Elektrik Mühendisliği · Sayı 249 · Eylül 1977

OLAYLAR - YORUMLAR

Enerji politikası, piyasa ve özelleştirme Haber ve etkinlik

Yıl
1977
Sayfa
8
Okuma süresi
27 dk
Görüntülenme
0

Konu

Enerji politikası, piyasa ve özelleştirme

İlgili: Mevzuat ve hukuk, Oda ve TMMOB örgütsel yaşamı

Anahtar kelimeler

  • elektrik enerjisi tasarrufu
  • EMO Koordinasyon Kurulu
  • Dünya Enerji Konferansı
  • TSE Genel Kurulu iptali
  • Danıştay
  • enerji kesintisi

Özet

Yazı, 1977 yılında Türkiye'deki elektrik enerjisi yetersizliği ve hükümetin tasarruf önerilerine EMO'nun eleştirilerini, ayrıca Odanın Polonya gezisi, 10. Dünya Enerji Konferansı ve TSE Genel Kurulu'nun Danıştay tarafından iptaline ilişkin haberleri bir arada sunmaktadır.

Tam metin

Metin PDF'ten otomatik çıkarılmıştır; tablo, şekil ve formüller eksik ya da hatalı olabilir. Özgün dizgi için PDF'e bakın.

"Bugün ülkemizdeki elektrik enerjisi yetersizliğinin doruk noktasına vardığı, içinden çı kılamaz duruma geldiği kamu oyunca bilinmekte ve yakından izlenmektedir. 2.MC'nin başı Sn.Dfemirel yerine getiremediği ve getiremiyeceği vaadlerle kamuoyunu yanıltma çabasını sürdürürken ilgili Bakanlık da sorunu etkisiz önlemlerle çöz meye çalışmaktadır. Bu nedenle Enerji ve Tabii Kaynaklar Ba kanlığında "Elektrik Enerjisi ve Akaryakıt Tasarrufu Milli Komitesi" kurulmuş, geçen haf ta içinde de ilk çalışma ürün leri kamuoyuna açıklanmıştır. Komitenin önerdiği önlemlerle, Bakan Sn.Kâmran İnan'ın öneri lerinin aynı paralelde olduğu, gene bu hafta içinde yayımla nan bir TV programında açıkça görülmüştür.

EMO KOORDİNASYON KURULU TOPLANDI

Önerilerden anlaşıldığına göre Enerji Bakanı tnan ve Milli Komitesi, elektrik enerjisi sorununun çözümünü genel ola rak meskenlerden sağlanacak tasarrufa bağlamışlardır. Öne rilerin uygulanması durumunda,

• Mesken ve ticarethanelerdeki aydınlatma azaltılacak,

• Televizyon yayın saatleri kısaltılacak,

• Elektrikli ısıtma araçları kullanılmayacaktır.

Kurul, bir basın toplantısı yaparak enerji tasarrufu önlemlerine ilişkin görüşlerini açıkladı

TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası Merkez ve Şube Yönetim Kurullarından oluşan EMO Koor dinasyon Kurulu, 8 Ekim 1977 günü toplandı. 2 gün süren ça lışmalarda Odanın ve üyelerin sorunlarıyla ilgili çeşitli konular görüşüldü. 9 Ekim'de bir basın toplantısı da düzen leyen Kurul, enerji tasarrufu konusunda iktidarca getirilmek istenen önlemlere ilişkin eleştirilerini kamuoyuna açık ladı. Basın toplantısında aşa ğıdaki görüşlere yer verildi:

Meskenlerdeki ısınmadan sağla nacak elektrik enerjisi tasar rufunu ciddiye almak mümkün de ğildir. Bugün için belirli bir kesimin dışında evlerdeki aydın latmanın çok yetersiz olduğu bilinen bir gerçektir. Bunu da ha da azaltmanın gerek sağlık, gerekse sosyal yaşam yönünden olumsuz etkilerinin olacağı açıktır. TV yayın saatlerinin kısılması dar gelirli kesimin "tek ve zorunlu eğlence kayna ğı"nı da ortadan kaldırmakta dır. Bu önerilerle evlerde okunmayacak, TV seyredilmeye cek, tasarrufa katkı sağlana caktır. Bu tasarruf da elektrik enerjisi olanağı sağlanan, hal kımızın % 50'sinden istenmek tedir. İstenmekten öteye, zo runlu hale getirilmektedir. Çünkü meskenler için çıkarıla cak kademeli bir enerji tarife si ile tüketim denetim altına alınmaktadır. Bir ölçüde elek trik enerjisi kullanma olanağı sağlanan halkımızın elinden bu

ELEKTRİK MÜHENDİSLİĞİ 249 406

olanak da alınmaktadır. Bu da göstermektedir ki, MC iktidar ları ülkeyi kalkındırmak şöyle dursun, geriye götürmektedir.

Öneriler arasında ileri saat rejiminin devamı, çalışma sa atlerinin kaydırılması gibi noktalar da yer almaktadır. Bunlardan ileri saat rejimini, enerji kullanımının yoğun ol duğu kış mevsiminde uygulama nın bir yararı yoktur. Çalışma saatlerinin kaydırılması da yalnızca günlük tüketim eğrisi ni değiştirecek, genelde bir tasarruf sağlamayacaktır. Bir örnekle açıklayalım: Günde 66 milyon kilovatsaatlik enerji tüketimi gereksinimi varken, 60 milyon kilovatsaatlik üreti mi günün 24 saatine düzenli bir şekilde dağıtmanın, 6 mil yonluk açığı kapatma yönünde bir yararı olmayacaktır.

Komitenin tek yararlı önerisi, reklam ve vitrin aydınlatmala rının azaltılması önerisidir.

Milli Komitenin enerji yeter sizliği konusuna çözüm olarak önerdiği tasarruf ilkeleri hal kın omuzlarına yeni yükler ge tirmektedir. Bugüne kadar olan enerji kısıtlamasının da nasıl yürütüldüğünü burada açıklamak ta yarar görüyoruz. Elektrik enerjisi kısıtlaması "kesinti" ve "kısıntı" diye iki grup ha linde uygulanmaktadır. Kesinti,

belediye tüketicilerine yani (yaklaşık olarak) meskenlere uygulanmaktadır. Bu uygulamada enerji 3 4 saat tamamen kesil mektedir. Kısıntı ise sanayi tüketicilerine uygulanmaktadır. Bu uygulamada ise enerji kesil meyip, her tesisten, çektikle ri enerjiyi Z 30 oranında azalt ması istenmektedir. Ve bu şe kilde sağlanan tasarruf (veri lemeyen enerji) ayda 100 120 milyon kilovatsaat kadardır. Ancak bu 120 milyon kilovatsa at 'm % 40'ı toplam tüketimde ki yeri % 18,5 olarak hesapla nan meskenlere ait, kalan % 6O'ı da toplam tüketimdeki yeri % 74 olan sanayi tüketicileri ne aittir. Buradan açıkça anla şılacağı üzere, toplam elektrik tüketiminin "küçük bir bölümünü tüketen meskenlere tasarruf adı altında yapılan kesinti ve kısıntının yarıya yakın bir bö lümü zaten zorunlu olarak uygu lanmaktadır.

Tasarruf deyince ülkemizde özellikle halkın tükettiği enerjiyi kısıtlamak akla gel mektedir. Bu ise diğer alanlar da olduğu gibi, yani zamlar, devalüasyon ve benzeri ekono mik konularda da olduğu gibi halkın yaşamını kısıtlamak, müdahale etmek demektir. Öte yandan kişi başına düşen tüke timin çok düşük ve az yaygın olduğu ülkemizde halk, adeta,

j TEKNtKKONGRE 14 15 16 ARALIKTA YAPILACAK

Odamızın bu yıl düzenlediği

• Elektrik Sektöründe örgütlen

VIII.Teknik Kongre'de "elektrik me ve Yasal Sorunlar.

enerjisi" konusu işlenecektir.

14 15 16 Aralık 1977 günleri

• Elektrik Enerjisi Politikası.

Makina Mühendisleri Odası top

lantı salonunda yapılacak olan

Teknik Kongre'de genel çizgileri Teknik Kongrede bildirilerin

ile aşağıdaki konular yer almak tartışılmasının yanısıra panel

tadır:

ve açık oturumların da düzen

• Elektrik Enerjisi Üretiminde Kullanılan Birincil Kaynak lar.

lenmesi kararlaştırılmıştır. Bu konularda uzman kişi ve ku ruluşlarla ilişkiler kurulmak ta ve Elektrik Enerjisi Kongre

• Ülkemizde Elektrik Enerjisi sinin en iyi bir biçimde oluş

üretimi, Tüketimi ve Ulus

turulması için çalışmalar sür

lararası Enerji Alışverişi. dürülmektedir.

sorumsuzca elektrik tüketiyor rauş gibi gösterilmek istenmek tedir. Tasarruf ancak, ekonomi nin her sektöründe ve günlük yaşamda ihtiyaçlar için daha az enerji tüketerek sağlanabi lir. Bu da teknolojik gelişme lere bağlıdır ve sanayi sektö rünü hedef alır. İktidarların artık hiçbir şey yapamaz hale geldiğini gösteren bugünkü du rum, geri kapitalizmin çıkma zından başka birşey değildir ve bu yapının hiçbir soruna çö züm getiremeyeceğini bir kez daha kanıtlamaktadır."

POLONYA GEZİSİ YAPILDI

Odamız ile Polonya Elektrisyen ler Birliği (SEP) arasında ya pılan i k i l i çalışmalar çerçeve sinde, Odamız üyelerinden olu şan bir grup 4 20 Eylül tarih leri arasında Polonya'yı ziya ret e t t i . SEP tarafından ağır lanan üyelerimiz 16 gün boyunca özellikle Varşova ve Golün kentlerini tanıma olanağını buldular.

Polonya'nın İkinci Dünya Savaşı öncesi i l e savaş sırası ve son rasına ilişkin belgesel film gösterisi, şehir t u r l a r ı , mü zik, tiyatro, opera gibi sanat olayları ile değerlendirilen Varşova günlerinin dışında, göl kenarında bir t a t i l s i t e s i olan Golun'da da 10 gün geçirildi. Bu süre içinde Bytow, Gdynia, Sopot, Gdansk ve Malbork'a gün lük geziler düzenlendi. Bytow' daki hidrolik santral gezildi ve o bölgedeki elektrik mühen disleri tarafından üyelerimize bir tanışma yemeği verildi. Nazilerin işgal dönemini yan sıtan savaş kalıntılarının, toplama kamplarının yanısıra, üyelerimiz gezi boyunca günü müz Polonya'sının sosyal ve ekonomik gelişmesine de tanık oldular. Geziden çok olumlu iz lenimlerle dönen EMO üyeleri, bu tür i l i ş k i l e r i n sürmesi di le~ğinde bulundular.

10. DÜNYA ENERJİ

KONFERANSI YAPILDI

10.Dünya Enerji Konferansı 19 23 Eylül 1977 tarihleri ara sında İstanbul'da, Atatürk Kül tür Merkezinde toplandı.

Konferansa 60'a yakın ülkeden 4000 kadar delege katıldı. Ana teması: "Enerji Kaynaklarının Rasyonel Kullanımı" olan konfe ransa sunulan 142 bildiri, konularına göre 4 ayrı bölümde toplanmıştı.

1) Klasik Enerji Kaynaklarının Kullanımı.

2) Enerji Kullanımında Tasarrufi 3) Birincil Enerjinin Dönüştü rülmesi. 4) Klasik Olmayan Enerji Kaynak ları.

Bunların dışında, "yuvarlak ma sa toplantısı" adı altında yedi tane panel düzenlendi. Konuları önceden saptanmış olan bu panel lerden biri de "Türkiye Enerji Modeli" adlı, Doç .Dr.İbrahim Kavrak tarafından yönetilen bir grubun yaptığı çalışmayı ele alıyordu.

Konferans süresince bir de ga zete çıkartıldı. "10.Dünya Enerji Konferansı" adli gazete nin İngilizce, Fransızca ve Türkçe olmak üzere üç dilde hazırlanması, Odamız Yönetim ve Yayın Kurullarından oluşan, 10.Dünya Enerji Konferansı Ba sın Komitesi'nin denetiminde gerçekleştirildi.

Konferans çalışmalarına geniş bir kadroyla katılan Odamız, "Türkiye'nin Enerji Modeli" ko nulu toplantıyı da dikkatle iz ledi. Üyelerimiz modelin çeşit li yönlerini eleştirdiler. Bunun dışında iç ve dış, basın ile TRT'ye, teknik oturumlar ve panellere ait haberlerin ha zırlanmasını Basın Komitesi ve Oda delegeleri ortaklaşa ger çekleştirdiler.

Bu arada 21 Eylül'de yapılan "Dünya Enerji Konferansı" adlı radyo programına Oda Başkanı Ay bars Ungan ile Yayın Kurulundan Kemal İnan katıldılar. Ayrıca

22 Eylül 1977 gecesi TV'de ya yınlanan Enerji Sorunu adlı açık oturumda Dünya Enerji Kon feransı Türk Milli Komitesi Başkanı A.Galip Mutdoğan ile Odamızdan Kemal İnan ve Nusret Alperöz katıldılar.

23 Eylül'de yapılan Yürütme Kurulu toplantısında Konferans Şeref Başkanlığına, Dünya E nerji Konferansı Türk Milli Komitesi Başkanı A.Galip Mut doğan seçildi. 11.Dünya Enerji

Konferansı, 1980 yılında Ham burg'da düzenlenecek.

Bu arada Dünya Enerji Konferan sı nedeniyle düzenlenen EMO "Enerji Sergisi" de 16 26 Eylül tarihleri arasında İstanbul Spor ve Sergi Sarayında delege ler ve halk tarafından gezildi.

10.Dünya Enerji Konferansına ait geniş haber, bilgi ve yo rumları Dergimizin Kasım sayı sında bulacaksınız.

DANIŞTAY, TSE 1976 GENEL KURULUNU

İPTAL ETTİ

Türk Standartları Enstitüsü'nün (TSE) 31 Mayıs 19.76'da yapılan Genel Kurulu, Genel Kurulda temsil edilen Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği'nin (TMMOB) açtığı iptal davası so nucu, Danıştay 12.Dairesinin 1977/1567 sayılı kararıyla ip tal edilmiştir.

Danıştay'ın iptal kararında, konuyla ilgili olarak;

1 TSE Genel Kuruluna katılacak temsilcilerin, a) Üniversitelerin ilgili bölüm leri ve Türk Mühendis ve Mi mar Odaları Birliğinden, b) Ticaret, Sanayi, İmar tskan ve Standartla ilgili Bakan lıklar ve bu Bakanlıklara bağlı kuruluşlardan, c) Türkiye Ticaret Odaları, Sa nayi Odaları ve Ticaret Bor saları Birliği ile TSE ge lirlerine katılan Oda ve borsalar, standartla ilgili bankalar ve özel kuruluşlar dan gelen üyelerden oluşaca ğı ve bir gruptaki temsilci sayısının diğer iki gruptaki temsilci sayısının toplamını geçemiyeceğinin yasal bir hüküm olduğu belirtilmekte dir. Kararda, bu yasal zo runluluğa rağmen, Genel Ku rulda bu usule uyulmadığı an latılmakta ve üçüncü grupta ki temsilcilerin sayısının diğer iki gruptakilerin top lamını aştığı için "Genel Kurulun teşekkülünün yasa

hükmüne açıkça aykırı oldu ğu" vurgulanmaktadır.

2 TSE Organlar Yönetmeliğine göre, Genel Kurula çağrılma sı Yönetim Kurulunca karar laştırılan üyelerin Genel Kurulun tasvibine sunulacak ları ve ancak bir sonraki Genel Kurula katılabilecek lerinin öngörülmesine rağmen, TSE 1976 Genel Kurulunda bu ilkeye uyulmadığı, Genel Ku rula ilk defa iştirak eden 12 üyenin, toplantıya usul süz olarak katıldıkları açık ça ortadadır" denilmektedir.

3 Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu üyesi olduğu halde Genel Kurula Gaziantep Tica ret Borsası temsilcisi ola rak katılan ve halen TSE Yönetim Kurulu Başkanı olan Sadi Pehlivanoğlu'na ilişkin olarak;

"Adı geçen şahıs ise Başba kanlık Yüksek Denetleme Ku rulu üyesi olduğuna göre Ga ziantep Odalar Birliğinin personeli veya üyesi bulun duğunu kabule olanak yoktur. Zira üyesi bulunduğu kurulun personel yönetmeliğinin 9. maddesine göre kurul üyeleri için başka hizmet ve iş ya sağı vardır. Bu nedenle üc retli personel olamaz. Diğer yönden Borsaya kayıtlı tacir olmadığına göre meslek komi telerinde de görevi olamaz. Şu hale göre anılan kişinin

TSE Organlar Yönetmeliğinin 5.maddesinin aradığı niteli ği taşımadığı açıktır. Bu du rumda anılan kişinin Genel Kurula iştiraki de yasa hü kümlerine aykırıdır" denil mektedir.

Danıştay 12.Dairesinin kararın da bu gerekçeler sıralandıktan sonra, "132 sayılı yasa hüküm lerine ve bu yasaya dayalı yö netmelik hükümlerine aykırı ola rak yapılan Genel Kurulun ip taline" karar verildiği açıklan maktadır.

Öte yandan, TMMOB Başkanı Teo man Öztürk konuyla ilgili ola rak şu açıklamayı yapmıştır:

"Bir dizi usulsüzlüğün yapıldı ğı TSE 1976 Genel Kurulu, Bir liğimizin açtığı dava sonucu Danıştay'ca iptal edilmiştir. Ancak bugün 1976 Genel Kurulun da seçilen kişiler TSE Yönetim Kurulundadır ve devlet memuru olduğu halde kendisinin tacir olduğunu iddia eden Sadi Pehli vanoğlu da TSE Yönetim Kurulu Başkanıdır. 1976 Genel Kurulun da, gelişmelerle, hız kazanan ve bir kamu kuruluşu olan TSE1 nin sermayenin sözcüsü haline getirilmesine yönelen girişimin hukuğa aykırılığı belgelenmiş tir.

Olayın gelişiminde ve davanın Danıştay'da sürdüğü günlerde, Başbakanlıkça öne sürülen, Sadi Pehlivanoğlu'nun Yüksek Denet leme Kurulu üyesi olmasının, tacir statüsünde Odalar Birliği temsilcisi olarak Genel Kurula katılmasıyla çelişmediği iddia sının, hiçbir hukuki dayanağı olmadığı da ortaya çıkmıştır. Dava esnasında, TSE Mevzuat Grubu da, Genel Kurulun yasal olmadığı yolunda görüş belirt miş ve daha sonra, Genel Kurula katılmasının hukuk dişiliği bel gelenen Sadi Pehlivanoglu biz zat bu grubun başkanlığına ge tirilmiştir.

Anayasal bir kuruluş olan ve 60 bin mühendis ve mimarın tem silcisi olan Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği, TSE'nin sermaye kesimlerinin çıkarları nı savunan bir kurum durumuna getirilmesine karşı, ülkenin ve halkın çıkarlarını gözeten mücadelesini sürdürecek, TSE1 deki hukuk dışı durumun gideril mesi için her türlü yasal giri şimde bulunacaktır.

ELEKTRtK MÜHENDİSLİĞİ 249

HOCAMIZ TARIK ÖZKER'1

I

YİTİRDİK

İTÜ Elektrik Fakültesi Devreler ve Sistemler Kürsüsünün kurucu su hocamız Tarık Özker'i 7 Ey lül 1977 günü kaybettik. Tarık Özker tüm öğrencilerinin alışıl mış öğrenci öğretim üyesi iliş kilerinin çok üstünde derin bir sevgi ve saygı bağıyla bağlan dıkları bir öğretici, değerli bir bilim adamı, bilinçli bir aydın, doğru bildiği yolda en küçük ödün vermeden mücadelesi ni sürdüren aydınlık bir insan dı.

1919 yılında istanbul'da doğan Prof.Dr. Tarık Özker 1944 yı lında İstanbul Teknik Üniversi tesinden (o zamanki adıyla Yük sek Mühendis Mektebinden) mezun oldu ve aynı okulda asistan olarak çalışmaya başladı. 1949 yılında ABD'de Illinois Üniver sitesinde başladığı doktora ça lışmasını 1951 yılında bitirdi. Doktora tezinin konusu "Dört uçlu çapraz ve basamak tipten devrelerin eşdeğerliği" idi. 1952 yılında İTÜ'ye dönen Öz ker, 1953'de doçent, 1958'de profesör oldu. 1945 yılında ge çirdiği bir akciğer hastalığı sonucu bozulan sağlığına karşın insanüstü bir dinamizm örneği vererek güç koşullar altında bile çok değerli hizmetler ya pılabileceğini hepimize göster di.

Tarık Özker modern devre kuramı öğretiminin İTÜ'de (ve Türkiye' de) öncüsü oldu. Bir yandan devre analizi, devre sentezi ve enformasyon kuramı dersleri ni verirken öte yandan da İTÜ Elektrik Fakültesinin genel ders programlarının çağdaşlaş masında önemli payı olan yoğun çabalar gösterdi. Devre kuramı konusunun ülkemizde bir bilim dalı olarak gelişmesi ve bugün ülkemizin bu konuda dünya Ölçü sünde önemli bir yer tutar du ruma gelmesi tek başına onun eseridir. ODTÜ'nün gelişme dö nemlerinde devreler kuramı ko

nusunun gelişmesinde ve bu ko nuda bilim adamları yetişmesin deki titiz ilgisi ve çabaları unutulamaz. Tarık Özker çeşit li ulusal ve ulaslararası bi limsel kongrelere katılmış, yurt dışında araştırmalar yap mış, konferanslar vermişti. Son olarak 24 Ekimde İzmir'de toplanacak olan TBTAK 6.Bilim Konferansına sunacağı "Aktif R Devrelerinin Sentezi" konulu bildirisini sunamadan aramızdan ayrıldı.

Prof.Dr. Tarık Özker Türk dili nin bilinçli bir savunucusu idi. Teknik dilimizin yabancı sözcüklerden arındırılması ko nusunda sürekli uğraş vermiş tir. Uzmanlık alanında olduğu gibi genel düşün alanında da kavram kargaşasına hiç tahammü lü yoktu. Onun derslerinde, öğ rencileri, yalnız matematiğin çeşitli dallarında değil; man tığın, bilimsel düşüncenin te mel konularında daha önce "öğ rendiklerini" bu kez gerçekten öğrenirlerdi. Bir bilgi yığını biçiminde kafalara yerleştiril miş kavramlar, ilişkiler ve gerçekler, onun derslerinde ke sinlik ve açıklık kazanır, yer li yerine oturur, bir dizge oluşturmaya başlardı. Öğrenci leriyle görülmemiş derecede yo ğun bir iletişim ortamı kurma yı başarırdı. Derslerine kayıt lı öğrencilerinin dışından da pek çok öğrenci katılırdı, öğ retmek, anlatmak, en çapraşık konuları açık ve anlaşılır bir biçimde sergilemek Özker'in tutkusuydu. Bu nedenle alışıl mışın üstünde, kendisini yıpra tacak derecede çok ders verir di. Buna karşılık özel okulla rın yaygınlaştığı dönemde "eği tim tüccarlığı"na hiç bir zaman yanaşmadı. Son gününe kadar her tür çıkardan uzak, temiz, mü tevazı yaşamını sürdürdü. Evi tüm öğrencilerine hep açıktı.

Tarık Özker ilerici, açık dü şünceli bir. aydındı. Sürekli okumak, sürekli öğrenmek onun bir başka tutkusuydu. Ülke so

runlarıyla çok yakından ilgile nir, öğrencileriyle sürekli tartışırdı. Aydın kişiliği, 12 Martın zorba yönetimince ra hatsız edilmesine yol açmıştır. Özker'in derslerinden sınıf geçmek kolay değildi, ezberci lik yada yüzeysel bilgiler ge çerli olmazdı onun derslerinde çünkü. Düşün derbederliğine hiç tahammülü yoktu. Öğrencile riyle bir arkadaş gibi konuşur, tartışır, ama gerektiğinde de onları acımasızca eleştirirdi.

Eski bir öğrencisi, Zülfü Ak yıldız, onun hakkında Dergimi ze şunları yazıyor: "Dilimizi çok iyi bilen, sözcükleri yer li yerinde kullanan, kitapla rında yada ders notlarında dü şünce sistemiyle ilgili hatala ra kesinlikle yer vermeyen bir bilim adamıydı... Tüm öğrenci lerine düşünmeyi o öğretmiştir diyebilirim. Terim, tanım, ak siyom, teorem, hüküm, hipotez... tüm bu kavramları biz ondan öğ rendik. Bilimin ne olduğunu on dan öğrendik... Kendine güveni tam, ama aslında düşünce yönün den eksik yetişmiş bir Anadolu çocuğu idim. Bir tartışma sı rasında kendisine 'daha önce anlattıklarınızla çelişiyorsu nuz hocam1 dedim. 'Kendi kendi siyle çelişmeyen insan ölmüş demektir' diyerek bir anda se simi kesti. Onun ders anlatma sistemini anlayabilmek için di yalektiği çok iyi bilmek gere kirdi..."

9 Eylül 1977 günü onu anmak üze re İTÜ Merkez binasında iTÜ'nün mensupları, öteki üniversitele rimizden meslektaşları, pek çok öğrencisi toplanmıştı, ülkenin çeşitli yörelerinden hatta yurt dışından gelen eski öğrencile ri görülüyordu. Rektör Nahit Kumbasar, Elektrik Fakültesi Dekanı Mehmet İnan, Devreler ve Sistemler Kürsüsünden Ahmet Dervişoğlu, ODTÜ Elektrik Bö lümünden Mustafa Parlar onun çeşitli yönlerini anlattılar. Son olarak da öğrencileri adı na Selçuk Esen, Tarık hocanın devrimci kişiliği üzerinde dur du, tüm öğrencilerinin ona duy duğu derin sevgi ve saygıyı di le getirdi.

Tarık hocanın aydınlık saçan günlerini unutmamak dileğiyle, tüm dürüst ve ilerici aydınla rımızın, üniversitelerimizin, bilim dünyamızın başı sağolsun.

Türkiye'nin en eski elektrik mühendislerinden

H. HALET

IŞIKPINAR

ÖLDÜ

Bir süre önce geçirdiği trafik kazasından sonra hastaneye kal dırılan ve uzun süre tedavi altında tutulan üyemiz Hasan Halet Işıkpınar gösterilen bü tün çabaya karşın 2 Eylül 1977' de hayata gözlerini yumdu.

7 Mayıs 1897'de İstanbul'da dünyaya gelen Işıkpınar, Robert Kolej Mühendislik Bölümünden 1916 yılında Elektrik Mühendis liği, 1922 yılında da Makina Mühendisliği diplomasını almış tı. 1923 1925 yılları arasında Robert Kolej'de Elektrik Mühen disliği Asistanı olarak çalışan H.Halet Işıkpınar, daha sonra 1928 yılında Massachusetts Institute of Technology adlı Amerikan yüksek öğrenim kurumun dan master derecesi ile mezun olmuştu.

Işıkpınar daha sonra yurda dön dü ve yaşamı boyunca proje mü hendisi olarak serbest çalıştı. Bu uğraşısının yanı sıra birçok kitap ve makale yazdı. Kurulu şundan beri Odamıza ilgisini esirgemeyen üyemiz, birçok uluslararası kongrenin yanı sıra Odamız teknik kongreleri ne de bildiriler sunmuştu.

Odamızın yayın organı Elektrik Mühendisi iği'nin 1977 yılı ya yın programını yaparken, Yayın Kurulumuz, sonbaharda çıkacak olan sayılardan birini "Dünyada ve Ülkemizde Elektrik Mühendis liği Tarihi" konusuna ayırmayı uygun görmüştü. Bu konuda, en düstrileşmiş ülkelere ilişkin birçok yabancı kaynak buluna bilmesine karşın, Türkiye ile ilgili hemen hemen hiçbir kay nak bulunamıyordu.

Türkiye'ye elektrik ilk nasıl gelmişti? İlk telefon, ilk tel siz haberleşmesi nasıl yapıl mıştı? Kurtuluş Savaşında tel grafın rolünün büyük olduğunu biliyorduk. Peki telgraf şebe kesi nasıl ve kimin eliyle ku rulmuştu?

Yayın Kurulumuzun aklına hemen H.Halet Işıkpınar geldi. Kendi sine bir yazıyla başvurduk. Ama bir türlü yanıt alamıyor duk. Derken bir kaza geçirdiği ni ama iyileşmekte olduğunu duyduk; hemen sonra bize hasta yatağından yazdığı şu mektubu yolladı:

"Benden Türkiye'mizin elektrik lenme tarihçesini istemiştiniz. İlişik olarak 1902 yılından itibaren 1932 y ı l m a kadar 30 yıllık devreyi kapsayan geliş memizi belirten bir kitabımı takdim ediyorum.

Bir arkadaşımız bunu özetlerse vaktiyle çok emek verdiğim bu etüdlerimi lisanımıza kazandır mış oluruz.

Diğer taraftan 25/4/77 tarihin de Londra asfaltında bir otobüs kazasında yaralandım. Halen te davi edilmekteyim. İnşallah ya kında iyi olacağım. Bu müddet ten sonra bana birkaç ay verir seniz size 1932'den 1977'ye kadar geçirdiğimiz merhalelere ait topladığım dokümanlardan ikinci bir makale hazırlıyabi lirim.

Elimde olmayan bu gecikmeden dolayı özür diler bana göster diğiniz bu teveccühten dolayı hepinizi sevgi ve saygı ile kucaklarım."

Ne yazık ki değerli üyemiz, yazmayı vaadettiği bu ikinci makaleyi gönderemedi. Bu neden le özel sayımız gecikecek. Ama Işıkpınar adı, ülkemizin elek trik mühendisliği tarihinde kendine yaraşan yeri aldı bile.

SEHA MERAYI KAYBETTİK

SBF Devletler Hukuku Profesörü Türk Dil Kurumu Başkanı ve ODTÜ eski rektörü Prof.Sena Meray 12 Eylül 1977 günü ara mızdan ayrıldı, ilerici bir aydın ve yazar olan Prof.Me ray' in bilimsel yapıtlarının yanısıra, "insanca Yaşamak" ve "Su Başlarını Devler Tutmuş" adlı iki kitabı var.

MC'MN PAKETLERİ

Siyasal cinayetlerin giderek arttığı, terör ve saldırı ey lemlerinin yoğunlaştığı bir dö nemde Türkiye çok önemli ekono mik kararlara doğru gidiyor. 2.MC hükümetinin kurulmasıyla birlikte açıklanan bir dizi zam ve "istikrar tedbirleri" adı altında alınacağı söylenen eko nomik önlemler 2.MC'nin ekonomi politikasını yeni dönemde uzun vadeli bir strateji üzerine oturtacağını gösteriyor. Ekono minin sorunları üzerine, l.MC' döneminde olduğunun tersine uzun vadeli gözü kara önlemler le gidilmek isteniyor. Emper yalizmin istekleri eksiksiz ye rine getirilmek ve büyük ser mayenin sorunlarının üstesinden böylece gelinmek isteniyor. Bü yük fiyat artışları ile birlik te işsizliği artıracak gelir bölüşümünü büyük ölçüde daha da adaletsiz kılacak "paket ted birler"in burjuvazi ile emekçi sınıflar arasındaki sürtüşmeyi keskinleştireceği bilindiği halde 2.MC büyük burjuvazi ve emperyalizm karşısında taahhüt lerini herşeye rağmen yerine getirmeye kararlı görünüyor.

BURJUVAZİNİN İSTEKLERİ

2.MC hükümeti kurulur kurulmaz tekelci sermayenin çeşitli ku ruluşları ekonomide alınması gereken önlemler konusunda öne rilerini peşpeşe açıklamaya başladılar. Bunlardan Türk Sa .nayici ve İşadamları Derneği1 nih (TÜSİAD) hazırladığı bir raporda, bugün ortaya çıkan darboğazın 25 yıldır çarpık gelişen bir ekonomik yapının ürünü olduğu belirtilirken, iç ekonomik politika konusunda siyasal iktidarın dikkati çeki liyor ve sorunlara köklü ve iş çi ve emekçi kitlelere karşı ödünsüz bir politikayla yakla şılması gereğinin bulunduğu ha tırlatılıyordu. TÜSİAD'in rapo runda döviz kaynaklarının tü kenmiş olduğundan yakınılırken 1977~yılı döviz açığının, en iyimser bir tahminle 1 milyar 250 milyon doları bulacağı be lirtiliyordu. Raporun öneriler

bölümünde ise para arzının sı nırlanması, faizin, döviz ku runun, temel mal ve hizmet fi yatlarının "gerçek ekonomik öl çülerle" saptanması yer almak taydı. Raporun ileriye dönük perspektifi ise şöyle: "Türki ye bir kemer sıkma dönemine girmek durumundadır. Ülkede üretilenin çok üstünde bir tü ketim talebi ortaya çıkmakta dır. Bunu gidermek için gönüllü yada cebri tasarruf tedbirleri alınmalıdır. Bunun dışında ge lirin satmalına gücünü sınırla mak için faiz yükseltilmeli ve vergi tedbirleri alınmalıdır". Raporda ayrıca KiT'lerin üret tiği malların fiyatlarının ar tırılması ve tarım ürünlerinde ki taban fiyatlarının da düşük tutulması isteniyordu. TÜSİAD raporunun açıklanmasından kısa bir süre sonra bilindiği gibi 2.MC hükümeti tekel maddeleri ne % 100'e varan zam yaptı ve bunu diğer temel gereksinim maddelerini de içine alan zam lar izledi.

Sanayi Odaları Birliği ise "gittikçe daralan ekonomik çemberin kırılmasının" tüm toplum kesimlerini etkileye cek fedakârlıklarla çözülebi leceği kanısında olduklarını belirtiyordu. Sanayi Odaları Birliği Başkanı geçtiğimiz ay içinde MC'nin başını ziyaret ediyor ve görüşlerini bir ra porla sunuyordu. Raporun belli başlı noktalarından birisi de uluslararası finans kuruluşla rının kesilen kredi muslukla rının açılmasında MC'ye düşen görevin hatırlatılmasıydı. Ra porda borçlanma konusunda Tür kiye'nin artık geniş bir hare ket alanına sahip olmadığı be lirtiliyor ve şöyle devam edi liyordu: "Günlük ikili sınırlı çabalarla zaman ve itibar kay betmeyip uluslararası kuruluş larla görüşme masasına oturul malıdır. Bu kurumlar ancak bel li şartlarla borç vermeye razı olurlar. Bu koşulları tartış mak ve kabul edilenlere uyma nın ulusal onur ve bağımsızlık la ilgisi yoktur. En büyük so run bu kuruluşların isteyeceği

keşin olan, ücret politikasının yavaşlatılması ve kalkınma hı zının düşürülmesi önerilerin den çıkacaktır. Bunun için bu günden ücret alan kesimler ha zırlanmalıdır. Kalkınma atı lımından fedakârlık edilemez".

Sermayenin değişik kesimleri benzer önerilerini hükümete muhtıralar biçiminde ilettiler. Tüm bu görüşlerden çıkan ortak sonuç, burjuvazinin ve onun siyasal iktidardaki temsilci lerinin sorumsuzluk ve becerik sizlik üzerine kurulu ekonomi politikalarının faturasının işçi ve emekçi kitlelerin sır tına daha ağır yükler bindiri lerek ödetileceğidir. Bunun için emekçi kitlelerden tasar ruf beklenmekte ve yabancı fi nans kuruluşlarının istekleri hoşgörülmektedir.

EMPERYALİZM DAYATIYOR

Büyük burjuvazinin temsilcile rine göre "1977 yılının ikinci yarısında Türk ekonomisinin te mel sorunu döviz darboğazıdır. 1978 yılına geçerken döviz dar boğazı aşılmamışsa ekonomi fel ce uğrar. O nedenle bu sorun her ne pahasına olursa olsun çözülmelidir". Sermaye kesimi sorumlusu olduğu bu sorunun çö zümünde emperyalizmden yardım istiyor, emperyalizme ülkemiz de yeni ayrıcalık ve sömürü alanları açacak isteklerinin kabul edilmesinin ulusal bağım sızlık yada ulusal onurla ilgi si olmadığı belirtiliyor. Busi ness Week ve Ekonomist gibi ya bancı sermayenin görüşlerini aksettiren dergiler Türkiye'nin ödemeler dengesinde büyük açık lar verdiğini ilan ediyorlar ve yabancı özel bankaların ödeme güçlüğü olan Türkiye'ye borç vermekten kaçındıklarını yazı yorlar.

Yerli burjuvaziye göre ise dö viz darboğazını aşmanın tek yo lu yabancı bankaların kredi musluklarının tekrar açılması. Bu noktada araya Uluslararası Para Fonu (IMF) giriyor. Ser maye basını IMF'yi geçerli ve başvurulacak son "çare" olarak kabul ettirmeye özen gösteri yor. Bu arada Batı Almanya'da çalışan işçilerimizden kesilen 4 milyar dolar tutarındaki si gorta primlerinin Türkiye'ye aktarılmasıyla ekonominin büyük ölçüde ferahlayacağı ve yaban cılara avuç açmaktan kurtulu

ELEKTRÎK MÜHENDİSLİĞİ 249

nabileceği Tercüman gazetesin ce dile getiriliyor. Ama bu Batı Almanya Hükümetince red dediliyor ve gerçekten son "çare" IMF'ye boyun eğmek olu yor. Yerli basına göre IMF ka nalından sağlanabilecek 200 mil yon dolar dolayındaki döviz miktarı çok az. Ancak şTı çok iyi biliniyor: IMF, uluslarara sı tekellerin ve uluslararası finans kuruluşların geri kal mış ülkeler üzerindeki istek ve arzularının yerine g e t i r i l mesinde araya giren ve politik n i t e l i ğ i de olan bir baskı kuruluşu. Yerli burjuvazi bu nu şöyle dile getiriyor: "Uluslararası kredi kuruluşla rının Türkiye'ye kredi vermek için IMF nezdinde Türkiye'nin kredi itibarının iade edildiği ni görmek isteyecekleri doğal dır". Aslında IMF, emperyalist ülkelerin geri kalmış ülkeler . üzerindeki emellerinin gerçek leştirilmesinde, "milli hisle rin rencide" edilmesiyle bu ül kelere karşı doğabilecek "rahat sızlıkların" önlenmesini sağla yan paravan bir kuruluştur.

131 ülkenin üye olduğu IMF coğ rafi bölgeleri temsil eden 20 direktör yardımcısı tarafından yönetiliyor. Merkezi Washington' da olan bu örgütün birçok geri kalmış ülkeye verdiği ekonomik reçeteler bu ülkelerde büyük siyasal çalkantılara yol açabi liyor. Mısır'da kısa bir süre önce IMF'i memnun etmek için alınan ekonomik önlemler ülkede işçilerin geniş çapta gösteri lerine yol a ç t ı . Genel grevle başlayan bu gösteriler kanla b a s t ı r ı l d ı . Ancak hükümet büyük ölçekli zam kararlarını geri almak zorunda kaldı. Peru'da ise hükümetin sert ekonomik ön lemler almayı reddetmesi ülke de siyasal değişikliklere neden oldu. Son örnekleri ise Porte kiz ve Türkiye'de verilmek i s teniyor. Ülkemizde büyük burju vazi IMF'nin onayladığı bir " i s t i k r a r önlemleri paketinin" en kısa zamanda uygulamaya ko nulmasını isterken, ABD'de ya yınlanan tekellerin e t k i l i söz cüsü International Reports Der gisi, "zorlayıcı önlemler alın mazsa Türk ekonomisinin bir yılda iflas etimeye mahkum" o l duğu görüşünü öne sürüyordu. Dergiye göre Türkiye'nin para sağlayabileceği tek kaynak Uluslararası Para Fonu (IMF) idi.

IMF'nin ÖNERÎLERÎ

IMF daha seçimlerden önce 1958 yılındaki "ekonomik önlemler paketine" denk bir öneri deme ti hazırladı. 2.MC hükümetinin kurulmasıyla IMF temsilcileri nin yeni önerilerle Türkiye'ye gelecekleri açıklandı. Bu öne r i l e r Eylüf ayında yapılan kar ş ı l ı k l ı görüşmelerde ele alın d ı . IMF'nin istekleri başlıca üç noktada toplanıyor. Birinci si fiyat ve ücret artışlarının dondurulması, ikincisi yeni kaynak yaratmak ve gelir dağı lımı açısından ek vergilerin getirilmesi ve kredi sisteminin düzenlenmesi, üçüncüsü ise de valüasyondur. Türkiye'nin bu aşamada IMF i l e "Stand By" ola rak anılan bir anlaşma imzala yacağı b e l i r t i l i y o r . Dış ödeme ler dengesi bozuk ülkelerle ya pılan bu anlaşmanın benzerleri Türkiye'de 1959 ve 1970 y ı l l a rında yapılmıştı. Bu anlaşma imzalanırsa Türkiye ekonomik denge diye anılan bir ekonomi politikası izleyecek. Bu politika ile ekonomide b e l l i bir durgun luk sağlanacak, ücretler dondu rulacak, yatırımlar kısılacak ve kalkrnma hızı düşürülecek t i r . Ancak bu noktaya kalkın ma atılımı duramaz diyerek bü yük sermaye karşı çıkmaktadır.

Aynı politikaya göre Merkez Bankasının açık finansmanına son verilecek, yani para basıl ması önlenecek ve enflasyon h ı zı düşürülecektir. Türk parası nın değerinin yüksek olduğu gö rüşüyle % 15 ile Z 45 oranında devalüasyon yapılacaktır.

2.MC BÜYÜK BURJUVAZİ VE EMPERYALİZMİN İSTEKLERİNİ UYGUN PAKETLERLE YERİNE GETİRİYOR

Kimi çevrelerce abartılarak umut bağlanan koalisyon i ç i çekişmelere karşın, 2.MC hükü meti gerek hükümet protokolun da gerekse de uygulamaya dök tüğü " i s t i k r a r t e d b i r l e r i pa keti" ve arkasından da " İ s l a hat tedbirleri paket"lerinde yer alan ekonomik önlemleriyle kimden yana olduğunu gizlemi yor. Sermaye çevrelerinin, ka r a r l a r ı n en kısa zamanda açık lanmasını isteyen raporlarına hükümetçe verilen yanıt ise bu konuda ne kadar t i t i z davranıl dığının göstergesiydi. Başbakan

bu konuda: "Her türlü güçlüğü yenecek ve engelleri aşacak b i r s e r i tedbiri yakından takip ederek c e s a r e t l e uygulamaya ko yacağız. Fiyat istikrarının sağlanması için, para, kredi, maliye ve dış ekonomik i l i ş k i ler politikalarının gerektirdi ği zincirleme tedbirler uygula nacaktır" diyordu.

2.MC hükümeti taban f i y a t l a r ı konusunda TÜSİAD raporuna uygun b i r destekleme p o l i t i k a s ı n ı uy gulamaya koydu. Tekel maddeleri i l e başlayan ve KİT mamulleri i l e süren zam furyasının da he nüz h ı z ı kesilmiş değil.

IMF'nin önerdiği oranda büyük b i r devalüasyonun yapılması ise koalisyon ortakları arasında yalnızca uygulama biçimi a ç ı sından tartışma konusu oldu. Bu arada bir " r a s l a n t ı " eseri, IMF'nin devalüasyon uzmanı Mr.Sturc Pamukkale'de Merkez Bankası Başkanı i l e t a t i l ya parken Maliye Bakanlığı Türk Lirasının % 10 devalüe e d i l d i ğini b i l d i r d i . Ertesi gün Ma liye Bakanının Washington1a Dünya Bankası ve IMF y ö n e t i c i l e r i i l e pazarlık masasına otur mak üzere yola çıkması da her halde bir raslantı olsa gerek ti.

Bu arada, ekonominin batağa saplandığı yada savaş günleri nin zorluklarını göğüslemek ge rektiği dönemlerde başvurulan "Milli Koruma Kanunu" gündeme .getiriliyordu. Bu kanun çerçe vesinde hem fiyatların, hemde ücretlerin dondurulması, arz ve talebin kontrol altına alın ması planlanıyordu. MHP'ye yakın bazı çevrelerin, özellikle gıda maddelerine kar şı talebin hızla arttığını, oysa üretimin bu talebi karşı layamadığını, dolayısıyla üc retlerin de dondurulması ve ta lebin bir ölçüde azaltılması gerektiğini ısrarla savundukla rı öne sürülüyordu. Bu çevre ler, İngiltere'de işçilerin üc ret taleplerinin, sendikalar ve hükümet arasındaki anlaşmayla sınırlandırılmasını örnek gös teriyorlardı. Bu yoldan yada benzeri bir kanunla özel ima lat sanayiinin sorunlarına yar dımcı olunmaya çalışılıyordu. Geçmişteki uygulamadan da i l e ri boyutlarda özel kesime ucuz girdi ve işgücü sağlamak, i s tikrar adı altında özel kesi min ürünlerinin kârlı satışını güvence altına almak amacına

yönelik olan "Milli Koruma Ka nunu" ile ilgili çalışmalar yü rütülürken bir yandan da "Ba kan lıklararası Ekonomik Kurul" aralıksız toplanıyor, KiT'lerin ürettiği mal ve hizmetlere ge tirilecek yeni zamların saptan ması işiyle uğraşıyordu.

Tüm bu ve benzeri önlemlerin IMF'nin bilgi ve istekleri doğ rultusunda, açık yada kapalı bir pazarlık sonucunda alındı ğını düşünmek için yeterli ne denler vardır. Emperyalist odakların MC iktidarını bu bu nalımından kurtarmak için faz la tereddüt edeceği de düşünü lemez. Gerçekten de IMF temsil cilerinin Eylül ayı toplantısı na 2.MC hükümetince çağrıldık ları ve bu çağrının derhal ka bul edildiği biliniyor. Bu ara da yerli basının IMF'nin giri şimini şirin gösterecek yayın ları aralıksız sürüyor. Büyük tirajlı bir sermaye gazetesinin başyazısında, Para Fonunun uluslararası bağımsız bir kuru luş olduğu, İngiltere ve İtalya gibi gelişmiş ülkelerin de bu fondan zaman zaman imdat iste dikleri, Peru, Zaire gibi yok sul ülkelerle aynı düzeye düş menin bu nedenle pek "onur kı rıcı" olmadığı görüşü yer alı yordu.

"ÎSTÎKRAR PAKETİ" "ISLAHAT PAKETİ" DERKEN ŞÎMDÎ DE POLÎSÎYE PAKETLER

2.MC hükümeti ekonomik alanda "istikrar paketi" adı altında emekçi kitleler sırtına yükle nen ekonomik önlemleri almayı sürdürürken geniş halk yığınla rı üzerindeki baskı, yıldırma ve terör eylemleri de kana bula narak hızla tırmanıyor. 2.MC bu dönemde çalışanların ekono mik ve demokratik hak ve çıkar larının yok edilmesine yönelik ekonomi politikasını "polisiye tedbir paketleriyle" rahatça yürütmeyi şimdiden planlıyor. Anarşiyle mücadele adı altında yoğunlaştırılan operasyonları iyimserlik ve iyiniyetle karşı lamak mümkün değil. Faşist ide olojiyi benimseyen bir siyasal hareketin barış çağrıları altın da gelişen polis devleti kurma yolundaki girişimler ilerici demokrat kamuoyunun bu konu üze rine daha dikkatle eğilmelerini gerektiriyor. Devlet aygıtının alabildiğine faşistleştirildiği ve gericileştirildiği şu dönem

de faşist demagojinin yaptığı barış çağrılarının arkasında devletin güvenlik kuvvetlerine yardımcı diye adlandırılan güç lere artık fazlaca gerek kalma dığı izlenimi de yatıyor. Son günlerde ilerici ve demokrat kişi ve örgütlere doğrudan po lisiye baskınlar düzenleniyor, mahkeme izni olmadan evler ara nıyor, yasak kitap bulundurduğu gerekçesiyle ilerici kişiler evlerinden toplanıyor. Faşist saldırganların, katillerin ra hatça kol gezdiği bir ortamda alınan bu tür önlemlerin yalnız ca ilerici kesimi yıldırmaya yönelik olduğu gözden kaçmıyor. Bu arada özellikle Ankara, İs tanbul ve İzmir gibi büyük kent lerde ancak sıkıyönetim dönem lerinde raslanan polisiye uygu lamalara raslanıyor. Trafik dü zenini düzeltmek bahanesiyle pilot bölgeler seçiliyor, özel likle halkın yoğun olarak bulun duğu "pilot yörelerde" çok sa yıda polis ve polis aracı var lığı bulundurulmakla polis gücü ve otoritesi duyurulmak isteni yor. Bu arada trafik kuralları na aykırı davrandıkları gerek çesiyle dayak yiyen, küfür ve saldırılara hedef olanların sa yısı hergün artıyor. Vermediği oylarla 2.MC hükümetine şamar vuran işçi ve emekçi kitlelerin yoğun bulunduğu gecekondu ma halleleri kanlı terörün çemberi ne alınıyor. İstanbul'da 2 Eylül günü kan dökülerek yürütülen yıldırma eylemi örneklerden bi ridir. Örnektepe yakınlarındaki gecekondu bölgesine otomatik silahlar ve panzerlerle yapılan bir saldırı 6 kişinin ölümüyle sonuçlandı. Olayların gerekçesi barınma özgürlüğü bile olmayan yoksul emekçi halkın kendi yap tıkları konutları terketmek is tememesiydi. Olaylara tanık olanların söylediğine göre ha reketin içinde bozkurt rozetli siviller de yeraldılar. Ankara' da Tuzluçayır gecekondu bölge sinde oturan ana babaların ço ğu da çocuklarının sık sık po lis işkencesinden geçtiğini söy lüyorlar, faşist komandoların ihbarlarıyla evlerden toplanan çocuklarından kaygı duyuyorlar. Bu arada polisin anarşiye karşı mücadelede güçsüz kaldığı savıy la yeni ve modern silahlarla do natılması, 10 bin kişilik yeni polis kadrosu açılması, polis vazife ve selahiyet kanununun değiştirilmesi de "paketleni yor" .

ÎSTÎKRAR ADINA GETÎRÎLECEK ÖNLEMLERİN FATURASINI ZAMLARLA BİRLİKTE YİNE DAR VE SABÎT GELİRLİ ÖDEYECEK

Gerek büyük sermayenin gerek bağlı bulunduğu emperyalizmin, ekonominin temel sorunlarının çözülmesi konusunda birleştik leri nokta kemerlerin sıkılma sı politikasıdır. Ücretlerin dondurulması, temel gereksinim maddelerine önemli oranlarda zam yapılması ve yüksek oranda bir devalüasyona gidilmesi bi çiminde somutlaşan bu politika nın tüm yükünün emeğini satarak yaşamını sürdüren ücretli kesi me yıkılacağı açık. Temel mal ve hizmetlere yapılan zamlar şimdiden birbirini izliyor. Memur maaşlarında zaten yeter siz olan artışların iyiden iyi ye durdurulması, işçi ücretle rinin ise toplu sözleşmelerin askıya alınmasıyla dondurulması gündeme geliyor. Bu arada KİT1 lerde çalışan 250 bin memurun 3 yıl süreyle ikramiye alamama sına neden olacak bir yasa hük mü 24 Ağustos tarihinde yürür lüğe girdi. Memurların ikramiye alabilmeleri, 2102 sayılı yasa ya bir hüküm getirilerek KÎT' lerin bilanço ve netice hesap larının TBMM'ce onaylanması ko şuluna bağlandı. 1974 yılına ilişkin bilanço ve netice he saplarının ancak bu yıl TBMM'ce onaylandığı gözönüne alınırsa 1978 yılına ilişkin memur ikra miyelerinin ödenmesi yasalara sığınılarak en iyimser bir tah minle 1981 yılına ertelenmiş olacak. 2.MC'nin büyük burjuva zi ve emperyalizme dayanarak önümüzdeki günlerde gözü kara bir ekonomik politika izleyece ği ortaya çıkıyor. Bu ekonomik politikanın çok önemli ekonomik sonuçları olacağı gibi politik ve sınıfsal önemi de yadsınamaz. 2.MC'nin, uygulayacağı bu poli tikanın doğuracağı ekonomik so nuçlar ile çökeceğini ummak yada buna bel bağlamak işçi ve emekçi kitleler açısından büyük bir ya nılgı olur. Önümüzdeki dönemde faşizmin tırmanışının işçi ve e— mekçi kitlelerin ekonomik, demok ratik ve sosyal haklarının gaspe dilmesine yönelen ekonomik ve polisiye tedbirlere dayandırıla cağı açık. Bu nedenle tüm ileri ci demokratik kitle örgütlerinin daha titizlikle bulundukları mev zileri koruması, ekonomik ve de mokratik haklarından bir adım bile geri gitmemesi faşizme karşı mü cadelede daha bir önem kazanıyor.