek ürken yabancı serma ye ve teknoloj iye daha fazla garanti ve teşvikle mümkün ola cağı dile getirilmiştir.

30 milyon dolara kapatılmak is tenen haşhaş yasağı, hasıraltı edilen bir ulusal raporda 800 milyon dolara malolacağı sapta nan emperyalist bir baskıdır. Yardım kesme ve bombalama teh ditlerinin ardından yaratılan Kıbrıs sorununda, üretimi ya vaşlatan ve sabote eden iki ya bancı şirketin arkasından, bir üçüncüsü sessiz ve derinden gitmekte ve "% 100 yerli SHELL' im" diyebilmektedir.

Pekçok madenimizde dönen sömürü nün maliyeti, ayrı ayrı olmak üzere Kıbrıs sorununun maliye tine denktir.

Ülkemizde temel zirai hedefleri etkileyecek pekçok yabancı uz man çalışmakta, ülkenin iklim şartlarına uymayan Meksika buğ dayı efsanesi yaratılabilmekte dir. Giderek gıda sanayiimiz yabancı tekellerin güdümüne girmekte, suni krizler yaratı larak aşırı kârlar elde edil mektedir.

Ormanlarımız, uluslararası te kellerin paravanası olan Dünya Bankasının cazip kredilerine mazhar olmaktadır.

Ağaçsızlıktan ve erozyondan her yıl Kıbrıs adasına denk verimli toprak denizlere akmakta, ba lıklarımız içten ve dıştan yokedilmekte, hayvancılığımız hasıraltı edilmektedir.

3. Emperyalizmin sömürüsü, sana yileşmemizi dışa bağımlı ve çarpık tutarak tamamlanmakta, ancak kendi pazarlamasına uygun teknolojileri, fahiş know how, patent ücretleri ile getirmekte ve bu ithal teknolojisinin ya rattığı sanayileşme, % 70 80'i yerli diye halkımıza yutturul maya çalışılmaktadır. % 30,%20, % 15'le tüm sanayileşmemiz kont rol altına alınmakta, çarpıtıl maktadır.

Oysa ülkemiz kendi öz sanayii ni, insan gücüne ve doğal kay naklarına dayanarak gerçekleş tirebilecek sayılı ülkelerden biridir.

SONUÇ: DOĞAL KAYNAKLARIMIZA SAHİP ÇIKMADAN SANAYİ LEŞMEMİZ VE KALKINMAMIZ MÜMKÜN DEĞİLDİR.

Bunun için;

1. Madenlerimizin işletilmesi ve satılması, yabancı şirketle rin ve onların paravanası olan yerli şirketlerin elinden alın malıdır. Bunun için maden ve petrol kanunu mutlaka değişti rilmelidir.

Madenlerimizin devletleştiril mesi şarttır, ancak yeterli de ğildir. Esas olan, madenlerimi zin halkımızın çıkarları doğ rultusunda işletilmesi ve değer lendirilmesidir.

2. Toprak reformu geniş köylü yığınlarının yararına mutlaka yapılmalı, üretim tarım koope ratiflerince modernleştirilmeli dir. Orman ürünlerimiz ve buna dayalı sanayi coğrafi ve ulusal ekonomi koşulları içinde değer lendirilmelidir.

3. Ulusal teknoloji, kendi ge lişim potansiyelini içinde taşı yacak şekilde planlanmalı ve hedeflendirilmeli, teknoloji transferinde ulusal çıkarlar titizlikle korunmalıdır.

4. Tüm çalışanların örgütlenme lerine engel olan yasalar iptal edilmeli, teknik elemanlar ve memurlar sendikalaşmalı, sendi ka seçiminde referandum esas ol malıdır.

İnancımız ve güvenimiz odur ki, halkımızın örgütlü mücadelesi, doğal kaynaklarımıza, sanayimi ze ve geleceğimize sahip çıka caktır ve ancak halkımızın ör gütlü mücadelesinin ve iradesi nin ürünü olan iktidarlar sorun larımızı çözebilecektir."