Elektrik Mühendisliği · Sayı 377 · 1991 / 1

İÇİMİZDEN BİRİ

Mühendislik mesleği, meslek hakları ve istihdam Söyleşi

Yıl
1991
Sayfa
5
Okuma süresi
13 dk
Görüntülenme
0

Konu

Mühendislik mesleği, meslek hakları ve istihdam

İlgili: Toplum, demokrasi ve emek, Bilim, teknoloji ve meslek tarihi

Anahtar kelimeler

  • Kemal İnan
  • ODTÜ
  • Berkeley
  • SODEP
  • ekonomi-mühendislik ilişkisi
  • Elektrik dergisi

Özet

Prof. Dr. Kemal İnan ile yapılan söyleşide; akademik yaşamı, siyasal deneyimleri, Berkeley yılları, ekonomi-mühendislik ilişkisi ve elektrik mühendisliğinin diğer mühendislik dallarına göre önemi ele alınıyor.

Tam metin

Metin PDF'ten otomatik çıkarılmıştır; tablo, şekil ve formüller eksik ya da hatalı olabilir. Özgün dizgi için PDF'e bakın.

Prof.Dr. Kemal İNAN:

"Burası Türkiye, Fazla İleriyi Görebilmek Haddimiz Değil"

Söyleşi: Ahmet İNAM

Prof.Dr. Kemal İNAN çok yönlü uğraşları ile tanınan akademisyen bir meslektaşımız. kontrol teorilerinden bilim felsefesine, enerji ekonomisinden politikaya, edebiyattan müziğe kadar öğrenmekten ve öğretmekten bıkıp usanmayan bir hocamız, bir dostumuz Kemal İNAN.

Elektrik Mühendisliği Dergisi Yayın Kurullarında görev aldı.

Şimdi de E M O adına çıkartılacak olan, uluslararası bir niteliğe sahip, salt bilimsel içerikli "ELEKTRİK" adlı derginin yöneticiliğini üstlenmiş durumda.

Kendisi ile söyleşi yapmaktan zevk duyduğumuz hocamıza, mutlu yorgunluklar diliyoruz

D Sayın Hocam, sizi elektrik mü hendisliği alanındaki çalışmaları nız dışında, toplumsal konulardan başlayıp, felsefeye dek uzanan geniş bir ilgi alanına yönelik uğra şılarınızla tanıyoruz. Böyle bir dü şünce gelişimine nasıl ulaştınız ? İlgileriniz nasıl oluştu ? Kendinizi bu açılardan anlatır mısınız ?

• Öğrenme merakımın genişlemesi ni rastlantıların yanısıra birkaç genel nedene bağlamak olası. Bir ne den.Türkiye yakın tarihinin sert ve dinamik siyasal ortamında yaşamış olmak. Bu deneyim ister istemez in sanın temel sorulara daha varoluşçu bir biçimde itilmesini getiriyor. Akla gelen diğer bir neden yavaş yavaş içerikli yapıtları okumaya başladıktan sonra almış olduğumuz genel eğiti min yetersizliğini görmek ve bunun doğurduğu aldatılmış olmak hissi. Eğitimin, yani toplumsal sadakati sağlamak için aşılanan ideolojik ka lıpların, biraz daha akıl içerikli bir kül tür karşısında paramparça olduğunu görmek acı, ancak acı olduğu kadar kamçılayıcı bir duygu. Aynı bizim "dağ başını duman almış" şarkımızı onlardan, yani isveç Cimnastik eki binden dinlediğimiz zaman duyduğu muz his gibi!

Öğrenme h'ırsım 1976 yılında OD

TÜ'ye atanan yeni bir rektör sonrası ortaya çıkan olaylar ile başladı. Bu olayın bir haksızlık olduğuna karar vererek politize oldum. Önce sol kla sikleri okuyup anladığım kadar bir şeyler anladım. Sonra iki önemli rastlantı rol oynadı. TEK için elektrik tarifeleri üzerine çalıştığım bir proje de ekonomi konusu ile ilgilenmek zorunda kaldım. Projenin özünde yatan ilkeyi bir türlü anlayamıyor dum. En basit biçimiyle bu ilke: "Marjinal malivete dayalı fiyatlandır ma ekonomik verimi sağlar' ilkesiy di. Bu yetersizliğimin kamçılamasıy la neo klasik (mikro) ekonomiyi öğenme sürecine girdim. Daha son ra bu alanı genişleterek matematik sel kalıplar içinde iki önemli ekono mistin, Ricardo'nun ve Marx'ın, man tıklarını öğrendim. Matematiksel ka lıplar diyorum, çünkü o zamanlar meslek alışkanlıklarım lafları atlayıp mantıksal yapıyı formüller içinde çözmeye yatkındı. Bu deneyim eko nomi dünyasına bir giriş oldu. Bu ça balarım sırasında ODTÜ ve Mülkiye den birkaç arkadaşımla beraber çalı şabilmenin bana çok yararı dokun muştu.

ikinci bir rastlantı ingiliz antropolog filozofu Emest Gellner'in 1979 yılın da ODTÜ'ye gelerek yaptığı beş ko nuşmaydı. Gellner'in zekasına ve in celiğine hayran olmuştum. Özellikle daha sonraları Relativism in Social

377 ELEKTRİK, MÜHENDİSLİĞİ,

"Uçurumun bir yanı Batı kültürünü ideal kalıpları içinde kabullenip kendi toplumuna ve tarihine yabancılaşanve yabancûaştığı ölçüde de kendine eğitme görevini biçen iktidarsız liberal entellektüelin dramı.

Sciences adlı kitabında yer alan "He gel'ciliğe karşı Pozitivizm" adlı ko nuşması beni çok etkilemişti. Bu ko nuşmasında Batı düşüncesi içinde iki büyük geleneğin, Alman ve Ang lo Sakson geleneğinin asırlık kavga sı dile geliyordu. Hegel'cilik klasik sol felsefenin kökenlerini içermekte, pozitivism ise ortaya konuş biçimi ile liberal sağ düşüncenin bilim çağı içindeki felsefi temellerini içermek teydi. Bu beni 1979 Türkiye'si için de olduğumuzu düşünürseniz şu açıdan heyecanlandırmıştı: sert ey lemlerin stratejik ideolojik kalıplar içinde meşrulaştmldığı bir ortamda bu ideolojik kalıpların tarihsel felsefi kökenlerine yaklaşabilmenin getirdi ği "aydınlanma" heyecanı; üstelik tüm inceliğine karşı Gellner'in sağ kampta olmasına rağmen! Felsefey le gerçek ilgim bu olayla başlar.

1980 yılının sonunda iki yıllığına ko nuk öğretim üyesi olarak.Kaliforniya Üniversitesi Berkeley Kampusuna gittim. Berkeley büyük ve geçmişin den dolayı radikal bir kampus olarak bilindiği için dünyanın çeşitli bölgele rinden tanınmış kişilerin sık geldiği bir yerdi. Bu ortam Türkiye'nin geç miş on yılı içinde yaşayıp toplumsal kurumlara aç kalmış biri için bulun maz bir nimetti. Bu nedenle zaman zaman mesleki çalışmalarımı yavaş latmanın uğruna, bu iki yıl, herhalde hayatımda en çok okuyup, seminer lere girip, konferansları izleyip, film seyrettiğim yıllar oldu. Bu çabalarımı yönlendiren temel sorular hep Türki ye'de yaşanan dramın doğurduğu sorulardı.

Bu noktada bir açıklama daha yap

mam gerekiyor, toplumsal konular

da gerek öğrenme gerek yönlenme

sürecimde eşim Huricihan'ın çok bü

yük bir rolü olmuştur. Huricihan

uzun yıllar Batı'da kalmış ve iktisat

tarihçiliği alanında iyi tanınan bir

akademisyendir. 1980 yılında Berke

ley'e vardığımızda tam bir haftalık

evliydik.

*

Berkeley'de üzerimizde hala derin etkisini sürdüren bir üçüncü dünyalı düşünürü tanıma ayrıcalığına sahip olduk. Bir Arap düşün adamı olan Fas'lı Abdallah Laroui'yi ilk kez ora da dinledik. Daha sonra "Arap Entel lektüelinin Bunalımı: Gelenekselcilik mi Tarihsicilik mi?" adlı kitabını didik didik ettik. Laroui, evrensel sorulara ilk kez bir 3. dünya (Arap islâm dün yası) perspektivinde bakıyordu. Ama sorunlara bakarken bize uçurumun iki yanını da gösteriyordu. Uçuru mun bir yanı Batı kültürünü ideal ka lıpları içinde kabullenip kendi toplu muna ve tarihine yabancılaşan ve yabancılaştığı ölçüde de kendine eğitme görevini biçen iktidarsız libe ral entellektüelin dramı. Uçurumun öteki ucu ise Batı kültürüne tepki göstererek geleneklere dört elle sa rılan entellektüel tipi. Laroui bu kav ramsallaştırmasıyla sağ sol ve do ğu batı gerilimlerini iki ayrı çizgi yeri ne tek bir yüzey üzerine yansıtıyor ve böylece ilk kez 3. dünya bağla mında sol ve sağ düşüncelerin aldığı biçimleri açıklayıcı tarihsel nedenle re inebiliyordu.

1982 yılında Türkiye'ye döndükten 6 ay sonra 1983 yılında ODTÜ'den is tifa edip SODEP kurucuları arasında yer aldım. Bilindiği gibi SODEP ha zırlanan siyasal dekora uygun olma dığı için seçimlere sokulmadı ben de ilk veto edilenler arasmdaydım. 1983 85 yılları arasında ilk vetolu dönem dışında SODEP MKYK'u içinde görev yaptım. Bu süre içinde Türkiye'nin birçok yöresine gidebil mek ve çok sayıda insanla tanışabil

288 377 ELEKTRİK MÜHENDİSLİĞİ

mek fırsatına sahip oldum. Böylece birden bire kitapların ve entellektüel dünyanın içinden geçerek yaşanan dünyanın içine, politika dünyasına girmek fırsatını buldum. Bütün eko nomik zorluklarına rağmen bu iki yıl benim için zenginliklerle dolu bir yıl oldu. Bu yaşam kafamdaki bölük pörçük düşünceler için bir elek rolü oynadı. Bazı düşüncelerim bu elek ten geçti bazıları ise takılıp kaldı.

jilerini içermesi bu çabamın entellek tüel tesellisi oldu. 1989 yılında tekrar ODTÜ'ye döndüm. Şimdi eski bölü mümde öğretim üyeliğine devam ediyorum.

ğınız sonuçları yalnız formal model lerin sayısal sonuçlarına dayaya mazsınız. Varacağınız sonuçlar her zaman derinlemesine bir tarih, siya set ve toplum perspektifine kulak

SODEP'de çalıştığım süre içinde eşim Huricihan da Toplum ve Bilim dergisinin editörlüğünü yüklenmişti. Huricihan'nın bu çabasına elden gel diğince omuz vermeye çalıştım. Huri cihan'ın inat ve çabalarının sonucun da Türkiye'de olduğumuz süre içinde dört özel sayı çıkarabildik. Bunlar Osmanlı Tarihi, Aydınlar, Japonya ve Gelenekselcilik ve Liberalizm konu larını işleyen sayılardı. •

Politika içinde birbirine bağlı iki engel

ile karşılaştım, ilki akademik dünya

dan olan gözleme ve öğrenme alış

kanlığım politikada gereken "aktör

lük" özelliğini benimsememi engelli yordu. Diğer bir deyişle politikanın D Ekonomi mühendislik ilişkisi gerektirdiği itiş kakış bu deyimi ke konusunda ne düşünüyorsunuz ?

sinlikle negatif bir bağlamda kullan mıyorum aşamasına geçemiyor dum. Aslında bunun ikinci bir nedeni vardı. Geçim sorununu çözemeden uzun dönemde politikada kalabil mem olanaksız görünüyordu. Nite kim 1985 yılında kaynaklar kuruyun ca ve Türkiye'deki diğer iş olanakları da tıkanınca tekrar Berkeley yolu gö züktü.

• Ekonomi konusunun iki ayrı yüzü var. Bir yüzü teknik boyutlu, yani ni celikler arasındaki kurulmuş ilişkiler den sonuçlara varmak. Bu amaç için kullanılan tekniklerin, matematiksel modellerin mühendislik dallarında kullanılan teknik ve modeller ile ortak yönleri çok. Fark şurada: mühendis lik dallarındaki temel nicelik ilişkileri çoğu kez doğa bilimlerinde deneysel

1985 89 yılları arasında tekrar Ber olarak gözlenip kanıtlanmış ve üze

keley'deydik. Yeni geldiğimiz Berke rinde çok güçlü bir görüş birliğinin ol

ley iyice değişmişti. Artık Reagan dö * duğu ilişkiler, Öte yandan basit mu

neminin havası Berkeley'e çarpmış hasebe ilişkileri dışında, ekonomi

ve bu kampusu muhafazakarlaştır alanında temel ilişkilerin ne olduğu

mıştı. Benim davetli olduğum Elektrik üzerinde bu ölçüde güçlü ve geçerli

ve Bilgisayar Mühendisliği Bölümü bir görüş birliği yok. Çünkü bu ilişki

de yeni teknolojilerin etkisi ile alt üst ler insan davranışlarının niceliğe vu

olmuş ve bu yeni ortamda rekabet rulmasını gerektiriyor. Bu ise konuyu

son haddini almıştı. Bu nedenle bu gündelik insan davranışlarını etkile

dört yıl boyunca enerjimin tümünü yen siyaset, kültür, tarih, toplum psi

kendi mesleğimdeki çalışmalara ver kolojisi gibi çok geniş bir alana yayı

dim. Bir süredir akademik dünyadan yor. Böylece doğa bilimlerinin ve ona

kopuk olmuş olduğum için yepyeni dayalı mühendisliğin konuları "bol ve

bir konuya girmeyi sakıncalı görme yönet" stratejisini geçersiz kılıyor, ya

dim. Bu süre içinde bilgisayar iletişi da en azından geçerliliği üzerinde

mi ve protokol dilleri üzerine çalıştım. ciddi kısıtlar koyuyor. Bu yönüyle

Böylece uzun bir süredir ilk kez ken ekonomi bir insan bilimi, mühendislik

di mesleğime ısınma fırsatını buldum. ise değil. Daha somut bir örnek vere

Konunun benim için yeni olması ve yim. Eğer bir ülkenin liderine ekono

bu yeni iletişim ve bilgisayar teknolo mi danışmanlığı yapıyorsanız varaca

vermek zorundadır ve güvenilirlikleri de her zaman kesinlikten uzaktır.

:: Sizce, elektrik mühendisliğinin, diğer mühendislik dalları arasın daki önemi nedir ?

• Elektrik mühendisliğinin başlangıç tarihinin Oersted'in ünlü değişen elektrik akımından elektromanyetik alan elde ettiği beklenen tarihsel ka za olarak saptamak mümkün. Daha sonra Faraday tarafından yasalaştı rılan ve Maxwell tarafından genel bir yasalar bütünü içinde yerini alan bu masum gözlem ikibin yıllık statik ve manyetik alanlar arasındaki temel ilişkiyi ortaya çıkarmıştır. Bu ilişki 19. yüzyılın ikinci yarısında ve çok kısa bir süre içinde elektriği, o zamanki hayal gücünü aşıp mucizeler yara tan bir uygulama alanı haline getir miştir. Elektrik mühendisliğinin atala rını bu çağın mucitleri olarak tanım lamak yerinde olacaktır.

Bugünde elektronik teknolojisinde yer alan gelişmeler ve bu gelişmele rin bilgisayar ve iletişim alanlarına uygulanması elektrik mühendisliğini, aynı bir asır önceki gibi ileri teknolo jinin hemen hemen tanımı konumu na sokmuştur. Burada önemli olan yalnız bu alandaki gelişmeler değil,

bu gelişmelerin hızla diğer alanlarda oluşturduğu itici güçtür.Ömeğin bu gün mühendislikten tıbba, doğa bi limlerinden, hukuka kadar her alan kendini bu yeni nimetlerin kullanılma olanaklarına göre ayarlama sürecine girmiştir. Teknolojik fark işte bu do yuma uğramamış gelişmenin hızla tüm diğer alanlara entegre olması dır.

Bir diğer fark da elektriğin soyutla

mayı gerektiren niteliğinden kaynak

lanıyor. Salt gündelik yaşam sezgile

ri ile donanmış bir insan için elektriği

anlamak bir soyutlamayı gerektiriyor.

Öğrenciliğimden anımsıyorum, alter

**'M1 ühendisler,

natif akımın elektronların gidip gel • meşinden oluştuğu bana i'k kez çok

insanların doğa üzerinde ters gelmişti. Zaten görmemin ola

egemenlik kurabilmek ve nak dışı olduğu elektronların telin

üretilen bilgileri insan

üzerinde böyle ileri geri hareket et mesine fazla anlam veremiyorum.

gereksinmelerine göre Laboratuarda da bütün gördüğüm

uygulamakla yükümlü

bir takım "mekanik" ibrelerin sapma sından ibaretti. Bu gözlemi elektro

olan kurumlar içinde manyetik alanlara genellersek, bu

çalışan bireylerdir. Bu

konuyu anlamak için gereken soyut lama gücü daha da artıyor, işte bu

rolleriyle mühendisler, nedenle elektrik mühendisliğinin tah

toplum ile doğa arasında

sili genelde diğer mühendislik dalla rında daha çok soyutlamayı, yani

köprü görevini yerine matematiği içeriyor. Soyutlama yete

getiren ve işlevleri nedeni neğinin konulara daha tepeden ve

ile genelde pratik ve

sistematik bir biçimde bakabilmek ol duğu düşünülürse neden ilk formas

faydacı bir dünya yonunu elektrik mühendisliğinde al

görüşüne yakın olan

mış olan çok sayıda öğrencinin diğer alanlara hızla geçebilmek yeteneği

kişilerdir.

ne sahip olduğunu anlayabiliriz.

Kimdir mühendis ? Kim olabi lir?

• Mühendisler, insanların doğa üze rinde egemenlik kurabilmek ve üreti len bilgileri insan gereksinmelerine göre uygulamakla yükümlü olan ku rumlar içinde çalışan bireylerdir. Bu rolleriyle mühendisler, toplum ile do ğa arasında köprü görevini yerine getiren ve işlevleri nedeni ile genel de pratik ve faydacı bir dünya görü şüne yakın olan kişilerdir.

Bu, tabii çok genel ve ideal kalıplar içinde verilmiş bir tanım günümüzün gelişmiş ve karmaşık işbölümü için de kimin mühendis, kimin bilim ada mı, kimin matematikçi, kimin ekono mist olduğu hiç de açık değildir. Tek nolojik gelişmelerin hızlı, ekonomik rekabetin acımasız olduğu ve birey lerin dolaylı ya da dolaysız bu ölçüt lere göre ödüllendirildiği kapitalist toplumlarda ki artık bu toplumsal modelin dışında kalabilmenin ola nakları çok sınırlı görülüyor yukarda basite indirgemeye çalıştığım ideal kalıplar pek geçerli olmuyor. Bilgi, aynı toplumun diğer katmanları gibi, politik manevraların, çıkar çatışmala rının yer aldığı kurumlar içinde üretili yor. Bu bağlamda alışılmış gelişmiş lik kavramının ölçütü, Üniversite ol sun, şirket olsun, devlet kuruluşu ol sun bu kurumların tüm iç çatışmaları na rağmen somut bir bilgi birikimine ve teknolojik üretkenliğe sahip olma ları. Diğer kurumlardan farkı da bu.

Mühendisin kim olması gerektiği so rusuna gelince, ben bu soruyu ge çerli bulmuyorum. Bunu bir örnekle açıklayayım. Son zamanlarda ABD'de mühendislikte ahlak konusu birden gündeme geldi. Hatta bu ko nuda bir mühendislik "ahlak kodu" oluşturuldu, aynı tıpçıların Hippokrat yemini gibi. Ben bu konunun niye böyle birden gündeme geldiğini bir süre düşündüm. Sonunda bunu Re agan döneminin bir özelliği ile açık lamaya çalıştım. Bu dönemde kapi talist gelişme görülmemiş bir ticari leşme aşamasına girmişti. Üniversi te'sinden büyük oligopollerine kadar bütün kurumlarda çalışan teknokrat lar bu ortamda kendi parasal ya da paraya dönüşebilecek şöhret gibi çıkarlarını ön plana alıyordu. Bu olgu kurumların temel işlevlerini Üniversitede eğitim ve uzun dönemli

290 377 , ELEKTRİK MÜHENDİSLİĞİ

bilgi üretmek, şirketlerde rekabet içinde kârlılık ve büyüme gibi engel leyen bir niteliğe bürünmüştü. Soru nun nedeni olarak bireysel çıkarları ön plana alan ve ahlak kurallarını çiğneyen bir davranış biçimi ortaya sürülüyordu. Sanırım bu gelişmeleri bir ölçüde önlemek için ahlak konu su gündeme geldi. Sorunu bir mü hendislik ahlakı olarak sınırlamak ve ahlaksızlığı daha üst kademelere sis temik bir biçimde yerleştirmek için bir "mühendislik ahlak kodu" hazırlamak benim için ahlaksızlığı bir ayrıcalık haline getirmekten öteye gitmiyordu. O halde bu soruya yanıtım şöyle : eğer soru teknik bilgilerin dışında bir davranış biçimine yönelikse mühen dislik ile sınırlanmış değer yargılarını soyutlamak yanlış ve sakıncalı, yani mühendis belli bilgilere sahip ise herkes olabilir. Bunun dışında her kes en genel anlamda kendinden so rumlu.

Abartılmaması derken bu ayrıcalığın ters tepen bir yönüne de değineyim. Bilgi, güveni; aşın güven de önyargı ları oluşturur.'Örneğin kendi konusu ile sarhoş olmuş bir iletişim mühendi si, iletişim olanakları ile insanlar ara sında daha sağlıklı bir iletişim kurula bileceğini düşünebilir. Halbuki ola nakların artması bunu kullanacak in sanların birbirlerine ne söyleyeceğini belirlemez. Bu nedenle teknolojik iyimserliğe dayalı ütopyolar çoğu kez

Bu görüşlerimin sonucunda mühen dislerin kültüre katkıda olmaları açı sından büyük bir ayrıcalıkları olduğu nu sanmadığımı ifade edeyim. Yan lış anlaşılmasın, burada "mühendis" sözcüğünü kullanırken mühendislik formasyonunun soyutlamasını yapı yorum. Bir gerçek mühendisin kaçta kaçının bu soyutlamanın ürünü oldu ğu kendi tarihine, yaşadığı toplumun tarihine ve belki daha birçok nedene bağlı olduğu açık.

D Mühendisin nasıl bir kültür do nanımı olmalıdır ? Teknoloji kül tür ilişkisinde mühendisin yeri ne dir ? Mühendisin, mühendis ola rak kültüre katkısı olabilir mi ?

• Mühendisler bir yüksek öğretim sürecinden geçtikleri için bugünkü toplumsal örgütlenme modelleri çer çevesinde politik olarak etkin konum lara varabilirler. Eğitilmişler oranının görece azınlıkta kaldığı azgelişmiş ortamlarda mühendisleri toplumun "seçkinler" burada sözcüğü ayrıca lıklılar anlamında kullanıyorum gru bu içinde saymak, yakın Türkiye tari hinde de görüldüğü gibi geçerli bir varsayım. O halde karar verme me kanizmasının üstünde yer alabilecek bu kişilerin uzmanlık bilgileri dışında, resmin tümünü görmelerine yardımcı olacak genel bir birikim ile donanmış olmaları kamusal sorumluluklarını ye rine getirmelerinde yararlı olabilir.

Teknoloji kültür ilişkisine yönelik so runuz aslında zor bir soru ama olayı mühendisliğin yeri ile sınırlamış oldu ğumuz için iş kolaylaşıyor. Teknolo jik dönüşümler gündelik yaşamı de ğiştirdiği ölçüde kültürü de etkiliyor. Bu nedenle, abartılmadığı sürece, mühendislerin teknik bilgileri ile tek nolojinin gündelik yaşamı ve kültür birikimini ne yönde etkileyeceğini gö rebilmelerinde bir tür ayrıcalıkları var.

sözünü ettiğim önyargılara iyi bir ör nek oluşturabilir.

Yeri gelmişken bugün için daha ge çerli olabilecek bir örnekten söz ede yim. Çağdaş teknolojik ilerleme hızla sanayi alanlarının otomasyonuna yol açıyor. Bu olgu, insan emeğinin ve hatta yaratıcı olmayan insan bilgisi nin teknoloji tarafından gerçekleştiril mesine olanak tanıyor. Böylece in sanlara yaratıcı olabilmek gibi daha üst düzeyde bir işlev düşüyor. Ama aynı olgunun bugünkü kapitalizm içinde ciddi bir işsizlik sorunu doğur duğu artık daha açık bir biçimde an laşılmaya başlandı. Yakın zamana kadar en sakıncalı yönü insanların sömürülmesi olarak görülen kapita lizm, artık gerekli iş alanlarını yarata madığı için dışlayıcı bir niteliğe yöne liyor, tehlike burada. Teknolojik ütop ya'ya emek değer kuramını da çiğ neyen bir karşı ütopya : bir yanda bol bol üreten ve tüketen bir kesim, öte yanda hem üretim hem tüketim süreçlerinin dışına itilen bir diğer ke sim !

D Şu anda hangi konular üstünde çalışmaktasınız ? Geleceğe yöne lik projeleriniz var mı ?

• Şu anda bilgisayar ve iletişim alanlarında uygulamalı araştırma yapabilmek için ODTÜ'de gerekli alt yapı oluşturmaya çalışıyorum, ileriye yönelik çok belirgin programlarım yok. Burası Türkiye, fazla ileriyi gö rebilmek pek haddimiz değil.

ÜY E AİDATLARINIZI LÜTFEN ZAMANINDA Y ATIRINIZ