Elektrik Mühendisliği · Sayı 401 · 1997 / 1
İsmail BEŞİKÇİ:YÜZ YIL HAPİS, ON MİLYAR PARA CEZASI
Toplum, demokrasi ve emek Görüş ve değerlendirme
- Yıl
- 1997
- Sayfa
- 2
- Okuma süresi
- 5 dk
- Görüntülenme
- 0
Konu
İlgili: Mevzuat ve hukuk
Anahtar kelimeler
- İsmail Beşikçi
- Unsal Öztürk
- Terörle Mücadele Yasası
- düşünce özgürlüğü
- Susurluk
- ifade özgürlüğü davaları
Özet
Yazar, sosyolog İsmail Beşikçi'ye yüz yılı aşan hapis ve on milyarı aşan para cezası verilmesini, dönemin toplumsal şiddet olayları ve devlet-çete ilişkileri bağlamında eleştirerek düşünce özgürlüğünün baskı altında olduğunu vurgular. Yayıncı Unsal Öztürk'ün de ağır cezalarla suç ortağı sayılmasını hukuksuzluk örneği olarak sunar.
Tam metin
Metin PDF'ten otomatik çıkarılmıştır; tablo, şekil ve formüller eksik ya da hatalı olabilir. Özgün dizgi için PDF'e bakın.
ismail beşikçi i|üz ijil hapis, on milyar para cezası
Alaattin BİLGİ * *Çevirmen, Yazar
Eski bir öyküdür: Hayata yeni veda eden bir kimseye, öte dünyaya varır varmaz, ahiretin sakinleri merakla sorar, "dünyada işler ne alemde?" diye. O da, gerisini siz anlayın gibil erden; "Bekri Mustafa kadı oldu!" yanıtını verir.
Bu ibretlik anektodu günümüze uyarlarsak bu yanıtı: "Şevket Kazan Adalet Bakanı oldu!" biçimine çevirmemiz mümkündür.
Aslında, Bekri Mustafa nedir ki? İçkiciliği ile ünlü bir halk adamı. Ya Şevket Kazan? Sivas'ta 37 pırıl pırıl insanımızı boğarak katleden katiller sürüsünün savunmanlığını üstlenen bir poli tikacı. Zaten bu Sivas olayı, bir çok toplumsal şiddet olayı gibi turnusol kağıdı türünden bir ayraç. Zamanın Sivas Belediye Başkanı Temel Karamollaoğlu Sivas kıyımından sonra yandaşlarını, "gazanız mübarek olsun!" diye kut luyan kişi şimdi milletvekili olarak TBMM'de; Tıpkı, K.Maraş ve Çorum olaylarının önemli aktörlerinden Muhsin Yazcıoğlu'nun, milletvek ili ve parti başkanı olması gibi. Bunlar toplumsal kırımdan sonra siyasi otorite tarafından ödül lendirilenlerden yalnızca iki örnek.
Ya daha dün, Ankara'da, Bahçelievler'de vahşice katledilen yedi gencin katil zanlısı olarak yıllardır arananlardan Abdullah Çatlı'yı, anlı şanlı bir "kahraman" olarak ilan eden bir Başbakan Yardımcısına ne demeli?
Öyle görünüyor ki, "niceliğin niteliğe dönüştüğü" günleri yaşıyor Türkiye. K.Maraş, Çorum, Sivas, Bahçelievler vb. toplu öldürüm ler ile birlikte B.Karafakioğlu, I.Kaftancıoğlu, N.Bulut... Doğan Öz, B.Cömert, U.Mumcu, M.Aksoy, B.. Üçok, T.Dursun... Ve daha pek çok bireysel öldürümler, Susurluk kazasıyla nitel bir toplumsal kokuşma biçiminde ülkenin bir ucun dan öteki ucuna yayılmasıyla sonuçlanmıştır.
Bu son olayla, devletin çetelerle, cinayet şebekeleri ile işbirliğinden de öte, iç içe geçtiği, yani bu gibi çete ve şebekelerin devleti önemli ölçüde ele geçirdikleri öne sürülüyor. Hal böyle olunca, bir kısmı yukarıda sayılan toplu ve bireysel cinayetlerin faillerinin
niçin ortaya çıkarılamadığı gerçeği de aydınlığa kavuşmuş oluyor.
Ancak, biz bu konu üzerinde fazla durmak niyetinde değiliz. Bunu zaten, çoğu kez "rait ing" gayretiyle hemen her gün ve her an "şok!" haber ve açıklamalarla "başkentin ortasına bomba gibi düşen" demeç ve istifalar ile sevim li "medyamız fazlasıyla yerine getirmekte. Biz sadece bütün belirtileriyle artık niteliğe dönüşen toplumsal yozlaşmanın en kaba çizgi leriyle bir özetini yaptık.
Sıradan vatandaşın, ne yapacağını ne düşüneceğini, neye karar vereceğini ve daha da önemlisi kime güveneceğini şaşırdığı bu toplumsal karmaşa içinde biz bir olayı günün medyatik deyimiyle büyüteç altına alıp, adalet kavramını ne derece zedelediğimizi ird elemek istiyoruz.
Bu ülkede okur yazar olup da İsmail Beşikçi adını duymayan kalmamıştır sanırım. Beşikçi, 1939 Çorum/İskilip doğumlu; 1962 Ankara SBF çıkışlı, Erzurum Atatürk Üniversitesi sosyoloji asistanı iken, "Bir Göçebe Aşiretin Sosyal Organizasyonu" teziyle sosyoloji doktoru unvanını kazanmış (1967).
Bundan sonra Beşikçi için, 'ihbarlı', 'karala malı' çetin bir dönem başladı. Bu arada "Doğu Anadolu'nun Düzeni /Sosyo Ekonomik ve Etnik Temelleri" başlıklı araştırmasının yayınlanması (1969) üzerine, 'karalama' kampanyası fiiliyata' döküldü ve Beşikçi'nin üniversitedeki görevine son verildi.
Bununla da kalınmadı, 12 Mart darbesinin zamanla faşizme dönmesiyle Diyarbakır Sıkıyönetim Mahkemesi'nce 13 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Ve ancak 1974 yılında çıkarılan Genel Af Yasası'yla özgürlüğüne kavuştu.
Beşikçi'nin macerası burada bitmedi elbette; izleyen yıllarda yayınlanan yazı, makale, mektup mahkeme savunmaları ve kitaplarından ötürü, kimisi iki yıl, kimisi üç yıl kimisi de on yıl hapis, 5 yıl da sürgün cezalan
olmak üzere çeşitli cezalara çarptırıldı. Ve bu cezalarını, Toptaşı, Sakarya,lzmit, Çanakkale ve Gaziantep cezaev lerinde yatarak çekti. Ceza Yasası'ndaki ünlü 141/142 ve 163. maddelerin kaldırılması üzerine Beşikçi bir kez daha I99lyılında tahliye oldu.
Beşikçi'nin yazma, fikirlerini kağıt üzerine dökme ve ardından cezaevine girme serüveni bu kez de 3713 sayılı Terörle Mücadele Yasası'yla tanışmasıyla sürdü gitti.
Beşikçi hakkında 105 ayrı dava açılıyor. Ve kendisine yüz yılı aşan hapis cezası ve 10 milyarı aşan para cezası veriliyor! Ancak burada bir
noktaya daha değinmek
gerekir: Bir yazarın tek başına
suç işlemesi neredeyse
olanaksızdır. Mutlaka bir suç
ortağına
gereksinmesi
vardır; yoksa kitabını tek başına nasıl yayınlar? İşte İsmail Beşikçi'ye de yayıncı Insal Öztürk suç ortaklığı ediyor. Yani kitaplarının gün
yüzüne çıkmasına o aracılık ediyor. Ve bu eylemi için ona da 1.5 yıl hapis, I milyar para cezası veriliyor; bu kesinleşen cezası, Yargıtay'da 38 ay hapis cezası ile I milyar
para cezası beklemede!
Burada bir an duralım ve takkemizi önümüze koyup düşünelim.
Yazımızın başında kısaca özetlediğimiz toplumsal ortamın oluşmasında, büyüteç altına aldığımız İsmail Beşikçi ile Unsal Öztürk'ün acaba ne ölçüde katkıları olmuştur? Öyle ya, bu iki zata adalet tarihinde rekor sayılabilecek hapis ve para cezaları verildiğine göre bunun toplumsal bir dayanağı olması gerekir. Yani, Beşikçi ile Öztürk yedi geni evlerinde kıstırıp vahşice katleden bir çeteye öncülük mü etmişlerdir; ya da 37 aydını bir otele hapsedip cayır cayır bir güruha alkış tutup onların savunmanlığını mı yapmışlardır? Yoksa, orduya ya da polise kayıtlı silahları ele geçirerek faili meçhul cinayetlerde tetikçilik mi etmişlerdir? Yoksa, ormanları ateşe verip ülkeyi çölleştiren, köyleri göçürüp bölgeyi insansızlaştıran, hayvanları kırıma uğratıp mezraları ıssızlaştıran ve bu koşulların sonucu kentlerde yığılıp sefil ve perişen olan insanları bu içler acısı halinden mi sorum ludurlar?
Hayır, Beşikçiyle Unsal böylesi pisliklerle suçlanmıyorlar; onların bütün suçu, birisinin yazdığı kitaplarda düşüncelerini açıkça tartışmaya açması, diğerinin suçu ise bu kitapları yayınlaması. Kaldı ki, bu kitaplar daha piyasaya çıkmadan yani okurun eline geçmeden toplatıldığı için taşıdığı fikirler tartışılmadığı gibi kamuya ulaşmamıştır bile!
imdi, bütün bunlardan şöyle bir sonuç çıkarmak acaba ussal olur mu diye düşünülebilir. İlkemizde, cinayet işleme özgür lüğü, memleketi insanıyla birlikte tahrip etme özgürlüğü vardır ama, fikir ve düşünce özgürlüğü yoktur! Böyle saçma ve insanın doğasına aykırı şey olabilir mi? Politikacı diye ortaya çıkıp devlete el koyan kimselerin böyle bir hakkı olabilir mi?
Biz, hiçkimseye hiç bir kurum veya kuruluşa böyle bir hakkın verilemeyeceğini düşünüyoruz. Ve özellikle ELı KALEM TUTAN İNSANLARA SESLENİYORUZ: Nobel'e aday gösterilecek kadar üne kavuşmuş bir yazar, bir konu üzerinde düşüncelerini belirttiği için suçlandığı zaman ona arka çıkmak, bildiriler yayınlamak, toplu gösterilerde bulunmak elbette doğaldır ama, biraz işin kolayına kaçmaktır, haydi şimdi kendimizi kanıtlama zamanıdır. Sözkonusu olan, YAZ yıl hapis cezasına çarptırılan bir yazar ile onlarca yıl hapiste yatacak olan bir yayıncıdır.
Şu anda İsmail Beşikçi ile suç ortağı(!) Unsal Öztürk, Bursa Özel Tip Cezaevinde sessiz sedasız verilen cezayı çek mekte ve belki de sırt sırta verip aynı ranzayı paylaşmak tadırlar. Ayrıca bunların, aileleri ile birlikte ekonomik olarak köklerinin kazınması için milyarlarca liralık para cezaları da vardır. Para cezasını ödemeye güçleri yetmeyenlerin, beher günü onbin liradan sayılmak üzere bu para cezaları hapis cezasına çevrilmektedir. Nitekim Unsal Öztürk, kesinleşen hapis cezasını tamamlamış ve şimdi günlüğü on bin liradan bir milyar lirayı ödemek üzere ikametine ayrılan Bursa Cezaevi'nde istirahatine devam etmektedir! Selim Edes, Engin Civan gibi örnekleri düşünürsek, bu kara mizahın sim siyah bir batağa dönüştüğünü de farkederiz. Bunun için diy orum ki: Güçlüye arka çıkıp, güçsüzü, bilmezden, duymaz dan görmezden gelmek gerçek aydına yakışmayan bir tutumdur; yasal yollardan yapılacak çok şey vardır. Bu sınav köprüsünden geçerken ak koyun kara koyun kendini belli edecektir.