Elektrik Mühendisliği · Sayı 383-384 · 1991 / 7

YUVARLAK MASA TOPLANTISI:TÜRKİYE'DE TELEKOMİNİKASYON SANAYİLERİ

Haberleşme, telekomünikasyon ve yayıncılık Haber ve etkinlik

Yıl
1991
Sayfa
9
Okuma süresi
22 dk
Görüntülenme
0

Konu

Haberleşme, telekomünikasyon ve yayıncılık

İlgili: Sanayi, teknoloji politikası ve kalkınma, Enerji politikası, piyasa ve özelleştirme

Anahtar kelimeler

  • telekomünikasyon sanayi
  • PTT
  • TELETAŞ
  • NETAŞ
  • yuvarlak masa toplantısı
  • ISDN

Özet

MMO ve EMO tarafından düzenlenen yuvarlak masa toplantısında Türkiye'deki telekomünikasyon sanayiinin sorunları, rekabet ortamı, sayısallaşma düzeyi ve yerli üretim/Ar-Ge kapasitesi ile dünya pazarındaki eğilimler tartışılmıştır. Katılımcılar DPT, TELETAŞ, PTT, NETAŞ ve TRT'den uzmanlardır.

Tam metin

Metin PDF'ten otomatik çıkarılmıştır; tablo, şekil ve formüller eksik ya da hatalı olabilir. Özgün dizgi için PDF'e bakın.

YUVARLAK MASA

T O P L A N T I S I"

1991 Sanayi Kongresi'ne yönelik etkinlikler kapsamında TMMOB Makina Mühendisleri Odası ve Elektrik Mühendisleri Odası tarafından ortaklaşa düzenlenen "Türkiye'de Telekomünikasyon (iletişim) Sanayileri; Sorunlar/Çözümler/Gelişme Dinamikleri" konulu Yuvarlak Masa Toplantısı 20 Eylül 1991 tarihinde TOBB Konferans Salonu'nda gerçekleştirildi. ODTÜ Elektrik Elektronik Müh. Bölümü öğretim üyelerinden Prof. Dr. Kemal İNAN'm yönettiği toplantıya tartışmacı olarak, Hakkı SÜREL(DPT Haberleşme Sektör Uzmanı), Enver İBEK (TELETAŞ Genel Müdür Yrd.), Halil T. EYYÜBOĞLU (PTT AR GE Müdürü), Mehmet YÜCEL (NETAŞ Stratejik Pazarlama Direktörü) ve M. Ömer GÜRCAN (TRT Araştırma ve İmalat Dairesi, Geliştirme Lab. Müdürü) katıldılar.

T Ü R K İ Y E ' D E Türkiye'deki iletişim sektörünün pek tartışılmayan, değişik boyutlarına değinen konuşmacıların yanısıra toplantıya izleyici

•• •

olarak katılan sektörün değişik

T E L E K O M Ü N İ K A S Y O N alanlarından.uzmanlarda soru ve

SANAY İLERİ

görüşleriyle toplantının gündemini zenginleştirenler Özel olarak iletişim sektörü, genel olarak ise bilim, teknoloji ve sanayi alanları için kısa ve uzun erimli ulusal politikaların geliştirilmesinin önemi ve politikaların varolan uluslararası ekonomik ve siyasal ortamla hangi düzeylerde kesişebileceğine ilişkin birçok ipucunu içeren bu konuşmaları özet olarak sunuyoruz.

Toplantıda yapılan konuşmaların ses bantları çözümlerinden yapılan bu derlemede, konuşmacıların her turda yaptıkları konuşmaların bazı bölümlerini doğrudan alma yolunu benimsedik. Böylece tartışmacıların ifadelerini olduğu gibi korumayı amaçladık. Ayrıca, izleyici olarak katılan uzmanların görüşlerine de yer vermeye çalıştık.

Ses bandlarındaki kimi aksaklıklar nedeniyle, toplantıda gündeme gelen kimi tartışmalara bu derlemede yer veremedik.

İletişim Teknolojileri ağırlıklı hazırladığımız sayılarımızın sonuncusunda yer verdiğimiz bu tartışmaların, tüm okuyucularımızın ilgisini çekeceğine ve konunun daha ileri düzlemlerde tartışılmasına hizmet edeceğine inanıyoruz.

M. Serhat ÖZY AR

20 Eylül 1991 MMO EMO

(') Toplantının ses bantlarının çözümlerini bize ulaştıran TMMOB Makina Mühendis leri Odası Danışmanı Sayın Aykut GÖKERe ilgisi nedeniyle teşekkür ediyoruz.

324 383 384 ELEKTRİK MÜHENDİSLİĞİ

ABD'de en ileri

derecede rekabet

ortamı olmasına

rağmen, yerel

D.P.T.

telekomünikasyon

Haberleşme Sektör Uzmanı

hizmetleri bir tekeldedir. Fakat bu tekeller öyle

yapılmıştır ki

istediğimiz

takdirde siz bu tekeli de aşma

hakkına sahipsinizdir. Nasıl

aşabilirsiniz? Eğer evinizdeki

telefon idaresinden memnun

değilseniz, bir mikrodalga vericisi

koyarak, en uzak yakın mesafe

taşıyıcısına bağlanabilirsiniz. Yani,

müşteriye istediği kadar seçim

olanağı yaratılmıştır.

Telekomünikasyon hizmetlerinin doğal tekel olmasını düşünenler şu şekilde bu sisteme karşı çıkmaktadırlar: Bizler böyle ikinci şebeke yapmak, asfaltlarımızı bir daha kazdırmak gibi işler için o kadar zengin değiliz. Kaynaklarımız sınırlıdır, aynı şebekeyi kullanarak birçok işi yapabiliriz. Şebekenin sahibi de devlet olursa en iyi şekilde yapabilir, en verimli şekilde yapabilir. Bu düşünce tarzı hakim olmuştur. Fakat gerçekte, devletin işleri hiçbir zaman iyi olmuyor.

birkaç sene sonra bu miktarlar feci şekilde aşağı inme eğilimi göstermiş. 1987 88'den itibaren uzak mesafe telekünomikasyon fiyatları ABD'de takriben yüzde 30 40'lar civarında düşme göstermiş ve aynı arada diğer fiyatlar yüzde 6 yükselme göstermiştir. Dolayısıyla burada yüzde 45 civarında bir indirim ortaya konuimakta.

Telekomünikasyondaki rekabet ortamını düzenlemeye gerek var mı, yok mu diye düşündüğümüz takdirde, görünen şu ki, düzenlemeye gerek vardır. Ortada bir hakem olması lazım. Bu rekabet ortamı içerisinde eğer hakem koymadığımız takdirde, işler tamamen değişik olacaktır.

Bu düzenleyicilerin, bu kural koyucuların, bu hakemlerin vazifesi rekabet ortamının sürekliliği herhangi bir şekilde bir bozulma, anti rekabete geçiş, tekrar kendi aralarında kartelleşme durumlarını henüz olmadan önlemek, artı, müşteri şikayetlerini, direkt dinleyerek, telekomünikasyon idarelerine soruşturmalar açmak, onları bu konuda uyarmak biçiminde olmaktadır.

Telekomünikasyon hizmetlerini alt sınıflara böldüğümüz takdirde, bir yerel telefon hizmetleri var, uzun mesafe telefon hizmetleri var, katma değerli telefon hizmetleri var ve dördüncü olarak uluslararası telefon hizmetleri var. Bu alt sektörlerdeki rekabet unsuru bayağı çetin olmuş. Sadece ve sadece yerel telefon servislerinde genellikle bir basit tekel sürdürümünü devam ettirmiş, fakat bunun yanındaki uzun mesafe katma değerli servisler ve uluslararası servislerdeki rekabet dolayısıyla fiyatlar ilk önceleri bir yılda yükselme eğilimi göstermişse de,

Telekomünikasyon hizmetlerindeki rekabet hakikaten çok güzel birşey ve bunun neticesinde fiyatlar çok düşmekte; bunun yanında servis kaliteleri artmakta, hız artmakta ve insanların konforu, memnuniyeti daha fazla sağlanmakta. Bunun yanında çağımızdaki büyük şirketlerin de telekomünikasyon hizmetinden maksimum fayda sağlayarak, o ülkelerde bu telekomünikasyon hizmetlerinin olup olmadığına bakarak, ya da ne şekilde serbest olup olmadığına bakarak girebilme kararlarını verebilmeleri belirlemek zorundadırlar.

Telekomünikas

yon

Enver İBEK hizmetlerinin yaygınlaşması

TELETAS Genel Müdür Yardımcısı

nın ölçüsü, 100 kişiye düşen esas posta sayısıdır. Bu, genel kabul

görmüş bir

ölçüdür. Telefon esas postası da

santralda bir numarası olan

aboneyi temsil eder. Bir diğer ölçü

de 100 kişiye düşen telefon

sayısıdır. Türkiye'nin son 40 yıllık

gelişimini incelediğimizde şunu

görmekteyiz: 1950 yılında yoğunluk

binde 2.8, 1960 yılında binde 6.5,

1970'de yüzde 1.06, 1980 yılında

2.57, 1990 yılında 12.1, 1991 yılı

sonu itibariyle tahminen ulaşılacak

rakam yüzde 13.5. Ayrıca, 1991 yılı

sonunda ulaşılması beklenen kanal

kapasitesi 8.5 milyon civarında,

abone sayısı da 8 milyon.

Telekomünikasyon sektöründe fert

başına düşen GSMH ile 100 kişiye

düşen telefon sayısı arasında lineer

bir bağlantı olduğu bilinir.

Türkiye'nin kişi başına düşen milli

gelirini 2000 dolar olarak ele

alırsak, buna tekabül eden

yoğunluk yüzde 4.5 civarındadır.

Halbuki Türkiye'de ulaşılan rakam

yüzde 13'lerdedir. Bu ise 5000

dolarlık bir milli gelire tekabül

ediyor. Demek ki Türkiye'de

telekomünikasyon sektörü özellikle

son yıllarda verilen ivme ile

averajlarının ötesine geçmektedir.

Türkiye'deki telekomünikasyon şebekesinin belki de geç inşa edilmesinden kaynaklanan bir avantaj yerinde kullanılmış ve büyük ölçüde yeni teknolojiden, sayısal teknolojiden faydalanılmıştır. Bugün sayısallaşma oranı, lokal santrallarda yüzde 60, uzak mesafede yüzde 90 95 civarındadır.

Bu önemli aşamayı gerçekleştiren PTT, büyük ölçüde yerli sanayiye dayanmıştır. PTT, öteden beri yerli sanayi mevcudiyetinin önemini kendi hizmetlerini yapabilmek bakımından kavramış durumdadır. Bugün PTT telekomünikasyon teçhizatının yüzde 90 95'ini yerli kaynaklardan karşılamaktadır.

Telekomünikasyon sanayinin bir özelliği var: Kalite düzeyinin yeterli derecede yüksek olduğunu söylemek mümkündür. Bu sanayide önemli kuruluşların tamamı NATO kalite standartında üretim yapmaktadır. Bu sanayiideki büyük kuruluşların bir başka özelliği de araştırma geliştirmeye büyük önem vermeleridir. AR GE birimleri en korunan birimlerdir. Önemli fonlar ayrılmaktadır. Ayrılan fonların toplam satışlara oranı yüzde 5 6 civarındadır. Bu şirketlerin ürettikleri cihazların tamamının tasarımını kendilerinin yapmadığı, bir kısım cihazları lisansla ürettikleri gözönüne alındığında kendi tasarımları olan cihazlar için ayırdıkları fon yüzde 10 mertebelerindedir ki bu oldukça yüksek bir rakamdır.

Pazarda rekabet vardır ve yoğundur. Hem yerli firmalar arasında hem de yabancı firmalarla rekabet edilmektedir. Koşullarda eşitlik olduğu sürece şikayetimiz yoktur. Ancak gelişmeler her gün yerli sanayi aleyhine olabilecek sonuçlar çıkarmaktadır.

Telekomünikasyon teknolojisinin özellikle son 20 yıl içinde bilgisayar teknolojisi ile bütünleşmeye girmesi gelişmeyi ve değişimi hızlandırdı. Gelişmeler dünün şebekesini yapısal olarak önemli ölçüde değiştirerek yarının şebekelerini meydana getirmeye yönlenmiştir. Yarının şebekelerinin belirleyici özellikleri şöyle sıralanabilir: İşlem gücünün santrallarda olduğu merkeziyetçi yapının yerini, işlem

gücünün dağıtılmış olduğu, terminallerinde bile işlem gücü olan adem i merkeziyetçi bir yapı alacak.

Entegre edilmemiş servislerin yerini önce ISDN ile ses ve veri haberleşmesi, ardından B ISDN ile videonun entegrasyonunu içeren entegre edilmiş servisler alacak. Statik şebekeler yerine önceden programlananın dışında davranışlar gösterebilecek dinamik şebekeler gündeme gelecek. Bugünkü telli şebekelerde mekan bağımlılığı olarak adlandırılabilecek abone mobilitesinin olmaması, yarının telsiz şebekelerinin yaygınlaşmasıyla ortadan kalkacak. Önce GSM ardından PCN ile abone mobilitesi sağlanacak ve mekan bağımlılığı azaltılacak. Günümüzde genellikle uluslararası kuruluşlar tarafından belirlenmiş standart ara bağlantılarla bir ölçüde bağımsız öğelerden oluşan şebeke gelecekte birbirine her anlamda bağlı öğelerden oluşacaktır. Bütüne bakmadan bir unsuru tanımlamak imkansız olmasa bile hem zor hem pahalı olacaktır. Bu nedenle, özellikle son yıllarda dünyada şirket evlilikleri yaygınlaşmıştır. Hatta büyük şirketlerin bile diğer büyük şirketlerle birleşerek dev firmaların ortaya çıktığı gözlenmektedir. Genel görüş, yeni gelişmeleri takip edebilmek için harcanacak paranın ancak dünya pazarının bir bölümünü elde tutarak gerçekleştirilebileceği şeklindedir. Dünya pazarının en az yüzde 10'una sahip olamayan şirketlerin veya şirket gruplarının ayakta duramayacakları, en azından teknolojide geri kalacakları belirtilmektedir. Dünyadaki telekomünikasyon üretim pazarı, terminaller hariç, yaklaşık 100 milyar dolardır ve bunun yaklaşık yüzde 80'i pazardaki ilk 10 firmaya aittir. Şirketlerin büyüklüğü, bu şirketlere teknolojiyi geliştirip

yönlendirme avantajı dışında rekabet avantajı da sağlıyor. Özellikle, çok büyük miktarda üretim yaptıkları için, malzeme kullanımlarında avantaj sağlıyor. Örneğin, malzemelerin toplam içindeki maliyet paylarına baktığımızda, küçük şirketlerde yüzde 40 ile 50 arasında olan bu payın, büyük şirketlerde 10 ile 20 puan daha düşük olduğu görülür.

Dünyadaki gelişmeye bu çerçeveden baktığımızda, bugün içinde bulunduğumuz ortamın bizler için daha da zor olacağına inanıyorum. Öte yandan, teknolojinin kazanılmasının yolu, araştırma geliştirme faaliyetlerine ağırlık vermekten geçmektedir. Bugün Türkiye'de şirketlerin ürettiği cihazların yaklaşık yüzde 30 35 kadarı kendi tasarımlarıdır, llaride bu yerli tasarım kabiliyetimizi korumak için bile bizim sektörümüzün desteklenmesi gerektiğini düşünüyorum. Bu desteğin, karşılığının alınarak verilmesi gereken bir destek olduğunu da vurgulamak isterim. Sadece birtakım kişilere kâr sağlamak amacıyla verilmesi gereken bir destek değil, ama sonuçta ileri teknoloji birikimini sağlamak üzere kullanılacak bir destek olması lazım.

326 383 384 ELEKTRİK M 1 İ H F N D İ S I I ft I

Telekomünikas yon sektörü Avrupa içerisinde 1990 rakamlarıyla 77 milyar dolarlık bir pazar potansiyeli ile sektöründen sonra ikinci sırada. Bu yaklaşık yüzde 20'lik bir paya karşılık gelmektedir. Bu sektörün 1991 rakamı ise 130 milyar ECU'dur ve büyük ihtimalle otomobil sektörünü geçmiş bulunmaktadır. Bundan yola çıkarak piyasa büyüdü ve dolayısıyla bu piyasada yer alabilmek kolaylaştı diye yorumlanabilir. Ancak, aksine, rekabet de büyüdü. Herkes birbirine rakip olmaya başladı, çünkü şebeke işletmeciliğinin özelleştirilmesinin yanısıra PTT'ler de üretim yapmaya başladılar. PTT'ler şebekelerin işletmesini paylaşmak istemeye başladılar. Üreticiler birbiriyle kapıştı ve rekabet doruk noktasına ulaştı. Dolayısıyla, piyasada tutunmak da zorlaştı.

Komünikasyondaki hızlı gelişmelerle birlikte ihtiyaçlar da gelişti. ISDN'in şebekeleri entegre edeceği planlanmasına karşın bu olay tam gerçekleşmedi. "Acaba şebeke mobilite etrafında mı entegre olsa daha iyi olur" diye bir kavram ortaya atıldı. Dolayısıyla, şebeke mimarisinde mobilite esas olmaya başladı. Bu nedenle, personel komünikasyon dediğimiz kavram ortaya çıktı.

Komünikasyonda mobilitenin önem kazanmasının nedenlerinden birisi herkesin telefon istemesi ve özel telefon, personel telefon kavramlarının öne çıkmasıdır. Ailede herkes, her bireyin kendisine ait bir numarası olmasını istiyor. Yani işin içinde kişilik arıyorlar. Öte yandan, açıyorsunuz rehberi,

bakıyorsunuz telefon numaraları kişilerin karşısında yazıyor fakat bir de altında adres var. Yani, şunu anlıyorsunuz, bu telefon numarası adama ait ama bu adreste oturması şartıyla. Bu kişi o adreste oturmazsa bu telefon numarasında bulunamaz. Halbuki telekomünikasyonun amacı; bir kişi nerede olursa olsun ona ulaşabilmek. Bunu sağlamak içinse bu telefon numarasını o kişinin üzerinde taşımak lazım. Bu da ister istemez bize mobilite kavramını getiriyor ve büyük bir ihtimalle gelecek bu olguyu yaygınlaştıracak.

Ülkemiz PTT'sinin dünya genelindeki konumuna baktığımızda, bu yılki 1.5 milyar dolarlık yatırımımız ile dünyada yatırım yapan ilk 25 ülke sıralamasında 15'inci olduğumuzu görüyoruz. Şebekemizdeki sayısallaşma oranı itibariyle Avrupa'da Fransa'dan sonra ikinci; şebekemizdeki büyüklük itibarıyla Avrupa'da altıncıyız. Kişi başına düşen telefon yoğunluğumuzun yüzde 15'lerde olduğundan yola çıkarsak, ulusal gelirimizin kişi başına 5000 dolar olması lazım. Öte yandan gelirimiz eğer 2500 dolar ise, dünyadaki genel doğrusal ilişki çerçevesinde, telefon yoğunluğumuzun yüzde 4 5'lerde seyretmesi lazım. Dolayısıyla bütün bu rakamlar, Türkiye'de telekomünikasyon olayının değişik boyutta olduğunu ifade etmeye yetiyor.

Sektörümüzün

Mehmet

en önemli

Y ÜCEL

özelliği yüksek teknolojiye

SM'AŞ Stratejik Pazarlama Direktörü

sahip olması ve ortalama olarak bakarsak yüzde 8 ile yüzde 10 kadar

gelirlerinin

araştırma ve geliştirmeye yatırması

gerekmektedir. Bu da sabit

giderlerin ağırlığından dolayı, belirli

miktarda bir gelire sahip olunmasını

gerekli kılmaktadır.

Teknolojik gelişmelerden dolayı ürünün özelliği artık sadece elektronik donanım olarak değil yazılım, mühendislik, montaj ve satış sonrası hizmetler olarak önemli bir zincir haline gelmiştir. Bu unsurlar zaten ürünün nihai müşteriye maliyetinin önemli bileşenleri olarak karşımıza çıkmaktadır.

Ürün piyasaya sürüldükten sonra iş orada bitmiyor. Ürünün canlı kalması, 20 30 yıl gibi ekonomik ömrü boyunca gelişmeleri karşılaması lazım. Bu da yazılım ağırlıklı ürünlerde yazılımın sürekli güncelleştirilmesi, yeniliklerin ilave edilmesi açısından çok önemli.

Ürünün ana girdileri elektronik ve mekanik malzemeler olarak karşımıza çıkmaktadır. Biz hem yurtiçi hem yurtdışı alımlarımızda bize mal satan firmalarla yakın çalışma yöntemini tercih ediyoruz. Kullanılan standartların çok kısıtlı olması, özellikle yerli imalatçılar açısından yakın çalışmayı mutlaka gerekli kılmaktadır. Bu süreçte kendi açımızdan yan sanayilere bir teknolojik katkıda bulunmaktayız.

Malzeme aldığımız büyük üreticilerin mal sattığı şirketlerden bazı beklentileri vardır. Bunlar, önemli büyüklükteki iş hacmi beklentileridir. Yani, belli bir

büyüklüğü aşmanız lazım ki önemli müşteri kategorisine giresiniz, böylece teslimat süresi ve ürün kalitesi istediğiniz gibi olsun. Bir de alımlardaki istikrar çok önemli. Yani, zamanında mal alabilmeniz için yıllık alım programlarınızı vermeniz ve planlarınızı çok önceden teslim etmeniz gerekliliği var. Bunun yararı rekabet edebilmek açısından, maliyetlerin düşmesi açısından çok önemli. Eğer uzun vadeli bağlantılar yapmazsanız, spot alım dediğimiz alımlara girmek zorunda kalırsınız ki böylece çok değişken maliyet unsurlarıyla karşı karşıya gelirsiniz. Dış ülkelerdeki teknolojik gelişmeler sonucu malzeme aldığımız ülkeler Avrupa ve ABD'den Asya ve Uzak Doğu'ya kaymıştır. Alım yaptığımız ülkelerin ticaret ataşeliklerinden yararlanıyoruz. İlgili ülkelerdeki Türk ticaret ataşeleri aracılığıyla çalışabilirsek güvenilir firmalarla çalışma şansımız artacaktır.

Ürünlerimizle yurtdışına açıldığımız zaman çok yoğun bir rekabet söz konusu oluyor. Malınız ne kadar kaliteli olursa olsun satma şansınız her zaman çok yüksek değil. Ayrıca Türk malı olması konusunda bazı pazarlarda bazı nedenlerle tercih edilmeme önemli bir faktör olarak karşımıza çıkıyor. Bu şartlarda, kaliteli ürün sadece donanımın kendisi olarak değil mühendislik, tasarım, montaj ve satış sonrası hizmetlerle birlikte büyük önem taşıyor.

hammaddelerdir. Bu ürünlerin en önemli harcamaları da yazılım geliştirmeye gitmekte ve oldukça kalifiye, eğitimli, sürekli kendi kendini yenileyen bir personel yapısına sahip olmamızı gerektirmektedir. Burada devletin vereceği teşvikler, ülke genelinde önemli görülen teknolojilere yönelik araştırma geliştirme faaliyetlerinin yaptırılması ve desteklenmesi bir kere daha önemini göstermektedir. Uluslararası pazarda malı teklif etmek, fiyatını belirlemek yeterli olmuyor. Bunun yanında uygun kredi şartları, devletten devlete krediler sağlanması, bu sağlanamıyorsa mal mübadelesi şeklinde önerilerle çözülmesi seçeneklerinin devlet tarafından sunulması lazım. Bu geniş boyutlu ticaretin bizim üstlenemeyeceğimiz bir faaliyet alanı olması, üçüncü firmaların bu konuda yapacakları katkıların önemini ortaya çıkarmaktadır. Bu çerçevede hangi pazarlara nasıl yaklaşılacağı konusunda, devletin öncelikler açısından bir ortak çalışma zemini yaratmasında fayda görüyoruz.

Önemli bir diğer faktör de uygun fiyattır. Serbest piyasa ekonomisine baktığımız zaman, özellikle rekabetin yoğun olduğu haberleşme sektöründe fiyatı belirleme şansımız yok. Dolayısıyla, uygun fiyat dediğimiz şey aslında bizi uygun maliyete götürmektedir. Uygun maliyetin bileşenlerine baktığımız zaman, içeriden aldığımız mamul, yarı mamul ve

Ömer GÜRCAN

Türkiye'de eskiden beri komünikasyon

TRT Araştırma ve İmalat Dairesi, Geliştirme

I.aboratuvun

Müdürü

yatırımlarını devlet yapmaktadır... Oysa, özel teşebbüs yapsaydı daha iyi olurdu.

Devletin yatırım yapması rekabet

ortamlarını daralttı. Halbuki çok

ilginçtir, Türkiye'de ilk radyo özel

teşebbüs eliyle yapılmıştır.

Hükümetin kontrolü altındadır.

Arkasından PTT'ye devrediliyor, bir

müddet sonra tekrar TRT'ye. Şimdi

ise tam tersi bir uygulama

başlamıştır. 1989 senesinde bir

kanun değişikliği ile vericiler ve

radyolinkler PTT'ye devredildi.

Radyo stüdyoları yapımı ise TRT'ye

bırakıldı. İlginç olan konu, hep

yatırımdan bahsediyoruz ama

yatırım yanında sanayiyi

bırakıyoruz. Radyodaki bütün

yatırımlar verici türlerinin FM

vericilere dönmesi yönündedir.

Ama Türkiye'de bir FM vericisinin

imalatına, sanayisine dönük

çalışma yoktur. Ülkemizde

komünikasyon alanında, genellikle

yatırım tekeli görülmektedir, sanayi

tekeli yoktur. Sanayi tekelinin

olmamasına rağmen, özel

teşebbüs bu şekilde yatırıma

girmemektedir.

Türkiye'de belli bir sistem devlet kurumu tarafından düşünülmekte, aniden uygulamaya geçilmektedir. Aynı anda Türkiye sanayicisi çaresiz kalmaktadır. Önceden belli bir plan kurulup Türk sanayicisine duyurulmadığından, genellikle uygulamaya geçer geçmez Türk pazarını yabancı sanayiciler kaplamaktadır.

Yatırımda gerçekten Avrupa ve dünya genelinde ön sıralara geçiyoruz, fakat sanayileşmede, sanayi yatırımlarında, sanayi

328 383 384 ELEKTRİK MÜHENDİSLİĞİ

oluşturmalarda kaçıncı sırada olduğumuz meçhul. Bizim alanımızdaki televizyon stüdyoları, radyo vericileri ve stüdyoları gibi sistemler için gereken cihazlar genellikle ithal yoluyla dışarıdan getirilmektedir. Türkiye sanayi bunları üretmek yerine, daha ziyade ticareti yapıp, komisyonculuğu ve temsilciliğini yaptığı yabancı firmanın malını vermek yolunu seçmektedir. Sanayilerimizin bu gibi yolları tercih etmelerinin, koşullar gereği haklı gerekçeleri vardır. Üreticilerimizdeki inanç yoksunluğunun yanısıra malzeme alış konularında serbest olamamamız ve birçok kamu ikmal yönetmelikleriyle bağlı olmamız nedeniyle, üretimimiz çok yavaş gitmektedir.

rü

Araştırma

geliştirme

olabilmesi için,

bizce en önemli

PTT AR GE Dairesi Müdürü

öge şunlar: Birincisi, zihniyet ki bu daha ziyade üst yönetimi

ilgilendiriyor.

Yani bu işe insanın kafasının

yatması, bu işe niyetinin olması,

bunu bir hayat görüşü olarak

taşımasını kastediyorum. İkincisi,

paranızın yani finansman

kaynaklarınızın olması. Üçüncüsü

de, insan gücünün, insan

potansiyelinin olmasıdır. Biz PTT

olarak bu üç öğeyi birleştirdiğimizi,

birleştirmeyi başaran ender

kuruluşlardan birisi olduğumuzu

zannediyoruz.

Normal olarak telekomünikasyon şebekesinde emniyeti sağlayabilmeniz için hem karasal linklerden, hem havai linklerinden (yani radyolink, uydu fiberoptik kablo radyolinkini ise karasal saymıyoruz) alternatif olarak yararlanmanız lazım. Normal olarak bizim piyasadaki transmisyon planlamamızda, yaklaşık 8.5 milyon hat olan şebekemizin yüzde 30'una tekabül eden bir transmisyon kapasitemiz var. Yani 2.5 milyon kanal genişliğinde bir transmisyon kapasitemiz var. Bu oran en iyimser hesapla baksanız, yüzde 20 civarında olması lazım ve normal olarak da yüzde 10 ila 20 arasında seyretmesi lazım.

Dolayısıyla, bizde transmisyon kapasitesi fazlalığı vardır. Buna rağmen, bazı servislere kolaylık getirmek ve alternatifli çalışabilmek için ve bilhassa 5 kanallı TV'ye yardımcı olacak TV'ler açısından TÜRKSAT'ı kullanmayı düşünüyoruz.

PTT temsilcisi

olarak konuşan Hakkı SUREL arkadaşımız,

PTT'miz olarak

D.P.T. Haberleşme Sektör Uzmanı

mobil telefonları 1986 yılında servise vermekle Avusturya ve

İsviçre dahil

birçok ülkenin önüne geçtiğimizden

bahsettiler. Ben yine rekabet

konusunun gündemde kalması

şartıyla şunu söylemek istiyorum:

Örneğin İsviçre ve Avusturya'nın

1988 yılı sonunda kaç tane abonesi

olduğuna baktığmız zaman, mobil

telefonda Avusturya'nın 50 küsur

bin, İsviçre'nin ise 48 bin abonesi

olduğunu görüyoruz. Türkiye'nin o

zamanki abone sayısı ise 5000.

Yani "hizmet verdik" demişsiniz,

ortaya çıkarmışsınız, ama

satamamışsınız. Bu 5000 abone de

kimler biliyor musunuz?

Kaymakam, vali, genel müdür vb.

Yani devlete satmışsınız hepsini.

Dolayısıyla ortada halka yansıyan,

geniş çevrelere yansıyan hiçbir şey

yok 1988 yılındaki duruma

baktığımız zaman. Bu yıl bakıyorum

durum ne alemde diye, bizdeki 40

bin adete karşılık ABD'deki abone

sayısı 5 milyon. ABD ile Türkiye'nin

nüfuslarını mukayese ederek bir

hesap yaptığınız zaman, takriben

ABD'de bizden 20 küsur misli daha

fazla yaygınlaşmış olduğunu

görüyoruz. Bunun sebebini

araştırdığımız vakit rekabet konusu

geliyor benim aklıma.

Şu anda Türkiye'de mobil telefon almaya kalktığınız takdirde ödeyeceğiniz ücret 3 bin dolar mertebesindedir. ABD'deki fiyatı söylediğim zaman şaşıracaksınız: 78 dolar. Neden bizde pahalı da orada ucuz? Buna baktığımız zaman karşımıza şu çıkıyor. Türkiye'de öyle bir sistem geliştirilmiş ki, rekabete hiç açık değil. PTT Türkiye'de bu işi yapan

tek kuruluş. Başka hiç kimse yapmıyor.

Mobil telefon sisteminin kalitesine baktığımız zaman ise, 'lamam" diyorsunuz, "bütün Türkiye'yi kaplamış" dediğiniz bu sistem arabaya binip Polatlı'ya gidinceye kadar iki tane büyük "delikle karşılaşıyor ve sorun çıkarıyorsa o zaman bir problem var demektir. Polatlı'ya doğru giderken arabanız birden bire o deliğe geldiği zaman sesi kesilir, biraz sonra tekrar açılır. Yani sonuçta, "1986 yılında biz bu sistemi servise verdik" demek benim nazarımda hiç de ciddi bir yaklaşım değildir. Tüm bunların nedeni ise, bu pazarda rekabet unsurunun olmamasıdır. Telekomünikasyon konusunda rekabetin yan ısı ra, devletin haricindeki birçok sektörün, birçok kimsenin bu işlere para dökmesi lazımdır. Zaten tek başına devletin kaynakları da herşeyi yapmaya yeterli değildir. Son 5 10 yıla baktığımız zaman devletin birçok kaynakları telekomünikasyon konusuna aktarılmış ve haksız bir biçimde fazla fazla aktarılmaya da devam edilmektedir. Bunun maliyetini de Türk halkı değişik biçimlerde ödemektedir. Dolayısıyla rekabete açmanızın yanısıra özel sektöre de bu alanda yatırım yapma imkanlarını vermeniz lazım. Yoksa devletin kaynakları katiyen yetişmez.

ABD'de kişi başına düşen telekomünikasyon yatırımı ortalama olarak 80 dolar civarında değişir. Avrupa'da bu rakam 38 40 dolar civarındadır. Bazı yıllarda büyük rekorlar kırılmış mesela British Telecom kırmış ve 1980'lerde 2 küsur milyar doları birden sarf etmiştir. O zaman da baktığınız zaman, İngiltere'de kişi başına düşen telekomünikasyon yatırımı 75 dolar. Türkiye'ye baktığımız zaman PTT temsilcisi arkadışımın

söylediği rakamı aldığım takdirde, kişi başına yatırım en fazla 25 dolar olarak çıkıyor. Aslında 17.5 dolar civarındadır. Bütün dünya 80 dolar civarında para harcarken biz 17.5 dolarla gittiğimiz takdirde aradaki bu farkı kim karşılayacak? İşte bu rolü serbest rekabet ortamına bırakmamız lazım.

Telekomünikasyon hizmetlerinin Türkiye'de fazla yayılmamış olmasının sebeplerinden bir tanesi de pahalılıktır. Telefon konuşması yaparken bile kendimizi frenliyoruz, halbuki dışarda öyle değildir durum.

Türkiye'deki telefon trafiği yoğunluklarına baktığınız zaman Avrupa'nın üçte biri, ABD'nin ise altıda biri mertebesinde. Herkese birer telefon vermişsiniz ama o telefonu köylüsü kentlisi odasında bir sehpanın üzerine koyuyor, onun üzerini de bir örtüyle örtüyor.

Telefon bir süs!

OECD'nin yaptığı bir araştırmaya göre, dünyada telefon hizmetlerinin en pahalı olduğu ülke Türkiye. Üstelik de ortalaması, OECD ortalamalarının yüzde 28 civarında daha yukarıda. Bu söylediğim rakam "ortalama" itibariyle; uzun mesafe konuşmalarına baktığınız takdirde, dünya ortalamasının üzerinde, 5 6 misli yüksek faturalandırıldıkları yerler var. Burada da tabii sorun rekabetin eksikliğinden kaynaklanıyor.

Yasaların

Halil

değişmesi olayı,

EY Y ÜBOĞLU

telekomünikas yonun

PTT ARİ, E Dairesi Müdürü

gelişmesini teknolojik gelişmeden daha fazla etkilemiş bir

olaydır. İki faktör

vardır: Birincisi

teknolojinin gelişmesi, diğeri de

buna paralel olarak yasaların

değişmesi. Biz

telekomünikasyondaki gelişmemizi

sadece birinci etken sayesinde, yeni

teknolojiyi kullanarak gerçekleştirdik.

Dünyada bu teknolojinin gelişmesi

sırasında, tesadüfen insanlar "bu

sektörün önü açık, yasaları değiştirip

bu alanı rekabete açalım" demişler.

Böylece hem işletmeciliği, hem

üreticiliği, hem de yerli endüstriyi

koruyacak bir yol izlenmiş.

Türkiye'de siyasi otoritenin

meselenin ikinci kısmına inanması

ve bunları gerçekleştirebilmesi lazım.

Biz de PTT olarak bugün her türlü

özelleştirme, her türlü işleticinin

piyasaya girmesi halinde, bizim de

özelleştirmemiz şartıyla rekabete

hazırız. Çünkü biz sadece teknolojik

ilerlemeyi kullanarak ülkemizde

telekomünikasyonu bu noktaya

getirdik.

Eğer makinayı yerli fiyatla alıyorsanız, halkın satın alma gücüne göre alıyorsanız, servisi de o fiyatla yaşatabilirsiniz. Yok makinayı dünya fiyatlarıyla alıyorsanız, o zaman servisi de dünya fiyatlarında satmak zorundasınız. 1989 yılı istatistikleri şunu gösteriyor: Bir saat üzerinde bir telekom ücreti için alınan para Avrupa ülkelerinde 330 dolar, bizim ülkemizde ise 230 dolar. Eğer halkın satın alma gücüne vurursanız, biz pahalıyız. Neden? Çünkü makinayı pahalı alıyorsunuz, ama satın alma gücünüz düşük. Eğer yerli teknolojinin payı çoğalır ise makinanın fiyatı da halkın satın alma gücüne göre ayarlanır ise, o zaman servisi de ucuzlatmak mümkün olur.

330 383 384 • ELEKTRİK MÜHENDİSLİĞİ

Fuat AKÇAY ÖZ

Soru (ASELSAN Otomasyon Proje

Direktörü)

Ülkemizdeki hat sayısı ve GSMH arasındaki ilişkide sapma olduğu söylendi. Bunu değerlendirdiğimizde, acaba bu olumlu bir işaret midir, olumsuz mudur? Pek bir karara varamadım doğrusu. Ben şahsen bu yatırımların gereksiz ve zamansız olduğunu düşünüyorum. Öte yandan, bu boyuttaki yatırımların da sanayiyi aynı şekilde sürükleyemediği görüşündeyim. "Şu kadar yatırım yapıldı ve bu sektörde bu kadar ilerleme kaydedildi" tamam, ama bu sektöre cevap veren sanayinin aynı şekilde geliştirilmesine katkı sağlandı mı?

PTT herbirimize birer telefon aparatı vermiş, bu miktarı artırmış, kimse de konuşmuyor. Tabi bunun sebepleri de başka. Az önce PTT'den arkadaşımız söyledi: "biz mallarımızı alırken dünya fiyatlarından alıyoruz, dolayısıyla servislerimizi satarken de dünya fiyatlarından satmamız gerekir. Yani Türkiye'de bu servisleri milli gelirimizi dikkate alacak şekilde satmamız mümkün olmayacaktır" dedi. Doğrudur ama ben de kendilerine telefon tarifelerinin çok yüksek olduğunu söylemiştim. Yani hiçbir zaman milli gelirimize göre ortalayarak söylemedim. Sonuç olarak bugün geldiğimiz durumda telefon bir sosyal araç olmaktan çıkmıştır. Telefon makinasının bedeli size bir şekilde gelecek ve siz onu ödemekle yükümlü olacaksınız. Hala dünya üzerinde telefonun bir sosyal araç olduğunu savunanlar var. Öyle ele alındığında, tabii, fiyatlarının milli gelirler seviyesinde düşürülmesi mecburiyeti var. Fakat bu durumda rekabet ortamından dışarıya çıkmanız ve tarifeleri sübvanse er ekecek. Bu yapacak, inse

Soru

Bir Kablolu TV meselesi çıktı. Bir sürü paralar toplandı. Ortada birşey yok. Olaya tüketici açısından baktığımızda durum gerçekten vahim. Bu bir tüccarlık mıdır, bunun cevabının kamuoyuna herhalde verilmesi gerekir.

Kablolu TV bizde başlı başına bir olay. Kablolu TV pek anlamadığım bir şekilde nedense PTT'ye verilmiş. Denilebilir ki PTT zaten herkese telefon hattı çekiyor, bu hattın yanına birde televizyon hattı çeker. Böylece maliyet düşürülmüş olur. Oysa dünyadaki durum böyle değil. PTT şirketlerine, telefon şirketlerine kablolu TV işi verdirilmemektedir. Bilhassa verdirilmemiştir çünkü, bir şirkete binlerce işi verdiğiniz takdirde, bu şirket ileride tekelleşecek. PTT bir işinin parasını öbürüne çıkartacaktır, öbürününkünü PTT'ye verecektir. Bunu önlemek için özellikle PTT'ye verilmemiş. Peki ne yapmışlar? Kablolu TV şirketleri teşvik edilmiş, bu şirketler evlere, işyerlerine hatlar çekmişler. Bu iş yayıldıktan sonra, Kablolu TV şirketlerine denmiş ki: "siz artık diğer tekelci durumdaki PTT şirketlerine alternatif oldunuz, şimdi artık ses de taşıyın telefonculuk yapın." Rekabet ortamı ancak bu şekilde yürür.'Bizim ülkemizde olan ise tam tersi. Herşey verilir tekel olan kuruluşa. Ondan sonra kablolu TV parasını topluyor PTT, bir senedir ortada birşey yok. Halbuki altyapımız değişik değildi. Verilseydi başka kuruluşlara, çeşitli şirketlere çok daha iyi olacaktı ve çok daha çabuk gelecekti kablolu TV.

331 M Ü H E N D İ S L İ Ğ İ

Aykut GÖKER,

Soru (MMO Danışmanı)

Sayın Sürel, saptanan bazı sorunlar için tek çözüm ya da en akılcı çözüm yolu olarak rekabetin, rekabet ortamının yaşatılmasını gösterdi ve bunun içinde kendisine örnek olarak ABD'deki uygulamaları verdi. Türkiye için örnek alınması gereken ülkenin mutlaka ABD olduğu noktasında tereddütlerim var. Çünkü Türkiye sonradan sanayileşmeye başlayan, kıt kaynakları olan bir ülkedir. ABD'nin son 5 ya da 10 yıldır izlediği bazı yöntemler Türkiye için bünyesel olarak uygun olmayabilir. Bu kapsamda belki de sonradan sanayileşmeye başlayan ve telekomünikasyon ve bilişim sanayilerinde son derece önemli merhale kateden Güney Kore'nin izlediği, hatta Tayvan'ın izlediği yol ve hatta hatta Brezilya'nın izlediği yol Türkiye için çok daha önemle irdelenmesi gereken bir yol olabilir.

Sayın DPT Temsilcisi'ne, DPT'de birtakım yaklaşımlar yapılırken hep örnek alınan ülkenin ABD olup olmadığını sormak istiyorum. Örneğin bu saydığım ülkelerdeki telekomünikasyon stratejilerinin neler olduğunu ve bunca yıldır nasıl bir yol izlediklerinin incelenip incelenmediğini öğrenmek istiyorum. Benim ulaşabildiğim literatür çok açık olarak şunu ortaya koyuyor: Bütün bu ülkelerde rekabet ortamı var fakat bir yan faktör olarak var. Bütün bu telekomünikasyon olsun, bilişim olsun, mikroelektronik olsun sanayileri geliştirilirken istisnasız olarak ulusa^bir stratejiden hareket ediliyor. Yanî evvela strateji var, rekabet ön planda değil. Rekabet sadece bir araç olarak var, çözümleyici bir faktör olarak kullanılan bir şey değil.

Hakkı SÜREL

ABD neden örnek oldu derseniz, bütün dünyada neler geçiyorsa onların hepsinin örnekleri ABD'de var. Tekellikten başlamış hala ufak tekeller var sonra tekeller kırılmış, karteller oluşmuş. Bütün bunlar başlarına gelmiş, bunun karşı tedbirini almışlar. Yani literatürün örneklerinin hepsi ABD'de var.

Güney Kore'ye geldiğimiz vakit, bütün dünyada olduğu gibi bir tekel, fakat bu tekel ABD'den daha ileri bir şekilde kırılma noktasında. İkinci hattı inşa etmişler. Yani her eve iki tane şebeke gelecek. Yani bir tanesini beğenmezseniz, diğer şebekeye bağlanabileceksiniz. İngiltere örneğinde de öyle. İkinci hat yapılıyor. Avrupa ülkelerini örnek almadım, çünkü onlar da ABD'yi örnek alıyorlar. Tayvan ve Singapur'u örnek alırsak, bunlar küçük ülkeler ve telekomünikasyon tamamen özel sektörde, ufak ufak şirketlerin elinde ve fiyatlar çok çok düşük.

(Aykut GÖKER)

Soru Sanıyorum soru anlaşılamadı. Benim sorduğum şey şu: Türkiye gibi bir ülkenin telekomünikasyon sorunu söz konusu olduğunda, en azından orta vadeli bir stratejisi olması gerektiği kanısını taşıyorum. Önemli olan budur diye bakmak gerekir. Yani "Türkiye'de bütün hata, rekabet yokluğundan kaynaklanıyor" sonucuna, böyle bir strateji kapsamında varmak gerekir. Ben, bütün dokümanlara bakıyorum, Türkiye'de değil telekomünikasyon, genel olarak

sanayi konusunda, genel olarak bilim ve teknoloji politikaları konusunda bir stratejik yaklaşım, ulusal bir strateji yok. Rekabet önde gelir, arka plana atılır, devlet tekeli kalkar firmalar parçalanır, bunların hepsi tamam. Ancak ben bu kararı almak için hangi stratejiye bakacağım? Belli bir politika, uzun vadeli, orta vadeli veya kısa vadeli ya da bunların parçaları var mıdır? Bu bağlamda özellikle saydığım ülkelere bakılmış mıdır? Çünkü benzer şartlar vardır. Sonrada sanayileşmeye başlamışlardır, kıt kaynaklı ülkelerdir.

Düşünün ki 1980 yılından itibaren telekomünikasyon konusunda tamamen aç bir ülkeyiz, hiçbir şeyimiz yok. Bu arada strateji olarak da şunu benimsemişler: Altyapının bir parçasıdır bu. Bütün kalkınma buna bağlıdır. Dolayısıyla, en kısa zamanda, elimizdeki kıt kaynaklarla bu altyapıyı belirli bir verim verecek şekilde yükseltip fazlalaştırmak. Stratejinin bu kısmı fayda sağlamıştır. Altyapı gelişmiştir, yayılmıştır. Bundan sonraki kısmı için bir stratejik yaklaşıma baktığınız takdirde, bizim planlarımızda bu var. Şöyle deniliyor: "Rekabet ortamına açılması başlıbaşına uzun vadeli bir strateji. Bu açılma 1992'den itibaren yapılacak ve planlarda da belirtiliyor bu. Planlarda bunun rekabete açılabilmesi için nelerin yapılması gerektiği var.

532 383 384 ELEKTRİK MÜHENDİSLİĞİ