Elektrik Mühendisliği · Sayı 221 · Mayıs 1975
ULUSLARARASI ELEKTRİK AJANSI: EMPERYALİST SÖMÜRÜNÜN PETROL ALANINDAKİ YENİ ÖRGÜTÜ
Enerji politikası, piyasa ve özelleştirme Görüş ve değerlendirme
- Yıl
- 1975
- Sayfa
- 5
- Okuma süresi
- 16 dk
- Görüntülenme
- 0
Konu
Enerji politikası, piyasa ve özelleştirme
İlgili: Sanayi, teknoloji politikası ve kalkınma, Toplum, demokrasi ve emek
Anahtar kelimeler
- Uluslararası Enerji Ajansı
- OPEC
- OECD
- petrol tekelleri
- Manyezit A.Ş.
- emperyalizm
Özet
Yazı, OECD bünyesinde kurulan Uluslararası Enerji Ajansı'nı emperyalist petrol sömürüsünün yeni bir örgütü olarak eleştirmekte, madencilik ve petrol alanındaki emperyalist sömürü mekanizmalarını Manyezit A.Ş., Etibank ve OPEC örnekleriyle Marksist bir perspektiften değerlendirmektedir.
Tam metin
Metin PDF'ten otomatik çıkarılmıştır; tablo, şekil ve formüller eksik ya da hatalı olabilir. Özgün dizgi için PDF'e bakın.
AJANSA ÜYE OLMAKLA ÜLKEMİZ ÜZERİNDEKİ EMPERYALİST DENETİM
DAHA DA YOĞUNLAŞACAKTIR BU GİRİŞİME KARSI ÇIKAN NAMUSLU BÜROKRATLARIN TUTUMU
DESTEKLENMELİDİR uluslararası enerji ajans emperyalist sömürünün petrol alanındaki yeni Örgütü
Tüm İktisatçılar Birliği Aylık Bülteni'nin Nisan 1975 sayısından alınmıştır.
Geride bıraktığımız yıl içinde kurulan Uluslararası Enerji Ajansının eylemlerine ilişkin haberleri arada bir radyolardan dinlemekte, gazetelerden oku maktayız. Nedir Enerji Ajansı?
Enerji Ajansı, uluslararası tekelci sermayenin enerji, da ha doğrusu bugün enerjinin bi rincil kaynağı olan petrol a lanındaki emperyalist sömürü sünün dayanağı olan bir örgüt tür. OECD bünyesinde kurulmuş tur. OECD ise ABD, Kanada ve kapitalist Avrupa ülkelerinin ekonomik alanda ortak girişim lerde bulunup hareket etmesi ni sağlayan,' onlara danışman lıkta bulunan, proje kredile ri veren emperyalist bir ör güttür.
Enerji Ajansı 16 ülkenin ka tılmasıyla kurulmuştur. Ka rarlar oylamalar ile alınmak tadır. Ne var ki, oylar her ülkenin kullandığı petrol mik tarına göre belirlendiğinden genellikle kararlar üstünde toplam 148 oyun 51'ine sahip Amerika, 18'ine sahip Japonya ve 11'ine sahip Almanya çoğun luk sağlayarak etkin olmakta dırlar. Türkiye'nin ise yal nız 4 oyu vardır.
Ajansın sözde amacına göre :
"Uluslararası şirketler, ulu sal şirketler, bütünleşmemiş şirketler ve uluslararası petrol endüstrisinde önemli bir role sahip kuruluşlardan derlenecek, petrol stokları, şirketin mali durumu, yatı rımları, bellibaşlı ham pet rol kaynaklarıyla yapmış ol dukları anlaşmanın içeriği, şirketin üretimi, üretimde beklenen değişiklikler, ham petrolün dağıtım biçimi ve koşullarına ilişkin bilgileri ve Ajansın isteyeceği diğer bilgileri ajansa verecekler dir".
Böylece Enerji Ajansı, üye ül kelerin ve bu ülkelerden kay naklanan şirketlerin ürettik leri ve dağıttıkları tüm bil gileri toplayacak, sistemleş tirecek ve bu üyeler lehine kullanacaktır, tik bakışta girişimin bir bilgi bankası oluşturmaya yönelik bir giri şim olduğu sanılsa da, Ajan sın amaçları çok daha deği şiktir.
İmzaladıkları anlaşmanın ikinci maddesine göre, üye ülkeler;
"En az 60 günlük tüketimi için gerekli stoku, petrol ithala tına başvurmadan acil durumlar için elinde bulundurmak, tü ketimi kısıtlayıcı tasarruf tedbirleri uygulamak ve yine acil durumlarda üyeler arasın da işleyecek petrol paylaştır ma mekanizmasına katılmakla" yükümlüdürler.
Ajansın daha uzun dönemli a maçlarını ise şöyle sıralaya biliriz:
Petrol fiyatlarının düşürül mesi OPEC'in zayıflatılarak par çalanması Arz ve talep konularında petrol tekelleriyle bağlan tılı olarak hareket edilmesi Yeni enerji kaynaklarının a ranması•
Adı Enerji Ajansı olmakla bir likte, Ajansın faaliyet kay naklarının petrol üzerinde yo ğunlaştığını görmekteyiz. Ni çin petrol üzerinde bu denli gürültü koparılmaktadır? Bu gün dünya enerji kaynakları nın dağılımını incelersek (aşağıdaki tabloya bakınız); 1960'dan bu yana giderek pet rolün enerji kaynakları için deki öneminin arttığını; kö mürün ise azaldığını görebi liriz. 1975'lerde dünya ener ji gereksinmesinin % 45'ini karşılayan petrol, bu nedenle önemlidir.
Emperyalizmin petrol üzerin de oynadığı oyunları anlaya bilmek için onun yeraltı kay naklarını nasıl sömUrdüğünü incelemek gerekir. Emperya list sömürü madencilik ala nında özellikle yoğundur. Ma denler yeraltı zenginliği ola rak bulundukları ülkenin emek çi halkının malıdırlar ama bu gün emperyalizmin sömürüsü altındaki ülkelerde madenler den elde edilen gelirler emek çi halka değil emperyalist
tekellere ve onların yerli or taklarına gitmektedir.
Madencilik alanında emperya list sömürü iki yönlüdür. Bi rinci biçimiyle sömürü emper yalistlerin madenlerin bulun duğu ülkeye doğrudan yatırım yapmalarıyladır. Yabancı ser mayeli şirketler:
"Belli bir bölgede maden üret me ayrıcalığını elde eder, kendi ülkesinden gerekli olan malzemeyi getirir, madenin bu lunduğu ülkeden ucuz işgücü sağlar ve elde ettiği madenle ri kendi ülkesine gönderir".
Böylece geri bıraktırılmış ül keden yok pahasına çıkarılan madenler emperyalist ülkede işlenir ve tekel fiyatlarıyla tekrar azgelişmiş ülkeye sa tılır. Bunun yurdumuzdaki ti pik bir örneği Manyezit A.Ş. dir.
"Yurt içinde üretilen ucuz ve yüksek kaliteli cevherlerin bağlı olunan anaç emperyalist tekellere aktarılması yoluyla sömürünün en belirgin örneği ni Manyezit A.Ş. vermektedir. Şirket 1962 yılında merkezi Avusturya'da bulunan Voitsc her Magnezit Werke tarafın dan 6,3 milyon lira sermaye ile kuruldu. Bu sermaye 1964 yılında 12 milyon, 1969 yı lında 15,8 milyon ve 1970 yı lında da 20 milyon liraya çı karıldı. Manyezit A.Ş. Avus turya'daki anaç emperyalist tekele yaptığı ihracat nede niyle, tstanbul Sanayi Odası tarafından yıllardır altın madalya ile onurlandırılmak tadır".
Şirket Türkiye'den çıkardığı manyeziti son derece ucuza Avusturya'ya sevk etmekte, orada basit bir işlemden ge çirdikten sonra ateş tuğlası olarak Türkiye'ye fahiş fi yatlarla satmaktadır.
Bu, sömürünün bir yönüdür. Sömürünün ikinci yönünü ise
DÜNYA ENERJİ KAYNAKLARININ DAĞILIMI (yüzde olarak)
Kömür Tabii Gaz Petrol Hidroelektrik ve Nükleer Güç
50,7 13,6 33,2
2,5
1965 42,1 16,4 38,7
2,8
1970 34,6 18,8 43,9
2,7
1980 25,3 20,0 47,8
2,9
Kaynak: Oil, The Present Situation and Future Prospects
aşağıdaki satırlar açıklamak tadır.
"Emperyalist kapitalizm döne minde üretim ve dağıtım ala nında tekeller egemendir. Az gelişmiş ülkelerde üretilen malların fiyatları da emper yalist tekellerin egemen ol duğu bir pazarda, bu emperya list tekeller tarafından be lirlenir. Bu nedenle belli bir madenin üretiminde emper yalist tekellerin doğrudan doğruya yatırımının olmaması, bu alanda emperyalist sömürü nün olmadığı anlamına yorum lanmamalıdır. Eğer ihracata dönük maden "üretiminde dünya pazarlarındaki alıcılar em peryalist tekellerse ve dünya fiyatlarını bu tekeller be lirliyorlarsa, bu madenler doğrudan doğruya yapılan ya bancı sermaye yatırımlarının ürünü olmasa bile, bir sömü rü aracıdır. Bu madenler ger çek değerlerinin altında fi yatlarla emperyalist tekelle rin kendi çıkarlarına uygun olarak belirledikleri fiyat la satın alınacaktır ve em peryalist yatırım olması bi le, emperyalist sömürü pazar ilişkileri aracılığıyla ger çekleşecektir".
"Emperyalist kapitalistler ma den çıkartma ayrıcalıklarını ülkedeki yerli sömürücü sınıf lardan elde ederler. Bu ayrı calıklar sayesinde ülkede ü rettikleri ucuz madenleri yurt dışına aktarırlar, böylece tüm emekçi halka ait olan do ğal hammadde kaynakları değer lerinin çok altındaki fiyat larla emperyalistlerin veya ortaklarının eline geçer. E mekçi halkın yararına olarak kullanılabilecek bu servetler halkların daha fazla sömürül mesi için gerekli olan fonla rın birikiminde işe yarar".
"Yurt içinde emekçi halka ait olan doğal kaynakların işle tilmesi, üretilen hammaddele rin emperyalist tekellerin belirledikleri fiyatlardan ihraç edilmesi, "alıcı teke li" dediğimiz yöntem ile az gelişmiş ülkelerin emekçi halklarına ait olan servete el konulmasıdır". (1)
(1) Bu konuda geniş bilgi i çin bkz: "Emperyalizm ve Türkiye'de Madencilik A lanında Yabancı Sermaye" TİB Yayınları No: 3
Bunun bir örneği Etibank'ın ürettiği boraksta görülebilir. Bir kamu kuruluşu olan Etibank ürettiği boraksın pazarlanma sında tamamen emperyalist te kellerin istekleri doğrultu sunda hareket etmek zorunda kalmakta; üretiminin çok bü yük bir bölümünü, boraksta dünya ölçeğinde bir tekel o lan Borax Consolidated'e dü şük fiyatla satmaktadır.
Madencilik alanında, üretimde ve dağıtımda tekel durumunda olmanın temel koşullarından biri de, maden rezervleri ü zerinde denetim kurmaktır. Böylece bu rezervlerden daha ucuza maden elde edilebilecek ve rezervlerin başka şirket lerin denetimi altına girmesi önlenecektir. Rakip şirketle rin gelişiminin güçleştiril mesiyle, piyasada tekel nite liği sağlamlaştırılacaktır.
Nitekim petrol sanayii de dünyada ilk tekelleşmenin ol duğu, uluslararası anlaşmanın en ileri boyutlara vardığı bir sanayidir.
"Belli bir bölgede petrol ü retme ayrıcalığını koparan bir şirket, üretimi denetimi altına alabilmekte ve üretim fiyatı ile yüksek satış fiya tı arasındaki büyük tekel kâ rından faydalanarak diğer şir ketlerden çok daha süratle bü yüyebilmekte ve tekel niteli ğini güçlendirmekteydi". (2)
19. yüzyılın sonlarında geli şen tekeller arasında hızlı bir çatışma sürmüş ve hükü metlerden petrol üretme ay rıcalıklarının elde edilmesi için hükümet darbeleri düzen lenmiştir. 1. Dünya Savaşını izleyen yıllarda ekonominin içinde bulunduğu bunalım so nucu petrole olan talep a zalmış ve bir üretim_fazla sı meydana gelmiştir. Arala rındaki çekişmenin zararını gören petrol tekelleri, Stan dart Oil, Royal Dutch Shell, Anglolraian (şimdiki BP) 1928 yılında biraraya gele rek Achnacarry anlaşmasını imzalamışlardır. Bu anlaş mayla pazarlar tekeller ara sında paylaşılmış ve fiyatla rı ortak olarak saptama kara rı alınmıştır.
(2) "Emperyalizmin Petrol Politikası ve Türkiye" TİB Yayınları No:4
Bugün de petrol sanayine tü müyle tekeller egemendir. Dün yanın en büyük yedi petrol şirketi olan Exxon, Texaco, Gulf Oil, Mobil, Standart Oil of California, British Petroleum, Royal Dutch Shell, 1970 yılı araştırmalarına gö re, ABD dışındaki kapitalist dünyanın petrol üretiminin % 77'sini, rafinajının % 57' sini; dağıtımının % 56'sini ellerinde bulundurmaktadır lar. Dünyadaki en büyük 20 şirket içinde, Exxon (Stan dart Oil of New Jersey) ikin ci, Royal Dutch Shell dördün cü, Mobil yedinci, Texaco dokuzuncu, Gulf Oil onuncu, BP ondördüncü, Standart Oil of California onaltıncıdır.
Uluslararasılaşmanın da belir gin bir biçimde olduğu petrol tekellerinin gözü açıktır. Bu tekeller yıllar yılı geri bı raktırılmış ülkelere yatırım yaparak, bu ülkelerin emekçi halkının malı olan petrolü yok pahasına çıkarmış, belir lediği fiyatlardan dünyanın dört bir yanına satmış ve el de ettiklerini ana metropol lere akıtmışlardır. Halbuki dünya halklarının malı olan petrolden elde edilen gelir lerin, petrolün üretildiği ülkede kalkınma için kulla nılması gerekirdi. Çünkü kal kınma bir anlamda finansman sorunudur. "Azgelişmiş ülke içinde yaratılan ve gerekti ğinde ülkenin emekçi halkı nın yararına olarak sanayi leşmede kullanılabilecek fon ların veya diğer bir deyişle kalkınmanın sağlanacağı fon ların bu işten alıkonması, yani bu ülkelerin geri bırak tırılması demektir".
Emperyalizm, yıllar boyunca kendine ayrıcalıklar tanıyan, sömürüsünü yasalaştıran yer li sömürücü sınıflara dayana rak, diğer alanlarda olduğu gibi, petrol alanında da sö mürüşünü sürdürmüştür. Bu sö mürüyü önlemek isteyen yöne timleri İran'da Musaddık örne ği, alaşağı etmiştir.
Gerek dünyada antiemperya list mücadelenin gelişmesi gerekse özellikle bunalımlı dönemlerde yerli sömürücü sı nıfların önüne atılan kemiğin üstündeki etin azalması, sö mürülen ülkelerde bazı tep kiler doğurmuştur. Nitekim 1950 59 yıllarındaki bunalım
da büyük petrol tekelleri', dünya üretimi, tüketimi aştı ğı gerekçesiyle petrol fiyat larında ve üretici ülkelere ödedikleri vergilerde indirim yapmışlardır. Bu indirime karşı çıkan Venezüella, daha sonra Arap ülkeleriyle temas lar kurmuş ve petrol üreten ülkeler örgütü OPEC'in kurul ması için zemin oluşturulmuş tur. 1960 Ağustosunda Irak, Kuveyt, Suudi Arabistan ve Venezüella'nın katılmasıyla OPEC kurulmuştur. Daha sonra Libya, Cezayir, İran, Abu Da bi, Bahreyn, Nijerya, Endo nezya da bu örgüte üye olmuş lardır. Bugün OPEC üyesi ül kelerdeki petrol rezervleri dünya petrol rezervlerinin % 71,6'sidir. Bu ülkelerde üretilen petrol dünya petrol üretiminin % 44 üdür.
OPEC'in istekleri petrol te kellerinin yararlandığı pa zarlama indirimlerinin kal dırılması ve petrol şirket lerince ülkelere ödenen mül kiyet haklarının çoğaltılması yönündeydi. Kazanılan ufak ö dünlerle birlikte girişimler 1974 yılı başında yeni bir nitelik kazandı. 1960 1970 döneminde OPEC'in bildirdiği petrol fiyatları hiç değiş meksizin varil başına 180 sent dolaylarındaydı. Varil başına.masrafdan 10 sent ve vergi olarak ödenen 82 sent, satış fiyatlarından düşülün ce petfol tekellerine varil başına 98 sent kalıyordu. 1974 yılı başında OPEC'in ilan ettiği yeni fiyatlara göre bir varil petrolün sa tış fiyatı 1156 sent oldu. Petrol tekellerine, 700 sent lik vergi ve 10 sentlik mas raf çıkınca, geriye varil ba şına 446 sent kalıyordu. Evet petrol üreticisi ülkelerin şirketlerden aldıkları vergi varil başına 618 sent artarak 8,5 katına varmıştı ama pet rol tekellerinin de gelirle ri artmıştı. Daha önce varil başına gelirleri 98 sent i ken 4,5 katı artarak 446 sent olmuştu. Gerici Arap yönetimleri ve İran bu artış tan edindiği gelirin büyük bir bölümünü kendi ülkeleri nin kalkınmasına harcamamış tır. Bunun yerine, bu ülkele rin doğrudan emperyalist ül kelere yatırım yapmaları (Mercedes'in hisse senetleri nin alınması örneği) gerekse
emperyalist ülkelerden tekel fiyatlarıyla mal almaları (ö zellikle silahlanarak emper yalizmin jandarmalığını yük lenmeleri) düşünülecek olursa, artıştan bu ülkelerin emekçi halkından çok petrol tekelle rinin yararlandığı sonucu or taya çıkar.
Kapitalizmin tekelci aşaması olan emperyalizm döneminde ekonomiye çokuluslu tekel ler egemense de, bu tekelleri türdeş bir kitle olarak ele almak; aralarında hiçbir çe lişki olmadığını düşünmek yan lış olur. Bugün tekeller bir çok sanayi dalında üretimde bulunmaktadır. Aynı daldaki tekeller giderek bir birleşme ye doğru yönelirken farklı sanayi dallarındaki tekeller arasında çelişkiler vardır. Ortak düşmanlara karşı pekâlâ birleşmekle beraber, bu te keller arasında rekabet ve çatışmalar sürmektedir. Son petrol bunalımı dolayısıyla petrol tekellerinin kârı, çok fazla artarken, petrol ve tü revlerine dayalı üretim yapan sanayi dallarındaki tekeller fiyatlardaki artıştan zarar görmüşlerdir.. Petrol bunalı mından ve petrol fiyatları nın artışından özellikle oto motiv sanayii etkilenmiş, otomobil satışları belirgin ölçüde azalmıştır. Bu sektör de büyük ölçüde işçi çıkarma lar olmuştur. Dünyanın en bü yük uluslararası şirketi olan General Motors'un 1974 yılı satışlarında 1973'e göre dü şüş vardır.
öte yandan petrolden elde e dilen gelir, diğer bir deyiş le, özellikle Arap ülkeleri nin yönetimlerinin ellerinde biriken petro dolarlar kolay kolay kontrol edilememekte dir. Bunların kullanımının dengesizliği emperyalist met ropollerin ekonomilerinde.de belirli ölçüde aksaklıklara yol açmaktadır.
Sorunun diğer bir yönü ise son petrol ambargosuyla az gelişmiş ülkelerin ürettik leri hammaddeler üzerindeki denetimlerini arttırmaları halinde neler yapabilecekle rini göstermiştir. Hammadde üreticisi ülkelerin OPEC ör neği örgütlerde bir araya ge lip, ortak hareket etmeleri, emperyalistlerin ve onların yarli ortaklarının korkulu
rüyasıdır. Gerçi hammadde ü retici ülkelerin örgütlenip birarada hareket etmeleri bir aşamadır ama sorunun nihai çözümü emperyalist kapitalist sistemde yer alındığı sürece mümkün değildir. Bunun açık bir örneği son petrol ambar gosunda görülmüştür. Ambargo OECD'ye üye olmuş zengin ka pitalist ülkelere yönelmiş ken, petrol fiyatlarının ar tışıyla elde edilen ek pet rol dolarları yine OECD üye lerinin bankalarına akmıştır. Emperyalist ülkelere yapılan yatırım, onlardan satın alı nan mallardan arta kalan 56 milyar dolar (784 milyar li ra) OECD üyesi ülkelerin ban kalarına yatırılmıştır.
"ingiltere Merkez Bankası ta rafından yapılan bir açıkla mada söz konusu petrol dolar larının X 37'si (21 milyar dolar: 294 milyar TL) İngiliz Bankalarına yatırılmıştır. Petrol dolarının % 20'si (11 milyar dolar: 154 milyar TL) Amerikan Bankalarına, Z 36,5' i (206 milyar dolar: 275 mil yar TL) çeşitli ülkeler ban kalarına, Z 6'sı ise (3,6 milyar dolar: 50 milyar TL) uluslararası kuruluşlara ya tırılmıştır. Petrol dolarının yatırıldığı ülkelerin tamamı OECD üyesidirler".
Gerek hammadde üreticisi ül kelerin örgütlenmesi, gerek se kamulaştırmalar birer aşa madır. Ama emperyalist kapi talist sistemde bulunulduğu için son çözümlemede, üreti len hammaddeler alıcı tekel leri yoluyla yine düşük fi yatlarla emperyalist metro pollere gitmektedir. Bu ham maddelerin satışından elde e dilen gelirler emperyalist tekellerden mal ve teknoloji satın alınmasına ayrılmakta, ÖPEC örneğinde olduğu gibi bütçe fazlası gelirler em peryalist ülke bankalarını doldurmaktadır.
Emperyalist sömürünün diğer •alanlarda olduğu gibi, maden cilik alanında sona erdiril mesi ancak emperyalist dene timden kurtulmakla, emperya list kapitalist sistemden kop makla mümkündür. Yine de az gelişmiş ülkelerin örgütlü hareket etmeleri, yeraltı kay naklarının kamulaştırılması, emperyalist tekellerin hiç hoşuna gitmeyen şeylerdir.
Sürekli bir bunalım içinde debelenip duran emperyalist sistemin bekası için bu gibi girişimleri de, hernekadar son çözümlemede kendini yı kacak güçte olmasa da ezmek, yok etmek zorundadır.
Enerji Ajansının kuruluş ne denlerini yukarda belirtilen olgularda aramak gerekir. Pet rol fiyatlarının artışından olumsuz biçimde etkilenen Or tak Pazar ülkeleri ve Japonya bu ajansın kurulmasında etkin rol oynamışlardır. Yönetimin de tümüyle tekellerin egemen olduğu ABD, petrol tekelle riyle diğer tekeller arasında denge kurmak zorundadır. Çün kü emperyalist kapitalist düzende, devletin görevi bir tekel grubunun değil tüm te kelci grupların çıkarlarının en iyi bileşimini sağlamak tır. Petrol dolarlarının ko lay denetlenemiyen durumu e konominin, tekellerin çıkar ları doğrultusunda güdümünü güçleştirmektedir. OPEC ör neği diğer hammaddelerde tek rarlanabilir, tşte bunun i çin Enerji Ajansı kurulmuş tur. Amaç petrol ve türevle rini tüketen tekelleri birara ya getirmek, bu tekeller ve petrol tekellerinin çıkarla rını her iki tarafı da hoşnut edecek biçimde tutmak, petrol alanında emperyalist sömürüyü güçlendirmek ve bu sömürüye ayak bağı olan OPEC'i yıfcmak tır.
Peki bütün bunlar nasıl ger çekleşecektir? Emperyalist metropollerin en güçlüsü ABD* nin Dışişleri Bakanı Kissin ger'in Uluslararası Enerji Ajansına önerdiği strateji bu süreci içermektedir. îl kin petrolün ve petrolden ka zanılan dolarların siyasal silah olarak kullanılmasına karşı çıkılacaktır, özellik le petrol ambargolarını et kisiz kılabilmek için gerekli petrol stokları sağlanacak ve 1973 Ekim Arap tsrail savaşın da olduğu gibi ambargonun ba zı ülkelere uygulanması ha linde bu ülkelere stoklardan yardım ederek ambargo etki siz kılınacaktır. Ayrıca ku rulması kararlaştırılan 25 milyar dolarlık bir fon, ile petrol bunalımının ve petrol doların emperyalist sistemin parasal ve mali düzeni üze rindeki olumsuz etkileri yo
kedilecektir. Kissinger'in bu iki önerisi de gerçekleşme yoluna girmiştir.
İkinci aşamada OPEC üyeleri nin özellikle dikbaşlı olan larından ithal edilmekte o lan petrol miktarı azaltıla caktır. Böylece ithal edilen petrol miktarındaki azalma lar, OPEC üyesi ülkelerin ü retimini azaltmasına yol aça cak ve emperyalist metropol lerin petrol tüketiminin da ha ufak bir bölümünü karşı ladıklarından pazarlık güç leri zayıflayacaktır. ABD Maliye Bakanlığına göre, OPEC ülkeleri fiyatların düşmesini önlemek için günde 10,6 mil yon varil daha az petrol ü retmektedir.. Bir varilden 7 dolar vergi alındığı düşünü lürse bu, günde yaklaşık ola rak 74 milyon dolar kayıp de mektir, üretimin düşürülme siyle fiyatlar yüksek tutula bilmekteyse de, döviz gerek sinmesi bulunan OPEC ülkele rinin geliri azalmaktadır. Ayraca OPEC üyesi olmayan ülkelerde 30 milyar varillik petrol rezervleri bulunmuş tur. Bu yeni kaynaklar pet rol fiyatlarının düşmesi yo lundaki baskıları artırmak tadır.
Petrol fiyatlarını düşük dü zeyde tutabilmek için taban fiyatları uygulaması getir mek, ikinci aşamanın başka bir öğesidir. Bu konuda gö rüşmelerde bulunan Enerji Ajansı üyeleri, ithal edilen petrolün taban fiyatını 5 8 dolar arasında sınırlama ko nusunda uzlaşmaya yönelmek tedirler. Ajansa üye olan ülkelerden kendi toprakla rında hiç petrol üretmeyen ler, bu taban fiyatlarının olanaklar çerçevesinde düşük tutulmasından örneğin 6 do lar— yanadırlar. Böylece bu ülkelerin petrole ödemek zo runda kalacakları para azal mış olacaktır. Öte yandan ABD ve Kanada gibi, tüket tikleri petrolün bir bölümü nü kendi ülkelerinde üreten ülkeler ise ülkelerindeki petrolden edinecekleri geli rin yeni petrol kaynakları nın araştırılmasında kulla nılmasını sağlamak için, ta ban fiyatının 8 dolar civa rında saptanmasından yanadır lar. Üye ülkeler belirtilen sınırlar içinde üç aşağı beş
yukarı bir fiyatta anlaşacak lar ve bu fiyattan taban fi yatı uygulaması isteyebile ceklerdir. Taban fiyatları uygulaması yeraltı kaynakla rının emperyalist sömürüsü nün ikinci yönüyle uygunluk halindedir. Ülkelerinde pet rolü kamulaştıran Irak, Ce zayir, Libya gibi ilerici Arap devletlerinin yanısıra Venezüella'da, bu yönde eği limler güçlenmektedir. Bu durumda, yatırım yapıp pet rol üretimi ile sömürü ola nağı emperyalist tekellere kapanmış olacaktır. 0 halde, petrol fiyatları mümkün oldu ğu ölçüde diğer emperyalist tekellerin çıkarları doğrul tusunda belirlenmelidir. Böy lece alıcı tekelleri, kendi lerinin üretmedikleri petro lü, bu ülkelerden ucuza ka patmak isteyeceklerdir. Ta ban fiyatları uygulaması alı cı tekellerin somut isteği dir, örneğin 7 dolarlık bir taban fiyatı uygulanmasıyla petrol ve türevlerinin tü keten Ajans üyesi ülkeler, petrole ayırdıkları fonları, fiyatların düşmesi sonucu başka alanlara aktarabilecek ve bunu enflasyonu önleyici tedbir olarak kendi halkla rına sunabileceklerdir. Enf lasyonun ortalığı kasıp ka vurduğu ülkelerde, baş so rumlu olarak petrol fiyatla rının artması gösterildiğin den, sağlanacak bir düşüş, emperyalist hükümetlerin ken di kamuoylarında geçici bir sürede olsa itibar kazanma larına yol açacaktır.
Emperyalist metropoller ve Enerji Ajansı bu'konuda çaba larını yoğunlaştırmış ve ba zı mevziler kazanmış durum dadır. Nitekim Kissinger'le görüşen Suudi Arabistan yet kilileri OPEC'in bu yıl pet rol fiyatlarında yapacağı herhangi bir yeni ayarlama ya Suudi Arabistanın karşı çıkacağını bildirmişlerdir. Ayrıca Faysal Kissinger gö rüşmesinde, Faysal'in OPEC in petrol fiyatlarında bir azaltmaya gitmesi için elin den geleni yapacağını Kissin ger'e bildirdiği ifade edil mektedir.
Suudi Arabistanın yanısıra OPEC'deki diğer ABD yanlısı ülkelerin ortak bir girişimi OPEC'i daha da güçsüzleşti
recektir. Bu da Kissinger'in önerdiği stratejinin üçüncü aşamasıdır. Giderek zayıfla yan, pazarlık gücünü kaybe den, petrol fiyatlarını ta ban fiyatlarına göre sapta mak zorunda kalan OPEC bir gün tümüyle çökecektir.
Görüldüğü gibi Enerji Ajansı, madencilik, enerji alanında emperyalist egemenliği pekiş tirmek amacında olan bu uğur da çalışan bir örgüttür. Üye leri bir tek Türkiye dışında, gelişmiş ülkelerdir. Bağımsız enerji politikası izlemeye ça lışan Fransa ve Norveç'in katılmadığı Enerji Ajansında Türkiye'nin işi nedir? Tama men üçüncü dünya ülkelerinin emekçi halklarının malı olan petrole gözünü diken bu em peryalist amaçlı örgütte Türkiye 'nin ne çıkarı vardır?
Enerji Ajansı öylesine bir örgüttür ki, elini veren ko lunu kaptırmaktadır. Ajansa üye olan ülkeler kendi anaya sal usullerine göre 1 Mayıs 1975'e değin Ajansa giriş işlemlerini tamamlayacaklar dır. Ancak yönetim kurulu bu, süreyi uzatabilir. Herhalde bu uzatılan süre içinde Ajan sa girmeye karşı olan ayrık otları temizlenecektir. Ajans tan çıkmak isteyen üye ülke ise 12 ay önceden başvurarak iki yıl beklemek zorundadır.
Bu ajansa üye olmakla ülke miz üzerinde olan emperya list denetim daha da yoğun laşacaktır. Enerji politika mız bilgi transferi adı al tında emperyalist tekellerin çıkarları doğrultusunda dü zenlenecektir. Sıkıntılı an larda Türkiye'yi tehdit eden BP, MOBÎL, SHELL gibi örgüt lerle işbirliği yapılacaktır. Irak, Libya gibi ilerici Arap yönetimleriyle kurulan iyi ilişkiler sonucu sağlanan petrol gerektiğinde petrol tekellerine pompalanacaktır.
Türkiye'nin Enerji Ajansına girişi henüz resmen onaylan mamıştır. Bu girişime karşı çıkan namuslu bürokratların tutumu desteklenmelidir. Ken disi emperyalistlerce sömürü len bir ülke olan Türkiye, emperyalistlerin sömürüsünü sağlamlaştıran bu örgüt ile bağlarını derhal koparmalı, üçüncü dünya ülkeleri yanın da yer almalıdır.