Elektrik Mühendisliği · Sayı 432 · Aralık 2007
“HÜKÜMET YENİ, ENERJİ POLİTİKALARI AYNI”
Enerji politikası, piyasa ve özelleştirme Haber ve etkinlik
- Yıl
- 2007
- Sayfa
- 7
- Okuma süresi
- 16 dk
- Görüntülenme
- 0
Konu
Enerji politikası, piyasa ve özelleştirme
İlgili: Nükleer enerji, Oda ve TMMOB örgütsel yaşamı
Anahtar kelimeler
- Marmara Enerji Forumu
- TMMOB
- EMO
- 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu
- özelleştirme
- dışa bağımlılık
Özet
İstanbul'da düzenlenen Marmara Enerji Forumu'nda TMMOB ve EMO yöneticileri, yeni hükümetin enerji politikalarının geçmiş dönemin hatalarını tekrarladığını, özelleştirme ve doğalgaza bağımlılığın sürdüğünü eleştirdi; iletim şebekesindeki gerilim düşüklükleri ve dağıtım özelleştirmelerine dikkat çekildi.
Tam metin
Metin PDF'ten otomatik çıkarılmıştır; tablo, şekil ve formüller eksik ya da hatalı olabilir. Özgün dizgi için PDF'e bakın.
Marmara Enerji Forumu, 7-8 Eylül 2007 tarihlerinde İstanbul’da düzenlendi
Marmara Enerji Forumu’nda konuşan Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Soğancı, yeni hükümetin programında yer alan enerji politikalarının, geçmiş dönemde yapılan hatalarının tekrar edileceğini gösterdiğini söyledi. Ulusal enerji kaynaklarının etkin ve verimli kullanımının ülkelerin enerji yönetimleri için hayati önem taşıdığını kaydeden Soğancı, kamusal enerji politikaları ile elektrik üretiminde ithalata dayalı doğalgazın payının yüzde 25’lere düşürülebileceğini belitti. Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) Yönetim Kurulu Başkanı Kemal Ulusaler de, hükümetin yargı kararlarını, çıkardığı yasalar ile by-pass ettiğini belirterek, “Bu hukuksuzluğun sona ermesi için maalesef iyimser değiliz” diye konuştu.
EMO İstanbul, Bursa ve Kocaeli şubeleri tarafından düzenlenen Marmara Enerji Forumu, 7-8 Eylül 2007 tarihlerinde İstanbul’da Yıldız Teknik Üniversitesi Oditoryum’da gerçekleştirildi. Sekretaryası EMO İstanbul Şubesi tarafından yürütülen Marmara Enerji Forumu kapsamında, bildiri sunumlarının yanı sıra “Enerji Sektöründe Dışa Bağımlılık” ve “Küresel Isınma ve Enerji Politikaları” başlıklı 2 panel de gerçekleştirildi.
Marmara Enerji Forumu’nun açılış konuşmalarını EMO İstanbul Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Erol Celepsoy, EMO Yönetim Kurulu Başkanı Kemal Ulusaler ve TMMOB Yönetim
Kurulu Başkanı Mehmet Soğancı tarafından yapıldı.
TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Soğancı, dünya enerji tüketiminin 2005-2030 yılları arasında yüzde 50’den fazla artmasının beklendiğini kaydederek, “Bu artışın sanayileşmiş ülkelerde yüzde 25 civarında olurken, özellikle Asya, Orta ve Güney Amerika olmak üzere, gelişmekte olan ülkelerde iki kat olarak gerçekleşeceği öngörülmektedir” dedi.
Ulusal enerji kaynaklarının etkin ve verimli kullanımının ülkelerin enerji yönetimleri için hayati önem taşıdığını vurgulayan Soğancı, şöyle devam etti:
“Özellikle petrol ve doğalgazın dünyada belirli bölgelerde yoğunlaşmış olması, bu kaynaklar açısından zengin olan bölgelerin ve buralardaki enerji kaynaklarının kontrolünü son derece önemli hale getirmektedir. ABD’nin bu yöndeki girişimlerini askeri güç kullanarak sürdürdüğü günümüzde enerji arz güvenliği, bir dış politika unsuru ve stratejik öneme sahip bir konu haline gelmiştir.”
“Bağımsız Enerji Politikaları Oluşturulmalı”
Avrupa Birliği’nin enerji temin politikalarında dördüncü arter olarak tanımlanan geçiş hattının da Türkiye olduğunu ifade eden Soğancı, “Ülkemiz hem öz kaynakların kullanımında, hem de zengin enerji kaynaklarının, tüketimi yüksek batı dünyasına ulaştırılmasında uluslararası geçiş yolu olma hususunda bağımsızlığını esas alan politikalar oluşturmak ve izlemek zorundadır” dedi.
Yaklaşık yirmi yıldır sürdürülmekte olan “enerji sektöründeki özelleştirme ve liberalizasyon sürecinin ülke ekonomisinde yarattığı tahribatın” TMMOB tarafından yıllardır dile getirildiğini hatırlatan Soğancı, “Bugün bu tahribatın boyutları, soruşturmalar, çeşitli dava süreçleri, Sayıştay Raporu ve TBMM Araştırma Komisyonu Raporu gibi belgeler sonucunda göreceli olarak açıklığa kavuşmuştur” dedi.
60. Hükümet Programı’na bakıldığında geçmiş dönemlerde sürdürülen enerji politikalarının değişmeyeceğinin görül-
100 elektrik mühendisliği, 432. sayı, aralık 2007
düğünü kaydeden Soğancı, “Başarısızlığı ortada olan ve giderek bir enerji darboğazına ülkeyi sokacak olan enerji politikalarında ısrar edileceği en yetkili ağızlardan dile getirilmektedir” diye konuştu. Hükümet Programı’nda yer alan “Enerji politikamızın temel amacı; rekabetin oluştuğu şeffaf bir serbest piyasa mekanizması ile artan nüfusumuzun ve hızla gelişen ekonomimizin enerji ihtiyacının sürekli, kaliteli, güvenli ve uygun maliyetlerle temin edilmesidir” ifadesindeki belirsizliğe dikkat çeken Soğancı, “Yine özeleştirme, yine nükleer santral” diyerek tepki gösterdi.
“Pahalı-Mahalı, Ne Yapalım” Dönemi
Kamunun arz güvenliği nedeniyle, özel sektörün aşırı pahalı fiyatlarını kabullenmek zorunda kaldığını ifade ederek, “Pahalı-mahalı, ne yapalım alacağız, elektrik yok” boyutuna gelindiğini kaydetti. Arz güvenliği sorununun enerjinin kamu tekelinde olmasını ve enerji politikalarının kamusal çıkarları gözeten bir planlama anlayışı ile belirlenmesi zorunluluğunu
ortaya koyduğunu kaydeden Soğancı, şöyle konuştu:
“Türkiye’nin henüz kullanılmayan 150 milyar hidrolik, 80 milyar linyit, 60 milyar rüzgar, 4 milyar kilovatsaat jeotermal esaslı elektrik enerjisi üretim kapasitesinin değerlendirilmesini öngören bir planlama yapılmalıdır. Enerji yoğunluğunu 0.38’lerden 0.25’lere düşürülmesini hedefleyen verimlilik ve tasarruf uygulamalarıyla, elektrik üretimi içinde doğalgazın payının kademeli olarak önce yüzde 30’lara, sonra yüzde 25’lere düşürmek, planlanabilir, kurgulanabilir ve gerçekleştirilebilir.”
4628 Sayılı Yasa İşkenceye Döndü
EMO Yönetim Kurulu Başkanı Kemal Ulusaler ise, enerji alanında oda olarak açtıkları çok sayıda dava ile hukuksal mücadele verildiğini anımsatırken, “Geçmiş dönemde yaşadığımız hukuksuzluk, önümüzdeki dönemde de devam edecek görülüyor. Alınan yargı kararlarını, hükümetin ‘Ben yaparsam
olur’ anlayışı ile çıkardığı yasalar ile bypass ediliyor. Bu hukuksuzluğun sona ermesi için maalesef iyimser değiliz” diye konuştu.
2001’de çıkartılan 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu’nun kaldırılıp bir an önce kamu yatırımlarına ağırlık verilmesi gerektiğinin altını çizen Ulusaler, uygulanan enerji politikalarını emniyet kemeri örneğine benzetti. Ulusaler, emniyet kemerinin işkence değil, önlem olduğunu, ancak Elektrik Piyasası Kanunu’nun önlemden, işkenceye dönüştüğünü kaydetti.
Ulusaler, insanlığın “enerjide geçiş yüzyılı” içinde bulunduğunu kaydederek, şunları söyledi:
“Enerjide kullanılan fosil kaynaklarının tükenme eğilimi göstermesi, yenilebilir enerji kaynaklarına geçişi zorunlu kılıyor. Önümüzdeki yüzyıl fosil kaynaklardan, yenilenebilir enerji kaynaklarına geçiş yüzyılı olacak. Yenilebilir enerji kaynaklarına geçişin sınırlı olacağı görülüyor. Yenilebilir enerji kaynaklarından elde edilen enerjinin fiyatı daha pahalı olacaktır. Enerji savaşlarının arkasında da gelişmeler yatıyor. Tükenme eğilimindeki fosil kaynaklarının ve enerji yollarının kontrolünü sağlamak için ABD’nin yaptığı gibi, işgaller boyutunda müdahaleler yaşanıyor. ABD’nin Irak ve Afganistan’ı işgal etmesi, ABD-Rusya gerilimin arka planında hep bu var.”
Küresel ısınma ile birlikte Kyoto Protokolü’nün sık sık gündeme geldiğini hatırlatan Ulusaler, “Kyoto’nun imzalanıp, imzalanması konusunun çok iyi düşünülmesi gerekiyor. Kyoto’nun içeriğinin değiştirilmesi ve yeniden ele alınması gereklidir. Kirleten öder gibi piyasacı söylemelerden vazgeçilmesi gereklidir” dedi.
Doğalgazı elinde bulunduran ülkelerin dahi elektrik üretiminde doğalgazı kullanma oranının en fazla yüzde 20-25
elektrik mühendisliği, 432. sayı, aralık 2007 101
seviyesinde bulunduğu halde, enerjide dışa bağımlı Türkiye’de bu oranın yüzde 60-65 düzeyine ulaştığını vurgulayan Ulusaler, Türkiye’nin rüzgar ve güneş enerjisi açısından zengin olduğunu, bu teknolojiler yerine oturana, düşük maliyetli hale gelene kadar kömür ve linyitten yararlanmaya da devam edilebileceğini söyledi.
Ulusaler, “Doğalgazın elektrik üretiminde ülkemizin durumu gerçekten vahim durumda. İthal kaynaklarının payı mutlaka aşağı çekilmelidir. İran’la yapılan yeni doğalgaz anlaşmasının kaynak çeşitlendirilmesi bakımından mutlaka olumlu yanları vardır. Ancak enerji kaynaklarında ithalat bağımlığının düşürülmesi gerekmektedir. Yenilenebilir enerji kaynaklarına geçişi hızlandırmak için Türkiye’de mutlaka Ar-Ge çalışması yapmalıdır” dedi.
“Özelleştirmeler Yatırımı Artırmıyor”
EMO İstanbul Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Erol Celepsoy ise dünya ekonomisinin enerji üzerinden yönlendirilmeye başlandığını ve ABD’nin Irak’a müdahalesinin dünyanın ikinci büyük petrol rezervlerinin kontrolünü sağlamayı hedeflediğinin görüldüğünü kaydetti. Celepsoy, “Böyle bir ortamda kendi enerji güvenliğini sağlayamayan
Türkiye’ye Avrupa Birliği’nin enerji güvenliğinin payandası olma rolü biçilmektedir” dedi.
Celepsoy, özel sektörün yapması gereken yatırımları yapmaması nedeniyle yedek kapasitenin giderek kaybolduğuna ve enerjide bıçak sırtı bir dengenin sürdürülmeye çalışıldığına dikkat çekti. Erol Celepsoy, özelleştirme ve serbest piyasa mantığı nedeniyle yaşanan sıkıntıyı ortaya koyarken, 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu’nun kaldırılması ve kamunun yatırımlara başlaması gerektiği uyarısında bulundu.
Üretimin yanı sıra elektrik iletim ve dağıtım şebekesindeki sorunlara da işaret eden Celepsoy, “Türkiye çapında 78 bin MVA’lık kurulu güce sahip bir iletim şebekesi yüzde 5.6’lık puant yük artışını taşıyamamış, özellikle Ege ve Akdeniz bölgesinde yoğun gerilim düşüklükleri yaşanmıştır. İletim hatlarında 380 kV gerilim seviyesinde 310 kV, 154 kV iletim seviyesinde 130 kV gerilimler ölçülmüş, dağıtım şebekesindeki gerilim seviyeleri de buna bağlı olarak önemli oranda düşmüştür” dedi.
Üretimdeki özelleştirmenin kamuya pahalı elektrik olarak geri döndüğünü hatırlatan Celepsoy, “Bu süreç dağıtım özelleştirmelerinin de yapılmasıyla katlanarak devam edecektir. Dağıtım bölgelerinin özelleştirme gerekçeleri de gerçekleri yansıtmamaktadır. Öncelikle kayıp-kaçak oranlarını dikkate alan bir bölgesel planlama yapılmamış, bu yapılmadığı gibi kayıp-kaçak oranı Türkiye ortalamasının altında ve görece karlı 3 bölge öncelikle satışa çıkarılmıştır” dedi.
Açılış konuşmalarının ardından Marmara Enerji Forumu için hazırlanan, elektrik enerjisinin insan yaşamı için önemi ve elektrik enerjisinin ülkemizdeki tarihi içerikli belgesel film gösterimide yapıldı. <
102 elektrik mühendisliği, 432. sayı, aralık 2007
Orta Karadeniz Enerji Forumu 4-5 Eylül 2007 tarihlerinde Samsun’da yapıldı…
NÜKLEER ve MOBİL SANTRAL ELEŞTİRİSİ
Orta Karadeniz Bölgesi Enerji Forumu’nda konuşan TMMOB İkinci Başkanı Hüseyin Yeşil, AKP Hükümeti’nin programında nükleer santral ve enerjide özelleştirme vurgularının ön plana çıktığını kaydederek, “Nükleer santral ve mobil santrallardan üretilecek enerjiye Türkiye’nin ihtiyacı yoktur. Türkiye’nin yerli ve yenilenebilir kaynakları ile ihtiyacın üstünde üretim yapmak mümkündür” dedi. Yeşil, “Siyasal İslam’ın uzantısı” olarak değerlendirdiği AKP’nin ekonomik hedeflerinin yanı sıra toplumu dönüştürmeyi hedefleyen siyasal hedeflerine de dikkat çekti. Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) Yönetim Kurulu Yazmanı Cengiz Göltaş, özelleştirme politikaları nedeniyle kamunun enerji alanına yatırım yapmaması sonucunda Türkiye’nin önümüzdeki aylarda enerji krizi ve elektrik kesintileri ile karşı karşıya kalacağını kaydetti.
EMO Samsun Şubesi tarafından düzenlenen Orta Karadeniz Bölgesi Enerji Forumu, 4-5 Eylül 2007 tarihleri arasında Samsun’da DSİ Konferans Salonu’nda yapıldı. Orta Karadeniz Bölgesi Enerji Forumu’nda ilk gün “Bölgenin Enerji Kaynaklarının İncelenmesi”, “Yeni, Yenilenebilir Enerji Kaynakları” ve “Elektrik Enerjisinin Üretimi, İletimi ve Dağıtımı” konulu oturumlar gerçekleştirildi. EMO Onur Kurulu Başkanı Olgun Sakarya’nın “Elektrik Piyasası Faaliyetleri” başlıklı açılış bildirgesi ile başlayan forumun ikinci gününde “Enerji Sorunları Tüketiciye Yansımaları ve Çözüm Önerileri”,
“Mobil Santralların Samsun Süreci ve Çevreye Etkileri” konulu oturumlar ile “Enerji Krizi: Sorunlar ve Çözüm Önerileri” başlıklı panel yapıldı. Yöneticiliğini EMO Müdürü Cem Kükey’in yaptığı panele, EMO Yönetim Kurulu Yazmanı Cengiz Göltaş, Eski TEK Genel Müdürü Gültekin Türkoğlu ve ASAM Genel Koordinatörü Necdet Pamir konuşmacı olarak katıldı.
Orta Karadeniz Bölgesi Enerji Forumu’nun açılışında konuşan TMMOB İkinci Başkanı Hüseyin Yeşil, erken genel seçimler ve sonrasında yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimleri dolayısıyla sıkıntılı günler geçirildiğini kaydederek, şöyle konuştu:
“Sermaye için daha güvenli daha istikrarlı bir parti bir dönem daha ülkeyi yönetecek. Bu partinin bizim eleştirdiğimiz ekonomik hedeflerinin yanında toplumu yeniden şekillendirmeyi amaçlayan siyasal hedefleri de var. Biz AKP’yi siyasal İslam anlayışının uzantısı olarak değerlendiriyoruz. Hükümetin ‘Sivil Anayasa’ adı altında bir takım girişimleri oluyor. Bu girişimler önümüzdeki dönem bizi daha
zor bir mücadelenin beklediğini gösteriyor.”
AKP tarafından kurulan 60. Hükümet’in programına bakıldığında bir kez daha nükleer santral ve enerjide özelleştirme vurgularının ön plana çıktığını ifade eden Yeşil, “Özellikle Doğu Karadeniz Bölgesi’ni ilgilendiren nükleer santral ve mobil santrallardan üretilecek enerjiye Türkiye’nin ihtiyacı yoktur. Türkiye’nin yerli ve yenilenebilir kaynakları ile ihtiyacın üstünde üretim yapmak mümkündür. Yıllardır dile getirmemize rağmen, bu seçenekler ne yazık ki sık sık gündeme geliyor” dedi.
“Yerli Kaynaklar Değerlendirilmiyor”
Türkiye’nin hidrolik potansiyelinin 170 milyon kilovatsaat olduğunu kaydeden Yeşil şöyle devam etti:
“Maden Tetkik Arama Genel Müdürlüğü’ne yıllardır arama yapılabilmesi için ödenek ayrılmıyor. Türkiye’nin 10 milyar ton kömür ve 8 milyar metreküp doğalgaz rezervi olduğu tahmin ediliyor. Arama faaliyeti yapılmadığı için bu kaynakları kullanamıyoruz. Rüzgar enerjisi potansiyeli 48 bin megavat, yıllık 2 bin 600 günlük güneşlenme süresi ile de güneş enerjisi neredeyse hiç kullanılmayan yüksek potansiyel taşıyor.”
Türkiye’de enerji ihtiyacının karşılanmasında en büyük sorunu “kullanılan kaynakların dışa bağımlı olması” olarak ortaya koyan Yeşil, yerli kaynaklar için bir an önce yatırım yapılmaya başlanmasını istedi.
elektrik mühendisliği, 432. sayı, aralık 2007 103
kamunun bu alana yatırım yapmaması sonucu önümüzdeki aylarda enerji krizi ve elektrik kesintileri ile karşı karşıya kayacağız. Türkiye kendi kaynaklarını kullanamaz, kendi dağıtım şirketlerinin bakım ve rehabilitasyonunu yapamaz, kendi üretim santrallarını etkin ve verimli çalıştıramaz hale gelmiş durumdadır.”
Dışa Bağımlılığı Azaltmak İçin AR-GE Önerisi
EMO Yönetim Kurulu Yazmanı Cengiz Göltaş da açılış konuşmasında, yüzde 70’lere varan enerjideki dışa bağımlılık oranını aşağıya çekilmesi gerektiğini vurgulayarak, şunları söyledi:
“Bu konuda atılması gereken bazı adımlar var. Enerji kaynaklarını etkin ve verimli bir şekilde kullanılması bunların bir planlama kavramı içerisinde gündeme alınmasıdır. Kaynakların kullanılması konusunda enerji politikalarının yeniden gözden geçirilmesi gereklidir. Yine enerji alanında dünyadaki teknolojik gelişmelere bağlı kalarak Türkiye’nin de Ar-Ge faaliyetleri yürütmesi gerekmektedir. ‘Enerjiyi nasıl üreteceğiz’ konuları dışında enerjiyi doğru kullanım noktasında da gerek sanayi, gerekse kamunun ve gerekse vatandaşların önemi vardır. Enerji tasarrufu, enerjinin etkin ve verimli kullanılması konusunda bilgilendirme sağlanmalıdır.”
Enerji politikalarının IMF, Dünya Bankası gibi kuruluşların dayatmalarıyla belirlenmeye devam edilmesini eleştiren Göltaş, şöyle devam etti:
“Uygulanan bu 25 yıllık politikaların sonucunda da maalesef enerjide bir kriz süreci ile karşı karşıya kaldık. Enerjide krizin çıkması son 3-5 ayda oluşan bir durum değildir. Son 4 yıl içinde özelleştirme politikaları nedeniyle
Türkiye Kirli Enerjiye Mahkum Edilmek İsteniyor
Göltaş, elektrik kesintilerinin sürekli hale gelmemesi için Türkiye’nin her yıl yerli kaynakları devreye sokarak, 2 bin-2 bin 500 megavat arası kurulu ilave gücün elde edilmesi gerektiğini kaydetti. Başta kömür, hidrolik, jeotermal, güneş, rüzgar olmak üzere yerli ve yenilenebilir kaynakların kullanılması gerektiğini ifade eden Göltaş, şöyle konuştu:
“Türkiye’de dışa bağımlı, doğalgaza bağımlı, pahalı enerji yatırımları yerine ya da mobil santral gibi Türkiye’nin ihtiyacı olmayan yatırımlar yerine, yerli kaynakları öne çıkararak, ülkenin kamu kaynaklarını doğru değerlendiren, istihdam kaynakları yaratan yeni bir enerji yönetim anlayışına ihtiyaç vardır. Krizden kurtulabilmek için bir enerji yönetim anlayışı açısından, yeni bir kriz yönetiminin kurulması lazımdır.”
Mobil santraller gerçeği ile Türkiye’nin 1990 yıllarda karşı karşıya gelmeye başladığını kaydeden Cengiz Göltaş, “Mobil santrallara Türkiye’de ihtiyaç yoktur. Boyabat Barajı ve Topçam Barajı’nın tamamlanması ve dağıtım şebekelerinin iyileştirilmesi durumda mobil santrallara ihtiyaç olmaz. Bugün artık 1970 yılında yaşanan petrol krizinin ardından bütün gelişmiş ülkeler yenilenebilir enerji kaynaklarına yatırım yapmaktadır. Bizim de ihtiyacımız olan budur. Doğayı ve insan yaşamını kirleten bir takım uluslararası şirketlerin dayatmalarına ihtiyacımız yoktur.
Türkiye bugün halen su ve kömür potansiyelinin yüzde 30’unu, yıllık termal enerjisinin yüzde 4’ünü, rüzgar potansiyelinin yüzde 1’ini kullanırken, güneş gibi yenilenebilir enerji kaynakları konusunda hala yatırım yapmamış ve bu koşullar altında da Türkiye kirli enerjilere mahkum edilmek istenmektedir” dedi.
TAEK Forum'a Katılmadı
EMO Samsun Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Suat Uzun ise açılış konuşmasında, kamu hizmet anlayışının terk edilerek, merkezi bütünsel yapının parçalanması ve özelleştirmeler sonucu, enerji alanının bilinmeyene sürüklendiğini vurguladı. Uzun, şöyle konuştu:
“Elektrik enerjisinin üretim, iletim ve dağıtım safhalarında bölge ve ülkemizin ihtiyaçları doğru tespit edilerek, gerekli yatırımların planlanması ve zamanında gerçekleştirilmesi zorunluluktur. Tüketiciler için kaliteli ve ekonomik olmasının yanı sıra enerjinin sürekli sağlanabilmesi için üretim, iletim ve dağıtım sistemlerinin uyum içerisinde olması ve yönetilmesi gerekmektedir.”
Uzun, forumda farklı düşüncelerin bir araya geldiği demokratik bir ortam yaratmayı amaçladıklarını, ancak Türkiye Atom Enerji Kurumu’na yapılan katılım çağrısının karşılıksız kaldığını kaydetti. <
104 elektrik mühendisliği, 432. sayı, aralık 2007
Doğu Karadeniz Bölgesi Enerji Forumu’na katılan Bakan Nafiz Özak:
“IMF ZORLA PARA VERMİYOR, BİZ İSTİYORUZ”
Bayındırlık ve İskan Bakanı Nafiz Özak, Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) Trabzon Şubesi’nin düzenlediği Doğu Karadeniz Bölgesi Enerji Forumu’nda özelleştirmeyi ve özel sektöre destek verilmesini, Osmanlı döneminde 19. ve 20. yüzyıldaki uygulamaları örnek göstererek savundu. Trabzon’un elektriğinin de o dönem özel sektör tarafından karşılandığını söyleyen Özak, kamunun kaynağının olmadığı, bu nedenle özel sektörün önünün açılması gerektiği görüşünü yineledi. 59. Hükümet döneminde IMF karşıtı söylemlerini unutan ve IMF’den destek alan AKP’nin yeni kurduğu hükümette yer alan Bakan Özak’ın “Paran yoksa borç alacaksın. IMF bize zorla para vermiyor, biz gidip istiyoruz” sözleri de dikkat çekti.
EMO Trabzon Şubesi tarafından düzenlenen Doğu Karadeniz Bölgesi Enerji Forumu, Karadeniz Teknik Üniversitesi Prof. Dr. Osman Turan Kongre ve Kültür Merkezi’nde yapıldı. “Dünya Enerji Politikaları Açısından Türkiye’nin Konumu ve BOP Çerçevesinde Ortadoğu-Kafkasya-Orta Asya Enerji Politikaları” konulu paneli de içeren forum kapsamında 5 oturumda 20 bildiri sunuldu.
Trabzon’da 7-8 Eylül tarihlerinde gerçekleştirilen foruma nükleer santral tartışması damgasını vurdu. EMO Yönetim Kurulu Saymanı Hüseyin Önder, enerji arz soruna nükleer santralların acil çözüm olarak sunulmasını eleştirerek, “İnşaatı, ihalesi ve diğer alt yapısı ile birlikte Türkiye şartlarında 15 yılda biter, bittiğinde de
ancak talebin yüzde 5’ini karşılayabilir” dedi. Önder’in ardından kürsüye çıkan Bayındırlık ve İskan Bakanı Faruk Nafiz Özak ise nükleer santral inşaatının 5-6 yılda bitirileceğini iddia ederek, enerji üretimini artırmak için hükümet olarak nükleer santralların kurulması gerektiğine inandıklarını söyledi.
Forumun açılışında konuşan EMO Yönetim Kurulu Saymanı Hüseyin Önder, uluslararası diplomasinin temel gündemlerinden birinin enerji kaynaklarının kontrol edilmesinin oluşturduğuna dikkat çekerek, enerji kaynaklarının yüzde 60’ının Ortadoğu Bölgesi’nde bulunduğunun altını çizdi. Önder, enerji kaynaklarını ve enerji geçiş yolarını kontrol altına alma isteğinin ABD’nin Irak ve Afganistan’ı işgal etmesi ile sonuçlandığını, İran’a yönelik tehditlerin de bu çerçevede değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
“İthal Bağımlılığı Sorunu Çözülmeli”
Enerji kaynaklarına yakın bir bölgede bulunmasına rağmen Türkiye’nin enerji arz güvenliği sıkıntısı ile karşı karşıya kaldığına dikkat çeken Önder, enerjide dışa bağımlılık oranının yüzde 72’lere ulaştığını kaydetti. Elektrik üretiminde ise yüzde 50’lere varan ithal bağımlığına dikkat çeken Önder, “Yüksek oranlara ulaşan ithalat bağımlılığı elektrik üretim maliyetlerini artırmaktadır. Elektrik üretiminde ne yazık ki yerli hidrolik ve kömür potansiyelimizin yalnızca 3’te 1’i kullanılmaktadır. Gerekli yatırımların yapılarak yerli potansiyelimizin kullanılması, üretim maliyetlerini düşürecektir. Yerli kaynaklarımızın kullanımı yerine
son günlerde yeniden doğalgazlı santralların gündeme gelmesi izlenen yanlış politikaların devam edeceğini gösteriyor” diye konuştu.
Özel sektörün yeterince enerji yatırımı yapmadığına ve arz güvenliğinin tehlikede bulunduğuna dikkat çeken Önder, “Tatminkar kar garantisi isteyen özel sektör, 6 yıl buyunca ciddiye alınır bir kurulu gücü devreye sokamamıştır. Düşük senaryoya göre yıllık 2 bin-2 bin 500 megavatlık yatırım yapması gereken özel sektör 700 megavatta kalmıştır” dedi. Özelleştirme ve serbestleştirme politikalarının arz güvenliğinin sağlanması konusunda çözüm olmadığının görüldüğünü kaydeden Önder, Afşin-Elbistan C-D kömür sahaları rödovans ihalesine, 15 yılık alım garantisi verilmesine rağmen, özel sektörden talep gelmediğini anımsattı.
Hüseyin Önder, enerjide arz açığı tehlikesi her baş gösterdiğinde, nükleer santralların gündeme getirildiğini belirterek, “Nükleer santrallar öncelikli çözüm olamazlar. Herhangi bir nükleer santralın inşası ihalesi ve diğer altyapısı ile birlikte Türkiye şartlarında en az 15 yıl sürer. İnşasının tamamlanmasının ardından da enerji talebinin yalnızca yüzde 5’ini karşılayacak olması, nükleer santralların öncelikli olmadığını gösteriyor” dedi. Nükleer santral kurulması ile Türkiye’ye nükleer teknolojinin transfer edileceğinin sık sık dile getirildiği anımsatan Önder, “Kömür santrallarında kullanılan teknolojiyi de yıllardır ithal ediyoruz. Çok sayıda kömür santralımız olmasına rağmen kendi teknolojimizi üretecek
elektrik mühendisliği, 432. sayı, aralık 2007 105
duruma gelemedik. Bir nükleer santral kurdurmakla, teknoloji transferi gerçekleşmez. Santral ihalesi ile teknoloji alınabilir mi?” diye konuştu.
“Petrol ve Gaz Ticareti Artacak”
Bayındırlık ve İskan Bakanı Faruk Nafiz Özak, forumun açılışında yaptığı konuşmada, geleceğin dünyasında ülkeler arasındaki ilişkilerin enerjiyle ilgili tartışmalar ekseninde biçimleneceğini ifade ederek, “Bu bağlamda yeterli, güvenilir ve çevreye duyarlı enerjinin sağlanması, fiyat istikrarı sağlanabilecek bir piyasa ortamının oluşturulması yüzde yüz gereklidir” dedi.
Dünyada nüfus artışı ve sanayileşme sonucu doğal kaynaklar ile enerjiye olan talebin giderek arttığına dikkat çeken Özak, “2030 yılında dünya enerji ihtiyacının bugüne göre yüzde 60 artması, bölgelerarası petrol ticaretinin günümüze göre 2 kat, bölgelerarası gaz ticaretinin 3 kat artmasına neden olacaktır” diye konuştu.
“Geçiş Koridoru Avantajını Kullanıyoruz”
Enerji kaynaklarının öneminin artmasına paralel olarak Türkiye’nin de stratejik öneminin artığını kaydeden Özak, petrol ve doğalgaz rezervlerinin yüzde 70’inin Türkiye’nin komşularında bulunmasına dikkat çekti. Türkiye enerji kaynaklarının bulunduğu coğrafya ile enerji talep eden coğrafya arasında bir geçiş koridoru konumunda bulunduğunu yineleyen Özak, şöyle konuştu:
“Türkiye, bu konumunun avantajlarını kullanmakta, önemli hamleler yapmaktadır. Diğer yandan büyük bir büyüme içinde olan ülkemizin enerji ihtiyacı giderek artmaktadır. Hükümetimizin enerji politikalarının temel amacı, artan nüfusumuzun ve gelişen ekonomimizin enerji ihtiyacının sürekli ve en uygun maliyetlerle temin edilebilmesidir. Bu kapsamda enerji konusunda
hükümetimiz döneminde önemli adımlar atılmıştır.”
Enerji ihtiyacının giderek arttığını kaydeden Özak, “Sadece 3 ayaklı bir elektrik sistemi güvenilir değildir. Yalnızca hidrolik, doğalgaz ve termik santrallarla elektrik ihtiyacı sağlanamaz. Nükleer ve diğer enerji kaynaklarını da buraya katmak gerekir” dedi.
Bayındırlık ve İskan Bakanı Faruk Nafız Özak, nükleer santral inşaatlarının 5-6 yıl içerisinde bitirileceğini savunarak, 2012 yılından itibaren 5 bin megavat toplam kurulu gücünde nükleer santralın devreye alınmasının planlandığını kaydetti. Özak, nükleer santral kurulması konusunda hükümetin kararlığını şöyle ifade etti:
“Bu yılın Mayıs ayında TBMM’nin kabul ettiği ancak eski Cumhurbaşkanımızın iade ettiği nükleer güç santrallarının kurulması, işletilmesi ve enerji üretilmesi ile ilgili kanun önümüzdeki günlerde yeniden çıkarılacaktır. Mutlaka nükleer santral yapmalıyız. Ama evvela millet olarak nükleer santral olmalı mı olmamalı mı konusunda oturup konuşmamız lazım. Biz hükümet olarak nükleer santral yapmak istiyoruz. Yapmamız gerektiğine inanıyoruz.”
Özelleştirmeye Yüzyıl Öncesinden Savunma
Türkiye’nin 2020 yılına kadar 130 milyar dolarlık enerji yatırımı yapması gerektiğini ve kamu kaynaklarının bu yatırımları karşılamak için yetersiz olduğunu savunan Özak, şöyle devam etti:
“Özelleştirme ve özel sektöre destek mantığı Türkiye’de 21. yüzyılda oluşmadı. Osmanlı döneminde 19. yüzyılın sonlarında ve 20. yüzyılın başında da vardı. Bu dönemde Trabzon’un elektrik ihtiyacının özel sektör tarafından karşılandığını hatırlatmak istiyorum. Visera (Işıklar) elektrik santrali. Bugün enerji yatırımları için kamunun kaynak bulması mümkün değil. Bir yandan borç
ödeyeceksiniz, bir yandan kaynak bulacaksınız. Bunun için özel sektörün önü açılmalı. Dünyadaki firmalara diyorsunuz ki ‘Gel kardeşim Türkiye’ye yatırım yap.’ Kar ederse geliyor, kar etmezse gelmiyor. Paran yoksa borç alacaksın. IMF bize zorla para vermiyor, biz gidip istiyoruz.”
Bakan Özak’ın sözünü ettiği Visera Santralı, elektrik hizmetinde yabancı sermayenin egemen olduğu Osmanlı Dönemi’nin ardından kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk yıllarında (1925) özel sektör tarafından kurulmuş, ancak yabancı özel sektör tarafından işletilen elektrik hizmetinin kamulaştırılması politikaları çerçevesinde 1929 yılında kamulaştırılarak, belediyeye devredilmişti. <
106 elektrik mühendisliği, 432. sayı, aralık 2007