Elektrik Mühendisliği · Sayı 401 · 1997 / 1

TÜRKİYE'DE ENERJİ SEKTÖRÜ VE NÜKLEER SANTRALLAR

Yılmaz Bektur

Nükleer enerji Görüş ve değerlendirme

Yıl
1997
Sayfa
3
Okuma süresi
6 dk
Görüntülenme
0

Konu

Nükleer enerji

İlgili: Elektrik üretimi ve santraller, Enerji politikası, piyasa ve özelleştirme

Anahtar kelimeler

  • nükleer santral
  • enerji kaynakları
  • karbon emisyonu
  • Türkiye enerji sektörü
  • fosil yakıtlar

Özet

Yazar, dünyada ve Türkiye'de enerji kaynaklarının (hidrolik, petrol, doğalgaz, kömür, nükleer) durumunu değerlendirerek nükleer enerjinin çevresel ve stratejik avantajlarını tartışıyor ve Türkiye'nin enerji bağımsızlığı için nükleer santrallara yönelmesi gerektiğini savunuyor.

Tam metin

Metin PDF'ten otomatik çıkarılmıştır; tablo, şekil ve formüller eksik ya da hatalı olabilir. Özgün dizgi için PDF'e bakın.

Yılmaz BEKTUR * *Müh.(TAEK)

türkiye'de enerji sektörü ve nükleer santrsllar

Giriş

Enerji, birimlerle ölçülebilen ve parasal değeri olan bir olgudur. Tek tükenmez enerji kaynağı insanoğlunun kendi öz enerjisidir ve onun doğrudan ölçülebilen bir parametresi yoktur. İnsanoğlunun bu enerjisi sayesinde, evrende zaten var olan enerji kaynakları, farklı biçimlerde yine insanoğlunun kullanımına sunulabilmektedir. İşte tartışılan konuşulan ya da üzerinde projeler oluşturulan konu, bu sunuşun hangi biçimlerde, hangi coğrafi böl gelerde ya da hangi sosyal çevrede nasıl kul lanılabileceği hususudur. Yerküre, herşeyde olduğu gibi kendi diyalektik yasalarına uygun olarak işlevini sürdürerek devam etmektedir. Yerküre üzerinde yaşayan lar, hep enerji ile içice olmuşlar, ama bazen o enerjiyi kullanamamışlar ya da bazı toplumlar diğerlerinden önce ya da sonra kullanabilmişlerdir. İşte enerji sorununu tartışan bireylerin üzerinde durması gereken konu budur. Konuya biraz açıklık getirelim. 1925'lerde dünyada taşkömürü yaygın bir enerji olarak kul lanılmıştır. Bu enerji, toplam içindeki büyüklüğünü korumakla birlikte, 1950'lerden sonra petrol önemli bir yer tutar olmuştur. Daha sonra doğalgaz insanoğlunun hayatında, özellikle çevre sorununun tartışılır olmasıyla bir likte önemli bir yer tutar olmuştur. Nükleer Santrallar ilk olarak 1957 yılında ABD de işletmeye başladıktan sonra, özellikle 1970'lerde dünya elektrik üretiminde önemli bir pay almaya başlamıştır. Nitekim şu anda dünya da kullanılan tüm enerji içinde nükleer enerji yüzde 5 6 civarında pay sahibidir. Elektrik ener jisi olarak ise yüzde onyediler seviyesine gelmiştir.

Genel Enerji Trendi Halen kullanılmakta olan enerjinin trendine bakıldığında şu gerçeklerle karşılaşırız. —Birinci dünya savaşından sonra tüketimin katı yakıttan sıvı ve gaz türü yakıtlara doğru gittiği görülmektedir. Nitekim, 1925 yılında üretim ve tüketimde yüzde seksen civarında olan taşkömürü ve linyitin payı 1990'larda yüzde otuzbire düşmüştür. Buna karşılık petrol yüzde otuzsekiz'e, doğalgaz kullanımı ise yüzde yirmi ikiye yükselmiştir. — İkinci dünya savaşından sonra ise, birim hacimden daha fazla enerjinin elektrik enerjisi olarak alınabildiği, nükleer enerjiye geçiş olmuştur. Nitekim 1957 yılında ilk nükleer ( 59 santralın hizmete girmesinden bu yana, 1990'larda fısyon enerjisinin kullanımı bir hayli yaygınlaşmış bulunmaktadır. — Ikibinli yıllarda ise, mevcut enerji çeşitleri kul lanılabilecek olmakla birlikte, fisyon enerjisinin kullanımı daha da artacak, ancak füzyon ener jisini kullanma gayretleri de artacaktır. Bu arada güneş enerjisinden yararlanma faaliyetleri daha da artacak ve güneş ener jisinin daha verimli ve ucuz hale getirilmesi ile kullanımı da bugüne göre biraz daha artacaktır.

Dünyada ve Türkiye'de M evcut Enerjinin Durumu Genel olarak enerji durumu tartışılırken ülkem izle birlikte dünya enerji durumuna bakmak gerekmektedir. Dünya ölçeğinde, bugünkü hesaplara göre, hidrolik enerji kapasitesi 13906 TVVh'dır. Bu haliyle mevcut potansiyelin yüzde

on yedisi kullanılmaktadır? Hidrolik potansiyel yıldan yıla büyük değişiklikler göstermeyeceğine göre dünyada daha uzun yıllar barajlardan faydalanılacak demektir. Türkiye'de ise ekonomik olarak kullanılabilecek Kapasite ise 34889 MW kurulu güç ve 534 GWh/yıl'dır. Halen hidrolik kurulu gücümüz 11000 MVV olduğuna göre, daha uzun yıllar hidrolik enerjiden yararlanmamız olanaklı demektir. Dünyadaki petrol rezervi 135 milyar tondur. Bu haliyle petrol rezervlerinin 43.5 yıl yetebileceği söylenmektedir. Ülkemiz petrol rezervleri açısından fakir sayılmaktadır. Nitekim, Türkiye'nin halen bilinen sahalara göre teorik kapasitesi 954 milyon ton yeride petrol'dür. O nedenle ülkemiz petrol ithal eden bir ülkedir. Keza doğalgaz açısından da fakir sayılmak tadır. Dünyadaki doğalgaz rezervlerinin 65 yıl yeteceği varsayılmaktadır. Ülkemizde üretilebilir rezerv 9.8 milyar m3 dür. Çok yakın gelecekte 20 milyar m3 civarında doğalgaz kullanabileceğimiz göz önüne alınırsa, bu konuda da sıkıntılarımızın olduğu görülecektir. Taşkömürü açısından da durum pek farklı değildir. Nitekim taşkömürünün yüzde doksanı üretilen ülkelerde tüketilmek tedir. Dolayısıyla dış ülkelere verebilecekleri pek fazla birşey yoktur. Türkiye'de ise en önemli taşkömürü sahası olarak Zonguldak'ın durumu hergün basına yansımaktadır. İşletme güçlüklerinin yanında ağır tektoniği ve jeolojik koşulları zor olan Zonguldak taşkömürü havzasında üretimi artırmak bir hayli zor görünmektedir.

Önemli enerji kaynaklarından birisi olan linyit için dünyada önemli bir sorun görülmemektedir. Ancak linyit, üretimin den ziyade çevre kirliliği açısından üzerinde durulması gereken bir enerji kaynağı durumundadır. Zira SO2 gibi gazların emisyonunu azaltmak çeşitli filtre teknikleri ile olanaklı iken, karbon emisyonunu azaltmak ancak kömürün daha az yakılması ile olanaklıdır. Türkiye'deki linyitler ise kalorisi düşük olduğu için yoğun çevre kirliliği yaratmakta ve giderek kamuoyunun tepkilerini almaktadır.

Nükleer Santrallar Yukarıda anlatılan enerji türlerine biogas, jeotermal, güneş enerjisi gibi yenilerini eklemek olanaklıdır. Ancak bunlar

günümüzde yaygın olarak kullanılmamaktadır, oysa nükleer santrallar, 437'ye ulaşan ünite sayısı ve 344422 MVV'lik kurulu gücü ile dünya toplam elektrik üretiminin yüzde on yedisini sağlamaktadırlar. Nükleer santrallar diğer tüm teknolojik araçlarda olduğu gibi öncelikle gelişmiş sanayi ülkelerinde kullanılmıştır. Nitekim 1995 yılı sonu itibari ile ABD'de 109, Fransa'da 56, İngiltere'de 35, Rusya'da 29, Japonya'da 51 ve Kanada'da 21 adet nükleer reaktör işletme halindedir. Bu ülkelerden bazıları çeşitli nedenlerle santral yapımında yavaşlamaya giderken, Fransa, Japonya ve G. Kore gibi ülkel er hızla reaktör yapımına devam etmektedirler.

Nükleer Santrallann Çevre Etkileri Çevre konusu çağdaş toplumların son derece duyarlı olduğu bir alandır. Yaygın söyleyişiyle çevre kirliliği, herhangi bir şeyin yanlış zamanda, yanlış yerde bulunmasıyla oluşmak tadır. Örneğin kömür, havzasında durmakta iken dünya doğal dengesi içindedir.Ama onu elektrik enerjisine çevirm eye başladığımız zaman, çevre kirliliğini de az ya da çok başlatmış olursunuz. Yeri gelmişken vurgulamakta yarar vardır. Etki ettikleri molekülleri temelde değiştirmedikleri için rüzgar ve su gibi kütlesel kuvvetler çevre açısından en uyumlu enerji kay naklarıdır. Öte yandan kimysal ve atomik reaksiyonlar molekül ve çekirdek yapılarını değiştirdikleri için atık yarat maktadırlar. Bu haliyle nükleer enerjide, atık yaratması nedeniyle çevre kirliliği oluşturur. Ancak bunların kendisin den daha önce kullanılmaya başlanmış olan kömür ve petrol ile kıyaslanması yapıldığında nükleer enerjinin ne kadar çevre uyumlu olduğu anlaşılır. Nitekim, ton eşdeğeri petrol başına karbon emisyonu kömürde 0.93, fueloilde 0.82 iken, nükleer enerjide böyle bir sorun yoktur. 1988 Helsinki toplantısında alınan bir kara göre karbon emisyonunu azalt mak için çeşitli ülkelerce taahütlerde bulunulmuştur. Yakın gelecekte, ülkelerin neden oldukları karbon emisy onuna sınırlandırmaların getirilmesi beklenmektedir. Haiı hazırda elektrik sıkıntısı ile karşı karşıya olan ülkemizin böyle bir emisyon sınırlaması ile karşılaşması halinde elektrik üre timlerinin nerelere düşeceği akıldan uzak tutulmamalıdır.

Enerjinin Diğer Boyutları Kamuoyunun gündemine fazla girmeyen bir konuya değinmekte yarar görülmektedir. Dünyada artık, enerji alışverişi kaçınılmaz noktalardadır. Bunun olumlu ya da olum suz iki temel sonucu ortaya çıkmaktadır. Kimi durumlarda enerji alış verişi ülkeler arası dostlukları pekiştirip, onları bir likteliğe zorlarken, kimi zamanda zorunlu nedenlerle iste nilen yönde hareket etme dayatmasıyla karşı karşıya bırak maktadır. Türkiye'nin genel hedefleri çağdaş toplumlar düzeyine erişmektir. Cumhuriyetle birlikte Batı'nın çeşitli organlarına girmek ve onlarla ortak değerleri paylaşmak yönünde gayretler vardır. Bu durum 1970lere dek böyle süregelmiştir. Oysa 1970lerden sonra dünyada petrolün önem kazanması nedeniyle, oluşan değerlerde de bazı değişmeler başlamıştır. Petrol havzalarına sahip olan bazı ülkeler bunu silah olarak kullanmış ve bazı ülkelere dayatmalarda bulun muşlardır. Buradan şu sonucu çıkarmak olanaklıdır. Bir ülke (özellikle komşu olmaları halinde) herhangi bir başka bir ülke den yoğun biçimde enerji alırken bir şekilde onların ideoloji lerine de kapı aralamaktadır. Oysa bu durum nükleer santral larda daha farklı bir boyut göstermektedir. Çünkü nükleer santral olayında satın alınan, nükleer enerjisinin yani uranyu

mun ya da toryumun kendisinin satın alınmasından ziyade, nükleer materyali elektrik enerjisine çeviren teknolojik aygıtların satın alınması söz konusudur. En son teknoloji ürünleri ise doğal olarak sanayileşmiş ve dolayısıyla da çağdaş demokratik toplumların ürünleridir, işte enerji üretim araçlarında tercih yaparken, yukarıda belirttiğimiz hususlar da göz ardı edilmemelidir.

Sonuç 1 Bir enerji seçeneği olarak doğrudan nükleer enerjiye taraf veya karşı olunamaz. Her ülke kendini tercihini kendisi yap mak durumundadır. 2 Türkiye, hidrolik kaynaklar dışında tüm diğer birincil enerji kaynaklarında ithalatçı durumundadır. 3 Tam bağımsız ülke olmanın bir yolu da enerji üretiminin çeşitlendirilmesinden geçmektedir. 4 Nükleer enerji, diğer fosil yakıtlara göre çevre kirliliği açısından daha temiz enerjidir. 5 Önemli olan çağı yaşamaktır. Çağımızın önemli elektrik üretim araçlarından birisi olan nükleer santrallardan uzak kalmak, aynı teknolojiye dayalı tıp, tarım ve özellikle kalite kontrolü alanlarında da geri kalmak demektir.