Elektrik Mühendisliği · Sayı 473 · Kasım 2023
TÜRKİYE’DE NÜKLEER SANTRALLAR VE EMO’NUN NÜKLEER SANTRALLARA KARŞI MÜCADELESİ
Nükleer enerji Görüş ve değerlendirme
- Yıl
- 2023
- Sayfa
- 6
- Okuma süresi
- 13 dk
- Görüntülenme
- 0
Konu
İlgili: Oda ve TMMOB örgütsel yaşamı, Enerji politikası, piyasa ve özelleştirme
Anahtar kelimeler
- Akkuyu NGS
- Sinop NGS
- Rosatom
- Çernobil
- Fukuşima
- TAEK
Özet
Yazar, Türkiye'de nükleer santral projelerinin 1970'lerden bugüne tarihsel gelişimini, Akkuyu ve Sinop NGS anlaşmalarının sürecini ve EMO'nun nükleer santrallara karşı mücadelesini eleştirel bir bakışla ele almaktadır.
Tam metin
Metin PDF'ten otomatik çıkarılmıştır; tablo, şekil ve formüller eksik ya da hatalı olabilir. Özgün dizgi için PDF'e bakın.
TÜRKİYE’DE NÜKLEER SANTRALLAR VE EMO’NUN NÜKLEER SANTRALLARA KARŞI
MÜCADELESİ
Nedim Bülent Damar EMO 48. Dönem Enerji Daimi Komisyonu Başkanı TMMOB Nükleer Santral İzleme Komisyonu Üyesi [email protected]
Cumhuriyetin kuruluşunda çok düşük düzeyde olan elektrik üretimi ve tüketimi özel sektör eli ile sağlanmakta idi. Daha sonra elektriğe olan ihtiyacın artması ile devlet kuruluşları, belediyeler ve bazı özel kuruluşlar elektrik üretim tesisleri kurmaya başladılar. Yönetim elektrik ihtiyacının karşılanabilmesi için kaynakların araştırmasını yapmak üzere 1935 yılında kurulan Elektrik İşleri Etüt İdaresi çalışmaları ve bu çerçevede yapılan çeşitli kuruluş çabaları sonucunda Devlet, hidroelektrik santralları DSİ vasıtası ile hayata geçirmeye, termik santral yapımı ve elektrik işlerinin yönetimini aslen bir maden yönetim kuruluşu olan ETİBANK üzerinden yapmaya başladı.
İkinci Dünya Savaşı’nın sona ermesinden sonra dünyanın yeniden yapılanabilmesi için tüm dünyada hızlı bir savaşın zararlarını giderme ve yeniden yapılanma çalışmaları başladı ve bu çerçevede enerjiye olan ihtiyaç hızla arttı. O zamanlar elektrik enerjisi en çok ihtiyaç duyulan enerji kaynağı olduğundan kolay temin edilebilmesi için teknik ve bilimsel çalışmalar hızla ilerliyor, su ve kömür yanında başka kaynaklardan da kolay elektrik elde edilmesi için araştırmalar yapılıyordu.
Türkiye de aynı şekilde elektrik ihtiyacı hızla artan ülkeler arasında idi ve elektrik sisteminin en uygun şekilde yönetilmesi için arayışlar içerisindeydi.
İkinci Dünya Savaşı’nı sona erdiren; Japonya’da Hiroşima ve Nagazaki kentlerine atılan atom bombaları çok sayıda insan ölümüne neden olmuş ve tüm dünya tarafından çok tehlikeli bir silah olarak korkulan bir durum yaratmış idi.
Bu korkunun ortadan kaldırılabilmesi için Amerika ve Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği (SSCB), -daha sonra NATO ve VARŞOVA Paktı biçiminde- iki kutba ayrılmış olan dünyada, nükleer enerjinin yalnızca silah değil barışçıl amaçlarla da kullanılabilmesi için çalıştıkları yönünde propaganda yaparak bu noktada dünya halkları üzerinde etki yaratmak istiyorlardı.
Nihayet 1954 yılında ilk nükleer enerji santralı, elektrik üretimi için SSCB tarafından Moskova yakınlarında faaliyete geçirildi. Çok kısa bir süre sonra ABD de kendi nükleer santrallarını peş peşe devreye almaya başladı. Dünyada nükleer enerjiden çok miktarda ve çok ucuza elektrik enerjisi üretilebileceği propagandası yayılmaya başladı. Aşağıdaki şekilde (Şekil 1) görüleceği üzere ülkeler hızla nükleer santral yapımına girişti. Dünyada nükleer santral yapım teknolojisi ve egemenliği ABD ve SSCB elinde bulunmakta idi. Böylece ABD teknolojisine sahip nükleer santrallar Batı Avrupa, Japonya, Kore ve Amerika ülkelerinde, SSCB teknolojisine sahip nükleer santrallar SSCB ve Doğu Avrupa ülkelerinde yapılmaya başlandı. Artan elektrik enerjisi ihtiyacı çerçevesinde ülkeler elektriğe daha çok ve çabuk ulaşabilmek için olabildiğince bir yarış içerisine girmişti. Bu yarış içerisinde nükleer santral yatırımları yapmak için önemli kararlar alınıyor ve hızla hayata geçiriliyordu. ABD ve SSCB dışında İkinci Dünya Savaşı’nda en fazla yıkıma uğrayan Fransa, Almanya ve Japonya nükleer santral konusunda en çok yatırım yapan ülkeler oldular. Bu ülkelerin elektrik enerjisi üretimi büyük oranda nükleer enerjiye bağlandı.
Hatta Fransa’nın elektrik üretiminin nükleer enerjiye olan bağımlılığı yüzde 75’i aştı. Ancak Şekil 1’de görüleceği üzere bu “altına hücum” 1986 yılında Çernobil Nükleer Güç Santralı’nda meydana gelen nükleer kaza ile bıçak gibi kesildi. Birçok ülke yatırım planlarını askıya aldı, bazı başlamış yatırımlar durduruldu, siparişler iptal edildi ve hızla yükselen nükleer santral pazarı daha hızlı bir şekilde düşüşe geçti. Yılda 35 üniteye ulaşan devreye alınan reaktör sayısı 5’in altına düştü. Nükleer enerjiden elde edilen elektrik enerjisi miktarı yerinde saymaya ve giderek dünya üretimi içerisindeki payı azalmaya başladı.
Şekil:1- Dünyada Devreye Alınan ve Çıkartılan Reaktörler
Dünyada nükleer enerjinin gelişimi bu şekilde ilerlerken Türkiye de bundan etkilendi ve dünyada o zamanki adıyla atom enerjisi denilen nükleer enerji ile ilgili uluslararası kuruluşlara üye oldu ve anlaşmalara imza attı. ABD’nin kurduğu bir araştırma reaktörünün de etkisi ile nükleer santral yapılmasının olanaklarını aramaya başladı. 1960 yıllarının başında başlayan bu çalışmalar 1970 yılında kurulan Türkiye Elektrik Kurumu’nda (TEK) Nükleer Enerji Dairesi kurulması ile devam etti. Bu yıllarda Türkiye için 3 nükleer santralın gerekli olduğu ve yerlerinin de Akkuyu (Mersin), İnceburun (Sinop) ve İğneada (Kırklareli) olmasına karar verildi. Yani nükleer santralların soğutma suyu ihtiyacının kolayca sağlanabilmesi için Karadeniz sahilinde 2, Akdeniz sahilinde 1 adet nükleer santral yapılması uygun bulundu. O zamanki en büyük elektrik tüketim merkezi olan İstanbul yakınlarına bir adet, Anadolu’nun kuzey ve güneyine de birer adet nükleer santralın yapılması ve böylece üretimin iletiminde kolaylık sağlanacağı planlandı. Bir santralın Sıvastopol’un tam karşısına, ötekinin de Kıbrıs’ın karşısına yapıl-
masının kararlaştırılması bu yerlerin açıklanması sırasında dış siyaset açısından da değerlendirmeleri olmuştu. İlk santralın Akkuyu’da olması düşünülüp bugün Akkuyu Santralı’nın yapılmakta olduğu alana 1976 yılında yer raporu hazırlandı ve daha sonra TAEK tarafından bu rapora dayanılarak yer lisansı veridi.
Nükleer Santral Hep Gündemde Kaldı
1970’ler sonrası Türkiye’de nükleer santral konusu sürekli gündemde kalan bir konu oldu. Kurulması düşünülen nükleer santralın gücü değişti, yapım şekli değişti, bu üç yerden hangisine öncelik verileceği değişti ama nükleer santral konusu hep gündemde kaldı.1970’lerin sonundaki Ecevit hükümeti sırasında yapılan bir ihale sonuçlanma aşamasında Hükümet tarafından iptal edilince konu bir müddet için kapandı. Türkiye’de sürekli olarak nükleer santral karşıtları ve özellikle hükümetler tarafından kollanan bir nükleer santral taraftarları oldu. Nükleer santral gündeme geldiğinden beri hep devlet elektrik enerjisi yatırım planları içerisinde yer aldı. Devlet ihtiyaç var mı, yok mu sorusunu hiç sormadı. Hep nükleer santral yapımını hedefine yerleştirdi. 1979’da nükleer santral ihalesini iptal eden hükümetin planlarında da nükleer santral yapımı vardı, bugünkü hükümet ve muhalefetin planlarında da nükleer santral var.
Nükleer santralların ilk yapıldığı 1950’li yıllar ile 1986 Çernobil faciasına kadar nükleer santralların tehlikeleri ve bir kaza anında neler olabileceği dünya kamuoyu tarafından bilinmiyordu. Genel olarak çok tehlikeli bir silah olan atom bombasının toplum yararına kullanılan faydalı bir şekle dönüştürüldüğü kabul ediliyor ve destekleniyordu. Ayrıca nükleer silahlanmanın da sınırlanmasında yardımcı olacağı kabulü vardı. Bunun yanında nükleer santraldan üretilen elektrik enerjisinin çok ucuz olduğu ve tüm dünyaya refah getireceği söylemleri hızla devam ediyordu.
“Nükleer İle Sınıf Atlayacağız” Propagandası
Çernobil kazasından sonra Türkiye’de de nükleer çalışmalarda bir yavaşlama olduğu görüldü ise de yerleri çok önceden seçilen Akkuyu, Sinop ve İğneada’da nükleer santral yapılacağı hep gündemde tutuldu. 2010 yılına kadar yine çeşitli ihale girişimleri yapıldı, ihale çağrıları yapıldı, vazgeçildi, ihale yapıldı iptal edildi. En son 2008 yılında yapılan ihaleye Rus devlet firması Rosatom tek firma olarak teklif verdi ve daha sonra bu ihale de usulen iptal edildi ve Rusya Federasyonu ile devletlerarası anlaşma ile Akkuyu’da 4 reaktörden
oluşan toplam 4800 MW gücünde bir nükleer santyakıtı bile inşaat sahasına getirilerek nükleer tesis
ral kurulması için görüşmeler yapılmaya başlandı.
tanımı almış durumda. Akkuyu NGS’nin sahibi ve
O zamanki hükümet bir nükleer santral yapma
yapımcısı Rus Devlet Şirketi Rosatom santralın
yönünde çok kararlı olduğunu belirten demeçler
2025 yılında ticari elektrik üretimine başlayacağını
veriyor ve Akkuyu’da bir nükleer santral yapılyakın zamanda açıkladı.
masıyla Türkiye’nin nükleer lige katılarak sınıf atlayacağı propagandasını yapıyordu.
Hükümet Akkuyu NGS ile ilgili anlaşma ile yetinmeyerek hemen Sinop NGS’nin yapımı için
Kamuoyunda nükleer sant- Nükleer santralların altına Japonya ile Akkuyu için kullanrallara karşı oluşan antipatiyi gidermek için zamanın hükümetleri, nükleer santhücum yıllarında alınmış olan 3 santral yapılması
mış olduğu aynı yöntem ile anlaşma yapmak için çalışmalarına başladı ve kısa zamanda Japon ve
raldan üretilecek enerji ile elektrik enerjisinde dışa bağımlılığın azalacağı, dokararı, geçen yaklaşık yarım asra rağmen aynen
Fransız firmalarının aralarında kurmuş olduğu bir konsorsiyum ile Akkuyu NGS için uygulanan
ğalgaza ödenen milyarlarca
korunmaktadır. Zaman
aynı yöntem ile her biri 1100
dolardan kurtulunacağı, finansal açıdan dış açığın azalacağı, ülkemizin karanlıkta
zaman nükleer santralın ülkeye yararları olacağı
MW gücünde 4 reaktörden oluşan bir santral için anlaşma imzaladı, kanun haline getirdi
kalmayacağı ve benzeri çeşitli spekülatif argümanlar ileri sürüyorlardı. Bu argümanların tamamı gerçeğe aykırı
propagandaları yapılmış olsa da son zamanlarda net sıfır hedefi dışında
ve Milletlerarası Anlaşma olarak TBMM’den geçirdi.
Binlerce Ağaç Kesildi
tezlerden oluşuyordu ancak toplumda bu konudaki bilgi eksikliği nedeni ile nükleer
başka bir yarar pek öne çıkarılamamaktadır.
Japonya Fransa Konsorsiyumu şirket ve Türkiye tarafından muhatabı olan EÜAŞ hemen fasantralları isteyen bir kesim
aliyete geçerek santral sahasını
de oluşturulmuş idi. Nükleer
kapattılar ve santral yapımı için
santral yapım kararının tekinceleme ve hazırlık çalışmaları
nik ve bilimsel nedenlerle verilmesi gerekirken
yapmaya başladılar. Öncelikle binlerce ağaç kesip
hükümete karşı olmak veya yanında olmak gesahayı inşaat çalışmaları için hazır hale getirmeye
rekçeleri yerleştirilmeye çalışıldı ve halen de aynı
çalıştılar.
propaganda devam etmektedir.
Ancak Japon-Fransız şirketi konuya Rusya Fe-
Akkuyu NGS Anlaşması İmzalandı
derasyonu gibi siyasal yaklaşmıyor, tamamen
Nihayet 12 Mayıs 2010 tarihinde Türkiye ve Rusya Federasyonu adına zamanın Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız ve Rusya Federasyonu Başbakan Yardımcısı Igor Sechin tarafından iki ülke arasında Akkuyu Sahasında Bir Nükleer Güç Santralının Tesisine ve İşletimine Dair İşbirliğine İlişkin Anlaşma imzalandı.
ticari olarak bakıyordu. Bu nedenle milletlerarası anlaşmaya koymuş oldukları cayma hakkına güvenerek, yine anlaşmaya koymuş oldukları “kesin fiyat fizibilite çalışmasından sonra belirlenecektir” maddesi çerçevesinde yeni fizibilite çalışması yaptılar. 2011 yılında Japonya’da meydana gelen Fukuşima Daiichi NGS felaketi sonrası nükleer santral güvenlik önlemleri üst seviyeye çıkarılmış
Ve böylece dünyanın ilk; yap, sahip ol, işlet
ve nükleer santral yapım ve işletme maliyetleri
yöntemi ile kurulacak nükleer santral anlaşyükselmişti. Bu çerçevede yapılan fizibilite soması yapılmış oldu.
nucu Japon-Fransız şirketi anlaşmadaki elektrik
Dünyada ilk olan bu yöntem ile ilk defa bir ülkenin toprağında başka bir ülkenin sahip olduğu bir nükleer santral kurulacaktı.
satış fiyatının yaklaşık iki misli arttırılmasını talep etti. Pazarlıklar netice vermedi ve sonunda yakın zamanda Japon-Fransız şirketi ile yapılan anlaşmadan karşılıklı vazgeçildi. Ancak devlet Sinop’a
Akkuyu NGS halen 50 yıl öncesinin teknolojisi
nükleer santral yaptırma inadından vazgeçmedi.
ile yapılan jeolojik etütler sonucu verilen yer
Hemen EÜAŞ’a bir offshore şirketi kurdurtarak
raporunun ait olduğu yerde yapılıyor ve nükleer
yeni yapımcılar aramaya başladı.
Son zamanlarda tekrar nükleer santral yapımı dillendirilmeye başlandı. Sinop NGS’nin Rus Rosatom firması tarafından veya Kore firmalarınca, İğneada NGS’nin ise Çin firmaları tarafından Akkuyu NGS yapım yöntemine benzer bir şekilde yapılması için ön görüşmelerin devam ettiği çeşitli yetkililer tarafından medyaya yansıtıldı. EÜAŞ’ın küçük modüler nükleer santrallar konusunda İngiliz RollsRoyce firması ile teknik işbirliği anlaşması yaptığı açıklandı.
Türkiye’nin bugüne kadar nükleer santral yapımı için geçirmiş olduğu safhalar kısaca ve ayrıntısına girmeden bu şekilde gelişmiştir.
Nükleer Santrallar İçin Haklı Gerekçe Yok
Türkiye’nin nükleer santrala ihtiyacı olup olmadığının devlet politikası olarak fazlaca tartışıldığına dair pek bilgi yoktur. Nükleer santralların altına hücum yıllarında alınmış olan 3 santral yapılması kararı, geçen yaklaşık yarım asra rağmen aynen korunmaktadır. Zaman zaman nükleer santralın ülkeye yararları olacağı propagandaları yapılmış olsa da son zamanlarda net sıfır hedefi dışında başka bir yarar pek öne çıkarılamamaktadır. Çünkü net sıfıra fayda dahil nükleer santralların Türkiye’de yapılması için hiçbir haklı gerekçe ve neden yoktur.
Türkiye’nin nükleer santrallara ihtiyacı olmadığı hususu; EMO’nun nükleer santral konusunun ortaya çıktığı 1950’li yıllardan başlayan nükleer santralları yakından takip etme ve ülke-toplum yararları açısından irdelemeleri sonucu net olarak ulaşmış olduğu bir sonuçtur.
EMO öncelikle henüz nükleer santrallar konusunun tam olarak bilinmediği 1950-1970 döneminde nükleer santralların yatırım ve üretim maliyetleri açısından hidrolik santrallar ve özellikle kömür santrallarına göre çok daha pahalı olması nedeni ile tercih edilmemesi ancak teknolojinin takip edilerek ucuzlaması durumunda değerlendirilebileceği görüşünde olmuştur. Ancak daha sonra öncelikle yerli kaynakların kullanılması ve elektrik enerjisinde dışa bağımlılığın arttırılmaması görüşü ile nükleer santralların yapılmasına karşı çıkmıştır. Daha sonra ve özellikle Çernobil kazasından sonra Türkiye koşullarında nükleer santral yapılmasının ülke ve toplum açısından yararlı değil zararlı olduğu görüşünü savunarak anti nükleer çalışmaların öncülerinden biri olarak hareket etmiştir.
Ulusal Gazetelere Yazılan Yazılardan Bir Örnek
EMO’da 1955’lerde başlayan nükleer santrallar üzerine görüş geliştirme çalışmaları 1978-79 yıllarında ilk nükleer santral yapılması önerileri devlet tarafından ihale edilebilecek duruma gelindiği duyurulduğunda teknik çalışma yapmanın ötesine geçerek halka nükleer santralın ülke ve halk çıkarları aleyhine olan hususlarını anlatmak için çeşitli etkinlikler düzenleme aşamasına ulaşmıştır. Bu çerçevede öncelikle TMMOB ile birlikte Nükleer Enerji Raporu hazırlanmış ve sonrasında yazılı basında yer alacak makaleler ve halka açık panel ve toplantılar düzenlenerek nükleer santralların yapılmaması yönünde çalışmalar yoğunlaştırılmıştır.
EMO’nun Katkıları ile TMMOB Tarafından Yayımlanan Nükleer Enerji Raporu
1979 yılında 11 ayrı il ve ilçede nükleer enerji panelleri düzenlenmiş ve halkın yoğun katılımı olmuştur. 1976 yılında ABD’de meydana gelmiş olan nükleer kaza, nükleer santrallara olan kuşkuları arttırmış iken Türkiye ilk nükleer santralı için açmış olduğu ihalenin sonuçlanması için çalışıyordu. 1979 yılında yapılan bu çalışmalar sırasında halkta oluşan nükleer karşıtlığı nedeni ile ihalenin sonuçlanması aşamasında hükümet, konu ile ilgili bilim adamları ve sivil toplum örgütlerinin bilgisine başvurma gereğini görmüş ve yapılan toplantılar sonucu nükleer santral ihalesi iptal edilmiştir. 1980 darbesinden sonra nükleer santral konusu toplumsal sorunlar nedeni ile arka planda kalmış ve 1986 yılında meydana gelen Çernobil NGS kazasından sonra konu gündemdeki yerini kaybetmiştir. Ancak EMO bu süreç zarfında nükleer santrallar konusunu sürekli gündeminde tutarak gerek dünyadaki gelişmeleri takip etme gerekse nükleer santrallar konusundaki çalışmalarını derinleştirme ve halka bu konuda sürekli bilgi aktarma yönünde çalışmalarını aksatmadan sürdürmüş ve çeşitli panel, yazı ve bildirilerle nükleer santral konusunun tekrar açılmamasına gayret göstermiştir.
Ancak Devlet inadından vazgeçmemiştir. 1996 yılı sonunda o zamanki adı ile TEAŞ yeniden nükleer santral için ihaleye çıktı. Bunun üzerine EMO çalışmalarına hız verdi, çeşitli toplantı ve paneller yaptı, birçoğu EMO dergisinde pek çok makale yayımladı ve Nükleer Karşıtı Platform (NKP) kuruluşlarına önayak oldu. Bu kuruluşların koordinasyonunu üstlendi.
Anti Nükleer Mücadelesi
2000 yılında ekonomik zorlukların da etkisi ile nükleer santral ihalesi ertelendi ama gündemden düşmedi. Birkaç yıl sonra bu sefer de Sinop Nükleer Santralı gündeme getirilerek AKP hükümeti tekrar nükleer santralları ihale kararları aldı. Bunun üzerine EMO anti nükleer mücadelesini arttırarak sürdürmeye başladı. Nükleer santrallara karşı açılan davalara katılım sağladı, Akkuyu NGS’nin yapılması planlanan Mersin’de sempozyum düzenledi. Çok çeşitli paneller ve bildiriler ile nükleer santralların gereksizliğini açıklamaya çalıştı. Ancak AKP hükümetleri nükleer santralları yapmak niyetinden vazgeçmedi. Çeşitli ihale ve anlaşmalar yaparak nükleer santralları gerçekleştirmeye çalıştılar. 2010 yılında Akkuyu NGS’nin daha sonra Sinop NGS’nin yapımı için Yap-Sahip
Ol-İşlet yöntemi ile anlaşmalar imzaladı. 2011 yılında Japonya’da Fukushima Daiichi santralında meydana gelen nükleer kazanın yarattığı facia tüm dünyayı ayağa kaldırdı ancak AKP hükümeti nükleer santral yapımından vazgeçmedi. AKP hükümeti nükleer santralları yapmak için çalışırken EMO da yurttaşlara nükleer konusunda gerçekleri açıklamak için peş peşe iki Nükleer Enerji Raporu yayımladı. Birinci raporda Akkuyu Nükleer Santralı, ikinci raporda Sinop Nükleer Santralı anlaşmaları ayrıntılı olarak incelenirken nükleer santralın gereksizliği vurgulanmış ve AKP hükümetleri tarafından uygulanan enerji politikalarının yanlışlığı halka anlatılmaya çalışılmıştır.
EMO Tarafından Yayımlanan Nükleer Enerji Raporları
EMO Fukuşima kazasından sonra Japon sivil toplum kuruluşları tarafından hazırlanan nükleer santrallarla ilgili riskleri azaltmak ve toplumları nükleer felaketlerden korumayı hedefleyen “Fukuşima’dan çıkarılacak 10 Ders” isimli kitapçığı tercüme ederek yayımlamış ve böylece yapımına başlanacak olan nükleer santrallara karşı toplumun hazırlıklı olmasının sağlanmasına katkıda bulunmuştur.
EMO Tarafından Tercüme Edilerek Yayımlanan “Fukishima’dan Çıkarılacak 10 Ders” Kitapçığı
EMO bu tür bilimsel ve akademik çalışmaları yanında NKP çalışmalarına ve etkinliklerine katılmış ve zaman zaman öncülük etmiştir. Bu çerçevede özellikle Mersin ve Sinop’ta yapılan anti nükleer miting, yürüyüş ve gösterilere yoğun katılımlar sağlamıştır.
EMO’nun Etkinliklere Katılımından Bir Örnek; Üç EMO Başkanı Mitingde Görevli
Toplumda nükleer santrallara karşı gelişen tutum bu projelerin durdurulması için yargı yollarına başvurular yapılmasına neden olmuş; EMO ve TMMOB yargının her aşamasında yer alarak gerçekleri ve nükleer santralların gereksizliğini açıklamıştır. Bu çerçevede Akkuyu ve Sinop nükleer santralları ÇED raporlarının iptali için açılan davalarda aktif rol almıştır.
Sinop Anti-Nükleer Mitingi
EMO’nun bu çalışmaları halen devam etmekte ve nükleer santrallarla ilgili her gelişmeyi yakından takip ederek tepkisini basın ve yayın kuruluşları vasıtası ile topluma duyurmaktadır. Bunun yanında NKP Türkiye yürütücülüğünü yaparak nükleer santrallara karşı tepkiyi canlı tutmaya çalışmaktadır.
Nükleer santrallar konusu Türkiye’de yönetimlerin ülke gerçekleri ile uyuşmayan enerji politika ve uygulamalarının tipik bir örneğidir. Ülke insanının emeğinin başka ülkelerin menfaatlerine kullanıldığının somut bir göstergesi, bir kaza halinde pek çok ölüm, hastalık ve telafi edilemez yıkımlara neden olabilecek tesislerin bile yapılabileceğinin bir örneğidir. Elektrik üretiminin piyasanın çıkarları için değil yurttaş ihtiyacının karşılanması için yapılmasının kabul edilmesi ilkesinin uygulanacağı bir enerji politikası benimsenmedikçe nükleer santrallar gibi yanlış ve tehlikeli tesisler yapılmaya devam eder.
Sonuç
TMMOB ve EMO 1979 yılından bu yana nükleer santral macerasının yanlış olduğunu söylemektedir. Ucuz enerji; enerjide dışa bağımlılık azalacak, nükleer teknolojiye sahip olacağız gibi şimdi artık savunmadıkları gerekçelerle siyasi iktidar ülkeyi tehlikeli ve geri dönülmez maceraya atmaya devam etmektedir.
Bizim yıllardır söylediğimizi dinlemeyenlere, birinci elden bir yanıt: Akkuyu Nükleer A.Ş. CEO’su Anastasia Zoteeva, 3 Ekim 2023 günü Akkuyu’nun Türkiye topraklarında bulunan ancak Rusya’ya ait olan bir nükleer santral olduğunu söyledi: “Bunu kendimizde (kendi toprağımızda) değil, kendimiz için inşa ediyoruz. Bu nükleer santral Rusya’ya aittir. Bu bizim santralimiz, başka ülkenin topraklarında bulunan bizim santralimiz.”
Utanan olur mu acaba?
Türkiye, ne olursa olsun amasız fakatsız bu maceradan vazgeçmeli!