Elektrik Mühendisliği · Sayı 251 252 · Kasım-Aralık 1977

10. DÜNYA ENERJİ KONFERANSINA TOPLU BİR BAKIŞ

Kemal İnan

Enerji politikası, piyasa ve özelleştirme Teknik / bilimsel makale

Yıl
1977
Sayfa
3
Okuma süresi
11 dk
Görüntülenme
0

Konu

Enerji politikası, piyasa ve özelleştirme

İlgili: Elektrik üretimi ve santraller, Nükleer enerji

Anahtar kelimeler

  • Dünya Enerji Konferansı
  • petrol rezervleri
  • kömür üretimi
  • enerji talebi
  • su kaynakları potansiyeli

Özet

1977'de İstanbul'da toplanan 10. Dünya Enerji Konferansı'nda ele alınan dünya enerji talebi öngörüleri, petrol ve kömür kaynaklarının geleceği ile su kaynaklarının değerlendirilmesine ilişkin raporlar özetlenmektedir.

Tam metin

Metin PDF'ten otomatik çıkarılmıştır; tablo, şekil ve formüller eksik ya da hatalı olabilir. Özgün dizgi için PDF'e bakın.

İO.DÜNYA ENER Ji KONFERANSINA TOPLU BİR BAKIŞ

Kemal İnan

1977 yılının Eylül ayında istanbul'da toplanan 10.Dünya Enerji Konferansında, çeşitli ülkelerin temsilcileri, dünyanın enerji ile ilgili bugünü ve yarını konularında bilgi alışverişinde bulun dular. Özellikle 1973 dünya petrol krizinin yan kılarının süregeldiği bu konferansın temel konusu "Enerjinin Akılcı Kullanımı" şeklinde saptanmış bulunuyordu. Daha içtenlikle söylemek gerekirse j temel konuyu "Petrole iyi alışmıştık ancak bu kaynak tükenmekte olduğundan daha akılcı davran mak gerekiyor" şeklinde belirtmek de mümkün. Bu yazıda amacımız 10.Dünya Enerji Konferansında iş lenen çeşitli konuların özUnü elden geldiğince açık ve anlaşılır bir biçimde okuyucuya sunmak.

DÜNYA ENERJİ TALEBİNDE BEKLENEN GELİŞMELER

10.Dünya Enerji Konferansı Enerji Tasarruf Komis yonunca enerji talebi ile ilgili çeşitli öngörüm leri içeren bir rapor özeti konferansta bir yuvar lak masa toplantısında tartışıldı. Bu rapora göre • 2020 yılında dünya enerji talebi bugünkü tüketim düzeyinin yaklaşık 3 ila 4 katına erişecek. Bu öngörüm için yapılan varsayım, geçen 40 50 yılda gözlenen, dünyadaki ortalama ekonomik gelişmenin sürebilmesi ve enerji kullanım verimlerinde köklü önlemlerin alınabilmiş olması. Bu talep artışında petrolün rolünün 1995'ten sonra azalacağı öngörül mekte. 2000 yılına kadar petrolün ulaşımda ve kim yasal hammadde olarak kullanımında yeterli olabi leceği söylenmekle beraber 2000 yılından sonra ulaşımın da artan ölçüde elektrik ile sağlanaca ğı belirtiliyor.

Dünya kömür talebinin 1980'lerden sonra hızla ge lişeceği ve kömürün sanayide dolaysız kullanımı yanısıra sentetik yakıt yapımı ve nükleer yakıtı dengelemek üzere elektrik enerjisi üretiminde kul lanılabileceği açıklanıyor. 2020 yılında dünya kömür talebinin bugünün 4 ila 6 katı arasında ar tacağı öngörülmekte.

İkincil enerji kaynakları arasında elektriğin ro lünün bugünkü % 8'lik payından 2020 yılında % 20' ye varacağı öngörülüyor. Bu artışın sağlanabilme si için de elektrik üretiminde kullanılan birin cil kaynakların 2020 yılına kadar 6 kat artması ve böylece bugünkü % 25'lik payından % 40'a çık ması gerekiyor. Enerji talebinin beklendiği gibi gelişebilmesi için nükleer enerjinin önemli ölçü de katkıda bulunması gereği açıklanan raporda bu

Kemal İnan , Y.Prof.Dr. , Elk.Müh.Böl., ODTÜ, 10.DEK. Basın Komitesi Üyesi

koşullar altında 2020 yılında üretilen elektrik enerjisinin % 60'inin nükleer yakıt ile karşıla nacağı öngörülmekte.

Gelişmekte olan ülkelerde kişi başına yıllık ener ji tüketiminin gelişmiş ülkelere oranla bugünkü % 20'den 2020 yılında daha da azalarak % 18 ola cağı yani dağılımdaki eşitsizliğin daha artacağı da tahminlerin arasında yer alıyor. Diğer bir de yişle bu tahmine göre gelişmekte olan ülkeler 2020 yılında da gelişmeye devam edecekler !

Sosyal ve teknolojik gelişmelerin hızla yer aldı ğı dünyamızda 50 yıl ilerisi için yapılan tahmin lerin bir kehanet ürünü olduğu söylenebilir. Bir örnek verelim: 1900 yılında Paris şehrinin bugün leri ile ilgili yapılan tahminlerde ulaşım ile ilgili en önemli sorun olarak sokaklarda birike cek 'at pislikleri gösterilmiş !

Ancak raporda, daha yakın bir gelecekte karşıla şılabilecek gerçekçi bir soruna dolaylı olarak bile olsa değinilmiş olması önemli bir katkı. Bu gerçekçi ve önemli gördüğümüz sorun şu: 1990 2000 yılları arasında petrol üretiminde «konomik sınır ların aşılacağı ve üretimin azalmaya başlayacağı yüksek olasılıklı bir olgu olarak belirtiliyor. Bu zamana kadar güneş, jeotermal ve bir ölçüde de nükleer enerji gibi alışılmamış enerji türleri ile ilgili teknolojinin uygulamaya geçilebilecek ekonomik bir düzeye getirilemeyeceği de yine yük sek olasılıklı ikinci bir olgu. 0 halde petrol üretiminin azalmaya başlamasından, alışılmamış enerji kaynakları ile ilgili teknolojinin yete rince gelişeceği zamana kadar enerji yetersizli ğinin doğabileceği bir boşluk ortaya gelebilir. Bu boşluğun doldurulabilmesi için kömür üretimi nin artırılması önem kazanıyor. Ancak daha sonra da göreceğimiz gibi kömür üretimi ile ilgili ba zı önemli ekonomik sorunlar ortaya çıkmakta.

Dünya enerji talebindeki beklenen gelişmeleri kı saca özetledikten sonra şimdi büyük önem taşıyan petrolün gelecekteki durumunu inceleyelim.

DÜNYA PETROL KAYNAKLARI

İlk önce şunu belirtmek gerekir ki dünya petrol rezervleri ile verilen bilgiler çoğu kez eksik ve olduğu kadarı da birbirleri ile çelişir nitelik te. Dünya Enerji Konferansında yaptığımız kişisel temaslar bu olguyu daha da sağlam bir biçimde ka nıtlamış oldu. Dünya Enerji Konferansı Enerji Tasarruf Komisyonunun Dünya Petrol Kaynakları ile ilgili raporunun hazırlanış yöntemi de bu gö rüşümüzü destekler nitelikte. Fransızlarca hazır

ELEKTRİK MÜHENDİSLİĞİ 251 252

lanan bu raporda ekonomik ve p o l i t i k yönden büyük s t r a t e j i k önemi olan petrolle i l g i l i toplanan b i l g i l e r i n güvenilirliğini sağlamak için bu b i l g i l e r b i r anket a r a c ı l ı ğ ı i l e elde edilmiş. Böy lece k a s ı t l ı veya k a s ı t s ı z yanlış verilebilecek b i l g i l e r i b i r b i r l e r i i l e k a r ş ı l a ş t ı r a r a k daha ge ç e r l i sonuçlar elde edilmeye ç a l ı ş ı l m ı ş , içinde petrol ş i r k e t l e r i n i n , kamu kuruluşlarının ve uz manların yer almış olduğu 42 k i ş i veya kuruluşa yollanan anketten ancak 29 cevap alınabilmiş.

Bu ankete dayandırılarak hazırlanan raporda, en önemli sorun olarak rezervlerin büyüme hızı gös t e r i l i y o r . 2000 yılında dünya rezervlerindeki y ı l l ı k büyüme hızının olsa olsa 1977 y ı l ı t ü k e t i mine (3 gigaton) e ş i t olacağı b e l i r t i l i y o r . Bu büyüme hızının 1950 1975 arasındaki dünya o r t a l a ması olduğu düşünülürse, rezervlerin büyüme hızı sabit kalırken tüketim hızla artmakta ve böylece üretim/rezerv oranı belli bir kritik değerin al t ı n a düşünce üretimin azalması gerekmekte. Yapı lan değerlendirmeye göre dünya rezervleri ki bu tahminler X 100'lük farklılıklar gösterebiliyor i l g i l i varsayımlara bağlı olarak yıllık petrol üretimi 1985 i l e 1995 y ı l l a r ı arasında b i r zaman dan sonra azalmaya başlayacak. Öte yandan a l ı ş ı l mamış petrol kaynakları diye isimlendirilen ve 200 metreden derin denizde, kutup bölgelerindeki vb. rezervlerin pahalı üretilebilmesi (bugünkü değeri i l e f ı ç ı s ı yaklaşık 15 20 dolarlık b i r maliyet) nedeni i l e bu kaynakların gelecekte s ı n ı r l ı b i r şekilde ulaşım ve kimya sanayiinde kul lanılması söz konusu. Ancak burda, hemen, Kuzey Denizindeki petrol yatakları i l e i l g i l i Norveç'li uzmanların sunduğu b i r b i l d i r i y e değinmekte yarar var. Şöyle diyorlar Norveç'li uzmanlar: "Petrol arzında gerçek bir yetersizliğin yer alacağı ya kın b i r gelecekte, petrolün onun yerine geçebile cek diğer enerji kaynaklarından daha ucuza s a t ı l ması çok düşük b i r o l a s ı l ı ğ a s a h i p t i r . Tam t e r s i ne, pazarı denetleyen güçler, dünya ekonomisi da yanabildiği sürece, petrolün yerine geçecek kay naklar ile i l g i l i teknolojinin gecikmesini, pet rol f i y a t l a r ı n ı b i r süre daha artırabilmek için kullanacaklardır".

Petrolle i l g i l i son olarak, Batı dünyasını çok rahatsız eden bazı sayılar verelim. Dünya petrol rezervlerinin % 42'si Orta Doğu ve Kuzey Afrika' da, % 23'ü de sosyalist ülkelerde. Dünyanın ge lişmiş kapitalist ülkelerindeki rezervler topla mın % 15'ini oluşturuyor.

DÜNYA KÖMÜR ÜRETİMİNİN GELECEĞİ ÎLE İLGİLİ SORUNLAR

Enerji Tasarruf Komisyonunun Almanlarca hazırla nan kömür kaynakları ve üretimi i l e i l g i l i rapo runda kömür üretiminde k a r ş ı l a ş ı l a n bazı sorunlar dile getirilmiş. Bu sorunlar:

a) Kömür üretiminde gerekli teknik eleman ve i ş gücü y e t e r s i z l i ğ i (yoğun emek gerektiren ma dencilik teknolojisindeki gelişmelerin yeter siz olduğu özellikle bazı b a t ı l ı ülkelerin b i l d i r i l e r i n d e göze çarpıyor), b) Kömür üretimi için gereken madencilik ve ula şım i l e i l g i l i altyapı t e s i s l e r i n i n yetersiz liği.

c) Kömür ticaretinin ve dolayısı i l e rezervleri

nin petrol gibi daha düşük fiyatta enerii kay naklarının varlığına bağlı olarak gelişmemiş olması ve bu nedenle yatırımcıların önemli altyapı yatırımları gerektiren bu riskli iş sahasına ilgi göstermemesi, d) Kömür Kullanımının yarattığı çevre sorunlsrı ve bunun maliyeti dolaylı olarak daha da art tırması, e) Madencilik ve ulaşım gibi altyapı tesislerinin, maliyetlerinin yanısıra, kuruluş sürelerinin de uzun bir süre alması, olarak özetlenebilir.

"Bu sorunların yanısıra" diyor, rapor, "petrol fiyatlarındaki beklenen artışlar kömür üretiminin artmasına neden olabilecek önemli bir etkendir." Dünya enerji talebi ile i l g i l i raporda da dolaylı olarak b e l i r t i l d i ğ i gibi petrolden doğan boşluğun, nükleer teknoloji de umulduğu ölçüde gelişmezse, kömüre dayalı elektrik enerjisi ile doldurulması zorunluluğunun b e l i r t i l d i ğ i raporda, kömür üreti minde bir a r t ı ş olacağının öngörülmesi ile bera ber, bu üretimin ülkelerin kendi gereksinimlerine dönük olacağı ve kömür ticaretinde bir gelişme beklenmediği açıklanmış. Ancak raporda şu kötüm ser görüşün de yer aldığını belirtmek gerek: "Petrolden doğabilecek boşluğu kömürün doldura bilmesi için gerekli altyapı girişimlerinin şim diden başlatılması gerek. Yoksa geç kalınmış ola caktır." Bu görüşü doğrulayan somut bir örnek ve relim. Endonezya'lı uzmanların sunduğu bildiriden., bu ülkede, 1970 1974 y ı l l a r ı arasında petrolün tüketilen enerjideki payı Z 86'dan % 90.8'e artar ken, kömürün payı % 12.4'den % l ' e azalmış. 1940 yılında 2 milyon ton kömür üretilen Endonezya'da bu üretim, petrolün sağladığı rehavet sonucu, 197^ yılında 156 bin tona düşmüş. Yıllık petrol tüketim artışının % 19.6 gibi ürkütücü bir hızla gelişme si bu ülkeyi 1984 yıllarında petrol ihraç eden bir ülkeden, ithal eden bir ülkeye dönüştürme tehlike si ile karşı karşıya bırakıyor. Bunun önüne geçe bilmek için ihmal edilmiş olan kömür madenciliğinin yeniden geliştirilmesi görüşü ortaya atılmakla be raber, alınacak önlemlerin 10 15 yıl gibi uzun bir süre sonra etkin olabileteeği ülkenin önemli bir sorunu olarak beliriyor.

Dünya su kaynaklarındaki enerji potansiyeli bölge lere göre şöyle dağılıyor: Asya % 27, Afrika % 20, Orta ve Güney Amerika % 19, Avrupa (Sovyetler Bir l i ğ i de dahil edilmek üzere) % 19, Kuzey Amerika % 13 ve Avustralya % 2 . Bu sayılardan da görüldü ğü gibi dünya su potansiyelinin büyük bir yüzdesi, % 66'sı, azgelişmiş ülkelere armağan edilmiş. Bu potansiyelin şimdiye dek ancak % 15'i kullanılmış ve kullanılmamış olan bölümü de çoğunlukla azge lişmiş bölgelerde yer alıyor. Son on yıl içinde, gelişmiş ülkelerde,elektrik enerjisi üretiminde su santrallarının toplam kurulu güçteki payının gitgide azalmakta olduğu göze çarpmakta. .Örneğin son on yıl içinde bu pay Kanada'da % 90'dan % 26.2'ye, İtalya'da % 80'den % 40'a, İspanya'da ise % 80'den % 50'ye düşmüş. Bu düşüşe örnek ola rak daha çok sayıda gelişmiş ülke göstermek müm kün. Enerji Tasarruf Komisyonunun hazırladığı su kaynakları ile i l g i l i raporda, azgelişmiş ülkele rin su kaynaklarını i s t e n i l i r hızda değerlendire bilmeleri için büyük yatırımlara gerek duyulacağı vurgulanıyor. Ortalama bir sayı olarak bu yatırıın

ELEKTRÎK MÜHENDİSLİĞİ 251 252

52 7

l a r m gayri safi milli hasılaların % 6?sı civarın da olduğu belirtilmiş. Türkiye'nin tüir enerji har camalarının gayri safi milli hasılanın yaklaşık % 10'unu oluşturduğu düşünülürse raporda belirti len 'beklenilen' gelişmenin pek olası olmadığı söylenebilir. Yine de enerjinin gitgide pahalıla şacağı öngörülen gelecek yıllarda su kaynakları nın hızla geliştirilebilmesi azgelişmiş ülkelerin üzerinde önemle durması gereken bir sorun. Su santralları ile ilgili ilginç bir uygulamayı: Çin Halk Cumhuriyetinde ortalama 3 kW gücünde 50 000 nin üzerinde mikro su santralının olduğunu belirt mekte de yarar var. Özellikle kırsal nüfusu yük sek olan ülkeler için üzerinde düşünülmesi gereken bir konu.

«

Alışılmamış enerji kaynakları olarak isimlendiri len; güneş, rüzgar, gel git, jeotermal, organik artık enerjisi vb. ve nükleer enerjinin bir türü olan füzyon (kaynaşma) enerjisi ile ilgili çeşit li yazılar, tartışmalar yer aldı konferansta. Ka nımızca bu konuda oluşan görüş, herhangi net bir görüşün daha oluşmamış olmasıdır. Diğer bir deyiş le 10.Dünya Enerji Konferansında alışılmamış ener ji kaynaklarından hangisine ne yönde ağırlık ve rilmesi gerektiği konusunda bir görüş belirmemiş tir Büyük yatırımlar sonucu gelişmiş ülkelerce (petrol fiyatlarının artma hızına da bağlı olarak) yapılan araştırmaların belirli bir olgunluk düze yine varmasını beklemek gerekiyor. Azgelişmiş ül keler de bu gelişmeleri, elden geldiğince deneme tahtası olmadan, dikkat ve ihtiyat ile izlemek ve gerektiği zaman teknolojiyi ithal etmek durumun da. Bu genel çerçevenin yanış ıra küçük çapta ye rel uygulamalara da rastlamak mümkün. Gel git enerjisine dayalı ve 1986 yılında tamamlanması düşünülen bir elektrik santralını planlayan Güney Kore,insan ve hayvan artıklarından metan gazı (CH/) üreten 35 000'nin üzerinde tesise sahip Hindistan bu tür uygulamalara örnek olarak veri lebilir. Güneş enerjisinin konutlarda kullanımı, özellikle Avustralya'da, gitgide yaygınlaşan di ğer bir örnek. Ancak bütün bu örnekler temel ener ji gereksinimlerini karşılayacak çapta olmaktan uzak.

ENERJÎ TASARRUFUNDA YENÎ BOYUTLAR

10.Dünya Enerji Konferansında işlenen temel konu nun 'enerjinin akılcı kullanımı' olması nedeni ile konferansın bir bölümü tümü ile enerji tasar rufu konusuna ayrılmıştı. Enerji tasarrufunu, belirli enerji türlerine ağırlık vermek gibi (ör neğin petrol yerine kömür veya nükleer enerji kul lanmak) genel enerji politikalarının oluşturulma sı biçiminde tanımlayabilirsek de daha belirgin bir tanım, aynı işi daha az enerji ile yapabilmek, şeklinde verilebilir. Eğer yapılan iş bir lüks tüketim olarak görülüyorsa bu tüketimin azaltıl ması ve böylece bir enerji fazlası elde edilmesi enerji tasarrufu olarak değil gerekli (veya ge reksiz I ) bir genel ekonomik tasarruf yada bir üretim yetersizliği olarak tanımlanmalıdır.

Uluslararası Endüstriyel Enerjetik Konferansı (UEEK) tarafından sunulan bildiri, enerji tasar rufunda önemli bazı yeni boyutları dile getiri yordu. 1959 yılında Macarlar tarafından kurulan UEEK şimdiye dek Macaristan, Çekoslovakya, Polon ya, Sovyetler Birliği, Bulgaristan ve Doğu Alman

ya gibi ülkelerde sekiz kere bir araya gelmiş. Bazı batılı ülkelerin de üyesi olduğu bu kurulu şun incelediği konu sanayide yapılabilecek ener ji tasarrufu olanaklarını irdelemek. Enerjinin bol ve az olduğu yıllarda, teknolojik gelişme lerin, enerjinin verimli olarak kullanılması zo runluluğu duyulmadan yer aldığı bir gerçek. İşte bu gerçekten hareket eden UEKK bundan böyle tek nolojinin bu önemli sorunu da gözönüne alarak, gelişmesine katkıda bulunmayı amaç edinmiş. UEEK1 nin çalışmalarında, çeşitli sanayi ürünlerinin birim üretimi için kullanılması gereken enerji miktarı standardize edilerek, sanayi tesisle rine enerji tasarrufu ile ilgili nesnel ölçütler getiriliyor. Batılı ülkelerde enerji tasarrufu ile ilgili teknolojik değişikliklerin ancak fi yatlar aracılığı ile zorlanacağı düşünülürse böy le bir girişimin öncülüğünü sosyalist ülkelerin yapmış olmasını doğal karşılamak gerekir.

Sanayinin yanısıra ulaşım ve konutlarda da enerji tasarrufu ile ilgili birçok bildiri yer almıştı. Bu bildirilerde özellikle soğuk iklimli Kuzey ül kelerinin ısınma konusunda konutlarda sağlanan enerji tasarrufu; ve ulaşım ile ilgili olarak başta ABD olmak üzere, büyük ölçüde petrol tüke ten diğer batılı ülkelerde alınan ve alınması önerilen önlemler açıklanıyordu. Konferans süre since günde 2 3 saatlik bir elektrik kısıntısı altında olan Türkiye'yi yakından ilgilendiren bir bildiri de Hintli bilim adamlarınca sunuldu. 1973 yılı petrol bunalımından sonra ciddi bir elektrik enerjisi darlığının başgösterdiği Hindistan'da bu durumla ilgili olarak şöyle deniyor: "Hindistan' da elektrik enerjisinin % 60'ı sanayi sektöründe tüketilmektedir. Bu nedenle genel enerji tablosu nu önemli ölçüde etkileyecek tasarruf önlemleri nin bu sektörde alınması en uygun çözüm olacak tır. 1972 1973 yıllarında Batı Hindistan'da görü len elektrik enerjisi darlığı, yeterli ölçüde gösterilen dikkat ve danışmanlık hizmetleri ile birçok sanayi kuruluşunun, üretimlerini düşürme den % 10 % 15 arası bir enerji tasarrufu yapabil diğini göstermiştir." Türkiye'de üretilen elek trik enerjisinin X 74'ünü tüketen sanayi sektö ründe de acaba böyle bir tasarruf sağlanamaz mı sorusunu sormamak elden gelmiyor.

SONUÇ ve TÜRKİYE

10.Dünya Enerji Konferansının Türkiye'ye ne gibi katkılarda bulunduğu konusunda çeşitli görüşler ortaya atıldı. Kimilerince konferansa katılan çok sayıda yabancı uzmanın Türk turizmine sağladığı yararlar, kimilerince de Türkiye'nin prestijini de artıran 'manevi' katkılar önemli. Kanımızca bu tür görüşlerin ciddiyet ile bağdaştığı söyle nemez. Konferans, çeşitli dallardaki çok sayıda Türk uzmanının problemin teknik, ekonomik ve po litik yönleri ile dolaysız bir biçimde karşı kar şıya kalmasını sağlamıştır. Bu bilinçlenmenin so yut bir düzeyden çıkıp somut uygulamalar ile ürün ler verebilmesi 10.Dünya Enerji Konferansının Tür kiye'ye olan gerçek katkılarının ölçütü olacaktır. Şurası artık açığa çıkmıştır ki yararlı enerji po litikaları ciddi ve bilimsel çalışmaların yönlen dirdiği doğru politik tercihler ile oluşturulabi lir. Bilimsel temelden yoksun yanlış politik de ğerlendirmelerin doğurduğu sonuçlar ise apaçık önümüzdedir.

ELEKTRİK MÜHENDtSLÎĞÎ 251 252