Elektrik Mühendisliği · Sayı 372 · Haziran 1990

İÇİMİZDEN BİRİ: Halil EKER İLE YAPTIGIMIZ SÖYLEŞİ

Bilim, teknoloji ve meslek tarihi Söyleşi

Yıl
1990
Sayfa
4
Okuma süresi
12 dk
Görüntülenme
0

Konu

Bilim, teknoloji ve meslek tarihi

İlgili: Mühendislik mesleği, meslek hakları ve istihdam, Oda ve TMMOB örgütsel yaşamı

Anahtar kelimeler

  • Halil Eker
  • EİE
  • Elektrik Mühendisleri Odası
  • EMO tarihi
  • Türkiye Elektrik Kurumu
  • Eskişehir

Özet

Odanın eski üyelerinden Halil Eker ile yapılan söyleşide, yaşamöyküsü, sanat okulundan mühendisliğe geçişi, EİE'deki mesleki kariyeri ve EMO'daki örgütsel etkinlikleri anlatılmaktadır.

Tam metin

Metin PDF'ten otomatik çıkarılmıştır; tablo, şekil ve formüller eksik ya da hatalı olabilir. Özgün dizgi için PDF'e bakın.

IMIZDEN BIRI

HALİL EKER İLE MÜHENDİSLİKTE 33 Y IL

Söyleşen: Arif KÜNAR

• Sayın Halil Eker, Oda'nın eski üye lerinden birisiniz. Çeşitli dönemler Oda'nın değişik organlannda görev yaptığınızı biliyo ruz. Günümüzde de Oda etkinlikleri içinde yer almaktasınız, özgeçmişinizden ve Oda'ya karşı duyduğunuz yakınlığın nedenlerinden biraz söz eder misiniz?

D Elbette... Y alnız daha önce bir konuya değinmek istiyorum. Oda'nın periyodik yayın organı Elekt rik Mühendisliği dergisinde, birkaç sayıdır. Eski üyelerimizle yaptığınız söyleşilere yer verilmekte. Benim de ağabeyim durumundaki bu kişilerle yaptığınız söyleşileri yakından izliyo rum ve bu girişiminizi, geçmişte veri len hizmetlere karşı yapılması gere ken bir vefa örneği olarak kabul ediyorum. Bu arada kendimi, o değerli ağabeylerimle karşılaştırınca gerek hizmet gerekse deneyim yö nünden yetrsiz hissettiğimden, söy leşi talebinizi biraz isteksiz kabul et tiğimi belirtmek isterim. Gerçekten, benim mühendislik yaşamım Oda'nın kuruluşundan sonraki yıllara rastla dığından, meslekte dayanışma ve birlikteliğin önemli bir aracı olan örgüt kuruluşunun yasallaşma süreci için de herhangi bir görevim ve katkım ol mamıştır.

dan İkinci Dünya Savaşı'nın patlak vermesi, tüm çevremizle birlikte bizim ailenin geçim sıkıntısını da do ruğa çıkarmıştı.

Y az aylarında benden büyük erkek kardeşimle su satma, kire mithânelerde çalışma ve pazarda ha mallık gibi uğraşlarla geçim sıkıntısını azaltmaya çalışıyorduk. Bu arada, mahallemizde faaliyet gösteren bir Halkevi Şubesinin fakir öğrencilere sağladığı sıcak yemek yanında, kitap, defter, kalem yardımları ile, düzenledikleri tiyatro ve müzik mati nelerinin ilkokul öğrenimimizde bize büyük yarar sağladığını söylemeden geçemeyeceğim.

Ülkenin savaş çemberi içinde bulunduğu bir dönemde bile, bu tür etkinlikleri ihmâl etmeyen bu kuru mun o dönem yöneticilerini, şimdi daha çok takdir ediyor ve günümüz de aynı etkinliklerin daha rahat yapıl ması gerekirken, zerresine rahat layamamanın üzüntüsü içinde, ken

Özgeçmişime gelince: 1932 yılında, tarihi Söğüt ilçesinin Sakar ya vadisindeki bir köyünde doğdum. Okuma çağıma yakın, babam Es kişehir'de bir mahalle bekçiliği bula rak buraya göç etmiş ve geçim sıkıntısına bir çare bulmak istemiş. Böylece ben de ilkokula 1939 yılında Eskişehir'de başladım.

Oldukça sefalet içinde başla dığım ilkokul günlerinin hemen ardın

dilerine ne çok şeyler borçlu olduğu muzu hissedebiliyorum.

İlkokulu bitirdiğimde seçilecek iki yol vardı: Daha çok varlıklıların ve çalışkan öğrencilerin kaybolduğu Eskişehir'in tek lisesinin orta kısmına kaydolmak veya "bu çocuk biraz zor okur" denilenlerin gittiği Erkek Sanat Enstrtüsü'ne girmek. Babam, bu aşamada tutarlı bir yorum yapmıştı... Liseye yazılırsam, burayı bitirirdim. (İlkokulu birinci olarak bitir mem bu kanıyı oluşturuyordu), ancak o tarihlerde Ankara ve İstan bul dışında yüksek öğrenim olanağı bulunmadığından, işin bu aşaması altından kalkamayacağımız bir sorun olacaktı. Lise mezunu olarak bir işe girmem ise torpil gerektirdiğinden, gene bir zorluk çıkaracaktı. Öyleyse ben Sanat Okulu'na gidip, bir altın bi lezik sahibi olmalıydım ve öyle olun ca da iş bulmam sorun yaratmaya caktı.

Bu tutarlı yorum sonucu ben Sanat Enstrtüsü'ne girdim ve ilk yıl if tihar listesine girerek sınıfımı geçtim. İkinci yılın başında okulda asılan bir ilânda; Ankara'da Kimya Sanat Ens titüsü adında yeni bir okul açılacağı ve iftihar listesine giren öğrenciler den isteyenlerin, bu okulda parasız yatılı olarak öğrenimlerine devam edebilecekleria bildiriliyordu. Ben başvuruma yaptım ve bu okulda pa rasız yatılı olarak öğrenimimi Anka ra'da tamamladım.

Orta öğrenimimi yaptığım bu yeni okul, ülkede Köy Enstitüleri ru hunun egemen olduğu, üretken ve her konuda öğrencilerine beceri ka zandıran bir niteliğe sahipti. Kimya

ELEKTRfiCMÛHENDfSUĞte72

Oda Üye ilişkilerinin zayıflaması, odalarda güçlü yönetim organlarının oluşmasını da zorlaştırmaktadır. Ancak, tüm olumsuz gelişmelere karşın, gene de üyelerin kendi mesleki örgütleri ile ülke ve meslekdaş çıkarlarını kollama olanakları vardır ve bu olanakları sonuna kadar kullanmak her yurtsever üye için bir seçim sorunu değil, kaçınılmaz bir görevdir kanısındayım...

teknisyeni olarak mezun olduğum bu okulda parasız yatılı okumamızdan dolayı dört yıllık bir zorunlu hizmet yüklenmiştik. İyi bir şans eseri ola rak benim tayinim, ailemin de bulun duğu Eskişehir Şeker Fabrikası Kimya Laboratuvarı'na çıktı.

Fabrikadaki zorunlu hizmet yıl larım, sanat okullarının yeni mezun larını üretime soktuğu ve bu genç elemanların aynı alanda çıraklıktan yetişme ustalarla bilgi ve beceri ko nularında amansız bir rekabete gir diği döneme rastaladığından ilginç sayılır. Örneğin, ben kimya teknisye ni (laborant) olarak 18 yaşımda göre ve başladığımda, aynı konuma yıl lardır dirsek çürüterek gelmiş, yaş olarak benden çok büyük meslek daşlarım, bana bakanlıktan torpilli anlamında "vekâletli" adını takmış lardı. Çok kısa bir süre sonra benim bir mühendise yakın teorik kimya bil gim, laboratuvar aletlerini tanıma ve kullanma becerim, "vekâletli" olmad ığım konusundaki gerçeği ortaya çı kardı. Ancak, fabrikanın diğer bölüm lerinde koşullar farklı olduğundan, bu rekabetin (okullu alaylı) gerçek so nucunun pek kolay anlaşılamadığını da belirtmek gerek.

du. Yıldız'daki okulun sınav konusu ise matematik ve teknik resim idi. özellikle fizik ve kimya, orta öğrenim branşımız içinde olduğundan, yeni açılacak okula girme avantajım da çoğalmıştı. Hemen başvuruda bulun dum. Benim için bu arada en zor iş; inşaat, mimarlık, makine ve elektrik ten oluşan dört bölümden eski mes leğime en uygun düşecek branşa geçebilmekti. Kimya mühendisliği bölümü olmadığına göre, eski mes leğimde birazcık elektro kimya bilgi min olması, elektrik bölümünü seç memde etken oldu ve sınavların sonunda rahat bir şekilde bu bölümü kazandım.

Okulu süresi içinde bitirerek 1957 yılında elektrik mühendisi ol muştum. Kısa bir süre Devlet Su Iş leri'nde çalıştıktan sonra, askerlik hizmetimi tamamladım ve 1959 yılın da Elektrik İşleri Etüt Idaresi'ne gire rek 22 yıl hizmetten sonra 1980 yılı sonlarında bu kuruluştan kendi is teğimle emekli oldum.

• Sayın Halil Eker, biraz da mühen dislik yaşamınızdan ve bu arada söyleşimize temel oluşturan oda etkinliklerine katılma iliş kinizden söz eder misiniz?

Fabrikada teknisyen olarak çalıştığım sıralarda işçi statüsüne tâbi idik ve bazı onur kırıcı işlemlere maruz kalıyorduk, örneğin, servis otobüsüne işçilerin alınmaması, işe giriş çıkışlarda kapıdaki bekçiler ta rafından üzerimizin aranması gibi uy gulamalar beni yüksek öğrenim yap maya zorluyordu.

O tarihlerde sanat okulu me zunlarının yüksek öğrenim yapabile ceği tek kurum Yıldız'daki İstanbul Teknik Okulu idi. Ben zorunlu hizme timin son yılında bu okulun sınavları na hazırlanıyordum ki, İstanbul Tek nik Üniversitesi de Maçka'da açacağı yeni bir teknik okula bizleri de kapsayacak biçimde sınavla öğ renci alınacağını duyurdu. Sınav ko nuları içinde Matematik, Fizik, Kimya ve Türkçe Kompozisyon bulunuyor

D Efendim, çok kısa bir za • manı kapsayan DSİ'deki çalışmam ve askerlik hizmetini gözönüne al mazsak, mühendislik hayatımın ta mamı ElE'de başlayıp orada nokta lanmıştır diyebilirim. Yalnız burada, ElE'nin benim girdiğim tarihlerdeki iş levini ve yapısını kısaca anlatmakta yarar var. O tarihlerde elektrik enerji si konusunda tam yetkili, bugünkü TEK'e benzer bir kuruluş olmadığın dan, özellikle tüm su kaynaklarının ölçüm ve değerlendirilmesi, inşaat safhasına kadar gerekli etüt, ön proje ve kesin proje hizmetleri, yurt çapında elektrik enerjisi pazar etüt leri, bölge ve enterkornekte sistem lerin plânlaması ile yerel yönetimlerin bu konudaki her türlü gereksinmele rine yardım ve destek görevi EİE ida resinin hizmet alanı içinde idi.

ELEKTRİK MÜHENDİSÜĞI 372

Hizmet kapsamı bu denli geniş olan kuruluşun teknik kadrosu için de; bir bölümünü sizlerin de tanıyabi leceği, bir bölümü ise ne yazık ki şimdi hayatta olmayan, değişik mes lek gruplarından çok sayıda teknik eleman yer alıyordu. Genel Direktör İbrahim Deriner, Behçet Karamanoğ lu, Rıza Tezulaş, Turgut özal, Hü seyin Özaydın, Haydar Aksu, Halûk Ceyhan, Teoman ve Emel Baykal, Sefa Giray, Müçteba Buharalılar, Ergun Türetken, Mesut Şenyol hemen şu anda aklıma geliveren isimler...

Kuruluşta benim ilk şefim ve en büyük ustam, şimdi hayatta olmayan Haydar Aksu idi. İlk yıllardaki mü hendislik uğraşım ise, küçük su santrallarının etüt ve projelendirme işlerinden oluşuyordu.

27 Mayıs Devrimi'ni izleyen 1961 Anayasası ve bu anayasanın getirdiği yeni kurumlardan Devlet Plânlama Teşkilâtı'nın hazırladığı ilk 5 yıllık kalkınma plânı, EİE idaresine daha da önemli görevler yüklemişti. Plânın elektrik sektörü içinde yer alan elektrifikasyon öncelik etütleri, EİE tarafından yapılacaktı. Ben de bu arada servis değiştirerek, bu hiz metleri yürütecek teknik kadro için de yer aldım.

öncelik etütleri çok kapsamlı ve ayrıntılı verilere gereksinim gösterdiğinden yurdun her yöresine gitmek gerekiyor ve bu yüzden de ol dukça yoğun yurt gezilerimiz oluyor du. Bu sayede Türkiye'nin her yöre sini yakından görme ve tanıma olanağı bulabildim. Bu arada, Tür kiye'de ilk kez inşa edilecek 380 kv gerilimli enerji iletim hatlarından Keban Ankara lstanbul bölümü proje çalışmalarına katılmak üzere 6 aylık süre ile Amerika'ya gönderildim.

1970 yılında çekirdeğin Eti bank enerji grubunun oluşturduğu Türkiye Elektrik Kurumu'nun kurul ması ile EİE Idaresi'nin elektrik ener jisi konusundaki görevleri de bu ku

ruma verildiğinden, biz elektrik mü hendisleri, idarede bir nevi gizli işsiz durumuna geliyorduk. Yapılacak davranış; ya yeni kurulan TEK'e geç mek ki; bu durumda bize bir çağrı yapılmadığından ve yeni kurumun çekirdeğini Etibank oluşturduğundan bizler ikinci sınıf elemanlar durumuna düşecektik ya da ElE'deki gizli işsiz duruma razı olmaktı. Ben, o sıralarda beklemediğim bazı haksız uygulama ların da etkisi altında eski çalışma şevkinin kaybetmiş olmalıyım ki ikin ci yolu seçtim ve 10 yıl daha ElE'de kalarak, 1980 yılı sonunda burdan emekli oldum.

Gelelim asıl sorunuza, yani size göre uzun süren ve hâlâ da devam eden Elektrik Mühendisleri Odası etkinlikleri içindeki rolüme...

Ben, 27 Mayıs Devrimi ve onun sonucu 1961 Anayasasfmn getirdiği geniş özgürlük ortamına kadar, Oda'ya bakışım açısından diğer pek çok meslekdaşımdan farklı değildim. 1962 yılından itibaren özellikle Doğan Avcıoğlu'nun Yön dergisi ile toplumsal içerikli yayınların peşisıra çoğalması ve bende de ta ilkokul çağlarında Halkevleri'nin aşıladığı okuma tutkusu birleşerek düşünce yapımı etkilemeye başladı. Ve itiraf edeyim ki, ilk kez bu tarihlerden sonra üyesi bulunduğum Oda'nın tüzük ve yönetmeliklerini, yasal ku ruluşumuz TMMOB'un yasasını okuma ve bu kuruluşların varoluş ne denlerini anlama gereğini duy muşumdur.

Bir zaman sonra kesinlikle kavradım ki TMMOB ve ona bağlı meslek odaları, ancak kendi üyeleri nin katkısı ve sahip çıkması oranında güç kazanabilirler, aksi halde iktidar ların dümen suyunda bir kuruluş ol maktan kurtulamazlar. Oda'ya sahip çıkma ve katkıda bulunma sadece politik değil, politik görüş yanında teknik boyutu da içermelidir.

Ben bu bilinç içinde, önce mes leki çalışmalardan edindiğim bulgu

Ben, Yönetim ve Onur Kurulları 'nda görev aldığım 70'li yılları, EMO'nun en verimli ve başarılı dönemi olarak görürüm. (....) ülkenin en bunalımlı enerji darboğazını yaşadığı bu yıllarda, dışa bağımlı çözüm önerilerine karşı, kendi özkaynaklarımıza ve kendi teknik gücümüze dayalı enerji politikasını cesaret ve kararlılıkla daima savunmuştur.

B.BOnlKMÜHENDfSUĞI'372

lan, özgün makale haline getirerek Elektrik Mühendisliği dergisine göndermeye başladım. Bunlardan bazıları yayınlandı. Ayrıca, Odamızın ve Dünya Enerji Konferansı Türk Milli Komitesi'nin düzenlediği teknik kongre ve sempozyumlara bildiriler sundum, bunların da bazıları kabul edilerek yayımlandı. Bu arada sürekli olarak Oda Genel Kurullan'nı ve TMMOB toplantılarını da izliyor, pek çoğunda kendi görüşlerimi de ifâde ediyordum.

Altmışlı yılların ikinci yarısını oluşturan bu dönemlerde, meslek daşlarımızı yakından etkileyen çok önemli olaylar da gelişiyor, Oda yö netimleri; bu gelişmeleri izlemekte, yorumlamakta ve tavır göstermekte büyük zorluk çekiyorlardı, örneğin, Jeoloji ve jeofizik dallarında üniversi te bitirmiş teknik elemanlara (ders müfredatındaki bazı kısıntılar gerek çesi ile) mühendis unvanı verilmez ken, Ankara ve İstanbul'da paraba balarımn açtığı özel okullar mühendis diploması verme hakkına sahip olabi liyordu.

1970 yılına gelindiğinde mü hendislerde oluşan toplumsal biri kim, meslek odalarındaki çalışmalara da yansımış ve başta EMO olmak üzere birkaç büyük odanın genel ku rullarında devrimci nitelikli yönetim kurulları göreve gelmişti. Aynı yılın sonlarında çıkarılan personel ya sasının, sayıca da çoğalmış bulunan mühendisleri ekonomik yönden çok geri plâna itmesi, diğer odaları da et kiliyor ve teknik eleman kesimini adeta iktidarlara karşı politik bir güç haline getiriyordu. Bu gelişmeler pa ralel olarak işçi ve memur kesiminde ki değişimler de toplumsal muhalefeti artırmış ve bu dönem 12 Mart 1971 askeri müdahalesi ile noktalanmıştır.

12 Mart döneminde Anaya sa'da yapılan özgürlükleri kısıtlayıcı önemli değişikliklere rağmen, meslek odaları ilerici yönetimlerine sahip çık mış ve bu arada özel okulların Anayasa mahkemesi kararı ile dev

letleştirilmesi gibi halktan yana önemli bir olayı hayata geçirmeyi başarmıştır.

Ben, Yönetim ve Onur Kurul ları'nda görev aldığım 70'li yılları, EMO'nun en verimli ve başarılı döne mi olarak görürüm. Bu dönemde Odamız dört teknik kongre gerçek leştirmiş, Dünya Enerji Konfe ransı'nın 1976'da İstanbul'da düzen lediği toplantının günlük haber gazetesini çıkarmış ve teknik sergiyi üstlenmiştir. Ayrıca, ülkenin en bu nalımlı enerji darboğazını yaşadığı bu yıllarda, dışa bağımlı çözüm önerileri ne karşı, kendi özkaynaklarımıza ve kendi teknik gücümüze dayalı enerji politikasını cesaret ve kararlılıkla daima savunmuştur.

Emekli olduğum 1980 yılından sonra da, EMO organlarında görev aldım ve dört yıl süreyle Ankara Şu besi Başkanlığı'nı yürüttüm. Sonuna geldiğimiz 801i yıllarda EMO'nun 701i yıllardaki başarısından söz etmek el bette mümkün değil. Başarısızlığın önemli nedenleri arasmda hatta başında 12Eylül döneminin getirdiği 1982 Anayasası'na bağlı olarak, TMMOB Yasası'nda yapılan önemli kısıtlamalar söylenebilir. Halen de yasa haline gelmemiş 66 ve 85 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamelerle budanan TMMOB yasası, meslek odalarını, özerklik ve yönetim açısın dan derneklerin de gerisine düşür müştür.

Kamu kesiminde çalışan mü hendislerin odalara üye olma zorun luluklarının kaldırılması, Oda Üye iliş kilerini zayıflatmış, Oda'nın denetim alanını daraltmıştır. örneğin, buna doğru yanıt verebilecek bir kuruluş bulunmamaktadır.

Oda Üye ilişkilerinin zayıfla ması, odalarda güçlü yönetim organ larının oluşmasını da zorlaştırmak tadır. Ancak, tüm olumsuz gelişmelere karşın, gene de üyelerin kendi mesleki örgütleri ile ülke ve meslekdaş çıkarlarını kollama ola

nakları vardır ve bu olanakları sonu na kadar kullanmak her yurtsever üye için bir seçim sorunu değil, kaçınılmaz bir görevdir kanısın dayım...

Bugün ülkemizde, köy çocuk larına her türlü becoriyi kazandıra cak nitelikteki üretken Köy Enstitü leri çoktan kapatılıp, yerine kurulan üretkenliğe hiçbir katkısı olmayan, öğrencilerine hiçbir beceri vere meyen lmam Hatip Okulları köyü kenti adeta istilâ etmiş; gerçekten halkın evi olan Halkevleri kapatılıp yerine henüz oyun çağına doyama mış fakir aile çocuklarının zoraki yol landığı Kuran Kursları almış; eski üretken karakterli sanat okulları yeri ni, kuramsal bilgi ağırlıklı ve pratiğe önem vermeyen meslek liselerine bırakmış; dünya klâsiklerini dilimize çevirerek gençliğin hizmetine sanan Milli Eğitim Bakanları'nın yerini ise, Darvvin, Freud gibi dünyaca ünlü teori sahibi bilim adamlarını ders kitapla rından çıkaran, felsefe derslerini okullardan kaldıran kişiler almıştır. Yabancı dillerin zorunlu ders olmak tan çıkarılıp din derslerinin zorunlu olduğu bir eğitim sistemi ile Ata türk'ün başlıca hedefi olan; çağdaş uygarlık düzeyine nasıl ulaşılabile ceği, her yurtseverin düşüncesinde yer almalı ve temel sorunu olmalıdır.

Ben müsbet bilim okuyarak meslek sahibi olan tüm mühendisleri bu yurtseverlik mücadelesinin öncü sü olarak görmek istediğimden, en azından kendi yasal örgütleri içinde bu çabaya katkıda bulumalarının ya rarlı olacağına inanıyorum.

• Söyleşimizi kabul ettiğiniz ve açık lamalarına için teşekkür ederiz.

a Ben de teşekkür eder, tüm meslekdaşlarıma saygılar sunarım.

ELEKTRİK MÛHENDİSLJÖI 372