Elektrik Mühendisliği · Sayı 432 · Aralık 2007
ENERJİ AÇMAZI MASAYA YATIRILDI
Enerji politikası, piyasa ve özelleştirme Haber ve etkinlik
- Yıl
- 2007
- Sayfa
- 5
- Okuma süresi
- 12 dk
- Görüntülenme
- 0
Konu
Enerji politikası, piyasa ve özelleştirme
İlgili: Elektrik üretimi ve santraller, Mühendislik mesleği, meslek hakları ve istihdam
Anahtar kelimeler
- Enerji Sempozyumu
- EPDK
- özelleştirme
- EÜAŞ
- TEDAŞ
- yap-işlet-devret
Özet
TMMOB'un düzenlediği VI. Enerji Sempozyumu'ndaki panelde hükümetin enerji politikaları, elektrik fiyatları, özelleştirme ve yatırım sorunları Bakanlık, özel sektör ve meslek örgütü temsilcileri tarafından tartışıldı.
Tam metin
Metin PDF'ten otomatik çıkarılmıştır; tablo, şekil ve formüller eksik ya da hatalı olabilir. Özgün dizgi için PDF'e bakın.
Hükümet politikalarını herkes eleştirdi, Bakanlık temsilcisi önlemlerin alınmakta olduğu savunmasını yaptı…
VI. Enerji Sempozyumu kapsamında düzenlenen “Yeni Hükümetin Enerji Politikaları” başlıklı panelde, elektrik fiyatları, zam tartışmaları, yatırım açmazı ve elektrik enerjisinde yaşanan sıkıntı tartışıldı. Hükümetin politikaları hem özel sektör temsilcisi, hem sendika ve meslek örgütü temsilcisi tarafından eleştirilirken, Bakanlık temsilcisi önlemlerin alındığını ileri sürdü.
TMMOB İkinci Başkanı Hüseyin Yeşil’in yönettiği panele, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Enerji İşleri Genel Müdürlüğü’nden Şube Müdür Vekili Dr. Serdar Yıldırım, Türkiye Elektrik Kurumu (TEK) eski Genel Müdürü Gültekin Türkoğlu, Elektrik Üreticileri Derneği’nden Ahmet Kavas, Petrolİş Sendikası’ndan Kimya Mühendisi Ayfer Eğilmez, TMMOB’tan Endüstri Mühendisi Oğuz Türkyılmaz katıldı.
Serdar Yıldırım, 60. Hükümet’in enerji politikasının bir önceki hükümetin politikasıyla aynı olduğunu söyledi. Türkiye’nin genel enerjide yüzde 6, elektrikte yüzde 8, hatta aylık bazda 2007 yılında yüzde 8’in üstünde bir talep artışıyla karşı karşıya bulunduğunu belirten Yıldırım, bu gelişmenin kişi başına düşen gelirle uyumlu olmadığına işaret ederek, Enerji Verimliliği Kanunu çerçevesinde yapılacak çalışmalara atıfta bulundu.
Serdar Yıldırım, “enerji kaynakları açısından kıt bir ülke” olunduğu söylemlerine itiraz ederek, “Önümüzdeki günlerde muhtemelen, yapılan çalışmalarla veya aramaya verilen önemle biraz daha artacaktır ve artması da beklenmektedir” dedi. Rüzgar Atlası çalışmasının piyasaya yansımasını da “dikkat çekici” olarak nitelendirdi. Türkiye’nin arz-talep sıkıntısı olabileceğinin artık herkes tarafından kabul edilir hale geldiğini anlatan Yıldırım, Hükümet’in bu konuda her türlü önlemi aldığını ileri sürerek, DPT aracılığıyla 2007 yılının son çeyreğine yönelik yayımlanan hedeflerin beyan edildiği metne dikkat çekti.
TEK eski Genel Müdürü Gültekin Türkoğlu, son iki hükümetin programı aynı
olduğuna göre 5 yıldır yapılan icraata bakılmasının gerekli olduğunu, ancak yapılan icraatın enerji politikasındaki klişe cümlelerin tersine olduğunu söyledi. Bir taraftan arz güvenliği vurgusu yapılırken, diğer taraftan arz güvenliğinin tehlikeye düştüğü görüle görüle EÜAŞ’ın görev yapmaktan alıkonduğuna dikkat çekti. Türkoğlu, aynı durumun enerji yoğunluğunun azaltılması, kayıp-kaçağın makul düzeylere düşürülmesi gibi konularda da yaşandığını ifade ederken, “Hele kaçak dediğiniz şeyi, parayla pulla, yatırımla önlemek gerekmiyor; ama senelerdir kaçaklarla da uğraşılmıyor” diye konuştu.
elektrik mühendisliği, 432. sayı, aralık 2007 95
Özel Sektör Yatırım Değil, Tesislerin Satışını İstiyor
Neoliberal ekonomistlerin enerji politikalarında ortaya koyduğu süslü söylemlerin gerçekleşmediğinin dünyada ve Türkiye’deki uygulamalardan anlaşıldığını belirten Türkoğlu, sektörde özel bir tekelleşmeye doğru gidildiğini vurguladı. Türkoğlu, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Küresel güçlerin desteğini de arkasına alan bu tekeller, kural tanımaz uygulamaları ile girdikleri ülkelerde büyük riskler oluşturmaya başlamışlardır. Fiyatların giderek artması ve yatırımların yeterince yapılamaması nedeniyle arz güvenilirliğinin tehlikeye girmesini örnek olarak gösterebiliriz. Serbest piyasa modelinin yarattığı bu olumsuzluklar, ülkemizin kendine özgü ekonomik ve jeopolitik durumu nedeniyle, bizde daha belirgin şekilde ortaya çıkmaktadır. Uyguladığımız serbest piyasa modelinde kamunun yatırım yapması men edildiğinden, yerli ve yabancı şirketler de sektörde yatırımın riskli olduğunu öne sürerek, yeni yatırım yapmaya yanaşmadıklarını, daha çok iktidarı mevcut tesisleri satmaya zorladıklarını görmekteyiz.”
Türkoğlu, 9. Kalkınma Planı’na göre elektrik üretim ve kaynak kullanım hedefleri ile yatırım öngörüsünü karşılaştırarak, bütün yatırımın özel kesimden beklendiğine dikkat çekti. Türkoğlu bu saptamasını, 2005-2020 arasında 128.5 milyar dolarlık yatırım gereksiniminin 104.7 milyar dolarının elektrik enerjisi ile ilgili olmasına karşın EÜAŞ’a ayrılan payın 458 milyon dolarda kalmasıyla açıkladı. Ancak 2001 yılından bu yana elektrik üretim tesisi için lisans alan yerli ve yabancı özel sektörün, bugüne kadar gerçekleştirdiği önemli bir yatırıma rastlanmadığına işaret eden Türkoğlu, şu sorunu ortaya koydu:
“Bu durum, bundan önceki 5 yılda olduğuna ve bu 5 yılda dünyada likidite bolluğu da olduğuna göre; bundan sonra likidite darlığına girileceğine göre, bundan sonra bunların nasıl gerçekleştirileceği bir soru olarak karşımıza çıkmaktadır.”
Hükümet Programı’nın buna yönelik yanıtının; “güçlü alıcılar yaratılarak, dağıtım şirketlerinin özelleştirilmesi ve bu dağıtım şirketleriyle üreticilerin uzun dönemli alım sözleşmeleri yapması” olduğunu anlatan Türkoğlu, özel kesimin kar amacıyla dikey tekel isteğine dikkat çekti. “Durum bu olunca ‘Eskiden mevcut düşey tekelin günahı neydi?’ diye soracaksınız. Onun günahı, herhalde yeni neoliberal ekonomilerde büyük sermayenin karlarını arttırmak için kamu tesislerinden yararlanmaktı” diyen Türkoğlu, AB içinde de bu tür tekelleşmeye karşı üretim tesislerinin ellerinden dağıtım tesislerinin satış haklarının alınmasının önerildiğini anımsattı.
Kamunun Kaynağı Var
Gültekin Türkoğlu, çözümün derhal kamunun devreye girip, yatırımlara el atmasından geçtiğini belirtirken, kamunun parası olmadığı söylemlerine itiraz ederek, “Kamunun elinde bu tesisleri yapacak parası var” dedi. Türkoğlu, kaçakların önlenmesiyle yılda 1.5 milyar dolar, belediyelerin ödemediği sokak aydınlatma bedelleriyle en az 500 milyon dolar ile 1 milyar dolar arasında, YİD’lere 10 sente ürettirip TEDAŞ’a 4 sentte sattırılması nedeniyle oluşan kayıpların giderilmesiyle yılda 1 milyar dolar olmak üzere 4 milyar dolarlık kaynak bulunabileceğini belirtti. Özel kesimin, 4628 sayılı Yasa’nın amacındaki gibi devletten garanti istemeden üretebiliyorsa elektrik üretip satmasını savunan Türkoğlu, “Ama özel kesim yapacak diye yıllarca bekleyip, arz güvenilirliğini tehlikeye düşürüp, kamuya görev vermemek de, bu ülke için herhalde doğru bir politika değildir” görüşünü bildirdi. Gültekin Türkoğlu, yıllık tüketim artışları yüzde 1-2’lere gerilemiş, altyapısını devlet eliyle tamamlamış ülkelerin bile böyle kolay bir ortamda serbestleşmeyi yürütemezken, Türkiye’nin bunu nasıl yürüteceğini sordu.
Yabancılara Taşeronluk Yapılıyor
Türkiye’deki özel kesimin her biri milyar dolar tutarındaki üretim tesislerini tek başına kuracak güçleri olmadığına işaret eden Türkoğlu, “O halde yabancılarla ortak olarak bunu yapacaklar. Bu ortaklıkları da taşeron boyutundan öteye gidemiyor; yüzde 5-10’un üzerine
"Uyguladığımız serbest piyasa modelinde kamunun yatırım yapması men edildiğinden, yerli ve yabancı şirketler de sektörde yatırımın riskli olduğunu öne sürerek, yeni yatırım yapmaya yanaşmadıklarını, daha çok iktidarı mevcut tesisleri satmaya zorladıklarını görmekteyiz."
96 elektrik mühendisliği, 432. sayı, aralık 2007
gidemiyor” görüşünü dile getirdi. Türkoğlu, görüşlerini şöyle dile getirdi:
“Kaynaklarımız kıttır, paramız yoktur; o halde özel kesim yapsın. Kaynağımız olmadığı için ithal kaynaklarla bu işi götürelim; işte doğalgaz, serbestleşme modeli bunların sonucudur. ‘Olmayan enerji en pahalı enerjidir’ diye de bir deyim uydurduk. Onun için ‘Enerji olsun da, en pahalı olsun’ dedik, bugünkü noktalara geldik.”
2030’a Kadar Kaynak Sorunu Yok
Türkoğlu, Türkiye’nin kaynak potansiyeline ilişkin hesabını, “linyite dayalı 18 bin megavatlık kapasite ile 120 milyar kilovatsaat, taşkömürüyle 6 bin 500 milyon kilovatsaat, ekonomik olarak kullanılabilecek hidrolik kaynaklarla 170 milyar kilovatsaat, jeotermalde 2 bin megavat kapasite ile 16 milyar kilovatsaat, rüzgardan 2030’a kadar sistem zorluğu nedeniyle 20 bin megavat kapasite üzerinden 60 milyar kilovatsaat ve biyoenerjiden 5 bin megavatlık kapasite ile toplam 409.5 milyar kilovatsaat elektrik üretim potansiyeli” olarak açıkladı. Bu rakamdan 2006 yılsonu itibariyle kullanılan linyit ve hidrolik potansiyeli düşüldüğünde 329.5 milyar kilovatsaat kaldığını, mevcut 200 milyar kilovatsaate yakın üretim de düşünüldüğünde, yıllık yüzde 5’lik talep artışı ve verimli enerji kullanımıyla Türkiye’nin toplam 544 milyar kilovatsaat olan potansiyelinin 2030’a kadar yeteceğini kaydetti.
“Özel Sektör Kar Görmüyorsa Yatırım Yapmaz”
Elektrik Üreticileri Derneği Müdürü Ahmet Kavas ise, enerji politikasının hükümetten hükümete değişmemesi gerektiğini savunarak, hükümetlerin yapabileceğini “yatırımcıları engelleyen hususları bertaraf etmek” olarak sınırlandırdı. EPDK ve Enerji Bakanlığı arasında farklı politikalar izlendiğini ifade eden Kavas, “Bu iki politikanın
arasında özel sektör gün ve gün eridi” dedi. Özel sektörün kar görmüyorsa yatırımları yapmayacağını belirten Kavas, yatırımı devletin yapmasının da bir tercih olduğunu ifade ederken, devletin de kar sağlamak üzere çalışmak zorunda olduğunu ileri sürdü. “Geçtiğimiz 5 yıllık süreç içinde bu kar hiç gözetilmedi” diyen Kavas, siyasi bir tercihle petrol fiyatlarını kontrol edemezken, elektrik fiyatlarının arttırılmamasına gidilmesini eleştirdi. Son 5 yılda yaklaşık yüzde 50’lik bir enflasyon artışı olduğunu ifade eden Kavas, “Bu maliyet artışlarınız varsa ve bu maliyet artışlarını yansıtmamayı bir politik tercih olarak ortaya koyuyorsanız ve bunda da EPDK gerçekten denetleyici, düzenleyici bir kurum olarak gerekli müdahaleyi yapamıyorsa; o zaman bir piyasadan söz etmek mümkün değildir” dedi.
Özel Sektör Serbest Piyasanın Arz Sıkıntısı Yaratacağını Söylemiş
Ahmet Kavas, piyasanın açılmasıyla arz güvenliğinde ciddi bir sıkıntı yaşanacağını kendilerinin ifade ettiğini savunarak, yap-işlet’lerin devreye girmesiyle o dönemde oluşan kapasite fazlalığı nedeniyle bunun göz ardı edildiğini anlattı. Kavas, “2004 yılından sonra mevcut tesislerini çalıştıramayan bir özel sektörün yeni yatırım yapmasını beklemek mümkün değil ki birçok tesis de 2006 yılı itibariyle faaliyetlerine son verdi ve mevcut tesislerini sattı yurtdışına” derken, 1 Ağustos 2006’da Dengeleme ve Uzlaştırma Yönetmeliği’nin nakdi olarak uygulanmaya başlanmasıyla özel sektörün üretimi devam ettirdiğini söyledi. Özel sektör için artan maliyetler nedeniyle 100 liraya satılan malın maliyetinin 107 lira olduğunu söyleyen Kavas, kamu kurumları arasında oluşan borç zincirine dikkat çekti. “Türkiye’deki toplam elektrik üretiminde doğalgazın payı, geçen sene yüzde 45’lere ulaştı ki bu yaz yüzde 50’yi de geçti” diyen Kavas, yap-işlet-devret ve yap-işlet santralları özel sektör değil de kamu
işletiyormuş gibi doğalgazla yapılan üretimin yüzde 10’unu özel sektörün yüzde 40’ını devletin ürettiğini ileri sürdü. Geçen yıl TEDAŞ’ın 1 milyar dolar zarar ettiğini, bu yıl da 2 milyar dolar zarar etmesinin öngörüldüğünü belirten Kavas, TETAŞ’ın yaptığı fiyat ayarlamasına atıfta bulunarak, “Son bir düzenlemeyle fiyatını biraz aşağıya çektiler ki, 500 milyon dolarlık falan TEDAŞ’ın bir karı olsun veya zarardan bir miktar kurtulsun diye” dedi.
Özel Sektörün Çözümü Pahalı Elektrik Üretimi
Türkiye’nin yatırım yapacak kaynağı olmadığını, bu nedenle dış yatırım almak zorunda olduğunu iddia eden Kavas, Türkiye’nin 20 yıllık ortalamada talep artışlarının yüzde 7’ler civarında olduğunu, yatırım yapılması gerektiğini savunurken, özel sektör olarak bakanlığın önüne koydukları çözümü şöyle açıkladı:
“Yaklaşık 2 bin-2 bin 500 megavat olan, fueloil ile çalışan, yani yakıt maliyeti 15-16 kuruş olan, ama kurulu kapasite olarak mevcut olan tesisleri devreye almaktan başka bir çaresi yok. Çünkü bugün verdiğiniz bir yatırımı, 3 yıl sonra realize edip, 3 yıl sonra devreye alacaksınız.”
elektrik mühendisliği, 432. sayı, aralık 2007 97
Hidrolik kaynak kullanımına karşı gelecek yıllarda “tarımsal sulama ve içmesuyu” sağlama ihtiyacı nedeniyle olumsuz bakışını ortaya koyan Kavas, ayrıca bu kaynakların kullanımında kar mantığı nedeniyle işletmeye alınamayacak olduklarını da anlatarak, “Eğer siz oradan elektrik üretip ekonomik bir şekilde yararlanabiliyorsanız kaynağınızdır. Yoksa o su orada akar durur, Türk de bakar” söylemini kullandı. Kavas, nükleer santral kurulmazsa ucuz enerjiye kavuşulamayacağını ileri sürerken, Türkiye’nin satın alma gücüne göre pahalı elektrik kullandığını, AB ortalamasının yakalanması için kişi başı enerji tüketiminin 2.5 kat artması gerektiğini söyledi.
Biyoetanol Şovuna Eleştiri
Petrol-İş Sendikası’ndan Kimya Mühendisi Ayfer Eğilmez ise Enerji Bakanı Hilmi Güler’in sempozyum açılışında “slogan üretildiği, keşke bir siyasi parti kursanız da siyaset renklense” biçimindeki sözlerini kınarken, “biyoetanol şovu”nu şöyle eleştirdi:
“Bakan başka bir şeyin de üstünü örttü; biyoetanolde kullanılan hammaddenin, yani tarım ürünün de dışarıdan ithal edileceğini es geçti gitti. Sayın Bakan’ın da üyesi olduğu bir örgüt burası. Dolayısıyla
bu polemiği anlamlı buluyorum ben ve Sayın Bakan’a da bu anlamda, biyoetanol test numunelerini alıp, orada burada şov yapmak yerine, serbestleşme adına getirdikleri düzenlemelere bile uymadıklarını hatırlatmak istiyorum.”
Lisans ticareti oluştuğuna dikkat çeken Eğilmez, yatırım yapılsın yapılmasın piyasaya girilsin anlayışıyla lisans depoları oluşturulduğunu, ancak bu yatırımları yapacaklara yönelik teknik ve ekonomik kriterlerin, ayrıca yatırımların yapılıp yapılmadığının denetlenmediğini söyledi. Yapılan yasal düzenlemelerin de “yaz-boz tahtasına” döndüğünü kaydeden Eğilmez, hükümetin enerji politikasını Petrol Kanunu üzerinden şöyle eleştirdi:
“Öyle bir ucube petrol kanunu çıkarılıyor ki, kimler istiyor, neler istiyor; bu artık çok açık. Şunu diyor özetle: ‘Gel, bul, al ve götür.’ Şunu yapmaya çalışıyorlar: Serbestleşme, kuralsızlaştırma, hiç bir kontrolün, denetimin olmaması. Serbestleşme, piyasa girip arkasından hiç izlenmemesi; serbestleşme böyle algılanıyor ve böyle uygulanıyor.”
Petrol Sektöründe Yabancılaşma
Eğilmez, Türkiye’nin petrol arama, üretim ve dağıtım faaliyetlerindeki dikey entegrasyona sahip yapısının özelleştirme için parçalandığını anımsatarak, bu sektörde yaşanan yabancılaşmaya ilişkin gelişmeleri şöyle ortaya koydu:
“Akaryakıt sektöründe yüzde 82 yabancılaşma var. Petrol Ofisi satıldı. Yüzde 40’ı şu anda Avusturya Devlet kontrolünde olan OMV şirketine ait. SOCAR, yine devlet şirketi, şu anda PETKİM’e talip olan. Yüzde 100 devlet payı olan Azerbaycan şirketi TURCAS ile birlikte şu anda rafineriye girdi ve o bir ortaklık kurdu. LUKOİL, biliyorsunuz Rusya’nın en büyük petrol şirketi. Geldi, Bölünmez Petrolcülük’ün 200 istasyonunu aldı ve istasyon bayilerini
geliştirerek işi götürüyor. TOTAL, SHELL TURCAS’la ortaklık yaptı akaryakıt dağıtım alanında. Petrol ürünlerinde 28 milyar dolarlık bir pazardan, Orta ve Doğu Avrupa’nın 13 ülkesinin iki katı kadar büyüyen bir piyasadan söz ediyorum. Onun için Ceyhan’a rafineri kurarlar. Dikkat edin, orada da lisans almaya çalışanlar: OMV-POAŞ ortaklığı. SOCAR, lisans alamadı, ama bu almayacak anlamında değil. Çalık ve yine Hindistan devlet şirketi olan India Grubu. Rafineri alanında da bu tip bir giriş var. Açık pazar derler buna. Yarın bir gün siz bunu yapabilecek finansa sahip olduğunuzda, gireceğiniz pazarınız kalmıyor elinizde.”
Eğilmez, Shell’in CEO’su olan Petrol Sanayi Derneği (PETDER) Başkanı’nın TPAO’nun dağıtım istasyonları kurmasına karşı çıkışını “rekabet” mantığına bile aykırı düşmesiyle eleştirdi. Eğilmez, “Avrupa Birliği rekabet hukukunda, mülkiyet biçimine yönelik hiçbir şey yoktur. Piyasaya eşit koşullarda girip, eşit yarışma diye bir şey vardır. Devletin liberal piyasada rekabete katılmasının engellenmesini talep ediyorlar; oysa kuralı bu” diye konuştu. Bu anlamda, sermayenin isteğiyle çıkarılan Petrol Piyasası Yasası’nda bile kamu-özel ayrımı olmadığına dikkat çeken Eğilmez, rekabetçi denilmesine rağmen oligopol bir pazarın söz konusu olduğunu vurguladı.
“Entegre Kamu Şirketlerinde Direnilmeli”
BOTAŞ’ın gaz alım anlaşmalarının devrini kurumun çökertmesi olarak nitelendiren Eğilmez, şöyle konuştu:
“Serbest piyasa dediniz ya, ithalat meselesinde de özel şirketler gitsinler, anlaşmalarını yapsınlar gerçekten ve piyasaya girsinler efendim. Bu kontrat devirlerinde, gaz satıcısı ülkelerin şirketlerinden ön onay getirildi. Bu bir engeldir. Kendi mantıklarıyla ters düşüyorlar
98 elektrik mühendisliği, 432. sayı, aralık 2007
veya çıkarttıkları Doğalgaz Piyasası Yasası’yla ters düşüyorlar. Biz zaten dünyada da, Avrupa Birliği ülkelerinde de garip bulunuyoruz. Yüzde 80 piyasaya açıyor, hiç bir ülkede olmayan bir şey. Elimizde hala bir olanak var. Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı’nın BOTAŞ’la birleşmesi gerekiyor, petrokimyanın oraya bağlanması gerekiyor. TPAO’nun bayiliğe ve dağıtıma girmesi gerekiyor. Entegre kamu şirketleri konusunda direnmeli ve kararlı olmak durumundayız.”
Enerji Bakanı’na Tepki
TMMOB’tan Endüstri Mühendisi Oğuz Türkyılmaz da Enerji Bakanı Güler’in biyoetanolü yeni keşfedilmiş gibi göstermesini eleştirdi. Güler’in şeker fabrikalarında biyoetanol üretildiğine ilişkin sözlerini anımsatarak “O zaman sorarlar adama: Şeker fabrikalarını niye özelleştiriyorsunuz?” diyen Türkyılmaz, bu üretimin ithal ürünle yapılmaması gerektiğini, ancak Çukobirlik’in yatırımına da izin verilmediğini söyledi. “Çocuk mu avutuyorsunuz” diye tepki gösteren Türkyılmaz, enerji KİT’lerin zararı olmadığına ilişkin söyleme de neden görev zararlarının silindiğini sorarak itiraz etti. Türkyılmaz, EGO’nun özelleştirilmek istendiği için BOTAŞ’a borç faizlerinin kanunla silindiğine dikkat çekti.
Türkyılmaz, insanlara kömür dağıtımının işaretli listelerle yapılmasını da eleştirirken, kömür üretiminin arttırılmadığını da ortaya koydu. Enerjide ortaya konulan yatırım gereksinimi hesaplamalarına da atıfta bulunan Türkyılmaz, 2005’ten 2020’ye kadar ortaya çıkan 5.7 milyar dolarlık yatırımın en az yarısını kamunun yapması gerektiğini savundu. Türkyılmaz, “Yılda 160-170 milyar dolar ithalat yapan, ihracatını 100 milyar doların üstüne çıkaran bir ülkenin, enerji gibi stratejik bir alana yılda 4.5 milyar dolar kamu eliyle yatırım yapamayacağını söylemek, hesap bilmemek demektir” dedi.
Nükleere Yerli Potansiyel Yanıtı
Oğuz Türkyılmaz da yerli potansiyele yönelik hesaplamasını aktarırken, toplam 368 milyar kilovatsaat elektrik üretme olanağı bulunduğunu bildirdi. Mevcut kapasite ile bu tutarın 600 milyar kilovatsaati aşan bir rakam olduğuna dikkat çeken Türkyılmaz, 5 bin megavatlık nükleer santral ile yılda 8 bin saatten 40 milyar kilovatsaat elektrik üretilebilecekken, kömürdeki ek kapasitenin 70 milyar, hidrolikte 170 milyar, rüzgarda 120 milyar kilovatsaat olduğunu ifade etti.
EPDK-Enerji Bakanlığı Çekişmesi
Türkyılmaz, EPDK’nın, diğer kamu kurumlarındakilere “Sovyet Rusya’dan gelmiş kızıl kalpaklı adamlar” gibi görme eğilimi içine girebildiğini, üzerine vazife işleri yapmayıp üzerine vazife olmayan işler yaptığını söyledi. EPDK’nın yatırımları denetleyecek teknik düzeyde kadrosu bulunmadığına da dikkat çeken Türkyılmaz, talep tahminlerinin yapılmasında yaratılan ve yaşanan karmaşayı ortaya koydu. Dağıtım şirketlerinin bölgelerindeki talep tahminlerini toplamalarının öngörüldüğünü, onlar yapmadığında TEİAŞ’ın yapmak durumunda kaldığını, TEİAŞ’ın yaptığını EPDK’nın beğenmediğini, asıl yapması gereken Enerji İşleri Genel Müdürlüğü’nün de gerekli bir yazılımı dahi alamadığını aktardı.
TEİAŞ’ın yaptığı talep tahmininde yıllık 125 megavat rüzgar santrali kapasite artışı öngörülmesini de eleştiren Türkyılmaz, yıllık yüzde 5’ten fazla rüzgar santralının iletim şebekesine bağlanamayacağına ilişkin kuralın hangi uluslararası standarta göre belirlendiğini sordu. Ancak “hidrolik, linyit istemeyiz” gibi Türkiye’nin bütün enerji sorununun rüzgarla çözüleceğini iddia etmediklerinin de altını çizen Türkyılmaz, Türkiye’nin de Almanya gibi yüzde 15-18’lik bir rüzgar hedefini önüne koyabileceğini, kalanın dörtte biri doğalgaza, dörtte biri linyite, yüzde 30’u da hidroliğe dayalı enerji politikası oluşturulabileceğini söyledi. <
elektrik mühendisliği, 432. sayı, aralık 2007 99