Elektrik Mühendisliği · Sayı 429 · Kasım 2006
SONER, ÖNER, GÜNEŞ VE NÜKLEER KARŞITI PLATFORM
Nükleer enerji Görüş ve değerlendirme
- Yıl
- 2006
- Sayfa
- 4
- Okuma süresi
- 9 dk
- Görüntülenme
- 0
Konu
İlgili: Çevre ve iklim, Yenilenebilir enerji
Anahtar kelimeler
- Sinop
- Nükleer Karşıtı Platform
- Akkuyu
- Nükleersiz Yaşam Şenliği
- enerji verimliliği
- fosil yakıtlar
Özet
Yazar, Sinop'ta düzenlenen Nükleersiz Yaşam Şenliği'nde denizde kaybolan üç genç mühendis adayının anısından yola çıkarak nükleer enerjinin risklerini, enerji tasarrufunun önemini ve yenilenebilir enerji kaynaklarının potansiyelini değerlendiriyor; Akkuyu ve Sinop nükleer santral girişimlerine karşı yürütülen mücadeleyi anlatıyor.
Tam metin
Metin PDF'ten otomatik çıkarılmıştır; tablo, şekil ve formüller eksik ya da hatalı olabilir. Özgün dizgi için PDF'e bakın.
Soner ve Öner Balta kardeşler ile Güneş Korkmaz.... İkisi mü hendis adayı üç genç, ailelerinin ümitleri, ülkenin geleceği, sorumlu üç genç… Artık fiziksel bedenleriyle ara mızda değiller... İsimleriyle, anılarıyla bizlerle yaşayacaklar, Nükleersiz Ya şam Şenliği’ne katılmak için Sinop’a gelip, Akliman’da kamp kuran yüzlerce gençten üçü.
22 Temmuz Cumartesi günü, hava sıcak mı sıcak, önlerinde adeta son suzluğa uzanan, sanki onları davet eden, masmavi bir deniz. Yedi genç serinlemek için denize girmişler. Ama Karadeniz bu, hiç belli olmaz. Akliman’da deniz o gün hırçın mı hırçın. Sinoplular Akliman’ı çok iyi bi lirler, Karadeniz’i ciddiye almak gerek! Ama ya gelenler, etrafta hiç uyarı yok ki, bilmiyorlar. Amaç denize girip serin lemek, gençler kıyıdan çok uzakta da değillermiş, ama art arda gelen güçlü dalgalar gençleri yorup, savunmasız bırakmış, sonra da içine alıvermiş. Her şey bir kaç dakikada oluvermiş. Suya giren yedi gençten dördü kıyıdakilerce kurtarılmış, ama Karadeniz Soner, Öner ve Güneş’i bir anda alıp, uzaklara götürüvermiş. Konuşmacı olarak katılacağım bir panel için bir gün önce gittiğim Sinop’ta cumartesi öğlene doğru uğradığım Nükleer Kar şıtı Platform çalışmalarının yapıldığı ofiste bu haberle karşılaştım. Haberi duyup Akliman’a koştuğumuzda on larca kişi kıyıya paralel, uzun bir insan zinciri oluşturmuşlar, gözlerini ufuklara dikmiş, dalgaların arasında onlara ait
bir işaret görmek umuduyla denize bakınıp duruyorlardı. Ama ne yazık ki arkadaşlarının hazırladığı pankart ta yazdıkları gibi, “Üç karanfil verdik sana, Her biri engin bir deniz”, onlar artık engin deniz olmuşlardı...
Aradan geçen saatler nedeniyle artık gençleri sağ bulmak ümidi yok olmuş, onları Karadeniz’den istemek dışında yapılacak bir şey kalmamıştı. Gözlerimden akan yaşlarla, sahilde
durup, ufuklara bakarak Karadeniz’e seslendim, "Karadeniz gençlerimizi ver!!!!! ver!!!!!" diyerek, ama ne yazık ki onlara ulaşmak günler aldı.
O gün ölümle yaşam arasındaki çizgi nin inceliğine hep birlikte tanık olduk. Ben de bir anneyim, bir oğlum var, aman tanrım!!! Bu gençlerin ailelerine nasıl haber verilecek, gençlerin aileleri, arkadaşları, onları sevenler ne yapa caklar diye düşünmeye başladık. Ateş
düştüğü yeri yakar. Sönen üç yaşamla sönecek evler, umutlar. Geride kalan lar için inanılmaz büyük bir acı, artık o evlerde hayat hiçbir zaman eskisi gibi olmayacak.
Oysa düzenlenen etkinlik ne kadar emekle hazırlanmıştı. Kimbilir etkin liğin programının hazırlanmasından, yaygın duyurulmasına, etkinliklerin hayata geçirilmesine kadar yapılan ne çok iş vardı. Çok sayıda konuşma cı davet edilmiş, paneller, konserler, sergiler düzenlenmiş. Davetlilerin yol culukları, konaklamaları, yemekleri, konserler için platform, ses düzene ği... Daha onlarca iş, yüzlerce detay... Şehir baştan başa yazı ve pankartlarla donanmış. Üstelik de tüm bunları bir avuç insanın yapması ne büyük çaba ve emek. Sinoplular kadını, erkeği, genci, yaşlısı, emeklisi, çalışanı, esnafı, ev kadınlarıyla el ele vererek, şehirlerine, denizlerine, doğalarına sahip çıkmak, kendilerine desteğe gelen konukları ağırlamak için adeta seferber olmuşlar. 53 sivil toplum ku ruluşu ve meslek odasının oluşturduğu “Nükleer Karşıtı Platform”, 29 Nisan’da “Sinop’ta Nükleer Santrale Hayır Mitingi” düzenlemiş ve ülkenin her köşesinden binlerce kişi Sinop’a ak mıştı. Mitingde taşınan pankartlardan birinde “Nükleere İnat, Yaşasın Hayat”
yazıyordu. Oysa üç genç "Sinop’ta yaşam sürmeli" demek için gelip, ha yatlarından oldular. O gece Sinop’ta konser vermek üzere üç müzik grubu davet edilmişti. Tabii yapılan toplantıda değişik fikirler ortaya atılıyor, konserle ri iptal etmek fikri ağır basıyordu. Ben “Gelen müzik gruplarıyla tek tek ko nuşalım ve bu konserleri Karadeniz'in bizlerden aldığı gençlere adıyacağımız bir etkinliğe çevirelim” önerisinde bu lundum. Konserin başında yitirdiğimiz gençler için mumlar yaktık, arkadaşları hazırladıkları pankartlarla alana geldi ler, alana gelenlere olayı anlattım ve yapabilirsek hep bir ağızdan ya da hep bir gönülden gençlerimizi vermesi için Karadeniz’e çağrı yapmamızı önerdim. Karadeniz’e bir kez daha çocuklarımızı ver diye seslendim. Sonra bu gençleri düşünerek ve Sinop’u arkamda bıra karak Ankara’ya döndüm.
Daha sonra bir dostumuzun kız kar deşinin nişanı için uğradığım Yüzüncüyıl’daki bir çiçekçide bu gençlerin gazete kupüründen kesilmiş resimle rinin asılı olduğunu görüp çiçekçiye bu gençleri tanıyıp tanımadığını sor duğumda, “Soner ve Öner bizim kom şumuz balıkçının çocuklarıydı” diye yanıtladı. Bu benim yaşadığım ikinci şok oldu. Meğer kaybettiğimiz Soner lisede okurken, okul çıkışı babasına
yardım için tezgaha geçip çok büyük keyifle balık tartan, ayıklayan, onlarla ilgili pişirme önerileri veren Soner’miş, Gözümün önüne sevimli Soner, yanın da daha sessiz duran kardeşi Öner ve onlarla gurur duyarak izleyen babaları geldi. “Sonerciğim sen bu işi çok iyi ya pıyorsun, ilerde iyi bir balıkçı lokantası açmalısın” dediğimde, babaları “Onun dersleri çok iyi, O okuyacak” diye ya nıtlardı. Soner’in üniversite çağına gelmesiyle aile iş değişikliği yaparak, oradan ayrıldı. Sonra da onlardan hiç haber almamıştık. O gün ben tanıdığım gençleri kaybetmenin acısını yeniden yaşadım. Bu satırları yazarken de acım tazeleniyor, ama hayat sürüyor. Nük leer santral kurma girişimleri de hızını kesmeden devam ediyor.
Tüm canlıların yaşamlarını sürdüre bilmeleri için hava, su ve besinlere gereksinimleri vardır. İnsanlar günlük yaşamlarını sürdürmek için gerekli enerjiyi tükettikleri besinlerden karşılarlar. Günümüzde planlanan herhangi bir etkinliğin, yatırımın veya teknolojinin canlıların yaşamını tehdit etmeden, hava, su, deniz, toprak ve çevreyi kirletmeden, doğayı tahrip etmeden uygulanabilir olması şarttır. Bireyler olarak bu konuda yapabile ceğimiz o kadar çok şey var ki! Gün lük yaşantımızda ulaşımda, ısınmada, aydınlanmada ve hemen her alanda kullandığımız enerjiyi azaltacak tasar ruf önlemlerini almazsak, enerjiyi etkin ve verimli kullanmazsak bizler de iş lenecek çevre katliamına ve oluşacak suça ortak oluruz. Bir yandan enerjiyi düşünmeden, hoyratça tüketirken, diğer yandan “nükleer santral iste miyoruz” demek hiç inandırıcı değil. Doğadaki pek çok enerji kaynağının temelini güneş oluşturur. Bitkiler güneş enerjisini fotosentez yoluyla kullanırlar. Her bitki adeta birer güneş enerjisi santrali gibi işlev görür. Hayvan ve insanların güneş enerjisinden doğru dan yararlanma becerileri yoktur. Hay vanların bir kısmı bitkilerle yetinirken, insanlar bitki ve hayvanları tüketerek yaşamlarını sürdürürler. Güneşten ısı ve elektrik enerjisi üretiminde yararlanıldığı gibi, güneş, rüzgar, biyokütle enerjisi ve benzeri pek çok “YenilebilirTükenmez-Temiz Enerji Kaynakları”nın oluşumunda en temel etkendir. Ülke miz konumu itibarıyla güneş enerjisi ve türevleri bakımından oldukça şanslı bir coğrafyada bulunmaktadır. Ülkemizden çok daha az güneş ener jisinin ulaştığı ülkeler bile giderek daha çok oranda güneş enerjisinden daha fazla yararlanabilecekleri teknolojileri geliştirip uygulamaya koymaktadırlar. Bu uygulamalar bir yandan o ülkeleri enerji bakımından bağımsız kılarken, diğer yandan da fosil yakıtların kulla nımıyla ciddi boyutlara ulaşan iklim değişikliğinin etkilerinin azaltılmasında ve sonuçlarının iyileştirilmesinde etkili olmaktadır.
Türkiye başta araçlarda ve ısınma amaçlı kullanılan enerji kaynakları bakımından dışa bağımlıdır. Ülkede her geçen yıl araç sayısı artırılarak, bu bağımlılık pekiştirilmekte ve kulla nılan fosil yakıtlarla iklim değişikliğine katkıda bulunulmaktadır. Günümüzde giysilerimizden, kullandığımız pek çok ürüne kadar kullanılan polimerlerin te meli petrol türevleridir. Sürdürülebilirlik kendi gereksinimlerimizi karşılarken, gelecek nesillerin kaynaklarını tüket memeyi esas almaktadır. Dünyada petrol kaynakları üretim ve tüketimi en yüksek noktaya ulaşmıştır. Bun dan sonra petrol üretiminde iniş kaçınılmazdır. Maalesef bu iniş yolu dikenlerle kaplıdır. Batı’daki kaynak lara göre Irak’ta sürdürülen savaş sonucunda bölgede yaşayan 600-700 bin sivil öldürülmüş, 1.5 milyon Iraklı göçe zorlanmış, Bağdat’taki müze nin yağmalanması sonucu sadece Irak’ın değil, insanlığın ortak kültür mirası yağmalanarak yok edilmiştir. Petrol kaynaklarının azalmasıyla bu tür savaşlar artacak, çok fazla sa yıda masum insan öldürülecek ve göçe zorlanacaktır. Ülkemiz, petrol çıkartılan ülkelere yakınlığı nedeniyle bu savaşlardan en ciddi etkilenecek ülke olmaya adaydır. İnsanlık uygar lığının sürdürülmesi için fosil yakıtlar ve benzeri kirli enerji kaynakları yerine
yenilenebilir, temiz enerji kaynaklarının kullanımına geçilmesi gereklidir. Ama bunlardan daha da önce ve önemlisi hepimizin kolayca yapabileceği enerji tasarrufu ve verimliliğinin yaşama geçirilmesidir.
Nükleer Enerji, elektrik enerjisi üreti minde kullanılan kaynaklardan birisidir. Kurulması, işletilmesi oldukça pahalı dır. Ülkede elektrik enerjisinde yüksek oranda kayıp ve kaçağa karşın planla nan santrallerin katkısı çok az olacaktır. Art arda oluşan kazalarla görüldüğü gibi kaza riski yüksektir. Oluşan atık lara nihai bir çözüm üretilememiştir. Pek çok gelişmiş ülke uzun yıllardan beri yeni nükleer satraller yapmazken, çok fazla sayıda santral planından da
vazgeçilmiştir. Ülkemizde belli dönem lerde “elektrik enerjisinin yetmediği, enerji dar boğazına girileceği, yakın bir tarihte nükleer santral(ler) kurulmazsa ülkenin karanlıkta kalacağı” ve benze ri söylemler zaman zaman gündeme gelmektedir. Çok sayıda yedekleme sistemleriyle donatılmış Cumhurbaş kanlığı Köşkü’nde bile basın men suplarının da bulunduğu bir toplantı sırasında elektrik kesintisi yaşatılmıştır. Kesintilerin pek çoğu mevcut santral lerin bakımları ve eleman eksikliği gibi nedenlerden kaynaklanmaktadır. Amaç halkta korku ve endişe yarata rak nükleer enerjiye kamuoyu deste ğini artırmaktır. 1990’larda Akkuyu’da
yapılması gündeme getirilen nükleer santral girişimi ilk girişim değildi, son girişim de olmamıştır. Hükümet nükleer santral yapma isteğini bu kez ilki Sinop’ta olmak üzere üç tane yapmak üzere dile getirmekte ve bu yönde girişimlerde bulunmaktadır. Daha önceki dönemlerde yer lisansı alınmış olması nedeniyle, Büyükeceli Köyü yakınlarında Akkuyu Nükleer Santrali kurulması gündeme getirilmiş, hatta ihale aşamasına gelinmişti. Büyükeceli, Gülnar, Silifke ve Mersin’de ya şayanlar, konuya duyarlı vatandaşlar, meslek odaları, basın mensupları, sivil toplum kuruluşları, bilim insanları ve öğrencilerden oluşan “Nükleer Karşıtı Platform” zaman zaman Büyükeceli ve Mersin’de, zaman zaman da Ankara, İstanbul gibi şehirlerde, bakanlıklar ve TBMM düzeyinde, basında etkili olmaya çalıştılar. Bir yandan bu çaba lar ve öte yandan santral yapımı için gereken ekonomik desteğin sağlana maması, garantilerin verilememesi ve benzeri çok sayıda neden Akkuyu’ya nükleer santral kurma projesinin rafa kaldırılmasında etkili oldu. Aradan ge çen onca zamana karşın yapılmayan nükleer santrale rağmen ülke karan lıkta kalmadı. O dönemde çok fazla sayıda vatandaş, aydınlar, oldukça sık Büyükeceli Köyü ve civarındaki kasa balara, Mersin’e gitti. Ben de o zaman gerek Ankara’da, gerekse Büyükeceli
ve Mersin’de çok sayıda toplantılara katılarak, vatandaşları bu konuda ay dınlatmak için çabalar koydum, zaman zaman gazetecilerle konuşup, yazılar yazarak bilgiler verdim. Bunu ülkem için, dünya için, çevre ve doğa için yapmalıydım.
İnternetin yaygın kullanılmadığı, cep telefonunun olmadığı o dönemde iletişim ya yüz yüze konuşarak ya da telefonla yapılıyordu. Ama insanlar düzenlenen etkinliklere büyük istek ve hevesle, zaman zaman özverili ve yaratıcı bir şekilde katılıyorlardı. Bu etkinliklerde hem bölgedeki insan larla hem de katılımcılar arasında çok fazla sayıda dostluklar, arkadaşlıklar kuruldu. O dönemde bölgeye ula şımda, bölgedeki etkinliklerin düzen lenmesinde şimdi de olduğu gibi en başta TMMOB, Elektik Mühendisleri Odası Merkez ve şubelerinin ve diğer STK’ların çok büyük katkı ve emekleri geçmiştir. Bu kurum ve kuruluşlar her zaman olgun ve ağırbaşlı hareket etmişlerdir. Mesleğim nedeniyle üyesi olamadığım bu kuruluşlarla birlikle çalıştığım dönemlerde oralarda da bir avuç insanın yoğun, özverili çabalarına tanık olmaktayım.
Şüphesiz Sinop’ta olanlara hepimiz çok üzüldük, şoka girdik ve belki de bazılarımız bu şoktan çıkamadılar bile. Olayın ardından bazı suçlamalar,
kırgınlıkları takiben derin bir sessizlik hüküm sürmekte. Ama her fırsatta söylediğim gibi insan, doğa ve çevre için oluşturulan birlikteliklerde bir koro, bir orkestra gibi olabilmeliyiz. Nasıl ki bir orkestrada çok fazla sayıda değişik müzik aleti vardır, nasıl ki bir koroda çok değişik renklerde sesler vardır, ama sonuçta dinleyenlere keyif ve ren hoş bir müzik ortaya çıkar, hem katkı koyanlara hem dinleyenlere haz verir, onları mutlu eder. Günümüzde internet bir anda yüzlerce, binlerce insana ulaşmak için iyi bir araç olabilir, ama zaman zaman amacını aşarak olumsuz enerjilerin binlerce insana yayılmasına araç olmaktadır. Doğa ve çevrenin parçası olan bizler her şeyden önce birbirimizi sevmeli, birbirimize hoşgörülü davranmalıyız. Bir sorun olduğunda hemen bilgisa yarın başına oturup öfkemizi dökmek, bunu yüzlerce insana yaymak yerine, ulaşabiliyorsak sorunumuz olan kişi lerle yüz yüze, olamıyorsa telefonla, ama illa bilgisayarda ulaşabiliyorsak da yazdıklarımızı binlerce kişiye değil, doğrudan sorunumuz olan kişiye aktarmalıyız. Herşeyden önemlisi de yazdıklarımızı yollamadan önce müm künse yazdıktan bir süre sonra, kızgın lığımız geçtiğinde, mutlaka okuyarak yollamalıyız. Bunu sevgili Soner, Öner ve Güneş için yapmalıyız. Nur içinde yatsınlar.
<