Elektrik Mühendisliği · Sayı 429 · Kasım 2006

EMO'DAN DAĞITIM ÖZELLEŞTİRMELERİNE DAVA

Enerji politikası, piyasa ve özelleştirme Haber ve etkinlik

Yıl
2006
Sayfa
4
Okuma süresi
11 dk
Görüntülenme
0

Konu

Enerji politikası, piyasa ve özelleştirme

İlgili: Mevzuat ve hukuk, İletim ve dağıtım şebekeleri

Anahtar kelimeler

  • özelleştirme
  • dağıtım şirketleri
  • Danıştay
  • EPDK
  • kayıp-kaçak
  • 4628 sayılı Kanun

Özet

EMO, Başkent, Sakarya ve AYEDAŞ elektrik dağıtım şirketlerinin özelleştirilmesine ilişkin ihale ilanının iptali ve yürütmesinin durdurulması için Danıştay'a dava açtı; dilekçede kamu yararına ve Anayasa'ya aykırılık, tekelleşme ve yabancılaşma tehlikeleri gerekçe gösterildi.

Tam metin

Metin PDF'ten otomatik çıkarılmıştır; tablo, şekil ve formüller eksik ya da hatalı olabilir. Özgün dizgi için PDF'e bakın.

Dilekçede, kamu yararına ve Anayasa’ya aykırılık gündeme getirildi…

Elektrik Mühendisleri Odası, Özelleştirme İdaresi’nin Başkent Elektrik Dağıtım A.Ş,(BAŞKENT), Sakarya Elektrik Dağıtım A.Ş (SEDAŞ) ve İstanbul Anadolu Yakası Elektrik Dağıtım A.Ş’nin (AYEDAŞ) özelleştirilmesi için yayınladığı ihale ilanı ve bu ilanın dayanağı olan idari kararın iptali ve yürütmesinin durdurulması istemiyle 10 Ekim 2006 tarihinde Danıştay Başkanlığı’na başvurdu.

Dava dilekçesinde, özelleştirilecek 3 bölgenin görece kayıp-kaçak oranı düşük olan bölgeler olması nedeniyle kamu zararının artacağı, bir kamu hizmetinin özelleştiriliyor olması zorunlu olan imtiyaz sözleşmesinin yapılmadığı, şirketlere vatandaşlar üzerinden gelir garanti edilmesinin ve yatırımlar ile işletme hakkı devir bedelinin tarifelere yansıtılacak olmasının kamu yararına aykırı olduğu anlatıldı. Yatay ve dikey tekelleşme uyarısı yapılan dilekçede, yabancılara satışın organize edildiği belirtildi. Dilekçede, 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu’nda 5398 ve 5496 sayılı iki yasayla yapılan değişiklerden bazılarının da Anayasa’ya aykırılığı iddia edildi. Tekelleşme ve yabancılaşma açısından dikkat çekilen bu düzenlemeler, Anayasa’ya aykırılık iddiasının Danıştay tarafından ciddi bulunması durumunda Anayasa Mahkemesi’nce görüşülecek.

ALENİYET İLKESİ İHLAL EDİLDİ

Dava dilekçesinde, ihale ilanında “pek çok aydınlatıcı bilgiye” yer verilmediğine dikkat çekilerek, “Dava konusu

“Öncelikle kayıp-kaçak oranlarının düşük olduğu bölgelerin özelleştirilmesi, zaten mali olarak zor durumda olan TEDAŞ’ın zararının artmasına neden olacaktır. Elektrik dağıtım hizmetinin özelleştirilmesinin yaratacağı olası sıkıntıların ülke ekonomisi üzerindeki etkisi çok daha ağır olabilecektir.”

ihale işleminde, büyük bir titizlikle gizlilik kuralları getirilmiş olup, Kanun’un 2. maddesindeki aleniyet ilkesi ihlal edilmektedir” denildi. İhale ilanının ardından yayınlanan ek duyuruyla yeni bilgiler ve düzeltmelere yer verildiği anımsatılan dilekçede, internet sitesinden böyle bir düzeltmenin yapılmasının açık bir hukuka aykırılık oluşturduğu kaydedildi.

KAMU ZARARI ARTACAK

EMO, özelleştirilecek olan 3 bölgenin kayıp-kaçak oranlarının TEDAŞ verilerine göre Türkiye ortalaması olarak açıklanan yüzde 17.8’den çok daha düşük olduğu vurgulayarak, kayıp-kaçak oranlarının BAŞKENT’te yüzde 11.1, AYEDAŞ’da yüzde 10.4, SEDAŞ’ta yüzde 12.3 olduğunu kaydetti. Bu bilgilerin ardından, dava dilekçesinde EMO şu değerlendirmeyi yaptı:

“Özelleştirmenin en önemli hedefi olarak sunulan, kayıp-kaçak oranlarının düşürülerek, hizmet kalitesinin yükseltilmesi, gerçekleştirilmek istenen özelleştirme işleminde göz önünde bulundurulmamıştır. Öncelikle kayıp-kaçak oranlarının düşük olduğu bölgelerin özelleştirilmesi, zaten mali olarak zor durumda olan TEDAŞ’ın zararının artmasına neden olacaktır. Diğer yandan, dava konusu ihale ilanıyla özelleştirilmek istenen 3 bölge, kayıp-kaçak oranının düşüklüğü dışında, elektrik tüketimi açısından da sanayi abonelerinin yoğun olduğu bölgelerdir. Bu durumda dava konusu özelleştirme işlemiyle, kamunun gelirlerinde ciddi bir azalma meydana geleceği gibi, elektrik dağıtım hizmetinin özelleştirilmesinin yaratacağı olası sıkıntıların ülke ekonomisi üzerindeki etkisi çok daha ağır olabilecektir.”

YATIRIM BEDELİ TÜKETİCİDEN TAHSİL EDİLECEK

Özelleştirme sonrası dağıtım şebekelerine yapılacak yatırımların bedelinin şimdiden tarifelere yansıtıldığı belirtilen EMO’nun dava dilekçesinde, “Yatırım finansmanının tarifeler yoluyla tüketicilerden karşılanacağı açık olduğuna göre, dağıtım hizmetinin özel sektöre bırakılmasıyla hangi yük devletin sırtından kaldırılmaktadır?” diye sorulurken, bu açıdan yapılan özelleştirme işleminin amaç yönünden hukuka ve kamu yararına aykırılık oluşturduğu vurgulandı.

76 elektrik mühendisliği

VATANDAŞ ÜZERİNDEN ŞİRKETLERE ALIM GARANTİSİ

Dilekçede, şirketlere ayrıcalıklı düzenlemeler yapılarak tarife yoluyla tüketicilere yansıtılacak olan bedeller de özetle şöyle sıralandı:

“Daha şimdiden özelleştirmeler nedeniyle önümüzdeki dönemin elektrik tarifelerinde işletme hakkı devir bedeli eklenmesi nedeniyle artış söz konusudur. Elektrik üretimi alanında devletin alım garantili yap-işlet-devret ve yap-işlet sözleşmelerine, bu kez dağıtım alanında ‘vatandaşın alım garantisi’ eklenmektedir. Enerji kullanıcıları, şirketin gelir tavanını garanti edecek miktarda elektrik tüketecek, tüketmemesi halinde, bir sonraki yıl bu tüketmediği enerji üzerinden garanti edilen gelir tavanını ödeyecektir. Bu durum, ekonomideki bir kriz nedeniyle olası tüketim azalmasına karşı şirketleri koruduğu gibi 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu ile öngörülen serbestleşme hedefine de tamamen aykırılık oluşturmaktadır. Geçiş dönemi gelir tavanlarına, Enerji Piyasası Endeksi bazında enflasyon düzeltmesi de yapılacaktır. Kayıp-kaçak oranlarında öngörülen ve onaylanan hedeflerden daha fazla düşüş sağlanması durumunda ise şirketler tarife sisteminde yer almayan fazladan kara sahip olacaklardır. Dağıtım şirketlerinin, elektrik üreticilerinin fiyatlara zam yapmaları durumunda bu zammı doğrudan dağıtım ve perakende satış fiyatları aracılığıyla tüketicilere yansıtmaları kurala bağlanmaktadır. Ancak aynı şirketler öngörülenden daha ucuza elektrik satın alma olanağı elde ettikleri zaman sağlayacakları fazladan karı da yine tarifeleri düşürmek yoluyla tüketicilerle paylaşmayacaklardır. Dağıtım şebekesine ilk bağlantı kurulumu ücreti ve kesinti veya

yeniden bağlanma gerektiğinde alınan kesme/bağlama bedeli gibi gelirler, tarifelerle elde edilecek gelirlerin dışında, şirketler için ayrı bir kar unsuru oluşturmaktadır.”

Dilekçede şu iddialara da yer verildi: “Mevcut elektrik enerjisi mevzuatı ve özelleştirme uygulamalarının, ancak şirketlerin para tahsilatında bir hızlanma yaratacağı, yatırımların ise gerektiği ölçüde yapılmayacağını göstermektedir. Daha önce AKTAŞ örneğinde yaşandığı gibi, çeşitli muhasebe ve fatura oyunları ile özellikle kaçak elektrik miktarının yüzde 0 düzeyine kadar indirilmesi ve bu alanda başarı sağlandığının ileri sürülebilmesi olanakları tercih edilebilecektir.”

İMTİYAZ SÖZLEŞMESİ YOK

EMO, EPDK’nın dağıtım hizmetini verecek şirketlere lisans veriyor olmasının bir kamu hizmeti olan elektrik dağıtım hizmetinin özel kişilere devri noktasında imtiyaz sözleşmesi imzalanması zorunluluğunu ortadan kaldırmadığının altını çizdi. Dava dilekçesinde, imtiyaz sözleşmesi imzalanmamış olmasının Anayasa Mahkemesi ve Danıştay’ın yaptığı kamu hizmeti, imtiyaz sözleşmesi tanımlarına da

aykırılık oluşturduğu kaydedilirken, şöyle denildi:

“Temel kamu hizmetlerinden olan elektrik dağıtım faaliyetlerinin, imtiyaz sözleşmesi yapılmaksızın özel kişilere devredilmesi, Anayasa’nın 155. maddesinde belirtilen Danıştay’ın düşüncesini bildirme görevini engelleyeceğinden, Anayasa’ya ve kamu yararına aykırılık teşkil edecektir.”

YABANCILARA SATIŞ ORGANİZE EDİLİYOR

“Esasen dava konusu özelleştirme işlemi, yabancılara ilişkin mevzuata atıfta bulunurken, Anayasa ve yasalarla getirilen kısıtlamalara uygun hareket edildiği izlenimi vermeye çalışmakta, ancak işlemin içeriği ile bu durumun tam aksine, dağıtım alanının yabancılara satışını organize etmektedir” saptaması yapıldı. Rekabet Kurulu’nun görüşüne de vurgu yapılarak, yabancılara yönelik kısıtlamaların her bir dağıtım bölgesi için ayrı ayrı gözetilmesi gerektiği, her bir dağıtım bölgesinin ayrı tekel oluşturduğu anlatılan dilekçede, şöyle denildi:

“Gerek ihale ilanında yabancıların kontrolüne yönelik kurallara yer verilmemiş olması, gerekse ihale dokümanlarında var olan ön yeterlilik

elektrik mühendisliği 77

koşullarının yerli şirketlerce sağlanamayacak düzeyde belirlenmesi, Anayasa’ya ve 4628 sayılı Kanun’un 14. maddesinin son fıkrasına açıkça aykırılık taşımaktadır.”

DİKEY VE YATAY TEKELLEŞME UYARISI

EMO’nun dava dilekçesinde, elektrik alanında dikey, yatay tekelleşme tehlikesinin altı çizildi. Elektrik Piyasası Kanunu’nda 5398 sayılı yasa ile yapılan değişiklikle elektrik dağıtım şirketlerinin, hiçbir sınırlama olmaksızın elektrik üretim şirketi kurmalarına olanak tanıyan düzenlemenin dikey bütünleşmeye yol açacağı uyarısı yapıldı. “Bu düzenleme, dağıtım şirketlerinin sınırsız bir şekilde üretim şirketi sahibi olmasına izin vermesi ve dağıttığı enerjinin tümünü kendi üretim şirketlerinden sağlama olanağı getirmesi nedeniyle, dikey bütünleşme yoluyla tekelleşmeye yol açacaktır” denilen dilekçede, bir dağıtım bölgesi lisansını elinde bulunduran bir şirketin başka dağıtım bölgelerinin lisanslarını alması önünde de engel bulunmadığına dikkat çekildi. Ayrıca rekabet gerekçesiyle 5 parçalı yapı oluşturulduğu, yalnızca üretim ve dağıtım alanında bütünleşmenin değil, perakende satış şirketlerinin de ayrı olması gerekliliği açısından da zafiyet bulunduğu belirtildi.

Dilekçede, tekelleşmeye yönelik olarak şu değerlendirmeler yer aldı:

“İhaleler sonucunda ya da daha sonra hisse devirleriyle, bütün dağıtım bölgelerinin aynı kişilerin elinde toplanması olanağı bulunmaktadır. Düzenleme, bu yönüyle de yatay bütünleşme yoluyla tekelleşmeye açık tutulmuştur. Elektrik Piyasası Kanunu, bütün ülkedeki dağıtım şirketlerinin tek bir elde toplanması ve bu tüzel kişinin ülke düzeyinde satacağı elektriğin tümünü kendisinin üretmesini engelleyecek hiçbir kural öngörmemektedir. Elektrik üretimi ve dağıtımı gibi stratejik bir kamu hizmeti alanında

yapılacak özelleştirme ve serbestleştirmeye yönelik düzenlemelerde, yatay ve dikey bütünleşmeyi önleyici kuralların getirilmesi ve böylece tekelleşmenin önlenmesi gerekir. Aksi halde, doğası gereği tekel oluşturan elektrik enerjisi alanında, tüm alanı kapsayan özel tekelleşmenin yaşanması kaçınılmazdır. Nitekim özelleştirmelerini büyük oranda gerçekleştirmiş pek çok Avrupa ülkesinde tekelleşmeler yaşanmaktadır ve bu ülkeler tekelleşmelere karşı önlem arayışı içerisine girmişlerdir. Bu alanda yaşanan tekelleşme, yalnızca ülke içerisinde etkisini göstermemekte, büyük enerji şirketleri birden fazla ülkenin enerji üretim ve dağıtım hizmetlerini bünyelerine toplamaktadırlar. Bu şirketlerin ülkemizin dağıtım özelleştirmelerine ilgi duyduğu da bilinen bir gerçektir. Perakende satış hizmetlerinin ayrı şirketler eliyle yürütülmesi öngörülmüşken, bu hizmetleri lisans almak koşuluyla dağıtım şirketlerinin de üstlenebileceği düzenlemesine yer verilmiştir. Böylece dikey entegrasyonun bir diğer parçası da tamamlanmış bulunmaktadır. Nitekim, mevcut özelleştirme stratejisinde, perakende satış şirketlerinin ayrı özelleştirilmesinden vazgeçilmiş, dağıtım şirketlerine aynı zamanda bu görev de verilmiştir.”

Tekelleşmeye yol açacak bu düzenlemelerin Anayasa’nın tekelleşme ve kartelleşmenin önlenmesinin yer aldığı “Piyasaların Denetimi ve Dış Ticaretin Düzenlenmesi” başlıklı 167. maddesine ve “Tüketicilerin Korunması” başlıklı 172. maddesine de aykırılık oluşturduğu kaydedildi.

Dilekçede, 5496 sayılı kanunla 4628 sayılı yasada yapılan değişikliklerden elektrik piyasasında faaliyet gösteren şirketlerin hisselerinin tamamının nama yazılı olma koşulunun, borsada işlem gören hisseler için kaldırılmasına yönelik olarak da Anayasa’ya aykırılık iddiasında bulunuldu. Bu konu dilekçede şöyle dile getirildi:

“Enerji alanında tekelleşmenin yaşanmaması için, faaliyet gösteren şirketlerin ve bu şirketlerin pay sahiplerinin izlenmesi gerekir. Alana girişlerde ve tüm el değiştirmelerde bildirim yapılmalı ve izin alınmalıdır. Ancak bu şekilde tekelleşmenin önüne geçecek önlemlerin alınması söz konusu olabilir. Dolayısıyla Kanun’un önceki halinde olduğu gibi faaliyet gösterecek şirketlerin hisselerinin nama yazılı olması zorunluluğu doğmaktadır. 4628 sayılı yasanın 2’inci maddesinin eski halinde bulunan anonim şirketlerin hisselerinin nama yazılı olması kuralı, dolaylı yoldan piyasa üzerinde kontrol oluşturulmasına engel olma amacını taşımaktadır. Değişiklik sonrasındaki düzenlemeyle, borsada işlem gören şirketlere ait hisselerin kimin elinde olduğu bilinemeyecek ve bu hisselerin piyasada faaliyet gösteren şirket ve gruplarca toplanarak bir tekelleşmenin ortaya çıkması olanağını doğuracaktır. Borsada işlem gören şirketlere ait hisselerin elektrik piyasasında faaliyet gösteren yabancı şirketlerce toplanması durumunda, yabancıların sektörel bazda kontrol oluşturabilmeleri olanağı doğabilecektir. Nitekim bu düzenlemenin temel amacının yabancıların ihalelere katılabilmelerini sağlamak olduğu ifade edilmekte ve hatta dağıtım ihalelerine yönelik hazırlanan şartname ile yerli firmaları dışarıda bırakacak kriterler öngörülmektedir. Kanunda tekelleşmeyi engelleyici hükümlerin kaldırılmış olması da düşünüldüğünde, ülkemiz elektrik piyasasının tamamıyla yabancı özel tekellerin eline geçmesi ihtimali bulunmaktadır. Bir yandan, hisseleri borsada işlem gören şirketlerin ihaleye katılmaları söz konusu olabilecekken, diğer yandan, dava konusu ihale işleminin tamamlanmasından sonra satılan dağıtım şirketlerinin hisseleri borsada halka arz edilebilecektir.”

78 elektrik mühendisliği

NİMET ŞİRKETLERE KÜLFET HALKA

Elektrik Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Başkanı Kemal Ulusaler, Yönetim Kurulu Yazmanı Cengiz Göltaş ve Yönetim Kurulu Üyesi İbrahim Aksöz’ün de katıldığı basın toplantısıyla 3 dağıtım bölgesinin özelleştirilmesine karşı açılan dava hakkında kamuoyunu bilgilendirdi.

Elektrik Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Başkanı Kemal Ulusaler’in 10 Ekim 2006 tarihinde yapılan basın toplantısı konuşma metni aşağıdadır:

"Bildiğiniz gibi elektrik dağıtım hizmetinin özelleştirilmesine yönelik süreç başlatılmış, ön yeterlilik başvuruları alınmış ve 83 şirket ön yeterlilik için başvurmuştur. Dağıtım özelleştirmeleri, elektrik üretim alanında yapılan özelleştirmelerle yaratılan kaos ortamının daha da derinleşmesine neden olacaktır. Elektrik dağıtım hizmetinin özelleştirilmesi kamu yararına, Anayasa’ya ve yasalara aykırılıklar taşımaktadır. Bu nedenle Elektrik Mühendisleri Odası olarak bugün Danıştay’a 3 dağıtım bölgesinin özelleştirilmesine yönelik ihale ilanının iptali ve yürütmesinin durdurulması istemiyle dava açmış bulunuyoruz. Dava dilekçemizle yargıya taşıdığımız hukuka aykırılık nedenlerini özetlemeden önce, elektrik dağıtım hizmetinin özelleştirilmesini sorgulamak gerekmektedir.

Elimde, dağıtım özelleştirmesine yönelik olarak bir kitap boyutunda yayınlanmış olmasına karşın, getirilen tanımlamalar ve formüllerle anlaşılması bir o derece güç olan kurul kararları ve ekleri bulunmaktadır. Şeffaflık adı altında Resmi Gazete’de yayınlanan bu dokümanlar ne sizlerin ne de bu alanda uzman kişilerin çözemeyeceği formülleri barındırmakta, böylece şeffaflık değil, açıkçası bilgi kirliliği yaratılmaktadır. Elektrik Mühendisleri Odası olarak dağıtım sisteminin özelleştirilmesine yönelik olarak yaratılmak istenen yeni yapıyı oturup inceledik. Gördük ki, getirilen sistem bütünüyle şirketlerin karlarını garanti etmek, bunun külfetini de tarifeler yoluyla halka yıkmaktan ibarettir. Şimdi bunları ayrıntılarıyla ortaya koymak isteriz.

Öncelikle elektrik dağıtım sisteminin neden özelleştirilmek istendiğine bakalım. Özelleştirme İdaresi’nin LAZARD adlı bir danışman firmaya hazırlattığı ‘Türkiye Elektrik Dağıtım Sektörü Özelleştirmesi’ başlıklı bilgi dokümanında şöyle denilmektedir:

‘Özelleştirmenin öncelikli amaçlarından biri de dağıtım sistem ve şebekesi üzerinde gerçekleştirilmesi gereken yatırımların özel sektör tarafından karşılanması ve bu sayede devlet bütçesi üzerindeki yükün azaltılmasıdır.’

Getirilen yeni ‘tarife metodolojisi’ ile dağıtım hatları için yapılacak yatırımların maliyetinin faturalar yoluyla tüketiciden tahsil edilmesi öngörülmektedir. Yani gerekli altyapı yatırımları yapılsın diye vergisi veren yurttaş, kullandığı elektrik ücreti içinde bu yatırımları ikinci kez şirketler için finanse edecektir. Bu durumda finansmanın tüketicilerden karşılanacağı açık olduğuna göre, dağıtım hizmetinin özel sektöre bırakılması yoluyla hangi yük devletin sırtından kaldırılmaktadır?

Tüketicilere çok farklı fiyat uygulamasının önüne geçileceği savıyla 5 yıllık dönem için uygulamaya konulan fiyat eşitleme mekanizması da şirketlerin çıkar aracı haline dönüştürülmüştür. Yaratılan sistemle şirketin işletme giderleri ve yatırım harcamalarını karşılamaya yönelik olarak bir gelir tavanı icat edilmiştir. Ve bu gelir tavanı, dağıtım bölgesinde gerçekleşecek olan tüketim miktarından bağımsız olarak dağıtım şirketine garanti edilecektir. Yani Türkiye’nin başına bela edilen alım-satım garantili yap-işlet-devret sözleşmelerinden sonra bu kez de gelir tavanı garantili dağıtım şirketleri devreye sokulmak istenmektedir. YİD’lerde devlet almadığı elektriğin faturasını ödemek zorunda bırakıldığı gibi bu kez tüketicinin kullanmadığı elektrik üzerinden dağıtım şirketi, bir dahaki dönem tarifeleri yükselterek gelir tavanını tahsil edecektir. Ayrıca garanti edilen bu gelir tavanı için enflasyon düzeltmesi öngörülmüştür. Buna göre de EPDK tarafından yayımlanacak Enerji Piyasası Endeksi ile gelir tavanı her yıl yukarıya çekilecektir. Gelir tavanı garantisiyle ekonomik bir krize karşı elektrik dağıtım şirketlerinin karları koruma altına alınmaktadır. Böylesi bir koruma hangi sektörde bulunmaktadır ve hangi serbestleşme mantığıyla açıklanabilir?

Yine tarife metodolojisine göre gelir tavanıyla, dağıtım şirketleri için belirlenen işletme hakkı devir bedelleri de tarife yoluyla tüketicilerden tahsil edilecektir. Tüm bunlar iddia edildiği gibi tüketici tarifelerinin ucuzlayacağını değil, daha da pahalılaşacağını göstermektedir. Dünyada yapılan özelleştirme uygulamaları da bu sonucu doğrulamaktadır. Özellikle mesken aboneleri ve küçük tüketiciler açısından elektrik fiyatları giderek pahalılaşmaktadır.

Kayıp-kaçak oranlarında öngörülen hedeflerden daha fazla düşüş sağlanması durumunda şirketlere artı kar yazılacaktır. Kayıp-kaçağı azaltmaya yönelik yatırım giderlerini, işletme giderlerini tamamen tüketicinin sırtına bırakan şirketlerin, bu yatırımlar ve işletme giderleri karşılığında elde ettikleri karları halkla paylaşması öngörülmemektedir. Yine dağıtım şirketleri, elektrik üreticilerinin fiyatlara zam yapmaları durumunda bu zammı dağıtım ve perakende satış fiyatları aracılığıyla tüketiciye aynen yansıtacaktır. Ancak daha ucuza elektrik bulduğunda bu karı yine halkla paylaşmak zorunda değillerdir.

Görüldüğü gibi dağıtım özelleştirmeleri, ne amaç olarak kamu yararı gözetmektedir, ne de getirilen tarife modeliyle kamunun çıkarlarını koruyan bir yapıya sahiptir. Elektrik üretiminde olduğu gibi dağıtım alanında da ‘nimet şirketlere, külfet halka’ anlayışının egemen olduğu yeni bir düzen kurulmak istenmektedir.

Kayıp-kaçak sorunu ülkemizde hiçbir dönemde gerçekçi bir biçimde ele alınmamıştır. Kayıp-kaçak sorunun ekonomik ve sosyal boyutları dikkate alınmadan, bu sorunun özelleştirmeler yoluyla şirketlere ihale edilmesi, olsa olsa hukuk devleti yerine mafya düzeninin egemen olmasına yol açacaktır. Siyasi bağlantılarla bugünkü sistemde var olan hatırlı müşteriler, yine siyaset-ticaret ikilisi arasında belirlenmeye devam edecektir. Üstelik bu kez kaçak elektrik kullanımına karşı verdiği mücadelede yaşamını yitiren Hasan Balıkçı gibi kamu görevlileri de ortada olmayacaktır. Hatırlı müşterilerin kayrıldığı, kimsesizlerin ve küçüklerin üzerine gidildiği yeni bir dönem başlayacaktır.

Elektrik Mühendisleri Odası olarak, elektrik alanındaki özelleştirmelerin bir an önce durdurulmasını, yeniden kamulaştırma hareketinin başlatılmasını talep ediyor, halkımıza ‘Enerjine sahip çık, geleceğini karartma’

< çağrısında bulunuyoruz.”

elektrik mühendisliği 79