Elektrik Mühendisliği · Sayı 377 · 1991 / 1
YAYIN KURULUNDAN
Enerji politikası, piyasa ve özelleştirme Görüş ve değerlendirme
- Yıl
- 1991
- Sayfa
- 1
- Okuma süresi
- 3 dk
- Görüntülenme
- 0
Konu
Enerji politikası, piyasa ve özelleştirme
İlgili: Çevre ve iklim, Toplum, demokrasi ve emek
Anahtar kelimeler
- Körfez Savaşı
- petrol bağımlılığı
- Japonya enerji politikası
- Zonguldak kömürü
- enerji ve çevre
- ulusal enerji politikası
Özet
Yayın Kurulu, Körfez Savaşı bağlamında enerji, çevre ve politika ilişkisini ele alarak Japonya ve ABD'nin enerji politikalarını karşılaştırıyor ve Türkiye'nin ulusal kaynaklara dayalı bir enerji politikası oluşturması gerektiğini savunuyor.
Tam metin
Metin PDF'ten otomatik çıkarılmıştır; tablo, şekil ve formüller eksik ya da hatalı olabilir. Özgün dizgi için PDF'e bakın.
AYIN KURULUNDAN
Değerli Okurlar,
Enerji ve çevre kavramlarını tartışabileceğimiz çerçeveyi oluşturmaya kalkıştığımızda, olayın boyutlarını kavrayabilmek için gözönûne almamız gereken üçüncü bir kavramın, politikanın, büyük önemini görmekteyiz. Bugün emperyalist çıkarlar ve petrol için Orta Doğu'da en şiddetli boyutuyla savaş biçiminde sergilenen politikanın, enerji ve çevre tartışmalannda oynayabileceği rolü görebilmek açısından somut olarak gelişmiş ülkelerin enerji politikalarına bakmakta yarar olduğu kanısındayız.
Uzunca bir dönemden beri, teknolojisiyle herkesin hayranlığını kazanmış olan Japonya, aynı zamanda oldukça başarılı bir şekûde yürüttüğü ulusal enerji politikalarıyla dikkaâeri çekmektedir. Öte yandan her açıdan "dünya efendiliği" ne soyunan ABD ise süreklilik içinde uygulayamadığı, tutarsız enerji politikalarıyla ünlüdür. Bilindiği gibi Japonya'nın yüzölçümü olarak küçük ve doğal kaynaklar özellikle petrol açısındanjaklr bir ülke olmasına karşılık ABD, bol miktarda petrol kaynaklarına ve diğer fosil yakıtlara sahiptir. Bugerçeklik bir yana, farklılık, Japonya'nın kendi kaynaklarına dayanarak oluşturmaya çalıştığı politikalara karşılık ABD'hin uzun erimli ve planlı politikalar yerine, özellikle gelişmemiş ülkelerin kaynaklarının sömürülmesine dayalı politikalar izlemesinde yatıyor.
Japonya örneğini biraz daha deşecek olursak, 1973'teki birinci büyük petrol krizinden bu yana, bu ülkenin petrole olan bağımlılığını dikkatli bir politikayla yaklaşık yüzde 25 azalttığını görürüz. Aynı dönemde ise ABD, toplam petrol tüketimi içindeki ithal petrol oranını yüzde 50'ye çıkarmıştır. Uzmanların tahminlerine göre bu oran 2000 yılında yüzde 75'e çıkacaktır. Körfez krizinden önce ABD'nin, günlük 8 milyon varili aşan ithalatıyla birlikte, dünyada üretilen tüm petrolün yaklaşık yüzde 30'unu tükettiğini de gözönûne alırsak, bugün ABD'nin "müttefik kuvveûer"le birlikte körfez'de ne aradığının yanıtını daha net olarak görürüz.
Sorun, önce, bir enerji politikamızın olup olmaması sorunudur, ikinci olarak bu politikanın ne kadar ulusal olduğu, ne kadar öz kaynaklarımıza dayandırıldığıdır. Sonraki sorun ise planlamadır; planlama için gerekli verilerin derlenmesi ve gerekli analizlerin yapılmasıdır. Bu liste uzatılabilir. Ancak, ne yazık ki Türkiye'de "Daha kaliteli kömürü daha ucuza satın alınz; gerekirse kömür ocaklarını (kâr etmediği için) kapatırız" diyerek, toplumsal politikalara kapalı ve bundan doğabilecek ağır ekonomik sosyal ve siyasal sonuçlarıgözardı eden, çağdışı bir anlayış iktidardadır. Zonguldak'ın ülkemiz sınırlan içerisinde olduğunu dikkate almadan ve Güney Afrika'dan ithal edilecek kömürle kıyaslayarak anlamsız bir "kâr" hesabı yapmanın, ABD'nin kendi kaynaklarını daha verimli kılmak alternatif enerji kaynaklarına yönelik araştırmaları yoğunlaştırmak ve enerji tutumluluğunu yaygınlaştırmak yerine, enerjifaturasını başka ülkelerin insanlarının sömürülmesiyle karşılayan politikalarından esas olarakfarkı yoktur.
Çevre faktörü açısından da, savaşın ortaya çıkardığı durum vahimdir. Yoğunluk olarak Hiroşima ve Nagazaki'ye atılanların düzeyini aşmış bulunan bombardıman, Orta Doğu'da etkileri yülarboyu silinmeyecek muazzam bir insan ve doğa tahribatı yapmaktadır. Saddam Hüseyin, bugünkü "müttefik kuvvetler" in yardımıyla geliştirdiği kimyasal stlahlada daha iki yıl önce binlerce kişiyi öldürdüğünde ses çıkarmayanlar, Körfez Savaşı'nda kendi askeri güçlerinin yarattığı ve yaratabileceği zararlan örtbas edip İrak'ın "biyolojik, kimyasal ve nükleer" gücünü kullanacağını öne çıkarıyorlar; Körfez'e yayılan tonlarca petrolün oluşturacağı doğa tahribatını "çevre terörizmi" tanımıyla vurguluyodar. "Dünya efendüiği'ne soyunanlar her konuda standartlar koymayı kendi tekellerinde sanmakta ve bunlara uyup uymamaya da kendi çıkarlarına koşut olarak karar vermektedirler.
Türkiye gelişebilmek için birikimlere sahip, planlaması yapıldığında daha büyük birikimler yaratabilecek kaynakları olan bir ülkedir. Bu kapsamda enerji verimliliği, enerji tutumluluğu, alternatif enerji kaynakları gibi kavramlar çevre faktörüyle birlikte enerji planlamasında ayn ayn önemlere sahiptirler. Ancak bütün bu tartışmalar, "ulusal kaynaklara dayalı bir enerji politikası" gibi bir derdi olmayan, yayılmacı ve sömüren bir ülkenin kuyruğuna takılan bir anlayışın platformunda yapılamaz. Ayn ve üretken platformlar oluşturmak ise, başlangıçta tanımladığımız gibi, politik olmaktan geçiyor.
"Enerji ve Çevre" ağırlıklı bu ikinci sayımızda, ulusal enerji politikalanmızı oluşturabilecek ipuçlarını taşıyan yazılara yer veriyoruz. Bu dergimizin de, bu alandaki tartışmalara bir katkı olacağını umuyor, tüm okudanmıza savaşsız ve sömürüşüz bir Türkiye ve Dünya diliyoruz.
M. Serhat ÖZYAR