Elektrik Mühendisliği · Sayı 401 · 1997 / 1
DÜNYADA NÜKLEER PİYASA
Nükleer enerji Teknik / bilimsel makale
- Yıl
- 1997
- Sayfa
- 2
- Okuma süresi
- 5 dk
- Görüntülenme
- 0
Konu
İlgili: Enerji politikası, piyasa ve özelleştirme
Anahtar kelimeler
- nükleer reaktör piyasası
- Three Mile Island
- Çernobil
- nükleer enerji maliyeti
- Dünya Enerji Konseyi
- gelişmekte olan ülkeler
Özet
Yazı, dünya nükleer enerji piyasasının 1970'lerden itibaren beklenenin altında geliştiğini, ülkeler arası kapasite ve rekabet farklılıklarını, uluslararası reaktör piyasasının yoğunlaşmasını ve üçüncü dünya ülkelerinin nükleer teknolojiye geçişinde karşılaştığı teknik, mali ve güvenlik sorunlarını ele almaktadır.
Tam metin
Metin PDF'ten otomatik çıkarılmıştır; tablo, şekil ve formüller eksik ya da hatalı olabilir. Özgün dizgi için PDF'e bakın.
Beh$et_Yüce_l_*
*Eski TEK Genel Müdürü
" (...) Dünya nükleer parkının gelişmesi on yıl önce belirlenen yörüngeden epey uzaklaşmıştır. İlk dönemlerde nükleer enerjiye kalkınmakta olan ülkelerin enerji sorunlarının uzun süreli bir çözümü gözüyle bakılıyordu. Nitekim Sovyetler Birliğinin başlattığı nükleer donanım atılımının amacı, Avrupa bölgesinin enerji açığını kapatmak ve elektrik üretiminde hidrokarbonların kullanılmasını sınırlandırarak bunları ihracata vermekti.
Bugün görülen odur ki, piyasa ekonomisi dünyasında 1975'den bu yana siparişlerin hızı durmadan azalmıştır. 1970 75 arasında mevcut nükleer elektrik kurulu gücüne her yıl 33 GWe eklenirken 1976 ile 1980 arasında bu değer 12 GVVe'a sonra 5 GVV'a ve en sonunda da 3 GVVe'a kadar düşmüştür. 1990 yılında kurulu kapasite onbeş yıl önce düşünülenden üç kat daha düşüktür. Doğu ülkelerinde de görülen amaçlara ulaşılamamıştır.
İkinci olarak; nükleer enerjinin Dünya enerji bilançosuna katkısı uzmanların 1970'lerde öngördüğünden epeyce geri kalmıştır. Bu katkının 2000 yılında daha önce beklenen %20 yerine %5,&6,2 olacağı ileri sürülmüştür (1989 Dünya Enerji Konseyi Toplantısı).
Üçüncü olarak; nükleer santralların diğer elektrik santrallarına göre rekabet gücü olduğu üzerindeki genel kanıya karşılık nükleer politikaların her yerde aynı şansı elde etmedikleri görülmek tedir. Önce dünya nükleer kapasitesinde önemli bir yoğunlaşma göze çarpmaktadır. 1989'da kurulu kapasiteleri 15 GVVe'ı aşan beş ülke (ABD, Fransa, Japonya, Sovyetler Birliği, Almanya) Dünya nükleer parkının %74'nü ellerinde tutmaktadırlar. Bu durum 2000 yılına kadar fazla değişmeyecektir. Çünkü yalnız Kanada'nın katılabileceği bu topluluğun yüzyılın sonunda parkın %76'nı elinde toplamış olacağı hesaplanmaktadır. Dünya nükleer kapasitesinin bu yoğunlaşması elektrik üretimine de yansımak tadır. Bu altı Nükleer ülke I988'de Dünya elektrik enerjisi üretiminde %6I,4 pay sahibi olmuştur.
Nükleer enerjinin ulusal elektrik üretimlerine katkısında da farklılıklar görülmektedir. Örneğin; Isviçrede nükleer enerjinin payı %40'a ulaşmışken Avusturya'da sıfırdır. İtalya'da %4,5, buna karşılık Fransa'da %70'dir.
1986 yılında nükleer elektrik üretiminin durumu, ülkelerin çoğunda 1974 yılından önce girişilen pro gramların sonucu olup daha sonraki politikalardan etkilenmemiştir.
Nükleer enerjide en fazla hayal kırıklığına uğrayan ABD, on üç yılda 152 reaktörden vazgeçmiştir. İptal edilen bu siparişler, özellikle Three Mile Island kazasından sonra olmuştur. Ancak ABD, bazı siparişlerden vazgeçen tek ülke değildir. Almanya'da, Kanada'da, İspanya'da, İngiltere'de ve Fransa'da bile durum böyledir. Aslında 1974 amaçlarına I986'da hemen hemen ulaşmış olan tek nük leer elektrik programı Fransa'nınkidir (öngörülen 50 GVVe'a karşılık 45 GVVe). Sovyetler Birliğinin onuncu planı ile 1975 yılında nükleer donanımın hızlandırıldığı sosyalist ülkelerde sipariş sayısı 86 GVVe tutarında 96 reaktör ile Batı ülkelerinin düzeyine ulaşmıştır. Sosyalist ülkelerin programlarında da gecikmeler meydana gelmiş ise de, gelişme hep aynı hızla devam etmiştir. Son Çernobil kazası bu bloktaki çeşitli Devletlerin kararlarını pek etkilememiştir.
Uluslararası Nükleer Reaktör Piyasası Nükleer reaktörler uluslararası piyasası tam bir gerileme halinde olup Dünyada kurulu ve kuruluş durumunda bulunan elektronükleer kapasitenin %20'sinin biraz altındadır. Satıcılar tarafında yedi büyük ülke bulunmaktadır: ABD, Sovyetler Birliği, Fransa, Almanya, Kanada, İsveç ve İngiltere. Dünya satışlarının %54'ünü elinde tutan ABD piyasanın önderidir. Onu Sovyetler Birliği uzaktan izlemektedir (Dünya satışlarının %22,5'u). Sonra Almanya ve Fransa gelmektedir (Herbiri %8). Alıcılar tarafında üç değişik tür ülke bulunmaktadır: Başta ABD'ye ve sonra zaman zaman diğerlerine başvuran endüstrileşmiş serbest piyasa ekonomisi ülkeleri ve hemen hemen yalnız Sovyetler Biliğine bağlı planlı ekonomi ülkeleri; özellikle ABD'ne ve bazen Kanada, Fransa ve Almanya'ya başvuran endüstrileşmekte olan ülkeler. 1984'den başlayarak Doğu ülkeleri dışında piyasa doymuş görünmek tedir. Batılı yapımcılara verilen siparişler Güney Kore, Endonezya, son zamanda Çin, Mısır ve Magrip ülkeleri ile ilgilidir. Fakat bunlar piyasayı yeniden canlandırmaya yeterli olmamaktadır.
Nükleer elektrikteki gelişmenin üçüncü Dünya ülkeleri için enerji sorununa çözüm olmadığı bir gerçektir. Çünkü:
1) Üçüncü Dünya ülkelerinin enterkonnekte şebekelerinin boyutu 900 1300 MW düzeyinde bir reaktör güç birimine elverişli olacak yeterlikte değildir. Reaktörlerin besleyeceği enterkonnekte sis tem boyutunun, şebekeye bağlı elektrik parkının devreden çıkma tehlikesinin karşılanabilmesi için en az 6000 10.000 MW olması gerekir. Bu da 2000 yılına kadar Nükleer piyasaların sayısını 15 veya 20 ülke ile sınırlamaktadır. Bu termik engel, daha küçük güçlü reaktörlerin öngörülmesiyle giderilebilir.
2) Nükleer enerjinin yüksek teknolojik düzeyi ve bununla ilgili güvenlik önlemlerinin alınması zorunluğu nedeniyle, bu teknolojiyi ancak güçlü mühendislik birikimi olan kalkınmakta olan ülkelerin en ilerlemişleri uygulayabilmektedir. Filipinlerin 1985 yılında tamamlanan 600 MVV'lık reaktörü bu konuda ilginç bir örnek gösterir. Reaktör şantiyesi o kadar kötü yöneltilmiş ve o kadar kötü denetlenmiş, personelin eğitimi o kadar ihmal edilmiştir ki, Filipin Hükümeti 2 milyar dolarlık yatırıma karşılık I986'da güvenlik düşüncesiyle projeyi bir yana bırakmıştır.
3) Nükleer donanımının ithali yalnız basit bir satınalma işlemi değildir. Donanımların teslimi ve yerinde montajıyla birlikte, bakım ve işletme personelinin eğitimi ve yetiştirilmesi bir teknik yardım ve yönetim desteği gerektirir. Aynı zamanda reaktörün kurulduğu ülkeyi, yakıt işlemleriyle ilgili hizmetleri dışarıdan satın almaya zorlar. Dolayısıyla reaktörün ithali bu ülkelerin iç piyasalarında zorluklarla karşılaştıkları oranda, baskın durumlarından daha da yararlanmak fırsatını kaçırmayan büyük imalatçı firmalara sıkı bir bağımlılık yaratır.
Bu imalatçılar durumlardan yararlanarak çok yüksek standartlar ileri sürmek suretiyle bazı parçaların teslimatında ulusal endüstrinin katkısını zorlaştırdıkları gibi şantiyelerde başgösteren bazı sorunların çözümünde ve sundukları hizmette aşırı isteklerde bulunabilirler.
4) Nükleer teknolojinin "know how"larının parça parça getirilmesi veya kendi ülkelerinde geliştir imesi yoluyla elde edilmesi her ne kadar ülkeleri teknolojik bağımlılıktan kurtarırsa da, deneyler bunun son derece pahalı olduğunu göstermektedir. Arjantin, Brezilya ve özellikle Hindistan'da böyle olmuştur. Hindistan'da yüksek bir bilimsel topluluğun ve iyi bir makine endüstrisinin varlığına karşılık 220 MVV'lık ağır su reaktörlerinin 1960'lardan bu yana tam bir denetim altına alınması uzun sürmüş ve son derece pahalıya mal olmuş, elde edilen teknik de henüz istenilen düzeye ulaşmamıştır. Tersine Güney Kore ile Tayvan hızlı bir teknoloji alınması üzerinde fazla durmamışlardır. Güney Kore yalnız I986'da sipariş edilen II ve 12 numaralı reaktörler için elektromekanik konularda ulusal imkanlardan yararlanmasını istemekle yetinmiştir.
5) Nükleer projeler için en önemli konu, milyar doları aşan ve çok büyük fiyat artışlarıyla karşılaşan paranın sağlanmasıdır. Birim fiyatları daha düşük orta büyüklükte santrallara para bulunması daha kolaydır.
Gelişmekte olan ülkelerin dış borç sorunları, nükleer teknolojinin büyük miktarda paraya ihtiyaç göstermesi nedeniyle ülkenin borçlarını daha da artıracağı için bu ülkelerin reaktör siparişlerinde engel oluşturmaktadır. Örneğin; Çin I986'da Framatom'a ısmarladığı iki reaktöre ek iki yeni reaktörün siparişini, ödeme bilançosundaki açık nedeniyle beş yıl ertelemek zorunluğunda kalmıştır.
Nükleer Kazaların Y arattığı Güvenlik Bunalımı Dünya nükleer endüstrisi esas itibarıyla belirsizliklerden etkilenmektedir. Bu belirsizlikler aynı zamanda bazı soruların yanıtsız kalmasından ileri gelmektedir (bir kazanın sonuçları, atıkların yöneti mi...). Nükleer enerjinin gelişmesi sürecinde, bu enerji teknolojisinin geçerliliğinin başarısızlığının önemli bir etken olduğu gözlenmektedir. Bazı teknik sorunlar, henüz gerçekten istenen çözümlere ulaşmamış olmakla birlikte, nükleer endüstri günümüzde en güvenilir ve en az olumsuz çevre etkisi olan endüstri etkinlerinden biridir. Kamuoyunun nükleer enerji karşısında duygusal davranışı geniş ölçüde atomun askeri kökeni ile ilgilidir. Nükleer endüstrinin insanların yaşamı ve sağlığı üzerindeki etkileri, diğer endüstri çalışmalarının çoğunun (kimya, yapı işleri, taşımalar...) etkisiyle karşılaştırıra ortaya çıkan sonuç; büyük oranda nükleer enerjiden yanadır. Nükleere yapılan itirazlar ve ciddi birkaç arıza hükümetleri güvenlik standartlarını sağlamlaştırmaya zorlamış, bunun sonucunda maliyetler arttığı gibi kuruluş süreleri de uzamıştır. Bu ek harcamalar özellikle ABD'nde birkaç elektrik üreticisi şirketi kapanmanın eşiğine getirmiştir."
Bu yazı Sayın Behçet Yücel'in Enerji Ekonomisi (1994) adlı kitabının 719, 722 725. sayfalarından derlenmiştir.