Elektrik Mühendisliği · Sayı 441 · Şubat 2011
TÜM SAYFALAR
Oda ve TMMOB örgütsel yaşamı Oda duyurusu / kurumsal
- Yıl
- 2011
- Sayfa
- 156
- Okuma süresi
- 338 dk
- Görüntülenme
- 0
Konu
İlgili: Mühendislik eğitimi, Toplum, demokrasi ve emek
Anahtar kelimeler
- EMO
- 2547 sayılı yasa
- torba yasa
- YEK Yasası
- nükleer santral
- içindekiler
Özet
Derginin bu sayısının içindekiler listesi, künye bilgileri ve EMO Yönetim Kurulu Yazmanı Erdal Apaçık'ın Mısır'daki halk hareketleri, torba yasa, Yenilenebilir Enerji Kaynakları Yasası ve nükleer santraller üzerine değerlendirme yazısını içermektedir.
Tam metin
Metin PDF'ten otomatik çıkarılmıştır; tablo, şekil ve formüller eksik ya da hatalı olabilir. Özgün dizgi için PDF'e bakın.
ELEKTRİK
MÜHENDİSLİĞİ
TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası adına SAHİBİ Yönetim Kurulu Başkanı Cengiz GÖLTAŞ
SORUMLU YAZI İŞLERİ MÜDÜRÜ Erdal APAÇIK
YAYIN KURULU Serdar PAKER Cemil KOCATEPE Emir BİRGÜN Mehmet BOZKIRLIOĞLU Musa ÇEÇEN İrfan ŞENLİK M. Birkan SARIFAKIOĞLU Cem KÜKEY Hacer ŞEKERCİ Tayfun AKGÜL Gültekin TÜRKOĞLU Orhan ÖRÜCÜ Kemal ULUSALER Hüseyin ÖNDER
Tarık ÖDEN Olgun SAKARYA
Necati İPEK Arif KÜNAR Emre METİN
YAYIN YÖNETMENİ Banu SALMAN
YAYINA HAZIRLAYANLAR Kahraman YAPICI
Necla DULKADİROĞLU
REKLAM SORUMLUSU Münevver ÇAY TURGUT
EMO İstanbul Şubesi Tel: (0.212) 259 11 50 • Faks: (0.212) 258 36 55 e-posta: [email protected]
YÖNETİM YERİ Elektrik Mühendisleri Odası Ihlamur Sokak No: 10 Kızılay-Ankara Tel: +90 (312) 425 32 72 (PBX) Faks: +90 (312) 417 38 18 e-posta: [email protected] http://www.emo.org.tr EMO üyelerine parasız dağıtılır.
Yayın Türü: Yerel Süreli Yayın İki ayda bir yayımlanır
BASIM TARİHİ ve SAATİ 14 ŞUBAT 2011 - 08:30 SAYI: 441
BASIM ADEDİ 36000
DİZGİ ve TASARIM
PLAR
Planlama Yayıncılık Reklamcılık Turizm İnşaat Tic. Ltd. Şti.
Yüksel Cad. No: 35/12 Yenişehir-Ankara Tel: (0.312) 432 01 83-93 • Faks: (0.312) 432 54 22 e-posta: [email protected]
BASKI YERİ Mattek Matbaacılık Basım Yayın Tanıtım Tic. San. Ltd. Şti. Adakale Sokak No:32/27 Kızılay/Ankara Tel: (0312) 433 23 10 • Faks: (0312) 434 03 56
Dergide yer alan yazılar EMO’dan izin alınarak yayımlanabilir ve alıntı yapılabilir. Yayımlanan yazılardaki görüşler, yazarın sorumluluğundadır.
içindekiler
EMO'dan -6- Erdal Apaçık 2547 SAYILI YASA YERİNE SON YILLARDA ÖNERİLEN YENİ YASA TASLAKLARININ KARŞILAŞTIRILMASI VE ÜNİVERSİTE YÖNETİM MODELİ
ÜZERİNE ÖNERİLER -7- A. Hamit Serbest SİYASAL İKTİDAR ve ÜNİVERSİTELER -16- Alpaslan Işıklı
YTÜ ÖĞRENCİLERİNE EMO'DAN DESTEK -25DEMOKRASİ GÖRÜNTÜSÜNDE FAŞİZM -26BİLİM DIŞINDA YOL GÖSTERİCİ SEÇİLEMEZ -28ÜNİVERSİTE KONSEYLERİ DERNEĞİ’NDEN MÜCADELE CEPHESİ ÇAĞRISI -30MÜLKİYELİLER BİRLİĞİ’NDEN ÖĞRENCİLERE DESTEK, İKTİDARA KINAMA -33ÜNİVERSİTE KONFERANSI SONUÇ BİLDİRGESİ -34-
“ÖĞRENCİLER SUSMAYACAK!” -38“PİYASANIN TAHAKKÜMÜNE KARŞI KAMUSAL EĞİTİM” -39“KOLEKTİF YUMURTA ŞENLİKLERİNE ALIŞSAK İYİ OLUR!” -41“AKP’NİN ÜNİVERSİTEYİ GERİCİLİKLE TESLİM ALMA PROJESİ İFLAS ETMİŞTİR” -42-
EMO 56 YAŞINDA -44AKP HUKUK DEVLETİNİ SONA ERDİRMEYE HAZIRLANIYOR -47-
EMO HES’LERİ YERİNDE İNCELEDİ -49ELAZIĞ, MALATYA, BİNGÖL ve TUNCELİ’NİN ENERJİ SORUNLARI MASAYA YATIRILDI -52-
GAZİANTEP’TE ÖZELLEŞTİRMELER TARTIŞILDI -54ODTÜ MEZUNLARI DERNEĞİ’NDE ENERJİ PANELİ -57-
HASAN BALIKÇI ETKİNLİKLERLE ANILDI -59ENERJİDE YATIRIM AÇMAZI TARTIŞILDI -63-
TMMOB’TAN TBMM’YE GÖRÜŞ -66DOĞAL VARLIKLAR RANTA TESLİM EDİLİYOR -68MADENCİ FENERİ YOLUMUZU AYDINLATIYOR -71ENERJİ POLİTİKALARI ve ÖZELLEŞTİRMELER -76- Serdar Paker
YAŞAMIN İÇİNDE, KAPSAMIN DIŞINDA MÜHENDİS OLMAK -80- Musa Çeçen NKP EŞGÜDÜM KURULU TOPLANTISI YAPILDI -82EMO’DAN YÖK’ÜN YAZISINA YANIT -84ELECO 2010 YAPILDI -86-
IPTV YÖNETMELİĞİ NE GETİRİYOR? -88- Özgür Coşar EMO’DAN “İNTERNET YASAKLARI” TEMASLARI -92İSTENMEYEN İLETİLERİN ENGELLENMESİNDE YÖNTEM KARGAŞASI -95- Mehmet Bozkırlıoğlu TMMOB DANIŞMA KURULU TOPLANTISI YAPILDI -98“İŞ YERİNDE PSİKOLOJİK TACİZ” PANELİ DÜZENLENDİ -100ETİĞİN İÇİ BOŞALTILARAK ETİK DIŞI KULLANIMI -105- İhsan Karababa EMO BİLİMSEL DERGİ DANIŞMA KURULU TOPLANTISI YAPILDI -109-
EMO ENERJİ KİMLİK BELGESİ UZMANLIĞI EĞİTİMLERİNE BAŞLADI -111EMO SANAYİ ve BİNA ENERJİ YÖNETİCİLİĞİ EĞİTİMLERİ’NE BAŞLADI -113-
BU DÜNYADAN BİR PİYER BEY GEÇTİ... -116- Ayhan Çilingiroğlu EMO’DAN E-KİTAP ÇAĞRISI -118-
KİTAP TANITIMLARI -119EMO GÜNCESİ -121-
EMO-ÜYE İSTATİSTİKLER -132MESLEK İÇİ SÜREKLİ EĞİTİM -133-
ŞUBE ETKİNLİKLERİ -135ŞUBE ADRESLERİ -158-
EMO’dan...
Erdal Apaçık-EMO 42. Dönem Yönetim Kurulu Yazmanı
Mısır Patladı Bu yazı yazıldığı sıralarda dünyanın gözü kulağı Tunus ve Mısır’da çığ gibi büyüyen halk hareketleri üzerindeydi. Enteresan Arabi Günler ve Geceler yaşanmaktadır. Halk, baskıcı rejimlere, onun yolsuzluklarına itiraz etmekte; yoksulluğa isyan etmekte; özgürlük ve ekonomik umut talebini dile getirmektedir. Televizyonlarda iktidarını bırakmak istemeyen devlet başkanı güçleriyle sokağa çıkan halkın çatışma görüntüleri var. Vahşet görüntüleri var ve ölüm haberleri geliyor. Halk değişim istiyor; değişimin nasıl olacağını en azından şimdiden kestirmek zor. Ancak halk ayaklanmalarından pek hoşlanmayan emperyalist ülkelerin, hegemonyalarını olumsuz etkileyecek bir değişimin olmasından ve bunun hızla yayılmasından endişe ettiklerini söyleyebiliriz. Endişe ederken de ikiyüzlü fırsatçılık peşinde olduklarını anımsatmak gerekiyor. Nitekim İngiltere Başkanı Tony Blair’in “Değişim gereklidir, ama bu istikrarlı bir değişim olmalıdır” sözleri, bu durumun en güzel özetini sunmaktadır. Mısır Başkanı Mübarek’in iktidarını yitirecek gibi olmasıyla birlikte yakın dostları da birer birer sırtını dönmeye başladı. Nitekim Başbakanımız da Mübarek’i “halkın isteğine kulak vermesi gerektiği” konusunda uyararak yeni konumunu ilan etmiştir.
Torba Yasa Aynı tarihlerde TBMM gündeminde olan “torba yasa”ya karşı TMMOB, DİSK, KESK ve TTB öncülüğünde yapılan gösteriye karşı, cop ve biber gazıyla müdahale edilmiştir. Başkasına “Halkın sesine kulak ver” diye telkinde bulunan hükümet, kendi vatandaşlarının en demokratik tepkilerini orantısız güçle susturmaya çalışmaktadır. “Torba yasa” diye adlandırılan yasa tasarısı içinde onlarca yasada değişiklik öngörülmektedir. Neoliberal politikaların çalışma ilişkilerini egemen kılma ve emekçi kesimlerin mevcut kazanımlarını elinden almaya dönük düzenlemeler yapılmaktadır. AKP Hükümeti döneminde, “biraz iyi, çokça kötü” olan düzenlemelerin aynı torba içinde değerlendirilmesi yöntemi Anayasa paketi oylamasında da uygulanmıştır. Torba yasanın olumsuz eleştiriler karşısında “birkaç iyi madde” üzerinden savunularak işin özü çarpıtılmaktadır. Güvencesiz ve esnek çalışmayı yaygınlaştıran “torba yasa” ya karşı direnen emekçilere biber gazı, cop ve tazyikli su ile müdahale edilirken, Ankara’nın sanayi bölgesinde yaşanan iki ayrı patlamada işçi ölümleri haberleri geliyordu. Ölü sayısı her geçen saat artıyordu. Ateş düştüğü yeri yakıyor: Kiminin babası, kiminin eşi, kiminin oğlu bu ateş içinde yanıyordu. Yetkililerimizin, işçiler için kameralar karşısında sahte üzülme numaraları yaparak gerçek yüzlerini gizlemeye çalıştıklarını görüyoruz. Oysa gerçek yüzleri, işçileri güvencesiz ve esnek çalıştırıp vahşice sömürülmesini sağlayan düzeni savunmaktadır. Toplumun emekçi kesimleri bu acıları daha fazla yaşamamak için, kendi kaderine sahip çıkmak, örgütlenmek ve mücadele etmek zorundalar.
YEK Yasası Geçtiğimiz günlerde, uzunca bir süredir raflarda bekletilen Yenilenebilir Enerji Kaynakları Yasası olarak bilinen yasa yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Yasa, komisyonda oybirliği ile kabul edilmesine karşın, Genel Kurul’a gelirken Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ile bir grup iktidar partisi milletvekili tarafından yapılan müdahaleler dikkat çekmiştir. Yasada YEK konusunda teşvikli alım ile destek öngörülmüş ise de önerilen teşvik sistemi birçok kesimi memnun etmemiştir. Yetkilendirilmiş özel denetim şirketlerinden hizmet satın alınarak denetim yapılması bu yasanın ruhu konusunda yeterli fikir vermektedir. Oda olarak elektriğin üretiminden tüketimine kamusal bir bakışla ele alınması gerektiğini savunmaktayız. Denetimin ise özel şirketlere bırakılmaması gerekli bir alan olduğunu ifade etmekteyiz. Artan enerji ihtiyacını karşılamaya yönelik, enerjide dışa bağımlılığın azaltılması için enerji çeşitliliği içinde yenilenebilir kaynakların değerlendirilmesi oldukça önemlidir. Yenilenebilir enerji konusunda oluşturulacak politikaların toplumun ilgili kesimleri ile katılımcı bir anlayışla ele alınması gerekmektedir. Yasa ve ikinci mevzuat düzenlemelerinde ülkenin ve halkın çıkarları gözetilerek katılımcı yöntemin esas alınması gerektiğini ifade etmekteyiz.
Çevre Yine komisyondan gelen taslağın içinde olmadığı halde, Meclis Genel Kurulu’nda iktidar milletvekillerince eklenen metin (5.madde), çevre açısından oldukça ciddi tehlike barındırmaktadır. Yasanın 5. Maddesi şöyledir: “Milli park, tabiat parkı, tabiat anıtı ile tabiat koruma alanları, muhafaza ormanlarında, yaban hayatı geliştirme sahalarında, özel çevre koruma bölgelerinde, ilgili Bakanlığın, doğal sit alanlarında ise ilgili koruma bölge kurulunun olumlu görüşü alınmak kaydıyla yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı elektrik üretim tesislerinin kurulmasına izin verilir.” Görüldüğü gibi bilinçli bir şekilde doğa katliamına yol açabilecek sonuçlar verecek uygulamalara yol açacak bir maddedir. Bu madde gösteriyor ki, tarih ve ekoloji, piyasa kabullerine/önceliğine bırakılıyor. Asıl tehlike de budur! Asıl tehlike yöneticilerimizin -aynı zamanda- tarih ve çevre bilincinden yoksun olmasıdır. Allianoi için Çevre Bakanımızın “Roma döneminden kaldığına göre yıllardır demek ki toprak altında. Birkaç yüzyıl daha toprak altında kalmasının bize göre bir mahsuru yok” ifadesi iktidarın yaklaşımını göstermektedir. Böylesine yaklaşımlarla doğru, bilimsel enerji politikaları oluşturulamaz. Bu yaklaşım; insanlığın bırakın bugününü, çocuklarımızın, torunlarımızın geleceği için tehlikeler barındıran nükleer santral macerasına sürüklemiştir. Akkuyu’da Rusya’yla anlaşma yapan hükümetimiz, Sinop için de Japonya ile anlaşma aşamasına varmıştır. Nükleer karşıtları mücadelelerini yükseltmeli, yaygınlaştırmalıdır. Bu amaçla Nükleer Karşıtı Platform’un 24 Nisan 2011 tarihinde İstanbul’da gerçekleştireceği mitinge katılım oldukça önemlidir. EMO gündemi yoğun... Dergi sayfaları içinde odamızın değerlendirme ve çalışmalarını göreceksiniz. EMO’nun halktan yana onurlu duruşu devam edecektir. İyi okumalar…
6 elektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011
2547 SAYILI YASA YERİNE SON YILLARDA ÖNERİLEN YENİ YASA TASLAKLARININ KARŞILAŞTIRILMASI VE ÜNİVERSİTE YÖNETİM MODELİ
ÜZERİNE ÖNERİLER
Prof. Dr. A. Hamit Serbest
1. Giriş
1982 yılından bu yana yürürlükte olan 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu belki de üzerinde en çok değişiklik yapılan yasa olmuştur. 2547 sayılı Kanun’a ek ve değişiklik getirmek üzere 67 yeni yasal düzenleme yapılmış ve bunların 34 tanesi Prof. Dr. İhsan Doğramacı (1981 – 1992), 4 tanesi Prof. Dr. Mehmet Sağlam (1992 – 1995), 13 tanesi Prof. Dr. Kemal Gürüz (1995 – 2003), 9 tanesi Prof. Dr. Erdoğan Teziç (2003 – 2007) ve 7 tanesi de Aralık 2007’den bu yana görev yapan Prof. Dr. Yusuf Özcan döneminde yapılmıştır. Ayrıca 2547 sayılı Kanun’da ek ve değişiklik yapan mevzuat ile 14 adet kanun hükmü yürürlükten kaldırılmıştır.
Bunların yanı sıra bir de gerçekleşemeyen “taslak” veya “rapor” olarak kalan değişiklik önerileri olmuştur. Bu alandaki ilk kapsamlı çalışma olan “Türkiye’de ve Dünyada Yükseköğretim, Bilim ve Teknoloji” raporu, Prof. Dr. Kemal Gürüz’ün koordinatörlüğünde, Prof. Dr. Erdoğan Şuhubi, Prof. Dr. A. M. Celal Şengör, Prof. Dr. Kazım Türker ve Prof. Dr. Ersin Yurtsever tarafından hazırlanmış ve Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği (TÜSİAD) tarafından 1994 yılında yayımlanmıştır[5].
Bu çalışma, Kemal Gürüz’ün YÖK Başkanı olduğu dönemde Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı tarafından “Yükseköğretim Kanun Taslağı” olarak üniversitelerde tartışmaya açılmaya çalışıldıysa da siyasi iktidarın sahiplenmemesi nedeniyle rafa kaldırıldı[13]. Ancak 2000 yılı sonrasında başta TÜSİAD [4, 7, 11] olmak üzere Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) [8, 9] ve Dünya Bankası [12] gibi kuruluşların da Türkiye’ye yeni yükseköğretim modelleri önermeye başladığını görüyoruz.
Bu arada, 2003 yılında 58. Hükümet zamanında hazırlanıp tartışılmaya başlanan ve toplumun değişik kesimlerinden de destek gören yasa tasarısını da unutmamak lazım. Söz konusu tasarının hazırlanışında, uzun yıllar yöneticilik yapmış birçok saygın akademisyenin de gönüllü olarak katkı sağladıkları bilinmektedir. İyi niyetle yapılan bu katkılar taslağın belirli ölçüde akademik toplumun beklentilerini karşılayabileceği izlenimi doğurmuştu. Ancak 59. Hükümet ile birlikte taslağa verilen yeni şekil gösterdi ki; büyük ümitler beslenen bu tasarıdan Hükümet’in beklentisi gerçekte türbanın üniversitelerde serbestleştirilmesi ve imam-hatip liseleri mezunlarının üniversitelerde
istedikleri bölümlere girebilmelerinin kolaylaştırılmasından ibaret. Milletvekili sayısındaki çokluğuna dayanarak Parlamento’da uzlaşma aramaksızın Hükümet tasarıyı TBMM’den geçirdi. Eğer Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından söz konusu yasa veto edilmemiş olsaydı, o günkü yükseköğretim sistemi içindeki tüm yönetim unsurlarının görevi bitmiş olacaktı ve yepyeni bir yapı siyasi iktidar tarafından kurulacaktı. Çünkü söz konusu yasa teklifinin Geçici Birinci Maddesi diyor ki:
“Bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihte Üniversitelerarası Kurul, Yükseköğretim Genel Kurulu, Yükseköğretim Yürütme Kurulu, Yükseköğretim Denetleme Kurulu, senato, üniversite yönetim kurulu, fakülte, enstitü, yüksekokul kurulları ve yükseköğretimdeki diğer tüm kurullar ile bunların başkan ve üyelerinin görevleri sona erer. Yükseköğretim üst kuruluşlarının oluşturulmasında koordinasyonu sağlamak, rektörlük ve Üniversitelerarası Kurul üyeliği seçimlerini gözetmek ve bu konularda yapılacak itirazları değerlendirerek karara bağlamak, yükseköğretim kurumlarındaki birimlerin hangi bilim alanına dahil olduğunu beelektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011 7
lirlemek ve yükseköğretim üst kuruluşlarında yapılması zorunlu olan iş ve işlemleri yürütmek amacıyla; Millî Eğitim Bakanı, bu Kanun’un yürürlüğe girdiği tarih itibariyle beş gün içerisinde, Yükseköğretim Kurulu üyeliği, rektörlük veya dekanlık yapmış öğretim üyeleri arasından biri başkan olmak üzere yedi kişilik bir komisyon oluşturur.”
Böylesi bir yasa teklifi en koyu YÖK aleyhtarlarını bile YÖK’ü savunma noktasına itmiştir. Çünkü tüm yükseköğretim sisteminin Milli Eğitim Bakanı eliyle siyasi iktidar tarafından sıfırdan kurgulanabileceği bir ortamın yaratılmasının doğurabileceği sonuçlar açıktır. Dolayısıyla çözüm amaçlayan iyi niyetli bir yaklaşımla gündeme getirilmemiş olan bu yasa teklifi hakkında burada özel olarak değerlendirme yapılmayacaktır. Kaldı ki; tartışılmaya değecek tüm maddeleri zaten diğer tasarı ve raporlardan alınmış olduğu için ayrıca değerlendirilmeye gerek olmadığı düşünülmüştür.
Haziran 2004’te YÖK Yasa Tasarısı’nın Cumhurbaşkanı’nca veto edilmesinin ardından Hükümet tarafından YÖK konusunun beklemeye alındığı hatırlanacaktır. 2007’de Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanı olması ile mevcut yasanın verdiği tüm yetkiler siyasi iktidar tarafından kullanılabilir hale gelmiştir. Aralık 2007’de Prof. Dr. Yusuf Özcan Cumhurbaşkanı Gül tarafından YÖK Başkanı olarak atanmış ve bunun ardından Hükümet’in ilk icraatı ise yükseköğretimde başörtüsünü serbest bırakan bir kanunu TBMM’den geçirmek olmuştur. 23 Şubat 2008
tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 5735 sayılı “Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun” ile üniversitelerde türban serbestliği getirilmiş oldu. Anayasa Mahkemesi, 5 Haziran 2008 tarihli kararı ile yasayı iptal etmiş ve yürürlüğünü durdurmuştur.
Bu arada, yasal düzenleme süreci içinde “Türbana Özgürlük” adıyla birilerinin imzaya açtığı bildiriyi yaklaşık 3 bin 500 akademisyenin imzaladıklarını da belirtmek gerek. Türkiye’deki toplam akademisyen sayısının 80 bin civarında olduğu düşünülürse, 3 bin 500 kişinin akademik toplumun gerçek arzusunu yansıttığı söylenebilir mi? Bu arada, söz konusu bildiriye imza atanlardan birçok öğretim üyesinin daha sonra üniversitelerde değişik yöneticilik görevlerine getirildiği göz önüne alınarak, yine benzer bir bildiri imzaya açıldığı düşünülecek olsa bugün kaç akademisyenin imza atacağını tahmin etmek olası mıdır? Tabii siyasilerin tavrının siyasi görüşlerine göre farklılık göstermediği de bir gerçek. Geçmiş dönemlerde de siyasi partilerin muhalefette iken 2547 sayılı Yasa’yı tamamen kaldıracakları söylemini sık sık dillendirmelerine rağmen iktidar olduktan sonra bu söylemlerini unuttuklarını gördük. Yasanın temel felsefesi güç kimde ise sorgulanamaz ve karşı durulamaz sınırsız bir yetkilendirmeye dayandığı için, gücü yani iktidarı elinde tutan siyasi partiler de yasanın yarattığı olumsuzlukları görmezden gelmişlerdir. Konunun en ilginç yönü ise akademik dünyanın tüm bu olaylara seyirci kalmasında ve bundan da rahatsızlık duymamasındadır.
2. 2547 Sayılı Yasa’nın Kısa Bir Değerlendirmesi
Ülkeyi 12 Eylül 1980’e götüren olaylar hatırlanacak olursa, 2547 sayılı Yasa’nın en önemli misyonunun gençliği kontrol altına almak ve depolitize etmek olduğu görülür. Bu nedenle, üniversite çağına gelmiş gençleri sokaktan alabilmek için tüm yükseköğretim kurumları bir araya getirildi ve tek tip bir üniversite modeli yaratıldı. Üniversiteler bünyesinde yeni fakülteler, bölümler, yüksekokullar ve meslek yüksek okulları açılarak örgün öğretimdeki öğrenci kontenjanları birdenbire arttırıldı.
Kurum ve öğrenci sayısındaki hızlı artış nedeniyle zaten yetersiz olan öğretim üyesi potansiyeli, ortaya çıkan bu ihtiyacı karşılayamadı. Öğretim üyesi açığını kısa sürede kapatabilmek için öncelikle mevcut öğretim elemanlarının bulundukları kurumda yükseltilmelerinin önü kapatıldı. Atama ve yükseltmelerde taşra üniversitelerinde görev yapma mecburiyeti getirildi. 2914 sayılı Yükseköğretim Personel Yasası’ndaki “gelişme güçlüğü zammı” ile taşra üniversitelerinde kadrolu olarak çalışma cazip hale getirilmeye çalışıldı. Ayrıca, yasanın 40 ve 41. maddeleri ile öğretim üyelerinin taşra üniversitelerinde geçici olarak görev yapmaya özendirilmesi amaçlandı. Ancak yasanın amaca hizmet edebilmesi için görevlendirilecek kişilere,
8 elektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011
Çizgilik- Kamil Masaracı (Cumhuriyet-14.12.2010)
kadrosunun olduğu üniversitedeki maaşı ile birlikte gideceği kurumdaki maaş ve diğer özlük hakları da ödenmeliydi; bu yapılmadığı için beklenen sonuç alınamadı. Yasanın 35. maddesi ile gelişmekte olan üniversitelere uzun vadede öğretim üyesi yetiştirilmesi öngörülmüştü, ama bu ancak son yıllarda uygulanabilir hale geldi.
Yasanın yürürlüğe girdiği tarihte, az sayıda olan devlet üniversitelerinin en azından bir kısmında belirli bir kalite vardı ve ortam hızla gelişmeye uygundu. Ancak tek tip üniversite modeli bu kurumlara ve dolayısıyla da ülkemize yıllar kaybettirdi. YÖK, tüm üniversiteleri yoğun bir lisans eğitimine zorlarken, bu üniversitelere de ülkeye öğretim üyesi yetiştirmek misyonunu yüklemiş olsaydı; bugün öğretim üyesi sorununu belki de konuşmamıza gerek kalmamış olurdu. Ayrıca kalite arayışı uğruna bütün üniversitelere standart ders programları gönderilerek uygulamaya zorlanması da tek tip üniversite modelinin sakıncalı uygulamalarından birisiydi. Bu, belki bazı üniversiteler için yol gösterici olmuş olabilir, ama bazı üniversitelerde de ciddi sıkıntılara yol açtı. Tek tip model uygulamasında eşitlik uygulaması alttakileri belki biraz yukarıya çıkardı, ama yukarıdakileri de aşağıya çekti ki; bu da gelişmiş kurumlarda çok ciddi kayıplara neden oldu.
Diğer taraftan, YÖK sisteminde tanımlanan yapılanmada birçok yetki ve sorumluluk kurullara yüklenmiş, ama aynı zamanda da rektöre “yardımcı organ” olarak tanımlanmıştır. Bir rektörün ilgili kurulların kararı olmaksızın kadro
ve bütçe dağıtımı, görevlendirme, atama, yükseltme gibi birçok konuda uygulama yapamaması gerekir. Ancak kurulların yapısı nedeniyle, kurullarda rektörlerin görüşleri neredeyse tartışılmaksızın kabul edilmektedir veya bu kurulların “yardımcı organ” olarak tanımlanmış olmalarına dayanarak, rektörler beğenmedikleri kararları uygulamamaktadırlar.
28 yıllık YÖK deneyimi üniversitelerimizde rektörlerin keyfi tutumlar içine girdiklerini açıkça göstermiştir. Üniversitenin yetkili organlarının rektöre ve dekana yardımcı organlar olarak tanımlanmış olması ve aynı zamanda birçok konuda kurulların kararının gerekli kılınması zaten kendi içinde bir çelişki doğurmaktadır. Bu nedenle, üniversitelerin kurumsal kimliklerini koruyabilmeleri ve geliştirebilmeleri isteniyorsa mutlaka kurullara ağırlık verilmelidir. Ayrıca üniversite için yasama ve denetim organı olarak çalışması gereken kurulların icraattan sorumlu kişilerden oluşmuş olması da yanlıştır. Unutulmamalıdır ki; bu kurullar aynı zamanda disiplin kurulu olarak da çalışıp, yargı görevini de yerine getirmektedirler. Herhangi bir yapıda veya toplumda yasama, yürütme ve yargı yetkilerinin aynı kişilerin elinde toplandığı bir sistemi savunmanın mantıklı bir gerekçesini bulmak mümkün değildir.
2547 sayılı Yasa’nın kurduğu yapı, ne yazık ki “keyfi yönetici” modelini doğurmuştur. Bu sonucun doğmasında Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı ile YÖK Yürütme Kurulu ve Genel Kurulu’nun da kanunla verilen yetkilerinin
tümünü kullanırken görevlerini tam olarak yerine getirmemesi, gerekli denetimlerin yapılmaması en büyük etken olmuştur. Bir anlamda YÖK, rektörlerden kayıtsız itaat istemiş ve karşılığında da üniversite içinde istedikleri şekilde çalışmalarına göz yummuştur.
3. TÜSİAD Raporu ve Çerçeve Yasa
TÜSİAD adına 2003 yılında yapılan çalışmada [4], yeni yükseköğretim yasasının, ayrıntıya girmeyen, ancak en önemli, olmazsa olmaz ortak ilkeleri yasalaştıran bir çerçeve yasa olması gerektiği ifade edilmiştir. Bu görüşe gerekçe olarak yükseköğretim sistemimizin yapısının heterojen ve farklılaşmış olması gösterilmiş ve Türkiye’nin yükseköğretim politikasının bugünkü YÖK tipi merkeziyetçilikle ve tek tipe önem veren bir çerçevede yönlendirilmesinin artık güç olacağı belirtilmiştir. Ayrıca üniversiteleri tek ve merkeziyetçi bir çatı altında toplayan, bütün ayrıntıları yasa ile yönetmeye kalkan bir sistemin, ancak sıradanlığa prim vereceği vurgulanmıştır. Yapılması gereken işlerin başında yükseköğretim sistemimizde önemli ve akılcı bir görev bölümü ile kurumlar arası farklılaşmanın şart olduğu ve lisans eğitimi, yüksek lisans eğitimi, araştırma ve bilgi üretimi konularında üniversiteler arasında işbölümüne ihtiyaç olduğu ileri sürülmektedir. Üniversitenin gerçek anlamda bir üniversite olabilmesi için bu üç işlevi yerine getirmesi gerektiği; ancak üniversitelerarası vurguların değişebileceği belirtilmiştir.
Çizgilik- Kamil Masaracı (Cumhuriyet-15.12.2010)
elektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011 9
Böyle bir yasa altında; ülkenin yükseköğretim politikasını geliştirmek üzere bir Üniversitelerarası Kurul’a (ÜAK) ve bu kurulun geliştireceği liyakat kriterlerinin uygulanmasını ve üniversitelerin performansını denetlemek üzere bir de Yükseköğretim Kurulu’nun varlığına gerek olduğu söylenmiştir. Üniversitelerin bünyesinde de yönetimin “mütevelli heyet” ile yürütülmesi ve her bir üniversitenin yönetim şeklinin, kendi adına hazırlayacağı ve Yükseköğretim Kurulu tarafından onaylanacak yönetmeliklerle belirlenmesi öngörülmüştür.
Üniversitelerin etkinliklerini toplumla ilişkilendirmesi, sosyo-ekonomik önceliklere duyarlı olması ve iş dünyasının önceliklerini paylaşması gerektiği; bu nedenle, tercih eden ve Yükseköğretim Kurulu tarafından uygun görülen üniversitelerde mütevelli sistemine imkan tanınması önerilmiştir. Üniversitelerin kendi özel ilgi ve uzmanlık alanlarında sivrilmeleri, proaktif, rekabetçi ve girişimci olmalarının; yerel düzeyde, yani üniversitenin mütevelli heyeti vasıtasıyla çok daha kolay gerçekleşeceği belirtilmiştir. Böyle bir sistemde, mütevelli heyeti tarafından yapılacak üst yönetici atamaları sayesinde, “pasif, suya sabuna dokunmayan ve üniversitenin iç çıkar gruplarına duyarlı, önceliği herkesle iyi geçinmek olan yönetici türünün üremesine” fırsat verilmeyeceği ileri sürülmüştür.
Üniversitelerin halen tabi olduğu mevzuatın yarattığı güçlükler göz önüne alınarak “katma bütçe”den “torba bütçe” uygulamasına geçilmesi önerilmiştir. Üniversite için kapsamlı bir “işletme hesabı” kurulması ve üniversitenin, devlet bütçesinden alacağı kaynağın, bağışlar, öğrenci katkı payları ve üniversitenin topluma sunduğu hizmetlerden elde edilecek gelirlerin bütününün bu hesaba yatırılması; bu şekilde üniversitenin devletten aldığı kaynağın bir kısmının hesaplanmasında uluslararası standartlara göre yayın ve araştırma, mezun edilen öğrenci sayısı gibi performans kriterleri kullanılması önerilmiştir. Diğer taraftan, devlet üniversitelerinde akademik ve idari personelin sözleşmeli statüde çalıştırılmalarına imkan sağlanması ile sözleşmeli personele verilecek cazip maaş farkının üniversitelere dinamizm kazandıracağı ileri sürülmüştür. Üniversite içinde bütçenin tahsisi ve harcanma şekli ile ilgili doğru, açık, hesap verebilirliğe dayalı mekanizmalar kurulması kaydıyla torba bütçe uygulamasının üniversitelere bir rahatlık getirebileceği doğrudur. Diğer taraftan, personele farklı maaş uygulaması da yararlı olabilir; tabii mesleki liyakat ilkelerinin uygulanmasını garantileyecek bir süreç tanımlanabildiği ve uygulanabildiği takdirde…
Buraya kadar belirtilen görüşlerin hepsi sağlıklı bir mütevelli heyet yapısını oluşturmanın ve işletmenin mümkün olduğu varsayımına dayanmaktadır. Türkiye’deki tüm üniversiteler için bunun mümkün olamayacağı nedeniyle, önerilen sistemde henüz bu seviyeye gelememiş üniversiteler için mütevelli heyet olarak YÖK veya YÖK’ün bir alt kuruluşunun görev yapması öngörülmüştür. YÖK’ün koyacağı performans
kriterlerini zaman içinde karşılayabilecek duruma gelen üniversitelerin akredite olarak “kendi yönetimini oluşturabilecek üniversite” statüsüne geçebilecekleri belirtilmiştir. Ülkemiz üniversiter yapısında arzulanan gelişme süreçlerinin gerçekleşmesi için yönetim inisiyatifinin çok önemli olduğu, kurulların bu konularda gerekli insiyatifi alamayacağı; bu nedenle, “Rektörlük” kurumunun inisiyatif alamaz hale getirilmesinin çok sakıncalı olacağı vurgulanmıştır. 2547 sayılı Yasa’nın merkeziyetçi ve tek tip yapı hastalığını aşmanın yolunun üst kurullarda “kurullarla yönetim”e ağırlık vermek olmadığı; ancak böyle bir sistemin etkisiz ve verimsiz bir merkeziyetçilik doğuracağı ve sonuçta başsız bir kitle gibi durağanlığa neden olacağı ileri sürülmüştür.
Burada dile getirilen önerileri, ülkemiz koşullarında değerlendirmeliyiz. Öncelikle, üniversiteler için düzenleme yapılırken üniversiteleri siyaset üstü bir kurum olarak muhafaza etmeye özen gösterilmelidir. Üniversitede çalışan kişilerin siyasi tercihleri olması ile bu tercihlerin kurumların işleyişinde etkili olmasını birbirine karıştırmamak gerekir. Üniversiteler düşünce ve ifade özgürlüğünün en geniş şekliyle uygulanacağı kurumlar olmalıdır. Üniversitelerin toplumlara yol gösterme, ülkenin önünü açma, geleceği kurgulama işlevlerini yerine getirebilmesi için bu anlamdaki özgürlükler üniversitelerin olmazsa olmaz kurallarıdır.
Bu modelleri öneren ve savunan insanlar, batı üniversitelerini örnek gösterirken, batı toplumunun kültürel
10 elektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011
Çizgilik- Kamil Masaracı (Cumhuriyet-16.12.2010)
yapısını ve özellikle o ülkelerdeki siyasi etik kurallarının nasıl işlediğini unutmamalıdır. O nedenle; öncelikli koşul mütevelli heyet oluşumunda siyasetin rol oynamayacağının garanti edilmesidir. Ülkemizdeki meslek kuruluşlarının, sendikaların, kooperatiflerin ve benzeri kurumların yapısına ve yönetim organlarının belirlenişinde yaşanan olaylara baktığımızda bu konuda çok iyimser olamayacağımız açıktır. Siyasilerimizin üniversitelerde reform çabalarının, sonuçta üniversitelerimizi de siyasetin seviyesine indirmesinden ve oradaki çirkinliklerin üniversitelerimizde de yaşanır olmasından korkuyorum. Bu korkumun, farklılaşmayı sağlamış üniversiteler adına da geçerli olduğunu ifade etmek isterim. Kuruluşundan 2547 sayılı Yasa’nın çıkışına kadar, “mütevelli heyet” kültürünü tatmış olan ODTÜ’de yaşananlar henüz unutulmamıştır. Bir ölçüde kurumsallaşabilmiş birkaç vakıf üniversitesine bakarak ülke geneli için bu tip önerilerde bulunmanın doğru olmadığı düşüncesindeyim. Diğer taraftan, üniversitelerin kendi adına yönetmelikler hazırlayarak kendi yönetim şekillerini belirlemesi konusunda da yaşanacak süreçler açık değildir. Yönetmelikleri, üniversite adına kim hazırlayacaktır; Yükseköğretim Kurulu’nun onayına sunulacak taslağın son şeklini vermeye yetkili organ hangisi olacaktır ve bu organın oluşumu ne şekilde belirlenecektir? Bu hususlar açıklığa kavuşturulmadan oluşturulacak bir sistem kaostan başka bir şey doğurmayacaktır. O nedenle, eğer amaç “rüştünü ispat etmiş” üniversitelere veya “vakıf üniversiteleri”ne “serbestlik” sağlamak
ise ki öyle olduğu izlenimi doğmaktadır, bu açıkça ifade edilmelidir.
4. Raporlardan Öneriler
Bu bölümde Barblan, Gürüz ve Ergüder tarafından kaleme alınan ve 2008 yılında Magna Carta Üniversitesi tarafından basılan [1], Ergüder, Şahin, Terzioğlu ve Vardar’ın hazırladığı 2009 yılında İstanbul Politikalar Merkezi tarafından yayımlanan [3] ve Visakorpi, Stankovic, Pedrosa, Rozsnyai tarafından Avrupa Üniversiteler Birliği adına hazırlanan ve TÜSİAD tarafından 2008 yılında yayımlanan [11] raporlardaki görüşler özetlenmiştir. Ayrıca; OECD 2006 yılındaki yüksek öğretime yönelik Eğitim Politikası raporu [8] ile 2009 yılındaki Eğitim Raporu’nda [9] ve Dünya Bankası’nın 2005 yılında [12] İstanbul Politikalar Merkezi Eğitim Reformu Girişimi ile işbirliği içinde Türkiye hakkında hazırladığı eğitim sektörü raporundaki görüşlere de değinilecektir.
2008 ve 2009 yıllarında Ergüder ve arkadaşları [1, 3] tarafından kaleme alınan raporlarda dile getirilen görüşler, 2003 yılında TÜSİAD için hazırlanan raporda belirtilen görüşlerin tekrarı mahiyetindedir. Raporda, “sihirli bir formül” sunulduğu, “kalıplaşmış düşünce ve doğruların dışında düşünülmeye” çalışıldığı, “düşünülmeyeni de düşünmek” ve kamuoyuna geniş bir “yelpaze” sunulmak istendiği belirtilmişse de daha önce söylenenlerden çok farklı olmadığı, ancak o tarihte açıkça söylenemeyen bazı hususların bu sefer çok
net bir biçimde yazıldığı görülmüştür. Bu önerilerin bir kısmının YÖK Başkanı tarafından basına yapılan açıklamalarda da yer alması bu çalışmalara ayrı bir önem kazandırmaktadır.
Ergüder ve arkadaşlarının ele aldığı konuların başında üniversite yönetimi gelmiştir. Yönetimde etkin ve girişimci bir kültürün yaratılmasında rektördekan-bölüm başkanı ilişkilerinin çok önemli olduğu, rektörün bir takım kültürü yaratabilmesi gerektiği; bu nedenle takıma dayalı liderlik kültürünün son derece önemli olduğu ve rektör, rektör yardımcısı, dekan ve bölüm başkanlarının göreve getirilmesinde bu olgunun dikkate alınması gerektiğinin önemi vurgulanmıştır. Üniversite yönetiminin “demokratik üniversite”, “kurullarla yönetim” gibi sloganlaşmış kavramların ifade ettiğinden çok daha karmaşık bir mesele olduğu; bir tarafta etkin yönetim ihtiyacını, diğer tarafta ise meslektaşlar topluluğu olgusunu bağdaştırmayı gerektiren bir süreç olduğu belirtilmiştir.
Üniversitelerin artık bu çağda beliren ihtiyaçlara kendilerini uydurmaları gerektiği, klasik, geleneksel tek tip üniversite modelinin artık geçerli olmadığı, bilgi tabanlı ekonomilerin karmaşık ve sürekli değişen bir toplum gerektirmesi nedeniyle değişik yükseköğretim kurumlarının ortaya çıktığı ve klasik üniversite geleneğinin çok güçlü olduğu Avrupa’nın bile bu gelişmelerin etkisi altında kaldığı belirtilmiştir. Değişik profilleri olan, kendi stratejik hedeflerine göre yönetilen özerk üniversitelerin Avrupa Yükseköğretim Alanı’nın vazgeçilmez
Çizgilik- Kamil Masaracı (Cumhuriyet-17.12.2010)
elektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011 11
parçası haline gelmekte olduğu, hatta yakın geçmişe kadar Avrupa’da hoşgörüyle bakılmayan “kâr amacı güden” üniversiteler ya da şirket üniversiteleri gibi modellerin bile gündeme geldiği ifade edilmiştir. Önümüzdeki yıllarda yükseköğretim kurumlarımızın bugünkü “öğrenci sayısı” baskısının yanı sıra “kalite” baskısı ile de karşı karşıya kalacakları ve bu baskılara karşı çözümün, çeşitliliğe önem veren, belirli uzmanlık dallarına yönelme esnekliğini gösteren bir yükseköğrenim sistemi tasarlayabilmekten geçtiği ileri sürülmüştür. Raporda gereken çeşitliliğin sağlanabilmesi için geçmişteki alışkanlıklardan ve kalıplardan sıyrılıp yeni arayışlara girmek gerektiği:
• kâr amacı güden kuruluşlar gibi pek alışık olmadığımız modelleri, • devlet üniversitelerine özel statü tanınması, • devlet üniversitelerinin yönetiminin vakıflara devredilmesi, gibi seçenekleri akılcı bir yaklaşımla düşünmek ve incelemek önerilmektedir. Tabii bunların konuşulur hale gelmesi için devletin yükseköğretimdeki rolünde önemli bir paradigma değişikliği yapılması ve yükseköğretimde fiilen yer alan devlet yerine, denetleyen, yönlendiren, performansa göre değerlendiren bir devlet anlayışına gerek olduğu da eklenmiştir. Özel sektörün yükseköğretime, kâr amaçlı olanlar da dâhil, daha fazla yatırım yapmasına fırsat tanınması önerisi devletin olanaklarının kısıtlı olduğu düşüncesine dayandırılmıştır. Ayrıca böyle bir düzenleme ile hâlen kâr amacıyla kurulduğu zannı altında bulunan, ancak Anayasa izin vermediği için bunu örtülü bir biçimde yaptığı iddia edilen, bazı vakıf üniversitelerinin durumunun meşruluk kazanması da sağlanacağı ifade edilmiştir.
Bazı devlet üniversitelerinin vakıflara devredilmesi konusunda “mezunlar” veya “hemşeriler” gibi o üniversiteye önemli katkıda bulunan, gelişimini izleyen ve destekleyen güçlü bir biçimde sahiplenen paydaşların etkili olacağı düşünülmüştür. Dolayısıyla bu üniversitelerin “işletme hakkını” onların öncülüğünde kurulacak vakıflara devrederek, daha etkin bir biçimde yönetilmelerini sağlamanın mümkün olduğu ileri sürülmüştür. Böylece bir devlet üniversitesinin, özel sektör katkılarıyla daha verimli kılınmasının yolunun açılacağı iddia edilmekteyse de aynı beklentilerle özelleştirilen birçok kamu kurumunun özel sektör elinde geldiği noktalar ortadadır.
Raporda ısrarla üzerinde durulan kaynak yaratma ve bununla bağlantılı olarak “paralı eğitim” konusunda da şu görüşler dile getirilmiştir:
“Yakın gelecekte yükseköğrenime tahsis edilen kamu kaynaklarında ciddi bir artış beklememek gerekir. Bu nedenle üniversite ve diğer yükseköğrenim kurumlarının kaynak yaratmalarını teşvik edecek tedbirlere ihtiyaç vardır. Bir yandan üniversiteler önemli bir gelir kaynağından mahrum edilmekte, diğer yandan, üniversite sınavlarında başarılı olabilmek için epey bir harcama yapma zorunluluğu, gelir düzeyi yüksek olanlar lehine toplumsal eşitsizlik yaratmakta ve
sosyal adalet ilkesini zedelemektedir. Bu iki sakıncayı da ortadan kaldırmak için, Türkiye’de gelir dağılımının çok bozuk olduğu da dikkate alınarak, paralı eğitime geçilmeli ve dar gelirli öğrenciler için çok adil ve yaygın bir burs sistemi tasarlanmalı ve işlerliği sağlanmalıdır. Yükseköğrenimin kamu hizmeti olma niteliği ilk ve orta öğrenime kıyasla daha azdır; çünkü ileride bu hizmeti alan kişiye gelir olarak dönme niteliği daha fazladır. Dolayısıyla bu hizmeti alanlar karşılığını ödemelidir. Ancak, sosyal adaleti gözeten yaygın bir burs sistemi, kısmen paralı eğitim anlamına gelecektir. Yeni yapılacak bir düzenlemede, devlet üniversitelerinin de aşamalı olarak paralı eğitime geçmesi mutlaka ele alınmalıdır. Sadece devletin vereceği kaynaklara bağlı kalan bir üniversitenin gerçekten özerk, yaratıcı ve üretici olmasını beklemek gerçekçi değildir.”
İlginçtir ki; gerek OECD gerekse Dünya Bankası raporlarında da benzer görüşler dile getirilmektedir. Örneğin; OECD Genel Sekreteri özellikle yüksek öğretimin kamu tarafından finanse edildiği, ama büyüme maliyetlerinin karşılanması için kaynakların yetersiz olduğu ülkelerde, ivedilikle finansman reformu gerektiğini ifade etmiştir. Söz konusu raporlarda yüksek öğretimin hedefleri ve bunların yönetişim açısından taşıdığı anlamları, yüksek öğretimin bedelini kimin ödemesi gerektiği, yüksek öğretimde kaliteyi ölçmenin daha iyi yolları olup olamayacağı ve yüksek öğretimin ekonomiye daha
12 elektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011
Çizgilik- Kamil Masaracı (Cumhuriyet-18.12.2010)
çok katkıda bulunmasının belirlenmesi gerektiği belirtilmiştir. Eğitime yapılan harcamalar büyük oranda kamu kaynaklarından karşılanmaya devam etmekle birlikte söz konusu harcamaların kamu bütçesinden aldığı payın ülkeden ülkeye değiştiği, farklı finansman kaynaklarının yaratılması yönündeki baskıların çoğu ülkede eğitime yapılan özel yatırımların kamu yatırımlarından daha hızlı büyümesine neden olduğu söylenmiştir [8, 9].
Avrupa Üniversiteler Birliği’nin ülkemizdeki 17 üniversitede yapmış olduğu kurumsal değerlendirmeleri hakkında rapor hazırlanması konusunda TÜSİAD’ın talebi üzerine yapılan çalışmaya [11] yazarlarının yanı sıra değerlendirme çalışmalarında görev almış 6 uzman daha katkı yapmıştır. Ayrıca Türkiye’den Prof. Dr. Gülsün Sağlamer, Prof. Dr. Üstün Ergüder, Prof. Dr. Öktem Vardar, Prof. Dr. Erdal Emel ve TÜSİAD adına Nuri M. Çolakoğlu’ndan oluşan bir uzman grubu da çalışmalara yardımcı olmuştur. Söz konusu raporda şu husular vurgulanmıştır:
• Türkiye’nin bir yükseköğretim politikası olmadığı ve üniversitelerin de kendi politikalarını ve araştırma önceliklerini belirlemediği, • Yükseköğretim sisteminde yapılacak değişikliklerde politika yapıcılarının vakıf üniversitelerindeki deneyimlerden yararlanmaları gerektiği, • Vakıf üniversitelerinde olduğu gibi, “mütevelli heyet”in tüm paydaşları temsil eden yapısı ile üniversitelerin yönetimini uygun şekilde yürüteceği, liyakat ve hesap
verebilirlik unsurlarının sağlanmasını garantileyeceği, • Mevcut üniversiter yapının disiplinlerarası eğitim ve araştırma çalışmalarına fırsat tanımadığı, • Fakültelerin kendi içinde otonom yapılar olduğu ve merkezi yönetimin stratejik konularda fakülteler üzerinde etkili olamadığı, • Rektör ve dekanların üniversite içinden seçilmeleri ile üniversite alt birimlerinin kuvvetli öz-yönetim alışkanlıkları, üniversitelerin stratejik konularda gerekli tepkiyi vermelerinin önünde engel oluşturduğu, • Öğretim üyesi sayısının son yıllarda hızla artmakta olduğu ancak yürürlükteki mevzuatın üniversitelerin insan kaynakları politikası üretmelerine fırsat vermediği ve öğretim üyesi açığının halen ciddi bir sorun olduğu, • Öğretim üyelerinin yaşam giderlerini karşılayabilmek için aşırı bir ders yükü altında kaldıkları ve bu durumun araştırma önünde bir engel oluşturduğu, • Halen öğrencilerin sembolik miktarda katkı payı ödediği, ancak yükseköğretimin sosyal boyutu ve yarattığı bireysel kazanımlar göz önüne alındığında sistemin ücretli olması gerektiği, • Ancak toplumda sosyal eşitliği sağlayabilmek için, çok iyi işleyen bir burs ve borçlandırma sisteminin olması gerektiği, • Yurtkur’un bu konuda yeterli olamayacağı, ulusal düzeyde borçlandırma sisteminin kurulmasya sında vergi indirimleri gibi teşvikler sağlanması halinde özel sektörün de istekli olacağı.
Tüm bu raporlarda dile getirilen ortak görüş Türkiye’de yükseköğretimin özelleştirilmesidir. 25 Haziran 2010 tarihinde basındaki haberlerden öğreniyoruz ki, YÖK tarafından hazırlanan kanun tasarısı ile vakıf üniversitelerinde, Bakanlar Kurulu kararıyla belirlenecek sayıda devlet burslusu öğrenci okutulabilecek. YÖK Başkanı’nın bir dergi muhabiri ile yaptığı söyleşide [15] bu görüşleri çok daha net bir şekilde dile getirdiğini görüyoruz. Muhabirin bu konudaki soruları ve aldığı cevaplar aşağıda verilmiştir:
- Türkiye’de özel üniversite yok, vakıf üniversitesi var. Özel üniversite açılmasına izin verecek misiniz?
• Bugünlerde bu konuyu da tartışıyoruz. Özel üniversite açılması gerektiğine inanıyoruz. Anayasa değişikliği gerekiyor, siyasi ortam uygun olursa böyle bir değişikliği Meclis’ten isteyebiliriz. Zaten vakıf üniversitelerimiz her ne kadar kâr amacı gütmeyen kurumlar gibi görünse de özel üniversite gibi çalışır hâle geldi.
- İstanbul’da üniversite şehri mi açacaksınız?
• Şehir değil de, üzerinde büyük binalar bulunan büyük bir alan düşünün… Her bir katı yurtdışındaki üniversitelere kiraya vereceğiz. Burası serbest bölge olacak, vergi olmayacak. Yurtdışındaki üniversiteler rahatlıkla buraya gelip fonksiyonlarını icra edecek. Dubai’de böyle yerler var.
Çizgilik- Kamil Masaracı (Cumhuriyet-19.12.2010)
elektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011 13
- ABD ve Avrupa’nın Harvard, Oxford gibi ünlü üniversiteleri de gelecek mi?
• Gelecek ve burada faaliyet gösterecekler. Bu bizim üniversitelerimizin kalitesini artıracak, renk getirecek. Öğrencilerimiz iyi bir eğitime sahip olacak. Ücretleri de mesela kendi ülkelerinde 18-20 bin dolarken burada düşmüş olacak. Öğrenciyi ABD’ye yollasak herhâlde iki misli para gider.
Yükseköğretim sistemimizin küreselleşme rüzgarı altında gidebileceği noktayı görmek için bir hususa daha değinmekte yarar var. Bilindiği gibi, 2007 yılında yayınlanan “Türkiye’nin Yükseköğretim Stratejisi” raporunda yükseköğretim kuruluşlarının, eğitim ve araştırma işlevlerinin yanı sıra kamu hizmeti üretmeleri gerektiği ilk kez resmi olarak ifade edilmiştir. Üniversitelerin toplumun sorunlarıyla ilişkili olarak gerek duyulan farklı alanlarda kamu hizmeti üretmelerinin, içinde bulundukları toplum karşısında anlam ve değerlerini korumalarına yararlı olacağı belirtilmiştir. Bu kuruluşların, hangi hizmetleri toplum ve piyasayla hangi tür ilişkiler içinde üreteceği, üretilen hizmetlerin kalitesinin iç denetiminin bulunması ve öğretim elemanlarının bu hizmetlerin üretilmesindeki performanslarının akademik kariyerleriyle açıkça ilişkilendirilmiş olması gerektiği vurgulanmıştır.
YÖK Başkanı aynı söyleşide, “üniversite ve hocaların bilimsel makale üretimi, atıf sayıları, buluş, patent, üretkenlik gibi konulardaki performansından memnun musunuz” sorusuna şu cevabı vermiştir:
“Makale sayısını baz alırsanız performanstan memnunum. Burada geçen yıl 19. sıradan 18. sıraya yükseldik. Bu rakam ekonomik göstergelerle örtüşüyor. Ekonominiz ne kadar iyiyse bilimsel üretkenliğiniz de o kadar artıyor. Ama sadece makale sayısı performans ölçümü için yeterli değildir. Daha başka şeylere de bakmak lazım. Bence
patent meselesi daha önemli. Üniversiteler ne kadar patent alıyor, daha önemlisi alınan patentin ne kadarı teknolojiye dönüşüyor? Fikri alıp teknolojiye dönüştürmek de para isteyen bir iş. Bu konuda Türkiye’de çok az şirket var. Onun için biz buradaki hocaların buluşlarını belki başka ülkelere satmak durumundayız. Bu gerekçelerle üniversitelerde teknoloji transferi ofisleri kurmaya çalışıyoruz. Hocalarımızın teknolojiye dönüşecek çok güzel patentleri olabilir ama yetmez, dünyaya pazarlamamız gerekiyor.” Bu teknoloji transfer ofislerinin nasıl çalışacağı sorusuna cevabı ise şöyle: “Her üniversitede bir ofis olacak. Görevliler hocaları ziyaret edip hangisinde ne tip buluş veya teknolojiye dönüştürülebilecek fikir var arayacak. İyi bir şey bulduklarında ona kendileri patent alacak ve sonra o buluşu yurtdışına pazarlayacaklar. Şimdiden ABD’de bu işi yapmak için bize müracaat eden şirketler var.”
Bir ülkede alınan patent sayısı ve ticarileştirilebilen patent sayıları o ülkenin teknoloji düzeyi ile doğrudan ilgilidir. Bilimsel araştırmaların sonuçlarından patent alınabilecek olması, araştırmaların ülkenin ihtiyaçlarına yönelik özellikte olması ülke yararınadır ve üniversitelerin bu işlevi yerine getirmeleri de “Türkiye’nin Yükseköğretim Stratejisi” raporunda belirtildiği gibi bir kamu görevidir. Ama kendi insanımızın üreteceği teknolojiyi doğrudan dışarıya pazarlamayı düşünmek, hele bu transfer işini yapması için yabancı şirketleri Türkiye’ye çağırmak, bu tanımlanan “kamu görevi”nin gerçekleşmesine ne ölçüde hizmet eder iyi düşünmek gerek.
5. Sonuç
Öğretim elemanları arasında üniversitelerimizle ilgili reform tartışmalarında en ağırlıklı olarak vurgulanan unsur “yerinden yönetim” ve “akademik
özgürlük”tür. Bu konuda önerilen çözüm, üniversitede rektör, dekan gibi yöneticilerin doğrudan seçimle belirlenmesidir; çünkü, demokrasinin bir gereği olduğu ileri sürülerek, seçim sonuçlarının olduğu gibi uygulanacağı bir sistemin gelmesi istenmektedir.
Ne yazık ki; şu andaki “kısmi seçim” sisteminde bile üniversitelerimizde yaşananlar, ülkemizde siyasetin bulaştığı herhangi bir kurumdaki seçim süreçlerinde yaşanan çirkinliklerden hiç de farklı değildir. Üniversitelerimizin tüm sorunlarının çözümünü, her şeyin parmak hesabı ile belirlendiği bir “demokrasi” anlayışında aramak çok kolay ve o denli de yanlış bir yol olacaktır. Üniversitelerimizdeki sorun, yöneticilerin ne şekilde belirlendiğinden ziyade öğretim üyelerinin görüşlerini iletebileceği karar mekanizmalarının olmamasından ve var olanların da gereğince çalışmamasından kaynaklanmaktadır.
Ayrıca demokrasinin en önemli üç unsuru “yasama”, “yürütme” ve “yargı” yetkilerinin üçü de aynı kişilerin eline bırakılmaktadır. Halen yürürlükte olan 2547 sayılı Yasa’da; üniversite senatosu ve üniversite yönetim kurulu, üyelerinin çoğunluğunu rektörün doğrudan atadığı veya önerisi üzerine YÖK tarafından atanan icraattan sorumlu kişiler oluşturmaktadır. Yeni taslaklarda öngörülen seçim sistemi ile yöneticilerin rektörden bağımsız olarak belirlenmesi düşünülmektedir. Ancak, bu kişilerin belirleniş şekli ne olursa olsun, yetkili organların oluşumu üniversitelerimizin en önemli yapısal sorunlardan birisidir. Senato, üniversitenin yasama organı, yönetim kurulu ise yürütme organıdır ve icraat yetkisini elinde tutanların çoğunlukta olduğu bu organlardan yönetim kurulu aynı zamanda üniversitenin “disiplin kurulu” olarak görev yapmakta, yani yargılama yetkisini de elinde bulundurmaktadır. Dolayısıyla bu kurulların gerçek anlamda bir iç denetim görevini yerine getirmesi söz konusu olamamaktadır ve YÖK başkanlığından
14 elektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011
aşağıya doğru emir-komuta zinciri içinde çalışan bir yönetim modelinin hakimiyeti sorunun esas kaynağıdır. Bu konuda yasa taslakları ve raporlar da ne yazık ki çözüm getirecek hususlar içermemektedir.
Diğer taraftan; üniversitelerimizde sorunun sadece kağıt üzerinde yazılı olan yasanın içerdiği yanlışlıklardan ibaret olduğunu düşünmek hatalı bir yaklaşım olacaktır. Üniversite sistemimizde kişiye büyük bir bağımlılık vardır ve ne yazık ki toplumsal olaylarda insan faktörünü aradan çıkarmak olası değildir. Yani kağıt üzerinde ne yazılı olursa olsun, o toplumun bireylerinin görgüsünün, bilgisinin ve kişiliğinin olumlu ve olumsuz yönlerinin etkisinden tamamen kurtulmak mümkün olamamaktadır.
Sonuç olarak; üniversite yasası tabii ki değiştirilmelidir; ama bu değişiklik, öğretim üyelerinin katılımı ile akılcı bir biçimde tepkisel ve duygusal davranışlardan uzak yapılmalıdır. Hiçbir sistemde olmadığı gibi bu konuda da “sihirli” çözümler yoktur; yani üniversitelerimizin bugün içinde bulundukları sıkıntıların tamamını hemen ortadan kaldırmak mümkün değildir.
Diğer taraftan, yükseköğretimin yakın zamanda özelleştirilmesinin öngörüldüğünü söylemek yanlış olmayacaktır. Ülkemizdeki genç nüfus eğitim sektörünün tacirlerinin iştahını kabartmaktadır. Bu alanda faaliyet gösteren bazı uluslararası şirketler resmen gizli, ama gayri resmi olarak alenen ülkemize girmiş bulunmaktadırlar. Kanaatimce, yakın zamanda yükseköğretimle ilgili olası gelişmeler şunlar olabilir:
• Vakıf üniversitelerinin yanı sıra şirket üniversitelerinin de faaliyete geçmesi, • Özel üniversiteler dahil yükseköğretimin her kademesindeki öğrencilere burs veya borç verilmesi, • Öğrencileri borçlandırmak için özel finans kurumlarının yetkilendirilmesi ve vergi indirimi gibi teşvikler sağlanması,
• Devlet üniversitelerinin işletme hakkının vakıflara veya şirketlere devredilmesi, • Üniversitelerde üretilecek knowhow ve teknolojinin doğrudan yurtdışına aktarılması.
Bu maddeleri artırmak mümkündür, ama bu kadarından bile genel tablo açıkça görülmektedir. Son birkaç yıl içinde sağlık sektöründe yapılanların benzeri şimdi eğitim sektörü için kurgulanmaktadır. Siyasi iktidarın yargı sistemi konusundaki rahatsızlıklarını çözümlemiş olduğu da dikkate alınırsa yükseköğretimin bütününü istediği şekilde yapılandıracak bir yasal düzenleme hazırlığı içinde olduğunu tahmin etmek güç değildir. Akademik toplum bir an önce bu “edilgen” konumundan kurtulmalı ve yükseköğretimle ilgili konularda siyasetin ve toplumun en az bir adım önünde olmanın yolunu bulmalıdır. Bu da ancak sistemin yeniden kurgulanması konusunda ulusal çıkarlarımızı gözeten ve çağın gerçeklerini de dikkate alan bir yasal düzenleme önerisi hazırlamak ve toplumun her kesiminde tartışmaya açmakla olur.
Kaynaklar
1. Barblan, Andris; Gürüz, Kemal and Ergüder, Üstün (2008), “Higher Education in Turkey: Institutional Autonomy and Responsibility in a Modernising Society. Policy Recommendations in A Historical Perspective”, Magna Charta Universitatum Observatory Publications.
2. Ç.Ü. Öğretim Elemanları Derneği (2000), “Yüksek Öğretim Kanun Taslağı”.
3. Ergüder, Üstün; Şahin, Mehmet; Terzioğlu, Tosun; Vardar, Öktem (2009), “Neden Yeni Bir Yüksek Öğretim Vizyonu”, İSTANBUL POLİTİKALAR MERKEZİ, Sabancı Üniversitesi Kampüsü (Avrupa Birliği Ankara Temsilciliği’nin desteğiyle gerçekleştirilmiştir).
4. Ergüder, Üstün; Sevük, Süha; Şahin, Mehmet; Terzioğlu, Tosun; Vardar, Öktem (2003), “Yükseköğretimin Yeniden Yapılandırılması: Temel İlkeler (The Restructuring of Higher Education: Basic
Principles)”, TÜSİAD, Yayın no: TÜSİADT/2003-10-365. ISBN: 975-8458-65-5.
5. Gürüz, Kemal; Şuhubi, Erdoğan; Şengör, Celal; Türker, Kazım ve Yurtsever, Ersin (1994), “Türkiye’de ve Dünyada Yükseköğretim, Bilim ve Teknoloji”, TÜSİAD.
6. Milli Eğitim Bakanlığı (2003), “2547 Sayılı Yükseköğretim Kanununun Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun Tasarısı Taslağı”.
7. Mutlu, Latif (2000), “Yüksek Öğretimin Finansmanı, Yasal Düzenleme İçin Öneriler”, Ekim 2000, Yayın No. TÜSİADT/2000-10/287.
8. OECD (2006); “Education Policy Analysis: Focus on Higher Education – 2005-2006 Edition”, ISBN-92-64022708, www.oecd.org/bookshop/ .
9. OECD (2009), “Education at a Glance 2009, OECD INDICATORS”, Printed in France, (96 2009 06 1 P) ISBN 978-9264-02475-5 – No. 56911 2009.
10. Üniversite Öğretim Üyeleri Derneği (2000), “Yüksek Öğretim Kanun Taslağı”.
11. Visakorpi, Jarmo; Stankovic, Fuada; Pedrosa, Julio; Rozsnyai, Christina (2008); “Higher Education In Turkey: Trends, Challenges, Opportunities - Observations and Recommended Actions on the Higher Education System Based on Seventeen Institutional Evaluation Reports of Turkish Universities”, European University Association; TÜSİAD Publication No: T-2008-10/473.
12. World Bank (2005), “Turkey—Education Sector Study”, December 31, 2005; Human Development Sector Unit Europe and Central Asia Region, Document of the World Bank.
13. Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı (2001), “Yüksek Öğretim Kanun Taslağı”.
14. Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı (2007), Türkiye’nin Yükseköğretim Stratejisi, Ankara 2007.
15. Yusuf Ziya Özcan (2009), “En büyük hayalim YÖK’ü yok etmek (Tuncer Çetinkaya ile Yapılan Söyleşi)”, Aksiyon Dergisi,
Sayı 762, 13 Temmuz 2009. <
elektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011 15
SİYASAL İKTİDAR ve ÜNİVERSİTELER
Prof. Dr. Alpaslan Işıklı
Özet
Toplumsal ilişkilerin biçimlenmesinde ve toplumun temel değerlerinin oluşumunda üniversitelerin sağladığı bilgi ve düşünce birikiminin önemli bir yeri bulunduğunda kuşku yoktur. Üniversitelerin bu konudaki sorumluluklarını yerine getirmelerinde özerk, bağımsız olmaları ve bilimsel özgürlüğe yer tanıyan koşullara sahip olmaları esastır.
Bu da öncelikle siyasal iktidarın demokratik ve bilime saygılı bir temelde yapılanmış olmasıyla bağlantılıdır. Ancak sorun, bu çerçeveyle sınırlı değildir. Üniversitenin aranan bu koşullara sahip
olması, giderek önemli bir yönüyle de üniversitelerle birlikte, mevcut siyasal yapıyı derinden etkileyen koşullarla ilişkilenmektedir. Küresel ölçekte demokrasi dışı ve değişik biçimlerde müdahaleci bir tür imparatorluk yapılanmasının hüküm sürdüğü dünyamızda, demokratik ve özerk bir bilimsel yaşamı ayakta tutmanın güçlükleri vardır. Bu nedenledir ki sorunun çözümü, ister istemez üniversitelerle birlikte siyasal iktidarın toplumda ve ayrıca küresel ölçekte var olan güç odakları karşısındaki bağımsızlığı sorununu da gündeme getirmektedir
Siyasal iktidar ve üniversiteler arasında çok yönlü ve yakın ilişkiler bulunmaktadır. Üniversiteler, toplumsal yapı içinde düşünce oluşumunu ve bilgi birikimini sağlayan en üst kurumlardır. Siyasal iktidarın niteliğinin ve eğilimlerinin belirlenmesinde de toplumda mevcut düşünce ve bilgi düzeyinin ve bu düzeye anlam kazandıran niteliksel unsurların temel nitelikte önem taşıdığında kuşku yoktur.
Bilimin ve bilginin belirleyiciliğinin tüm koşullarda değişmez bir veri olduğu tartışılamaz. Ancak, bilimin ve bilginin üzerinde temellendiği temel yönelimin genel doğrultusuna bağlı olarak, bu belirleyiciliğin değişik yönlerde ve anlamlarda tezahürünün kaçınılmaz olduğu da unutulmamalıdır. Nazi
16 elektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011
Almanya’sında söz sahibi olan, Hitler’in kadrosunu oluşturan insanların büyük bir bölümü de, özellikle teknoloji ve fen bilimleri alanlarında yetkin konumdaydılar, belli anlamlarda üst düzeyde eğitim ve öğrenim görmüşlerdi, parlak diplomalara sahiptiler. Günümüzde somutlaşmakta olan küresel imparatorluğun zirvelerinde (IMF, Dünya Bankası, CFR, Federal Rezerv…) bulunanlar bakımından da farklı bir durumun söz konusu olduğu söylenemez. Bir toplumu kendi emelleri doğrultusunda biçimlendirmek ve yönlendirmek isteyen güçlerin öncelikli hedeflerinden birisi, o toplumda egemen olan iktidar yapısının temel belirleyicilerinden birisi olarak üniversiteler olmaktadır. Dolayısıyla üniversiteler, siyasal iktidarın ve toplumun yapılanmasında önde gelen unsurlardan birisi oldukları gibi, üniversitelerin düzeyini ve niteliğini belirleyen unsurların başında da toplumda egemen olan iktidarın ve bu iktidara egemen olan güçlerin bulunması doğaldır.
İşgalin bile en etkilisi ve en önemlisi beyinlerin işgalidir. Gramsci, “İnsanları kafasından yakalayacaksınız” diyor ve ekliyor: “Kafasından yakalayınca, kolu, bacağı, gövdesi kendiliğinden gelecektir.” İbni Haldun bir adım daha giderek nükteli bir dille “İnsanları yönetebilmek için, karınlarını doyuracak, kafalarını boşaltacaksın” demiştir. Üniversitelerin başlıca önemi de beyinleri işgal etmenin en etkili vasıtalarından birisi olmasından kaynaklanır.
Üniversiteleri biçimlendirme, yönlendirme ve çoğu kez görüldüğü üzere baskı altında tutma sorununun kaynakları araştırıldığında öncelikle akla gelen siyasal iktidar olmakla birlikte, siyasal iktidarın da kendi dışındaki ve üstündeki bazı etkilerden arınmış bir kurum olmadığı gözden uzak tutulmamalıdır. Bu bağlamda üniversite özerkliği, bilimsel bağımsızlık ve düşünce özgürlüğü gibi temel nitelikteki konular, üniversiteyi de etkisi altında tutan evrensel çerçeveyle birlikte düşünüldüğünde daha gerçekçi sonuçlara varılabilir.
Dünya Üniversite Servisi tarafından 1988’de kabul edilerek ilan edilen Lima Bildirgesi’nde belirtildiği üzere, özerklik, yüksek öğrenim kurumlarının yalnızca devletten bağımsız olması değil, aynı zamanda “tüm diğer toplumsal güçlerden” bağımsız olması anlamına gelir. Bu nedenledir ki kendi kendisini yönetmeyen ve siyasal iktidara bağımlı kılınmış bir üniversite gibi belli bir sermaye grubunun yönetimindeki üniversitede de özerkliğin ve demokratikliğin sınırlılıkları vardır. Bu nedenledir ki küreselleştiği söylenen günümüz dünyasında, pek çok şeyle birlikte siyasal iktidarları ve bilimsel yaşamı çerçeveleyen evrensel faktörleri araştırdığımızda, esas olarak neoliberal saldırıyı ele almamız yanlış olmayacaktır.
Neoliberal Saldırı ve Üniversiteler
70’li yıllarda patlak veren evrensel krizi arkasına almayı başaran neoliberal saldırı, küresel tırmanışını sürdürmekte. Sosyal devlet, bu saldırının öncelikli hedefi olarak seçilmiş bulunmaktadır. Sosyal devleti hedef tahtası olarak gösteren neoliberaller, hemen her ülkede, “ölümü gösterip sıtmaya razı etmek” anlamında bir yol izlemektedirler.
Neoliberalizmin en başta gelen kuramcısı Von Hayek, 2. Dünya Savaşı’nın hemen ardından yayımladığı ünlü kitabının adını, “Esarete Giden Yol” koymuştu. Bununla, devletin ekonomik ve toplumsal yaşamdaki ağırlığının artmasının, zorunlu olarak demokrasinin ortadan kalkması ve özgürlüklerin sınırlarının daralması sonucunu doğuracağı görüşünü savunmaktaydı. Bu görüşünün başlıca kanıtı olarak gösterdiği örnek, Hitler Almanyasının durumu olmuştur.
Bizdeki neoliberaller ise genellikle 12 Eylül örneğinden yola çıkarlar. Bu yolla, demokrasinin gerçeklik kazanabilmesinden yana olanların safında yaygın ve tereddütsüz bir kabul görmesi doğal olan 12 Eylül karşıtı eğilimleri,
“devletin küçültülmesi” doğrultusundaki stratejilerinin dayanağı yapmayı geniş ölçüde başarabilmişlerdir. Bunu sağlarken, çoğu zaman “sivilleşme”, “sivil toplum” gibi kavramları, dillerinden düşürmedikleri görülür.
Oysa, devlet denilince akla yalnızca Hitler’in devletinin veya 12 Eylül uygulamalarının gelmesinin, hiçbir haklı nedeni yoktur. Batı’da asla unutulmaması gereken bir sosyal devlet olgusu var olabilmiştir ve her şeye rağmen uğradığı saldırılara rağmen varlığını belli ölçüde de olsa sürdürmektedir. Bizde de Batı’daki sosyal devlet deneyiminden önce ve bizim tarihsel koşullarımıza özgü bir sosyal devlet (daha doğrusu halkçı, devletçi devlet) rejimi olarak Kemalist dönem yaşanmıştır. Ama nedense bunlar unutulur veya unutturulmak istenir. Gerçekte, Von Hayek’in de, neoliberalizmin bir diğer ünlü kuramcısı olan Friedman’ın da gizlemediği bir durum ortadadır. Neoliberallerin asıl amacı, devleti küçültmek değildir; sosyal devleti ortadan kaldırmaktır. İlk örneklerden birisi olarak Şili’de görüldüğü üzere, neoliberal dayatmaların hayata geçirildiği her yerde, halkın yararına olan hemen her türlü kamusal kuruma ve faaliyete son verilirken, devletin hapishaneleri büyümüş; hapishanelerin yetmediği durumlarda da stadyumlar hapishaneye dönüştürülmüştür. Buna karşılık, neoliberalizmin bu iki kuramcısı, Pinochet yönetimindeki Şili’de olup bitenler karşısındaki hayranlıklarını dile getirmekten ve demokrasileri ekonomik gelişme önünde bir ayak bağı gibi gördüklerini itiraftan geri kalmamışlardır.
Neoliberalizme Anarşist Destek
Neoliberaller, “devlet n’eylerse kötü eyler” biçiminde özetleyebileceğimiz görüşlerini geniş çevrelere kabul ettirirlerken, kimilerinin -çoğu durumlarda şuurlandırmadan da olsa- kendilerini kaptırdıkları anarşist içgüdülerin desteğinden de yararlanabilmişlerdir.
elektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011 17
Bu türden yaklaşımlar, bir zamanlar, makineleri, kendilerini işsizliğe mahkum eden ve üzerlerindeki sömürüyü yoğunlaştırmakta yararlanılan birer vasıtadan ibaret gören işçilerin, tek kurtuluş yolu olarak makine kırıcılığına başvurmalarını anımsatmaktadır.
Anarşizmin gıdası, ne türde olursa olsun, devletten umudun kesilmesi yönündeki yargıların yaygınlık ve yerleşiklik kazanmasıdır. Bu durumun ülkemizin yakın tarihinin somut gerçekleri çerçevesindeki yansıması olarak görülmektedir ki Evrenizm, gerçekte tamamen zıttı olmasına karşın Kemalizm’in bir uzantısıymış gibi gösterilebildiği ölçüde, her türlü kamusalcı çözümün itibarsızlaştırılması başarılabilmiş ve çözümleri kamusal alanın dışında bulmaya yönelik mevcut gidişe uygun düşen etkili bir gerekçe elde edilebilmiştir. Bu nedenlerledir ki gerçek çözümün devletin küçültülmesinde değil; devletin daha demokratik ve daha sosyal olmasının sağlanmasında olduğunu görmek ve anlatmak, genellikle kolay olmamaktadır. Neoliberallerin mantığı, insan faaliyetlerinin kârlılık temelinde biçimlenmesi sağlandığı ölçüde, her türlü sorunun kendiliğinden çözüme kavuşacağı yönündeki son derece dogmatik bir inanç üzerinde temellenmiştir. Onların ütopyası, sosyal, kültürel, ahlaki... önceliklere yer tanımaksızın, yalnızca en fazla kâr için herkesin herkesle rekabet ettiği ve her şeyin alış veriş konusu olduğu bir dünyadır. Bu bakış açısının yüksek öğrenim alanındaki izdüşümü, bilimin ve bilim adamının metâlaştırılmak suretiyle pazarlanması; üniversite ve yüksek okulların ticarethaneye dönüştürülmesi ve öğrencinin müşteri konumuna indirgenmesidir.
12 Eylül ve Neoliberal Saldırı
Her alanda olduğu gibi, yüksek öğrenim alanında da neoliberal saldırının gerektirdiği dönüşümler, 12 Eylül’ün getirdiği çerçeve içinde gerçekleşebildi. 12 Eylül, neoliberal dayatmanın başarısı için gerekli olan hukuksal ve siyasal yeniden yapılanmayı sağladı. Değişik alanlarda, sosyal devlet anlayışına uygun doğrultuda gerçekleştirilmiş bulunan bazı cılız kazanımlara bile tahammülü olmayan bir anlayışın
18 elektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011
hayata geçirilmesi böylece başlatılmış oldu. Mevcut iktidar, son referandum sürecinde 12 Eylül’e karşı bir adım atma iddiasıyla ortaya çıktı. Oysa, özellikle yüksek öğrenim alanında yaptıkları 12 Eylül ile başlayan süreci daha da koyulaştırarak devam ettirmekten ibaret olmuştur.
Neoliberal saldırının bilimsel alandaki uzantıları ve yansımaları açısından, YÖK’le birlikte başlayan uygulamalar önemli bir adım oluşturmuştur. Bu uygulamalar, 12 Eylül’ün başlıca dayanağı ve aracı olarak işlev görmüş bulunan sıkıyönetim kararlarıyla bütünlenmiştir. Üniversite üzerinde YÖK ve sıkıyönetim organları kullanılmak suretiyle bir bütün oluşturacak biçimde gerçekleştirilen uygulamalar, başlıca gerekçelerine, 12 Eylül öncesinde tırmandırılan terör sayesinde kavuşmuşlardır. Oysa, şimdi geriye baktığımızda daha açık bir biçimde görülmektedir ki terör, 12 Eylül’e uygun bir gerekçe oluşturmuştur; ancak, 12 Eylül terörü önlememiştir. 12 Eylül döneminde üniversitelerdeki görevlerine son verilmiş olan çok sayıda öğretim üyesinin ve yardımcısının durumu nazara alınmadan, üniversitelerin bugün içine düşürüldükleri durumu tam anlamıyla kavramak mümkün değildir. Zira, tasfiyeler, 12 Eylül’ün yüksek öğrenimdeki tahribatının başlıca unsurunu oluşturmuştur. 12 Eylül’ün, üniversitelerde gerçekleştirdiği baskı, sindirme ve psikolojik yıkım, geniş ölçüde, aydın işsizliğinin yaygınlaşmaya başladığı bir dönemde, tasfiyeyi bir tehdit olarak kullanmak suretiyle sağlanabilmiştir.
12 Eylül sonrasında yüze yakın öğretim üyesinin görevine, 1402 sayılı sıkıyönetim yasasına dayanılarak son verilmiştir. Öte yandan, Dr. Haldun Özen’in YÖK kaynaklarına dayanarak yaptığı hesaplamalara göre, Mart 1984 tarihi itibariyle YÖK organlarının tasarrufu sonucu üniversitelerdeki görevlerine son verilen, görevlerinden ayrılan veya ayrılmak zorunda bırakılan öğretim elemanlarının sayısı, 4 bin 970’dir.
Bir kimsenin savunması alınmadan, herhangi bir gerekçe gösterilmeden kamu kesiminde çalışmasının yasaklanması ve bu işlem hakkında, konuşmanın ve yayın yapmanın bile kısıtlanmış olması, yalnızca bizim ülkemizde değil, tüm dünyada eşine az rastlanmış olan bir hukuk faciası oluşturmuştur. Üstelik, görevine son verilenler, yalnızca kamuda çalışmaktan değil, fiilen özel kesimde çalışmaktan da yoksun bırakılmışlardı. Bu yolla estirilen terör dalgası, yalnızca yüksek öğrenimde değil, tüm ülke çapında, küresel ölçekli neoliberal saldırının gerektirdiği yeniden yapılanma hedefinin gerçekleşmesini mümkün kılan koşulların oluşumuna önemli bir katkı sağlamıştır.
Bütün bunların amacı, bağımsız düşünemeyen, karar veremeyen ve her zaman bir yerlere bağımlı olmak ihtiyacını duyan bir aydın(!) tipi yaratmak biçiminde özetlenebilir. 12 Eylül’ün başı Kenan Evren’e bir akademik paye verilmesi sırasında televizyon ekranlarına yansıyan görüntüler, bu durumu çok iyi sergileyen bir tablo ortaya çıkarmıştı. Ekrandan görülmüştü ki Prof. İhsan Doğramacı, tören sırasında Evren’in ne zaman, ne kadar alkışlanması gerektiğini, salonu dolduran profesörleri bir takım el kol işaretleriyle uyararak anlatmaktaydı. Bunlar, yönetsel alanda hukukun en temel ilkeleri çiğnenerek yapılanlardır. Ancak, bilimsel ve akademik yaşamda meydana getirilen asıl büyük ve kalıcı tahribat, piyasa ekonomisinin doğal işleyişinin bir yan ürünü olarak kendisini gösteren ve devam etmekte olan sonuçlarda gözlemlenmektedir.
Devlet Sırtından Vakıf
12 Eylül sonrasında, yerden mantar biter gibi vakıf üniversitelerinin kurulduğu bir dönem başlatılmıştır. Vakıf kavramı ve olgusu, yüksek öğrenim alanındaki yeniden yapılanma sürecini örtülemenin aracı olarak işlev görmüştür. Vakıf, tanımı gereği, bireyin zenginliğinin kamuya vakfedilmesinin aracı olarak
işlev görürse, anlam taşır. Gerçekte olan ise bunun tamamen tersidir; vakıf adı altında kamusal malvarlığının bazı bireylere ve ailelere intikali söz konusudur. Vakıf üniversiteleri, özünde, yüksek öğrenimin özelleştirilmesi çabasının pervasızca yürütülmesinin aracı olarak işlev görmektedirler.
Eğitimin özelleştirmesinden yana olanların dayandıkları, gülünç olduğu kadar trajik bir gerekçeleri vardır. Amerika’da da böyle olduğunu söyleyip dururlar. Acaba Amerika’da böyle olduğu için sağlanan sonuç pek mi parlaktır? Yeryüzünün bugün içine yuvarlandığı ekonomik çıkmazların ve çevre felaketlerinin önde gelen sorumlusu durumundaki küresel karar merkezlerinin tepesinde oturanlar, ABD’nin pek beğenilen üniversitelerinden parlak diplomalarla mezun olmuş bulunan ve küresel imparatorluğun hizmetindeki “aydınlar” değil midir? Yanıtlanması gereken birinci soru budur. Ayrıca, hemen belirtilmesi gerekir ki Amerika ve Türkiye, yeryüzünde taban tabana zıt konumda bulunan iki ayrı ülkedir. Birinin koşullarına uygun düşenin, diğerine de uygun düşmesi, ancak çok istisnai durumlarda söz konusu olabilir.
Amerika, yeryüzünün tarih boyunca kaymağını yemiş olanların ülkesidir. Orada nereye harcayacağını bilemeyecek kadar çok parası olan bazı insanların, kendi adlarına bir de üniversite kurmalarının anlamı elbette ki başka olmuştur. Türkiye ise mazlum bir halkın ülkesidir. Burada, para kazanmak arzusuyla yola çıkan bazı insanların, sırtlarını devlete dayayarak ve de bilgi ve eğitim pazarlamak suretiyle kârlarına kâr katma çabası içine girmelerinin anlamı elbette ki bambaşka olmaktadır.
Ayrıca, unutmamak gerekir ki yeryüzünde Amerika’dan başka ülkeler de vardır ve bunların her birinin kendilerine özgü koşulları, gelenekleri ve uygulamaları vardır. Örneğin, Batı Avrupa’da, son yıllardaki tahribata
elektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011 19
rağmen, yüksek öğrenimin bir kamusal hizmet olarak yürütülmesi ilkesi geniş ölçüde korunmaktadır. Belçika gibi bazı ülkelerde görülen kilisenin sahibi olduğu yüksek okullar ve üniversiteler de özünde birer kamusal kurum niteliğiyle faaliyet gösterirler. Kuşkusuz, neoliberal saldırı, değişik dozlarda da olsa, Batı Avrupa ülkelerinde de hükmünü sürdürmektedir. İngiltere’de Thatcher’in başlattığı uygulamalar, eğitim alanını da kapsamına almıştır. Ne var ki Amerika’ya bizden daha çok benzeyen bu ülkede bile, eğitimin paralı hale getirilmesi yönünde atılan bazı adımlar, sosyal adaletle çelişen sonuçları dolayısıyla ciddi rahatsızlıklara yolaçmıştır.
Bütün bunlara ek olarak belirtilmesi gerekir ki bizde yapılanların bir diğer önem taşıyan yönü de, devletin kendi üniversiteleri sınırlı olanaklarla yaşamaya mahkum edilirken; vakıf üniversiteleri adı altında kurulan özel üniversitelere, devletin ve toplumun olanaklarının cömertçe sunulmasıdır. Özel vakıf üniversitelerinin bütçelerinin yüzde 45’ine varan bir bölümünün devlet tarafından karşılanması öngörülmüş bulunmaktadır. YÖK Yasası’nın ek 18. Maddesi’nde 26 Haziran 2001 tarihinde sessiz sedasız yapılan bir değişiklikle, özel vakıf üniversitelerine “Devlet yardımı yapılabilir” hükmü, “Devlet yardımı yapılır” biçimine dönüştürülmek suretiyle daha da kesin bir zorunluluk haline getirilmiştir. Bu çerçevede, vakıf üniversitelerinin masraflarının yarısına yakınının devlet tarafından karşılanabilmesi, dikkat çeken hususlardan yalnızca bir tanesidir. En değerli kent arazilerinin ve orman alanlarının, özel üniversitelere anormal derecede uygun koşullarla tahsisi gibi uygulamalarla, bu süreç bütünlenmiştir.
Bir örnek vermek gerekirse, İstanbul Üniversitesi gibi 500 yıllık bir çınar görünümündeki bir kurumda, 58 bin kadar öğrenci öğrenim gördüğü ve çok sayıda öğrenciye karşılıksız burs verdiği bir dönemde, yararlanılan
devlet olanakları son derece kısıtlı ölçüde kalmıştır. Türkiye’nin bu en büyük üniversitesinin, 2000’li yılların başında, önemli bir bölümü kendi öz kaynaklarıyla karşılanan bütçesinin toplamı, 100 trilyonun altındaydı. Buna karşılık, İstanbul Üniversitesi’nin yalnızca yaklaşık 7’de 1’i kadar öğrencinin eğitim gördüğü Bilkent için YÖK tarafından bir yılda öngörülen devlet yardımı, (10 Temmuz 2000 tarihli Anadolu Ajansı bülteninde de yer alan rakamlara göre) 7 trilyon 222 milyar liradır. Çok ucuza kapatılmış olan arazilerin sağladığı avantajlar vs., bu miktarın dışındadır. (Rakamlar eski para birimine göredir.)
2001 yılı için 4 vakıf üniversitesine (Bilkent, Başkent, Koç ve Işık üniversitelerine) toplam olarak 12 trilyon lira yardım yapılması öngörülmüştü. Buna karşılık, ülkemizde hâlen bazı devlet üniversiteleri bünyesindeki mühendislik fakültelerinde tek bir bilgisayarı bulunmayan araştırma görevlileri bulunmaktadır.
Bunlara ek olarak, 22 Haziran 2006 tarihinde YÖK Teşkilat Yasası’nın ek 5. Maddesi’ne şu hükmün konulduğunu görmekteyiz: Bilkent Üniversitesi’nin ve Üniversite’nin Erzurum, Malatya, Şanlıurfa ve Van illerindeki kampuslarında bulunan okulların “tüm personelinin ücretlerinden 1/3/2006 tarihinden itibaren yirmibeş yıl süreyle kesilecek gelir vergisi tutarı” devlete ödenmeyerek özel bir hesaba aktarılacaktır.
Cankurtaran Simidi mi?
Ne yazık ki bu sorunlar, kamu üniversitelerinin mensupları tarafından da gereken vurguyla dile getirilememektedir. Çünkü bir yanda kamu üniversiteleri erozyona mahkum edilirken; diğer yanda özel üniversiteler, bazı meslektaşlarımızın gönlünde yatan bir kurtarılmış bölge veya bir sığınak haline getirilmekte veya öyle gösterilmektedirler. Acı ama gerçek şu ki özel üniversiteler, bir yandan da bir kısım meslektaşlarımız tarafından, maaşlarında trajik boyutlara varmış bulunan düşüşü telafi etmekte yararlandıkları bir cankurtaran simidi gibi değerlendirilmektedir. Oysa özel üniversitelerin, bu anlamda bir sığınak veya cankurtaran simidi sayılabilecek sağlamlıkta olmadıklarını görememek için çok çaresiz durumda olmak gerekir. Bizimki gibi bir ülkede, üniversitelerin, öğrencilerin parasıyla beslenmek suretiyle kârlı bir ticarethane niteliğiyle uzun süre ayakta kalabilmelerinin büyük güçlükleri vardır. Sonunda, devletin tümüyle sırtlanmak zorunda kaldığı 70’li yılların teknik okullarının başına gelenlerin bir benzerini yaşamamız tehlikesi ufuktadır. Vakıf üniversitelerinin önemli bölümünde taahhüt edilmiş bulunan malvarlığının hâlâ devredilmemiş olması, bu kuruluşların olası bir çöküşle karılaşmaları halinde ortaya çıkacak durumun ciddiyetini büsbütün artırmaktadır.
Derinleşen ekonomik krizin sonucu olarak, daha şimdiden, bir kısım paralı orta öğretim kurumlarının yüzde
20 elektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011
80’lere yaklaşan eksik kapasiteyle faaliyetlerini sürdürmeleri durumu ortaya çıkmış bulunuyor. Yüksek öğrenim düzeyinde de aynı durum söz konusudur. Okul taksitlerini ödemekte acze düşen velilerin, bu kesimde de, çocuklarını parasız veya daha az paralı devlet okullarına kaydırma konusunda giderek belirginleşen bir telaş içine düştükleri görülmektedir. Besbelli ki öğrencinin öğrenim hakkını bir kazanç alanı haline dönüştürmenin bedelinin ödenmesi çok gecikmeyecektir. Ama ne var ki bu bedelin yükünün de asıl sorumlularının değil, gene toplumun en alttakilerinin sırtında hissedilmesi tehlikesi vardır.
Kuşkusuz, mevcut koşullarda devlet üniversitelerinin de çok sağlam durumda olmadıklarını ileri sürenler olacaktır. Ancak üniversite gerçeklerini yakından izlemek fırsatına sahip olanlar çok iyi bilmektedirler ki mevcut devlet üniversitelerinin, genel olarak ele alındıklarında, 12 Eylül sonrası uygulamaların neden olduğu tüm çarpıklıklara ve
içinde bulundukları yokluklara karşın, gerek akademik düzey ve gerekse özgürlükler açısından, tümüyle piyasaya endekslenmiş bulunan özel üniversitelerin asla yakalamaları mümkün olmayan bir düzeyde bulundukları kesinlikle söylenebilir.
İşin ilginç yanı, özel üniversitelerin, kamu üniversiteleriyle rekabet ederken de gene kamu üniversitelerinin olanaklarından yararlanmak durumunda olmalarıdır. Gelirinin asıl veya istikrarlı bölümünü kamu üniversitelerinden aldığı maaşla sağlayan bir takım üniversite hocalarına bir kaç saat konferans verdirerek veya yalnızca onların adını satın alarak, kamu üniversiteleriyle rekabete kalkışan özel üniversitelerin durumu, acı olduğu kadar gariptir.
Sermayenin Öncelikleri ve Bilim
Her şeyi pazarın “görünmeyen eli”nin insafına bırakmak iddiasıyla kendisini kabul ettiren neoliberal anlayışın, gerçekte sermayenin görünen elinin emrinde işleyen bir ekonomik ve sosyal yapılanmayı zorunlu kıldığı her yerde ve her alanda kısa zamanda görülmüştür. Oysa sermayenin öncelikleri ile bilimin ve üniversitenin bağlı olması gereken ilke ve hedefler arasında onulmaz bir çelişki vardır.
Bu çelişki, Bertrand Russel’ın 1926’da kaleme aldığı bir çalışmasında şöyle ortaya konulmuştur:
“Eğer arı bilim, üniversitelerin amaçlarından biri olarak yaşamayı sürdürecekse, yalnızca boş zamanı olan az sayıdaki kibar insanın incelmiş zevkleri ile değil tüm toplumun yaşamı ile bağlantılı hale getirilmelidir... İngiltere’de ve Amerika’da bu tür bilginin azalmasında etken olan asıl güç, bilgisiz milyonerlerden bağışlar koparma isteği olmuştur. Buna karşı çare, sanayicilerimizin değerini anlayamadıkları konularda devlet parasını harcamaya hazır, eğitimli bir demokrasi yaratmaktır... Bilginlerimiz kendilerini zenginlere
sığıntı olma eğiliminden kurtarabildikleri ölçüde sorunun çözümü kolaylaşacaktır... Tabii, bilimle bilgin kişiyi birbirine karıştırmak da mümkündür. Tümüyle hayali bir örnek vermek gerekirse, bilgin bir kişi organik kimya yerine bira yapımını öğreterek kendi durumunu iyileştirebilir; bu kişi kazançlı çıkar, ama zararlı çıkan bilim olur. Eğer bilginde gerçek bir bilim sevgisi olsaydı, siyasal yönden, bu biracılık kürsüsünün kurulması için bağışta bulunan bira fabrikatörünün yanında yer almazdı. Bu bilgin demokrasiden yana olsaydı, demokrasi onun biliminin değerini daha iyi anlardı. Bütün bunlardan dolayı, bilim kuruluşlarının zenginlerin bağışlarına değil, devlet parasına bağlı olduğunu görmek isterdim.”
Yüksek öğrenimin piyasaya endeksli olmasının sonuçlarını önde gelen bir başka sosyal bilimci, Michael Parenti şöyle açıklıyor:
“ABD üniversitelerinde, Üçüncü Dünya’da güvenceli yatırım yapmalarına yardımcı olmak için özel şirketlere ‘risk analizleri’ yapan kişiler vardır. Bazı kişiler ise, pazarlama tekniklerine tüketici tepkileri, işçi hareketleri ve sendika yıkıcılığı konularında çalışır. Başka bazıları da, yurtiçindeki ve yurtdışındaki halkları denetim altında tutma, yeni silah gönderme sistemleri, izleme ve kontrgerilla için yeni yöntemler geliştirir. (Napalm, Harvard Üniversitesi’nde icat edilmiştir.) İster Latin Amerika köylülerini, isterse kent içi sakinlerini ya da fabrika işçilerini inceliyor olsunlar, bu bilim adamları dolgun ücret karşılığında, dünyanın ona sahip olanlar için nasıl güvenlikli bir yer olarak muhafaza edileceği konusunda parlak ve genellikle acımasız fikirler sunarlar(…) Çevresindeki daha geniş toplumun bir yansıması olarak, üniversitelerin ve fakültelerin çoğu entelektüel bir pınar olmaktan çok ideolojik bir fabrika, emperyalizm
elektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011 21
eleştirilerinin son derece kıt olduğu ve öğrencilerin geleceklerini toplumsal bir düzen olarak kapitalizme ipotek ettikleri yerlerdir.”
Bilimin sermayeye endekslenmesi tüm ciddi bilim adamlarını endişelendiren bir konudur. Toronto (Kanada) Üniversitesi’nden bir profesör “yarın ırkçı bir vakıf, ırklar ve IQ üzerine bir ders konulmasını destekleyeceğini açıklasa ne yaparız” diye acı acı sormaktadır. Kuşkusuz, alıp satılan bilim olunca, doğacak sonuçların, ülkemizde ortaya çıkan sayısız örneklerin kanıtladığı çok özel yönleri ortaya çıkabilir. Uluslararası sermayenin sahip olduğu bazı yüksek öğrenim kurumlarında, daha şimdiden Kurtuluş Savaşımızın, tarihin tanık olduğu en kanlı terörist eylemlerden birisi veya Anadolu’nun Türkler tarafından yeniden işgali olarak anlatılıyor olmasına şaşmamak gerekir. Bu durumun uzantıları olarak, uydurma bir takım iddialara dayanmak suretiyle Ermeni, Rum soykırımından dem vuran bazı kimselerin, bilimsellikle hiçbir ilgisi bulunmayan bu tür iddialarını, ancak bazı sermayedarların kanadı altında faaliyet gösteren ve genellikle spekülatör Soros ile ilişkili bazı özel üniversitelerde sürdürebiliyor olmaları, elbette ki basit bir rastlantı olarak görülemez.
Bu sorun, bilimin bütün alanları için geçerlidir. Bir örnek vermek gerekirse, herhangi bir çokuluslu ilaç şirketinin sahip olduğu tıp fakültesinde bu şirketin ürettiği ilaçları dışlayan bir tedavi yöntemi nasıl anlatılabilir? Ya da çevreyi tahrip ederek kurulmuş bir üniversitede çevrebilim hocası neyi, nasıl anlatacaktır?
Ülkemizde yürürlükte olan uygulamalar çerçevesinde, bu durumun doğurduğu sorunlara dair sayısız örnekler ortaya çıkmaya başlamıştır. Örneğin, tartışmasız bir kamusal organ olan Üniversitelerarası Kurul’da birer özel kurum olmalarına rağmen özel vakıf üniversitelerinin de temsil edilmekte olması, Anayasa ve idare hukuku ilkeleri açısından tartışmalı bir durum ortaya çıkarmıştır. Bunun
sonucu olarak üniversiteler, kendi kendilerini yöneten kurumlar olmaktan uzaklaşmakta; buna karşılık, sayıları ve Üniversitelerarası Kurul’daki ağırlıkları giderek artmakta olan vakıf üniversitelerinin, dolayısıyla onlara egemen olan sermayedarların ve hepsinin üstünde eklemlenmiş bulundukları tekelci küresel sermaye odaklarının akademik yaşam üzerindeki denetimi ve egemenliği yoğunlaşmaktadır. Bugün varılan aşamada, sorun, hızla üniversiteler kendi kendisini mi yönetecek yoksa küresel tekelci sermayenin özellikle de uluslararası üne sahip spekülatörlerin denetimine mi girecektir sorusuna dönüşmektedir.
Bu noktada altının çizilmesi gereken bir durum daha vardır. Sorun yalnız özel üniversitelerle sınırlı değildir. Bunun yanı sıra kamu üniversitelerinin de paralı hale dönüştürülmesiyle birlikte, bunların da ticaret mantığıyla yönetilen kurumlar haline getirilmelerinde benzer olumsuzluklar kendisini göstermektedir.
Aydın mı, Yu-pi mi?
Sermayenin öncelikleri ile bilimin öncelikleri arasındaki çelişki, bilimi pazara bağımlı kılmaktan, -daha açık bir deyişle- sermayenin emrine sokmaktan ibaret olan Amerikan eğitim sisteminin yarattığı “aydın” tipinde bütün çıplaklığıyla gözlemlenebilir. Bugün çağımızın bir “ortalamalar çağı” haline gelmiş olmasının nedenleri, dünyanın kaderinin en başta gelen belirleyicisi olan bu süper gücün geliştirdiği ve yaygınlaştırdığı eğitim anlayışından ve sisteminden bağımsız olarak düşünülebilir mi?
Bu eğitim sistemi akıl almaz tahrip gücüne sahip silahlar icat eden beyinler yetiştirebilir, hatta bu beyinler Ay’a seyahati de gerçekleştirmiş olabilirler. Ama bugün dünyamızda temel gıda maddelerinin yüzde 110’u üretiliyor olmasına rağmen, her yıl 50 milyona yakın insan açlıktan ölüyorsa, yalnızca 3 kişinin zenginliği 48 ülkenin gelirinden daha fazlaysa veya 358 insanın zenginliği dünya nüfusunun yarısına yakınının gelirine eşitse, daha da korkuncu, bozulan toplum ve çevre koşullarında insanın ve topyekun gezegenin sonunun gelmesi tehlikesi kapıyı çalmaktaysa, bunun da bir sorumlusu olması gerekir.
Bir bakıma, dünyanın topyekûn mahvına neden olacak boyutta bir tehlike, büyüyen çevre sorunlarının sonuçlarıyla birlikte düşünüldüğünde, zaten kapımızı çalmış, hatta başını içeriye uzatmıştır da diyebiliriz. “... açlık, salgın hastalık, su yokluğu ya da sefaletten kaynaklanan nedenlerle oluşan yerel anlaşmazlıklar sonucu her yıl, İkinci Dünya Savaşı’nda altı yılda ölenlerden daha fazla kadın, çocuk ve erkek ölüyor. Üçüncü Dünya ülkeleri için üçüncü dünya savaşı çoktan başlamış durumda.”
Liberalizm, insanlığı geçen yüzyıllarda, barbarlık ile kurtuluş arasında bir tercihle karşı karşıya bırakmıştı. İnsanlık barbarlığı seçti ve tarihin gördüğü en büyük felaketler zincirinin halkaları olarak dünya savaşları patlak verdi.
Günümüzde ise yeni bir dünya savaşının anlamının, insanlığın sonu demek olduğu anlaşılıyor. Mandel’e göre de “Başımızda büyük felaketler var. Ki bu felaketlerin gerçekleşmesi sadece barbarlık anlamına gelmeyecek. Bu felaketler, insanoğlunun gerçekten yeryüzünden silinmesi, hatta yerküre üzerinde her türlü yaşamın ortadan kaldırılmasını içermektedir.” Bu durumun sorumluluğu, herhalde, dağ başında emeğiyle geçinerek yaşayan çobana veya büyük kentlerin sokaklarında gece yarılarında kâğıt mendil satarak ailesini geçindirmeye çalışan çocuklara ait değildir. Bunun sorumluluğu, küresel iktidarı ellerine geçirmiş olanlarındır. Küresel iktidarı elinde tutanlar veya onlar adına karar verme ve yönetme konumunda bulunanlar, çoklarının hayranlık duyduğu bu eğitim sisteminin ürünü olan sözde aydınlardır. Aslında onlara
22 elektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011
aydın diyen de yoktur. Onlar için genellikle kullanılan çok uygun bir isim de bulunmuştur. Onlara yu-pi(young professionel) denilir.
Yu-pi, kişisel çıkarını kollamasını çok iyi bilir. Esasen, yaşamında başka değere pek yer yoktur. Sevgi, özveri... onun için modası geçmiş kavramlardır. Eşleriyle ilişkilerinde bile bu bakış açısı egemendir. Bu tiplerin en parlak örneğini oluşturan Bill Gates’in karısıyla imzaladığı nikâh mukavelesinde mal varlığını güvenceye almak için bulduğu ve dayattığı son derece kurnazca kaleme alınmış düzenlemeler, gündelik basın için ilginç bir haber konusu oluşturmuştur. Yu-pi’nin, adalet, erdem, hak gibi değerlerle de ilgisi yoktur. Amerikan eğitim sistemi içinde bu genel kurala ters düşen insan tipleri, her şeye rağmen ve elbette ki çıkabilir. Hâkim anlayış açısından bunlar “defolu” ürünlerdir. Martin Luther King, Kennedy kardeşler veya Abraham Lincoln, bunların çok bilinen örnekleridir. Ama, onlar da başka biçimlerde etkisiz kılınmışlardır. Ülkemizde, yeni bir sözde “aydın” tipinin oluşumunda genel olarak “sivil toplum örgütü” adı altında faaliyet
gösteren ve özellikle de bu kategoriye giren bazı vakıf türündeki kuruluşların üniversiteler üzerindeki etkilerinin çok önemli bir rol oynadığı görülmektedir. Günümüzdeki moda, yerden mantar biter gibi biten bir takım vakıfları ve bir takım sözde tarikatları toplumsal ve siyasal yaşamın başlıca unsurları haline getirme yönündedir. Sözde tarikatların ve vakıfların demokratik bir yapılanmaya sahip olmadıklarını açıklamaya gerek yok. Bu duruma ek olarak sivil toplum kuruluşu denilen tüm oluşumların, büyük bir hızla, emperyalist ülke kaynaklarından akan paralar kullanılmak suretiyle Atatürkçü veya daha genel ifadeyle gerçek aydınların kökünü kurutma ve sözde aydınlar türetme planlarının aracı haline dönüştürüldüğüne tanık oluyoruz. Bu durum ülkemizle sınırlı değildir. James Petras, aynı sürecin daha önce Latin Amerika’da nasıl yaşandığını şöyle anlatmaktadır:
“Geçmişte Latin Amerika, Gramsci’nin ‘organik aydınlar’ olarak adlandırdığı, emperyalizme ve kapitalizme karşı yürütülen siyasal ve toplumsal mücadele ile doğrudan bağlantısı olan yazarlara, gazetecisya lere ve siyasal iktisatçılara sahipti. Bu aydınlar sendikaların, öğrenci hareketlerinin ya da devrimci partilerin bir parçası konumundaydılar. Che Guevara, Kolombiya’da Camilo Torres, Peru’da Luis de la Puente, Şili’de Miguel Enriquez, Arjantin’de Roberto Santucho ve Uruguay’da Julio Castro binlerce olmasa da yüzlerce entelektüel içinde, yaşamını ülkelerinin toplumsal mücadeleleri ile birleştirmiş aydınlardan sadece birkaçıydı. Bu organik aydınlar sonuçta, entelektüel kesimin diğer bileşenlerinin davranış normlarını da inşa ettiler. Siyasal ve kişisel anlamda belirginleşen bu organik aydınlar, diğer binlerce aydın için az ya da çok yakınlaştıkları bir ölçüt konumuna geldiler. Latin Amerikalı aydınlar varoluşlarına dair tercihlerle uğraştıkları için, mesleki fırsatçılık ve siyasal adanmışlıklar arasında süregelen içsel bir mücadele söz konusuydu. Bu mücadele artık yok, uzun zaman önce ortadan kayboldu ve araştırma merkezlerine bağlı yeni aydın kuşağı tarafından unutuldu. Şimdi esas sorun, en kolay erişilebilir yabancı fon kaynağından akacak büyük miktardaki paranın en iyi nasıl güvence altına alınacağı.”
Kamusallığın Erdemi
Öğrenciyi müşteri olarak gören bir eğitim düzeninin, üzerinden atamayacağı derin zaafları ve çelişkileri vardır. Sosyal devlet ilkelerini tümüyle bir kenara iterek, gençlere, mali güçleri ölçüsünde yüksek öğrenim olanağı sunmak ve yeterli mali güçten yoksun olanlara üniversitenin kapısını kapamak, 12 Eylül sonrası dönemin hâkim bakış açısına çok uygun düşmektedir. Bu dönemin üniversite ve yüksek öğrenim anlayışının temel unsurlarının belirlenmesinde baş rolü oynamış olan Prof. Doğramacı, 19 Şubat 1992 tarihinde televizyonda katıldığı bir açık oturumda “parası olanla olmaelektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011 23
yanı bir tutarak sosyal adalet olmaz” demişti. Bu anlayış, yüksek öğrenimi varlıklıların ayrıcalığında bir alan haline getirmekten rahatsızlık duymayan neoliberal felsefenin özüyle tam anlamıyla örtüşmektedir. Aradan geçen zaman zarfında bu anlayış daha da derinleştirilerek ülkemizin eğitim yapısına da damgasını vurmuş bulunuyor.
Oysa, bu ülkenin yakın tarihine damgasını vurmuş olan Atatürkçü eğitim politikası, eğitimi bir ticaret alanı olarak değil, bir hak olarak görmüş ve bu hakkın gerçekleştirilmesi sorumluluğunun devlete ait olduğu ilkeleştirilmişti. Bu anlayış sayesindedir ki dağ başında çobanlık yapan bir çocuğun cumhurbaşkanlığı makamına yükselmesini mümkün kılan eşitlikçi ve yaygın bir eğitim politikası hayata geçirilebilmiştir. Bu süreç, Köy Enstitüleri’nin kurulmasıyla taçlanmış, yoksul köy çocukları arasından dünya çapında yazarların, sanatçıların, bilim adamlarının çıkması sağlanmıştır. Devletin sorumluluk alanının bu anlamda genişlemesi, neoliberal akıl hocalarının iddia ettiklerinin aksine, demokrasi için bir tehdit oluşturmamış; tam tersine, demokrasinin gerçek içeriğine kavuşması yönünde önemli bir adım oluşturmuştur.
Eşit ve yaygın eğitimin ve de her türlü iktidar odağının müdahalesinden bağımsız bir üniversite yapılanmasının demokrasi açısından önemi ve gerekliliği nasıl inkâr edilebilir!
Sonuç
Üniversitelerin kendilerinden beklenen sorumlulukları yerine getirmelerinin, özerk, demokratik bir yapılanmaya sahip olmalarına ve bilimsel özgürlüğe saygılı bir ortamda yer almalarına bağlı olduğu yaşadığımız deneyimlerle de açıklık kazanmış bulunuyor. Bunun öncelikli koşulu bilimin bir ticari metâya, üniversitenin ticarethaneye ve öğrencinin müşteriye indirgenmesine yol açan anlayış ve yapılanmanın son bulmasıdır.
Bütün bunlar, ancak sosyal devlet temelinde, daha uygun bir ifadeyle -yakın tarihimizde yaşama geçirilmiş bulunan- bize özgü halkçı ve devletçi rejim temelinde yeniden canlılık kazanabilir. Ne var ki son zamanlarda başa geçen iktidarlar, “devleti küçültmek” yolunda adeta çığlıklar atarak ilerlerlerken, halkçı ve devletçi yapılanmaların en son kırıntılarını bile ortadan kaldırma konusunda birbirleriyle adeta yarışmışlardır ve yarışmaktadırlar.
Bütün bunların gerisinde siyasal iktidarla birlikte üniversitelerin yapısını derinden etkileyen bir küresel kuşatmanın bulunduğu gözden uzak tutulmamalıdır. Dolayısıyla üniversitelerin özerkliği ve bilimsel özgürlük sorununun ülkenin demokratikliği ve bağımsızlığı sorunundan ayrı düşünülmesi mümkün değildir.
Kuşkusuz, kimilerinin telkin etmek istediklerinin aksine, bağımsızlık, dünyadan kopmak içe kapanmak değildir. Bu konudaki yanlışlığı, sömürge
olmayı enternasyonalist olmak gibi algılatmak isteyenler körüklemektedirler. Oysa küresel imparatorluk kurma hırslarına kendilerini kaptırmış olan güç sahiplerinin kol gezdiği bir dünyada, bağımsızlık tek çıkar yoldur ve eşitlik ve karşılıklı dayanışma esasına bağlı en geniş ilişkiler ancak bu temelde kurulabilir. Günümüz koşullarında gerçek bir üniversite yapılanması için gerekli olan da budur.
Ortaya çıkan tablo pek de umut verici bir görüntü sunmamasına rağmen, asla gözden kaçırılmaması gereken bir gerçek daha vardır. Ülkemizin Cumhuriyet’in kuruluşuyla birlikte sağlam temellere kavuşturulmuş bulunan köklü bir yurtseverlik ve bilime saygı geleneği vardır. Aradan geçen zaman zarfında bu özelliğimizi tahrip yönünde çok değişik saldırılara başvurulmuştur. Ne var ki yetişen her yeni nesil, kendisiyle birlikte üniversiteler ve genel olarak toplum açısından umutlarımızı diri tutan unsurları da beraberinde getirmektedir. Bugün ülkemizde üniversitelerimizde mevcut tüm olumsuzluklara rağmen, her bakımdan değerli ve birikimli öğretim elemanlarının bulunduğu asla yadsınamaz. Kesinlikle ifade edebilirim ki vardığım bu sonuç, yalnızca kamu üniversiteleri açısından değil özel üniversiteler açısından da çoğumuzun yakından bildiğimiz örneklerle kanıtlanmış bulunmaktadır.
Aynı durum, öğrenci kadrosu açısından da kesinlikle gözlemlenebilir. Gençler, 12 Eylül’de potansiyel suçlu ilan edilmişler, ağır baskılara uğratılmışlardır. Bunun yanı sıra özellikle egemen medya marifetiyle yoğun bir yozlaştırma kampanyasının hedefi olmaktadırlar. Bütün bunlara rağmen, yurt sorunları karşısında duyarlı, gerçekleri öğrenme ve aydınlanma arzusunu asla kaybetmemiş olan üniversiteli gençlerin varlığını görmek başlıca umut ve gurur kaynağımızdır. Kısaca ifade etmek gerekirse, “Dağ nice yüksek olsa da yol üzerinden aşmaktadır.”<
24 elektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011
YTÜ ÖĞRENCİLERİNE EMO'DAN DESTEK
Yıldız Teknik Üniversitesi (YTÜ) öğrencilerine yönelik polis ablukası ve saldırılarına, rektörlüğün de katılmasıyla “olaylara karıştığı” bahanesiyle 26 öğrenci hakkında “okula giriş” yasağı konulmasını YTÜ öğrencileri 26 Ekim 2010 tarihinde yaptıkları basın açıklamasıyla protesto ettiler. TMMOB İstanbul İl Koordinasyon Kurulu(İKK)’nun da desteklediği basın açıklamasına Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) Yönetim Kurulu Başkanı Cengiz Göltaş, EMO İstanbul Şubesi’nden Yönetim Kurulu Başkanı Erhan Karaçay, Başkan Yardımcısı Uğur Ateş Koç ile Yazman Nevzat Çeltek, EMO üyeleri ile diğer odalardan yöneticiler de katıldı.
YTÜ Rektörlüğü Genel Sekreterliği’nin “Açılan disiplin soruşturmasının sağlıklı yürütülebilmesi ve kampüs düzeninin sağlanabilmesi amacıyla üniversitemiz kampüslerine soruşturma sonuçlanana kadar girişiniz yasaklanmıştır” içerikli tebligatlarla öğrencilerin üniversiteye alınmamasına tepki gösterildi. 26 öğrencinin üniversiteye sokulmamasını ve üniversitede sürdürülen baskıları protesto etmek için YTÜ öğrencileri, 26 Ekim 2010 tarihinde üniversite önünde bir basın açıklaması yaptılar. Açıklamada; başta rektörlük olmak üzere bir süredir sürdürülen baskı, şiddet ve eğitim hakkının ellerinden alınmasının AKP iktidarının ülke genelinde sürdürdüğü politikaların bir parçası olduğu belirtildi.
TMMOB İstanbul İKK’nın desteklediği basın açıklamasına katılan EMO Yönetim Kurulu Başkanı Cengiz Göltaş, yaptığı konuşmada, 12 Eylül sürecinde dahi öğrencilerin bu tür hukuk dışı uygulamalara maruz kalmadığına dikkat çekti. Göltaş, “soruşturma” adı altında öğrencilerin eğitim hakkının keyfi bir şekilde engellendiğini, üniversitelerin bilim yuvası olmaktan tamamen uzaklaştığını ve AKP iktidarının at koşturacağı kalelere dönüştürüldüğünü söyledi. TMMOB ve EMO olarak öğrencilere ve üniversitelere yönelik gerici-faşist saldırılara sessiz kalmayacaklarını belirten Göltaş, öğrencilerin her türlü hak ve hukuk mücadelesinde yanlarında olduklarını ve desteklediklerini ifade etti. <
elektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011 25
DEMOKRASİ GÖRÜNTÜSÜNDE FAŞİZM
Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) Yönetim Kurulu, 10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü’nde bir açıklama yaparak, siyasal iktidar eliyle üniversitelerde tırmandırılan gerilime ve öğrenci hareketlerinin şiddetle bastırılmasına tepki gösterdi. EMO Koordinasyon Kurulu’nun 11-12 Aralık 2010 tarihlerinde gerçekleştirilen toplantısında da ülkemizde yaşanan antidemokratik gelişmeler ve mesleki alanlara yönelik saldırılar masaya yatırıldı. Bu kapsamda elektrik dağıtım özelleştirmeleri de ayrıntılarıyla ele alınırken, elektrik dağıtım özelleştirmelerinin ardından çalışanların hak kayıplarının incelenmesi kararlaştırıldı.
EMO Yönetim Kurulu’nun 10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü’nde yaptığı açıklamada, iktidara karşı eleştirel olan
her türlü harekete otoriter bir anlayışla müdahale edildiğine dikkat çekilerek, örnekler şöyle sıralandı:
“Medyada köşe yazarlarının işten atılmasına uzanan baskılar, siyasal iktidara sempati duymanın ötesinde egemen medyanın parti gazetelerine dönüş süreci, iktidara bağlı yargı organlarının oluşturulması, yargı süreçlerinde yaşanan çifte standartlar, işçilerin hak arayış mücadelelerine karşı gösterilen sert tepkiler, üniversitelerde kadrolaşma ve YÖK eliyle yaratılan baskı ortamı hemen bir çırpıda sayılabilecek gelişmelerdir. Son olarak üniversite öğrencilerine gösterilen tepkiler ‘demokratikleşme’ söyleminin iktidar tarafından nasıl içinin boşaltıldığını göstermektedir. Sürekli bir demokratikleşmeden söz edilmekte, ancak bu demokratikleşme yalnızca iktidar ve yandaşı ideolojiler için geçerli kılınmak istenmektedir. Bunun dışında kalan her türlü söyleme karşı tahammülsüzlüğün ötesinde en yetkili ağızlardan sert söylemlerle, halkın refahı için var olan devlet organları harekete geçirilmektedir.”
Açıklamada, iktidara karşı olan her türlü eylem ve hareket için “inanılmaz örgüt bağlantıları” kurma arayışları bulunduğu belirtilirken, “Tüm bunlar bir yana silah ve yumurtayı aynı kefeye koyan bir anlayışla karşı karşıya kalmak bile demokrasiden ne kadar uzak olduğumuzun en basit göstergesidir” denildi.
26 elektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011
EMO Yönetim Kurulu açıklamasında, üniversitelere yönelik uygulanan baskıyı da şöyle eleştirdi:
“Son 1-2 ay içerisinde üniversitelere karakol kurma girişimi, türbana özgürlük söylemiyle farklı düşünen öğrencilere konulan okul yasağı, Başbakan’ı protesto eden öğrencilere verilen cezalar, Dolmabahçe’de iktidarın üniversite rektörleriyle yaptığı toplantıyı protesto etmek isteyen öğrencilere yapılan sert müdahaleler, Ankara’da yaşanan yumurtalı eylemlerin ardından geliştirilen darbeciliğe uzanan söylemleri Elektrik Mühendisleri Odası olarak kınıyoruz. İktidar ve yandaşları ‘birilerinin düğmeye bastığını’ iddia ediyorlar. Düğmeye basanı uzakta aramalarına gerek yok. Üniversitelerde yarattıkları baskı ortamına, bilimsel ve düşünsel özgürlükten uzak yapılanmaya, harçlara yaptıkları zamlara, öğrencilerin barınma haklarını yok sayarak oy deposu olarak gördükleri cemaat yurtlarına yer açma girişimlerine bakmaları yeterlidir. Düğmeye bizzat AKP basmıştır.”
“Ne yazık ki ülkemizde siyasal iktidar her tarafta bas bas demokratikleşme derken, en temel haklarımız bile yok edilmektedir” denilen açıklamada, insanların hak arama mücadelesini yok eden bir düzenleme olan özelleştirme ile ilgili mahkemelerin verdiği yürütmeyi durdurma ve iptal kararlarının uygulanmayacağına yönelik bir hükmün Torba Yasa’ya eklendiğine dikkat çekildi. Açıklamada, “İnsanların demokratik ve hukuki yollardan hak arama yöntemlerinin yok edilmesi, tepkilerin sert müdahalelerle bastırılmaya çalışılması kabul edilemez” vurgusu yapıldı.
Açıklamada, “10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü’nde ülkemizde yaratılan bu baskıcı ortamı ve insan hakları ihlallerinin bütününü kınıyor, öğrenciler dahil her kesimin demokratik olarak tepkisini dile getirme hakkı bulunduğunu hatırlatıyoruz” uyarısına yer verildi. <
elektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011 27
do Beşinci Üniversite Kurultayı Ankara’da Yapıldı...
BİLİM DIŞINDA
YOL GÖSTERİCİ SEÇİLEMEZ
Beşinci Üniversite Kurultayı’nın ardından açıklanan bildirgede, üniversitenin temel unsurunun “bilim” olduğu vurgulanarak, bilim dışında bir yol gösterici seçilemeyeceğinin altı çizildi. Bildirgede, “Bu kapsamda üniversitelerimizin en vazgeçilmez gereksinimi ‘bilimsel özgürlük’tür. Bilimin ülkemizin geleceğinin kurulmasının temel aracı haline getirilmesi, bilimsel bulguların yaşamın her alanında halkın refahı ve esenliğine katkıda bulunan maddi bir güce dönüştürülmesi ve üniversitelerimizin tüm topluma aydınlanma ışığını yayan merkezler olması gerekir” denildi.
Beşinci Üniversite Kurultayı, ODTÜ’nün ev sahipliğinde 15-16 Ekim 2010 tarihinde Ankara’da toplandı. Samsun Akademik Elemanlar Derneği, Akdeniz Üniversitesi Öğretim Üyeleri Derneği, Bilim ve Ütopya Kooperatifi, Ege Öğretim Elemanları Derneği, Çukurova Öğretim Elemanları Derneği, Gazi Üniversitesi Öğretim Üyeleri Derneği, Hacettepe Öğretim Elemanları Derneği, İnönü Üniversitesi Öğretim Üyeleri Derneği, İstanbul Üniversitesi Öğretim Üyeleri Derneği, Tüm Öğretim Elemanları Derneği, Orta Doğu Öğretim Elemanları Derneği, Üniversite Konseyleri Derneği ve Van Üniversite Öğretim Elemanları Derneği’nin katılımcısı olduğu kurultay sonucunda bir bildirge yayınlandı. Bildirgede, tüm üniversiteler ve konuyla ilgili kurum ve kuruluşlar, “bilimi üniversitelerimizin temel unsuru ve ülkemizin geleceğini kurmanın aracı haline getirme” programını tartışmaya ve bu alanda sürdürülecek mücadeleye katkıda bulunmaya davet edildi. Ayrıca, Türkiye’deki bütün üniversite öğretim elemanları da örgütlenmeye
ve üniversite sorunlarına sahip çıkmaya çağrıldı.
Bildirgede başlıklar halinde temel talepler ve görüşler şöyle ortaya konuldu:
“Baskı Altında Suskun Üniversite Modeli” Kabul Edilemez: Bugünkü siyasal iktidar, üniversiteleri kendine bağımlı kurumlar haline getirmek için her türlü olanağı kullanmaktadır. YÖK, kaldırılması bir yana, iktidarın denetimi altına geçtikten sonra, merkeziyetçi yapısı daha da güçlendirilmiş, 12 Eylül Darbesi’nin bu kuruma yüklediği ‘üniversiteleri zapturapt altına alma’ işlevine yeniden kavuşturulmuştur. Rektörlük ve yönetim kademelerine yapılan atamalarda, bilim yerine iktidar yandaşlığı esas alınmakta, dincigerici bir kadrolaşmaya gidilmektedir. Üniversitelerini cemaat ve tarikatların elinden kurtarıp çağdaş bilim kurumları haline getirmeye çalışan rektörler, soruşturmaya uğrayıp tutuklanırken, üniversitelerde sivil polis karargâhları kurma girişimi de, bu bilim karşıtlığının güvenliğini sağlamak içindir. Bütün bu baskılar, dogmayı esas alan iktidarın ‘bilimden özgür’ hale gelme hedefine yöneliktir. Bizler, üniversitelerimizin, ülkemizin geleceğini ilgilendiren tüm konularda topluma bilimin ışığını taşıyan aydınlanma merkezleri haline gelmesini istiyor ve bunun uğraşını veriyoruz.
Kâr İçin Bilim, Ticaret İçin Eğitim Yapılmaz: Yüksek öğretim sisteminin ticarileşmesi ile bilim sermayenin hizmetine sunulmuş, bilimin özerkliği
28 elektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011
sorgulanır hale gelmiştir. Bu bağlamda bilimin temel motivasyonu olan ‘toplumsal sorumluluk ve toplumsal ilerleme’ yerini ‘piyasanın ihtiyaçlarına’ bırakmıştır. Bilimi ve eğitimi, ülkemizin geleceğinin inşasının itici gücü ve birleştirici harcı haline getirmek, ancak insan gücümüzün ulusal bir değer olarak görülüp, bu etkinliklerin kamu eliyle planlanması ve yürütülmesiyle olanaklıdır. Son dönemde sayıları hızla artan vakıf üniversitelerinin payının ulaştığı boyutların yanı sıra, kamu üniversitelerinin ‘kendi gelirlerini kendilerinin karşılaması’ uygulamasının yaygınlaştırılması, bu üniversitelerimizin de giderek ‘özelleşmesine’ yol açmaktadır.
Bilim ve Eğitimin Metalaşması Çürümeye Yol Açmaktadır: Her türlü hizmetin alışverişin konusu haline getirilmesi ve bilimin üniversitenin temel unsuru olmaktan çıkarılmaya çalışılması, hem öğrenciler, hem de öğretim elemanları düzleminde bilim ahlâk ihlallerinin giderek artmasına neden olmaktadır. Dönem ödevi ve tez hazırlayan şirketler, intihaller, parayla makale basan sözde ‘bilimsel dergiler’, ‘taşeron ortak yazarlar’, artık kaygı verici bir sıklıkla karşımıza çıkmaktadır. Bu sorunun, üniversite sistemimizi ciddi biçimde tehdit eden bir sorun olarak ivedilikle ele alınması gerektiği kanısındayız.
Üniversitede Gericiliğe İzin Verilemez: Üniversitelerimizde aklın esaret altına alınmasına izin verilemez. Mutlak itaate dayanan sistemlerde, aklın özgürleşmesinden ve inançların özgürce seçiminden bahsedilemez. İnanç özgürlüğü, toplum düzeninin dinden kaynaklanan kurallarla belirlenmesine son vererek, bireyin inancını kendi vicdanına ve kendi seçimine bırakan laiklikle olanaklı hale gelebilir. Üniversitelerde türbana özgürlük zemininde tartışanlar Dünya Ekonomik Forumu tarafından hazırlanan Cinsiyet Ayırımı Raporu’nda da gösterildiği gibi Türkiye’de kadının toplum yaşamından uzaklaştırıldığını göstermektedir. Bugünün Türkiye’sinde türban ‘bireysel özgürlük’ değildir. Türban aklın ve kadının esareti,
piyasacılığın ve gericiliğin üzerinin örtülmesidir. Gericiliğin hakim kılındığı yerde bilim yapılamaz. Bizler, tüm üniversitelerimizi, hiçbir inanç sahibini rencide etmeksizin, ‘türban’ konusunda yapılan inanç istismarına son vermek amacıyla, tüm öğrencilerini ve toplumu bilim adına aydınlatma görevini yerine getirmeye çağırıyoruz.
Rektörlük Seçimlerinde Seçilenin Değil Atananın Onaylandığı Sistemden Vazgeçilmelidir: Rektör belirleme süreci tam bir aldatmacadır. Bugünkü süreç öğretim üyelerinin iradesini hiçe sayarak seçimin yalnızca göstermelik bir faaliyet olduğunu göstermektedir. Bugünkü seçim sistemi üniversiteleri siyasi iktidarın bir uzantısı konumuna getirmektedir. Uygulanan bu sistemden derhal vazgeçilmeli gerçek bir demokrasi işletilerek, üniversitenin tüm bileşenlerinin iradesi esas alınmalıdır.
Atama ve Yükseltmelerde Tek Ölçüt Bilimsel Liyakat Olmalıdır: Atama ve yükseltmelerde bilimsel liyakat dışında ölçütlerin kullanılması, gerici kadrolaşmanın önünü açmakta bilimsel saygınlığı zedelemektedir. Özellikle araştırma görevlilerinin iş güvencesinin elinden alınması, yardımcı doçent kadrolarının yenilenmemesi iş kaybetme korkusuna neden olmakta ve bilim üretimini niteliksizleştirmektedir. Korkular ve
süreklileşmiş nicelik baskısı altında bilim yapılamaz. Bilimsel Çalışma ve Yüksek Öğretimde Niteliğe Ağırlık Verilmelidir: Mevcut üniversitelere ayrılan kaynaklar, araştırma altyapısı ve öğretim üyeleri açısından herhangi bir iyileştirme yapılmadan plansız, altyapısız onlarca yeni üniversitelerin açılması ve mevcut üniversitelerin öğrenci kontenjanlarının arttırılması, öğretimin nitel düzeyinde ciddi düşüşlere ve üniversiteler arası farklılıkların artmasına neden olmaktadır. Bugün daha çok öğrenim aşamasında yaşanan bu sorun, özellikle tıp ve halkın yaşamını doğrudan etkileyen diğer uygulamalı alanlarda, büyük sorunlara yol açmaktadır. Bu nitelik arayışı gözetilerek zorunlu eğitim 12 yıla çıkartılmalıdır. Ulusal Bilim Politikası Oluşturulmalıdır: Bilim gündeminin bir kaynağını bilimin kendi iç gelişimi oluştururken, diğer kaynağını da toplumun bilimin önüne getirdiği sorunlar oluşturur. Bu nedenle, ülkemizin acilen bir ulusal bilim politikasına ihtiyacı vardır. Bu politika oluşturulmadığı sürece, kendi bilim gündemimizi, başka coğrafyaların ihtiyaçlarına bağımlı hale getirmiş oluruz. Bunun en somut örneği beyin göçüdür. Geliştirilecek bu politika esas alınarak Türkçe’nin bilim dili olarak kullanılmasına ve yaygınlaşmasına özen gösterilmelidir.”<
elektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011 29
ÜNİVERSİTE KONSEYLERİ DERNEĞİ’NDEN MÜCADELE
CEPHESİ ÇAĞRISI
Üniversite Konseyleri Derneği Yönetim Kurulu, İstanbul Teknik Üniversitesi, Yıldız Teknik Üniversitesi, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi ve Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nde yaşanan gelişmeler, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın Dolmabahçe’de rektörlerle yaptığı toplantı ve öğrencilere yönelik şiddet içeren müdahaleler üzerine 29 Kasım, 9 Aralık ve 15 Aralık tarihlerinde açıklamalar yaptı.
Yıldız Teknik Üniversitesi’nde soruşturma bahanesiyle öğrencilerin okula sokulmaması, İstanbul Teknik Üniversitesi akademik açılış töreninde Başbakan’ı protesto eden öğrencilerin 15 yıl hapis cezasına çarptırılması ve üniversitelerdeki öğretim üyelerine
yönelik tehditkar açıklamalar üzerine Üniversite Konseyleri Derneği, 29 Kasım 2010 tarihli açıklaması ile tepkisini ortaya koydu. Açıklamada üniversitelerde öğrenciler, yönetim kadroları ve öğretim üyeleri üzerinde uygulanan baskı ortamı eleştirilirken, “Üniversitelerimizde AKP tarafından yürütülen gerici saldırı karşısında ortak bir cephe örülmesi gerektiği açıktır” vurgusu yapıldı. Derneğin “Üniversitede İlerici Düşünce Korkuyla Susturulamaz” başlıklı açıklamasında şöyle denildi:
“AKP iktidarının üniversitelerde kendisine karşı olan örgütlenmelere yönelik faşizme varan tahammülsüzlüğü bir kez daha kendisini
göstermiş ve İTÜ’nün 2008-2009 akademik yılı açılış töreninde Başbakan Erdoğan’ı protesto eden on sekiz üniversite öğrencisi hakkında 15’er ay hapis cezası verilmiştir. Bu pervasızlık, AKP’nin yaratmak istediği üniversitenin bir göstergesidir. Aydınlatıcı, bilimsel ve sosyalist düşünceden arındırılmış bir üniversite hayali kuran AKP’nin üniversitelerimizin başına getirdiği rektörler, Yıldız Teknik Üniversitesi’nde haklarında henüz açılmamış bir soruşturmayı bahane ederek öğrencileri okula almamaya kalkmakta, Marmara Üniversitesi’nde ‘ideolojik saplantılı öğretim üyelerini tasfiye edeceklerini’ beyan etmektedir.”
Üniversite Konseyleri Derneği Yönetim Kurulu, İTÜ öğretim görevlileri tarafından düzenlenen imza kampanyasını destekleyerek, İTÜ’de görev yapan üyelerini de kampanyaya destek olma çağrısında da bulundu.
Üniversite Konseyleri Derneği Yönetim Kurulu, 9 Aralık 2010 tarihinde yaptığı “Rektörlerinizi de alın gidin” başlıklı açıklama ile Başbakan’ın üniversite rektörleri ile Dolmabahçe Sarayı’nda yaptığı toplantıya ve öğrencilere uygulanan şiddete tepki gösterdi. Açıklamada, “Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın üniversite rektörlerini Dolmabahçe Sarayı’nda huzuruna çağırdığı günden beri yaşananlar, AKP iktidarının nasıl bir üniversite istediğini,
30 elektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011
istediğini elde ederse de neler olacağını gözler önüne sermiştir” denildi. Dolmabahçe’deki toplantılara katılan tüm rektörleri bu toplantıların içeriğini açıklamaya çağıran Üniversite Konseyleri Derneği, Dolmabahçe’de yapılan toplantıyı “AKP’nin seçilmemiş ancak atanmış rektörlerine üniversitelerde istediği dönüşüme dair görevlerini tebliğ ettiği kumanda ve kontrol toplantıları” olarak değerlendirdi. Açıklamada, şöyle denildi:
“Geçtiğimiz hafta sonu yaşanan olayların ardından polis şiddetinden başka hiçbir şeyin tartışılamaz hale geldiği ortamda, toplantıların içeriğinin kamuoyundan ustaca gizleniyor olması bunun en açık delilidir. Bu toplantıların içeriğinin ne olduğunu bilmek, üniversitenin tüm bileşenlerinin ve vergileriyle üniversiteleri ayakta tutan vatandaşların hakkıdır. Polis şiddeti kabul edilemez, suskunluk daha hiç kabul edilemez! AKP’nin polis teşkilatı, geçtiğimiz cumartesi günü, Başbakan’ın rektörlerle yapacağı birinci Dolmabahçe toplantısına deniz yoluyla gitmek zorunda kalmasının intikamını alırcasına öğrencilere saldırmıştır. Uygulanan insanlık dışı şiddet, hamile bir öğrencinin, uyarmasına rağmen ısrarla polis tarafından karnına vurularak çocuğunu kaybetmesi düzeyindedir. Bu, kabul edilemez ve tüm sorumluları kamu görevinden men edilene dek hesabı sorulması gereken bir vahşettir. Ancak; derneğimiz açısından aynı derecede vahim ve utanç verici olan, Dolmabahçe’deki toplantıya katılan rektörlerin, öğrencileri dışarıda öldüresiye dövülürken toplantıyı terk etmemeleri, yaşanan şiddetin boyutları ortaya çıktıktan sonra tek satır açıklama yapmamalarıdır. AKP’nin rektörlük makamına atadığı ve yaşanan şiddete sessiz kalan bu kişilerin hiçbiri ‘rektör’ sıfatını hak etmemektedir. Onların bu tavrı, bir takım profesör sıfatlı şarlatanların ‘Başbakan suikast tehlikesi altında’ diyerek keyfi polis şiddetini meşrulaştırmalarına ve Ankara Üniversitesi’nde AKP’nin
anayasa profesörü Burhan Kuzu’ya yumurta atılmasının ardından hesabın pervasızca üniversite yönetimine kesilerek, eylemci öğrencilerin kellesinin istenmesine çanak tutmaktadır.”
Akademinin tüm ilerici bileşenlerinin tepkilerini dile getirdikleri, ancak bunun yeterli olmadığı vurgulanan açıklamada, “Bir mücadele cephesi örmeliyiz” çağrısı yapıldı. AKP’nin üniversiteye yönelik gericileştirme operasyonunun yeni olmadığının altı çizilen açıklamada, yaşananların vahameti “sadece bu operasyonun ne denli başarılı olduğunu göstermesi” olarak ifade edildi. Açıklamada, mücadele için de şu öneriye yer verildi:
“Akademinin tüm ilerici bileşenlerinin acilen atması gereken adım, mevcut istibdat koşullarında önemsiz hale gelmiş farklılıkların yan yana var olabileceği bir ilerici cephe oluşturmaktır. Akademisyenler şiddete maruz kalan öğrencilerine, öğrenciler tasfiye edilen ilerici hocalarına sahip
elektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011 31
çıkmalı ve akademinin tüm bileşenleri, AKP’nin gerici ve faşizan uygulamalarını akademiye yakışır bir fikir derinliği ile üniversiteden kovacak bir mücadele cephesi örmelidir. Derneğimiz, söz konusu cepheyi akademinin tüm ilerici bileşenleriyle birlikte örmek ve gelinen noktanın hesabını sormak doğrultusunda faaliyetlerini yoğunlaştıracaktır.”
Üniversite Konseyleri Derneği, 15 Aralık tarihinde ODTÜ’de Başbakan Tayyip Erdoğan’ın öğrenciler tarafından protesto edilmesi üzerine yaşanan gelişmeler hakkında yaptığı açıklamada da “Haberi alan ODTÜ öğrencileri geleneklerine ve üniversitelerine sahip çıkarak peşinde onlarca polis, çevik kuvvet ve bir o kadar da özel korumasıyla adeta üniversiteyi basmaya gelen Tayyip Erdoğan’ı protesto etmek istediler. Ancak polis, her zamanki gibi, Tayyip Erdoğan’ı ve AKP’yi üniversitelerinde istemeyen öğrencileri susturmaya kalktı. Öğrenciler şiddet gördü ve gözaltına alındılar. Yetmedi, arkadaşlarının akıbetini soran öğrencilere de şiddet uygulandı.”
Daha birkaç gün önce Ankara Üniversitesi’nden kovulan AKP’nin bu kez ODTÜ’de üniversiteleri “provoke etmeye” kalkıştığı ifade edilen açıklamada, yaşanan gelişmeler şöyle değerlendirildi:
“ODTÜ öğrencisi, AKP zihniyetini üniversiteden ve Türkiye’den silmek adına, birkaç gün önce Mülkiyeliler’in gösterdiği tepkiyi bir adım ileri taşımıştır. Üniversitelere yanlarında polis ordusu olmadan giremeyen AKP’li vekillerin üniversiteyi ziyaret heveslerinin, provokasyon ve üniversitelerde topyekün temizlik harekatına girişmekten başka bir mantıklı açıklaması yoktur. Bu tavırlarından dolayı AKP’yi ve Tayyip Erdoğan’ı kınıyoruz. Üniversiteler, orada hakkıyla okuyan emekçi çocuklarınındır, orada insanlık adına çalışma yapan bilim insanlarınındır, her şeyiyle
akademiyi var eden tüm üniversite bileşenlerinindir. AKP zihniyetini kabullenmemek, reddetmek üniversitelerimizin en doğal hakkıdır. Üniversitelerimizin bilimin, aydınlığın ve özgürlüğün yeri olmasını istiyoruz. AKP ve Başbakan üniversiteleri ‘terbiye etmek’ ve ‘sindirmek’ için kullandığı bu provokasyonlara bir son vermeli, üniversitelere polis şiddetini sokmaktan vazgeçmelidir.
Gözaltına alınan öğrenciler derhal serbest bırakılmalıdır. Tüm ilerici, aydın ve demokratları üniversitelere ve öğrencilerimize sahip çıkmaya ve onlara destek olmaya çağırıyoruz. Üniversitelerimizde polis şiddetine son vermenin yolu, mücadele etmekten, mücadele edenlere destek vermekten, AKP’nin temsil ettiği hiçbir şeyi kabullenmemekten geçmektedir.” <
32 elektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011
MÜLKİYELİLER BİRLİĞİ’NDEN
ÖĞRENCİLERE DESTEK
İKTİDARA KINAMA
Mülkiyeliler Birliği Yönetim Kurulu yaptığı açıklamalarla, öğrencilerin taleplerini desteklerken, iktidarın üniversitelere yönelik baskı ve müdahalesine sert bir şekilde tepki gösterdi.
Mülkiyeliler Birliği Yönetim Kurulu, 9 Aralık ve 13 Aralık 2010 tarihinde yaptığı açıklamalarda, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın üniversite rektörleriyle yaptığı toplantı sırasında, eğitimöğretim özgürlüğü isteyen ve paralı üniversitelere karşı çıkan öğrencilerin İstanbul’a sokulmadığını, polis tarafından acımasızca dövülüp, coplandığını ve bir çoğunun da gözaltına alındığını anımsattı. Bu olaylar sırasında iki aylık hamile olduğu anlaşılan bir öğrencinin de bebeğini kaybettiğine dikkat çekilen açıklamada, öğrencilere siyasi iktidarın emrindeki polis tarafından şiddet uygulanmasının toplumda büyük infial yarattığı kaydedildi. Bu olayın toplumda yarattığı tepkiler henüz soğumadan
8 Aralık 2010 tarihinde Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde düzenlenen Anayasa paneli sırasında, birkaç gün önce öğrencilere uygulanan orantısız şiddeti öğrencilerin protesto ettiği anlatıldı.
“Öğrencilerin tepkilerini artıran ve olayları körükleyen ne yazık ki güvenlik güçlerinin hukuk dışı yanlış tutumları ve siyasal iktidarın çifte standartlarıdır” saptamasına yer verilen açıklamada, öğrencilerin talepleri desteklenirken, iktidarın tavrı da şöyle eleştirildi:
“Toplantı ve gösteri yapma hakkını sadece kendi yandaşlarına tanıyan, onlara hoşgörüyle yaklaşırken muhalif seslere tahammül edemeyen iktidar güçleri, hukuk kurallarını hiçe saymak suretiyle görevlerini en iyi şekilde yapmaya çalışan rektörümüzü ve dekanımızı istifaya çağırabilmekte, öğrencilerimize hakaret etme hakkını kendilerinde bulabilmektedir. Siyasal iktidar ve yandaşlarının bu tutumunu üniversite özerkliğine yapılmış haksız bir saldırı olarak değerlendiren Mülkiyeliler Birliği Yönetim Kurulu, Fakültemiz öğrencileri ve ülkemizdeki tüm üniversite gençliğinin sorunlarının bilincindedir ve haklı taleplerini desteklemektedir. Bu ülkenin geleceğinin teminatı olan gençlerimize acımasızca şiddet uygulayan iktidarın, muhalif sesleri şiddet yoluyla sindirme ve yıldırma politikalarını kınıyor, bu tür insan hakları ihlallerinin yaşanmadığı, özgürlük, demokrasi, barış ve kardeşlik ikliminin egemen olduğu bir Türkiye’yi hep birlikte yeniden inşa edeceğimize yürekten inanıyoruz. 151 yıllık Mülkiye tarihi, gerici siyasal iktidarların okulumuz yöneticilerine ve öğrencilerine yönelik baskı uygulama gayretlerinin örnekleriyle doludur. Bu teşebbüsler, fakültemiz dekanlarından Turhan Feyzioğlu, Fehmi Yavuz, Mümtaz Soysal ve Cevat Geray hocalarımızın sergiledikleri direniş örneklerinde olduğu gibi Mülkiye camiasından her zaman hak ettiği cevapları almıştır. Mülkiye, tarihten gelen demokratik mücadele birikiminin devamı olarak, bugün de kendisine yönelik her türlü baskıya karşı tek bir yürek olarak mücadele kararlılığındadır. Mülkiye öğrencileri, ne haklı protestolarında ne de haklarında yürütülmekte olan soruşturmalarda yalnız değildirler. Bilinmelidir ki, dekanımız ve öğrencilerimiz hakkında iktidar tarafından yapılan ve yapılacak olan her türlü işleme Mülkiye mezunları da muhatap olmaya hazırdırlar.”<
elektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011 33
ÜNİVERSİTE KONFERANSI SONUÇ BİLDİRGESİ
Üniversite Konferansı; üniversite bileşenlerinin üniversitelerde yaşadıkları sorunları özgürce ortaya koydukları ve somut çözüm önerilerini tartıştığı olgun bir konferans süreci geçirmiştir. Konferans öncesinde üniversitelilerin yazılı katkıları ve sonrasında konferans esnasında yapılan sözlü katkılar ile üniversitelerin tüm sorunları olmasa da sorunlarının ortaya çıkış nedenleri ve bunların çözüm önerileri net olarak gözler önüne serilmiştir.
Bu çerçevede konferansımız, yapmış olduğu tartışmalarda ortaya çıkan kimi başlıkları ve çözüm önerilerini kamuoyu ile paylaşmak istemektedir:
1.Eğitim her kademede eşit ve parasız olarak verilmeli, harç uygulaması derhal kaldırılmalıdır. Üniversite eğitiminin yıllardır sistematik bir şekilde paralı hale
getirilmesi sonucu üniversitelerde eğitim tam anlamıyla paralı hale gelmiştir. Eğitimin paralılaştırılması süreci birçok eşitsizliği beraberinde getirirken, eğitim kurumları da bizzat özelleştirilmektedir. Üniversitelerin piyasa mekanizmalarına daha fazla açılması sonucu paralı eğitim uygulamasını teşvik etmekte, öğrencilerin yalnızca harç paralarını ödemek zorunda bırakılmasını değil mezuniyetten sonra binlerce lira tutarında kredi borcu ödemesine yol açmaktadır. Üniversite yaşamında harçlarla, ulaşım ve barınma masraflarıyla içinden çıkılmaz bir yaşama mahkum edilen üniversite öğrencileri üniversiteden mezun olduktan sonra da üniversite öğreniminde almış olduğu kredileri ödemek zorunda bırakılmaktadır. Eğitimin her kademede ücretsiz
olarak sağlanması anayasal olarak güvence altına alınmışken eşit ve parasız eğitim hakkını savunan üniversite öğrencilerinin talepleri karşılanmalıdır, üniversite kapıları emekçi çocuklarına ardına kadar açılmalıdır.
2.Üniversite öğrencilerine iş güvencesi olan güvenli bir gelecek sağlanmalıdır. Üniversiteler her geçen yıl sayıları artan işsizler üretmektedir. Türkiye’de iş bulabilmek için üniversite mezunu olmak artık yeterli değildir. Geleceğini göremeyen üniversiteliler her geçen gün kişisel kaygıları ile daha çok ilgilenen ve toplumla kurmuş olduğu bağları zayıflayan bir profile doğru yönlendirilmektedir. Türkiye’nin geleceği olduğu söylenen gençliğin gelecek korkusu, basit önlemlerle ve söylemlerle geçiştirilemeyecek
34 elektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011
bir ciddiyettedir. Binlerce ataması yapılmayan öğretmenin bulunduğu ülkemizde öğretmen açığının bulunduğu tüm kamuoyu tarafından bilinen bir geçektir. Ayrıca mühendislik eğitimi alan öğrencilerin mezuniyetleri sonrasında yetkin mühendislik gibi yönetmeliklerle emekleri sömürülmektedir. Eğitim fakültelerinde devam eden formasyon sorunu mezun binlerce eğitim fakültesi mezunun mesleklerini yapamamasına sebep olmaktadır. Bu sorunların kaynağında piyasa ekonomisi yatmaktadır. Bugün AKP eliyle sürdürülen plansız ekonomi politikaları sorunu derinleştirmektedir. Türkiye’nin planlı bir ekonomiye, piyasacı değil kamucu bir toplum örgütlenmesine ihtiyacı vardır. Resmi rakamların bile her 3 gençten birinin işsiz olduğunu gizleyemediği koşullarda gençlere iş güvencesi olan çalışma koşulları sağlanmalıdır.
3.Bilimsel eğitimin önündeki tüm engeller kaldırılmalıdır. Üniversitelerin halk için bilimsel üretimde bulunan kurumlar olması gerekirken bugün bilimsel üretim bilinçli bir şekilde engellenmektedir. Bilimsel üretimin önündeki en büyük engel, üniversitelerin şirketler ile kurmuş olduğu ilişkilerle birlikte üniversitelerin halkın çıkarlarını değil sermayenin çıkarlarını savunan yapılar olmasının amaçlanmasıdır. Üniversitelerin yeniden bilimsel kurumlar haline gelmesi için üniversite, kar amacı güden özel kuruluşların değil halkın menfaati için üretmelidir.
4.YÖK kaldırılmalıdır. YÖK’ün temsil ettiği zihniyet üniversitelerden temizlenmelidir. Üniversiteler yaklaşık 30 yıldır başta YÖK eliyle sistematik bir biçimde baskı altında tutulmaktadır. YÖK, var olan sistemin üniversitelerdeki uygulatıcısı konumundadır. Yıllardır üniversitelerin tarihsel konumunu yerle bir etmek için ciddi dönüşümlere imza atan YÖK, son 8 yıldır da iktidar partisi AKP tarafından yönetilmektedir. Bu zaman zarfında AKP’nin YÖK’ü
değiştirmek/dönüştürmek yönünde verdiği sözler kamuoyunu yanıltıcı yanlar barındırmaktadır. Hükümet, amblemi ve ismi değişmiş ancak aynı işlevi görecek başka kurum/ kuruluş ya da mekanizmaların kurulacağının sinyallerini şimdiden vermektedir. Bu mekanizmalar için başlatılan tartışmalardan bir tanesi üniversitelere mali özerklik sağlanması ve üniversitelerin mütevelli heyetleri tarafından yönetilmesi önerisidir. Özel üniversitelerdeki uygulamaya benzer bu modelle üniversiteler sermaye odaklarının yönetimine dahil edildiği holdinglere dönüştürülmek istenmektedir. Bu çerçevenin içerisinde üniversitelerin piyasaya daha fazla bağımlılaştırılmasının projesi olan bu önerilerin YÖK’ün yıllardır temsil ettiği zihniyetten farkı bulunmadığı belirtilmeli ve öneriler reddedilmelidir. Bu öneriler başlı başına YÖK’ün temsil ettiği zihniyetin değiştirilmeyeceğini ancak YÖK’ün dönüştürülmesi ile makyaja tabi tutulması anlamına gelecektir. Bu yanıyla YÖK’te yapılması düşünülen değişiklikler üniversitelerin düzene yeniden entegre edilmesi olacaktır.
5.Üniversite öğrencilerine uygulanan baskıya son verilmelidir. YÖK tarafından son yıllarda binlerce öğrenci üniversitelerinden uzaklaşsya tırılmış, yüzlerce akademisyen hakkında soruşturmalar açılmıştır. Bu süreçte üniversite öğrencilerinin talepleri marjinalize edilmeye çalışılmakta, üniversitelerde AKP’den farklı bir siyasi görüşe sahip olan herkes sistematik bir şekilde baskı altına alınmaktadır. Öğrencilerin üzerindeki baskının hukuksal dayanağı olan disiplin yönetmeliği kaldırılmalı, soruşturma ve ceza uygulamaları geleceğe dönük olarak iptal edilmelidir. Benzerine ancak dikta rejimlerinde rastlanacak bu durum üniversitelerin uğradığı baskıyı net olarak tarif etmektedir. Tersi bir durum ise AKP yandaşlarının son yıllarda üniversitelerde getirildikleri görevlerdir. Üniversiteler sadece AKP’ye yakın olduğu için bir çok bilim insanı niteliği olmayan kişiye emanet edilmiştir. AKP’nin muhalif bileşenleri susturma, kendi yandaşlarını kayırma ve üniversitelerde kadrolaşarak üniversiteleri ideolojik olarak ele geçirme yöntemleri “ileri demokrasi” yalanın medya tarafından gündemde tutulmasıyla gizlenmektedir.
6.Anadilde eğitim hakkının önündeki engeller kaldırılmalıdır. Anadilde eğitim hakkı bilimsel ve insani bir haktır. Bilimsel eğitimden uzaklaşan üniversitelerde bir öğrencinin en doğal hakkı olan anadilde eğitim görme hakkı yok
elektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011 35
sayılmaktadır. Kaldı ki İngilizce olarak eğitim veren devlet üniversiteleri dil dayatmasını açık bir şekilde yaparken özellikle Türkiye halklarının konuştuğu dillerin üniversitelerde yasaklanması manasızdır. Üniversitelerde ve tüm eğitim kurumlarında ülkemizde yaşayan halkların dil talepleri karşılanmalı, başta Kürtçe’ye yapılan resmi yasaklamaların kaldırılması ve üniversitelerde Kürtçe ders verilen bölümlerin açılması sağlanmalıdır. Kimliklerinden ötürü öğrencilerin üzerindeki baskılara son verilmelidir.
7.Üniversitelerdeki sivil polis ve özel güvenlik birimlerinin görevlerine son verilmeli, üniversitelerde öğrencileri izleyen kameralar kaldırılmalıdır. AKP’nin üniversitelere dönük uygulamaları, bu kurumların doğalında sahip olması gereken muhalif kimliği sindirmeye yöneliktir. Bugünün Türkiyesinde her üniversitenin içerisinde onlarca sivil polis ve özel güvenlik birimleri her gün üniversite öğrencilerini taciz etmekteyken üniversite kapılarında otobüsler dolusu kolluk kuvvetleri bekletilmektedir. Üniversiteler kameralar ile izlenmekte, üniversite öğrencilerinin günlük yaşamları gözetim altına alınmaktadır. Üniversite öğrencilerinin kampüs girişlerinde aranmasına kadar varan uygulamalar, kampüsten çok
karakola benzetilen üniversite yerleşkelerinin baskı altındaki vahim tablosudur.
8.Üniversite öğrencilerinin siyasi görüşlerini duyurmasının önündeki engeller kaldırılmalıdır. Öğrencilerin siyasi görüşlerinin engellenmesi üniversitelerde en çok karşılaşılan baskılardan biridir. AKP’den farklı bir siyasi görüşe sahip üniversite öğrencileri marjinalize edilmeye çalışılmakta ve kamuoyunda itibarsızlaştırılmaktadır. AKP, üniversitelerde bizzat kendi kontrolünde cemaat ve tarikat örgütlenmelerinin önünü açan uygulamalara imza atmakta bu durum kamuoyunun bildiği bir geçek halini almıştır. Son yıllarda uygunsuz biçimde atanan ve AKP ile ilişkileri açık olan rektörler üniversitelerde bu baskının uygulayıcılarıdır. Öğrencilerin örgütlenme ve siyasi görüşlerini ifade etme hakkı önündeki tüm engeller ve yasaklar kaldırılmalıdır.
9.Atama yöntemiyle göreve getirilen rektörler üniversiteleri temsil etmemektedir. YÖK düzeninin üniversiteyi merkezi otoritenin kontrolünde tutmak için var ettiği rektör atamaları sistemi AKP eliyle giderek daha fazla kokuşmaya başlamıştır. AKP ile bağlantılı bir şekilde üniversitelerde rektörler AKP güdümlü bir üniversite yaratmaktadır. Üniversite rektörlük seçimleri hiçbir şekilde dikkate alınmayarak ataması yapılan rektörler doğrudan sermayenin ve AKP’nin üniversitelerde istediği düzeni tesis etmek için görevlendirilmektedir. Bu anti-demokratik atamalarla üniversite bileşenlerinin iradesi de hiçe sayılmaktadır. Rektörlük seçimlerinin göstermelik kurgusu ve sonucunda istenilen adayların atandığı bu sistem açıkça üniversite bileşenlerinin iradesini yok saymak anlamına gelmektedir.
10.Üniversite yönetiminde üniversite bileşenlerinin iradesi temsil edilmelidir. Üniversitelerin yönetimi dahil olmak üzere hiçbir kademede öğrencilerin görüşleri alınmamaktadır. YÖK’ün kuruluşu ile birlikte üniversitelerde uygulanmaya başlayan öğrenci temsilciliği adı altındaki kurumlar göstermelik birer demokrasi oyunundan öteye geçmemektedir. Birçok üniversitede bu temsilciliklerin seçimleri dahi yapılmamaktadır. Üniversite öğrencilerinin ihtiyacı göstermelik temsilciliklerden ibaret olmamalıdır. Üniversite öğrencilerinin üniversite yönetiminde söz hakkı önündeki tüm engeller kaldırılmalıdır. Üniversiteler; öğrenciler, akademisyenler ve üniversite çalışanlarının seçimle oluşturacağı bağımsız bir kurul tarafından yönetilmelidir.
36 elektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011
11.Üniversite öğrencilerinin ücretsiz ve sağlıklı koşullarda barınma hakkı olmalıdır. Üniversite öğrencilerinin eğitim alabilmelerinin öncül koşullarından biri olan barınma ciddi bir sorun haline gelmiştir. Devlet yurtlarının kötü koşulları ve yetersiz yatak kapasitesi ile baskıcı tutumu üniversite öğrencilerinin barınma sorununu daha da ağırlaştırmaktadır. Kadın öğrencilerin yurtlarda sıkça tacize uğradığı, yurtların kışla mantığı ile yönetildiği bir ortamda var olan boşluk cemaat ve tarikat yurtları ile doldurularak “sosyal devlet” ilkesi ayaklar altına alınmaktadır. Yurtlarda yaşanan sorunlar kamuoyu tarafından da bilinmektedir ancak durumun iyileştirilmesine dönük hiçbir planlama bugüne kadar yapılmamıştır.
12.Üniversite öğrencilerinin sosyal ve kültürel gelişimlerine engel olan uygulamalara son verilmeli, üniversitelerin sosyal yaşamını geliştirici önlemler alınmalıdır. Üniversitelerde sosyal yaşamın öğrencilerin kişisel gelişiminde önemli bir yeri kaplaması gerekirken bugün üniversitelerde entelektüel üretimler yasaklanmaktadır. Üniversite topluluklarının eşitliğe ve paylaşıma dayalı üretimleri üniversite yönetimleri tarafından engellemekte olup toplulukların yapmış olduğu faaliyetler ise sıkı bir denetimden geçirilmektedir. Yetiştirilmek istenen üniversiteli profiline uygun olarak bireycilik ve kariyer düşkünlüğü öne çıkarılmaktadır. Gelecek korkusu ile korkutulan üniversite öğrencileri üniversiteleri ziyaret eden şirket yöneticilerinden gelecekleri için görüş almaya mecbur bırakılmaktadır.
Üniversite Konferansı yukarıdaki başlıklarda üniversitelerin içerisinde bulunduğu durumu ortaya koyan bir tartışma sürecini geçirmiştir. Konferansımız bileşenleri ilerleyen günlerde üniversiteleri temsil ettiği şüpheli öğrenciler ile yapılan ve yapılması
planlanan toplantılarının meşruluğunun olmadığını konferans süresince tartışmıştır.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın üniversite rektörleri ile Dolmabahçe’de yapmış olduğu toplantıdan sonra bu kez Cumhurbaşkanı Abdullah Gül “üniversite temsilcileri” ile bir toplantı gerçekleştirmiştir. İlerleyen günlerde ise Başbakan’ın üniversite temsilcileri ile Dolmabahçe’de bir toplantı yapacağı duyurulmuştur.
Üniversite bileşenlerinin geniş katılımı ile düzenlenen konferansımız üniversiteleri temsil etme gücüne sahiptir. Bu yanıyla konferansımızın sonuç metni üniversitelilerinin sorunlarını ve somut taleplerini temsil etmektedir. İlerleyen günlerde yapılması düşünülen toplantılarda ve üniversitelerde konferans sonuç metninin referans olarak kullanılması ve üniversite öğrencilerinin taleplerinin gerçekleştirilmesi için konferans bileşenleri sürecin takipçisi olacaktır. <
ÜNİVERSİTE KENDİ ÇÖZÜMÜNÜ ARIYOR
Öğretim Üyeleri Derneği, Üniversite Konseyleri Derneği, Eğitim-Sen, Öğrenci Gençlik Sendikası (Genç-Sen), Emek Gençliği, Gençlik Muhalefeti, Öğrenci Kolektifleri ve TKP’li Öğrenciler tarafından düzenlenen “Üniversite Konferansı” 7 Ocak 2010 tarihinde düzenlendi. Boğaziçi Üniversitesi Rektörlüğü’nün daha önce verdiği izni geri çekmesi üzerine, konferans İstanbul Mustafa Kemal Kültür Merkezi’nde gerçekleştirildi.
22 üniversiteden 43 öğrenci topluluğu ve kulübünün desteklediği konferansa, Ataması Yapılmayan Öğretmenler Platformu (AYÖP), CHP İstanbul Gençlik Örgütü, Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK), Demokrat Yurtsever Gençlik, Ekim Gençliği, Nazım Hikmet Akademisi, Öğrenci Muhalefeti, Politeknik, Sağlık Emekçileri Sendikası (SES) ve Yarınlar Dergisi de destek verdi. Eğitim Sen 6 Nolu Şube adına açılış konuşmasını Levent Dölek, Öğretim Üyeleri Derneği adına Prof. Dr. Tahsin Yeşildere, Üniversite Konseyleri Derneği adına Prof. Dr. Nezhun Gören gerçekleştirdi. Açılış konuşmalarının ardından tebliğ sunumlarına başlandı. “Üniversite Nedir”, “Üniversiteleri kim yönetiyor”, “YÖK’e neden karşıyız”, “Eğitimin paralılaştırılması ne gibi sorunlar doğuruyor”, “Mezunları neler bekliyor?” kategorilerinde gerçekleşen tebliğlerde, üniversite sorunların çözümüne önerileri dile getirildi. Sonuç bildirisin konferans sırasında gelen öneriler ışığında şekillendirilerek, toplantı sonunda oy birliği ile kabul edildi. Üniversite Konferansı’nda sunulan tebliğlere “www.universitekonferansi.org” adresinden ulaşabilirsiniz.
elektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011 37
Emek Gençliği, Elektrik Mühendisliği’ne Üniversitelerde Başlayan Mücadeleyi Değerlendirdi...
“ÖĞRENCİLER SUSMAYACAK!”
Son iki aydır hareketlenmekte olan üniversiteler, farklı bir çok açıdan değerlendirilebilir. Dolmabahçe’den Ankara Üniversitesi’ne, ODTÜ’den İstanbul Üniversitesi’ne kadar farklı alanlarda yaşananlar, aslında tek bir şeyi açığa çıkarmıştır; sermayenin üniversitelerdeki dönüşümü AKP ile hızlandırılmakta, buna karşı en küçük muhalif hareketler bile orantısız şiddetle ortadan kaldırılmak istenmektedir. Yani YÖK ile başlayan süreçten sonra üniversitelerde kırıntıları kalan özerklik, demokrasi, bilimsel ve parasız eğitim tamamen ortadan kaldırılıyor.
Sermayenin ideolojik üretim merkezi haline getirilmek istenen üniversitelerde bu dönüşüme karşı büyük bir rahatsızlık vardır. Aslında AKP Hükümeti’nin saldırganlığı, üniversitelerde hakim kılmak istediği piyasacılığa ve gericiliğe karşı çıkan büyük çoğunluktan dolayıdır. Bilimi savunan, eğitim müfredatının gericileştirilmesine karşı çıkan çoğunluğun rahatsızlığı ortadadır. Bu rahatsızlığın dışavurumu olarak
devam eden öğrenci hareketleri, üniversitelerde demokratik yapıları oluşturarak kitleselleşmeyi öncelikli hedef haline getirmelidir. Ancak aynı derecede önemli olan bu dönüşümü, ülkenin ve sistemin içinde bulunduğu süreçten ayrı değerlendirmemek gerekir.
Kadınlardan işçilere, gençlerden emeklilere kadar her kesimin hakları budanmakta, toplum açlıkla terbiye edilmektedir. Bunun yanında demokrasi sorunu hala kanayan bir yaradır. Böyle bir dönemde AKP Hükümeti, bütün muhalif seslere olduğu gibi geleceksizliğe mahkum etmek istediği öğrencilere de tahammül edememektedir. Türlü şiddet yöntemlerine başvurmaktan çekinmemekte, hakaretler yağdırmakta, sözde öğrenci temsilcileri (aslında kendisine yandaş öğrenciler) ile demokrasi şovları yapmaktadır. Bu durum, aslında tıkanmışlığın ve çözümsüzlüğün ifadesinden başka ne olabilir ki?
Son olarak Başbakan’ın, demokratik yollarla seçilmeyen öğrenci “temsilcileri” ile yapacağı toplantıyı Erzurum’da
gerçekleştireceğini açıklaması da bu bakımdan manidardır. Onlar öğrencilerden kaçıp toplantı yapmaya devam etsinler. Ama öğrenciler susmayacak ve taleplerini alanlara çıkarak haykırmaya devam edecekler.
Kampüslerde polislere sınırsız arama yetkisi vererek, düşüncesini dile getirdiği için öğrencilere soruşturma açarak, demokratik hakkını kullandığı zaman tekmeleme sonucu bir öğrencinin bebeğini düşürmesine sebep olarak; kısacası eşit, parasız, bilimsel, anadilde eğitim isteyen her kesimi susturarak dikensiz gül bahçesi istiyorlar. Bütün bu olanlara karşı birleşik mücadeleyi yükseltmek gerekiyor. Öğrenciler örgütlenmeli ve diğer kesimlerle buluşmanın yollarını daha fazla aramalıdır. Diğer taraftan bölge üniversiteleri, bu sürecin bir parçası olarak ele alınmalıdır. Bölge üniversiteleri başta olmak üzere tüm eğitim kurumlarında anadilde eğitim hakkını savunmak, asimilasyona karşı üniversitelerin de bir taraf olması gerekliliğini dile getirmek önemlidir. <
38 elektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011
sya Gençlik Muhalefeti, Üniversitelerde Yaşanan Gelişmeleri Değerlendirirken,
Söz ve Karar Hakkını Vurguladı...
“PİYASANIN TAHAKKÜMÜNE KARŞI KAMUSAL EĞİTİM”
Uzunca zamandır dünyada ve ülkemizde küresel kapatalizmin gerekleri doğrultusunda bir değişim yaşanıyor. Bu değişimin temel niteliği ise sermayenin bütün alanları sınırsız dolaşım ve doğrudan yerleşme hakkı ile tahakkümü altına almasıdır. AKP, küresel kapitalizme eklemlenme doğrultusundaki politikaların bugünkü uygulayıcısı olarak üniversiteleri yerinden etmekte, piyasanın bir unsuru olarak yeniden inşa etmektedir.
Üniversitelerin yerinden edilmesine karşı direniş, bir yeniden kamulaştırma/ tanımlama mücadelesidir. Piyasanın doğrudan etkinliğine ve bugünkü merkezi-bürokratik-baskıcı YÖK’e ya da yarınki yerel-bürokratik-baskıcı YÖK’e karşı üniversite bileşenlerini söz, yetki ve karar sahibi kılacak, bu hakkı doğrudan kullanma imkanlarını yaratacak bir demokratik mekanizmanın yaratılması yoluyla üniversiteler savunulabilir.
Paralı eğitimin diğer bir boyutunu da özel okullar oluşturmaktadır. Özel okullar bir yandan toplum içinde var olan eşitsizlikleri derinleştirip, “paran kadar” anlayışını hayata geçirirken, diğer yandan da sermayenin ihtiyacı olan yüksek yetenekli iş gücünü yetiştirmektedir.
Girişimci Üniversite
Küreselleşmeyle birlikte kapitalist firmalar arasında rekabet ön plana çıkmaya başlamıştır. Rekabetin önemli aracı da “bilgi” olmuştur. Bilginin metalaştırılmasının, piyasa değerleri ile tanımlanmasının arkasında temel neden bilginin rekabetin en önemli unsuru olmasıdır. Bu ihtiyaca üniversiteler üzerinden cevap vermek amacıyla üniversiteler şirketleştirilmeye ve girişimci üniversite modeli ile tanımlanmaya başlamıştır. Girişimci üniversite modelinde üniversitenin temel amacı şirketleri rekabette bir adım öne çıkaracak olan araştırmageliştirme faaliyetlerini yapmak, bu alana uygun yetenekli eleman yetiştirmek olmuştur.
Kamusal EğitimÜniversitelerde Söz ve Karar Hakkı
Üniversitelerin yönetim yapısı da bu değişimler çerçevesinde sözde “demokratikleştirilmektedir.” Neo-liberal ideoloji, “demokrasiyi” “yönetişim” kavramı ile birlikte tanımlamaktadır. Kamu alanının tasfiyesi bir yandan özelleştirmeler yoluyla yapılırken diğer yandan da özelleştirilmeyen
İnsan Sermayesi ve Paralı Eğitim
Eğitimin paralı hale getirilmesinin temel mantığı, bireyin ön plana çıkması ve eğitimin “insan sermayesi” kavramıyla ele alınmasıdır. Eğitim, bu dönemle birlikte bireysel yarar temelinde tanımlanmıştır. Buna göre eğitim toplumsal yarardan çok bireysel yarar getiren bir alandır, eğitimin çıktısı ileride bireye kazanç olarak dönmektedir. O nedenle de birey ileride elde edeceği kazancın maliyetini bugünden ödemelidir.
elektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011 39
kurumların yönetişim çerçevesinde şirketleştirilmesiyle gerçekleşmektedir. Ulus devletin ekonomideki merkezi rolünün ve bürokratik merkezi yapısının dağıtılması yerellere yetki devriyle gerçekleşmektedir. Bu yetki devriyle yereller-belediyeler-üniversiteler mali özerklikle sermaye ile doğrudan ilişkiye geçebilecek şekilde organize edilmektedir. Üniversite yönetimleri böylece sermayeye de açılmaktadır. Demokrasiden kastedilen; sivil toplum kuruluşlarının, öğrencilerin üniversite yönetimine katılımı adı altında sermayenin doğrudan üniversite bileşenlerinden biri haline getirilmesidir.
Bugün yaşanan kamusal alanın tasfiyesidir. Üniversitelerin geçirdiği değişim de bu tasfiye çerçevesinde ele alınmalıdır. Yaşanan bu değişime karşı kamusal alanın yeniden tanımlanması ve yeniden ele geçirilmesi hedefi muhalefetin temel noktası olmalıdır. Üniversiteler, devletin ve sermayenin etkisinden uzak, toplumsal bağı kurularak yeniden tanımlanmalı, üniversite bileşenlerinin söz ve karar sahibi olduğu bir model “demokrasi” tartışmalarında öne çıkartılmalıdır.
Ne İçin Mücadele Ediyoruz?
• Sözde özgürlük adına özgürlüğün yok edilmesi, devletin, sermayenin ve dinin baskısı karşısında özgürlük istiyoruz! • Herkesin dinlendiği/izlendiği “büyük gözaltına” karşı özgürlük istiyoruz! • Dinsel gericiliğin baskısına, cemaat-tarikat örgütlenmelerinin geliştirilerek toplumu bir ağ gibi sarmasına karşı özgürlük istiyoruz! • Parası olmayanların okula-hastaneye gitmesini engelleyen, üniversite kapılarını emekçi halk çocuklarına kapatan piyasacı diktatörlük karşısında özgürlük istiyoruz! • Güvencesiz ve esnek çalışmaya, örgütlenmenin önündeki engellere karşı özgürlük istiyoruz! • Üniversiteler üzerindeki baskı aygıtı, 12 Eylül kalıntısı YÖK’e karşı bilimsel ve idari özerklik için özgürlük istiyoruz! • Polis-idare baskısına, soruşturma terörüne karşı özgürlük istiyoruz! • Sermayenin egemenliği ile şirketleşen üniversitelerde bilim insanlarının baskı altına alınarak sermaye için bilgi üretme zorunluluğu karşısında özgürlük istiyoruz! • Üniversitelerdeki rektör atamalarına ve cemaat-tarikat örgütlenmelerine, gerici kuşatmaya ve eğitimin bütün olarak dinin etkisi altına sokulmasına, zorunlu din derslerine karşı özgürlük istiyoruz! • Söz ve karar hakkı için özgürlük istiyoruz! • Parasız eğitim, kamusal üniversite için özgürlük istiyoruz!
Üniversitelerde özgürlüğün geliştirilmesi ancak özerk-demokratik ve kamusal bir üniversite sistemi ile mümkündür.
Bilim insanlarının, öğrencilerin ve üniversite emekçilerinin söz ve yetki sahibi olarak üniversite yönetimini devraldığı; bilimin önündeki engellerin kaldırıldığı; üniversite kapılarının herkese açıldığı; dershanelerin özel okulların kapatılarak kamu üniversitelerinin geliştirildiği; sermayenin, devletin, dinin baskısından arındırılmış özgür bir üniversite için herkesi birlikte mücadele etmeye çağırıyoruz. <
40 elektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011
sya Öğrenci Kolektifleri, Elektrik Mühendisliği Dergisi’ne Üniversitelerde ve
Türkiye’de Yaşanan Süreci Değerlendirdi...
“KOLEKTİF YUMURTA ŞENLİKLERİNE ALIŞSAK İYİ OLUR!”
AKP iktidarda olduğu 8 sene boyunca mevzileri birer birer eline geçirme hedefini önüne koydu. Bugün gelinen noktada bu hedeflerin büyük çoğuna rahatlıkla ulaştığını görüyoruz. Bu sayede hem neo-liberal projeler rahatlıkla uygulanırken, hem de toplum cemaat ağlarıyla kuşatılıp her türlü muhalif ses ise en faşizan yöntemlerle bastırılıyor.
AKP’nin ele geçiremediği tek alan ise üniversiteler. Üniversite yönetimlerinin büyük çoğunluğu, özellikle 2007 yılında Yusuf Ziya Özcan’ın YÖK Başkanı olmasıyla beraber hükümete yakın isimlerden oluşuyorsa da akademisyenler ve öğrenciler hala “AKP’lileştirilemeyen”lerden.
Akademisyenlerin uzun zamandan beri sinmiş oldukları düşünüldüğünde üniversite öğrencileri, AKP’nin ele geçiremediği tek mevzinin tek dinamik unsuru olarak mücadele etmeyi sürdürüyor.
Ülkemizde yıllardır toplumsal muhalefetin en dinamik öznesi olan üniversite muhalefeti, bugün de AKP karşısında en diri ve sürükleyici öznedir diyebiliriz.
Öğrenci Kolektifleri kurulduğu günden bu yana parasız, bilimsel, eşit ve anadilde eğitim için paneller, söyleşiler, eylemler ve mitinglerle mücadele ediyor.
Son günlerde üniversitede köklü bir dönüşüm için bir dizi hazırlıklara başlandı. Seçimlerden sonra yapılması planlanan değişiklikler için şimdiden Tayyip Erdoğan rektörleri huzurunda toplamaya başladı. Bunun karşısında üniversitenin gerçek sahipleri olarak bizler de itiraz etmek üzere bir araya gelmeye çalışırken dahi, medyada da takip edildiği gibi, AKP’nin polisinin sert müdahalesi ile karşılaştık.
4 Aralık’ta yaşanan vahşet hala hafızalardaki yerini kaybetmemişken 8 Aralık’ta SBF’ye gelen Burhan Kuzu ise hazırladığımız “şenlik” ile karşılandı. Medyada süren yumurta tartışmalarının gölgesinde kalmış olsa da taleplerimiz Türkiye kamuoyunda görünür hale geldi. Bu fırsatı iyi değerlendirmemiz gerekiyor.
15 Aralık’ta üniversitelere girememe imajlarını tazelemek üzere Başbakan Erdoğan liderliğinde 10 bakan ve yaklaşık bin adet çevik polisle ODTÜ’ye çıkarma yapan AKP, ODTÜ’de de beklemediği bir tepkiyle karşılaştı ve yüzlerce öğrenci polisleri kampüsten kovdular.
Öğrenci Kolektifleri, bu süreçte üniversitelilerin üniversite ve ülkede olan bitene karşı söz ve karar hakkının savunucusu ve öğrenci muhalefetinin en dinamik örgütlü gücü olmak için mücadele eden yüzlerce aktivistiyle Türkiye genelinde binlerce üniversiteliyi harekete geçirdi.
6 Kasım’da AKP’ye karşı binlerce üniversiteliyi bir araya getiren Kolektif, bundan sonraki süreçte de mücadelesini büyüterek devame tmeye kararlı.
Rektörlerin benzinlikte dövülen öğrencisine bile sahip çıkmaktan aciz hale geldiği ülkemizde onlarca soruna karşı birer aydın duyarlılığıyla halkın yanında olmaya çağıran Öğrenci Kolektifleri aynı zamanda üniversite içi sorunlarda da öğrencilerin sesi olmaya gayret gösteriyor.
Şu an üniversiteye ilişkin değişiklikler tartışılırken belirlediğimiz 5 acil talebimiz var:
- Harçların kaldırılması. Eğitimin tamamen parasız hale getirilmesi. - Öğrencilere üniversite yönetimde; söz, yetki ve karar hakkı tanınması. - YÖK’ün kaldırılması. - Gerici müfredat ve uygulamalara son verilmesi. - Devletin üniversiteye daha fazla bütçe ayırması.
Gelelim yumurtalı eylemlere. Yumurta atmak bizim için etkili ve amacına ulaşan bir eylem çeşidi: Davet edilmedikleri üniversite kampüslerinde AKP kurmaylarına, milletvekillerine ve sermaye temsilcilerine karşı öğrencilerin isyanının ve tepkisinin dili haline gelmiştir.
Başbakan’a söyledik, tekrar ediyoruz: “Yumurta atmayız ama 2 şartla: 1) Başbakan 4 Aralık’ta sert polis müdahalesi ile yaralanan, İstanbul’a alınmayan öğrencilerden özür dilesin. 2) Harçlar kaldırılsın.”
Şartlarımız kabul edilene kadar atacak çok yumurtamız var! <
elektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011 41
do TKP’li Öğrenciler, Elektrik Mühendisliği Dergisi’nin Sorularını Yanıtladı...
“AKP’NİN ÜNİVERSİTEYİ GERİCİLİKLE TESLİM ALMA PROJESİ İFLAS ETMİŞTİR”
Üniversitelere tarihte ve Türkiye tarihinde kapladıkları alan ve üniversiteye yüklenen anlamlar üzerinden çeşitli değerlendirmeler ışığında bakabiliriz. Bu oldukça anlamlı ve bugünü incelerken fayda da sağlayacaktır. Ancak güncel bir değerlendirmede zeminde kalan bu tartışmalara değinmenin sınırı bulunuyor. Ayrıca bu konuda yapılan tartışmaların belirli bir doygunluğa ulaştığı da söylenebilir. Bunu gözeterek Türkiye’de ne oluyor
sorusuna bir cevap aradığımızda ise karşımıza üniversitelerin bir üst yapı kurumu olarak önemi geliyor. Üst yapıda manalı bir bölgeyi kaplayan üniversiteler, Türkiye’de kapladığı yerde bir değişikliğe gitmeksizin önemini her geçen gün daha da arttırıyor. İdeoloji üretim merkezi olan üniversitelerin “öneminin artması” durumuna değinmek gerekiyor. Özellikle son sekiz yıllık süreçte Türkiye’de üniversiteler daha önce benzeri olmayan bir hızla
dönüşüme tabi tutuluyor. Kısaca, daha önce üniversitelerin “en ileri” noktayı tarif ettiğini söylemek her ne kadar mümkün olmayacak olsa da “ileri” olanı tarif ettiği konumundan bu kez “en geri” olanı tarif etme misyonuna büründürülmeye çalışılıyor. İdeoloji üretimi ve siyaset denklemleri arasında üniversitenin dönüşümünün ipucunu burada aramak gerekiyor. İşte AKP’nin hayata geçirdiği bu dönüşüm operasyonu, üniversiteyi gerici ve
42 elektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011
liberal ideolojinin destekçisi bir kurum haline getirmek amacını taşıyor. Diğer yandan üniversiteler, genel olarak toplumsal meselelere duyarlılıklarıyla ya da gericiliğe karşı aldıkları tavırla bir süredir AKP’nin başını ağrıtıyor.
AKP, üniversiteye baktığında hep bir “muhalefet odağı” görüyor, bu sebeple de onu susturmak yönünde hareket ediyor. Bu harekatın önemli bir ayağını YÖK’ün dönüşmüş ve AKP’leşmiş hali simgeliyorsa, diğer ayaklarını atanan yandaş rektörler ve kampüslerde öğrencilere nefes aldırmayan bir baskı atmosferinin oluşturulması simgeliyor. Bunların yanında AKP’nin gerici ve kadın düşmanı ideolojisini simgeleyen türbanın üniversiteye sokulması da bu dönüşümün liberal sosa bulanmış dinci girdisi olarak görülebilir. Zira bir yandan özgürlük diyen AKP’nin türbana üniversiteleri açtığı anda polisin üniversitelerde “kanuni” olarak bulunmasını sağlayan kararlar alması bunun göstergesi sayılabilir.
Kısacası, AKP son birkaç yıldır üniversiteye savaş açmış durumda. Adeta üniversiteye karşı bir “haçlı seferi” manzarası var. Şu an baktığımızda ise bu operasyonun çok yol aldığını söylemek mümkünse de sonuna geldiğini söylemek mümkün gözükmüyor.
Öğrenci eylemlerine ilgi muhalefet boşluğundan
2010 Öğretim Yılı’nın başından bu yana öğrenci eylemlerine gösterilen ilginin arttığı gözle görülür bir gerçek. Bunun sebeplerinden biri, referandum sonrasında AKP’nin düzen içi muhalefet odaklarını etkisiz hale getirmesi, siyasette tekleşmesi olarak ifade edilebilir. Türkiye’de açıkça tarif edilmeli ki bir muhalefet boşluğu var. Bu süreçte AKP’nin dinci ve liberal ideolojisi karşısında gençlik eylemleri bir muhalefet odağı durumuna geliyor. Bunu tek başına “en önemli karşı duruş” sayamasak da önemli bir toplumsal kesimi harekete geçirme ve etkileme kabiliyetine kavuştuğunu belirtmemiz gerekiyor.
Bu etkiye karşılık olarak AKP de boş durmuyor elbette. Son aylarda gündeme giren öğrenci eylemlerini çok ucuz ve bildik argümanlarla karalama gayreti içerisinde olan AKP, bu etkiyi ciddiye alıyor olmalı ki öğrencilerinin sesini kısmak için elinden geleni yapıyor. “Marjinaller, konuşmayı bilmiyorlar, entelektüel düşünceden yoksunlar, fikirleri yok vs” gibi bilinen argümanlarla üniversite öğrencilerini kriminalize etmeye çalışan “yandaş basının” yazdıkları belleklerde tazeliğini koruyor olmalı. Esas marjinal olanın, genç yaşta gemicik sahibi yaptıkları, şirketler kurdurdukları oğulları ve kızlarıyla birlikte kendileri iken, bizlere marjinal denmesi ilginç olduğu kadar mesnetsiz iddialardı. Bu “basın saldırısını” en azından ideolojik olarak geri püskürttüğümüzü düşünüyoruz.
Kaldı ki 7 Ocak Cuma günü Beşiktaş MKM’de gerçekleştirilen Üniversite Konferansı bütün bu suçlamaları boşa düşürmüş ve üniversitenin gerçek sorunlarını ve bunların nasıl çözülmesi gerektiğini tüm açıklığıyla ortaya koymuştur. Üniversite Konferansı’ndan sonra kimsenin öğrencileri bir daha bu argümanlarla suçlayamayacağını düşünüyoruz.
Sorunlar ve Çözüm Önerileri
TKP’li Öğrencilerin düzenleyicilerinden biri olduğu Üniversite Konferansı’nın
sonucunda çıkan bildirgede toplam 12 madde bulunuyor. Bu bildirgede üniversitenin temel sorunlarının tamamının ifade edildiğini düşünüyoruz. Bildirge’nin son cümleleri ise ilerleyen günlerde öğrenci hareketinin mücadele eksenine kimi önerilerde bulunuyor:
“Üniversite bileşenlerinin geniş katılımı ile düzenlenen konferansımız üniversiteleri temsil etme gücüne sahiptir. Bu yanıyla konferansımızın sonuç metni üniversitelilerinin sorunlarını ve somut taleplerini temsil etmektedir. İlerleyen günlerde yapılması düşünülen toplantılarda ve üniversitelerde konferans sonuç metninin referans olarak kullanılması ve üniversite öğrencilerinin taleplerinin gerçekleştirilmesi için konferans bileşenleri sürecin takipçisi olacaktır.” Üniversitelilerin yürüteceği mücadelenin Üniversite Konferansı sonuç bildirgesinin talepleri etrafında gelişmesinin önemli ve faydalı olacağını düşünüyoruz. Konferans öncesi ve sonrasında gördüğümüz; bu ülkenin gençliğinin AKP tarafından öyle kolay teslim alınmasının mümkün olmadığıdır. Teslim olmadık, şimdi taleplerimiz etrafında toplanmak için çabalayacağız. <
elektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011 43
Emekten ve Halktan Yana Mücadelede Kararlılık…
EMO 56 YAŞINDA
Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) Yönetim Kurulu, kuruluşun 56. yılı nedeniyle yazılı bir açıklama yaparak mesleki alanlarının bugünkü durumunu ve ülkenin genel durumunu değerlendirdi. Açıklamada, mühendislik mesleğinin gelişimi ve bilimin kamu yararına kullanılmasında öncülük yapan EMO’nun özgür ve demokratik bir Türkiye özlemiyle halktan ve emekten yana mücadelesini kararlılıkla sürdüreceği vurgulandı.
EMO Yönetim Kurulu’nun 25 Aralık 2010 tarihinde yaptığı yazılı açıklamada, ilk EMO Genel Kurulu’nun 26 Aralık 1954 tarihinde gerçekleştirildiği hatırlatılarak, “Elektrik Mühendisleri Odası, kuruluşunun 56. yılını mesleki ve toplumsal mücadelesini sürdürme kararlılığı içinde kutluyor” denildi. Mühendislik mesleğinin gelişimi ve bilimin kamu yararına kullanılmasında EMO’nun öncülük yaptığı vurgulanan açıklamada, EMO’nun önümüzdeki
yıllarda da Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) ve bağlı odaları ile birlikte toplumsal muhalefetin odağında yer alarak, onurlu yürüyüşüne ve dik duruşuna devam edeceğinin altı çizildi.
“Tüm çalışmalarında ülke, meslek ve meslektaş sorunlarından hareketi kendisine temel ilke edinen EMO gücünü sadece üyesinden ve onun örgütlü gücünden almaktadır” denilen basın açıklamasında şu bilgilere yer verildi:
“EMO, Anayasa’nın 135. maddesi ve 6235 sayılı TMMOB Yasası hükümlerine göre kurulmuş, kamu kurumu niteliğinde bir meslek kuruluşudur. Ülkemizin en önemli mühendislik disiplinleri arasında yer alan elektrik, elektronik, bilgisayar, biyomedikal ve yazılım mühendislerinin üye olduğu EMO, yargı gözetimi altında yapılan seçimlerle belirlenen yönetim organlarına sahip, demokratik kitle örgütüdür.”
EMO Üyeleri İşsizlik ve Güvencesizlik Kıskacında
Ülkemizde sanayi ve teknoloji için gerekli kaynakların sağlanamaması, dışa bağımlı ve sıcak para anlayışına dayalı ekonominin yerleştirilmesi nedeniyle mühendislik mesleğinin yıllar itibarıyla artan bir şekilde olumsuz etkilendiği ifade edilen açıklamada, şöyle denildi:
“Telekomünikasyon alanının yalnızca üretim değil, işletme anlamında da küresel sermayeye terk edilmesiyle başta elektronik, elektronik haberleşme mühendisleri olmak üzere bilgisayar ve elektrik mühendisleri iş güvencesiz, düşük ücretli çalışma koşullarına mahkum edilmişlerdir. Bu alanda istihdam edilen mühendis sayısı da giderek azalmaktadır. Bilgisayar mühendisleri için ise ülkemizin bilgi teknolojileri pazarı haline getirilmesine paralel olarak
44 elektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011
başlangıçta iyi görünen esnek, proje başı çalışma süreci de tersine dönmüştür. Bugün bilgisayar mühendisleri de işsizlik, iş güvencesiz çalışma ve düşük ücret sorunlarıyla karşı karşıyadır. Enerji alanında sürdürülen özelleştirme ve serbest piyasalaştırma süreci bir kamu hizmeti olan elektrik enerjisi alanını ticarileştirmekte, çalışanları işsizlik ve düşük ücret pençesine bırakırken, mühendislerin mesleklerini kamusal bir sorumlulukla değil şirketlerin ticari karı anlayışıyla yerine getirmeleri sürecini dayatmaktadır. Yapı denetiminin ticarileştirilmesi, insanların can ve mal güvenliğini ilgilendiren bir kamusal hizmetin gerçekte yapılamamasına neden olmuş; üyelerimizi asgari ücretle göstermelik bir denetim yapmaya zorlamaktadır.”
leme ve gözetleme anlayışıyla yaratılan baskı, muhalif kesimlere yönelik olarak şiddete varan müdahaleler, İnternet başta olmak üzere ifade özgürlüğü önündeki kısıtlayıcı düzenleme ve uygulamalar ile yasakçı zihniyet hemen sayılabilecek temel sıkıntılardır” denildi.
Mühendislik Eğitimi Geriliyor
Mühendislik mesleğinin temelinin bilim olduğunun altının çizildiği açıklamada, bilimsel özgürlüğün, düşünce ve ifade özgürlüklerinin yok sayıldığı bir ortamda mühendislik mesleğinde
Özgürlük Yoksa Bilimde Olmaz
EMO üyelerinin toplumun içine sürüklendiği kaostan ayrı tutulamayacağı belirtilen açıklamada, “Toplumda dinelektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011 45
de ilerlemeden söz edilemeyeceği vurgulandı. Mühendislik eğitiminin kalitesinin düşürüldüğüne yer verilen açıklamada şöyle denildi:
“Ülkemizde var olan mühendislik fakültelerinin eğitimini kaliteli hale getirmek, fakültelerin altyapı, donanım ve öğretim elemanı alanındaki eksikliklerini gidermek için çalışma yapılması gerekirken, altyapısı olmayan yeni üniversitelerde ve Teknoloji Fakültelerine dönüştürülen Teknik Eğitim Fakültelerinde mühendislik bölümleri açılarak, piyasaya ucuz iş gücü olarak mühendis yetiştirecek yapılanmaların önü açılmıştır.”
Özgür, Demokratik Türkiye Mücadelesinde Kararlılık
EMO’nun mühendislik mesleğinin gelişimi ve kamu yararı için hukuki yollar başta olmak üzere her platformda mücadelesini sürdürdüğü ifade edilen açıklamada, EMO’nun düzenlediği sempozyum ve kongrelerle kamuoyunu aydınlatmaya çalıştığı, çıkardığı dergi ve kitaplarla hem güncel sorunların çözümüne hem de bilimsel anlamda gelişime katkı koymaya çaba harcadığı kaydedildi.
EMO’nun çabalarının, siyasi iktidarların yaftalama anlayışı ile düzenlediği karalama kampanyalarıyla karşı karşıya kaldığı belirtilen açıklamada, şöyle denildi:
“AKP eliyle Cumhuriyet kazanımlarının tartışma konusu yapıldığı, gerici bir seferberliğin toplumsal dokuyu giderek bozduğu, çağdaş yaşamın tarikat ve cemaat kültürü ile baskı altına alınmaya çalışıldığı karanlık bir döneme sürükleniyoruz. TMMOB ve odalarına, emekten yana demokratik kuruluşlara karşı saldırıların yoğunlaştığı bir süreçten geçiyoruz. Anti demokratik uygulamalar yaygınlaştırılmakta, en basit hak arama mücadeleleri bile günümüzde terörize edilmektedir.
EMO Yönetim Kurulu olarak, demokratik bir toplumun gereğinin örgütlü bir toplum olduğu bilinciyle karanlık saldırılara karşı duracağız. Kürt sorununun çözümünde demokratik barışçıl yol ve yöntemlerle, bir arada kardeşçe yaşamasını sağlayacak çabaların güçlendirilmesine katkı koyacağız. Odamızın geçmiş birikim ve deneyimleri ışığında özelleştirme ve yolsuzluklara karşı mücadeleyi daha güçlü sürdürmeye çalışacağız. Mesleki alanlarımıza yönelen küresel kapitalist saldırı karşısında EMO olarak mesleki haklarımızı korumak için hukuki alanlar başta olmak üzere her türlü platformda gereken mücadeleyi yürüteceğiz.
Enerji, iletişim ve bilişim alanlarında kamu yararını temel alarak mesleki, sosyal ve politik yaklaşımımızı sürdüreceğiz. Bugüne kadarki deneyim ve birikiminin ışığında, özellikle 70’lerden beri yarattığı değerler ve mesleki demokratik kitle örgütü olmanın sorumluluğu ile hareket eden EMO ve birimleri, örgütlü üyeleri ve kadroları ile birlikte, önümüzdeki yıllarda da meslek ve meslektaş sorunlarının halkın sorunlarından ayrı tutulmayacağını bilerek çalışmalarını yürütecektir. Kuruluşunun 56. yılında EMO, özgür ve demokratik bir Türkiye özlemiyle, emekten ve halktan yana mücadelesini sürdürmekte kararlıdır.” <
46 elektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011
AKP HUKUK DEVLETİNİ SONA ERDİRMEYE HAZIRLANIYOR
AKP Hükümeti’nin hazırladığı af tasarısından, özelleştirme ile ilgili mahkeme kararlarının uygulanmamasına yönelik düzenleme çıktı. Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) Yönetim Kurulu, söz konusu düzenleme girişimine tepki göstererek, bu girişimi “hukuk devletinin yok edilmesi”, iktidarın “kontrolsüz güç” dayatması olarak değerlendirdi. Açıklamada, bu düzenlemenin TBMM’de görüşülmesinin dahi Yüce Divanlık bir suç oluşturacağı uyarısına yer verildi. EMO’nun açıklaması ve kamuoyundan gelen tepkilerin ardından AKP Hükümeti’nin tasarısında yer alan düzenleme TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda oluşturulan alt komisyonda metinden çıkarıldı.
EMO Yönetim Kurulu tarafından 3 Aralık 2010 tarihinde yapılan basın açıklamasında, “Anayasa değişikliği, HSYK seçimleri ve Anayasa Mahkemesi’nin işlemez duruma getirilmesi süreçlerinin ardından AKP Hükümeti’nin hazırladığı af tasarısı ile hukuk devletine son noktanın konulacağı ortaya çıkmıştır. Tasarıyla mahkemelerin özelleştirme davalarında verdiği yürütmeyi durdurma ve iptal kararlarının uygulanmaması hüküm altına alınmaktadır” denildi. Bu düzenleme ile mahkemelerin varlık gerekçesinin ortadan kaldırılacağı belirtilen açıklamada, “Kamuoyuna ‘vergi, sigorta affı’ gibi ‘şirin görünen’ söylemlerle duyurulan tasarı, AKP’nin ‘kontrolsüz güç’ dayatmasının örneği olarak tarihe geçecektir” görüşüne yer verildi.
Elektrik Mühendisleri Odası’nın referandum sürecinde Anayasa değişikliğine “hayır” dediği, temel gerekçesini de özelleştirme işlemlerindeki yasa ve
Anayasa’ya aykırılıklara karşı yargı denetiminin ‘yerindelik denetimi’ bahanesiyle ortadan kaldırılmak istenmesine dayandırdığı anımsatılan açıklamada, şu değerlendirme yapıldı:
“Anayasa değişikliğinin ardından iktidar seçim öncesinde kendisini ve yandaşlarını garanti altına alma gayreti içerisinde pervasızlığının boyutunu daha da öteye taşımıştır. Gelinen noktada AKP, demokrasinin gereği olarak seçmenlerden aldığı yürütme yetkisini ideolojik ve partizan bir anlayışla kullanmaktan çekinmediği gibi yasamaya da sirayet eden bu antidemokratik yönetim yetkisiyle yetinmemektedir. Askeri vesayeti kaldırmak, derin devleti yargılamak gibi söylemler ile tabular üzerinden kendisine zemin yaratan ve kendi iktidarının eleştirilmesine tahammülü olmayan AKP iktidarı, yeni tabular yaratmakta,
insanların yargı yoluyla haklarını aramasının bile önüne engel oluşturmaktadır.”
Halkın vergileriyle kurulmuş kamu varlıklarının özel ellere aktarımı olan özelleştirmenin karşı çıkılamaz bir tabu haline getirildiği; özelleştirme uygulamalarındaki yandaş çıkarlarının korunmasına yönelik hukuka aykırı uygulamaları dile getiren, yargıya başvuran kurum ve kuruluşların yaftalandığına dikkat çekildi. EMO’nun da özelleştirme işlemlerine dava açtığı için terörist bile ilan edilip, ayakbağı olmakla suçlandığı anımsatılan açıklamada, “Bugün de hukuka aykırı özelleştirmelere ilişkin mahkemelerin verdiği iptal kararlarının uygulanmayacağı ilan edilmektedir. Söz konusu düzenleme ile AKP adeta kendisi ve yandaşları için saltanatlık kurmaktadır” denildi.
Açıklamada, Torba Yasa’daki özelleştirme ile ilgili mahkeme kararlarının uygulanmamasına yönelik düzenleme ve gerekçesine ilişkin şu bilgiler verildi:
“Özelleştirme işlemlerine ilişkin mahkeme kararıyla ilgili idarenin işlem tesis etmemesini ve açılan davalardan feragat edilmesini öngören maddenin gerekçesinde AKP, çok ulvi niyetlerini de ‘fiilen geri dönülemeyecek yapının ortaya çıkmış olması’, ‘özelleştirme gelirinden daha fazla geri alma bedeli ödenme ihtimali ve kamunun daha fazla zarara uğrayacağı’,
‘ulusal ve uluslararası ticari çevrelerde özelleştirme uygulamalarına olan güvenirlilik’ olarak ortaya koymaktadır. Öncelikle gerekçedeki fiilen geri dönülemeyecek yapının oluştuğu iddiası doğru değildir. Doğrusu, AKP’nin yasaya ve Anayasa’ya aykırı uygulamalarınelektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011 47
dan geri dönmeye niyeti olmadığı, yandaşlarına sağladığı çıkarları geri almak istemediğidir. Gerekçede birkaç sermayedara teslim edilmiş olan kamu varlıklarının yargı kararı gereği olarak geri alınmasının yaratacağı mali külfetten söz edilmektedir. Terazinin bir kefesi sermayedarlar lehine doldurulmuş, kamu tarafındaki kefe ise boş bırakılmaktadır. Böyle bir hesabın yapılabilmesi için öncelikle söz konusu şirketlerin yasalara aykırı olarak kamu varlıklarını elinde bulundurduğu dönemde elde ettiği kazançlar hesap edilmelidir. Özelleştirme uygulamalarına yönelik olarak ulusal ve uluslararası çevrelerde güvenin sarsılacağı iddialarına gelince, söz konusu sermaye çevreleri ülkedeki yasaların sanırız ki farkındadırlar, dolayısıyla mali bir riski kendileri bilerek, isteyerek üstlenmişlerdir. Bir yurttaş, kamu düzeni içindeki bir kuralı bilmediği için küçük bir suç işlediğinde, nasıl ki cezasını ödemek zorunda kalıyorsa, sermaye çevreleri de üstlendikleri riske katlanmak zorundadırlar.”
Seydişehir Gerçeği
EMO açıklamasında, Seydişehir Eti Alüminyum Tesisleri’nin özelleştirilmesiyle birlikte devredilen Oymapınar Barajı örneği üzerinden söz konusu düzenlemenin yol açacağı sonuçlar irdelendi. Seydişehir Eti Alüminyum Tesisleri’nin Temmuz 2005’de AKP’ye yakınlığıyla bilinen Cengiz İnşaat’a (Ce-Ka) devredildiği, özelleştirme öncesinde Eti Alüminyum’a elektrik sağlayan Oymapınar HES’in de tesise bağlanarak, bedavaya Ce-Ka’ya verildiği anımsatıldı. Danıştay 13. Dairesi’nin 27 Kasım 2007 tarihinde özelleştirme işlemini iptal ettiği kaydedilen açıklamada, bu özelleştirme işlemine ilişkin ayrıntılı bilgiler verilerek, şu değerlendirme yapıldı:
“AKP Hükümeti yargı kararını şirkete tebliğ etmiş, tesisi geri alamadığı için dostlar alışverişte görsün misali yeniden yargıya başvurduğunu açıklamıştır. Yani askeri vesayeti kaldıran, orduya kafa tutan AKP Hükümeti, bir yargı kararının
uygulanmasında bir tanecik sermaye sahibine söz geçirememiş, idarenin takdir yetkisini kullanmakla suçladığı yargının kapısını bir kere de ben çalayım demiştir. Yargı kararı 3 yıldır uygulanamazken, AKP Hükümeti şirket karına kar katsın diye bakın neler yapılmıştır. EPDK kararıyla Ce-Ka şirketi, Oymapınar’dan yüksek fiyata elektrik satabilsin diye otoprodüktör lisansına sahip olan santralların piyasaya satış hakkı 2009 yılsonuna kadar yüzde 20’den yüzde 50’ye çıkarılmıştır. Sadece 1 yıllık kar olanağı da yeterli görünmemiş, kararın geriye dönük olarak 2007 ve 2008 yılını da kapsaması sağlanmıştır. Şirket söz konusu santralın yatırım maliyetini üstlenmemiş, hazır santrala hiç para ödemeden sahip olmuştur. Şirketin DUY’daki ortalama satış fiyatı üzerinden ürettiği elektriğin parasal karşılığı hesaplandığında, yalnızca 2 yıl içinde 326 milyon TL (yüzde 50 satış sınırını aşan ve bedeli kamuya aktarılan satış hariç) kazandığı ortaya çıkmaktadır. Hidroelektrik santralları yatırım maliyeti yüksek, ancak yakıt gideri olmayan dolayısıyla işletme maliyeti 0.065 sent gibi oldukça düşük olan santral tipidir. Üstelik Ce-Ka’nın 2006 ve 2007 yılındaki elektrik üretiminden kazandığı paralar ve Eti Alüminyum tesisiyle ilgili veriler de bu hesaba dahil değildir. Ce-Ka şirketinin Eti Alüminyum Tesisi için ödediği para 305 milyon dolardır. Yani şirket ödediği parayı sadece elektrik satışıyla geri almış bulunmaktadır. Ce-Ka, santral üzerinden sağladığı karları kamuya iade ederse, kamu da şirketin ihalede verdiği 305 milyon doları zaten ödeyebilecektir. Yok, şirketin kazandığı para da cebine kalsın deniyorsa, o zaman ÖİB’nin 19 grup HES ihalelerinde toplam 141 megavatlık 52 santral için 432.8 milyon dolar teklif edildiğini, Oymapınar’ın kurulu gücünün ise 540 megavat olduğunu hatırlatalım. Yani şirketin bedavaya aldığı HES’in bugünkü ihale sonuçlarına göre değeri 1 milyar 657 milyon
dolardır. Ne yazık ki kamu zararının boyutu yalnızca santralın değeriyle sınırlı değildir. Ce-Ka şirketinin sahibi olduğu Oymapınar Santralı, Türkiye’nin elektrik sisteminin sıkıntıya girdiği 2006 yılında TEİAŞ’ın yük al talimatına uymamış, elektrik vermeyi reddetmiştir. Sistem çökmüş ve 13 ilimizde 6 saat gibi uzun süren bir kesinti yaşanmıştır. Yani 6 saat boyunca sanayi üretimi durmuş, turizm felç olmuş, insanlar evlerinde karanlıkta kalmıştır. Af tasarısında özelleştirme ile ilgili yargı kararı gereği geri alma işleminin kamuya mali külfet doğuracağını iddia edenler bunun zararını da hesaba katmışlar mıdır? Hesap ortadadır. Halkın hesabıyla AKP’nin hesabı birbirini tutmamaktadır. Böyle bir yasal düzenlemenin gündeme getirilmiş olabilmesi dahi derin kaygı ve üzüntü vericidir.”
Özelleştirme ile ilgili mahkeme kararlarının uygulanmamasına yönelik söz konusu düzenlemenin kabul edilmesi durumunda, sadece Eti Alüminyum ve Oymapınar gibi kamu varlıkları değil, henüz dava süreçleri sonuçlanmamış, ama şirketlere devir işlemleri yapılmış olan Telekom, elektrik dağıtım kuruluşları, santrallar gibi pek çok özelleştirme işlemi için açılan davalardan alınacak kararların da hükmü kalmayacağı uyarısı yapıldı. “AKP, söz konusu düzenlemenin kabul edileceği tarihten geriye dönük olarak yapmış olduğu tüm özelleştirme işlemlerindeki usulsüzlüklerin, yasa ve Anayasa’ya aykırılıkların üzerine sünger çekecektir” denilen açıklamada, bu düzenlemenin Anayasa’nın “Görülmekte olan bir dava hakkında Yasama Meclisinde yargı yetkisinin kullanılması ile ilgili soru sorulamaz, görüşme yapılamaz veya herhangi bir beyanda bulunulamaz. Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez” hükümlerine açıkça aykırı olduğu vurgulandı. Açıklamada, “Böyle bir tasarının Meclis’te görüşülmesi dahi Yüce Divanlık bir suç oluşturacaktır”
uyarısına yer verildi. <
48 elektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011
EMO HES’LERİ YERİNDE
İNCELEDİ
Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) Genel Merkezi, EMO Enerji Çalışma Grubu üyeleri ve 14 şubeden temsilciler ile Çevre Mühendisleri Odası ve Meteoroloji Mühendisleri Odası’ndan katılımlarla oluşturulan yaklaşık 60 kişilik heyet, 29-31 Ekim 2010 tarihleri arasında Karadeniz’de yapılan ve yapılmak istenen hidroelektrik santrallarını yerinde inceledi.
EMO Yönetim Kurulu’nun kararı üzerine EMO Trabzon Şubesi’nin organizasyonunu yaptığı 3 günlük gezide, ilk gün Akocak HES, Yukarı Manahoz HES, Günayşe HES, Çamlıkaya HES, Çaykara Trafo Merkezi İnşaatı incelendi. İkinci gün, Trabzon Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’nun SİT alanı ilan ettiği İkizdere Vadisi’ne hareket eden heyet, burada İkizdere HES, Cevizlik HES, Yokuşlu HES ve
İncirli HES’i gezdi. Rize’de Ziraat Bahçesi’nde Derelerin Kardeşliği Platformu temsilcileriyle toplantı yapan heyet, aynı gün Senoz Vadisi’nde incelemede bulundu. Rize’nin Çayeli İlçesi’ne bağlı Kaptanpaşa Köyü’nde Senoz Derneği temsilcisi ve yöre halkıyla sohbet toplantısı gerçekleştirildi.
Üçüncü gün ise Artvin’de Deriner HES inşaatı ile Borçka HES’te teknik incelemeler yapıldı. Trabzon’a dönen heyet, HES Teknik Gezisi’nde edinilen bilgi ve dokümanların paylaşılarak, rapor çalışmasına dönüştürülmesi konusunda EMO Trabzon Şubesi’nde kısa bir değerlendirme toplantısıyla gezi programını tamamladı.
Rize’de Ziraat Çay Bahçesi’nde, 30 Ekim 2010 tarihinde, Derelerin Kardeşliği Platformu temsilcilerinin katılımıyla yapılan toplantıda konuşan
EMO Yönetim Kurulu Başkanı Cengiz Göltaş, gezi hakkında bilgi verdikten sonra şunları söyledi:
“Yanlışın en tehlikelisi doğruya en yakın olandır. Elbette enerjiye ihtiyacımız var. Bununla ilgili yatırım, üretim politikalarının sürdürülmesi gerekiyor. AKP döneminde tavşana kaç, tazıya tut politikası uygulandı. Kamuya üretim yatırımları yasaklanırken, özel sektöre açılmış durumda. Yıllardır planlamanın doğru bir şekilde yapılmasını savunduk. EMO HES’lere karşı değildir. Bugün yapılan kaynaklarımızın tekelci bir anlayışla peşkeş çekilmesidir. AKP, bu anlamda sınıfta kalmıştır. Ticaret-piyasa temel ön koşul olarak getirilmiştir. İnsan yaşamıyla karşı karşıya geçilerek enerji ve çevre ikilemine getiriliyor. Çevreye düşman bir Çevre Bakanı, yaşam
elektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011 49
hakkını savunanları enerji karşıtı bir felsefe ile düşünüyorlarmış gibi tanıtan Başbakan, enerji alanını kaosa sürükleyen bir AKP Hükümeti’ni kınıyorum.”
Derelerin Kardeşliği Platformu Yürütme Kurulu Üyesi Mehmet Gürkan, “Buraya yaşam veren sudur. Küresel sermayenin gözü bu sularımızda” diye başladığı konuşmasında, hukuk alanında kazanılan davaların, SİT alanı kararının bir yere kadar koruma ve geçici olarak nefes alınmasını sağladığını kaydetti. “Asıl önemli olan halkın örgütlü gücünü örebilmekti. Mücadele devam ediyor. Asıl sorun AKP değil, sistemin ta kendisidir” diyen Gürkan, meslek odalarının halkın yanında biraz daha fazla yer almasıyla daha iyi yerlere gelinebileceğini ifade etti.
Yine Derelerin Kardeşliği Platformu Yürütme Kurulu Üyesi Yaşar Aydın ise, hareketin bizatihi köylü hareketi olduğunu vurgulayarak, “Su bizim bütün hayatımızı var eden şey. Bizim mücadelemiz var olan yaşam alanlarımızın sürdürülmesidir” dedi. Aydın, “Türkiye’nin enerji ihtiyacı var mı” tartışmalarına girmediklerini, girmek de istemediklerini ifade ederken, “İstanbul’da daha ışıklı panolar olsun diye bu vadilerin yok olmasını istemiyoruz. Tonya’da Fol Deresi’nde 4 baraj yapılacağı söyleniyor. Gidip inceleseniz, yazkış üzerinden yürüyerek geçeceğiniz
bir sudur. Hemşine’e gitseniz belki su bile bulamayacaksınız” diye konuştu. EMO’nun hazırlayacağı raporda buradaki yaşamı esas almasını istediklerini kaydeden Aydın, mühendis odalarının fikri ve teknik desteğinin çok önemli olduğunu belirterek, oda üyelerinin platform içerisinde yer almasını istediklerini de aktardı. Aydın, “Bizim arkamızda ne sponsor, ne ihracat şirketleri var. Hepimiz maddi olarak borçlandık. Fikri olarak bilim insanları, sendikalarla paylaşıyoruz” dedi.
Platformun Yürütme Kurulu Üyesi Saltuk Deniz de, yapılacak HES’lerin tümüne karşı olduklarını, kendi yaşam alanlarını korumak açısından bu mücadeleyi vereceklerini vurguladı. Deniz, açılan 84 davanın 45’inin sonuçlandığını ve 42’sinin lehlerine olduğunu açıklarken, şöyle konuştu:
“Bizim sorunumuz, biz bu bölgede yaşamak istiyoruz. İkizdere’de gördünüz. Senoz’da göreceksiniz. Bunlar ilk tahribatlar. Rize’de derelerin kaynaşmasını gösteren bir etkinliğimiz olacak. Başbakan dediği gibi 3-5 çapulcu olmadığımızı görecek. Bu saldırılar en çok AKP döneminde olmuştur.” Platformun diğer Yürütme Kurulu Üyesi Ömer Şan, mücadelenin enerji karşıtlığı gibi eylemler olarak algılanmaması gerektiğinin, yaşam mücadelesi verildiğinin altını çizerek, “İktidarın diretmiş
olduğu hukuk dışılık var. Yargı kararlarının uygulanması noktasında da başarılar elde ettik. TMMOB’nin ilgili birimleri bizim için çok önemli” dedi. Çevre mi, enerji mi ikilemine “yaşam” diye yanıt verdiklerini kaydeden Şan, bölgede telafisi imkansız zararlar oluşturulduğunu anlatırken, dinamit patlamalarının Kandilli Rasathanesi ölçümlerinde 2.7-2.8 gibi deprem kayıtları olarak geçtiğini, sert kayaç zeminlerinin bu patlamalardan etkilendiğini, İkizdere’de 3 köyün bu şekilde suyunun kaybolduğunu, yöre insanının adeta DNA’sının bozulduğunu söyledi. “Gerçekten ülkemizde bir HES cinneti yaşanıyor” diyen Şan, bir çok HES projesinin çok uluslu şirketlerle ortak olduğunu, dışa bağımlılıktan yakınılarak HES’ler öne çıkarılırken yapılan bu uygulama ile suların yabancılara devredildiğini söyledi.
Gezinin ikinci gününde Rize’nin Çayeli İlçesi’ne bağlı Kaptanpaşa Köyü’nde de halkla sohbet toplantısı yapıldı. Köy Kahvesi’nde yapılan sohbet toplantısında Senoz Derneği Temsilcisi Burhan Kara’nın EMO’nun böyle bir gezi için geç kaldığı, İstanbul’da eylemler yaptıklarını söylemesi üzerine, EMO İstanbul Şube Başkanı Erhan Karaçay o eylem sürecinde şubenin katılım sağlayarak yanlarında olduğunu söyledi. EMO Yönetim Kurulu Başkanı Cengiz Göltaş da, eleştirileri
50 elektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011
kabul ettiklerini, ancak buradaki sorunun yalnızca Karadeniz’e özgü olmadığını, Munzur’da, Antalya’da aynı sorunların yaşandığını, bu sorunların herkesin sorunu olduğunu vurgulayarak başladığı konuşmasında, AKP’nin son 5 yıldır özel şirketler eliyle su kaynaklarını yağmaya dönüştürmüş durumda olduğunu ifade etti.
Senoz Derneği Temsilcisi Burhan Kara, toptan HES’leri red etme noktasında olmadıklarını, “Senoz Vadisi’nde yapılacak havza planlaması ile santral yapılabilir mi, yapılabilirse kaç tane yapılabilir” bunun ortaya konulmasını istediklerini anlattı. “Projelerle bütün havza parsellenmiş vaziyette. Bu projelendirmenin vadinin ölüm fermanı olduğunun bilincindeyiz” diyen Kara, havza planlaması konusunda mücadeleye ağırlık verdiklerini, mahkemelerin de bu yönde karar vermiş olmasına rağmen idarenin konuyu “pas geçtiğini” söyledi. Kara, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Birileri sular boşa akıyor diyor, ama su akarsa oraya bir katkısı vardır. Bir bölümünden belki enerji üretmek için faydalanılabilir. Çevreye zarar vermeden biraz daha masraf gerektiren belki başka projeler olabileceğini düşünüyoruz. O bize de katkı koyardı. Toptan reddetmek işe yaramıyor. Birileri arkadan dolanıyor.”
Emekli Öğretmen İsmail Karalıoğlu ise “Biz karşıyız. Derelerin akmasını istiyoruz. Burada biz yüzmeyi öğrendik. Bu su buradan alınırsa Kaptanpaşa diye bir şey kalmaz. Buna karşı mücadele vermek istiyoruz” dedi. Çiftçi Cahit Küçük ise, “Biz inşaate gelip, yapmak isteyenleri buraya sokmayacağız. Yukarıda yaptıkları tahribatı gördük. Biz Çukurca’dan Buzlupınar’a kadar hiçbirşey yapılsın istemiyoruz. Biz derenin etrafından bir ağaç kesmedik ya. Onlar yüz yıllık ağaçları kestiler. Yazın ağustos ayında insanlar hep derede. Bizim denizimiz yok. Balığı dereden tutuyoruz. Çoluk çocuğumuz hep derede. Efendilikle olmazsa kavga edeceğiz. Bunlar yasa tanımıyor ki...” diye konuştu.
Muhtar Adnan Karal da “Bizim sesimiz halkın sesidir. Biz buna karşıyız. En büyük gücümüz de halk. Biz hizmete değil, katliama karşıyız” dedi.
Bu konuşmalar üzerine EMO Yönetim Kurulu Başkanı Cengiz Göltaş da, “Bizim amacımız elektrik mühendisi olsak da insandan yana. Buradaki duyarlılığınızı saygıyla karşılıyoruz. Doğayı tahrip eden, yaşam alanlarını yok eden projelere evet demiyoruz. En az zarar veren, alternatif kaynaklarımızı planlı bir şekilde devreye sokabiliriz. Halkın duyarlılığının demokrasilerde karşılığı olmalı” diye konuştu. <
elektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011 51
ELAZIĞ, MALATYA, BİNGÖL ve TUNCELİ’NİN ENERJİ
SORUNLARI MASAYA YATIRILDI
Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) Diyarbakır Şubesi tarafından düzenlenen “Elazığ, Malatya, Tunceli, Bingöl İlleri Enerji Forumu” 17 Aralık 2010 tarihinde Fırat Üniversitesi Atatürk Kültür Merkezi’nde gerçekleştirildi. Forumda Elazığ, Malatya, Tunceli, Bingöl illerinin enerji üretim potansiyelleri, enerji alanındaki mevcut sorunları tartışılarak, sorunlara çözüm önerileri geliştirildi. Forumda, enerji-insan ve çevre ilişkisi ele alınırken, bölgesel enerji politikaları ve özelleştirme sonrası ortaya çıkan son durum tartışıldı.
Forum çalışmalarına sırası ile EMO Elazığ İl Temsilci Yardımcısı Selçuk Albayrak, EMO Malatya İl Temsilcisi Yusuf İnan, EMO Diyarbakır Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı İdris Ekmen, EMO Yönetim Kurulu Başkanı Cengiz Göltaş, Elazığ Belediye Başkan Yardımcısı Mazhar Ayaz ve Fırat Üniversitesi Elektrik Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Hasan Kürüm’ün gerçekleştirdiği açılış konuşmaları ile başladı.
EMO Yönetim Kurulu Başkanı Cengiz Göltaş, yüzyılımızın, gelişmiş kapitalist ülkelerin kendi aralarında ve az gelişmiş ülkelerde enerji kaynaklarına sahip olmak amacıyla yaptıkları mücadelelere sahne olduğuna dikkat çekti. Göltaş, dünyanın, enerji ve su kaynakları konusunda yeniden yapılandırma süreci yaşadığını belirterek, yaşam alanlarındaki bu stratejik kaynakların ticarileştirildiğini söyledi. Cengiz Göltaş, 2008-2009 yıllarında yaşanan ekonomik krizin ülkemizdeki enerji krizini geciktirdiğini, ancak yakın zamanda
enerji krizinin beklendiğini söyledi. Enerjinin tek başına üretim konusu olarak ele alınmaması gerektiğini vurgulayan Göltaş, enerjinin sanayi, ekonomi ve çevreyle olan ilişkisine dikkat çekti. EMO Yönetim Kurulu Başkanı Göltaş, şöyle konuştu:
“Bugün hiç kuşku yok ki sosyal yaşamın, refahın, barış ve uygarlığın temel koşulu olan temiz, ucuz, kaliteli ve güvenli enerji için kendi kaynaklarımızca sağlanacak enerjiler gerekli. Bu enerjinin herkes tarafından adil bir şekilde ihtiyacı oranında kullanılması; sermayenin ve çıkar gruplarının karlarından bağımsız olarak enerjinin yaşamın her alanında doğru kullanılması için sağlıklı politikalara ihtiyaçlarımız var. Bugün artık dünya, enerji kaynakları, su kaynakları konusun-
52 elektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011
da yeniden yapılandırma süreci yaşıyor. Yaşam alanlarımızdaki bu stratejik kaynaklar ticarileştiriliyor. Bugün ülkemiz yüzde 74’e varan enerjideki dışa bağımlılığı azaltmak konusunda önemli bir politika oluşturmak için özellikle ülkenin temel altyapı hizmetlerinin yeniden yapılanma programı sürecinde ciddi eksiklikler yaşadı. Enerji konusunda söz söylemek yaşama ait söz söylemektir. Onun için bu alanın bir yatırım politikasına sahip olması gerektiğine inanıyorum. Enerjinin ömrü, kesintisi, yerli ve güvenilir kurulması için yerli yenilebilir kaynaklarla üretilmesi gerektiğine inanıyorum. Bu noktada, herkesin bildiği, tartıştığı ve ödediğiniz faturalarda gördüğünüz gibi Türkiye’de pahalı elektrik kullanılıyor.”
EMO Diyarbakır Şube Yönetim Kurulu Başkanı İdris Ekmen de sürmekte olan özelleştirmelerin şu anda kurum çalışanlarını etkilediğini, ancak kısa sürede tüm tüketicileri etkileyeceği uyarısında bulundu. Ekmen, Devlet Su İşleri’ni (DSİ) bu etkinliğin “Elektrik Enerjisi Yatırımlarında İnsan, Doğa ve Çevre İlişkisi” adlı ikinci oturumuna panelist olarak çağırdıklarını, ancak kurumdan “bu konuyla ilgili yeterli söz söyleyecek elemanları olmadığına dair” bir yazı geldiğini anlattı.
Forum çalışmalarına, açılış konuşmalarının ardından “Elektrik Enerjisinin Kullanımı ile Erişiminde Yaşanan Sorunlar ve Çözüm Önerileri” başlıklı panel ile devam etti. Panel kapsamında Fırat Üniversitesi Elektrik Elektronik Mühendisliği Bölümü’nden Yrd. Doç.Dr. Ahmet Orhan “Elektrik Enerjisi Sektöründe Yaşanan Sorunların Çözümüne Bilimsel Bakış” başlıklı, Malatya Ticaret ve Sanayi Odası’ndan Elektrik-Elektronik Mühendisi Emre Nal, “Sanayi Sektöründe Elektrik Enerjisine Erişim ve Kullanım” başlıklı, TEİAŞ 13. İletim Tesis ve İşletme Grup Müdürlüğü’nden Mehmet Albayrak, “Elektrik Altyapı Sorunları ve Çözüm Önerileri” konulu ve EMO Enerji Çalışma Grubu’ndan Olgun
Sakarya, “Elektrik Enerjisi Sektöründeki Özelleştirmelerin Halka Yansımaları” başlıklı sunumu gerçekleştirdi.
Forumun öğleden sonraki bölümünde ise “Elektrik Enerjisi Yatırımlarında İnsan, Doğa ve Çevre İlişkisi” başlıklı ikinci panel düzenlendi. Panelde, EÜAŞ Keban HES İşletme Müdürlüğü’nden M. Tahsin Yazıcı “İllerdeki Elektrik Üretim Kaynakları ve Planlamalar” başlıklı, İnönü Üniversitesi Elektrik Elektronik Mühendisliği
Bölümü’nden Prof. Dr. Salih Mamiş, “Rüzgar, Güneş Gibi Yenilenebilir Elektrik Enerjisi Kaynaklarının Bölge Potansiyeli” başlıklı, Fırat Üniversitesi Fakültesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği Bölümü’nden Prof. Dr. Mehmet Cebeci “Mikro-Mini HES’ler ve Bölge Potansiyeli” başlıklı ve EMO Diyarbakır Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı İdris Ekmen ise “EMO’nun Enerji Yatırımlarına Bakışı” konulu birer sunum gerçekleştirdi. <
elektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011 53
“Özelleştirmeler ve Enerji Sektöründeki Etkileri” Paneli Düzenlendi…
GAZİANTEP’TE ÖZELLEŞTİRMELER TARTIŞILDI
Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) Gaziantep Şubesi, 10 Aralık 2010 tarihinde “Özelleştirmeler ve Enerji Sektöründeki Etkileri” başlıklı bir panel düzenledi. EMO Gaziantep Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Mahmut Kemal Kıymık ve panel yöneticisi TMMOB Gaziantep İl Koordinasyon Kurulu Sekreteri Ali Peri’nin açılış konuşmaları ile başlayan panele, EMO Enerji Çalışma Grubu Üyesi Kemal Ulusaler, EMO Hukuk Müşaviri Hayati Küçük ve Gaziantep Tüketici Koruma Derneği Başkanı İsmet Değirmenci konuşmacı olarak katıldı.
EMO Gaziantep Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Mahmut Kemal Kıymık, özelleştirmelerden sağlanan finansmanın altyapıya yönlendirileceği iddiaları ile özelleştirme yapıldığını, ama en temel altyapı hizmetlerinden biri olan elektrik dağıtımın özelleştirildiğine ve üretimde de özelleştirmelere başlandığına dikkat çekti. Elektrik dağıtım bölgelerinde özellikle işçi statüsünde çalışan mühendislerin sıkıntı yaşayacağını kaydeden Kıymık, mühendislere başka kamu kurumlarına nakil hakkı tanınmaması durumunda ülke çapında 1500 kişinin mağdur olacağını belirtti. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından bu personelin sözleşmeli olarak atamasını içeren bir yasa tasarısı hazırlandığını kaydeden Kıymık, mağduriyetin önlenmesi için düzenlemenin bir an önce yasalaşmasını istedi.
TMMOB Gaziantep İl Koordinasyon Kurulu Sekreteri Ali Peri ise konuşmasına elektrik üretimi ve dağıtımının basit bir piyasa faaliyeti olmadığına dikkat çekerek, “Bir ülkenin kalkınmışlığı bir
ülkenin çağdaşlığı bir ülkenin teknolojisinin yenilenmişliği kullandığı enerji ile direk orantılıdır” diye konuştu. Yerli ve yenilenebilir kaynaklardan daha fazla faydalanmanın yollarının araması gerektiğine dikkat çeken Peri, yerli kömür kaynaklarının ileri teknolojilerle çevreye zarar verilmeyecek şekilde değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı.
Vergi Yükü Neden Artıyor?
Açılış konuşmalarının ardından başlayan panelde ilk sözü alan EMO Enerji Çalışma Grubu Üyesi Kemal Ulusaler, kapitalizmin karşılaştığı sıkıntıları 1980’lerden bu yana özelleştirme ve piyasalaştırma uygulamalarını da içinde barındıran yeni dünya düzeni programı çerçevesinde aşmaya çalıştığını ifade ederek, piyasalaştırmanın mümkün olduğunca merkezi kılınmaya çalışıldığına dikkat çekti. Küresel kriz ile birlikte batan sektörleri ayağa kaldırmak için kamu kaynaklarının
kullanıldığına dikkat çeken Ulusaler, “Son açıklamalara göre bu sektörleri kurtarmak için kullanılan kamu kaynağının miktarı 10 trilyon doları buldu. Her ne kadar önlerinde ulus devleti engel görüyorlarsa da zaman zaman kamuya ihtiyaç duyuyorlar” diye konuştu.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın 4 TL’yi bulan benzin fiyatlarına ilişkin “İnşallah fiyatlar geri çekilir” şeklinde değerlendirmelerde bulunduğunu hatırlatan Ulusaler, şöyle konuştu:
“Benzin fiyatlarının yüzde 75’i vergi yükünden kaynaklanıyor. Bu vergi neden toplanıyor? Sonuçta vergiler yoluyla toplanan bu kaynaktan ya borçlar kapatılacak ya da özel sektöre kaynak yaratılacaktır. Az önce sözünü ettiğim 10 trilyon dolarlık kaynak bu şekilde biriktirilmekte ve bir kenarda tutulmaya çalışılmaktadır. Bu tablo özelleştirme ve piyasalaştırma uygulamalarının sonucudur.”
54 elektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011
İlk Adım Kamu Varlıklarının Devredilmesi Oluyor
Piyasalaştırma ve özelleştirme politikalarının ilk adımının kamu varlıklarının yok pahasına elden çıkarılması olduğunu kaydeden Ulusaler, kamu varlıklarının devredilmesi ile sermayenin büyümesinin sağlandığını kaydetti. Toplumun ortak tasarrufunun sermayeye devredilmesinin ardından sermaye piyasalarının da serbestleştirildiğini ifade eden Ulusaler, daha sonra ticaretin tamamen serbest hale getirilmeye çalışıldığını anlattı.
Elektrik dağıtım bölgeleri için EMO’nun davalar açtığını hatırlatan Ulusaler, şöyle konuştu:
“Yanlış olduğunu bildiğiniz bir durum görüyorsunuz, bir olay yaşanıyor, özelleştirmeyle ilgili burada sıkıntılar var. EMO bunu yargıya taşıyor. Bundan daha doğal bir şey var mı? Gazetedeki başlıklar ‘Oda terörü’ diyor. Mikrofonu uzattıkları bakanlar, “Zaten bunlar hep böyle çomak sokmakla meşguldürler’ diye konuşuyor. Bazı iş adamları, özellikle televizyonlarda bizatihi reklam yapan inşaat sektörünün patronları, ‘Bu gibi örgütler geçici olarak 10 yıllığına kapatılmalıdır’ diyor. Türkiye’nin demokratikleşme anlamında geldiği son nokta budur.”
Rekabetin Altında Tekelleşme Yatıyor
Özelleştirme uygulamaları ile rekabete dayalı bir piyasa ekonomisi kurulmasının hedeflendiğinin sık sık dile getirildiğini kaydeden Ulusaler, şöyle konuştu:
“Rekabeti kazıyın altından mutlaka tekelleşme çıkar ve bütün eğilimler hep tekelleşmeye yöneliktir. Sabancı Holding’in Enerji Grup Başkanı Selahattin Hakman, piyasada lider olmak istediklerini, hem elektrik dağıtımı, hem elektrik üretim tesislerinin özelleştirilmesi ile yakından
ilgilendiklerini ifade ediyor. ‘Hedef 2015’de yüzde 10 pazar payı’ diyor. Bugün dağıtıma baktığımızda 3 ya da 5 şirketi göreceksiniz. İşin özüne baktığımızda 5 civarında şirket, pazar payının neredeyse yarısından fazlasını elde etmiştir”
Özelleştirmede Farklı Modeller
EMO Hukuk Müşaviri Hayati Küçük, Türkiye’de elektrik alandaki özelleştirmeleri 3 döneme ayırarak irdelediği sunumunda, 1989-1995 yılları arasındaki uygulamaları ilk dönem, 1996-1999 yılları arasını ikinci dönem, 2001 sonrasından bugüne kadar devam eden uygulamaları ise üçüncü dönem olarak nitelendirdi. Her dönemde farklı modellerin denendiğini kaydeden Küçük, 1989-1995 yılları arasında 3096 sayılı Türkiye Elektrik Kurumu Dışındaki Kuruluşların Elektrik Üretimi, İletimi Dağıtımı ve Ticarete Görevlendirilmesi Hakkında Yasa’ya dayanarak, görevlendirme modelinin uygulandığını belirtti.
Küçük, 24 Ocak 1980 kararları ve 12 Eylül Askeri Darbesi’nin ürünü olan uygulama kapsamında yapılan özelleştirmelerde, mülkiyetin kamuda olduğunu ve imtiyaz sözleşmeleri yapıldığını hatırlattı. Bu özelleştirmeler için herhangi bir ihale düzenlenmediğine dikkat çeken Küçük, başvuruda bulunan 85 şirketten 15’inde fizibilite raporu alındığını ve 10 şirketin farklı elektrik dağıtım bölgelerinde görevlendirildiğini aktardı.
İkinci kuşak özelleştirme uygulamalarının ise 1994 yılında çıkarılan 3996 sayılı Bazı Yatırım ve Hizmetlerin Yap İşlet Devret Modeli Çerçevesinde Yaptırılması Hakkında Yasa kapsamında gerçekleştirildiğini belirten Küçük, yap-işlet-devret modeli ile toplam 23 elektrik üretim santralının özel sektör tarafından yapıldığını kaydetti. Bu santralların 49 yıllığına özel sektör tarafından işletilmesi, sonrasında ise kamuya devredilmesinin öngörüldüğünü belirten Küçük, bu şirketlerin
sözleşmelerinde Hazine ve alım garantileri bulunduğunu anımsattı. 1997 yılında ise 4283 sayılı Yap-İşlet Modeliyle Elektrik Enerjisi Üretim Tesislerinin Kurulması ve İşletilmesiyle Enerji Satışının Düzenlenmesi Hakkında Yasa kapsamında yeni bir model denendiğine işaret eden Küçük, bu model kapsamında ise 5 elektrik santralı kurulduğunu kaydetti. Küçük, böylece ilk kez mülkiyetin özel sektörde olduğu santralların kurulduğuna dikkat çekti.
Enerji özelleştirmelerinde üçünü kuşağa, 2001 yılında yayımlanan 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu ile birlikte geçildiğini anlatan Küçük, yasa ile birlikte elektrik alanının üretim, dağıtım, toptan satış ve perakende şeklinde 5 parçaya bölündüğünü ve kamunun herhangi bir yatırım yapmamasının öngörüldüğünü söyledi.
2002 yılında EMO’nun açtığı dava ile AKTAŞ’ın sözleşmesinin iptal edildiğini ve yeniden bölgenin kamuya devredildiğini aktaran Küçük, 2003 yılında da ÇEAŞ ve KEPEZ görevlendirmelerinin Bakanlar Kurulu kararıyla iptal edildiğini hatırlattı. İlk kuşak özelleştirmelerden AYDEM ve AKEDAŞ’ın sözleşmelerinin tadil edilerek, bölgelerin yeniden devredildiğini kaydeden Küçük, dağıtım bölgelerine ilişkin özelleştirme ihalelerinin de tamamlandığına dikkat çekti.
Piyasa Tekelleşmeye Açık
4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu’nun amaç bölümünde “Elektriğin yeterli, kaliteli, sürekli, düşük maliyetli ve çevreyle uyumlu bir şekilde tüketicinin kullanımına sunulması rekabet ortamında özel hukuk hükümlerine göre faaliyet gösterebilecek mali açıdan güçlü istikrarlı ve şeffaf bir elektrik piyasanın oluşturulması ve bu piyasada bağımsız bir düzenleme ve denetimin sağlanmasıdır” hükümlerinin bulunduğunu hatırlatan Küçük, bu amaçların gerçekleşmediğine dikkat çekti.
elektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011 55
Rekabetin sadece elektrik üretimi ile perakende satış açısından hedeflendiğini kaydeden Küçük, şöyle devam etti:
“Onun dışındaki aşamalarda örneğin elektrik dağıtımı aşamasında herhangi bir rekabet öngörülmüyor. Bu aşamaların tümünde belirli tekeller faaliyet gösterecek. Elektrik üretimi açısından baktığımızda burada dikey bütünleşmeye açık bir yapı olduğunu görüyoruz. Dikey bütünleşme denilen şey, elektrik enerjisi sektörünün bütün parçalarında veya en azından özel sektöre açılan parçaların tümünde birden faaliyet gösterebilmeyi anlatıyor.”
En Pahalı Fiyat Geçerli Oluyor
Elektrik enerjisinin doğal tekel niteliğine dikkat çeken Küçük, doğaya sıkı sıkıya bağlı kıt kaynak sektörlerde en pahalı ürün veya hizmetin birim fiyat olarak kabul görüldüğünü kaydetti. Küçük, “Gelinen noktada en verimsiz, en pahalı olarak üretilen elektriğin fiyatı, DUY denilen karaborsa sisteminde birim fiyat olarak karşımıza çıkıyor. Bu son birim enerji toplam tüketilen enerjinin binde biri bile olabilir. En pahalı üretilen birim enerji, en verimli üretilen enerjinin de fiyatını belirliyor” dedi.
Özele Devir Verimliliği Artırmaz
Gaziantep Tüketici Koruma Derneği Başkanı İsmet Değirmenci ise özelleştirmelerin “verimliliği yükseltmek ve bütçe yükünü hafifletmek gerekçeleri” ile gerçekleştirildiğine dikkat çekerek, şöyle konuştu:
“Verimliliği yükseltilmesi amacı görünüşte anlamlı ve parıltılı… Soruna biraz daha yakından baktığımızda bu amacın nasıl bir aldatmaca olduğunu görüyoruz. Bir defa bir kuruluş özel kesime devredildi diye orada kendiliğinden verim yükselmez.”
Et ve Balık Kurumu’nun bazı tesislerinin 2002 yılında özelleştirildiğini ve 2005 yılında kurumun özelleştirme kapsamı dışına çıkarıldığına değinen Değirmenci, “Ancak Türkiye’de hayvancılık bu süre içerisinde bitme noktasına geldi. Et ve Balık Kurumu aradan geçen süre içinde eski konumuna gelemedi. Tesislerin çoğu elden çıkarılan kurum şimdi canlı hayvan ve et ithal eder hale gelmiştir. 12-15 TL arasında almış olduğumuz eti bugün 30-33 TL arasında yiyoruz” diye konuştu.
Özelleştirme Açık Kapatmada Kullanılıyor
Et ve Balık Kurumu’nun özelleştirilmesinin devlet ve millet menfaatine olduğunu söylemenin mümkün olmadığını vurgulayan Değirmenci, tekel konumundaki karlı kurumların özelleştirilmesinin, Özelleştirme Yasası’nın mantığına bile aykırı olduğunu kaydetti. Türk Telekom, ERDEMİR, SEK, TÜPRAŞ gibi çok karlı kurumların kamu açığına kaynak bulmak ve tekel şirketlere yeni karlı alanlar açmak için özelleştirildiklerini ifade eden Değirmenci, yabancı sermayenin enerji alanında artan etkisine değindi.
Panel, konuşmalarının tamamlanmasının ardından katılımcıların sorularının yanıtlanması ile sona erdi. <
56 elektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011
ODTÜ MEZUNLARI DERNEĞİ’NDE ENERJİ PANELİ
ODTÜ Mezunları Derneği Enerji Komisyonu tarafından düzenlenen panelde 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu ve kanunun uygulama sorunları tartışıldı. EMO adına panele katılan TMMOB Yüksek Onur Kurulu Üyesi Musa Çeçen, 4628 sayılı Yasa sonrasında elektrik alanındaki yapının bozulduğunu anlatarak, elektrik maliyetlerindeki ciddi artışlara dikkat çekti.
ODTÜ Mezunları Derneği Enerji Komisyonu tarafından, 6 Kasım 2010 tarihinde Derneğin Vişnelik Salonu’nda “4628 Sayılı Elektrik Piyasası Kanunu Uygulama Sonuçları” konulu panel düzenlendi. ODTÜ Mezunları Derneği Enerji Komisyonu Üyesi Yusuf Bayrak’ın yönettiği panele, ODTÜ Elektrik Elektronik Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Osman Sevaioğlu, Enerjisa’dan Muzaffer Başaran ve EMO’dan TMMOB Yüksek Onur Kurulu Üyesi Musa Çeçen konuşmacı olarak katıldı.
İlk konuşmacı olarak söz alan Muzaffer Başaran, Türkiye’nin kurulu elektrik gücü ve üretim miktarları gibi genel istatistiki bilgiler verdikten sonra 4628 Sayılı Elektrik Piyasası Kanunu ile ilgili görüşlerini aktardı. Başaran, kanunun “yabancı sermaye girişinde artış, serbest tüketicilerin tedarikçilerini seçebilmesi, elektrik KİT’lerinin nakit sorunlarının hafiflemesi, kurulu güç miktarında artışın yaşanması, rüzgar ve hidroelektrik santrallarına yapılan yatırımlardaki artış, kayıp ve kaçak oranının düşmesi” gibi olumlu sonuçları olduğunu ileri sürdü. Başaran, yap-işlet ve yap-işlet-devret gibi özel sektör elindeki ancak kamuya satış yapan santralları da dahil ederek, elektrik
üretimindeki kamu kontrolünün yüzde 78 gibi hala çok yüksek bir seviyede olduğunu iddia ederken, kanun ve yönetmeliklerde çok sık yapılan değişikliklerin yabancı yatırımcıları kaçırdığını ve perakendeci şirket kavramının ortadan kaldırıldığını ifade etti.
Muzaffer Başaran, Elektrik Üretim Anonim Şirketi’nin (EÜAŞ) kapasite kullanım oranlarının çok düşük seviyede kaldığını ve kanun dolayısıyla yeni üretim yatırımları da yapamadığını, özel sektör üretim yatırımlarında ise ilerleme oranının çok az olduğunu vurgulayarak, bu durumun Türkiye’nin arz güvenliğini olumsuz yönde etkilemekte olduğunu anlattı. Başaran, Kamu İhale Kanunu’nun esas olarak inşaat işlerine uygun olduğunu savunarak, her türlü ihalenin soruşturma altına alınması sebebiyle bürokratların zamanında ve cesur kararlar alamadığını söyledi.
Muzaffer Başaran, konuşmasının son bölümünde ise 4628 Sayılı Elektrik Piyasası Kanunu’nun yürürlüğe girmesinin üzerinden dokuz yıl geçmiş olmasına rağmen kanunun öngördüğü piyasanın hala tam olarak kurulamadığını ve yeniden yapılanma hedeflerinde önemli sapmalar olduğunu belirtti. Dağıtımdaki özelleştirmelerin tamamlanma noktasına gelmesi ve EÜAŞ santrallarının özelleşmesi ile amaçlanan reformda önemli mesafe alınacağını söyleyen Başaran, hem üretimde hem de toptan satışta hala kamunun ağırlıklı olması nedeniyle uygulamalarının olumlu veya olumsuz sonuçlarını söylemek için henüz erken olduğunu belirtti. Başaran, henüz yeterli veri olmamasına rağmen dağıtımda kayıp kaçak oranının düştüğüne dair olumlu sinyallerin alındığını söyledi.
Prof. Dr. Osman Sevaioğlu ise bir kanun ile o kanunun uygulanmasının oldukça farklı kavramlar olduğunu ifade ederken, bir kanunun başarılı bir şekilde uygulanabilmesi için her şeyden önce o kanuna inanılması gerekliliğini savundu. Söz konusu kanunun siyasi
elektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011 57
bir düzenleme olduğunu, oysa elektrik sektörünün hukuki, iktisadi ve teknik boyutlarının da olduğunu ifade eden Prof. Dr. Sevaioğlu, bu çerçevede bahsi geçen kanunun her şeyden önce Türkiye gerçeklerine uyup uymadığının tartışılması gerektiğini vurguladı. Sevaioğlu, 4628 Sayılı Elektrik Piyasası Kanunu’nun uygulamaya konmasından önceki dönemlerde devletçi yapının başta çalışan sayısının gereğinden fazla olması gibi sebeplerle başarılı olamadığı; mevcut siyasi iradenin liberal yapıya inanmaması ve dolayısıyla elektrik satış fiyatlarına müdahalelerde bulunması gibi nedenlerle günümüzdeki liberal uygulamanın da başarılı olmadığı görüşlerini aktardı. Sevaioğlu, Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu (EPDK) üzerinde kurulmaya çalışılan siyasi baskının bertaraf edilmesi üzerinde durdu.
Sevaioğlu, şu anda Türkiye’deki toplam elektrik talebinin ancak yüzde
10’unun serbest piyasada alınıp satılabildiğini; bu oranının oldukça düşük olduğunu ifade etti. 4628 sayılı Yasa öncesi ve sonrasını karşılaştıran Sevaioğlu, bugün 2001 öncesine dönüldüğü yorumunda bulundu.
Panelin son konuşmacısı olan TMMOB Yüksek Onur Kurulu Üyesi Musa Çeçen ise, 4628 Sayılı Elektrik Piyasası Kanunu’nun 2001 yılında yürürlüğe girmesiyle elektrik sektörünün yapılanmasının bozulduğunu anlattı. Çeçen, 2001 yılından günümüze kadar geçen sürede, tek bir kurumun yerine 970 üretim tesisi, 204 otoprodüktör, 1 otoprodüktör grubu, 76 toptan satış şirketi, 21 dağıtım şirketi, 127 organize sanayi bölgesi ve 21 perakende satış şirketi olmak üzere toplam 1420 parçadan oluşan bir yapının yaratıldığını kaydetti. Türkiye elektrik sektörünün tamamen tıkanmak üzere olduğu uyarısında bulunan Çeçen, özelleştirmelerin sektöre zarar verdiğini vurguladı.
Bugün gelinen noktada serbest piyasa yapısını savunanların da şikayetçi olduğuna dikkat çeken Çeçen, elektrik enerjisi alanına yönelik yapılan günü birlik siyasal müdahaleleri de eleştirdi. Musa Çeçen, denetim sorununa da değinerek, denetimin kamu adına ve kamu görevlileri eliyle yapılmasının Anayasal bir zorunluluk olduğunu vurguladı ve sektörün denetiminden hiçbir şekilde taviz verilmemesi gerektiğinin altını çizdi.
TMMOB Yüksek Onur Kurulu Üyesi Çeçen, 4628 Sayılı Elektrik Piyasası Kanunu’nun uygulandığı dönemde elektrik maliyetlerinde ciddi artışlar olduğuna dikkat çekti. Maliyetleri azaltacak politikaların izlenmemesini de eleştiren Çeçen, özelleştirme sonrasında elektrik dağıtım bölgelerindeki yatırımların nasıl yapılacağına ilişkin belirsizliklere işaret ederek, bu durumun suistimale çok açık bir ortam yarattığını söyledi. <
58 elektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011
Adana ve İzmir’de Özelleştirmeler Masaya Yatırıldı…
HASAN BALIKÇI ETKİNLİKLERLE ANILDI
Kaçak elektrik ile mücadelenin sembol ismi olan Hasan Balıkçı, katledilişinin 8. yıldönümünde Adana ve İzmir’de Elektrik Mühendisleri Odası’nın (EMO) düzenlediği etkinliklerle anıldı. Kaçak elektrik kullananların kiraladığı tetikçiler tarafından 18 Ekim 2002 tarihinde katledilen Balıkçı için 18 Ekim 2010 tarihinde Adana’da mezarı başında, İzmir’de ise Hasan Balıkçı Parkı’ndan anma töreni düzenlenirken, 23 Ekim 2010 tarihinde ise Balıkçı anısına Adana’da “Türkiye Enerji Politikaları ve Dağıtım Şebekelerinin Özelleştirilmesi” başlıklı konferans, İzmir’de ise “Elektrik Enerjisinde Özelleştirme ve Yeniden Kamusallık” başlıklı panel-forum gerçekleştirildi.
Hasan Balıkçı’nın 8. ölüm yıldönümünde ilk tören kabrinin bulunduğu Adana’nın Kayışlı Köyü’nde düzenlendi. Balıkçı’nın yürüttüğü yolsuzluğa ve kaçak elektriğe karşı mücadelenin yaşatılacağı vurgulanan anma törenine EMO Adana Şubesi Yönetim Kurulu üyelerinin yanı sıra Balıkçı’nın ailesi, arkadaşları ve dostları da katıldı. Balıkçı’nın eşi Şengül Balıkçı’nın yer aldığı törende EMO Adana Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Mak, EMO Onur Kurulu Başkanı Tuncay Özkul ve Balıkçı’nın arkadaşlarından Ayhan Tuğcu, duygularını ifade eden kısa konuşmalar yaptılar.
“Türkiye Enerji Politikaları ve Dağıtım Şebekelerinin Özelleştirilmesi” başlığı altında EMO Adana Şubesi’nin düzenlediği panele EMO Yönetim Kurulu Başkanı Cengiz Göltaş ve Dünya Enerji Konseyi Türk Milli Komitesi Yönetim Kurulu Üyesi Necdet Pamir konuşmacı olarak katıldı.
Paneldeki konuşmasında Türkiye’nin petrol ve doğalgazda yüzde 90’ların üzerinde dışa bağımlı olduğunu vurgulayan Göltaş, kömürde ise dışa bağımlılık oranının yüzde 20’ler seviyesine yükseldiğine dikkat çekti. İthal edilen doğalgazın yaklaşık yüzde 62’sinin Rusya’dan alındığını kaydeden Göltaş, ithal doğalgazın yüzde 55.7’sinin ise elektrik üretiminde, yüzde 22.2’sinin
konutlarda, yüzde 20’sinin de sanayide kullanıldığı bilgilerini verdi.
Adana’da Özelleştirilmeler Tartışıldı
Balıkçı’nın anısına Adana’da 23 Ekim 2010 tarihinde panel düzenlendi.
elektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011 59
Dağıtım Özelin Eline Geçiyor
Aydem, Başkent, Sakarya, Kayseri, Meram, Osmangazi, Uludağ, Çamlıbel ve Çoruh elektrik dağıtım şirketlerinin devredilmesi ile 38 ilin elektrik dağıtımının özel sektör tarafından yürütüldüğünü kaydeden Göltaş, 25 ili kapsayan Yeşilırmak, Vangölü, Fırat, Dicle, Gediz, Trakya ve Boğaziçi elektrik dağıtım şirketleri için ise ihalelerin tamamlandığını ve Özelleştirme Yüksek Kurulu kararı ile özel sektöre devir hazırlıkları yapıldığını belirtti.
Santrallar da Özelleşiyor
Özelleştirme çalışmalarının elektrik dağıtımı ile sınırlı kalmadığına dikkat çeken Göltaş, kurulu güçleri toplamı 141.1 megavat (MW) olan Elektrik Üretim A.Ş’ye (EÜAŞ) ait 52 adet hidrolik santralın işletme hakkı devri için Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’nca oluşturulan 19 gruptan 18 adedinin ihale işlemlerinin de tamamlandığını anımsattı.
Maliyet Çok Ağır
Özelleştirmenin amaçlarının “Varlıkların verimli işletilmesi, maliyetlerin düşürülmesi, kayıp ve kaçak da azaltma sağlanması, yenileme ve genişleme yatırımlarının özel sektör tarafından yapılması ve rekabet sonucu sağlanan faydaların tüketicilere yansıtılması” şeklinde ifade edildiğine dikkat çeken Göltaş, gelinen noktada bu faydaların hiçbirinin elde edilemeyeceğinin ortaya çıktığını ifade etti. Göltaş, serbestleştirme ve özelleştirme politikalarının maliyetini şu sözler ile özetledi:
“Garantili elektrik alım sözleşmeleri için 70 milyar dolar, doğalgaz ithalatı için 90 milyar dolar, TETAŞ’ın
finansman açığı için 19 milyar dolar, doğalgaz arz fazlası için 14 milyar dolar, kayıp ve kaçak (5 yıllık) için 5.4 milyar dolar.”
EMO Yönetim Kurulu Başkanı Göltaş, 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu’nun ilk yürürlüğe giren şeklinde, dağıtım şirketlerinin dağıttıkları elektriğin yüzde 20’sini kendi üretim şirketlerinden satın alabilmeleri öngörülmüşken, yasada yapılan değişiklikle bu sınırın kaldırıldığına dikkat çekerek, konuşmasında tekelleşme riskini şöyle anlattı:
“Bölgelerinde tekelci bir faaliyet yürütecek bu şirketler, üretim şirketlerinin de sahibi olmak yoluyla, kendi dağıtacakları ve parakende satışını yapacakları elektriği yine kendi üretim santrallarından temin etme olanağına sahip olacaklardır. Yatay bütünleşme denilen ve birden fazla dağıtım bölgesinin tek bir şir-
60 elektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011
ketin eline geçmesi anlamına gelen tekelci yapının oluşmasının önünde de herhangi bir engel bulunmuyor. Daha bugünden gerçekleştirilen dağıtım bölgesi ihalelerinde 4 farklı dağıtım bölgesini aynı şirket almış durumda. Gelecekte şirket devralmaları ya da birleşmeleri sonucunda daha da tekelci bir yapının doğması kaçınılmazdır.”
Göltaş, elektrik alanında yapılan özelleştirmelerin olası sonuçlarını da şöyle sıraladı:
“Elektrik fiyatları artacaktır. Kamu hizmeti ve toplum yararı yok sayılacaktır. Toplumsal denetim ve toplumsal hak arama yolları ortadan kalkacaktır. Elektrik yatırımları ve bakım, onarım, yenileme faaliyetleri şirketlerin karlılığı temelinde serbest piyasa mekanizmasının kaderine terk edilecektir. Teknolojik gelişmelerin takip ve Ar-Ge yatırımları belirsiz bir dönem ile karşılaşılacaktır. Uluslararası şirketlerin artan pazar payları ile enerji güvenliği daha da tehlikeli boyutlara gelecektir. Sektörde çalışanların iş güvencesi yok olacak, işten çıkarmalar ve taşaronlaşma ile yeni sosyal sorunlar oluşacaktır.”
“Tek Çare İthalat Değil”
Necdet Pamir ise Türkiye’nin enerji kaynaklarının yeterli olduğunu, ancak bu potansiyelin harekete geçirilemediğini söyledi. Türkiye’de enerji sektörünün başlıca sorunlarının dışa bağımlılık, yerli kaynakların atıl konumu ve yüksek kayıp ve kaçak oranları olduğunu ifade eden Pamir, diğer sorunları şöyle özetledi:
“Doğalgazda tek kaynağa aşırı bağımlılık, yeterli doğalgaz deposunun olmaması, elektrikte aşırı gaz kullanımı, elektrik üretim sektöründe yamalı bohça yapısı, aşırı fiyat, sanayi ve ihracata darbe, aşırı vergi yükü, kurumların dikey entegre yapısının parçalanmış olması, koordinasyonsuzluk, enerji sektörünün
diğer sektörlerden kopuk, plansız yapısı ve kadrolaşma virüsü, ehliyetsizlik ve kötü yönetimdir.”
Türkiye’nin başta petrol olmak üzere enerji kaynakları için yeterli arama yapılmadığının altını çizen Pamir, Türkiye’nin linyit, taşkömürü, hidroelektrik potansiyelinin yanı sıra rüzgar, güneş ve jeotermal ile uranyum potansiyeli bulunduğunu vurgulayarak, “Türkiye’nin kaynağı yok demenin mantığı yoktur. Tek çare ithalattır sözü de doğru değildir” diye konuştu.
İzmir’de “Özelleştirme ve Yeniden Kamusallık” Paneli
İzmir’de ise Balıkçı’nın öldürülüşünün 8. yılında, meslektaşları ve mücadele arkadaşları Hasan Balıkçı Parkı’nda biraraya geldiler. EMO İzmir Şubesi Yönetim Kurulu’nun yanı sıra TMMOB Yüksek Onur Kurulu Üyesi Musa Çeçen’in de katılım sağladığı Balıkçı’yı anma töreninde EMO İzmir Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Sedat Gülşen bir konuşma yaptı. Törende Balıkçı’nın mücadelesinin EMO tarafından yaşatılacağı vurgulanarak, Balıkçı’ya karşı
düzenlenen ve yaşamını yitirmesine neden olan silahlı saldırı lanetlendi.
Yine İzmir’de Balıkçı’nın anısına “Elektrik Enerjisinde Özelleştirme ve Yeniden Kamusallık” başlıklı panel-forum gerçekleştirildi. EMO İzmir Şubesi tarafından düzenlenen ve H. Avni Gündüz’ün yönettiği panele Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden Prof. Dr. Seyhan Erdoğdu, Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi’nden
elektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011 61
Prof. Dr. İşaya Üşür, EMO Enerji Çalışma Grubu Üyesi Olgun Sakarya, EMO İzmir Şubesi Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Mahir Ulutaş, EMO Hukuk Müşaviri Hayati Küçük ile Enerji, Sanayi ve Maden Kamu Emekçileri Sendikası’ndan (ESM) İzmir Şubesi Başkanı Alim Murathan konuşmacı olarak katıldı.
Etkinliğin açılış konuşmasını EMO İzmir Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Sedat Gülşen gerçekleştirdi. Hasan Balıkçı’nın yaşam öyküsünden kesitler anlatan Gülşen, Balıkçı’da simgeleşen mücadele kavramını yaşatma azminde olduklarını vurguladı. Gülşen, Gediz Elektrik Dağıtım A.Ş’nin özelleştirilmesine karşı EMO İzmir Şubesi olarak mücadele yürütmeye kararlı olduklarını kaydetti.
“AKP Özelleştirme Şampiyonu Oldu”
Panelde konuşan EMO Enerji Çalışma Grubu Üyesi Olgun Sakarya, 1986 yılından bu yana 41 milyar dolarlık özelleştirme yapıldığını kaydetti. Sakarya, yalnızca son 1 yılda yapılan özelleştirmelerin 5 milyar doları bulduğuna dikkat çekti. AKP’yi “özelleştirme şampiyonu” olarak nitelendiren Sakarya, özel sektörün kendi kaynakları ile yatırım yapması gerekirken, faturalara yansıttığı kalemler ile yapacağı yatırım maliyetini de tüketiciden çıkardığını söyledi. Sakarya, iddia edildiği gibi rekabetin ve yatırımın söz konusu olmadığını, denetim mekanizmasının da çalışmadığını vurguladı.
EMO Hukuk Müşaviri Hayati Küçük ise katılımcılara EMO’nun özelleştirmelere ve serbestleştirme politikalarına karşı verdiği hukuki mücadeleden örnekler aktardı. Küçük, 2001 yılında çıkarılan Elektrik Piyasası Kanunu ile birlikte serbestleşmenin ve kuralsızlığın başladığını söyledi. Kanun ile elektrik üretiminin tamamının özel sektöre devredilmesinin ve arz güvenliğinin özel sektör tarafından sağlanmasının öngörüldüğünü hatırlatan Küçük, aradan geçen 9 yılda gerekli yatırımların yapılmadığına dikkat çekti.
EMO İzmir Şubesi Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Mahir Ulutaş, yeniden kamusal bir yapıya dönüşün olanakları üzerine yaptığı konuşmada, özelleştirme politikalarının iddia edilen şekilde gelişmeyeceğini ve sürecin kendi çelişkilerinin kamusal bir yapıyı zorunlu kılacağını örnekleriyle anlatarak, ortak toplumsal bir mücadele yaratılması gerektiğini vurguladı.
ESM İzmir Şubesi Başkanı Alim Murathan ise konuşmacılara, özelleştirilen işletmelerdeki çalışanların karşılaştığı ve karşılaşma olasılığı bulunan sorunları katılımcılara aktardı.
Prof. Dr. Seyhan Erdoğdu enerji güvenliği kavramı çerçevesinde bir değerlendirme yaparak, arz güvenilirliği, enerji bağımsızlığı ve enerji yoksulluğu açılarından Türkiye’de gerçekleştirilen özelleştirmelerin olumsuz bir süreç yarattığını anlattı.
Prof. Dr. İşaya Üşür ise katılımcılara “Nasıl bir toplumda yaşamak istiyorsunuz?” sorusunu yönelterek başladığı konuşmasında, özelleştirmelerin yarattığı toplumsal değişimi irdeledi. <
62 elektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011
DEK-TMK 2010 Enerji Raporu’nu Açıkladı…
ENERJİDE YATIRIM AÇMAZI TARTIŞILDI
Dünya Enerji Konseyi Türk Milli Komitesi (DEK-TMK), 2010 yılı Enerji Raporu’nu açıkladı. Raporun tanıtımına yönelik düzenlenen etkinlik kapsamında yapılan panelde, enerji alanındaki yatırım açmazı ve kamu-özel sektör tartışması masaya yatırıldı. Enerji İşleri Genel Müdür Vekili Mustafa Çetin, özel sektörün yaptığı yatırımları savunurken, Ekonomist Gazeteci Yazar Mustafa Sönmez yatırım rakamlarında enerji iştahının görülemediğini ortaya koydu. Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) Yönetim Kurulu Başkanı Cengiz Göltaş ise tarihsel bir perspektifle özelleştirme uygulamalarının yarattığı tahribatı anlatırken, enerji alanında krize doğru gidildiği uyarısında bulundu.
DEK-TMK tarafından 23 Aralık 2010 tarihinde Büyükhanlı Park Otel’de düzenlenen 2010 Enerji Raporu Tanıtım Etkinliği kapsamında DEK-TMK Yönetim Kurulu
Başkanı Süreyya Yücel Özden, açılış konuşması ve rapora ilişkin sunum yaptı. Ardından “Türkiye Enerji Sektöründe Durum, Kısa ve Uzun Vadeli Gelişmeler ve Sorunlar” başlıklı panel kapsamında Enerji İşleri Genel Müdür Vekili Mustafa Çetin, Ekonomist Gazeteci-Yazar Mustafa Sönmez, EMO Yönetim Kurulu Başkanı Cengiz Göltaş konuştu.
DEK-TMK Başkanı Süreyya Yücel Özden, 2010 Enerji Raporu’nun tanıtım etkinliğinin açılışında, raporla siyasal bir değerlendirme yapmadıklarını, olabildiğince durumun fotoğrafını çekmeyi ve bu raporu görenlere yorum yapabilecekleri ölçüde bilgi sağlama amacında olduklarını anlattı. Raporun özet bir sunumunu yapan Özden, 2010 yılında 85 milyon varil günlük petrol talebi olduğunun tahmin edildiğini belirterek, “Her saniyede 1000 varil petrol tüketiliyor” dedi. Doğalgaz tüketiminde 2009 yılında kriz nedeniyle yüzde 2.1 düşüş
yaşandığını belirten Özden, 2010’da kömür üretiminin yüzde 2 artışla 3.5 milyar ton üretim olacağının tahmin edildiğini, Çin’in de kömür üretiminin yüzde 45’ini tek başına gerçekleştirdiğini, 2010’da dünya kömür ticaretinin 1 milyar ton olmasının beklendiğini kaydetti. Süreyya Yücel Özden, “Petrol bitti bitecek söylentilerini hep duyuyoruz. Ama petrol sahnedeki yerini koruyor, korumaya devam edecek” diye konuştu.
DEK-TMK Başkanı, giderek bütün enerji girdilerinin elektrik ile bağlantılı olarak konuşmanın faydalı olduğunu vurgulayarak, yenilenebilir enerji kaynaklarının dünya enerji tüketiminin yüzde 2.5’ini karşılamakta olduğunu, 2015’te ise yüzde 3.3’ünü karşılayabileceğinin düşünüldüğünü ifade etti. Özden, Avrupa Birliği’nin 2020 yılında enerji tüketiminin yüzde 20’sini yenilenebilir enerji kaynaklarından sağlamayı düşündüğünü aktardı.
elektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011 63
Süreyya Yücel Özden, ülkemizde milli gelir arttıkça elektrik tüketiminin artacağı beklentisi karşısında belki de ucuz elektrik sağlanabilse milli gelirin daha da artacağı düşüncesini dile getirirken, Türkiye’nin enerji verilerini aktardı. Türkiye’de 2010 yılı sonunda 105 milyon ton petrol eşdeğeri (MTEP) birincil enerji kaynağı tüketiminin gerçekleşmiş olacağı tahminine raporun özet sunumunda yer veren Özden, 2011’de bu rakamın 114 milyon 300 bin ton petrol eşdeğeri olacağı tahminini de ifade etti. Birincil enerji tüketiminin kaynaklara göre ayrıntılarına bakıldığında dışa bağımlılığın ayak izlerinin görüldüğünü söyleyen Özden, 2009’da dışa bağımlılık oranının yüzde 29.5 olduğunu; 2010’da yüzde 28.5, 2011’de ise yüzde 27.6 olmasının beklendiğini kaydetti.
Akaryakıttaki vergi yükünü ve Özel Tüketim Vergisi (ÖTV) üzerinden ayrıca Katma Değer Veregisi (KDV) alınmasını da konuşmasında eleştiren Özden, raporu hazırlayan komisyonun önerilerini de özetle şöyle dile getirdi:
“- Yerli kömürün elektrik üretimi amaçlı kullanımı kanunu çıkarılmalı. - Linyit üretiminde yüzde 2 devlet hakkı alınmamalı. - Maden ruhsat hukuku ile EPDK lisans hukuku eşgüdümlü hale dönüştürülmeli. - Yerli kömür ile doğalgazdan elektrik üreten santrallara farklı ÖTV uygulaması yapılıyor. Bunlar aynı olmalı.”
Türkiye’de son dönemde çok tartışılan hidroelektrik santrallara ilişkin olarak da teknik ve ekonomik potansiyelin 140 milyar kilovat saat olduğunu kaydeden Özden, lisansların verildiğini, ama bunların yatırıma dönüp dönmediğini, dönüyorsa ne oranda döndüğünü sorguladı. Jeotermalin de bir anlamda üvey evlat muamelesi gördüğünü kaydeden Özden, diğer ülkelerle karşılaştırmalı olarak Türkiye’nin meskenlerde 21.5 sent, sanayide ise 18 sent ile pahalı elektrik
kullanan bir ülke olduğunu gösteren tablonun ardından “Kim yaparsa yapsın, bu ülke ne zaman ucuz elektriğe kavuşacak?” diye sordu.
Raporun sunuşunun ardından “Türkiye Enerji Sektöründe Durum, Kısa ve Uzun Vadeli Gelişmeler ve Sorunlar” konulu panel gerçekleştirdi. Panelde ilk sözü, “Enerji Darboğazına Karşı Kamuya Dönüş” başlıklı bir sunum yapan Ekonomist Gazeteci Yazar Mustafa Sönmez aldı. Sönmez, Türkiye ekonomisinin iç tasarruflarıyla değil dış kaynakla büyüdüğüne dikkat çekerek, bunun ithalata dayalı ve cari açığa dayalı bir büyüme olduğunu anlattı. “Türkiye dış kaynak geldiği yıllarda büyüyor. Onun dışında küçülüyor” diyen Sönmez, cari açığın milli gelirin yüzde 5-6’sı seviyesinde olduğunu ve bunun kritik bir eşik olduğunu kaydetti. Mustafa Sönmez, büyüme ile enerji
tüketiminin de arttığını, ancak enerjinin de 4’te 3’ünün ithal edildiğini belirtti. Sönmez, “Enerjinin ithalat bağımlılığı Türkiye’nin ithalat bağımlılığını da artıran çok önemli bir öğe. Toplam ithalat faturamızda enerji kemikleşmiş yerini korunuyor” diye konuştu.
Yatırımda Enerji İştahı Göremiyoruz
Mustafa Sönmez, milli gelir hesaplamalarında enerjinin ayrı bir başlık halinde yer almadığını, ancak elektrik, gaz ve su ile madenciliği katarak bir miktar hatayı da göze alarak hesap yapıldığında enerjinin milli gelir içindeki payının yüzde 2 olduğunu kaydetti. “Türkiye enerji üreten bir ülke değil” diyen Sönmez, Türkiye’nin yıllık yatırım tutarının da milli gelirinin yüzde 20’sini aşamadığını, kamuya el çektirilmesiyle kamu yatırımlarının da payının son
64 elektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011
derece düştüğünü anlattı. Sönmez, toplam yatırımların yüzde 20’sini yapan kamunun yatırımları içinde enerjinin payının yüzde 6’da kaldığını, 80 öncesinde ise bu oranının yüzde 40-45’lere varan bir düzeyde olduğunu kaydetti. Mustafa Sönmez, yatırımların yüzde 80’ini özel sektörün yaptığını, ancak onun içinde de enerjinin payının yüzde 5’te kaldığını belirtirken, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Sektör henüz enerji yatırımcısı olamamıştır. Burada enerji iştahı göremiyoruz. İkisini toplasak, toplam yatırımda enerjinin payı yüzde 6’da kalıyor. Arz güvenliği ve ucuz enerji açısından kamunun faaliyeti olması gerekir. Azami kar saikiyle hareket eden aktörün enerjiyi ucuza sağlaması mümkün değildir. Hele ki Türkiye gibi ülkelerde hem stratejik hem de sosyal bir mal olması açısından kamunun yapması kaçınılmazdır.”
“Kriz Çıkışında Bu Kadar Talep Artışı Beklemiyorduk”
Enerji İşleri Genel Müdür Vekili Mustafa Çetin, Ağustos 2010’da yüzde 15.1’e varan elektrik tüketim artışının 2010’u yüzde 7.4’le 209 milyar kilovat saat ile kapatmasının beklendiğini açıkladı. “Biz kriz çıkışında bu kadar büyük talep artışı beklemiyorduk” diyen Çetin, 2002-2010 döneminde kurulu gücün yüzde 50 artış gösterdiğini, 5 bin 300 megavatlık yenilenebilir enerji kaynağının devreye girdiğini, bunun devreye giren kurulu gücün 3’te 1’ini oluşturduğunu söyledi. Yeni yatırımlarla 12 bin 200 megavatlık hidroelektrik santral kapasitesinin 16 bin 772 megavata ulaşacağını belirten Çetin, 2010 yılında 4 bin 737 megavatlık toplam kurulu güce sahip 100 santralın işletmeye alındığını kaydetti. Bunların 27’sinin doğalgaz, 56’sının hidroelektrik, 2’sinin linyit, 2’sinin de rüzgar santralı olduğunu açıklayan Çetin, 2010 yılındaki gelişime ilişkin olarak da şu verileri aktardı:
“2010 yılı başında 14 bin 560 megavat olan hidroelektrik santralı Aralık 2010 itibarıyla 15 bin 538 megavata, 29 bin 258 megavat olan termik santral gücü 31 bin 642 megavata, 792 megavat olan rüzgar enerji santralı kurulu gücü 1283 megavata, 77 megavat olan jeotermal enerji santrallarının kurulu gücü 94 megavata ulaşmış oluyor. 48 bin 500 megavatlık kurulu gücü önümüzdeki 10 yıl içinde 2 katına çıkarmak lazım. 10 yılda 75 milyar dolar bir yatırım büyüklüğü karşımıza çıkıyor. Kamu kaynakları ile 75 milyar dolar ihtiyacı karşılayıp karşılamama durumunu izleyicilerin takdirine bırakıyorum. 2001’den bu yana özel sektörün işletmeye giren kurulu gücü 14-15 bin civarında. Kamu mu, özel mi yapsın? Hepsinin artısının eksisinin olduğu kesin.”
Mustafa Çetin, elektrik enerjisi alanında 2016 yılına kadar arz sıkıntısı görünmediğini de söyledi.
“Krize Doğru Gidiyoruz”
Elektrik Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Başkanı Cengiz Göltaş ise, planlama kavramının yıllardır üzerinde durduklarını anımsatarak, tarihsel bir perspektif ortaya koyarak elektrik enerjisi alanındaki özelleştirme ve serbestleştirme uygulamalarını anlattı. Bu döneme bakıldığında sağ liberal politikalar tarafından yönetimin söz konusu olduğuna dikkat çeken Göltaş, şöyle konuştu:
“Maalesef yeniden yapılandırma yaşanmış, bürokratlarımız da sağ liberal anlayışa eklemlenmiş, liberal piyasa ekonomisinin çok parçalı yapısında süreci seyreder hale getirilmiş, korkutulmuş ya da susturulmuş. 4628 sayılı Yasa kamunun elini kolunu bağlamış konumda. Son 8 yıl içinde yapılanlara ve yapılamayanlara baktığımızda sürecin krize doğru gittiğini görüyoruz; 2010-2011’den sonra çok açık bu.
Bugün kral çıplak. Bu mevzuatla bu ülkenin enerji krizini çözecek adım atmak mümkün değil.”
Cengiz Göltaş, özel sektörün Doğu Karadeniz’de küçük HES’lerle, çantacılıkla uğraştığını söylerken, yenilenebilir enerji kaynaklarına ilişkin yasanın hala TBMM’de beklediğini anımsattı. Böylesine stratejik bir alanda özelleştirmelerin başarılı olup olmadığını soran Göltaş, gelinen noktayı üretimde yüzde 50 düzeyinde doğalgaza bağımlılık, al ya da öde sonucu oluşan faturaları toplumun tüm kesimlerinin ödemek zorunda bırakılması, yap-işlet-devret ve yap-işlet anlaşmaları, al ya da öde uygulamaları nedeniyle 2019’a kadar resmi rakamlarla beklenen 70 milyar dolarlık zararı ortaya koyarak özetledi.
Göltaş’ın konuşmaları üzerine Mustafa Çetin, YİD’lerden bugün sağlanan elektriğin doğalgaz bedeli hariç olmak üzere 0.89 sentlere düştüğünü, Yİ’lerde de bu rakamın 1.7 sent olduğunu, HES’lerden de 2.9 sente elektrik alındığını açıklarken, pahalı elektrik sattıkları dönemi de yatırımların karşılanması dönemi olarak açıklamaya çalıştı.
Kaynak Tartışması
Cengiz Göltaş, “kaynak yok” söylemlerine, zaten söz konusu kaynağın bugün harcandığına işaret ederek yanıt verdi, Mustafa Sönmez de şöyle konuştu:
“Kamunun yeterince kaynağı yok argümanı IMF ve Dünya Bankası’nın ezberlettiği bir slogandır. Onca santralı nasıl yaptı kamu? Bunun da yolları belli. Bütçedeki harcama kalemleri ve vergi yöntemleri, dış kaynak. Özel sektör dış kaynak borçlanma aldı götürdü. Bu bir niyet meselesidir, kesinlikle ideolojik bir meseledir. Özelleştirmedeki amaç tıkanmış olan sermayenin önünü açmaktır. Kamunun beceriksizliği falan değildir.” <
elektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011 65
Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanunu Tasarısı’na İlişkin Görüş Çevre Komisyonu’na İletildi...
TMMOB’TAN TBMM’YE GÖRÜŞ
TMMOB, Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanunu Tasarısı ile ilgili uyarı ve eleştirilerini TBMM Çevre Komisyonu’na iletti. TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Soğancı, yaptığı yazılı açıklama ile tasarının bu haliyle kabul edilemez olduğunu belirtirken, meslek örgütleri ve bilim insanları görmezden gelinerek hazırlanan tasarının bir an evvel geri çekilmesini istedi. Soğancı, tasarının içerdiği yanlışlıklar nedeniyle ülkemizin doğal zenginliklerinin ve doğa koruma alanındaki kazanımlarının onarılamayacak biçimde zarar görmesine yol açabileceği uyarısında bulundu. Tasarının yeniden düzenlenmesi talebini dile getiren Soğancı, yeniden hazırlanacak tasarının görüşülmesi sürecine de ilgili demokratik kitle örgütlerinin katılımının sağlanmasını istedi.
TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Soğancı, 11 Ocak 2011 tarihinde, Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanunu Tasarısı ile ilgili TMMOB Görüşü’nün TBMM Çevre Komisyonu’na gönderilmesi ile ilgili yazılı bir açıklama yaptı. Soğancı, açıklamada “Korunan alanları istisna-özel kanun kapsamından çıkaran, iç içe geçen doğal ve kültürel değerleri birbirinden ayrıştıran, sürdürülebilirlik adı altında kullanımı amaç edinen, ulusal değerleri yerel çıkarlara devreden, doğal değerleri piyasa malına dönüştüren, korunan alanlarda imar mevzuatı ile yapılaşma yolu açan bu tasarıya ‘Hayır’ diyoruz” görüşünü bildirdi.
Tasarının bir bütün olarak değerlendirildiğinde, doğayı koruma açısından “sistematik bir gerilemeye karşılık geldiği”ne dikkat çeken Soğancı, açıklamasında tasarıyla ilgili şu değerlendirmeleri yaptı:
“Kanun Tasarısı, var olan bir eksikliği gidermekten çok, koruma çabalarının ‘yatırım’ adı altında sürdürülen ‘talan’ anlayışına terk edilmesinden başka bir şey değildir. Söz konusu tasarıyla, kanunlarda yaratılan istisnalar, sağlanan imtiyazlar, görmezden gelinen
işgallerle yetinilmeyip ülke yüzölçümünün yüzde 2’si bile olmayan ‘doğal korunan alanlar’ özel kanun kapsamından çıkarılmaktadır. Yasa tasarısı ile bilimsel çalışmayı zorunlu kılan, ulusal ve uluslararası nitelikte değer taşıyan alanlara ilişkin karar alma yetkisi 14’ü bürokratlardan oluşan 20 kişilik kurula verilmekte, ülkemizin en önemli doğal değerleri, görevleri koruma kararlarıyla çoğunlukla çelişen ‘yönetici bürokratlara’ emanet edilmektedir. Yasalaşması halinde böylesi bir düzenleme, 87 yıllık Türkiye Cumhuriyeti’nde alınmış en koruma karşıtı karar olarak tarihe geçecektir.”
Açıklamada, Tasarı’nın Birleşmiş Milletler Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi (BÇS) de dahil olmak üzere Türkiye’nin taraf olduğu çok sayıda uluslararası anlaşmanın yanı sıra Anayasa’nın “Tarih, Kültür ve Tabiat Varlıklarının Korunması” başlığı altında yer verilen 63. Maddesi’ndeki; “Devlet, tarih, kültür
66 elektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011
ve tabiat varlıklarının ve değerlerinin korunmasını sağlar, bu amaçla destekleyici ve teşvik edici tedbirleri alır” ilkesine de açıkça aykırı olduğu vurgulandı. Açıklamada, tasarının maddeleri şöyle değerlendirildi:
“Kanun Tasarısı, amaç maddesinden başlayarak ‘yatırım’ adı altında bu alanlara göz dikmiş olan ‘talan’ örgütleyicilerine karşı teslim bayrağını çekmektedir. Gerekçesinde mevcut mevzuatı ve uygulamaları ‘Kuralcı ve yasakçı mantık’ olarak nitelendirerek, ‘katılım’ ve ‘danışma’ organları dışlanmakta, Çevre ve Orman Bakanlığı her durumda tek başına ‘son sözü’ söyleyebilecek bir konuma getirilmektedir. ‘Koruma-kullanma dengesi’ ifadesi kisvesi altında ‘kullanmayı’ amaç içine sokan düzenlemeler, ülkemizin en önemli doğal değerlerinin gözden çıkarıldığının kanıtıdır. Bu alanlar sürdürülebilirlik içerisinde ekonomik faaliyete açılacak demektir. Tasarı ile mevcut ÇED süreçleri sayesinde korunan alanlarda gerçekleşen tahribat bu sefer Ekolojik Etki Değerlendirmesi (EED) adı altında hazırlanacak raporlarla yürütülecektir. ÇED raporları benzeri bir süreçle korunan alanlar yatırımlara açılmış olacaktır.”
Tasarının; tesis edilecek izinler, intifa ve irtifak hakları ile ilgili bölümünde ülkemizin neredeyse tüm korunan alanlarının özel kişi ve şirketlere tahsis edilebilir hale getirildiğine dikkat çekilen açıklamada, “üstün kamu yararı ve stratejik kullanım” tarifi ile izin, intifa ve irtifak hakkı verme yetkisinin Bakanlar Kurulu’na verildiğine işaret edildi. Bu düzenlemenin yol açacağı tahribatı açıklamada şöyle ortaya konuldu:
“Bunun meali şudur: Munzur, İkizdere, Ilısu vadisi vb.’de yapılmak istenen HES’ler; Kuşadası, Küre Milli Parkı vb.’ne yapılmak istenen otoyollar, sanayi tesisleri, maden işletmeleri ‘üstün kamu yararı ve stratejik kullanım’ olarak tarif edilebilir ve Bakanlar Kurulu bu yatırımlara izin verebilir.
Kanun tasarısıyla, ‘Milli Parklar Kanunu’ ve ‘Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’ gibi ‘özel kanun’ niteliğine sahip yasalar tarafından korunan alanlar, ‘genel kanun’ niteliğindeki bir düzenleme içine sokularak, ‘Maden Kanunu’, ‘Turizmi Teşvik Kanunu’, ‘Organize Sanayi Bölgeleri Kanunu’ gibi ‘özel kanun’ niteliğini koruyan yasalar karşısında koruma kararları üstünlüğünü yitirmektedir.”
Tasarının dayandırıldığı doğa koruma stratejisinin, “yanlış” ve “gerçekçi olmadığı” belirtilen açıklamada, şu uyarılar yapıldı:
“Doğa korumanın temel araçlarından biri olan planlama, siyasal iktidarların her türlü keyfi uygulamasına açık bırakılmıştır. Tasarıdaki kavramsal boşluklar, belirsizlikler ve anlam kaymaları, uygulamaları kargaşaya dönüştürebilecek, ilgili kuruluşlar arasında çatışmalara yol açabilecek, doğa koruma alanında şimdiye kadar elde edilebilen kazanımları da geçersizleştirebilecektir! Tasarıyla, siyasal iktidarlara daha önce çeşitli koruma yapılarına kavuşturulmuş alanları bu yapılarından çıkarma olanağı getirilmektedir. Tasarıda tanımlanan Mahalli Biyolojik Çeşitlilik Kurulu, halkın çok zayıf bir şekilde temsil edildiği, il bazında yapılan bir örgütlenmeyi tanımlamaktadır. Bu değerlendirme, Anayasa’nın katılımcılık ilkesine zıt olmasının yanı sıra, 1996 yılında taraf olduğumuz Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi’nin ‘ekosistem yaklaşımı prensibine’ aykırıdır.”
Doğaya ve biyolojik çeşitliliğe karşı işlenen fiillerin kabahat kapsamından çıkıp, suç kapsamına girmesi beklenirken, tasarıyla bu beklentinin boşa çıktığı ifade edilen açıklamada, “mutlak koruma bölgesinin habitat kaybına yol açacak ölçüde” ciddi tahribatların bile komik denebilecek bir üst sınırdan cezalandırılmasının öngörüldüğü kaydedildi. Açıklamada, tüm dünyada önemli gündem maddelerinden birini oluşturan yabancı ve yayılımcı tür girişinin önlenmesi konusunun muğlâk bir biçimde geçiştirilerek, doğa ve biyolojik çeşitlilik bakımından çok sakıncalı bir durum meydana getirildiği belirtildi. <
elektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011 67
AKP Hükümeti, Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Adı Altında Yıkımı Artıracak...
DOĞAL VARLIKLAR RANTA TESLİM EDİLİYOR
AKP Hükümeti, Rize’nin İkizdere Vadisi’nin SİT alanı ilan edilmesiyle, burada hidroelektrik santralların yapımına engel oluşturulması üzerine Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanun Tasarısıyla karşı harekete geçti. TBMM’de bulunan tasarıya, meslek örgütleri ve çevre örgütleri tepki gösteriyor. Ziraat Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Turhan Tuncer, doğal SİT ve tabiat
varlıklarımızın “rant-talan” sarmalına düşürülmesi riskine, Kırsal Çevre ve Ormancılık Derneği ise mutlak koruma bölgelerinin dahi her türlü kullanıma açılma tehlikesine dikkat çekti.
Ziraat Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Turhan Tuncer, 3 Kasım 2010 tarihinde yaptığı açıklamada, tasarı ile ülkemizin doğal SİT ve tabiat varlıklarının korunmasına
ilişkin yetkinin görece bağımsız çalışan koruma kurullarından alınarak, bakanlığın bürokratlarından oluşan kurullara devredilmek istendiğine dikkat çekti. Ziraat Mühendisleri Odası’nın temsilcilerinin de bulunduğu ancak ağırlıkla bürokratlardan oluşan Toprak Koruma Kurullarının ülkemizin nitelikli topraklarını koruma alanındaki uygulamalarının kötü örneklerle dolu olduğu anımsatılan açıklamada, “Bu
68 elektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011
yaklaşımın doğal SİT ve tabiat varlıklarımızı rant-talan sarmalına düşürme riskinin büyüklüğü açıkça ortaya çıkmaktadır” denildi. Tasarının Trabzon Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’nun Rize’nin İkizdere Vadisi’ni SİT alanı ilan etmesinin hemen ardından TBMM’ye sevkedilmesinin dikkat çekici olduğu belirtilen açıklamada, tasarı ile ilgili şu bilgilere ve değerlendirmeye yer verildi:
“Söz konusu tasarısının geçici bir ve ikinci maddeleri, 2683 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu ve ilgili diğer mevzuat kapsamında doğal veya tabii SİT olarak tescil ve ilan edilmiş alanlar ile koruma alanlarının statülerini sona erdirmektedir. Tasarıya göre, bu kapsamda bulunanlardan sulak alanlar, özel çevre koruma bölgeleri, milli parklar, tabiat parkları, tabiat anıtları, tabiatı koruma alanları, yaban hayatı koruma ve geliştirme sahalarında ezici çoğunluğu bürokratlardan oluşan bir kurul yeniden belirleme yapacak, uygun özellikleri taşıyanlara bu statü yeniden verilecektir.
Tasarıya göre, korunan alanlarda, uzun devreli gelişme planına uygun olarak verilecek her türlü izinde Çevre ve Orman Bakanlığı görevli ve yetkili olacaktır. Bu alanlarda, ‘ülke düzeyinde, üstün kamu yararı ve stratejik kullanımı gerektiren kullanma izni, intifa ve irtifak hakkı’ Bakanlar Kurulu kararı ile verilebilecektir. HES ve maden ocaklarına kapı aralayan bu hükme göre izinler 29 yılı geçemeyecek, ancak Bakanlar Kurulu uygun görürse bu süreyi 49 yıla uzatabilecektir.
edilmesi olduğu açıktır. Böylece HES projeleri hukuk denetiminin dışına çıkarılacak, sularımız 49 yıllığına şirket malı niteliğine dönüştürülecek, derelerimiz tutsak edilecek, doğal ekosistem tahrip edilecek ve yerelde yaşayan insanımız dahil tüm canlı varlıkların suya erişim hakkı engellenecektir.”
Açıklamada, tasarının yasalaşması durumunda Hazine arazileri, meralar, ormanlar ve su havzalarının, hiçbir sınırlama olmadan şirketlerin kullanımına açılacağı belirtilerek, bu nedenle tasarının Türkiye’nin taraf olduğu, Bern Sözleşmesi, Avrupa’nın Yaban Hayatı ve Yaşam Alanlarını Koruma Sözleşmesi, Dünya Mirası Sözleşmesi: Dünya Kültürel ve Yaban Mirasının Korunması, Ramsar Sulak Alanlar Sözleşmesi gibi uluslararası anlaşmalara da aykırı olduğu kaydedildi.
Çevre ve Orman Bakanı tasarıyı AB müktesebatının bir gereği olarak tanımlarken, AB Yeşiller Partisi Milletvekili Daniel Cohn Bendit’in aksi açıklamalarına dikkat çekildi. Tasarının geri çekilmesi talep edilip, Çevre ve Orman Bakanı istifaya çağrılan değerlendirmede, şöyle denildi:
“Türkiye’nin enerji talep projeksiyonunu abartan; ‘yenilenebilir enerji kaynağı’ söylemi altında doğayı geri dönüşümsüz şekilde tahrip eden HES projelerine göz yuman; Çevresel Etki Değerlendirme raporlarının neredeyse tamamının olumlu çıkmasını ‘doğal’ karşılayan; ÇED sürecini zaman kaybı olarak değerlendirip bazı projeleri ÇED dışında tutma ‘becerisini’ sergileyen; HES’lerin artık inkâr edilemez zararlarını deşifre edenleri ‘enerji sektöründen pay almak isteyenlerin piyonu olmakla’ suçlayan Çevre ve Orman Bakanı’nı, bakanlıktan istifa ederek, bugüne dek geliştirdiği tutuma uygun düşecek yeni bir pozisyon almaya, Hükümeti de bu Tasarı’yı geri çekmeye davet ediyoruz.”
Suya Erişim Hakkı Engellenecek
Türkiye pratiğinin sermaye-siyaset ilişkisi değerlendirildiğinde, bunun anlamının doğal varlıklarımızın hiyerarşik zincir içinde rantiyeye teslim
elektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011 69
Nereden Nereye?
Kırsal Çevre ve Ormancılık Sorunları Araştırma Derneği’nin kasım ayı haber bülteninde de Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanunu Tasarısı değerlendirildi. Çevre ve Orman Bakanlığı’nın 2003 yılında başlattığı ve olumsuz eleştiriler olsa da çeşitli kurumların katkısıyla hazırlanan Biyolojik Çeşitlilik ve Doğal Kaynak Yönetimine ilişkin yasa tasarısı çalışmasını rafa kaldırdığı, bugün onunla hiç ilgisi olmayan bir çalışmanın TBMM’ye sevkedildiği anlatıldı. “Türkiye doğal kaynaklarına kalıcı zararlar verecek maddeler içerdiği” belirtilen yeni yasa tasarısının demokratik kitle örgütleri ve gönüllü kuruluşlarla da paylaşılmadığına dikkat çekilen değerlendirmede, “Tabiat Kanunu İzleme Grişimi adı altında bir araya gelen doğa koruma konusuyla ilgili pek çok kuruluş, Mayıs 2010 tarihinde yaptıkları açıklamada ‘katılımcı’ denilmesine rağmen gerçekte katılımcı olmayan bu tasarıyla ilgileri
olmadığını belirtti” anımsatması yapıldı. Kırsal Çevre ve Ormancılık Sorunları Araştırma Derneği, tasarıya ilişkin şu değerlendirmeyi yaptı:
“Doğal çevrenin, bitki ve hayvan varlığının korunması ve tüm olumsuz etkilerin bertaraf edilmesi gibi unsurları içermesi beklenen “Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanunu” tasarısı, bu amaçların tersine ‘doğal kaynakları olabildiğince kullanma’ odaklı olarak hazırlanmış. Bu da, hükümetin tüm kaynakları kullanmaya yönelik yaklaşımını yansıtıyor. Hidroelektrik santrallar, turizm yatırımları, madenler, yollar ve pek çok yatırımın önü, bu kanun tasarısında sıklıkla geçen “kullanma” tabiriyle daha da açılacaktır. Dikkati çeken bir diğer nokta da, Avrupa Birliği’ne uyum gerekçesiyle hazırlanan bu tasarıda birçok kavram karmaşası bulunması. Özellikle korunan alan statülerinde görülen bu karmaşa, uygulamada pek çok sıkıntıyı beraberinde getirecektir.
Dünyada pek çok hükümet, korunan alan tanımlarını yaparken Uluslararası Doğa Koruma Birliği’nin (IUCN) sınıflandırmasını örnek alıyor. Milli Parklar Kanunu’nda da IUCN ölçütlerine benzer bir şekilde sınıflandırma bulunmasına rağmen, yeni tasarıda çok net olmayan tanımlar getirilmiş.
Mevcut Koruma Statüleri Yok Edilecek
Tasarıdaki bir diğer olumsuz durum ise, Türkiye’deki en sıkı koruma statülerinden biri olan ve pek çok kıyı alanlarımızın talanını durduran doğal sitlerin ve bu alanlardaki kaçak faaliyetlerin önünde bir engel olan Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulu’nun yürürlülükten kalkacak olması. Bakanlık, bu alanların mevcut statülerdeki alanların içine dahil edileceğini belirtse de, yürürlükten kalkacak olan bu statüye sahip alanlar yatırımcıların ilgisini daha fazla çekecektir. Bununla ilgili olarak AB’nin Türkiye 2010 İlerleme Raporu’nda, Türkiye’nin doğa koruma konusunda ilerleme sağlayamadığı ve bu tasarının kanunlaşması durumunda da birçok alanın mevcut koruma statüsünü yitirerek Natura2000 ağına katılmasının zorlaşacağı belirtilmiştir. Tasarıdaki korunan alanlarla ilgili başka bir olumsuzluk ise; eğitim ve araştırma dışında herhangi bir kullanıma izin verilmeyen tabiatı koruma alanlarının ve diğer statüler içindeki mutlak koruma bölgelerinin, ‘üstün kamu yararı’ ve ‘stratejik kullanım gereksinimi’ gerekçesiyle Bakanlar Kurulu kararıyla her türlü kullanıma açılabilir hale getirilmesidir. Kanun tasarısı, Meclis tarafından onaylanıp yürürlüğe girerse, ülkemizdeki doğal yıkım daha da artarak devam edecek.” <
70 elektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011
Madencinin Büyük Yürüyüşünün 20. Yıldönümünde Mücadele Çağrısı...
MADENCİ FENERİ YOLUMUZU AYDINLATIYOR
Büyük Madenci Grevi ve Yürüyüşü’nün 20. yıldönümünde “Büyük Yürüyüşten Günümüze Türkiye Gerçeği” başlıklı panel gerçekleştirildi. Panelde konuşan Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) Yönetim Kurulu Başkanı Cengiz Göltaş, özelleştirme ve piyasalaştırma uygulamalarına karşı mücadele çağrısında bulundu.
Büyük Madenci Grevi ve Yürüyüşü’nün 20. yılı nedeniyle 4 Ocak 2011 tarihinde Genel Maden İşçileri Sendikası, Şemsi Denizer Salonu’nda “Büyük Yürüyüşten Günümüze Türkiye Gerçeği” konulu bir panel düzenledi. Genel Maden İşçileri Sendikası Başkanı Ramis Muslu açılış konuşmasında, taş kömürüne ilk kazmanın vurulması ile birlikte maden işçilerinin 160 yıllık mücadelesinin başladığını belirterek, işçilerin mücadelesinin demokrasi mücadelesiyle harmanlandığını kaydetti. Bu mücadelenin en simgesel tarihinin 4 Ocak 1991 olduğunu kaydeden Muslu, şöyle konuştu:
“4 Ocak tarihi maden ocaklarımızı, demir çelik sektörümüzü, enerji sektörümüzü ve ülkemiz sanayisini, üretim kültürünü hedef alanlara
elektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011 71
karşı, maden işçilerinin, Zonguldak ve bölge halkının verdiği büyük mücadele günüdür. 30 Kasım 1990 tarihinde başlayan grevle 35 gün Zonguldak caddelerinde ‘Yanlış yapıyorsunuz’ diye haykıran ve siyasi iktidarı uyaran maden işçisi ve Zonguldak halkı bu uyarıları dikkate alınmayınca ‘Artık yeter’ demiş ve Ankara yoluna çıkmıştır. 4 Ocak 1991, haykırışları duymayanlara karşı, yüz bini aşan insanla Ankara’ya yürüdüğümüz ve sesimizi dünyaya duyurduğumuz tarihtir.”
Yeni Dünya Düzeni Sarsılıyor
Özellikle 1990 sonrası ülkemizde küreselleşme ve yeni dünya düzeni politikalarının uygulandığını kaydeden Muslu, küreselleşme söylemi ile birlikte vaat edilen ekonomik ve siyasal refahın aksine 2007 yılında küresel krizin patlak verdiğine dikkat çekti. Küresel krizin sadece ülkelerin ekonomilerinde değil, yeni dünya düzeni politikaları için de sarsıcı etki yaptığını vurgulayan Muslu, şu değerlendirmeyi yaptı:
“Üreten ve ürettiğini küresel ekonominin hedef ülkelerine pazarlayan ülkeler, yeni dünya düzeni adıyla oluşturdukları sistemi ayakta tutabilmek için halen mücadele etmekte, çeşitli önlemler almayı sürdürmektedir. Kendileri üreten ama hedef ülkeleri pazar haline getirerek
üretim ekonomisinden uzaklaştıran politikaları dayatan ülkeler, ekonomik krizin tüm dünyaya yayılmasına neden olmuşlardır. Küresel ekonominin ve yarattığı krizin, ülkemizin de aralarında bulunduğu hedef ülkeleri etkilemediğini söylemek mümkün değildir. Özellikle ülkemiz gibi hızla üretim ekonomisinden uzaklaştırılan, kamu kurum ve kuruluşları özelleştirilen, yabancılaştırılan ya da kapatılan ülkeler, bu tür küresel krizlerin gelecek yıllarda da etki alanında bulunacaktır.”
İş Güvencesi Yok Ediliyor
Türkiye’de 1980 ve özellikle 1990 sonrası tüm uyarılara rağmen ısrarla yürütülen ekonomik politikaların bugün ekonomik bağımsızlığımızı ortadan kaldıracak düzeye ulaştığını kaydeden Muslu, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Kölelik düzeni anlamına gelen 4-C ve gittikçe yaygınlaşan taşeronlaşma uygulamalarıyla ülkemizde iş güvencesinden yoksun, ucuz ve örgütsüz işgücü yaratma çabaları gösterilmektedir. Bugün gündemde olan Torba Yasa’da kiralık işçilik, esnek çalışma gibi emek dünyasını yakından ilgilendiren düzenlemeler bulunmaktadır. Biz üretmek istiyoruz. Ülkemizin taş kömürü ihtiyacının 5 milyon tonluk bölümünü Türkiye Taşkömürü Kurumu’nun (TTK) karşılamasını istiyoruz. Doğal zenginlikleri, tarihi birikimi ve deneyimli insanlarıyla Zonguldak’ın ve Türkiye’nin potansiyeline güvenilmesini istiyoruz.”
Muslu’nun konuşmasının ardından Büyük Ankara Yürüyüşü’nü anlatan belgesel film gösterimi yapıldı. Film gösteriminden sonra ise “Büyük Yürüyüşten Günümüze Türkiye Gerçeği” başlıklı panel düzenlendi. Maden Mühendisleri Odası (Maden MO) Zonguldak Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Erdoğan Kaymakçı’nın yönettiği panele, Elektrik Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Başkanı Cengiz
Göltaş, Maden Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Torun, Gazeteci-Yazar Yıldırım Koç ve Zonguldak Karaelmas Üniversitesi’nden Yrd. Doç. Dr. Mustafa Yüce konuşmacı olarak katıldı.
Paneli yöneten Erdoğan Kaymakçı, sanayi devrimi ile birlikte işçi sınıfı mücadelesinin başladığını kaydederek, “Hak, adalet, emek kavramlarını yok sayan ya da tanımayan kapitalist sistemin amacı sürekli kar etmektir. Sürekli kar, sürekli sömürüdür” diye konuştu. Sömürünün hak kayıplarına neden olması dolayısıyla zaman zaman direnişlere yol açtığını ifade eden Kaymakçı, “ 4-8 Ocak Büyük Yürüyüşü, maden işçisinin ve madenle var olmuş bir kentin onurlu başkaldırısıdır. Talepleri için birleşmiş işçi sınıfının neler yapabileceğini göstermesi açısından da önemlidir” diye konuştu.
Madenci Feneri Yolumuzu Aydınlatıyor
EMO Yönetim Kurulu Cengiz Göltaş ise, konuşmasına Büyük Ankara Yürüyüşü’nün simgesi olan madenci fenerinin bugün de yolumuzu aydınlatmaya devam ettiğini vurgulayarak başladı. Aradan geçen 20 yılda yaşanan piyasalaştırma ve özelleştirme uygulamalarının işçi sınıfı ve onları temsil eden sendikaların önemli ölçüde güç kaybetmesine yol açtığına dikkat çekti. Göltaş, hizmetlerin ve malların bütünü ile özel ellere teslim edilmesinin, yalnızca bu alanda çalışanları değil, tüm emekçileri olumsuz olarak etkilediğini vurguladı.
Özelleştirme İstihdamı Yok Etti
Türk Telekom’un özelleştirme öncesinde 51 bin 737 kişiyi istihdam ettiğini hatırlatan Göltaş, Eylül 2010 tarihi itibari ile istihdam sayısının 25 bin 700’e düştüğünü kaydetti. İstihdam kaybının 26 bin 37 kişiye ulaştığını belirten Göltaş, şöyle devam etti:
“Bu 26 bin 37 çalışana ortalama brüt 2 bin TL ücret ödendiği varsayılsa; Türk Telekom’un ürettiği hizmetle
72 elektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011
sağlanan gelirin yılda yalnızca 624 milyon TL’lik bölümü, bu işçilere emekleri karşılığı veriliyor olacaktı. Ortalama 4 kişilik bir aile üzerinden hesaplandığında Türk Telekom’un ürettiği gelirin bölüşümü yoluyla 26 bin 37 çalışan, yaklaşık 104 bin kişiyi besleyecekti. Şimdi çalışan sayısını azaltarak alıcı şirket, bir avuç insandan oluşan sermayedarlarına daha fazla kar aktarımı yapmaktadır. Türk Telekom bir kamu tekeli iken, özel tekele dönüşmüştür. Türk Telekom’un yeni yönetimi ilk icraat olarak, zam yapmıştır.”
Özelleştirmeyi destekleyen alternatif telefon işletmecileri bile bugün Türk Telekom ile rekabet edemediklerinden yakındığını ve “fiili tekele son” kampanyaları düzenlediklerini hatırlatan Göltaş, “Kısaca bu örnekteki özelleştirme ve piyasalaştırma macerasının bedelini yalnızca çalışanlar değil, tüm ülke olarak ödemekteyiz. Bu alanda yaratılan piyasadan yalnızca bir avuç sermayedar mutlu kalmıştır” diye konuştu.
Özelleştirme Ekonomik Yıkım Getiriyor
TÜPRAŞ, PETKİM, POAŞ, SEKA, TEKEL, Türk Telekom, TEDAŞ gibi büyük özelleştirmelerin ortak özelliğinin birkaç yıllık karlarına karşılık gelen rakamlara özel sektöre devredilmeleri olduğunu ifade eden Göltaş, enerji sektöründe yaşanan gelişmeleri şöyle aktardı:
“AKP Hükümeti döneminde elektriğin önemli bir kısmı özel sektör tarafından üretilir olmuştur ve bu oran giderek büyümektedir. Kamunun yeni santral yatırımı yapmaması ve elektrik dağıtımının özel sektöre bırakılmak istenmesi neticesinde konutlarda elektrik fiyatlarına yüzde 72.3 zam yapılmıştır. Bir yandan elektrik DUY denilen karaborsada fahiş fiyatlar ile satılarak, büyük gelirler elde edilirken, bir yandan da bu gelirin yaratılmasını sağlayan çalışanların aldığı pay giderek küçülmektedir. Elektrik üretiminde yeni yatırımların özel sektöre bırakılmasının ardından mevcut kamunun kurduğu ve işlettiği santralların da özelleştirilmesi yapılmaya başlanmıştır. Böylece özel sektörün fahiş fiyatlarını dengelemek için kullanılan kamunun elindeki olanaklar da özelleştirmeler yoluyla alınmak istenmektedir. Geçmiş dönemde elektrik üretim şirketlerinin yaptığı zam baskısı, bu kez elektrik dağıtım şirketleri tarafından yapılmaya başlanmıştır.
Özelleşen dağıtım şirketlerinin talepleri doğrultusunda bölgelerin kayıp-kaçak oranları Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu tarafından değiştirilerek, yükseltilmiştir. Özel sektör, ihalelerde verilen fiyatları kısa sürede tahsil edecek yöntemlerin peşine düşmüştür. Tüm bu gelişmeler yaşanırken bu şirketlerde çalışanların durumu ise belirsiz bir hal almıştır. Elektrik dağıtım şirketlerinde çalışanlar TEKEL işçileri gibi 4-C kapsamına geçirilme tehlikesi ile karşı karşıyadırlar. Ancak mağduriyetin yalnızca buradaki işçilerle sınırlı olmadığı, tüm yurttaşları ilgilendirdiği de açıktır. Birer kamu hizmeti olarak yürütülen hizmetlerin özel sektöre devri, sanayinin temel girdisini bu hizmetlerin oluşturması nedeni ile genel ekonomi olumsuz olarak etkilenmektedir.”
İthal Kömürün Saltanatı
Enerji alanının özel sektörün tercihlerine bırakılmasının yerli enerji kaynakları aleyhine sonuçlar doğurduğunu belirten Göltaş, panel izleyicileriyle şu bilgileri paylaştı:
“2000 yılında ithal kömüre dayalı kurulu güç kapasitesi 145 megavat (MW) iken 2010 yılına gelindiğinelektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011 73
de 2 bin 681 MW’a yükselmiştir. İthal kömüre dayalı santrallardaki kapasite 10 yıl içerisinde 18.5 kat artmıştır. Yerli taşkömürüne dayalı kapasiteye bakıldığında ise 2000 yılında 335 MW’ın 2010 yılına gelindiğinde hiç artmadığına, yerinde saydığına şahit oluyoruz.”
Can Güvenliği de Tehdit Altında
Özelleştirme ve piyasalaştırma uygulamalarının yalnızca istihdam ve ülke ekonomisini olumsuz etkilemediğini bunun yanı sıra iş güvenliği önlemlerinin “maliyet artışı” olarak görülmesi nedeniyle işçilerin can güvenliğinin de tehdit altında olduğunu kaydeden Göltaş, temel insan hakkı olan örgütlenme özgürlüğünün, işçilere iş güvencesinin yanında uzmanlaşma ve iş güvenliği olanağı da sağladığına dikkat çekti. Taşeron şirketlerin maliyetlerini aşağı çekmek ve proje başına düşen karlılık oranlarını artırmak için sık sık personel değiştirdiğini kaydeden Göltaş, madencilik alanında yaşanan iş güvenliği sorununu şöyle değerlendirdi:
“AKP Hükümeti, taşeronlaştırma uygulamasının yanında TTK tarafından yapılan taşkömürü üretimini rödövans ihaleleri ile düzenli olarak özel sektöre kaydırmıştır. İlk AKP Hükümeti’nin kurulduğu 2002 yılında Türkiye’de 2 milyon 319 bin ton taşkömürü üretimi yapılırken, özel sektörün üretimdeki payı yalnızca yüzde 3.2 olarak gerçekleşmiştir. Bu oran 2005 yılında yüzde 23.4’e fırlamış, ardından da 2006 yılında yüzde 34.3’e yükselmiştir. Özel sektörün payı 2007 yılında yüzde 32.7, 2008’de yüzde 39.6, 2009’da ise yüzde 34.7 olmuştur. Son açıklanan verilere göre 2007 yılında kömür madenciliği alanında iş kazası sayısı 6 bin 293 olup, bu sayı beklenen iş kazasına göre yüzde 1530 daha fazladır. 2008 yılında da bu alanda 5728 iş kazası gerçekleşmiş olup, beklenen iş kazasından yüzde 1396 daha fazla kaza yaşanmıştır. 2007 ve 2008 yıllarında yaşanan iş
kazaları, 2009 yılında da aynı hızını korumuş, 2010 yılında da devam etmektedir. Ülkemizde yaşanan maden kazalarının özelleştirme ve taşeronlaştırma uygulamalarının hız kazandığı son yıllarda artış göstermesi tesadüf değildir.”
Birlikte Mücadele Vurgusu
Siyasi iktidarlar ve bu piyasalaştırma uygulamalarında en çok imzası bulunan AKP hükümetlerinin, bu uygulamaları direk mağdur olan kesimleri yalnızlaştırarak, yürütebildiğine dikkat çeken Göltaş, sözlerini şöyle tamamladı:
“Tekel işçilerine geniş kamuoyu desteği olmasına rağmen ne yazık ki işçi sınıfı ve sendikalar üretimden gelen güçlerini kullanarak verebilecekleri asli destek konusunda isteksiz davranmıştır. Gelinen aşamada Tekel işçilerinin 4-C mücadelesi sönümlenmiştir. Büyük Ankara Yürüyüşü’nün ardından en büyük işçi hareketi olarak nitelendirilebilecek, Tekel eylemi bugün bize yeniden bir yol haritası çizmektedir. Hak arama arayışında mutlak birlikteliği sağlayamadığımız, herkesin ‘elini taşın altında’ bulundurmadan, başarıya ulaşma şansı yoktur. Bugün hep birlikte kaldırmak zorunda olduğumuz o ‘taş’ her zamankinden daha
ağırdır. İnsanca yaşam ve çalışma koşullarının sağlanmadığı ülkelerde ilerleme kaydedilmesi, demokrasinin oturtulması mümkün değildir.”
Maden İşçisi Önderlik Ediyor
Yrd. Doç. Mustafa Yüce ise Genel Maden İşçileri Sendikası’nın 1946 yılında henüz sendikalar yasası olmadığı için faaliyetlerine dernek olarak başladığını hatırlatarak, “1963 yılında çalışanlara toplu sözleşme hakkı tanınmasının ardından ilk toplu sözleşmeyi hazırlayan da Genel Maden İşçileri Sendikası olmuştur. Bu hak tanınmadan toplu sözleşmeyle ilgili tüm hazırlıklarını yapmış tek sendikadır” diye konuştu.
1980 sonrası uygulanan liberal politikaların, maden işçilerinin çektiği sıkıntılara işsizliği, düşük ücret ve kötü çalışma koşullarının eklenmesine neden olduğunu belirten Yüce, “Maden işçilerinin yapısı sessizce oturup, beklemeye uygun değildir. Bu nedenle grev süresince işyerlerinden kent merkezine yürüyüşler gerçekleştirmişler ve tepkilerini ortaya koymuşlardır” diye konuştu.
Üçüncü Mükellefiyet Dönemini Yaşıyoruz
Konuşmasında Zonguldak kömür havzasında yaşanan 1. ve 2. zorunlu iş
74 elektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011
mükellefiyeti dönemlerini ve o dönemlerdeki çalışma koşullarını anlatarak başlayan Maden Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Torun, bugün taşeronlaşma ve özelleştirme uygulamaları ile benzer koşulların oluşturulduğuna dikkat çekti. Torun, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Zonguldak kömür havzasında bölge insanı iki kez zorla ocaklarda çalıştırıldı. Osmanlı İmparatorluğu döneminde yürürlüğe konan 1. mükellefiyet döneminin ardından 1940’lı yıllarda da 2’inci mükellefiyet dönemi yaşandı. Zonguldak’ta madencilik dipçik zoruyla yapıldı. Gün doğumuyla başlayan iş, gün batımına kadar sürüyordu. İnsanlık dışı uygulamalar söz konusuydu. 1. mükellefiyet döneminde düşük ücretlerle çalışan işçiler köylerine dönerken bu paralarını da eşkıyaya kaptırırdı. Mekke’deki kandillerin yağının parası bile havzadaki işçilerin ücretlerinden kesinti yapılarak karşılanıyordu. 2. mükellefiyet dönemi ise 1940’tan itibaren uygulandı. Dipçik zoruyla insanlar madenlere sokuldu. Ocaktan kaçan işçilerin aileleri rehin alındı. Bu dönem 7-8 yıl sürdü. Bugün de insanların açlık ve yoksullukla maden ocaklarında çalışmaya mecbur bırakıldıkları 3. mükellefiyet dönemi yaşanıyor. Örgütsüz, iş güvencesinden yoksun,
iş güvenliği önlemleri alınmadan denetimsiz çalışılan, artan kazalarda ölümlerin yaşandığı, insanların açlık ve tokluk arasında seçim yapmak zorunda bırakıldığı bir mükellefiyet dönemi yaşıyoruz”
TTK İş Yapamaz Duruma Düştü
Zonguldak, Bursa ve Balıkesir’de maden kazaları yaşandığını hatırlatan Torun, kayıtlara geçmeyen ölümlü kazalarında bulunduğunu kaydetti. 2009’da madenlerdeki ölümlü kaza sayısının 98 olduğunu belirten Torun, “Odamızın kayıtlarına göre 2010’da madenlerde 110 ölümlü kaza meydana geldi. Böyle bir süreç yaşıyoruz” diye konuştu.
TTK Karadon Müessesesi’nde taşeron şirketin çalıştığı ocakta, 17 Mayıs 2010 tarihinde meydana gelen grizu patlamasında hayatını kaybeden 30 işçiden 2’sinin cenazesine halen ulaşılamadığını kaydeden Torun, “Cenazesini bile yer altından çıkarma işini taşerona veren TTK ile karşı karşıyayız. Cenazelerin çıkarılma işinin Çinli bir firmaya uluslararası bir ihaleyle verilmesi yöneticilerin ayıbıdır, bizim için de işkencedir, zuldür. TTK, 1992’deki Kozlu faciasında 6 milyon metreküp suyu basan ve ardından boşaltan bir kurumdu. Ama ne yazık
ki son kazada 10 bin metreküp suyu boşaltıp, cenazeleri alamayacak hale getirildi” dedi.
700 Binden 210 Bine Gerileme
Büyük Ankara Yürüyüşü’nün yapıldığı dönemdeki gelişmeleri aktaran Gazeteci-Yazar Yıldırım Koç, şöyle konuştu:
“1980 ve özellikle 1983 sonrasında yaygın bir mutlak yoksullaşma vardı. 1990 yılına gelinceye kadar bir kaç grev dışında ciddi bir kitlesel tepki yoktu. Mutlak yoksulluğun eyleme dönüşmesini sağlayan değişiklik hükümetin zayıflığının, hakim sınıflarda bir çatlağın algılanmasıdır. O dönemde iktidarda olan ANAP’ın genel seçimlerde yüzde 37 oy almasına rağmen 1989 yılı yerel seçimlerinde oy oranı yüzde 21’e düşmüştür. Bu tablo iktidarın yeterince güçlü olmadığı izlenimini doğurdu ve bahar eylemleri patladı. 4-8 Ocak 1991 yürüyüşü bahar eylemleriyle başlayan eylemlerin zirvesidir.”
1991 sonrasında sendikalı işçi sayısının hızla gerilediğine işaret eden Koç, 20 yıllık dönemi şöyle özetledi:
“1980’den 1990’a kadar sendikalı işçi sayısında ciddi bir düşme yoktur. Ancak 1991’den itibaren sendikalı işçi sayısı sistemli bir şekilde azaltılmıştır. Üç temel politika uygulandı. Birincisi özelleştirmeler başladı. Bu özelleştirmeler iç ihtiyaçtan çok emperyalizmin dayattığı politikalarla hayata geçti. İkincisi hizmet alımı ve taşeronlaşma yaygınlaştırıldı. Bunun amacı da işgücü maliyetini düşürmektir. Üçüncüsü re’sen emeklilik yürürlüğe konmuştur. Kamuda bu üç politikayla işçi sayısı sistemli bir biçimde azaltıldı. 1995’de Türk-İş, 700 bin işçi adına toplu sözleşme görüşmeleri yapardı. 2009 yılında 251 bin işçi adına görüşme yapıldı. Bu yıl ise 210 bin işçiye kadar indi.” <
elektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011 75
ENERJİ POLİTİKALARI ve ÖZELLEŞTİRMELER*
Serdar Paker EMO Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı
Enerji alanı, ulusal ve uluslararası düzeydeki ekonomik koşullarla doğrudan bağlantılı olarak şekillendirilmektedir. Türkiye’deki elektrik enerjisi alanına yönelik politikalar da uygulanan ekonomik politikalarla paralellik arz etmektedir. İlk elektrik üretiminden itibaren uygulanan elektrik enerjisi politikalarını ekonomi politikalarıyla birlikte incelediğimizde bugün ülkemizde gelinen noktayı daha iyi değerlendirmek mümkün olacaktır.
1902-1923 Dönemi
Anadolu’da ilk elektrik üretimi 1902 yılında Tarsus’ta Berdan Nehri üzerinde gerçekleştirilmiştir. Su değirmeni miline kayışla bağlı 2 kilovat (kW) gücündeki İtalo Suissera dinamo ile Tarsus sokakları ve birkaç konut aydınlatılmıştır. Bu dönem Osmanlı Devleti’nin büyük miktarlarda yüksek faizli dış borç sebebi ile ekonomik bağımlılığı kabul etmek zorunda kaldığı, Fransa ve İngiltere’nin ekonomik karar merkezlerini tamamen egemenliği altına aldığı liberal ekonomi dönemidir. İstanbul’da 1913 yılında Macar Ganz Şirketi tarafından kurulan 15 megavat (MW) güce sahip Silahtarağa Termik Santralı üretime başlamıştır; 1914-1983 yılları arasında İstanbul’a elektrik sağlayan ilk kent ölçekli elektrik santralıdır. Osmanlı Hükümeti, devlet güdümlü piyasa ekonomisi (milli
iktisat) tercihiyle devlet müdahalesiyle kalkınma modeline geçiyordu, ancak 1. Dünya Savaşı sonunda mali yapısı iyice bozulan Osmanlı Devleti’nin çöküşü kaçınılmaz hale gelmiştir.
1923-1933 Dönemi
Bu dönem Kurtuluş Savaşımız sonrasında emperyalizme karşı mali bağımsızlığımızın da kazanılması mücadelesini kapsamaktadır. Bu dönemde özel teşebbüse dayalı liberal bir ekonomik politika izlenmiştir. 1923 yılında ülkemizde enerji konusunda hakim olan politika; enerji ihtiyacının zorunlu durumlar dışında yerli kaynaklardan özellikle maden kömürü ile karşılanması yolunda olmuştur. İzmir İktisat Kongresi’nde alınan kararlar gereği yabancı şirketlere verilen imtiyazlar devam ettirilmiş ve sektörde faaliyet gösteren Alman, Fransız, İtalyan, Belçika ve Macar firmaları muhafaza edilmiş, liberal ekonomik yapı hedeflenmiştir.
Yabancı sermaye tarafından inşa edilen santrallar kolay kredi bulması, mobilize olması ve kolay işletmeye alınması sebebiyle motorin yakıtlı olmuştur. Ülke elektrifikasyonu bu küçük yerel santrallar ve onların beslediği birbirlerinden ayrı yerel dağıtım şebekelerinin işletilmesi şeklinde oluşuyordu. Yerli özel sermaye de bu sektöre girmiş
* Bursa’da 2-5 Aralık 2010 tarihleri arasında yapılan Elektrik, Elektronik ve Bilgisayar Mühendisliği Sempozyumu’nda (ELECO’2010) gerçekleştirilen açılış sunumudur.
76 elektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011
ve 11 Ekim 1926 tarihinde imzalanan imtiyaz sözleşmesi ile Kayseri ve Civarı Elektrik Türk Anonim Şirketi kurulmuştur. 1923 yılında 33 MW toplam kurulu güç 1930’da 78 MW seviyesine gelebilmiştir. ABD borsasının çökmesiyle başlayan 1929 Dünya Ekonomik Bunalımı, Amerika ve Avrupa’yı merkez almasına rağmen, ülkemizde de yıkıcı etkiler yaratmıştır.
1933-1950 Dönemi
İktisadi bağımsızlık ve hızlı kalkınma hedefi için ekonomi politikasının rotasının devletçiliğe çevrilmesi bir zorunluluk haline gelmişti. Devletin ekonomideki rolü, elektrik piyasasına da yansımıştır. Birinci beş yıllık sanayi planı hazırlanarak yürürlüğe konmuştur.(1933-1937)
Ancak bu planlı dönem sonrasında 2. Dünya Savaşı ve sonrasında 1963 yılına kadar planlı dönem uygulanamamıştır. 1933 yılında İller Bankası kurulmuş, aynı yıl çıkarılan Belediyeler Yasası ile belediyelere elektrik santralı kurma yetkisi verilmiştir. 1938-1944 arasında bütün yabancı sermayeli ve imtiyazlı santral şirketleri kamulaştırılmıştır. Bu dönemde ülkemiz elektrik üretiminde toplam kurulu güç 407 MW’a ulaşmıştır. Ülke enerji kaynaklarının geliştirilmesi için kamu idareleri kurulmuştur:
- Kömür ve petrol kaynaklarının araştırılması için Maden Tetkik ve Arama Enstitüsü (MTA). - Maden işletmeleri kurmak, işletmek ve enerji üretmek için Etibank. - Su kaynaklarını ve elektrik üretim imkanlarını araştırmak için Elektrik İşleri Etüt İdaresi (EİE).
2. Dünya Savaşı’nın etkileri tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’nin de ekonomik dengelerini sarsmıştır. 1946 yılındaki ekonomik krizde ihracatı artırmak için devalüasyona gidilmiştir.
1950-1960 Dönemi
1950 yılındaki iktidar değişikliği ile ekonomi yönetimi yeniden özel sektör ağırlıklı ekonomi politikasına evrilmiştir. 1953’de 1. Enerji İstişare Kongresi toplanmış ülke enerji politikasına dair çok önemli kararlar almıştır:
- Küçük güçlü yerel dizel santrallar yerine, daha güçlü kömür ve hidro elektrik santralların kurulması. - Şehirlerin birbirinden izole elektriklendirilmesi yerine, ülke çapında kurulacak enterkonnekte şebekeye bağlanacak bölge santralları ile tüm ülkenin elektriklendirilmesi. - Bütün bu amaçlara ulaşmak için çeşitli kuruluşlarca yürütülen elektriklendirme faaliyetlerinin tek elde, Türkiye Elektrik Kurumu (TEK) bünyesinde toplanması.
1954’de liberal anlayışla hazırlanan Petrol Yasası ile özel hukuk hükümlerine tabi, anonim şirket statüsünde Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı kurulmuş ve Maden Tetkik Arama’nın petrol ayağı bu kuruluşa devredilmiştir. Aynı yıl, aynı anlayışla 6309 sayılı Maden Kanunu yürürlüğe girmiştir. Böylece kamu sektörü ayrıcalığının kaldırılması ve özel sektör ile kamu sektörünün tamamen eşit duruma getirilmesinin yasal altyapısı gerçekleşmiştir.
Bu dönemde enerji üretiminin geliştirilmesi için kurum ve kuruluşların oluşturulmasına devam edilmiştir:
- Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü (DSİ) - Türkiye Kömür İşletmeleri Kurumu (TKİ) - Çukurova ve Kepez Hidroelektrik Santrallarının (HES) yapılması.
Zonguldak Çatalağzı Termik Santralı’nın kurulması, 154kV enerji nakil hattı ile İstanbul’a bağlanması bu dönemde gerçekleşmiştir. Bu hat aynı zamanda ulusal enterkonnekte sisteminin başlangıcıdır. Seyhan Barajı ve HES, Sarıyar Barajı ve HES ile Tunçbilek Termik Santralı, Hirfanlı Barajı ve HES bu dönem kurulan santrallardan bazılarıdır.
Aynı dönemde kurulan özel imtiyazlı şirketler, Kuzeybatı Anadolu Elektriklendirme T.A.O., Ege Elektrik T.A.O. Çukurova Elektrik A.Ş. ve Kepez Elektrik A.Ş.’dir. Bu dönemde kurulu gücümüz 1272 MW’a ulaşmıştır. Özellikle dönemin sonlarında kamu yatırımlarının toplam
yatırımlardaki payı yüzde 38’den yüzde 50’ye çıkmış; devletin özel sektör üzerindeki kontrol ve denetimleri savaş yıllarını aratacak düzeye yükselmiştir. 1958 yılında ülke ekonomisi krize girmiş, çok sayıda küçük ve orta ölçekli şirket ile birlikte yedi banka iflas etmiştir. Bunun üzerine hükümet Uluslararası Para Fonu (IMF) ile istikrar programı uygulamayı kabul etmiş ve ilk stand-by anlaşması imzalanmıştır.
1960-1980 Dönemi
Bu dönem yeniden devlet ağırlıklı karma ekonomi dönemidir. DPT’nin kurulması ile 5 yıllık plan dönemleri sürekli hale gelmiştir. 1. Beş Yıllık Plan Dönemi’nde Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, 2. Beş Yıllık Plan Dönemi’nde de TEK kurulmuştur.
Belediyeler ve İller Bankası dışında bütünlük sağlanmış; üretim, iletim ve dağıtım tesislerinin yapım ve işletilmesi ile elektrik sektörünün planlanması tekel statüsüyle TEK’e verilmiştir. TEK’in kurulması ile imtiyazlı elektrik ortaklıkları politikasından vazgeçilmiş, ancak daha önceki yıllarda kurulmuş olan imtiyazlı ortaklıklar varlıklarını sürdürmüşlerdir. 1973-74 ve 1979-80 petrol krizleri, Türkiye ekonomisini derinden etkilemiş; dış borç yükünün aşırı artması ekonomik krize sebep olmuştur. Ülkenin çok yerinde elektrik üretimi amaçlı düşük maliyetli açık kömür işletmeciliğine geçilmiştir. (Seyitömer, Yatağan, Elbistan vd.) 1967 yılında bulunan Elbistan Linyit Havzası’nın üretilebilir kömür rezervi TKİ’nin yaptığı değerlendirmeler ve MTA’nın bulduğu rezerv artışıyla birlikte en az 4.5 milyar ton’dur. 1973 yılında 4x344 MW’lık Afşin Elbistan Termik Santralı’nın yapımına başlanarak bölgedeki bol miktarda ama düşük kalorili linyit rezervlerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. (A Ünitesi 1984 yılında üretime başlamıştır.)
1974 yılında Fırat Nehri üzerine toplam kapasitesi 1330 MW olan Keban Barajı ve HES’in ilk 4 türbini devreye alınmıştır. (İkinci 4 türbin 1981’de devreye alınmıştır.)
elektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011 77
1980-2001 Dönemi
Türkiye ekonomisinde yapısal dönüşüm 24 Ocak 1980 kararları ile başlamıştır. 1980 yılındaki iktidar değişikliği sonucunda yeniden liberal ekonomiye geçilmiştir. 1980 yılında ülkede toplam kurulu güç 5 bin 118 MW’a, üretim ise 23 milyar kilovat saat (kWh) kapasitesine ulaşmıştır. 1982 yılında belediyeler ve birliklerin ellerindeki elektrik tesisleri TEK’e devredilmiştir. İnşası 1983 yılında başlayıp 1999’da biten Atatürk Barajı, dünyada gövde hacmi bakımından 4. ve su hacmi bakımından da 9. sıradadır. Fiziki büyüklüğünün yanında, Türkiye’nin en büyük kaya dolgu barajı olan Atatürk Barajı, 8x300 MW kurulu gücü ile Türkiye’nin en büyük hidroelektrik santralıdır. 1984 yılında kabul edilen 3096 sayılı Yasa ile TEK’in tekel statüsü kaldırılmış; özel sektöre, üretim, iletim, dağıtım ve ticaret yetkisi veren, yap-işlet-devret (YİD) modeline, otoprodüktör uygulamasına ve mevcut tesislerin işletme hakkı devirlerine (İHD) imkân sağlanmıştır. 1993 yılında 513 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile TEK, Türkiye Elektrik Anonim Şirketi (TEAŞ) ve Türkiye Elektrik Dağıtım Anonim Şirketi (TEDAŞ) olarak ikiye bölünmüştür.
Ardından satışına yönelik olarak dağıtım şirketlerine ayrılmasıyla TEDAŞ’ın merkezi yapısı bir kez daha dağıtılmıştır. 1993 sonunda başlayan ekonomik kriz, 5 Nisan 1994’de alınan kararlarla dizginlenmeye çalışılmış, bu arada 3 banka iflas etmiştir. Sektörde uygulanan özelleştirmelerde araç olarak YİD, yap-işlet (Yİ) ve İHD modelleri kullanılmıştır. Ancak sektör bu modelleri Hazine garantileri ile donatılmış bir kapitülasyon modeli haline getirmek için yoğun bir uğraş vermiştir. Anayasa’nın 47, 125 ve 155. maddelerini değiştiren yasa ile sektörde iç hukuk sistemi yerine “uluslararası tahkim”in önü açılmıştır.
sayılı Elektrik Piyasası Kanunu (EPK) 20 Şubat 2001 tarihinde yasalaştırılarak, elektrik sektöründe özelleştirmenin ve liberal sektör yapısının yeni çerçevesi çizilmiş; kamusal hizmet olmaktan çıkartılan elektrik enerjisi alınıp satılan bir mal olarak tanımlanmıştır. En önemli yapısal değişiklik, TEAŞ’ın üçe bölünmesidir. Oluşturulan yapıda iletim kamuda kalacak, üretim ve dağıtım özelleştirilecektir.
4628 sayılı Yasa ile Elektrik Piyasası Düzenleme Kurumu kurulmuş, daha sonra 4646 sayılı Doğal Gaz Piyasası Kanunu ile de Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) adını almıştır. Kuruma, 5015 Sayılı Petrol Piyasası Kanunu ile petrol piyasasını, 5307 Sayılı Sıvılaştırılmış Petrol Gazları (LPG) Piyasası Kanunu ile de sıvılaştırılmış petrol gazları piyasasını düzenleme ve denetleme görevleri verilmiştir. EPDK, 19 Kasım 2001 tarihinde görevine başlamıştır. Bu kanunların amacı; elektriğin, doğalgazın, petrolün ve LPG’nin yeterli, kaliteli, sürekli, düşük maliyetli ve çevreyle uyumlu bir şekilde tüketicilerin kullanımına sunulması için, rekabet ortamında özel hukuk hükümlerine göre faaliyet gösterebilecek, mali açıdan güçlü, istikrarlı ve şeffaf bir enerji piyasasının oluşturulması ve bu piyasada bağımsız bir düzenleme ve denetimin sağlanmasıdır.
2007 yılında 5627 sayılı Enerji Verimliliği Kanunu yayımlanarak; enerjinin etkin kullanılması, israfının önlenmesi, enerji maliyetlerinin ekonomi üzerindeki yükünün hafifletilmesi ve çevrenin korunması için enerji kaynaklarının ve enerjinin kullanımında verimliliğin artırılması amaçlanmıştır. Yasada Elektrik Mühendisleri Odası, Makina Mühendisleri Odası ve üniversiteler bu konuda uygulamalı eğitim çalışmaları yapması konusunda görevlendirilmiştir.
Gelinen Nokta ve Sonuçlar
4628 sayılı Kanun’un amaç maddesinde “Bu Kanunun amacı; elektriğin yeterli, kaliteli, sürekli, düşük maliyetli ve çevreyle uyumlu bir şekilde tüketicilerin kullanımına sunulması için, rekabet ortamında özel hukuk hükümlerine göre faaliyet gösterebilecek, mali açıdan güçlü, istikrarlı ve şeffaf bir elektrik enerjisi piyasasının oluşturulması ve bu piyasada bağımsız bir düzenleme ve denetimin sağlanmasıdır” denilmektedir. Yasanın hedef olarak gösterdiği elektriğin yeterli, kaliteli, sürekli, düşük maliyetli ve çevreyle uyumlu bir şekilde tüketicilerin kullanımına sunulmasını, önceliği kar olan özel şirketlerden bekleme yaklaşımı, kendi içinde tutarlı değildir. Elektrik enerjisi kamu hizmeti
2001-2010 Dönemi
2000 yılında yaşanan para krizinden sonra 2001 Şubat ayında döviz darlığı ve kamu borçlarının ödenmesinde yeni bir ekonomik kriz patlak vermiştir. 4628
78 elektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011
olmaktan çıkartılmış piyasa malı olarak tanımlanmıştır. Dolayısıyla toplum yararı artık öncelikli değildir. Elektrik yatırımları ve bakım, onarım, yenileme faaliyetleri şirketlerin karlılığı temelinde serbest piyasa mekanizmasının kaderine terk edilecektir. 4628 sayılı Yasa’nın ilk yürürlüğe giren şeklinde, dağıtım şirketlerinin dağıttıkları elektriğin yüzde 20’sini kendi üretim şirketlerinden satın alabilmeleri öngörülmüşken, Yasa’da yapılan değişiklikle bu sınır kaldırılmıştır. Bölgelerinde tekelci bir faaliyet yürütecek bu şirketler, üretim şirketlerinin de sahibi olmak yoluyla, kendi dağıtacakları ve perakende satışını yapacakları elektriği, yine kendi üretim santrallarından temin
etme olanağına sahip olacaklardır. Yatay bütünleşme denilen ve birden fazla dağıtım bölgesinin tek bir şirketin eline geçmesi anlamına gelen tekelci yapının oluşmasının önünde de herhangi bir engel bulunmamaktadır. Daha bugünden gerçekleştirilen dağıtım bölgesi ihalelerinde 4 farklı dağıtım bölgesini aynı şirket almış durumda.Gelecekte şirket devralmaları ya da birleşmeleri sonucunda daha da tekelci bir yapının doğması kaçınılmazdır. Uluslararası şirketlerin artan pazar payları ile enerji güvenliği daha da tehlikeli boyutlara gelecektir. Elektrik sektörü için donanımlı insan kaynağı yetiştiren kamu kurumları bu işlevden kopartılmış, sektörde yetişmiş insan kaynağı tükenmeye başlamıştır. Sektörde çalışanların iş güvencesi yok olmaktadır. İşten çıkarmalar ve taşeronlaşma ile yeni sosyal sorunlar oluşacaktır. Teknolojik gelişmelerin takibi ve Ar-Ge yatırımları belirsiz bir dönem ile karşılaşılacaktır.
Enerji politikasının temel amacı; artan nüfusun ve büyüyen ekonominin enerji ihtiyacının, sürekli, kaliteli ve güvenli bir şekilde düşük maliyetle karşılanmasıdır. Bu çerçevede; ulusal enerji politikalarının 10 yıllık ve 20 yıllık perspektifte oluşturulması, piyasa mekanizmasının kaderine terk edilmemesi gereklidir. Arz-talep projeksiyonlarına göre önümüzdeki dönemde (2011-2013) oluşması öngörülen elektrik arz açığının giderilmesi için hızla önlem alınmalıdır. Sürdürülebilir enerji arz güvenliği için kamunun yeniden enerji yatırımlarına girmesi gereklidir. Elektrik enerjisi üretiminde, ithal bir kaynak olan doğalgaza aşırı bağımlılığı azaltmak üzere; kömür, jeotermal ve hidrolik kaynakların kullanımına tarih ve çevreninin tahribine yol açmadan hız verilmeli, rüzgar ve güneş enerjisinden daha etkin faydalanmalıdır. Enerji verimliliğini artırmaya yönelik daha etkin uygulama mekanizmaları oluşturulmalıdır. Elektrik enerjisinden tam olarak ve en verimli şekilde yararlanabilmek için elektrik enerjisi üreten santrallardan, en uçtaki tüketicilere kadar uzanan sistemler topluluğunun bir bütün olması, bu bütünün her kademesinde tek bir yönetimin egemen olması gerekmektedir.
GELİNEN NOKTA VE SONUÇLAR TEK’in kurulduğu 1970 yılından bu yana elektrik enerjisi üretim-tüketim durumu
YILLAR
1970 1975 1980 1985 1990 1995 2000 2005 2009
TERMİK ÜRETİM GWh
5.590 9.719 11.927 22.174 34.395 50.706 94.014 122.337 157.359
HİDROLİK ÜRETİM GWh
3.033 5.904 11.348 12.045 23.148 35.541 30.879 39.561 35.958
RÜZGAR ÜRETİM GWh
33 59 1.495
TÜRKİYE ÜRETİMİ GWh
8.623 15.623 23.275 34.219 57.543 86.247 124.926 161.956 194.813
DIŞ ALIM GWh 0 96 1.341 2.142 176 0 3.791 636 812
DIŞ SATIM GWh
0 0 0 0 907 696 437 1.798 1.546
TÜRKİYE TÜKETİMİ GWh
8.623 15.719 24.617 36.361 56.812 85.552 128.280 160.794 194.079
Kaynak: TEİAŞ
KURULU GÜÇ MW
2.235 4.187 5.119 9.119 16.315 20.952 27.264 38.820 44.761
elektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011 79
Elektrik Dağıtım Kurumları Özelleştirilirken;
YAŞAMIN İÇİNDE, KAPSAMIN DIŞINDA MÜHENDİS OLMAK...
Musa Çeçen TMMOB Yüksek Onur Kurulu Üyesi
Elektrik Dağıtım Şirketlerinde “kapsam dışı personel” olarak çalışan meslektaşlarımız için zor günler geldi dayandı. Bugün yaşanan olumsuzluklar; sorunun özünü kavramak, verilecek mücadelede nerede saf tutulacağına ve birlikte nasıl yürüneceğine yönelik ipuçları sunmaktadır.
Her şey kapitalizmin yeni liberal düzen adı altında yaşamı allak bullak ettiği dönemle başlamıştı. Bu yaşananlar; Fordizmin kol gezdiği, emeğin değersizleştirilip sıradanlaştırıldığı, alın terinin ucuza kapatıldığı, bir krizden çıkmadan diğerine devrildiğimiz karabasan yılların devamıydı.
Özelleştirme ve piyasalaştırma kavramı allanıp pullanarak topluma sunulmuş, kamu hizmetlerine ayrılan kaynaklar kısılarak, hizmet kalitesi bozulmuş ve özelleşme bu yolla halk nezdinde tek çıkar yol olarak dayatılmıştı.
İşte böyle bir süreçte emeğin esnekleştirilmesi ve iş güvencesiz çalışma koşullarının dayatılması artık mühendisler için de geçerliydi. Zira Elektrik Dağıtım Kuruluşları şirketleştirilerek Ticaret Kanunu kapsamında özelleştirme için hazırlanmıştı. Böyle bir süreçte kafa ve kol emeğiyle çalışan emekçilere gereksinim vardı. Ancak bu gereksinime karşılık her an iş akdinin feshedilebileceği bir yasal düzenleme yapılmalıydı!
İşte 2003 yılında başlayan bu yöntemle 2009 yılına kadar 4046 Sayılı Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanun’la “kapsamdışı personel” olarak zikredilen 4857 sayılı İş Kanununa tabi mühendis personel istihdamı gerçekleştirildi.
2003’lü yılların başlangıcında bu statüde istihdam edilen meslektaşlarımızla çoğu kez temas kurma yönündeki girişimlerimize çok az sayıda meslektaşımız yanıt vermişti.
Kapsam dışı personel olarak sendikal örgütlenme dışında tutulan, diğer bir deyimle “sendikal haklardan mahrum işçiler” ileride özelleştirilecek dağıtım şirketlerinde ya düşük ücrete razı olarak çalışacak ya da rahatlıkla iş akdi feshedilecek kişiler olarak kurgulanmıştır.
Ülkemiz mühendislik birikimi özelleştirme ve piyasa kavramıyla ağır darbe almış, yok olma riskiyle karşı karşıya kalmıştır. Ülkeyi yönetenler; elektrik dağıtımı ve işletmesinin el yordamıyla yürüdüğünü, bunun da ağırlıklı olarak ‘kapsam dışı personel’e’ borçlu olarak gerçekleştirildiğini gözden kaçırmış görünmektedir.
“-demeye de dilim varmıyor amakabahatin çoğu senin, canım kardeşim!.”
Nazım Hikmet’in bu sözleri doğru olmakla birlikte bugün, 12 Eylül darbecilerinin taşeronluğunda kapitalizmin toplum mühendisliği projesinin hayata geçirildiğini tespit etmek zor değildir. İşkence, kan ve ölümle sahneye koyulan bu tragedya; hayatın her alanını ters yüz etmiş, birey kavramı öne çıkarılarak çalışanlar politikadan koparılmış, siyasetten arındırılmış toplum dinamikleri örgütsüzlüğe mahkum edilmiştir. Görece ülkede en büyük emek örgütü gibi görünen yapılar ise yönetimlerinde yaşanan seçkinci yaklaşımla emek mücadelesini iktidara yakın olarak sürdürmeyi marifet sayarak sürekli kan kaybetmiştir.
İşte böyle bir iklimde yetişen birçok meslektaşımızın TMMOB ve odalarına bakışında da bu izleri görmekteyiz. Zira lise yıllarından başlayarak üniversite yaşamları siyasetten ve politikadan arındırılmış bir ortamda geçen bir çok meslektaşımızın yaşanan siyasal ve politik iklimi kavramaları zorlaşmaktadır. Diğer yandan okul sonrası işsizliğin karabasanında yıkılan hayalleri de eklendiğinde hayata verdikleri tepki ya da tepkisizliği anlamak oldukça zor ve karmaşık tahliller gerektirmektedir.
Bugün elektrik dağıtım şirketlerinin neredeyse tamamı özelleştirilmiş, çok azında son imzaların atılması ve devirlerin gerçekleştirilmesi beklenmektedir. Kamuya ait bu şirketlerde çalışanlar bugünlerde gerilim ve gelecek kaygısı içindedirler. Kapsam dışı çalışanlara başka kamu kurumlarına geçiş hakkı tanınmayarak, seçenek bırakılmamaktadır.
80 elektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011
Bir çoğu TEDAŞ’ta yöneticilik, kontrollük, ilçe işletme şefliği gibi ağır sorumluluk içeren görevleri de yürütmüş meslektaşlarımız, adeta özel şirketlerin çıkarlarına uygun olarak yapılan düzenlemeler sonucu “tepsi içinde” sunulmaktadır.
Çözüm var mı?
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nca (ETKB) yapılan bir çalışmanın (10 Şubat 2010 tarih ve B.15.0.HKM.10.01/ 68O sayılı yazı ile) TEDAŞ, TEİAŞ, EÜAŞ, AKTAŞ, ÇEAŞ ve Kepez A.Ş’de toplu iş sözleşmesi kapsamı dışında tutulan personelin, 399 Sayılı Kanun Hükmündeki Kararname’ye Tabi Sözleşmeli Pozisyonlara Atanmaları Hakkındaki Kanun Tasarısı’nın yasalaşması için Başbakanlığa gönderildiği bilinmektedir. Ancak özelleştirmenin altyapısı olarak yapılan bu düzenlemenin çıkarılması pek olası görünmemektedir.
Bu durumda çalışma yaşamını düzenleyen yasalar ve ülkemizin de imzalamış olduğu uluslararası düzenlemelerin takibi ve çalışanlara yönelik olumsuzlukların giderilmesi için topyekun mücadeleye gereksinim bulunmaktadır.
Böyle bir mücadele verilmemesi halinde kapsam dışı personel olarak çalışan meslektaşlarımızın sömürü düzeni içinde varlıklarını sürdürmeleri giderek güçleşecektir. Buna karşı duruş ise ancak örgütlü bir mücadele pratiği ile sağlanabilecektir.
Bu mücadelenin ilk adresi ise Anayasal bir kurum olarak TMMOB çatısıdır. Diğeri ise sendika çatısı altına girmektir. Zira kapsam dışı personel olarak adlandırılan
işçi statüsü ile istihdam edilen meslektaşlarımız Anayasal hak olan örgütlenme özgürlüğünden mahrum bırakılarak sermayenin talepleri yerine getirilmiştir.
Diğer yandan yakın zaman önce Telekom özelleştirmesi sırasında 25 Temmuz 2005 tarih ve 2005/9146 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile 190 sayılı K.H.K. kapsamında bulunan kurum ve kuruluşların boş memur kadrolarına kapsam dışı personel nakilleri yapılmıştır. Yine Çaykur’da 24 Nisan 2007 tarih ve 2007/12059 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile kapsam dışı personelin 399 sayılı KHK’nin 3/c maddesinin sözleşmeli personel kapsamındaki kadrolara atanarak nakilleri gerçekleştirilmiştir. Türkiye Denizcilik İşletmeleri A.Ş.’de de kapsam dışı personelin benzer uygulama ile nakilleri yapılmıştır.
Yukarıda verilen örneklere karşın TEDAŞ çalışanı kapsam dışı personelin benzer bir uygulamadan yararlanması önüne engel çıkarılması manidardır.
ETKB’nın ilgili kurumlardan bilgi ve belge toplayarak yasa taslağı hazırlaması, mevcut güncel sıkıntıyı Başbakanlığa iletmesinin, tüm elektrik dağıtım anonim şirketlerinde çalışan meslektaşlarımızı etkilediği ve büyük bir sevinç yarattığı bilinmektedir. Ancak 10 Şubat 2010 tarihli yasa taslağı üzerinden tam bir yıl geçmiş olmasına karşın, elektrik dağıtım kuruluşlarının özelleştirme ihalelerinin (Aras hariç) tamamlanmış olması ETKB tarafından hazırlanan kanun taslağının samimiyetsizliğini ortaya koymaktadır. Zira bugüne değin konu ile ilgili herhangi bir açıklamanın yapılmamış olması da geçiş döneminde mevcut personele moral desteği üretmek ve geçiş sancılarını azaltmaktan öte bir anlam taşımadığını göstermektedir.
Çare; tüm çalışanların kendilerine reva görülene değil, insanca ve onurlu bir yaşam için, sömürüye katlanmak yerine direniş için demokratik hak arama mücadelesi saflarında yerini almaktan geçmektedir. Jean Paul Sartre’ın dediği gibi; “İnsanın özgürlüğü, kendisine yapılanlara karşı takındığı tavırda gizlidir.”<
elektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011 81
NKP EŞGÜDÜM KURULU TOPLANTISI YAPILDI
Nükleer Karşıtı Platform (NKP) Eşgüdüm Kurulu toplantısı, 16 Ocak 2011 tarihinde İstanbul’da yapıldı.Toplantıda NKP yapısının daha etkin kılınmasına yönelik öneriler ve bu yıla ilişkin merkezi ve yerellerde yapılabilecek eylem takvimi görüşüldü. Çernobil Faciası’nın yıldönümü olan 24 Nisan’da merkezi bir miting düzenlenmesi kararlaştırıldı.
NKP Eşgüdüm Kurulu Toplantısı’na, Batı Akdeniz Çevre Platformu (BAÇEP), Bisikletli Yaşam, Çevre Hukuku Derneği, Çevre Mühendisleri Odası (ÇMO), Türkiye Devrimci Banka ve Sigorta İşçileri Sendikası (DİSK-BANK SEN), Elektrik Mühendisleri Odası (EMO), Enerji Sanayi ve Maden
Kamu Emekçileri Sendikası (KESKESM), Greenpeace, İstanbul Tabip Odası, Jeoloji Mühendisleri Odası (JMO), Karadeniz İsyandadır Platformu, Küçükçekmece Sinoplular Kültür Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği, Mersin Barosu, Mersin NKP, Metalurji Mühendisleri Odası, İstanbul NKP, Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (KESK-SES), Sosyalist Gelecek Parti Hareketi, Sinop NKP, Sinopbizim, Sol Hareket ve Ziraat Mühendisleri Odası olmak üzere 21 farklı örgüt adına 48 kişi katıldı.
Toplantıda NKP örgütlenmesine ilişkin olarak hantallaşan yapının daha dinamik hale getirilmesi vurgulanırken, farklılıklarla bir arada bulunmaya ihtiyaç olduğu belirtildi. Platform örgütlenmesinin olabildiğince genişlemesi ve etkin hale gelmesi için, özellikle geniş toplum kesimlerine ulaşmak ve nükleer karşıtı bilincin yaygın hale getirilmesi gerektiği ifade edilirken, illerde platform yapıları oluşturmak için çalışmalar yapılması, platform olan illerdeki çalışmaların daha etkin hale getirilmesi üzerinde duruldu.
Koordinasyonun önemine de dikkat çekilen toplantıda, illerde alınan kararların ve etkinliklerin diğer illere duyurulması istendi. İller arasında koordinasyon sağlanması için platform olan illerin düzenli toplanması ve alınan kararları NKP yürütmesine bildirmesi kararlaştırıldı.
82 elektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011
NKP bileşeni olan yapılar içinde çalışma grupları kurulması önerilirken, çevre mücadelesi veren yapılarla nükleer karşıtı mücadelenin yan yana gelmesi üzerinde duruldu. NKP yapılanmasına destek veren çok sayıda örgüte yeniden ulaşmak için çalışma yapılması kararlaştırıldı.
24 Nisan Eylemliliği
Çernobil Faciası’nın yıldönümü olan 24 Nisan 2011 tarihinde NKP’nin merkezi miting gerçekleştirmesine karar verilirken, merkezi mitingin yapılacağı yer olarak Mersin, İstanbul ve Ankara olmak üzere 3 il önerildi. NKP Yürütme Kurulu tarafından yer tespiti yapılmasına karar verildi.
Akkuyu Yaz Kampı
NKP Eşgüdüm Kurulu toplantısında bu yıl yaz aylarında Akkuyu’da çadır kamplar oluşturulması önerilirken, NKP üyesi örgütler ve TMMOB’ye bağlı
odaların düzenleyecekleri öğrenci yaz kampı etkinliklerini Akkuyu’da yapmaları için çağrıda bulunulması kararlaştırıldı. Akkuyu yaz kampının altyapı ve olanaklarının araştırılması konusunda da Mersin NKP görev aldı.
Hukuk Mücadelesi
NKP Eşgüdüm Kurulu’nda, hukuk mücadelesini güçlendirmek üzere “Nükleere karşı avukatlar” toplantısı yapılması, hukuki duruma ilişkin bir çalışma yapılarak Devlet Denetleme Kurulu’na sunulması gündeme alındı.
Kampanyalar
Toplantıda, genel seçim sürecinde, “anti nükleerciler meclise girmeli” üzerinden bir kampanya yürütülebileceği belirtilirken, nükleer santral taliplileriyle ilgili de çalışmalar yapılması önerildi.
Kampanya önerileri kapsamında poster ve afişlerle destekli “Nükleere Karşı Ayağa Kalk!” önerisi getirildi.
Toplantıda, konfederasyon ve meslek örgütleri başkanlarının nükleer karşıtlığı konusundaki basın açıklamalarının etkili sonuçlar doğuracağı da dile getirildi.
NKP’nin, www.nukleerkarsitiplatform.org sitesinin yaygın duyurusunun yapılması, verilerle düzenli güncellenmesi, bilgilendirici bir merkez haline getirilmesi ve uluslararası nükleer karşıtı mücadelenin takibinin yapılması da toplantının diğer başlıklarını oluşturdu.
Yerellerde Yürütülecek Çalışmalar
NKP Eşgüdüm Kurulu toplantısında, yerellerde yürütülebilecek çalışmalara ilişkin olarak da Mersin Yeşil Ovacık’ta Mart 2011 sonunda bir miting yapılması; Sinop ve Akkuyu’da “Yeşil Ev” projelerinin hayata geçirilmesi; panel ve söyleşiler düzenlenmesi; parklarda çadır NKP’ler oluşturulması ele alındı.<
elektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011 83
EMO’DAN
YÖK’ÜN YAZISINA YANIT
Yükseköğretim Kurulu’nun (YÖK) Elektrik-Elektronik Mühendisliği bölümlerinden mezun olanların Elektrik Mühendisi olarak tanınmasına yönelik kararını bildiren yazıya, Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) tarafından yanıt verildi. EMO Yönetim Kurulu adına YÖK’e gönderilen yazıda, kararın gözden geçirilmesi istenirken, sorununun çözümü için “üniversitelerin vermiş oldukları diplomalarda, elektrik ya da elektronik mühendisi unvanının, verilen eğitime göre tek başına belirtilmesi ya da tüm Elektrik-Elektronik Mühendisliği bölümlerinde eşdeğer eğitim sağlanarak, bu bölümlerden mezun olanların hem Elektrik hem de Elektronik Mühendisliği alanında bütün donanıma sahip kılınmaları” önerisine yer verildi.
YÖK’ün 16 Aralık 2010 tarihinde EMO’ya gönderdiği yazıda, “Elektrik Mühendisliği Bölümü’nden mezun
teknik eleman yerine Elektrik-Elektronik Mühendisliği’nden mezun teknik eleman kullanılabileceği ile ElektrikElektronik Mühendisliği diplomasının Elektrik Mühendisliği diplomasına denk olduğuna, söz konusu bölüm mezunlarının aynı koşullarda KPSS Kılavuzu’nda tercih hakkına sahip olduklarına ve elektrik mühendisi hizmeti yapabileceklerine” karar verildiği bildirildi. YÖK’ün yazısına EMO tarafından 11 Ocak 2011 tarihinde yanıt verildi. EMO’nun yanıtı Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi, Devlet Personel Başkanlığı, Milli Savunma Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı, Maliye Bakanlığı, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, TBMM Dilekçe Komisyonu, Üniversitelerarası Kurul, Üniversite Rektörlükleri ve TEDAŞ Genel Müdürlüğü’ne iletildi.
EMO Yönetim Kurulu Başkanı Cengiz Göltaş imzalı YÖK’e gönderilen yazıda, genel olarak Elektrik-Elektronik Mühendisliği eğitimindeki Elektrik Mühendisliği derslerinin ağırlığının yetersiz olduğuna, bazı üniversitelerde Elektrik Mühendisliği derslerine hiç yer verilmediğine dikkat çekilerek, “Bu nedenle birçok Elektrik-Elektronik Mühendisliği bölümlerinden sadece Elektronik Mühendisliği eğitimi almış mühendisler mezun olmaktadır” denildi. YÖK’ün aldığı kararın mühendislerin eğitimini almadıkları elektrik tesislerinde çalışmalarını gerektireceği, bu durumun can ve mal güvenliği açısından tehlikeli sonuçlara neden olabileceği uyarısı yapılan yazıda, şu bilgiler verildi:
“Mevcut durumda dahi ElektrikElektronik Mühendisliğindeki elektrik unvanı nedeniyle mühendisleri, eğitimini almadığı yüksek gerilimli tesislerde çalıştırarak bu mühendislerin yaşamını yitirmesine neden olan kurumlar vardır. Çoğu kamu kurumu, elektrik-elektronik mühendislerinin elektrik unvanını görmezden gelmekte; elektronik mühendisi saymakta, bunun yanında gerçekten Elektrik Mühendisliği alanında eğitim almış olan elektrik-elektronik mühendisleri bu eşitsiz durumdan olumsuz etkilenmektedir. Bugün Elektrik-Elektronik Mühendisliği Bölümü mezunu meslektaşlarımızın kamu alımlarında yaşadığı sıkıntılar yıllardır yapılan plansızlığın göstergesidir. İşsizlik ülkenin her kesimini etkilediği gibi mühendisleri de etkilemiştir. Bu yüzdende kamu alımlarına olan ilgi artmıştır. 300 bin atama bekleyen öğretmen gibi 5000’e yakın Elekt-
84 elektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011
rik-Elektronik Mühendisliği Bölümü mezunu da kamuda iş bulmayı beklemektedir.”
EMO’nun her üniversite tercih döneminde öğrencileri, ailelerini ve özellikle üniversite yönetimlerini uyardığı ve bu işin çıkmaza gideceğini üstüne basa basa belirttiği anımsatılan yazıda, “Bu yıl Elektrik-Elektronik Mühendisliği bölümlerine 5000’in üzerinde yeni öğrenci alınmıştır. Ancak kamu alımlarına bakıldığında başvuru-alım oranı 2009 yılında yüzde 2’yi geçmemektedir. Görüldüğü gibi temel sorun istihdameğitim planlamasının yapılmamasından kaynaklanmaktadır” denildi. Kamu personel alımlarında ElektrikElektronik Mühendisliği eğitimi veren üniversitelerin dahi Elektrik Mühendisliği Bölümü mezunlarını tercih etmeleri acı bir durum olarak nitelenen yazıda, yurtdışı hariç olmak üzere ülkemizde 3 üniversitede Elektrik Mühendisliği eğitimi verilirken, 50 üniversitede Elektrik-Elektronik Mühendisliği eğitimi verildiği anımsatıldı. Konunun EMO tarafından bakanlıklar ve üniversiteler nezdinde yakından takip edilmekte olduğu kaydedilen yazıda, konuya ilişkin yargı kararlarıyla ilgili de şu bilgilere yer verildi:
“Elektrik-Elektronik Mühendisliği bölümlerinden mezun olup kamu personel alımında herhangi bir yerleştirmeye tabi tutulmayan meslektaşlarımız, işsiz kalmaları nedeniyle haklı olarak sorunlarını dile getirirken, gördükleri eğitimle ilgili hatalı sonuçlara ulaşmaktadırlar. Kendilerinden daha düşük bir puanla çeşitli kamu kurumlarına yerleştirilen Elektrik Mühendisleri örnek gösterilerek, kendilerinin hem Elektrik hem de Elektronik Mühendisi olduklarını ve Danıştay 8. Dairesi’nin 2004/5669 E. 2005/ 5319 K. sayılı kararının da bu durumu teyit ettiğini ileri sürmektedirler. Oysa bu Danıştay kararı söylenildiği içerikte olmadığı gibi, kamu değil serbest çalışma koşulları ile ilgilidir. Öğrenimden sonra kazanılan unvanların ve elde edilen hakların eşdeğer sayılması hususunun Üniversitelerarası Kurul’un önerisi üzerine YÖK tarafından düzenleneceğinden, Odamızın transcript incelemesi yapamayacağına yönelik karar, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’nun 2006/372 E. 2007/1668 K. Sayılı ve 5.7.2007 tarihli kararıyla bozulmuştur. Bağlayıcı olan bu bozma kararıyla, Odamızın SMM Yönetmeliği ile diplomasında birden fazla unvan bulunanlara verilecek SMM belgesinin türünü belirlemeye yönelik olarak, üyelerin transcriptlerini inceleme ve aldığı derslerin yoğunluğuna göre elektrik veya elektronik SMM Belgesi verme yetkisinin hukuka aykırı olmadığı değerlendirilmiştir. Odamızın kurumunuzla yaptığı yazışmalarda da diplomalarında birden fazla unvan bulunan mühendislerin mesleğe özel hangi işleri yapacaklarını, belirlediği kıstaslarla düzenleyeceği ve yetkilendireceği belirtilmektedir. Bu belirleme tekrar vurgulanırsa serbest çalışanlarla ilgili olup, kamuya ilişkin bir düzenlemeyi içermemektedir.”
Yazıda sorunun çözümüne ilişkin olarak da şu öneri iletildi:
“En doğru çözüm, üniversitelerin vermiş oldukları diplomalarda, elektrik ya da elektronik mühendisi unvanının, verilen eğitime göre tek başına belirtilmesi ya da tüm Elektrik-Elektronik Mühendisliği bölümlerinde eşdeğer eğitim sağlanarak, bu bölümlerden mezun olanların hem Elektrik hem de Elektronik Mühendisliği alanında bütün donanıma sahip kılınmalarıdır. Elektrik Mühendisleri Odası, üniversitelerin müfredatında Elektrik Mühendisliği için en azından bulunması gerekli dersleri ders durum belgesinde (transcriptinde) arayarak, ders programlarının oluşmasında belirleyici etken olmaktadır. Devlet Personel Başkanlığı atamalarında transcript incelemesi yapılması veya EMO’dan görüş alarak meslek tanımlamaları yapılması haksızlıkları azaltacaktır.”
Yazıda, YÖK’ün kararının yeniden gözden geçirilmesinin ileride doğabilecek kazalar ile can ve mal kayıpları açısından önem taşıdığı kaydedildi. <
elektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011 85
ELECO 2010 YAPILDI
Elektrik, Elektronik ve Bilgisayar Mühendisliği Sempozyumu ve Fuarı (ELECO’2010) 2-5 Aralık tarihleri arasında Bursa’da yapıldı. Sempozyumun sonunda düzenlenen gala gelecesinde Bursa Şube’nin 22. yılı da kutlanırken, Prof. Dr. Nusret Yükseler En iyi Öğrenci Bildirisi Ödülü ve Mehmet Şen Özel Bildiri ödüllleri de sahiplerini buldu.
Elektrik Mühendisleri Odası Bursa Şubesi, Uludağ Üniversitesi Mühendislik ve Mimarlık Fakültesi Elektronik Mühendisliği Bölümü, İstanbul Teknik Üniversitesi Elektrik-Elektronik Fakültesi tarafından düzenlenen; Türkiye Bilimsel ve Teknoloji Araştırma Kurumu (TÜBİTAK) ve İEEE Türkiye Şubesi
tarafından desteklenen ELECO’2010, TÜYAP Bursa Uluslararası Fuar ve Kongre Merkezi’nde gerçekleştirildi.
Sempozyum, BUTTİM Kültür Merkezi’nde 2 Aralık 2010 tarihinde, Fuar ise aynı gün saat 12.00’de TÜYAP Bursa Uluslararası Fuar ve Kongre Merkezi’nde düzenlenen törenle açıldı. Sempozyumun açılışında konuşan EMO Bursa Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Remzi Çınar, ELECO isminin ulusal platformda adeta bir marka haline geldiğini söyledi. Çınar, “Amacımız, ELECO’nun ulusal ve uluslararası alanlarda saygınlığını arttırmak” dedi.
ELECO 2010 Yürütme Kurulu Başkanı Aydoğan Özdemir de, 1999 yılından
itibaren ELECO’nun gelişim süreçlerini istatistiksel bilgiler ile açıklayarak, 3 gün sürecek sempozyum hakında bilgi verdi.
Hızlı nüfus artışı ve göçle birlikte kentleşme sürecinin tahrip edildiğini belirten Uludağ Üniversitesi Mimarlık Fakültesi’nden Prof. Dr. Nilüfer Akıncıtürk ise, konuşmasında mimarlar, elektrik mühendisleri ve inşaat mühendislerinin birlikte çalışması gerektiğini vurguladı. ELECO ve EMO’nun çalışmaları hakkında bilgi veren EMO Yönetim Kurulu Başkanı Cengiz Göltaş da, YÖK’ün “Teknoloji Fakülteleri” adı altında yeni bir düzenlemeye gitmesini eleştirdi. Teknoloji fakültelerinin Türkiye’nin eğitim sisteminden bağımsız olarak
86 elektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011
tartışılamayacağına işaret eden Göltaş, “Mühendislik alanında üniversite sınavlarında çok yüksek puanlarla ülkemizin en iyi öğrencilerinin seçildiği bir meslek gurubunda yüzde 10’ları aşan işsizlik oranı ciddi bir istihdam sorunu olduğunu gösteriyor. Bu soruna çözüm üretilmezken teknoloji fakülteleri ile yeni işsizler yaratılacak olması söz konusu uygulamanın akademik hiçbir gerekçeye dayanmadığını gösteriyor” diye konuştu. EMO Yönetim Kurulu Başkanı Göltaş, küreselleşme konusundaki süslü söylemlere rağmen dünyada bilgi tekelinin hüküm sürdüğüne dikkat çekerek, bilginin tüm insanların ortak malı olduğunu, bu alanda tekelleşmenin engellenmesi gerektiğini savundu. Göltaş, hiyerarşik ve otoriter olmayan ilişkilere dayanan bilimden yana olduklarını kaydetti.
Açılış konuşmalarının ardından Havelsan A.Ş Genel Müdürü Dr. Faruk Yarman “Askeri Elektronik Endüstrisi”, EMO Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Serdar Paker de “Enerji Politikaları ve Özelleştirmeler” başlıklı açılış sunumlarını gerçekleştirdiler.
Elektrik, elektronik ve bilgisayar mühendisliği alanında üniversite ve endüstride çalışan araştırmacıları bir araya getirerek çalışmalarını sunmalarına ve bilgi alışverişinde bulunmalarına yardımcı olmak amacıyla düzenlenen etkinlik kapsamında, “Aydınlatma”, “Enerji Üretim, İletim ve Dağıtımı”, “Yenilenebilir Enerji Kaynakları”, “Enerji Kalitesi ve Verimliliği”, “Elektrik Makinaları”, “Yüksek Gerilim Tekniği ve Elektriksel Malzemeler”, “Güç Elektroniği”, “Mekatronik ve Robot Bilimi”, “Kontrol ve Otomasyon”, “Akıllı Sistem Uygulamaları”, “Devreler ve Sistemler”, “Elektronik”, “Elektromagnetik Alanlar ve Mikrodalga Tekniği, Antenler ve Propagasyon”, “Haberleşme Tekniği ve Sistemleri”, “Algılayıcılar, Dönüştürücüler ve Ölçme”, “İşaret İşleme”, “Opto Elektronik”, “Biyomedikal”, “Bilgisayar Yazılımı”, “Bilgisayar Donanımı”, “Bilgisayar Uygulamaları” başta olmak üzere pek çok konuda bildiri sunumları yapıldı. Ayrıca düzenlenen fuar kapsamında firmalar ürünlerini sergileme imkanı buldu.
Her yıl geleneksel olarak sempozyumun ikinci gününde düzenlenen ELECO yemeği, Botanik Park İskender Konağı Restoran’da gerçekleştirildi. ELECO Yürütme Kurulu üyeleri, sempozyumda bildiri sunan ve üniversitelerden izleyici olarak sempozyuma davet edilen öğretim görevlileri, EMO Yönetim Kurulu üyeleri, EMO şubeleri Yönetim Kurulu üyeleri ve ELECO Sempozyumu’na katıkıda bulunan şube çalışanları ve EMO-Genç Bursa Şubesi öğrencilerinin katıldığı gecede Prof. Dr. Nusret Yükseler En İyi Öğrenci Bildirisi Ödülü ve Mehmet Şen Özel Bildiri ödülllerini almaya hak kazanan bildiri sahiplerine ödülleri verildi.
Üç gün süren sempozyum, Almira Otel’de düzenlenen gala gecesi ile
son buldu. Gala gecesinde, sektörde 50, 40, 25 yılını dolduran üyelere ve gala sponsoruna plaket verildi. Ayrıca EMO Bursa Şubesi’nin 22. yılı da kutlandı. EMO Bursa Şube Yönetim Kurulu Başkanı Remzi Çınar, Bursa Milletvekili Kemal Demirel, EMO Yönetim Kurulu Üyesi Emir Birgün ve kurum temsilcileri ve plaket alan konuklar hep birlikte EMO Bursa Şube 22. yıl pastasını kesti. Pasta kesiminin ardından Anadolu Rock Grubu Moğollar, gala gecesine renk kattı.
Bu yıl ELECO ile birlikte metal işleme, sac işleme, hırdavat ve iş güvenliği sektörleri aynı çatı altında buluştu. 22 ülkeden 372 firmanın katılımıyla eş zamanlı düzenlenen fuarlar, sektörlerinde lider üretici ve ihracatçı firmaları biraraya getirdi. 4 gün süren fuarı 31 bin 719 kişi ziyaret etti. EMO Bursa Şube Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Abdullah Büyükışıklar 5 Aralık pazar günü fuara katılan firmalara teşekkür belgesi verdi. <
elektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011 87
RTÜK’ün Yayımladığı Yönetmelik, Kar Dışı Kuruluşları Dikkate Almadı...
IPTV YÖNETMELİĞİ NE GETİRİYOR?
Özgür Coşar Elektrik-Elektronik Yüksek Mühendisi-Kamu Yönetimi Uzmanı
Televizyon, günlük yaşantımızın vazgeçilmezleri arasında yer almaktadır. Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) tarafından yaptırılan Televizyon İzleme Eğilimleri Araştırması- 21’ye göre 2006 yılında günlük ortalama 5 saat olan televizyon karşısında geçirilen süre, 2008 yılında 4 saate inmiştir. Hal böyle olunca, televizyon sektörü yatırımcılar açısından cazip
hale gelmektedir. Aynı araştırmaya göre televizyon izleyenlerin yüzde 67.3’ü çanak antenle, yüzde 29.9’u normal antenle, yüzde 8.9’u kablo TV ile, yüzde 1.6’sı ise sayısal platform ile yayını almaktadır. Araştırmanın yapıldığı tarihte, ülkemizde henüz deneme çalışmaları yürütülen bir hizmet olan İnternet protokolü üzerinden televizyon yayını (IPTV), 2010 yılının son çeyreğiyle
birlikte sunulmaya başlandı. Geniş bant İnternet erişimi olan hanelerde televizyon, isteğe bağlı video, etkileşimli uygulamalar ve müziğin bir arada paket olarak sunulduğu IPTV hizmetleri, RTÜK tarafından yayımlanan bir yönetmelik ile düzenlenmiştir.2
IPTV yayınlarına ilişkin düzenlemeleri içeren yönetmelik3 17 Temmuz 2010
1 http://www.rtuk.gov.tr/sayfalar/IcerikGoster.aspx?icerik_id=0ff756b8-292d-4269-9dbc-2bbfe6782cf0 2 IPTV hakkında ayrıntılı bilgi için http://www.emo.org.tr/ekler/7ebb8c3224e3b87_ek.pdf?dergi=2 3 http://www.rtuk.gov.tr/sayfalar/IcerikGoster.aspx?icerik_id=1a32458f-b584-4894-a782-c6eb4594fa12
88 elektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011
tarih ve 27644 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır. Yönetmeliği değerlendirmeye geçmeden önce bir tartışmaya açıklık getirmekte yarar var. Kimilerine göre, mevcut RTÜK Yasası ile RTÜK’ün IPTV konusunda düzenleme ve denetleme hakkı yoktur. Oysa, çeşitli tarihlerde değişikliklere uğrayan, 1994 yılında çıkartılmış 3984 sayılı Kanun’un 2. Maddesi’nin d Bendi’nde televizyon yayını tanımlanmıştır. Bu tanımda yer alan “elektromanyetik dalgalar, veri şebekeleri ve diğer yollarla” ifadesi IPTV’nin RTÜK denetimine tabi olduğunun kanıtı niteliğindedir. IPTV Yönetmeliği’nde atıf yapılan 31. Madde’de ise farklı teknolojilere özel vurgu yapılmıştır. 2002 yılında değişikliğe uğrayan maddede yer alan aşağıdaki ifade, IPTV denetiminin RTÜK tarafından yapılacağını işaret etmektedir:
“Her türlü teknoloji ile ve her tür iletişim ortamında yapılacak yayın ve hizmetlerin usul ve esasları, Haberleşme Yüksek Kurulu’nun belirleyeceği strateji çerçevesinde Üst Kurulca tespit edilip, Haberleşme Yüksek Kurulu’nun onayına sunulur. Bu yayın ve hizmetlerin mevzuata uygunluğu Üst Kurulca denetlenir.”
İsteğe bağlı görsel-işitsel medya hizmetleri, kullanıcının yerine getirebileceği kontrol ve seçim açısından ve toplum üzerinde sahip oldukları etki açısından televizyon yayıncılığından farklıdır. Bu isteğe bağlı görsel-işitsel medya hizmetleri üzerinde daha yumuşak düzenlemeler konulmasını mazur gösterir. İsteğe bağlı görsel-işitsel medya hizmetleri direktifin gereklerini yerine getirmek için yalnızca temel kuralları tamamlamalıdır.
IPTV Yayın Lisans ve İzin Yönetmeliği’ne ilişkin kimi noktaları maddeler halinde değerlendirelim:
• Öncelikle yönetmeliğin tanımlar bölümünde IPTV’nin ne olduğu somut bir şekilde tanımlanmış. Bu tanım sayesinde İnternet üzerinden yapılan yayının IPTV hizmeti olmadığı net şekilde ortaya konulmuş. Yönetmelikteki tanım şu şekilde:
“IPTV yayını: Radyo, televizyon yayınları ile isteğe bağlı yayın hizmetleri ve IPTV ek yayın hizmetlerinin, genişbant iletim ve erişim teknolojileri kullanarak belli bir hizmet seviyesi taahhüt edilerek, özel yönetilen bir ağ üzerinden, aboneler veya izleyicilere, İnternet protokolü uygulanarak set üstü cihaz veya bütünleşik TV alıcıları ile alınmasına imkân tanıyan sistemi.”
• Yönetmelikte IPTV platform işletmecisi, yayıncı kuruluşların uyması gereken şartlar sıralanmıştır. Platform işletmecisi ile yayıncı kuruluş, yönetmelikte ayrı ayrı tanımlanarak
birbirinden farklı yapılar olduğu/ olabileceği vurgulanmıştır.
• IPTV platformunda yer alacak içeriğin RTÜK denetiminden geçirilme zorunluluğu vardır. Özellikle doğrusal olmayan (non-linear) televizyon yayınları için Avrupa Sınır Ötesi Televizyon Direktifi’nin yenilenmiş hali olan Avrupa Görsel İşitsel Medya Hizmetleri Direktifi’4nde (GİMHD) isteğe bağlı yayınlarda (=kişinin talebi üzerine içerik sağlayıcı tarafından kişiye gönderilen içerik, bir anlamda online video kiralama hizmeti) farklı düzenlemelere ihtiyaç olduğu vurgulanmıştır. GİMHD’de bu durum kademeli düzenleme (graduated regulation) şeklinde tanıtılmıştır. GİMHD’deki ifade şu şekildedir:
“İsteğe bağlı görsel-işitsel medya hizmetleri, kullanıcının yerine getirebileceği kontrol ve seçim açısından ve toplum üzerinde sahip oldukları etki açısından tele-
4 http://ec.europa.eu/avpolicy/reg/avms/index_en.htm
elektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011 89
vizyon yayıncılığından farklıdır. Bu isteğe bağlı görsel-işitsel medya hizmetleri üzerinde daha yumuşak düzenlemeler konulmasını mazur gösterir. İsteğe bağlı görsel-işitsel medya hizmetleri direktifin gereklerini yerine getirmek için yalnızca temel kuralları tamamlamalıdır.”
Özetle tercüme edildiğinde, isteğe bağlı video hizmetlerinin temel kurallar dışında daha gevşek düzenlemeye tabi olması gerektiğinden bahsedilmektedir. İlgili yönetmelikte ise 6. Madde c Fıkrası’nda Üst Kurul’ca uygun bulunmayan isteğe bağlı içeriğin katalogtan çıkarılması zorunluluğundan bahsedilmiştir.
• Yönetmeliğin 7 ve 8. maddeleri yayıncı kuruluşlara ilişkin düzenlemeleri içermektedir. Yayıncı kuruluş olarak tanımlanan, IPTV platform işletmecisinin yayınladığı içeriğin tedarikçisi kuruluşlar olarak düşünülmektedir. Yönetmeliğin tümüne bakıldığında bu içerik sağlayıcı kuruluşların klasik televizyon yayını yapan kuruluşlar gibi algılanıp ona göre değerlendirildiği görülmektedir. Bağımsız içerik üreticiler, yayıncı kuruluş yükümlülüklerini yerine getirmek zorunda bırakılmıştır. Örneğin televizyon içeriği sağlayan yayıncı kuruluşun 2010 yılı için ödenmiş sermayesinin en az 200 bin TL olması zorunlu kılınmıştır (Geçici Madde 1). Bu asgari ödenmiş sermaye bedeli her yıl RTÜK tarafından ilan edilecek katsayı ile yeniden belirlenecektir (Madde 11 ve Madde 12). Yayıncı kuruluşlardan oldukça
ayrıntılı belge, bilgi talep edilmektedir. Örneğin yayıncı kuruluşun teknik altyapı hizmetine ilişkin bilgi ve belgeler başlığı altında “satın alınmış ve/veya kiralanmış olan tesis, araç, gereç ve hizmetlerine ilişkin bilgi ve belgeler, yayın sisteminin blok şeması, sistemde kullanılacak teknik teçhizatın envanteri” talep edilmektedir. Yönetmeliğin 7 ve 8. maddeleri, eğitim kurumları, sendikalar, meslek odaları, sivil toplum örgütleri gibi kar amacı gütmeyen olası yayıncıların IPTV platformunda yer almalarını zorlaştırmaktadır.
• Yönetmeliğin dikkat çekici maddelerinden bir tanesi, aslında en kritik maddeler arasında sayılabilecek 13. maddedir. Yönetmelikte yer aldığı şekliyle ‘Değerlendirme, IPTV yayın lisans ve izin verilmesi’ başlığını taşıyan maddede değerlendirmenin ne şekilde yapılacağının açıklandığı düşünülebilir. Oysa madde şu şekilde kaleme alınmış: “Bu Yönetmelikte öngörülen idari, mali ve yayın hizmetine ilişkin bilgi ve belgeler ile program hizmetine ilişkin bilgileri Üst Kurula ibraz eden yayıncı kuruluşun, IPTV yayın lisans ve izin talebi Üst Kurulca değerlendirilir. Değerlendirme sonucu olumlu olan yayıncı kuruluşlar, teknik altyapıya ilişkin bilgi ve belgeleri Üst Kurula ibraz ederler. Bu işlemi takiben teknik yeterliliğe sahip olduğu yerinde denetim ile belirlenen ve IPTV yayın lisans ve izni ücretini yatıran yayıncı kuruluşlara Üst Kurulca IPTV yayın lisans ve izni verilir.”
Maddeden anlaşıldığına göre birisi idari, mali ve yayın hizmetine ilişkin sunulan belgeler ışığında, diğeri teknik altyapının değerlendirilmesi şeklinde iki aşamalı değerlendirme söz konusudur. İdari ve mali koşullara ilişkin kriterler, yönetmeliğin diğer maddelerinde belirtilmiştir. Ancak teknik yeterliliğe ilişkin herhangi bir kriter belirtilmemiştir. IPTV platform işletmecilerinin yükümlülüklerine ilişkin 6. Madde’nin f Bendi’nde “IPTV yayınlarının ETSI tarafından belirlenen standartlara göre yapılmasını ve iletilmesini sağlamakla,” denilmiştir. ETSI, Avrupa Telekomünikasyon Standartları Enstitüsü, IPTV’ye ilişkin bir dizi standart yayınlamıştır ve yeni standartlar yayınlamaya devam etmektedir. RTÜK, ETSI’nin hangi standartına uygun yayın yapılmasını beklemektedir? Ayrıca yönetmeliğin 6. Madde’nin f Bendi’nde IPTV platform işletmecilerinin yükümlülüklerini tanımlamaktadır. Yayıncı kuruluşların sağlamak zorunda olduğu teknik yeterliliğe ilişkin bir düzenleme değildir. Teknik yeterliliği bulunmadığı tespit edilen başvuru sahipleri haklı olarak yeterlilik için gerekli koşulları soracaklardır.
• IPTV platform işletmecilerinden her yıl 100 bin TL + Abone sayısı x Katsayı kadar ücret alınır
90 elektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011
denilmiştir (Madde 12). 2010 yılı için 0.15 olarak belirlenen katsayı düşünüldüğünde 1 milyon aboneli bir platform işletmecisi yıllık 100 bin + 1.000.000 x 0,15 = 250 bin TL ücret ödemek durumunda. Platform işletmecisinin yönetmeliğin 6. Maddesi 2. Fıkrası’nda yer alan “IPTV platform işletmecileri isteğe bağlı yayın hizmetlerinin sunumunda ve program kataloğunda reklama yer veremez” ifadesi nedeniyle bu alanda gelirleri olamayacaktır. İçerik sağlayıcıların içeriklerini yayınlatmak için platform işletmecisine ücret ödemeleri ve abonelik gelirleri dışında pek gelir kaynağı görünmeyen şirketlerin IPTV tarifelerinin ne düzeyde olacağı merak konusudur. İş modeli, firmanın karı gibi konular böyle bir yazının konusunu oluşturmuyor elbette. Ancak düzenleyici kuruluş olarak talep edilen ücretler son kullanıcıların, yani bizlerin, hizmeti satın alırken ödeyeceğimiz abonelik bedelini doğrudan ilgilendirmektedir. Gelişen teknolojinin yaygın kullanımının sağlanmaması durumunda ortaya çıkan durum, mevcut eşitsizlikleri arttıracaktır.
Maddeler üzerinden giderek yapmaya çalıştığım değerlendirmenin yanı sıra IPTV hizmeti ile birlikte uygulanabilir hale gelecek kimi konulara ve mevcut yönetmeliğin bu konulara yaklaşımına dikkat çekmek istiyorum. IPTV ile birlikte uzaktan eğitim, uygulanabilir bir proje haline gelmektedir. Anadolu Üniversitesi başta olmak üzere pek çok üniversite yaygın eğitim konusunda deneyim sahibidir. Deneyim sahibi bu kurumlar, IPTV platformu üzerinde yer almak istediklerinde yayıncı kuruluş olarak değerlendirilecek ve yayıncı kuruluşlardan istenen tüm belgeleri vermek durumunda kalacaklar. Belgeleri vermek pek sorun olmasa bile lisans ücretleri, kar amacı gütmeyen eğitim kurumlarının bütçelerini zorlayacaktır. Yönetmelikte kar
amacı gütmeyen bu tür uygulamaların düşünülmemiş olması büyük bir eksikliktir. Yine IPTV ile birlikte bağımsız yayıncıların, sendikaların, meslek odalarının, dernek ve vakıfların düşük bütçeler ile hazırlayacakları yayınları IPTV platformlarında yayınlatma olanağı yoktur. Yayıncı kuruluş olarak değerlendirilecek ve gerekli sermaye oranından, teknik ekipmana bir çok koşulu yerine getirmek zorunda kalacak, sonuç olarak fiili durumda platformda yer alamayacaklardır.
Yönetmelik ile zorlaşan bir başka durum ise yabancı yayınların IPTV platformunda yer almasıdır. Uydu üzerinden izlenebilen ve bu durumda herhangi bir lisanslamaya tabii tutulmayan yabancı yayıncı kuruluşlar, IPTV platformu üzerinde yer almak istediklerinde yayıncı kuruluş için gerekli şartları yerine getirmek zorunda kalacaktır. İçeriğini ücretsiz olarak uydu üzerinden dünyaya açan yayıncıların, ülkemizde IPTV platformunda yer alabilmek için lisans bedeli ödeyeceklerini düşünmek fazla iyimserlik olur. Fiili durumda gerçekleşecek olan IPTV platform işletmecilerinin bu yayıncıların içeriğine
platformlarında yer verebilmek için onların vermeleri gereken lisans ücretlerini kendilerinin karşılaması şeklinde olacaktır. Bu ise, sonuç olarak son kullanıcıya yansıtılacaktır.
1990’lı yıllarda, henüz yasal düzenlemeler yapılmamışken başlatılan özel radyo ve televizyon yayıncılığında, geç gelen düzenlemelerin sıkıntıları halen hissedilmektedir. Kamusal kıt kaynak olan frekansların kullanımına ilişkin tahsis ihalesi bugüne kadar gerçekleştirilememiştir. Yazı kaleme alındığında Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu’nda görüşülmesine devam edilen RTÜK’ün yeni yasasının bu sorunları gidereceği umulmaktadır. IPTV konusunda ise henüz yayınlar başlatılmadan ilgili yönetmeliğin yayınlanmış olması olumludur. Uygulamalar sırasında ortaya çıkacak eksiklik ve yanlışlıkların düzeltilmesi ile kamu yararını en çoklaştıracak bir metne ulaşılacaktır. <
elektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011 91
EMO’DAN “İNTERNET YASAKLARI”
TEMASLARI
İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun’da değişiklik yapılması ve uygulamadaki sıkıntıların giderilmesi için TBMM’de bir araştırma komisyonu kurulmasını isteyen Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) 27 Ekim 2010 tarihinde MHP Grup Başkanvekili Mehmet Şandır, AKP Grup Başkanvekili Mustafa Elitaş; 2 Kasım 2010 tarihinde ise CHP Grup Başkanvekili Mehmet Akif Hamzaçebi ve BDP Grup Başkanvekili Ayla Akat Ata ile görüştü.
EMO Yönetim Kurulu Yazmanı Erdal Apaçık, EMO Yönetim Kurulu Üyesi Mehmet Bozkırlıoğlu, 27 Ekim 2010 tarihinde MHP Grup Başkanvekili Mehmet Şandır’ı makamında ziyaret
etti. Ziyarete EMO heyeti ile birlikte TBMM Ortak Çalışma Grubu’ndan Oya Özden de katıldı.
Görüşmede, Mehmet Bozkırlıoğlu, İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun ve bu kanunun uygulamasında çeşitli sıkıntılar yaşandığını ifade ederek, kanunun insan haklarını ve bireysel özgürlükleri temel alan bir noktada yeniden düzenlenmesi gerektiğini kaydetti. Konuya ilişkin TBMM’de kurulacak bir araştırma komisyonu veya kanun değişikliği teklifine, EMO’nun teknik destek vermeye hazır olduğunu vurgulayan Bozkırlıoğlu, EMO’nun teknik desteği ile hazırlanacak kanun teklifine destek verilmesini istedi.
Erdal Apaçık ise Türkiye’nin İnternet üzerinden yapılan yayınların yasaklandığı bir ülke olarak tanındığına dikkat çekerek, “Türkiye bu imajı hak etmiyor. Yasakları ortadan kaldırmak için kanunun değiştirilmesi ve bireysel özgürlükleri koruyan önlemlerin alınması TBMM’nin görevidir” dedi.
MHP Grup Başkanvekili Mehmet Şandır ise İnternet yasaklarının bir demokrasi meselesi olarak algılanması gerektiğini vurgulayarak, “Türkiye’de son yıllarda yaşanmaya başlayan bu süreç oldukça kaygı verici” dedi. EMO’nun konuya ilişkin duyarlılığından memnuniyet duyduğunu belirten Şandır, MHP olarak TBMM’de kurulacak komisyona üye verebileceklerini ve hazırlanacak kanun teklifi için de destek olacaklarını kaydetti. Şandır, konuya ilişkin EMO ile birlikte yapılacak çalışmalar için MHP Grubu adına bir milletvekilinin görevlendirileceğini söyledi.
AKP Milletvekili Görevlendirecek
EMO Yönetim Kurulu Yazmanı Erdal Apaçık, EMO Yönetim Kurulu Üyesi Mehmet Bozkırlıoğlu ve EMO Ankara Şubesi Örgütlenme Sekreteri Oktay Dursun’dan oluşan heyet aynı gün AKP Grup Başkanvekili Mustafa Elitaş’ı da ziyaret etti. Ziyarette TBMM Ortak Çalışma Grubu’ndan Oya Özden de hazır bulundu. Elitaş ile yapılan görüşmede İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayın-
92 elektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011
lar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun’da değişiklik talebi yinelendi.
Erdal Apaçık görüşmede, EMO’nun aynı zamanda bilgisayar mühendislerinin de örgütü olduğunu vurgulayarak, İnternet sitelerinin yasaklanmasına ilişkin endişelerini dile getirdi. Kanunda yer alan kimi ifadelerin subjektif olduğu ve bu nedenle uygulamada sorunlar yaşandığını kaydetti.
Mehmet Bozkırlıoğlu ise çocuk pornosuna engel olma amacıyla başlatılan sürecin bugün oldukça endişe verici boyutlara ulaştığını kaydederek, bazı sitelere erişimin yeniden sağlanmasından ziyade, kanunun ve uygulamaların düzeltilmesinin daha önemli olduğunu vurguladı. Kanunun, Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı’na (TİB) re’sen site kapama olanağı tanıdığını kaydeden Bozkırlıoğlu, “Savcılar verdikleri kapatma kararını mahkemelerin onayına sunuyor. Yani savcı, hakim kararı almadan site kapatamıyor, ama TİB’e böyle bir yetki verilmiş. Kanunun buna benzer hükümleri ve subjektif yönleri mutlaka düzeltilmelidir” diye konuştu.
Oktay Dursun da TİB’in verdiği kapatma kararlarının 7 bini aştığının tahmin edildiğini kaydederek, hangi sitelerin, neden kapandığına ilişkin bilgi bile edinilemediğine dikkat çekti.
AKP Grup Başkanvekili Mustafa Elitaş ise kişisel olarak İnternet yasaklarını onaylamadığını kaydederek, “Biz yasaksız bir ülke istiyoruz. Ayrıca yasaklanan sitelerin daha fazla merak uyandırdığı da bir gerçek. Ancak kişilerin İnternet kullanımı konusunda kendine özgü sınırları var. Bu sınırları da gözetmeliyiz” diye konuştu. Kanunda yer alan müstehcenlik maddesine dikkat çeken Elitaş, çocukların ve gençlerin zararlı yayınlardan korunmasının önemini vurguladı. Yasaklama yerine İnternet servis sağlayıcılarına, kullanıcıların kendi ölçütlerini belirleyebilecekleri aile filtreleri sunma zorunluluğu getirmek gibi teknik
olanakların araştırılması gerektiğini kaydeden Elitaş, teknik çalışma için bir milletvekilinin AKP Grubu adına görevlendirileceğini kaydetti.
CHP’den Araştırma Komisyonu Önerisine Destek
EMO heyeti, CHP Grup Başkanvekili Mehmet Akif Hamzaçebi ile yaptığı görüşmede İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun'un, bireysel özgürlükler temelinde yeniden düzenlenmesi çalışmalarına katkı verilmesini istedi. Görüşmede kanunun TİB’e re’sen kapatma yetkisi verdiği ve bu yetki kullanımının bir mahkeme kararına bağlanmadığını hatırlatan EMO Yönetim Kurulu Yazmanı Erdal Apaçık, bu yetkinin uygulama konusunda ciddi sıkıntılar yarattığına dikkat çekti. Vatan Gazetesi’nin İnternet sitesinin bile “müstehcenlik” kapsamında kısa süre de olsa erişime kapatılmasını örnek veren Apaçık, TBMM bünyesinde
elektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011 93
konuya ilişkin bir araştırma komisyonun kurulması durumunda kanunun uygulamasında yaşanan sorunların sağlıklı bir biçimde ortaya çıkartılabileceğini kaydetti.
“TİB’in Re’sen Kapatma Yetkisi Olmamalı”
Mehmet Akif Hamzaçebi ise konuya ilişkin EMO çalışmaları doğrultusunda CHP’nin bir araştırma komisyonu kurulmasına ilişkin önerge verebileceğini kaydederek, şöyle konuştu:
“Diğer partilerin de desteği sağlanabilirse, araştırma komisyonu kurulabilir. Umarım oy birliği ile komisyonu kurarız. Ancak komisyon çalışmaları uzun zaman alır, komisyon çalışmaları sürdürülürken, bir kanun teklifi ile İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun’un bir an önce değiştirilmesi gerektiği anlaşılıyor. Özellikle TİB’e resen karar verme yetkisi olmamalı. Taktiri, mahkeme kararı olmadan bir kamu görevlisine bırakmak doğru değildir.”
Dünyanın bir köşesinden yapılan yayını Türkiye’den denetlemeye kalkmanın ciddi sorunlar yarattığına dikkat çeken Hamzaçebi, “Bu kanun doğrudan demokrasinin uygulanması ile ilgili. Teknolojinin gelişimi ve bilgiye ulaşım olanakları sınırlanmayan, kişi hak ve özgürlüklerini de koruyan bir düzenleme yapılması için CHP olarak her türlü desteği vermeye hazırız” diye konuştu.
Erdal Apaçık, araştırma komisyonu kurulması ve kanun değişikliği için BDP’den de destek istedi. TİB’in re’sen kapatma yetkisinin özgürlükçü olmadığını kaydeden Apaçık, EMO’da örgütlü bilgisayar mühendislerinin bilgi birikimini TBMM’de kurulacak araştırma komisyonunun çalışmalarına teknik destek olarak sunabileceklerini vurguladı.
BDP Grup Başkanvekili Ayla Akat Ata ise İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun’a ilişkin yaşanan sorunların kamuoyunda daha çok youtube ve google sitelerine erişimin engellenmesi ile gündeme geldiğini hatırlatarak, yasak kapsamının birçok haber sitesini de içine alacak bir biçimde genişlediğini kaydetti. AKP’nin desteği olmadan TBMM’de bir araştırma komisyonu kurulmasının mümkün olmadığını dile getiren Ata, “Bizim gündeme getirdiğimiz araştırma önergelerinin tümü AKP tarafından reddedildi” diye konuştu.
“İnsan Haklarında AKP Döneminde Geriledik”
İnternet sitelerinin sansür edilmesinin insan hakları kapsamında değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çeken Ata, şöyle konuştu:
“Ne yazık ki insan hakları ihlalleri konusunda AKP döneminde geçmişe göre daha fazla problem yaşanıyor. Bu konulara ilişkin araştırma önerileri vererek, insan hakları ihlallerini gündeme getirmeye çalışıyoruz. EMO’nun İnternet yasakları hakkında teknik çalışmasına ilişkin de araştırma önergesi verebiliriz. Diğer partilerin desteği sağlanırsa, ortak önerge de verebiliriz veya diğer partilerin verdiği önergeye de destek olabiliriz.”
Bütçe görüşmeleri nedeni ile TBMM gündeminin yoğun olduğunu ve hemen ardından seçim sürecine girildiği için TBMM çalışmalarına ara verilmek istendiğini kaydeden Ata, şöyle konuştu:
“İktidar partisi, bu sıkışık dönem içerisinde araştırma komisyonu kurulmasına destek vermeyebilir. Ancak partilerin üzerinde uzlaşacağı bir kanun teklifi ile istenilen değişik gerçekleştirilebilir. Biz bu anlamda üzerimize düşen görevi yerine getirmeye hazırız. EMO’nun hazırlayacağı raporların TBMM’de karşılık bulması için elimizden gelen gayreti göstereceğiz.” <
BDP’den Destek İstendi
EMO heyetinin TBMM’deki son görüşmesi BDP Grup Başkanvekili Ayla Akat Ata ile gerçekleştirildi. Görüşmede BDP Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan da yer aldı. Bu görüşmede de diğer partilere yapılan çağrıyı yineleyen EMO Yönetim Kurulu Yazmanı
94 elektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011
İSTENMEYEN İLETİLERİN ENGELLENMESİNDE YÖNTEM KARGAŞASI
Mehmet Bozkırlıoğlu-EMO Yönetim Kurulu Üyesi
Hükümet, önceden izin alımına dayalı bir tasarıyı kabul ederken, BTK ise kullanıcı reddine bağlı sisteme göre tebliğ hazırlığı yapıyor...
Yıl 1937; Hormel Yiyecek Şirketi, pazar payı düşen bir nevi et konservesinin markasını bir yarışma sonucunda “SPAM” olarak değiştiriyor. 1940’larda II. Dünya Savaşı’ndan etkilenen Britanya Adası’nda bolca tüketilen patatesle zenginleştirilmiş domuz eti konservesinin, yazımızın başında yer almasını sağlayan olay ise aslen 1970’de BBC’de yayınlanan bir skeçten, parodiden kaynaklanıyor. BBC’de yayınlanan bu parodinin sonunda “spam” kelimesinin defalarca geçtiği bir şarkı sırasında spam yazısı da ekranda defalarca izleyicileri rahatsız edecek derecede tekrarlanıyor. Bu tarihten sonra gereksiz yere tekrarlanan yazılar içeren yayınlar bu isimle anılıyor. İnternet’in ilk yıllarında 300 bit/saniye (b/s) hızında bir bağlantı üzerinden, terminal ekranına çok uzun zamanda yüklenen ASCII karakterlerden oluşturulmuş şekillere “Spamy logo”; yine aynı tarihlerde gereksiz, anlamsız, rahatsız edici boyutlarda çok sayıda metin (text) veya karakteri göndermek “spamming” olarak adlandırılıyor.
Günümüze geldiğimizde hergün elektronik postalarımızdan veya cep telefonlarımızdan aldığımız; çoğu zaman aslında ilgimizi çekmeyen, işimize yaramayan, silmek için toplamda saatlerce uğraştığımız iletiler
tüm dünyada SPAM olarak biliniyor. Bu dergide bu İnternet kadar eski konuyu tekrar gündeme getiren neden ise elektronik ticareti, Avrupa Birliği (AB) direktiflerine uyumlaştırma amacıyla “Elektronik Ticareti Düzenlenmesi Hakkında Kanun Tasarısı” ile 27 Aralık 2010 tarihinde Bakanlar Kurulu’nda onaylanmış olması. Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) da 30 Aralık 2010 tarihinde İstek Dışı Kısa Mesajlar Hakkında Tebliğ Taslağı’nı kamuoyunun görüşlerine açtı. Aslında bugüne kadar çıkarılan ve değiştirilen kanunlarla direktifin çoğu maddesi yerine getirilmişti. Bakanlar Kurulu’nda kabul edilen tasarının da kanunlaşmasıyla açıkta kalan “bilgilendirme ve istenmeyen iletilerin önüne geçilmesi” gibi konularda da tam olarak uyum sağlanmış olacak.
İstenmeyen iletiler konusu, Elektronik Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun Tasarısı’ndan çok önce 1990’ların ikinci yarısından beri elektronik ortam kullanıcılarının gündeminde. Türkiye’de konuyla ilgili ilk kanun 13 Kasım 2008’de yayımlanan 5809 sayılı Elektronik Haberleşme Kanunu. Elektronik Ticaret Kanunu ile birlikte bu kanun maddelerinde de değişikliğe gidilmiş olacak.
elektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011 95
İki Farklı Engelleme Yöntemi
Şu ana kadar istenmeyen iletiler konusunda uluslararası literatürde “Opt-Out” olarak bilinen; yani kullanıcının istenmeyen bir ileti aldığında bunu istemediğini belirtmesi halinde bu konuda yeni mesaj gönderilmesinin engellenmesi yöntemi uygulanıyordu. BTK’nın kamuoyu görüşüne açtığı yalnızca cep telefonları ile gönderimi ve alımı yapılabilen kısa mesajlara ilişkin tebliğde de mevcut uygulamaya paralel olarak “Opt-Out” yöntemi esas alınıyor. Bu tebliğ taslağı ile mevcut Elektronik Haberleşme Kanunu, Telekomünikasyon Sektöründe Tüketici Hakları Yönetmeliği ve Telekomünikasyon Sektöründe Kişisel Bilgilerin İşlenmesi ve Gizliliğinin Korunması Hakkında Yönetmelik kapsamında düzenlenen istenmeyen kısa mesajlara ilişkin olarak uygulamanın nasıl olacağı düzenleniyor ve cezai yaptırım getiriliyor. Tebliğin yayımlanarak yürürlüğe girmesi durumunda, istek dışı kısa mesaj gönderiminde; “istek dışı mesajı gönderenin adı ve istekdışı mesajı engellemeye ilişkin numaranın” da gönderimi zorunlu hale getiriliyor. Kullanıcı istekdışı mesaj almak istemediğini, verilen numaraya kısa mesaj yoluyla bildirdiği zamandan itibaren 24 saat içinde bu tür kısa mesaj gönderiminin durdurulması gerekiyor. Bu zorunluluğa uyulmaması durumunda cep telefonu işletmecilerine, bir önceki yıl satışlarının milyonda birine kadar ceza uygulanabilecek.
BTK’nın Tebliği Boşa Çıkacak
BTK’nın tebliğ düzenlemesi “Opt-Out” anlayışı kapsamında kullanıcının reddetme hakkına bağlı olarak işleyecek bir mekanizma öngörürken, Bakanlar Kurulu’nda kabul edilen ve TBMM’de görüşüldükten sonra yasalaşması beklenen kanun tasarısında ise AB direktifinde belirtilen ve AB ülkelerinde kullanılan “Opt-in” yani kullanıcının izni olmaksızın istem dışı posta gönderilememesi esasına geçilmesi öngörülüyor. Yani söz konusu tebliğ yürürlüğe girdiğinde yasa da çıkarılırsa BTK’nin tebliği yine boşluğa düşmüş olacak. Bu noktada 2 yıldır BTK’nın düzenleme yapmamış olması ayrıca sorgulamayı gerektiriyor.
Yetki Karmaşası
Kanun tasarısı bir uyum paketi niteliği taşısa da bazı açık noktaları içeriyor. Öncelikle elektronik ticarete ilişkin bu kanun tasarısında ticari elektronik iletiler (telefon, e-posta, kısa mesaj dahil tüm elektronik yöntemle yapılan iletişimi kapsıyor) konusunda Sanayi ve Ticaret Bakanlığı yetkili kılınıyor. Hatta Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’nın söz konusu yasa kapsamında elektronik ticari iletilere ilişkin yapacağı alt mevzuat düzenlemelerinde görüş isteyeceği kurumlar arasında BTK da sayılıyor. Bu durum Elektronik Haberleşme Kanunu ile istenmeyen elektronik iletişim konusunda BTK’ya verilmiş olan yetki dikkate alındığında bir yetki karmaşası yaratılacağına işaret ediyor. Nitekim BTK’nın kanun tasarısının TBMM’ye sevkedilmesiyle birlikte 2 yıldır beklettiği bir konuyu acele gündeme alması da bu yetki karmaşasında taraf olduğuna işaret ediyor.
Siyasi Propagandaya Daha Yüksek Ceza Riski
Bu yetki karmaşası cezai düzenlemelere de yansıyor. Ticari elektronik iletinin kullanıcı izni olmaksızın gönderilmesi durumunda söz konusu yasa tasarısında 1000 TL ile 5 bin TL arasında ceza verilmesi öngörülürken; aynı yasa tasarısıyla Elektronik Haberleşme Kanunu’nda yapılan değişiklik yoluyla BTK’ya kullanıcı izni olmaksızın elektronik iletişim yolunun kullanılması durumunda 10 bin TL ile 100 bin TL arasında ceza verileceği düzenleniyor. BTK’nın mevcut yasa kapsamında cezayı cep telefonu işletmecilerine kesmek üzere tebliğ hazırlamış olması ve ele aldığımız yasa tasarısında bu konuda yeni bir düzenleme yapılmamış olması nedeniyle kullanıcı izni olmaksızın elektronik iletişim yolunun kullanımı durumunda cezanın işletmeciye kesileceği anlaşılmaktadır. Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’nın yetkili kılındığı ticari elektronik iletiler konusunda ise yasa tasarısıyla hizmet sağlayıcılar için cezai sorumluluk düzenlenmektedir. Hizmet sağlayıcının yasa tasarısındaki tanımı ise “Bilgi toplumu hizmeti sağlayan gerçek ya da tüzel kişiler” biçimindedir. Yani Sanayi ve Ticaret Bakanlığı da bilgi toplumu hizmeti sağlayan cep telefonu, sabit telefon işletmecileri ile İnternet servis sağlayıcılarına cezai yaptırım uygulayacaktır. Elektronik ticari iletiler konusunda yaşanacak yetki karmaşası sonucunda eğer BTK yetkisiz bırakılırsa; kabul edilecek yasa kapsamında istenmeyen e-posta gönderimi siyasi propaganda içerikli ise BTK’nın uygulayacağı ceza, Sanayi Bakanlığı’nın ticari amaçlı istenmeyen e-postaya uygulayacağı cezanın 2 katı ile 20 katı düzeyinde daha yüksek olabilecektir.
Yasadaki Belirsizlikler
Yeni yasa tasarısında istemediği halde mesaj gönderimi ya da önceden izin verip sonra red bildirimi yapmasına rağmen gönderimi yapılan elektronik iletiler hakkında kullanıcının başvuracağı şikayet merci ve yöntemi belirtilmiyor. 10 bin ile 100 bin lira arası verilecek para cezasının hangi esasa göre düzenleneceği konusu da açıkta bırakılmış durumda. Bilindiği üzere 5651 sayılı “İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi” Yasası’nda da idareye belirli konularda resen site kapatma yetkisi tanınmıştı. Bu kanun ile ilgili şu anda en çok tartışılan konulardan birisi idarenin mahkeme kararı olmaksızın İnternet sayfalarına erişim engelleme kararı alabilme yetkisi. Bu anlamda idarenin ceza verebiliyor olması cezanın daha hızlı uygulanması gibi bir avantaj getirse ve mahkemelerin yükünü azaltacağı düşünülse de tıpkı 5651 sayılı Yasa’da olduğu gibi uygulamada tartışmalı kararların verilmesine sebep olabilir.
96 elektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011
Bu tip mesajlarda mesajın gerçek göndericisinin belirlenmesi çoğu zaman büyük problem. Yurtiçinden gelen bir iletide gönderen kendisini gizlese bile gönderim yapılan cihaza ulaşılması mümkün olabilmektedir. Yurtdışındaki bir kaynaktan gönderilen iletilerde ne tür ve ne yöntemle bir yaptırım uygulanacağı uygulamada idarenin önündeki engellerden bazıları.
Seçim Öncesi Atak Kuşku Yarattı
Adalet Bakanlığı Kanunlar Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanan, hazırlıkları Ağustos 2009’da tamamlandığı belirtilen ve Temmuz 2010’da Başbakanlığa sevkedilen tasarının bugüne kadar bekletilmiş olması ve 6 ay sonra yürürlüğe girecek olması da ayrı bir soru işareti oluşturuyor.Seçimler öncesinde yasanın uygulamaya sokulmak istenmesi, BTK’nın 2008 yılında yürürlüğe giren Elektronik Haberleşme Kanunu’ndan aldığı düzenleme yetkisini kullanmak için 2 yıl bekleyip, seçim sürecinde harekete geçmesi, kanun tasarısında izinsiz olarak istenmeyen ileti konusunda yasaklanan başlıkların da sadece “doğrudan pazarlama, siyasi propaganda veya cinsel içerik iletimi” olması da şüpheleri güçlendiriyor.
Kanun uygulamaya girmediği ve herhangi bir içtihat oluşmadığı için nelerin aslında kapsamına gireceği de tam bir muamma. Bir kişinin İnternet’ten bulduğu bir makale, beğendiği bir gazete yazarının yazdığı bir yazı, İnternet’te bulduğu bir haber veya bir seçim anketi sonucunu arkadaş çevresine iletmesi de içeriğin ilginçliği oranında artan bir zincirleme etkiyle istenmeyen mesaja dönüşebilmektedir. Bu tip mesajların kaynakları propaganda amacıyla bu içeriği oluşturmuş olsalar bile kaynağında suç teşkil etmeyen bu mesajların çokça kişiye gönderilmesi halinde ne kapsamda değerlendirileceğini önümüzdeki günlerde göreceğiz. Yaptığımız çoğu
kanunda olduğu gibi amaç her ne kadar iyi olsa da önce ilgili kurum ve meslek odalarının görüşünü almadan karar verip, sonradan uygulamada düzeltmeye çalıştığımız yeni bir kanunumuz daha olmayacağını umuyoruz.
İdari para cezaları konusuna gelince izinsiz istenmeyen ileti gönderenlere verilen ceza, caydırıcılığı artırmak amacıyla 10 bin ile 100 bin lira arasında belirlenmiş. Bu meblağın belirlenmesinde diğer suçlara verilen cezalar düşünüldüğünde kanun yapılırken ölçülülük ilkesinin gözetilip gözetilmediğinin hukukçular tarafından ayrıca incelenmesi gerekir.
İstenmeyen İletilerde Türkiye’de Durum Ne?
Genel olarak bakıldığından istenmeyen iletiler, elektronik ortamda haberleşme yöntemleri geliştikçe ve kullanımı arttıkça önümüze çıkan bir problem. Bir uyum yasası olarak çıkmış olsa da uygulamada SPAM’ın önüne ne ölçüde geçilebileceği bir soru işareti. Haberleşme ürünleri üreten bir firmanın 2009’da yaptığı
bir araştırmaya göre istenmeyen ileti gönderimi konusunda Türkiye 2.6 trilyon ileti ile dünya sıralamasında 5. konumdadır. Bu rakamın 2008’de 3.8 trilyon olduğu düşünüldüğünde azalma eğilimi bariz bir şekilde görülmektedir. 2010 yılı ilk altı ayında bu azalma devam etmiş ve Türkiye istenmeyen posta gönderiminde aynı sıralamada 25. sıralara gerilemiştir1, 2.
2010 yılında bir önceki yıla oranla yüzde 30-40 oranında istenmeyen iletinin artacağı düşünüldüğünde bu durumun önüne geçilmesi konusunda yapılacak her türlü adım önemlidir. Ancak 2003 yılında SPAM ile mücadele için Amerika’da çıkarılmış “CAN SPAM” Yasası’nın, 1998-2008 yılları arasındaki spam sayıları incelendiğinde istenmeyen iletilerin sayılarını azaltma yönünde fazla bir etkisinin olmadığı da görülmüştür3. Türkiye’de ise yaptırım tarif etmeyen bir kanun bile çıktıktan hemen sonra ciddi yol katedilmiştir. Yüksek maddi cezalar ile caydırıcılığı konusunda şüphe bırakmayan bu kanun tasarısı ile birlikte bu sayılar daha büyük oranda düşecektir, ancak uygulamanın nasıl olacağı merak konusudur. <
1 http://www.cisco.com/en/US/prod/collateral/vpndevc/cisco_2009_asr.pdf 2 http://www.cisco.com/en/US/prod/collateral/vpndevc/security_annual_report_mid2010.pdf 3 http://www.cybercrimejournal.com/alexdec2009.htm
elektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011 97
TMMOB DANIŞMA KURULU TOPLANTISI YAPILDI
TMMOB 41. Dönem 1. Danışma Kurulu toplantısı 27 Kasım 2010 tarihinde İnşaat Mühendisleri Odası (İMO) Teoman Öztürk Salonu’nda gerçekleştirildi. Ülke gündemindeki gelişmelerin ve TMMOB çalışma programının değerlendirildiği toplantıya 313 TMMOB üyesi katılım sağladı.
Toplantı, TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Soğancı’nın, TMMOB’nin 41. dönemdeki ilk altı aylık çalışmaları ve yapılması planlanan etkinliklerle ilgili sunumuyla başladı. Toplantıda sırasıyla; Mehmet Torun (MADENMO), Cengiz Göltaş (EMO), Ali Fahri Özten (HKMO), Ali Ekber Çakar (MMO), Serdar Harp (İMO), Dündar Çağlan (JMO), Tores Dinçöz (İstanbul İKK), Fuat Günak (İMO İzmir), Fikri Düşünceli (Bursa İKK), Nevzat Ersan (İMO Ankara), Erhan Karaçay (EMO İstanbul), Hayati Can (MMO İstanbul), Murat Taşdemir (ÇMO), Ali Hasan Bakır (HKMO İstanbul), Tigin Öztürk (EMO İstanbul), Gültekin Dikilikaya (JMO İzmir), Mustafa Altıokka (Adana İKK), Çetin Kurtoğlu (JMO), Hüseyin Atıcı (MMO Adana), Beyza Metin (EMO İstanbul), Ercüment Cervatoğlu (MMO Bursa), Orhan Atilla (MMO İstanbul), Haluk Direskeneli (MMO Ankara), Petek Ataman (GIDAMO) ve Semih Oktay (MMO Diyarbakır) söz aldı.
TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Soğancı, bilgilendirme sunumundan sonra yaptığı açış konuşmasına geçtiğimiz günlerde vefat eden İMO İzmir Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Tahsin Vergin’i anarak başladı. TMMOB’nin bu dönem yapacaklarını “mücadele, mücadele, mücadele” kelimelerinin belirleyeceğini vurgulayan Soğancı, Haziran ayından bu yana yaşanan gelişmeleri şöyle anlattı:
“Kapitalizm, kriz sarmalı içerisinde çıkış yolu arıyor. Kapitalistler arası ‘kur savaşlarına’ G20 Zirvesi de çare olamadı. Kapitalizmin asıl krizi olacak sınıf savaşları ile Avrupa sokakları giderek daha fazla ısınmaya başladı. Fransa sokaklarında emeklilik yasasına karşı gelişen muhalefet, İngiltere’de öğrenci harçlarına karşı eylemler, Yunanistan’daki toplumsal hareketlilik bunun işareti olarak gelişiyor. ABD’nin, geçtiğimiz yıllarda Irak’ı işgalinin ardından ilan ettiği ‘imparatorluğunun’ ömrü kısa sürdü. ABD merkezli kriz sonucunda imparatorluk rüyası da son buluyor. ABD bu yeni dönemde de etkinliğini terk etmemek için yeni bir stratejik hegemonyaya yönlenmeye çalışıyor. Lizbon’daki NATO toplantısı bu yeni stratejik
hamlenin parçasıydı. NATO zirvesinde emperyalizmin yeni soğuk savaşına yönelik planlar çerçevesinde, Ortadoğu ve Asya halklarının füze kalkanı ile kuşatılmasına adım atıldı. NATO bir saldırı örgütü olarak kapitalizmin dünyanın her yerindeki çıkarlarını korumaya hazırlıyor.”
“Füze Kalkanı İşbirlikçilik Belgesi Oldu”
Soğancı, füze kalkanı konusunda hükümetin gösterdiği tavrı, “Türkiye, ‘Füze Kalkan Sistemi’nin parçası olarak yeni soğuk savaşta da emperyalizmin ‘ileri karakol ülkesi’ olacağını beyan etmiş oldu” sözleriyle eleştirdi. Bu durumun medyada bir “zafer havası” ile sunulmaya çalışıldığına işaret eden Soğancı, konuşmasını şöyle sürdürdü:
98 elektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011
“AKP uzunca zamandır ‘komşularla sıfır sorun’ adı altında yürüttüğü politikayla ‘bağımsız bir çizgi’ izlediğini ifade ediyordu. ‘Füze Kalkanı’na imza işte AKP’nin turnusolu olmuş ve tarihe yeni bir işbirlikçilik belgesi olarak geçmiştir. O zaman, şimdi emperyalizmin yeni stratejik saldırı hamlesi karşısında barışı savunmak, aynı zamanda bağımsız bir Türkiye’yi savunmaktır. AKP, yalnızca bir ileri karakol ülkesi değil aynı zamanda emperyalizmin Ortadoğu’ya yönelik ideolojik-kültürel savaşının da bir parçasıdır. Küresel sermayenin yönelimleri ile bütünleşmiş bir İslamcılık doğrultusundaki gelişmeler sonucunda inşa edilmeye çalışılan ‘yeni Türkiye’ bir model ülke konumundadır. Bize tüm bunların açığa çıkarılmasında önemli görevler düşüyor.”
Baskı Rejimi ‘Özgürlük’ Olarak Sunuluyor
TMMOB Başkanı Soğancı, Anayasa referandumu sonrası süreçte yaşanan gelişmelerin demokrasi penceresinden görünümünü ortaya koyarken, “Giderek artan bir baskı rejimi kurulurken, AKP
bunu ‘özgürlük’ olarak takdim ediyor” dedi. Soğancı, “AKP iktidarı referandumun ardından ‘ileri demokrasiye’ geçildiğini ilan etmişti. Bu ileri demokrasinin ne olduğunu HSYK seçimlerinde ‘yargının ele geçirilmesi’ ile gördük. YÖK talimatnamesi ile üniversitelere giren polislerin öğrencilere saldırılarında ve İTÜ’de Başbakan’ı protesto eden gençlere 1.5 yıl hapis cezası verilmesi ile gördük” diye konuştu. YÖK talimatnamesi ile başlayan türban tartışmalarının da “üniversiteler özgürleşiyor” diye sunulduğuna dikkat çeken Soğancı, gündelik hayat ve kamusal alanın din üzerinden düzenlenmeye çalışılmasını eleştirerek, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Meselenin asıl önemli yanı ise devlet eliyle toplumun gericilik dalgası ile kuşatılmasından başka bir şey değildir. Her tür dini, mistik düşüncenin etkinleştirildiği, evrensel aklın; aydınlanma değerlerinin; bilimsel bilginin yerini aldığı bir topyekûn gericilik çağının içerisindeyiz. Gerçek özgürlükler alanının genişletilmesi de ancak bu dalgaya karşı durularak sağlanabilecektir. Toplumu saran bu dalganın en büyük sonuçlarından birisi insanlığın kaderine razı gösteren bir suskunluğun içerisinde kaybolmasıdır. O yüzden özgürlükler ancak insanların kendi kaderine sahip çıkması, bunun için birlikte mücadele etmesi ile sağlanabilir.”
Mehmet Soğancı, AKP’nin yeni bir istihdam paketi hazırladığını, bu paketin krizi emekçilerin sırtına yıkma paketi olduğunu belirterek, “Esnek ve güvencesiz çalışmayı arttırarak daha fazla sömürü ile kendi krizlerini çözmenin yollarını arıyorlar. O zaman biz de emekçilerin kurtuluş yollarını arayacağız, bunu yaratmak için mücadele edeceğiz”dedi.
TEKEL işçileri direnişinin birinci yılı doldurduğunu kaydeden Soğancı, “O direnişin izleri ve öğrettikleri halen tazeliğini koruyor. 6 Kasım’da öğrenciler Ankara’da önemli bir direniş mücadelesi içerisinde olduklarını gösterdiler. Önümüzdeki günlerde bunları güçlendirmeye ihtiyacımız vardır” diye konuştu.
“Havasına, suyuna, toprağına sahip çıkanları selamlıyoruz” diyen Soğancı, sözlerini şöyle tamamladı:
“Daha fazla sömürme hırsı ile insanca yaşam talebinin uzlaşması mümkün değildir. Bu uzlaşmaya gerek de yoktur. Biz insanca yaşam talebi etrafında ülkemizin geleceğini kuracak bir yol yaratma mücadelesi içinde olanlarla omuz omuza yürüyeceğiz.” <
elektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011 99
“İŞ YERİNDE PSİKOLOJİK TACİZ” PANELİ DÜZENLENDİ
Elektrik Mühendisleri Odası’nda (EMO) düzenlenen panelde iş yerinde psikolojik taciz konusu ele alındı. Mobbing mağduru EMO Üyesi Elektronik Mühendisi Bülent Atuk’un Türk Telekom’da sürdürdüğü 7 yıllık mücadelesini anlattığı panelde, Psikolog Aylin Akçay mobbingin kapsamı ve sonuçları üzerinde durdu. Avukat Şamil Demir mobbing konusunda hukuki düzenleme bulunmadığını, ancak Anayasa kapsamında yorumlar yapılabildiğini anlattı. Avukat Demir, mobbingin çok yaygın olmasına karşın iş kaygısının açılan dava sayısının az kalmasına neden olduğuna da dikkat çekti. TMMOB’den İnşaat Mühendisi Gülru Yıldız da dünyada mobing konusunda gelinen noktayı anlatırken, TMMOB örgütlülüğü içinde bu konuda üye destek birimleri oluşturulması önerisini dile getirdi.
EMO Konferans Salonu’nda 25 Aralık 2010 tarihinde “İş Yerinde Psikolojik Taciz” başlıklı panel gerçekleştirildi. EMO Ankara Şubesi tarafından düzenlenen
panelin açılış konuşmasını da Şube Yönetim Kurulu Yedek Üyesi Duygu Tokmak yaptı. Oturum Başkanlığını EMO Ankara Şubesi Yönetim Kurulu Yedek Üyesi Tülay Işık’ın yürüttüğü panele konuşmacı olarak Avukat Şamil Demir, Psikolog Aylin Akçay, TMMOB’den İnşaat Mühendisi Gülru Yıldız ve mobbing mağduru Elektronik Mühendisi Bülent Atuk katıldı.
Panelde ilk olarak söz alan Psikolog Aylin Akçay, mobbingin yurtdışında eski, Türkiye’de ise yeni literatüre girmiş bir kavram olduğunu belirtti. İş yaşamının doğuşundan itibaren her türlü şiddet biçiminin yaşandığını ifade eden Akçay, mobbingin sürekli yaşandığını, isimlendirilen bir mücadele alanı haline gelmesinin ise çok yeni olduğunu söyledi. “Mobbing ile ilgili kazanılmış davaların olması yolumuzu daha kolaylaştırıyor” diyen Akçay, mobbingi “işyerinde bir kişinin işveren ya da çalışma arkadaşları ya da üst yöneticiler tarafından sistematik olarak psikolojik şiddet görme
ve işyerinde uzaklaştırılması” olarak tanımladı.
Çalışma yaşamının şiddet içerikli olduğuna dikkat çeken Akçay, psikolojik şiddetin tek başına mobbingi tanımlamak için yeterli olmadığını, mobbing suçunu oluşturan temel kriterlerden birincisini “sistematik olması” olarak ortaya koydu. Burada süre tartışması olduğunu, bazı akademisyenlerin 6 ay sistematik olarak haftada en az 1 kez uygulanan davranışların mobbign olarak tanımlanabileceğini belirttiklerini aktaran Akçay, Türkiye koşullarında bu sürenin gerçekçi olmadığını, 6 aya varmadan işten ayrılma ile süreçlerin sonuçlanabildiğine işaret etti.
Güç Eşitsizliği Mobbingi Kolaylaştırıyor
Akçay, güç eşitsizliğinin mobbingin ortaya çıkışını kolaylaştırdığını anlatırken, çok çalışıp mesleğini sahiplenen kişilerin de, sessiz olanların da mob-
100 elektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011
bing mağduru olabildiğini söyledi. Mobbingi yaratan kapitalist sistem ve onun yarattığı çalışma koşullarına da dikkat çeken Akçay, çok farklı davranışlar ya da durumların mobbing olabileceğini belirtirken, Leymann’ın tipolojisine göre 45 davranıştan bazılarını şöyle sıraladı:
“Çalışanı yeterince çaba göstermediği için suçlamak, yaptığının, sürekli attığı adımın yanlış olduğunu söyleyerek sürekli bir eleştiri halinde bulunmak. İş yerinin var olan etkinliklerinden, faaliyetlerinden haberdar olmasını engellemek, duyurmamak. Bir görev verilecekse eğer ona söylemeden, doğrudan değil başkaları aracılığıyla iletişim kurarak söylemek. Çalışanla doğrudan iletişim kurulmasını ortadan kaldırmak. Başka çalışma arkadaşlarının yanında sürekli yalnızlaştırmak, aşağılayarak, hakaret ederek onu diğer arkadaşlarından uzaklaştırmak. Önyargı oluşturmak. Çalışana iş tanımı dışında görevler vermek. Bazen hiç iş vermemek hiç iş yaptırmamak bazen de çok fazla iş vermek ama zaten yapması mümkün olmayan işler vermek…”
Kadınlar Daha Çok Mobbinge Maruz Kalıyor
Ekonomik çalışma sistemi içinde kadınların daha çok mobbinge maruz kaldığını ifade eden Akçay, kadınların mobbingin sonuçlarını daha ağır yaşadıklarını kaydetti.
Mobbingin kişinin psikolojisini ve bedensel sağlığını bozan, ağır sonuçlar doğuran bir eylem olduğuna işaret eden Akçay, şöyle konuştu:
“Kişi gününün çoğunu işyerinde geçiriyor. Doğrudan hedefli olarak yaşanılan şey sadece iş yaşamındaki süreci değil, aynı zamanda iş dışındaki yaşantıyı da doğrudan etkiliyor. Mobbing öncelikle psikolojik sağlığımızı ardından da fiziksel sağlığımızı etkileyecek boyutlara gelebiliyor. Özellikle süre uzadıkça yaşadığımız şey artıyor. Hatta sonuçlar yaşamı sonlandırmaya kadar gidebiliyor.”
Mobbing uygulanan kişinin ilk olarak işten ayrılmayı düşündüğüne dikkati çeken Akçay, mobbingin işten ayrılmakla bitmediğini, işten ayrıldıktan sonra da devam eden bir süreç olduğununun altını çizdi.
Örgütlülük ve Dayanışma Sağlanmalı
Mobbingle karşı karşıya kalan kişinin öncelikle durumun farkına varması ve adını koyması gerektiğini belirten Akçay, önerilerini şöyle aktardı:
“Yaşanılan durumun kendisiyle ilgili bir sorun olduğunu düşünerek kişi kendini suçlamamalı. İş yerlerinde dayanışma ve örgütlülük bunun için çok önemli. Her alanda mücadele ederken iş yerinde örgütlülüğün sağlanması gerekir. Mobbingle ilgili net tanımlamalar iş yerlerinde yapılmalı, benzer durumda işleyen mekanizmalar harekete geçirilmeli. Sendikalarda mobbinge ilişkin özel tanımlama yapılarak sendika gündemine alınmalı ve net bir mekanizma oluşturulmalı, mücadele yöntemleri belirlenmeli.”
Mobbing Tanımı Yasalarda Yer Almıyor
Avukat Şamil Demir, Türkiye’de mobbing tanımının yasalarda yer almadığını, ancak Anayasa’nın bazı maddelerinin mobbingi engellemeye yönelik olarak yorumlanması gerektiğini söyledi. Anayasa’da mobbingi ortadan kaldırmaya yönelik olarak birçok madde bulunduğuna işaret eden Demir, Anayasa’nın “Devlet, çalışanların hayat seviyesini yükseltmek, işsizleri korumak, çalışmayı desteklemek, çalışma barışını korumak için gerekli tedbirleri almakla yükümlüdür” maddesini örnek gösterdi.
Mobbingin gelişmiş sosyal devletlerin gündeminde uzun zamandır var olmasına rağmen Türkiye’de yeni yeni tartışılan bir kavram olduğunu belirten Demir, şöyle konuştu:
“Çalışanların iş sağlığına, iş güvenliğine sosyal haklarına yönelik ciddi düzenleme bulamadığı ülkelerde, bu hakların tam manasıyla uygulanamadığı ülkelerde; mobbing gibi kavramlar üzerinde pek konuşulmayan burun kıvrılan kavramlar gibi karşımıza çıkıyor. Mobbing kaynağı olan birçok problemimiz var. Daha huzurlu, barışçıl, verimli çalışma özlemi içinde olan kişiler bu kavramın anlamını öğrenmeye başlamışlardır.”
İşverenin Mobbinge Karşı Yükümlülüğü
Her davranışın mobbing olarak değerlendirilemeyeceğini, hukuki olarak da her davranışın mobbing kapsamında olmadığını kaydeden Demir, bir iş yerinde mobbing uygulanıyorsa işverenin hangi yükümlülükleri ihlal ettiğine bakılması gerektiğini söyledi. Demir, ihlal edilen en büyük yükümlülüğün “İşçinin Korunması ve Gözetilmesi” yükümlülüğü olduğunun altını çizerek, korumagözetme kapsamının içine ise “İşçinin küçük düşürücü ve alaycı hareketlere karşı korunması, birlikte ikamet halinde ise korunması, eşit muamele görmesi, kendisine iş verilmesi, beraberindeki malların korunması” gibi maddelerin girdiğini kaydetti.
Mobbing sonucunda verim düşüklüğü, akıl ve fikir sağlığında bozulma söz konusu olabileceğini anlatarak, tüm bunların performansı etkilediği için işçiyi işten çıkarma sebepleri arasında sayıldığına temas eden Demir, ancak işçiyi koruma ve gözetme borcunu yerine getirmeyen işverenin, mobbing sonucu ortaya çıkmış bu sonuçlardan yararlanarak, işçiyi işinden çıkarması gibi bir durumun söz konusu olamayacağının altını çizdi. Demir, şöyle konuştu:
“Öncelikle işverenin koruma ve gözetme borcunu yerine getirmesi, gerekli bütün önlemleri almasına
elektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011 101
rağmen tüm bunlar gerçekleşiyorsa, mobbingi engelleyemediğini ispat ediyorsa ancak sorumluluktan kurtulması söz konusudur. İşçinin diğer işçiler tarafından alaya alınması, yalnızlaştırılması, görmezden gelinmesi gibi durumlarda, bunu bilen işveren tarafından korunmuyorsa, işveren koruma ve gözetme borcunun ihlali ile birlikte eşit davranma borcunu da ihlal etmiş olacaktır. İş Kanunu’nun 5-l maddesi uyarınca, işveren iş ilişkisi nedeniyle işçisine dil, ırk, cinsiyet, siyasal düşünce, felsefi inanç, din ve mezhep ve benzeri sebeplere dayalı olarak ayrım yapılmaması için gerekli önlemleri almalıdır. Böyle bir ayrımı yapan işverenin tazminat ödemesi söz konusu olacaktır. Bu durumda ayrımcılığı ispat etme yükümlülüğü ise işçiye aittir.”
Cinsel taciz ile mobbingin aynı şey olmadığına değinen Demir, cinsel tacizin mobbing amacı gütmeyen aktif bir eylem olduğunu, ancak mobbing amacıyla yapılan cinsel tacizin ise işçiyi yıldırmak ve işyerinden uzaklaştırmak maksadıyla yapıldığını vurguladı.
Mobbingte İş Güvencesi Açmazı
Mobbingin ceza kanununda da suç olarak düzenlenmesi gerektiğini kaydeden Avukat Demir, iş güvencesi sorununa da dikkat çekerek, konuşmasını şöyle tamamladı:
“Mobbinge ilişkin açılan davalarda manevi tazminat istedik. Çünkü uygulanan psikolojik taciz kişide maddi zarardan çok manevi hasara yol açıyor. Açılan davalar, son bir yıl içinde gerçekleşen olaylara dayanılarak açılabiliyor. Davalarda ispat en büyük sorun ayrıca işini korumak kaygısında olduğu için tanık da bulunamayabiliyor. Mobbing çok yaygın olmasına rağmen, açılan dava sayısı o kadar az ki, nedeni ise işçinin iş yerinde hala çalışıyor olmasıdır. İşsizliğin yoğun, işverenin ise seçeneğinin bol olduğu bizimki gibi ülkelerde çalışan için öncelik onurunu korumaktan çok ekmeğini korumaya dönüşebiliyor. Dolayısıyla mobbing, bir işte çalışıyor olmanın bedeli olarak katlanılması gereken bir olguya dönüşüyor.”
Günlük Yaşamda Mobbing
TMMOB’den İnşaat Mühendisi Gülru Yıldız da, geçen yıl mobbing kavramıyla karşılaşmasıyla birlikte çalışma hayatı boyunca birçok kez mobbinge uğradığının farkına vardığını belirterek başladığı konuşmasında, 20-25 yıllık iş yaşantısında yaşadığı mobbing uygulamalarını katılımcılarla paylaştı:
“1985 yılında üniversiteden mezun olduktan sonra bir sene özel şirkette çalıştım ve ardından mezun olduğum üniversitede asistan oldum. Bir süre çalıştığımız laboratuvarda yönetim değişince burada asistan olan 4 arkadaşımız siyasi görüşlerimiz nedeniyle istenmiyor hale geldik. DSİ’de göreve başladım. Orada birkaç yıl çalıştıktan sonra amir pozisyonunda olmayan çalışanla çatışma yaşamaya başladık. O kişi müdür olduktan sonra bana mobbing uygulamaya başladı. Kendisi amir oluyor, fakat benim
amirim değil bana mektup yazıyor. Benimle çalışmak istemediğini anlatan bir mektup. Ben de bir üst amire çıkıyorum böyle böyle bir şey oldu diyorum, amirim mektubu alarak sümen altına koyuyor ve ertesi gün o mektubun kaybolduğunu söylüyor. Daha sonra ANAP döneminde daha büyük çatışmaya çevrildi. O dönem DSİ’ye Barajlar Dairesi’ne büyük projeler geliyor, mühendisler o kadar çok çalışıyor ki bana hiç iş verilmiyor. Ayrı bir odada arşivin yanında oturtuluyorum. Arşiv dosyaları benim odama konuluyor. Bu süreç 10 yıl devam etti. Ardından DSİ’de bir rüşvet mekanizması da başladı. Birkaç arkadaş bu mekanizmaya karşı durduğumuz için bize ‘onlar zaten çalışmıyorlar çalışmadıkları için bilmiyorlar’ diyerek ayrı bir mobbing uygulamaya başladılar.”
AB üyesi ülkelerde ve ABD’de mobbingin tanımlandığını ve bunun yasalara girdiğini belirten Yıldız, İsveç’te iş yerinde tacizin 1994’de İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Yasası içinde tanımlandığını, Finlandiya’da ise 2000 yılında psikolojik şiddet olarak tanımlandığını ve 2004 yılında da, yine psikolojik rahatsızlıklara ilişkin önlemlerin yasalarına girdiğini kaydetti. Yıldız, bu ülkelerde mobbing sonucu verilen cezaların da caydırıcılığına vurgu yaptı.
102 elektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011
Yıldız, çalışanların bu konuda daha uyanık olmaları gerektiğini ve mutlaka bilgilendirilmeleri gerektiğini ileri sürdü. TMMOB örgütlülüğü içinde üye destek ve başvuru birimleri oluşturulabileceği önerisinde bulunan Yıldız, işçinin üyesi olduğu örgütün arabuluculuk görevini de üstlenebileceğini, hatta gerekli hallerde örgütün psikolojik ve hukuki destek de verilebileceğini savundu.
Kar Altında Hurda Sayımı
Panelde son olarak Türk Telekom’da 7 yıl mobbinge maruz kalan elektronik mühendisi Bülent Atuk konuştu. Atuk, Türk Telekom’da sistematik olarak gördüğü psikolojik şiddete karşı verdiği mücadeleyi katılımcılarla paylaştı. Atuk, kendisinin maruz kaldığı mobing uygulamalarından bazı örnekleri şöyle anlattı:
“Geçen yıl 16 Aralık’ta hurda sayımına gönderilmiştim. Karın çamurun içinde elektronik kart sayımına gönderdiler. Delik deşik bir depo; her yer kar, su ve benden elektronik devrelerin sağlam olup olmadığını üstelik gözle, elle test etmemi istiyorlar. 15 gün boyunca Ankara’dan 35 km uzakta 1200 malzemeyi incelemeye gönderdiler. Cihazları bilmiyorum sanıyorlar, ben 18 yıl önce o cihazları görmüşüm kabullerini ben yaptım. Baktım kutuların üzerinde “arızalı” yazıyor. Fotoğraflarını çekiyorum. Bir hafta sonra görevi veren müdür beyin yanına gittim ‘İşler nasıl gidiyor’ dedi. ‘Sayıyoruz’ dedim. ‘Kaç tane sağlam var’ dedi. ‘Ayıklıyoruz’ dedim. ‘Şu şu ürünler demode olmuş onları saymanıza gerek yok’ dedi. ‘Siz bu kadar kişiyi göreve gönderiyorsunuz, benzini şusu busu. Kurumu zarara uğratıyorlar utanmıyor musunuz’ dedim. Hurda sayımına neden gönderdiler, mobbing davası açtım diye. Davayı 4 Kasım’da kazandık. Ertesi gün sürdüler beni. 8 Kasım’da dilekçe
verdim; ‘Genlerine mobbing vebası bulaşmış böyle bir şirkette daha fazla çalışmak istemiyorum’ diye dilekçe yazarak, ‘Kamuya geçmek istiyorum’ dedim.
Belgelendirmenin Önemi
Daha önce yaşadığım bazı örnekleri aktarayım. Benle birlikte 16 kişiye ‘Top sakalınızı kesin’ dediler. Benden başka 15'i kesti, ben kesmedim. Var mı bir genelgen neden keseceğim top sakalımı? Pervasızlar. Bana uygulananları 44 madde hazırladım okumaya utanırım. Bu 44 maddeyi CD yapıp yönetim kuruluna gönderdim. 2004 yılında bir kumpas kurulduğunu anladım. Genel merkez kampusünde görülmek istenmiyorsun denilerek Ulus’a sürdüler. İşe devamsızlığımı aradıklarından devam kağıtlarının sürekli fotoğraflarını çekiyorum. Müdür pozisyonundaki arkadaş benim parafımın üzerine parafını atmış. Fotoğrafları çekiyorum devamsızlık yaşamıyorum. Hiç izin kullanmadım. Her şeyi fotoğraflıyorum. Beni bir odaya sürüyorlar odayı fotoğraflıyorum. Herkesin masasında bilgisayarı, telefonu var; benim yok. Fotoğrafını çekip belgeliyorum. Bu belgeleri mahkemeye verdik. Mobbinge uğrarken akıl sağlığınızı bedensel sağlığınızı korumanın en güzel yolu bir yeteneğinizi geliştirmekten geçer. Ben çeviriye verdim kendimi, güzel çeviriler yaptım. Bunu yapmazsanız akıl sağlığınızı yitirebilirsiniz.”
Mobbing davası açabilmek için kanıtların çok önemli olduğuna işaret eden Atuk, yapılan her tür uygulamanın ispatı için mağdurların durumu belgelendirmesi gerektiği uyarısında bulundu.
Yaptırımı Olmayan Yasa Anlamsız
Atuk, Torba Yasa Tasarısı’na bu konuya ilişkin konulan maddeleri eleştirerek, yasaların yaptırım güçleri olması gerektiğini vurguladı. Atuk, konuşmasını şöyle tamamladı:
“Denize düşenin yılanı olmaz. Sağlığım bozuldu tansiyon hastası oldum. Çünkü organize çete sistematik olarak üstünüze geliyor. Her biriyle ayrı ayrı uğraşmak zorunda kalıyorsunuz. Mobbingin önlemleri var, ama sonuçları ne yazık ki değişmiyor. Yasalar hazırlanıyor bu konuda, ama yaptırımı yoksa hiç önemli değil. Ben mücadelemi ettim. Bugün Türk Telekom mobbingle anılacaktır.” <
elektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011 103
TÜRK TELEKOM’UN MOBİNG UYGULADIĞI EMO ÜYESİNE DESTEK
Türk Telekom’da özelleştirme öncesindeki siyasal kadrolaşma ve personele yönelik baskı uygulamasının mülkiyet değişimiyle sona ermediği, artarak devam ettiği belirtilirken; kurumda belli bir yaşam biçiminin empoze edildiği kaydedildi. Türk Telekom’un özelleştirme sonrasında çalışanlara mobing (duygusal taciz) uyguladığı ilk kez bir yargı kararıyla belgelendi. Özelleştirme sonrasında Tip 1 sözleşmesi imzalayarak Türk Telekom’da çalışmayı kabul eden Bülent Atuk’un personele yönelik uygulanan baskıya karşı mücadelesi örnek oluşturdu. EMO Yönetim Kurulu, Elektronik Mühendisi EMO Üyesi Bülent Atuk’la görüşerek, mücadelesine destek verdiğini bildirdi.
Türk Telekom’u açtığı mobing davasında tazminat cezasına mahkum ettiren Bülent Atuk, EMO’nun daveti üzerine, yaşadığı süreci EMO yönetimiyle paylaştı. EMO Genel Merkezi’nde 9 Kasım 2010 tarihinde yapılan toplantıya, EMO Yönetim Kurulu Yazmanı Erdal Apaçık, EMO Yönetim Kurulu Üyesi Mehmet Bozkırlıoğlu, EMO 41. Dönem Yönetim Kurulu Yazmanı Hüseyin Önder, EMO Teknik Görevlisi Mehmet Atay ve EMO Ankara Şube Sempozyum Sekreteri Tülay Işık katıldı.
Toplantıda Bülent Atuk, Ankara 19. İş Mahkemesi’nin işyerine “top sakallı” olarak geldiği gerekçesiyle amirleri tarafından mobing uygulandığını tespit ederek, Türk Telekom’u tazminat cezasına mahkum ettiğini kaydetti. Atuk, Türk Telekom’da kendisi gibi baskıya uğrayan 1. Tip sözleşme imzalamış çalışanlar olduğunu da belirtirken, Türk Telekom özelleştirmesi sonrasında kurumda belli bir zihniyetin kendi dünya görüşü dışındakilere çalışma
olanağı bırakmadığını anlattı. Atuk, Türk Telekom’da özelleştirme sürecinin başladığı 2003 yılından itibaren düzenli olarak baskıya uğradığını, kendisinin Şef Mühendis olduğunu, ancak bu kadrosuna uygun olmayan yerlere sürüldüğünü kaydetti. Kendisine bilgisayar, oda verilmediğini, iş yaptırılmadığını, bu tür baskılara karşı 7 yıldır mücadelesini sürdürdüğünü, bu durumun manevi olarak kendisinde olumsuz etkiler yarattığını aktaran Atuk, bu baskılar karşısında belgeli olarak hukuki yollardan mücadele yürüttüğünü kaydetti. Mahkemeye sunulan bilirkişi raporlarının da açık ve net olduğuna, bunun sonucunda mahkemenin davasını haklı bulduğuna
dikkat çeken Atuk, yıllarını bu kuruma vermiş bir çok mühendisin de Türk Telekom’da sürgün, çalıştırmama gibi yöntemlerle baskıyla karşı karşıya olduğunu vurguladı. Atuk, bu şekilde baskıya uğrayan 1. Tip sözleşme imzalamış çalışanların, iş güvencesi ve çalışma haklarını korumak üzere kamuya geçirilmeleri için mücadele yürütülmesi gerektiğini söyledi.
EMO Yönetim Kurulu Yazmanı Erdal Apaçık da ülkemizde kamuda ve özel sektörde çalışanların bu tür siyasal baskılara maruz bırakıldığını, çalışanların iş güvencesinin sürekli tırpanlanarak haklı mücadelenin önüne geçilmeye çalışıldığını anlattı. Mobing kavramının henüz kamuoyunda yeterince bilinmediğini, bu mücadele alanının daha çok kamuoyuna anlatılması gerektiğini vurgulayan Apaçık, “Örgütsüzleştirilen çalışanların hakları aranamıyor. Bir kaç yıllık karına satılan Türk Telekom gibi halkın emekleri ile kurulan kurumlar satıldıktan sonra iktidarın arka bahçesi gibi kullanılıyor” dedi. Apaçık, Atuk’a hukuksal ve örgütsel anlamda EMO olarak destek olacaklarını ifade ederken, benzer baskılara maruz kalan diğer üyelere yönelik de hak arama mücadelesinin yaygınlaştırılması için çaba gösterileceğini kaydetti. Erdal Apaçık, bu anlamda Atuk’un mücadelesinin örnek oluşturduğunu ve onun deneyimlerinden EMO’nun da yararlanacağını söyledi.
104 elektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011
Etik Komisyonu Yeni Dünya Düzeni’nin Küresel Boyutta Dayattığı Etik Anlayışını Sorguluyor...
ETİĞİN İÇİ BOŞALTILARAK ETİK DIŞI KULLANIMI
İhsan Karababa EMO Etik Komisyonu Üyesi
2002 yılında çalışmaya başlayan EMO Etik Komisyonu çalışmasını 2007 yılında, son ürünü olan “Küreselleşme, Etik Kodlar ve Örgütler” adlı kitabıyla tamamlamıştı. Üç yıl aradan sonra konu üzerinde çalışmaya tekrar başlıyoruz.
2000’li yıllarda genel anlamda etik, özel anlamda meslek etikleri toplumsal ve ekonomik alanda yaşanan sorunların çözümünde önemli bir araç olacağı savıyla gündeme alındı. Bu amaçla her alanda insan davranışlarını denetim altına tutmaya yönelik etik kodları hazırlama süreci başlatıldı. Geriye dönüp bakıldığında hızlı değer aşınmalarının yaşandığı bir süreçten geçildiği görülmektedir. Bu değer erozyonu içinde tüm insani ve etik değerler bir tüketim malzemesi haline getirilerek hızla tüketilmektedir. Değerlerdeki aşınma siyasetten günlük ilişkilere, yaşamın her alanında herkesin tanık olup çıplak gözle dahi görebileceği somut örneklerle doludur. Her alanda olduğu gibi etik alanında da kavramlara keyfi anlam yüklemeleri, çıkar ilişkilerine bağlı olarak anlam saptırmaları, etik kavramın içinin boşaltılmasına ve kavram kargaşasına neden olmaktadır. Bunun sonucunda insan ilişkilerinde yaşanan olaylar “etik değil ya da etik olarak” gibi söylemlere indirgenerek savunma ya da eleştiri malzemesi olarak kullanılmaktadır. İnsan davranışlarının etik yönü de gerekliliği şüpheli etik kurulları ve vicdani sorumluluk gibi kontrol mekanizmalarına teslim edilmektedir. Komisyonumuz “etik ve meslek etikleri” sürecini eleştirel bir bakış açısıyla ele alarak süreçte yaşanan olay ve olguları yeniden değerlendirme gereği duymaktadır.
Sürecin başlatıldığı tarihten bugüne yaşanılan olay ve olgular göz önüne alınarak, geçen zamanın her kurum ve kuruluş tarafından, eleştirel bir bakış açısıyla, yeniden değerlendirilmesinin çok yararlı sonuçlar doğuracağı kanısındayız.
elektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011 105
Toplumsal, kişisel değerlerimizin bilinçli olarak aşındırılmasıyla ortaya çıkan durum, etiği yeniden ele alışımızın gerekçesini oluşturmaktadır. Bu çalışma topluma ve meslektaşlarımıza ahlak ilkeleri sunma, felsefi bir yaklaşımla etik konusuna bilimsel katkıda bulunma, kişi- kurum ve kuruluşları etik ve ahlaki değerler açısından yargılama ya da etiği reddetme gibi amaçlar taşımamaktadır. Bizim üzerinde durmak istediğimiz asıl sorun emperyalist-kapitalist sistemin toplumu kendi faydacı ahlak anlayışı doğrultusunda yeniden şekillendirip tümüyle kontrolü altına alma girişimi ya da uygulamaya konan saldırılardır. Konuyu bu bakış açısıyla ele alma, örgütümüz TMMOB’nin “antiemperyalist-antikapitalist ve antifaşist kimliğine yaraşır bir şekilde, emperyalizmin her gün biraz daha yoğunlaşan saldırılarına karşı “halkın yanında yer alma” ilkesine bağlılığın da yüklediği bir görevdir.
Etik Doğrudan Yaşanan Değerler Bütünüdür
Etik değer ve ilkeler günlük hayatın her anında doğrudan yaşanıyor olmasına, özellikle son zamanlarda, etkin ve yaygın kullanılmasına karşın, kavramın kapsamı ve toplumsal yaşamdaki yerinin bilinçlere yeterince yansıdığını söylemek pek kolay olmamaktadır. Başka türlü ifade etmek gerekirse, bütün eylemlerin temelinde olan, ilişkileri yönlendiren değerlerin adının etik olduğu bilinmemektedir. Örneğin etiğin sadece felsefi kavram olarak öne sürülmesi, insanların bütün ilişkilerinde canlı olarak yaşadıkları “etik”in yaşamdan soyutlanıp yabancılaştırılmasına neden olmaktadır. Bu yabancılaşmanın bir başka boyutu da etik ve ahlak arasındaki farkın kavranmasında yaşanmakta, genelde asıl kapsayıcı kavramın ahlak olduğu, etiğin yabancı bir terim olarak, özentili bir şekilde kullanıldığı yanılgısına düşülmektedir. Bunlar ve
benzer yanılgıların egemen olduğu ortamda konuyu derinlemesine irdeleyebilmek için öncelikle etik olarak isimlendirilen değerler bütününün ortaya çıkışına yakından bakmak gerekmektedir. Bu bakış açısından hareketle, gücümüz yettiği oranda bir tartışma başlatarak konuya açıklık kazandırmaya çalışacağız.
Kimsenin kimseyi incitmeyeceği, haksızlıkların ve zorbalıkların yaşanmadığı adil bir düzen içinde yaşama arayışı insanoğlunun asla vazgeçmediği bir ideal olmuştur. İnsanlar bu ideale önce kendi davranışlarını kontrol altına alarak ulaşmaya çalışmıştır. İnsan topluluklarının toplumsallaşma aşamasında insanlar arasında kurulan ilişkilerde yaşanan doğru, yanlış, iyi, kötü benzeri olay ve olgulardan çıkarılan doğrulanabilir bilgiler bilinçlere, oradan da insan davranışlarına yansımıştır. Bilgilerin sağladığı birikimler toplumsal nitelik kazanarak bireysel/toplumsal ilişkilerde temel alınan ve toplumsal bir süreç olarak işleyen etik değer ya da ilkelere dönüşmüşlerdir.
Bu nedenle etik, “insanların toplumsal/ kişisel ilişkilerinde eylemlerine temel aldıkları, dolayısıyla doğrudan yaşanan, canlı ve deneyle doğrulanabilen değerler ve ilkeler bütünü” olarak tarif edilmektedir. Bu gerçekliğin gözden kaçırılması, etiğe sahip olduğu değerler dışında işlevler yüklenmesi onun değer kaybetmesine ve etkisinin zayıflatılmasına neden olmaktadır.
Etik sanıldığı gibi sadece karmaşık ve soyut felsefi bir konu değildir. Etikle ilgilenen felsefe dalı, kurallar koyma ya da yaşamda uyulması gereken kuralları belirleme amacı taşımayan bir bilim dalıdır. Etik; daha öncede ifade edildiği gibi, canlı olarak yaşanan, günlük yaşamın her anında somut, deneyle doğrulanabilen bir niteliğe sahipken, felsefi yönü tıpkı yaşam felsefesi, dil felsefesi örneklerinde olduğu gibi, ilişkileri bilimsel soyutlamalarla değerlendirme çabasıdır.
Etik ve Ahlak Arasındaki İlişki
Etik ve ahlakın birbiriyle karıştırılması ya da birbirinin yerine kullanılması, ahlak kavramı yanında etik kavramının gereksiz olduğu yanılgısı yaratmaktadır. Oysa etik ve ahlak birbirine doğrudan bağlı ve aynı zamanda birbirinden farklı kavramlardır. Daha önceki çalışmalarımızda etik/ahlak ilişkisini; özetle “etik insanın davranış ilkelerini, ahlak ise bu ilkelerin bireylerce uygulama anlayışıdır” tanımıyla açıklamıştık. Yaptığımız tanımlamayı biraz daha açılayacak olursak; ahlak, toplumun genel etik değerler sistemini anlama, kavrama, bunları günlük işlere, söz ve eylemlere yansıtma, düşünsel ve eylem sürecinde bilinçli ya da bilinçsiz olarak aldıkları kararları kamusal ve özel alanda kullanma biçimi şeklinde özetleyebiliriz.
106 elektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011
Etik ve Hukuk Kargaşası
Bir diğer konu da yasalarla etik değerler arasında, özellikle son zamanlarda, ortaya çıkan kavram kargaşasıdır. Yaratılan kargaşa, bu değerlerin birbiri yerine ikame edilmesi yanılgısını doğurmaktadır. Her iki değerler sisteminin, yani etik ve yasaların, aynı kaynaktan türediği bilinen bir gerçektir. İnsanların toplumsallaşması, birlikte yaşamanın kitleselleşmesi sürecinde etik değerler kurulan düzeni sürdürmede yetersiz kalmıştır. Bu durumda etik değerlerin bazıları normlar haline getirilerek hukukun çerçevesi oluşturulmuştur. Kısaca söylemek gerekirse oluşturulan hukuk normları toplumların üretim ve tüketim ilişkilerini şekillendirme amacıyla yasalara dönüştürülüp devletin eline bir denetim, bir yaptırım aracı olarak verilmiştir. Ayrıca yasaların toplum üzerindeki egemenliğini sağlama amacıyla devlet zor kullanma yetkisiyle donatılmıştır. Dolayısıyla hukuk normları gerekli görüldüğü anlarda isteğe ve ihtiyaca bağlı olarak uygulamaya konulan, uygulamadan kaldırılan, içeriği ve yaptırımı değiştirilebilen normlardır. Buna karşın etik ilişkiler sürekli biçimde işleyen, isteğe bağlı olarak değiştirilip ortadan kaldırılması mümkün olmayan ve toplumsal yaptırım dışında başka bir yaptırımı bulunmayan değerler bütünüdür.
YDD’nin Etik Dayatması
Etik değerlerin bireyler üzerinde büyük etkisinin nedeni, yasalardan farklı olarak, yaptırım gücünün toplumsal niteliğinden kaynaklanmaktadır. Kapitalist sistem, etiğin bu etkin konumundan kendi adına yaralanmayı hedeflemektedir. Etiğin toplum katlarında sahip olduğu gücü iyi değerlendiren kapitalist/emperyalist sistem “Küreselleşme, Yeni Dünya Düzeni (YDD), Serbest Piyasa Ekonomisi” gibi adlar altında uygulamaya koyduğu ekonomik ve siyasal modele, kendi değer yargılarına dayalı, bir etik altyapı oluşturmayı amaçlamaktadır. Buna karşın toplumların tarihi süreçte oluşturdukları etik değerler sistemiyle, YDD’nin kodlandırılmış değer yargılarına dayalı etik anlayışının uyuşması pek kolay olmayacağa benzemektedir. Bu nedenle dünya yeniden düzenlenirken, serbest piyasa ekonomisi, yaratacağı etik uyumsuzlukları ortan kaldırma amacıyla, sahip olduğu olanakları kullanarak, kendi etik anlayışını dünyaya kabul ettirme yolunu seçmiştir. Bu amaçla sistemin IMF, BM, DB, OECD, NATO gibi güçlü ideolojik aygıtları devreye sokularak çevre devletler baskı altında tutulmaktadır. Kamu görevlileri için yürürlüğe konan yasal, yönetsel kararlar, TÜSİAD’ın “devlette etikten etik devlete”, “meslek etikleri” gibi projeleri bu çabanın somut örnekleridir. Kapitalist sistemin
iddiasına göre etik davranış ilkelerinin yaygın olarak uygulanmasıyla dürüstlük, saydamlık, tarafsızlık gibi ilkeler yaşama geçirilecek, böylece toplumların ihtiyaç duyduğu güven ortamı sağlanacaktır. Güven ortamının sağlanmasıyla da, piyasaların rekabet içinde sağlıklı işleyeceği, ekonomik ve toplumsal gelişmenin kapıları açılarak adil bir düzen sağlanacağı düşünülmektedir. Ne var ki bu pembe tablonun yaratıcısı olan sermaye sınıfı ve yandaşları kendilerini, evrensel boyutta geçerli kılmaya çalıştıkları, davranış kod ve kalıpları dışında tutmaktadırlar. Bu düşüncenin somut kanıtı küresel sermayenin Türkiye’deki en önemli temsilcisi TÜSİAD’ın çalışmalarında bulunmaktadır. TÜSİAD “Devlette Etik Altyapı Dizisi” kapsamında bir çalışma yürütmüştür. Bu çalışmada “Devlette Etikten Etik Devlete” ana başlığı altında, “Kamu Yönetiminde Etik, Siyasette Etik ve Yargıda Etik” erkleri ayrı ayrı irdelenmektedir. TÜSİAD sermaye sınıfının etik sorumluluk anlayışını; “Birçok insan, iş dünyasının tek sorumluluğunun kar maksimizasyonu olduğunu ve bu yükümlüğün de herhangi bir etiksel veya sosyal sorumluluktan üstün geldiğini savunmaktadır” görüşünü ortaya koyduktan sonra, kendi payına düşen sorumluluğun çerçevesini “Kapitalizm kişisel kazanç arayışıyla temellendirilse de, bu sistem, aktörlerin hırslarını kontrol etmesini de kapsar” şeklinde tanımlamaktadır.
Açıklanmaya çalışılan bu nedenler, gündeme alınan etik kodların hedef kitlesinin toplumda orta tabaka diye tanımlanan katmanlar ve emekçi sınıflar olduğunu ortaya koymaktadır. Bu çaba içinde toplumu etkisi altına alan yozlaşmanın ana kaynağını da emekçi kesimlerin oluşturduğu ve kirlenmenin bu kesimlerden başlayarak yukarı doğru geliştiği görüşüne geçerlilik kazandırmak istenmektedir. Toplumu kirlerinden arındırmayı hedefleyen egemen sınıf kirletmeden sorumlu gördüğü sınıf ve tabakaların davranışlarını etik kodlar aracılığıyla kontrol altında yönetip/yönlendirmenin koşullarını
elektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011 107
yaratmak istemektedir. Uygulamaya konulan kod ve kurallara uyulmasıyla toplumun ıslah edilebileceği, bu yolla adil bir düzenin kapılarının açılacağı düşüncesi evrensel boyutta kabul ettirilmeye çalışılmaktadır.
Oysa yozlaşma, yozlaşmanın sonucu ortaya çıkan toplumsal kirlilik aşağıdan yukarı doğru değil, aksine toplumun üst katmanlarında gelişen çıkar ilişkileri temelinde oluşup aşağı doğru yayılarak bütün toplumu etkisi altına almaktadır. Buna karşın temiz toplum arayışlarında kirliliği yaratan asıl kaynak görmezden gelinip gizlenmektedir.
Her gün herkesin tanık olduğu yolsuzluk, rüşvet, kural tanımama, mafyatik ilişkiler gibi yukarıdan aşağı yayılan kirlilik yerel değil, küresel boyutta geçerli olgulardır. Emperyalizmin derinleştirdiği sömürünün ürünü olan açıklanmamış dünya savaşı, insan hakları ihlalleri, yaygınlaşan açlık ve sefaletin insanları göçe zorlaması, kadınların ve çocukların maruz kaldığı saldırılar, korku salmak ve dünyaya
gözdağı vermek amacıyla idam ve işkence sahnelerinin kayda alınıp iletişim araçlarına servis edilmesi, insanın ve insanlığın metalaştırılarak tüketilmesi gibi insanı insanlığından utandıran saldırılar evrensel boyutta kirlenmenin herkes tarafından bilinen örnekleridir. Sistemi sürdürmek için her türlü iletişim aracı kullanılarak şiddete dayalı bir kültür yaratılmaya çalışılmaktadır.
Etik dışı, daha doğrusu evrensel boyutta yaşanan insanlık dışı uygulamalara karşı yerel düzeyde etik normlar geliştirme, etik adacıklar oluşturmayla toplumda etik ve ahlaki değerleri geçerli kılma düşüncesinin hiçbir maddi temeli bulunmamaktadır. Asıl sorgulanması gereken böylesi yapay değer yargılarıyla toplumu adaletli bir yapıya dönüştürme iddiasıdır. Burada bizim sorgulamak istediğimiz emperyalizmin üst yapı olarak belirlediği koşullarda sağlanan bir toplumsal dönüşüm projesi temelinde etik değerlere dayalı adil bir düzen yaratılıp yaratmayacağıdır. Bu koşullar altında emperyalist sistem derinleştirdiği sömürüye karşı gelişecek olası tepkileri önleme refleksiyle hareket etmekte, toplumları tarihi süreçlerinde oluşan etik değerleri kendi çıkarı adına yozlaştırıcı bir etken olmaktadır. Buna karşı yapılması gereken, gündemde bulunan etik davranış ilkelerinin kapsamı, niteliği ve nasıl uygulanacağı üzerine görüş geliştirmeden daha çok, sermaye sınıfının hangi etik ve ahlaki değerlere dayanarak insanlardan etik davranışlar beklediğinin sorgulanmasıdır.
Sonuç Yerine
Kısaca söylemek gerekirse, kirlenmenin bireysel davranışlara indirgenemeyecek boyutta evrensel bir sistem sorunu olduğuna, çözüm yollarının da bu boyutta aranması gerektiğine inanıyoruz. Çalışmalarımızı bu düşünce doğrultusunda insan davranışlarının etik boyutunu, sistemle bağlarını koparmadan ele alarak, bütünsel bir yaklaşımla sürdürmeyi hedefliyoruz. <
108 elektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011
EMO BİLİMSEL DERGİ DANIŞMA KURULU TOPLANTISI YAPILDI
“EMO Bilimsel Dergi” Danışma Kurulu Toplantısı, 8 Ocak 2011 tarihinde EMO Genel Merkezi’nde yapıldı. Akademisyenler ve sektör temsilcilerinin katıldığı toplantıda, yayın dili “Türkçe” olan hakemli, bilimsel derginin, Mayıs 2011 tarihinde yayın hayatına başlayacağı duyuruldu. Toplantıda, dergi için yazıların alınıp, değerlendirilmesi konusundaki teknik ve sürece ilişkin ayrıntılar ele alındı.
“Elektronik Mühendisliği, Bilgisayar Mühendisliği, Elektrik Mühendisliği ve Biyomedikal Mühendisliği” alanlarında en az ulusal düzeyde bilimsel ve/veya teknolojik özgün değere sahip makalelere yer verilecek olan, bu niteliği ile araştırmacılara ve uygulamadaki mühendislere seslenmeyi amaçlayan EMO Bilimsel Dergi için hazırlık çalışmaları yapılıyor. Yıllık yayın sayısı başlangıçta iki olarak belirlenen ve gelişmelere bağlı olarak yıllık yayın sayısının artırılabileceği düşünülen, “EMO Bilimsel Dergi” hazırlık çalışmaları kapsamında, Danışma Kurulu Toplantısı düzenlendi. EMO Genel Merkezi Konferans Salonu’nda gerçekleştirilen toplantıya, Dergi Yayın Kurulu üyeleri ve Danışma Kurulu üyelerinin yanı sıra EMO Yönetim Kurulu Başkanı Cengiz Göltaş, TMMOB Yüksek Onur Kurulu Üyesi Musa Çeçen ve MİSEM Koordinatörü Emre Metin katıldı.
“Bilimsel ve Teknolojik Özgünlük İçeren Çalışmalar Yayımlanacak”
Toplantıyı yöneten, Bilimsel Dergi Editörü ve Çukurova Üniversitesi Mühendislik ve Mimarlık Fakültesi, Elektrik, Elektronik Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hamit Serbest, açılışta yaptığı konuşmada, EMO’nun bilimsel dergi çıkarmak konusunda uzun zamandır istekli olduğunu belirterek, bilimsel derginin yayımlanmasına ilişkin EMO Yönetim
Kurulu tarafından alınan kararın, memnuniyet verici olduğunu vurguladı.
Hamit Serbest, “Öğretim üyesi ve akademisyenler olarak bu tür konularda, yani bilimsel bir çalışmanın toplumla paylaşılması konusunda arzumuzu ve hassasiyetimizi hepimiz paylaşıyoruz. Dolayısıyla zor bir işe kalkıştığımızın farkındayız. EMO Bilimsel Dergisi denildiğinde, biz bu dergiden neleri hedefleyeceğiz? Camiaya, topluma neler verebileceğiz? Bunları çok iyi bir şekilde belirlememiz gerektiğini düşündük” diye konuştu.
Bilimsel hakemli dergi çıkarma konusunda, uzun çalışmalar yapıldığını belirten Serbest, bilimsel dergiyi çıkarmaktaki amacın; “ikinci bir ‘IEEE’ ya da Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu’nun (TÜBİTAK) ‘Elektrik Dergisi’ olmak” olmadığının altını çizerek, hedeflenen amacı, “Bilimsel ve teknolojik, özgünlük içeren çalışmaları yayımlamak” olarak tanımladıklarını kaydetti.
elektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011 109
“Sanayide Yapılan Çalışmalar Akademik Ortama Taşınacak”
EMO Bilimsel Dergi’nin, sanayide yapılan çalışmaları akademik ortama taşıyacağına dikkat çeken Prof. Dr. Serbest, şöyle konuştu:
“Çünkü biliyoruz ki artık, bugün birçok şirkette Ar-Ge yapılıyor ve Ar-Ge’de çalışan mühendisle akademisyenin aslında arasında fark yoktur demeyim, ama birçok benzerliği vardır ve onlar da yaptıkları çalışmaları şirket gizliliği olmadığı müddetçe, meslektaşları ile paylaşmanın hazzını yaşamak isteyeceklerdir.”
EMO Bilimsel Dergi’nin, bilim dilinin “Türkçe” olarak geliştirilmesinde, önemli bir hizmet göreceğini vurgulayan Hamit Serbest, sözlerini şöyle tamamladı:
“Şimdi siz Danışma Kurulu üyelerimizin teklifimizi kabul edip, bu toplantıya gelmeniz gerçekten büyük bir özveri. Bunun bizim için büyük bir avans olduğunu düşünüyoruz ve bunu birlikte en iyi şekilde değerlendirmeyi düşünüyoruz. Biz bu toplantıda sizlere bir takım sonuçları bildirmektense, sizinle birlikte ortak akıl üretmeyi tercih ettik. O nedenle, sadece ana başlıkları verebildik. Bu kapsamda biz yaptıklarımızı sizinle paylaşacağız ve sizlerin önerilerini, görüşlerini almaya çalışacağız.”
“EMO’nun Niteliğini Arttıracak”
“Bizden önce 41. Dönem Yönetim Kurulu Başkanı Sevgili Musa Çeçen’in başkanlık yaptığı dönemde, yine akademisyen, oda dostu arkadaşlarımız, hocalarımızla beraber bu dergi konusuna start verilmişti. Bu dönem bunu biraz daha ete kemiğe büründüreceğimiz bir süreç izleyeceğiz. Muhtemelen, bu görüşmelerin ardından da kısa bir süre sonra yeni sayısı yayımlanacak.”
Cengiz Göltaş, katılımcılara EMO tarihçesi ve çalışmalarına ilişkin bilgi aktararak sözlerine son verdi.
“Mayıs 2011’de Yayın Hayatına Başlayacak”
Göltaş’ın konuşmasının ardından, Türkiye’nin çeşitli üniversitelerinden ve kuruluşlarından gelen akademisyen, sektör temsilcilerine, EMO Bilimsel Dergi İnternet sitesi tanıtıldı. Toplantıda, “Dergide yer alacak yazıların sınıflandırılması, hakemlik sistemi süreci ve ilgili formlar, hakem ve yazarlar için özendirici uygulamalar, ilk sayı, mevcut yazıların incelenmesi” konuları ele alındı.
Toplantının sonunda tekrar söz alan Prof. Dr. Hamit Serbest, katkılarından dolayı tüm katılımcılara teşekkür ederek, EMO Bilimsel Dergi hazırlık çalışmalarının, Mart ve Nisan 2011’de hız
kazanacağını; EMO Bilimsel Dergi’nin en geç Mayıs 2011’de yayın hayatına başlayacağını bildirdi. Toplantı dilek ve önerilerin alınmasının ardından sona erdi. <
EMO Yönetim Kurulu Başkanı Cengiz Göltaş da, EMO Bilimsel Dergi’nin EMO için büyük öneme sahip olduğunu vurgulayarak, derginin EMO’nun niteliğini arttıracağını söyledi. 41.Dönem EMO Yönetim Kurulu tarafından çalışmaları başlatılmış olan, EMO Bilimsel Dergi’ye duyarlılık gösteren, toplantıya katılan akademisyenler ve sektör temsilcilerine teşekkür eden Göltaş, sözlerine şöyle devam etti:
110 elektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011
EMO ENERJİ KİMLİK BELGESİ UZMANLIĞI EĞİTİMLERİNE BAŞLADI
Binalarda Enerji Kimlik Belgesi Nedir?
Asgari olarak binanın enerji ihtiyacı ve enerji tüketim sınıflandırması, yalıtım özellikleri ve ısıtma ve/veya soğutma sistemlerinin verimi ile ilgili bilgileri içeren belgedir. 1 Ocak 2011 tarihinden itibaren yapı ruhsatı alacak binalarda enerji kimlik belgesi hazırlanması zorunlu olacaktır.
Enerji Kimlik Belgesi’nde, • Bina ile ilgili genel bilgiler, • Düzenleme ve düzenleyen bilgileri, • Binanın kullanım alanı (m2), • Binanın kullanım amacı, • Binanın ısıtılması, soğutulması, iklimlendirmesi, havalandırması ve sıhhi sıcak su temini için kullanılan enerjinin miktarı (kWh/yıl), • Tüketilen her bir enerji türüne göre yıllık birincil enerji miktarı (kWh/yıl), • Binaların kullanım alanı başına düşen yıllık birincil enerji tüketiminin, A ile G arasında değişen bir referans ölçeğine göre sınıflandırılması, • Nihai enerji tüketiminin oluşturduğu sera gazlarının kullanım alanı başına yıllık miktarı (kg CO²/m²-yıl), • Binaların kullanım alanı başına düşen yıllık sera gazı salımının, A ile G arasında değişen bir referans ölçeğine göre sınıflandırılması (kg CO²/m²-yıl), • Binanın aydınlatma enerjisi tüketim değeri, • Birincil enerji tüketimine göre, belirlenen enerji sınıfı, • Nihai enerji tüketimine göre, belirlenen sera gazları emisyonu sınıfı,
• Binanın yenilenebilir enerji kullanım oranı gösterilir.
Enerji Kimlik Belgesinin bir nüshası bina sahibi, yöneticisi, yönetim kurulu ve/veya enerji yöneticisince muhafaza edilir, bir nüshası da bina girişinde rahatlıkla görülebilecek bir yerde asılı bulundurulur. Binalar veya bağımsız bölümlere ilişkin alım, satım ve kiraya verme ile ilgili iş ve işlemlerde enerji
kimlik belgesi düzenlenmiş olması şartı aranır. Binanın veya bağımsız bölümün satılması veya kiraya verilmesi safhasında, mal sahibi enerji kimlik belgesinin bir suretini alıcıya veya kiracıya verir.
Enerji Kimlik Belgesi’nin, binanın tamamı için hazırlanması şarttır. Ayrıca isteğe bağlı olarak, kat mülkiyetine haiz her bir bağımsız bölüm veya farklı kullanım alanları için ayrı ayrı düzenlenebilir.
elektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011 111
Süresi
Enerji Kimlik Belgesi düzenleme tarihinden itibaren 10 yıl geçerlidir. Bu sürenin sonunda Enerji Kimlik Belgesi hazırlanılacak bir rapor doğrultusunda yeniden düzenlenir.
Kim Düzenleyecek?
Enerji Kimlik Belgesi, enerji kimlik belgesi vermeye yetkili kuruluş tarafından hazırlanır ve ilgili idarece onaylanır. Bu belge, yeni binalar için yapı kullanma izin belgesinin ayrılmaz bir parçasıdır.
Binalarda Enerji Performansı Yönetmeliği’nin 26. Maddesi gereğince; bünyesinde enerji kimlik belgesi düzenlemek üzere yetki belgesi almış olan ve meslek odalarından alınmış Serbest Müşavir Mühendis belgesine sahip olan mühendis veya mimar bulunduran tüzel kişiler, yeni yapılacak olan binalara Enerji Kimlik Belgesi Vermeye Yetkili Kuruluş sayılır.
Bünyesinde enerji kimlik belgesi düzenlemek üzere yetki belgesi almış mühendis veya mimar bulunduran Enerji Verimlilik Danışmanlık Şirketleri, mevcut binalara Enerji Kimlik Belgesi Vermeye Yetkili Kuruluş sayılır.
Enerji Kimlik Belgesi Uzmanı Nasıl Olunur?
• Enerji Kimlik Belgesi Uzmanı olmak isteyen mühendis ve mimarlar öncelikle Bakanlık tarafından yetkilendirilen kurumlarda (EMO, MMO gibi) eğitim alır. • Eğitim alındıktan sonra Bakanlık tarafından yapılacak merkezi sınavda başarılı olanlara yetkilendirme yapılır. • Yetkilendirilen mühendis ve mimarlara BEP-TR programına erişmek için kullanıcı adı ve şifre verilir.
Enerji Kimlik Belgesi Eğitimleri
Odamızın tüm şubelerinde Enerji Kimlik Belgesi eğitimleri 15 Ocak 2011’den itibaren başlamıştır. Eğitimlerle ilgili takvime www.emo.org.tr/misem adresinden ulaşabilirsiniz.
BEP-HY ve BEP-Tr Nedir?
1. BEP HesaplamaYöntemi, BEP Yönetmeliği kapsamına giren binaların yıllık m2 başına düşen
enerji tüketim miktarını ve buna bağlı olarak CO2 salımının nasıl hesaplanacağının yol haritasıdır. 2. BEP-TR, İnternet tabanlı bir yazılımdır. BEP Yönetmeliği kapsamına giren binaların yıllık m2 başına düşen enerji tüketim miktarını ve buna bağlı olarak CO2 salımını hesaplar. 3. BEP Hesaplama Yönetmeliği sonuçlarına göre binanın enerji performansı ve emisyon salım sınıfı belirlenecektir. 4. BEP-TR, BEP Hesaplama Yöntemini kullanarak ilgili binaya uygun enerji kimlik belgesini üretir.
Bu sistemi kullanabilmek için sınavda başarılı olan mimar ve mühendislere Bakanlık tarafından şifre verilecektir.
Enerji Kimlik Belgesi Verilmesine Ne Zaman Başlanacaktır?
Enerji Kimlik Belgesi verilmesine 1 Ocak 2011 tarihinden itibaren başlanmıştır.
Öngörülen düzenlemeyle yeni inşa edilecek binalar için Enerji Kimlik Belgesi, 1 Ocak 2011 tarihinden itibaren zorunlu hale getirilecek. Mevcut binalara ise uyum için 2017’ye kadar süre tanınacaktır. <
112 elektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011
EMO SANAYİ ve BİNA ENERJİ YÖNETİCİLİĞİ EĞİTİMLERİ’NE BAŞLADI
Odamız sanayiye ve binalara yönelik olarak enerji yöneticisi eğitimleri düzenlemek üzere 21 Aralık 2010 tarihinde Enerji Verimliliği Koordinasyon Kurulu (EVKK) toplantısında “B Sınıfı Yetki Belgesi” ile yetkilendirilmiştir.
Enerji verimliliği, elektrik mühendisliği meslek disiplini çerçevesinde Odamızın önemli çalışmalar yürüttüğü ve deneyim sahibi olduğu alanların başında gelmektedir.
Binaların daha iyi yalıtılması, binaların enerji performansı açısından değerlendirilmesi, yüksek verimli kazanların ve ısı tesisatının, soğutma ekipmanlarının üretilmesi ve kullanılması, açık sıcak ve soğuk yüzeylerin yalıtılması ve atık ısının geri kazanımı, kojenerasyon tekniklerinin kullanımı, bölgesel ısıtma tesislerinin kurulması ve enerji verimli ve çevre uyumlu taşıtlar enerji verimliliği anlamında önem taşıyan konulardan bazılarıdır. Bu konularda Odamız eğitim ve belgelendirme faaliyetleri yürütmektedir.
Odamızca enerji yöneticiliği eğitimlerinin düzenlemesi konusuna özel bir önem verilmiş, yoğun bir hazırlık sürecinin ardından yapılan müraacatımız, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı EVKK toplantısında alınan kararla onaylanmıştır. Böylelikle Odamız sanayiye ve binalara yönelik olarak enerji yöneticisi eğitimleri düzenlemek üzere 21 Aralık 2010 tarihinde “B Sınıfı Yetki Belgesi” ile yetkilendirilmiştir.
İşletmelerde Enerji Yöneticisi Görevlendirilmesi Zorunluluğu
Enerji yöneticisi, endüstriyel işletmelerde ve binalarda enerji yönetimi ile ilgili faaliyetleri yerine getirmekle sorumlu ve enerji yöneticisi veya eğitim-etüt-proje sertifikasına sahip kişiyi tanımlamaktadır.
2 Mayıs 2007 tarih ve 26510 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 5627 sayılı Enerji Verimliliği Kanunu ve 25 Ekim 2008 tarih ve 27035 sayılı Enerji Kaynaklarının ve Enerjinin Kullanımında Verimliliğin Artırılmasına Dair Yönetmelik gereğince bazı kuruluşlar için enerji yöneticisi görevlendirilmesi zorunlu hâle gelmiştir. Kurum, Kuruluş ve İşletmeler;
Sanayi Tesislerinde; • Yıllık enerji tüketimi 1.000 Ton Eşdeğer Petrol (TEP) ve üzeri olan işletmelerde, enerji yöneticisi atamak, • 50 bin TEP ve üzeri olan işletmelerde, enerji yöneticisinin sorumluluğunda enerji yönetim birimi oluşturmak, Konut Dışı Binalarda; • Toplam inşaat alanı en az 20 bin m2 veya yıllık enerji tüketimi 500 TEP olan ticari binalarda enerji yöneticisi atamak,
elektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011 113
• Toplam inşaat alanı en az 10 bin m2 veya yıllık toplam enerji tüketimi 250 TEP ve üzeri olan kamu binalarında enerji yöneticisi atamak, • Organize sanayi bölgelerinde (OSB) bulunan ve yıllık enerji tüketimi 1.000 TEP’in altında olan işletmelere hizmet vermek üzere OSB’lerde enerji yönetim birimi oluşturmak, • 100 megavat (MW) ve üzerinde kurulu güce sahip elektrik üretim santralları enerji yöneticisi atamak zorundadır.
Enerji Yöneticisi Sertifikalarının Kullanım Alanı
Mevcut mevzuata göre sertifika sahibi kişilerin yapabilecekleri işler genel çerçevesi ile aşağıdaki gibidir.
Sanayide Enerji Yöneticisi Sertifikası’na sahip mühendisler; Enerji Verimliliği Danışmanlık şirketlerinde ücretli veya sözleşmeli danışman olarak çalışabilir; sanayi kuruluşlarında, Organize Sanayi Bölgelerinin Enerji Yönetim Birimlerinde ve Elektrik Üretim santrallarında tam zamanlı olarak enerji yöneticisi olarak görevlendirilebilirler. Verimlilik artırıcı proje (VAP) hazırlama ve uygulama hizmetleri, tüzel kişiliği olan Enerji Verimliliği Danışmanlık (EVD) şirketleri tarafından yapılabilir.
Bina Enerji Yöneticisi Sertifikası’na sahip mühendisler ve teknik eğitim fakültelerinin makina veya elektrik bölümlerinde lisans eğitimi görmüş kişiler, enerji yöneticisi atama zorunluluğu olan binalara danışman olarak hizmet verebilirler.
Eğitim Yerleri ve Tarihleri
Odamız aldığı yetkiler çerçevesinde farklı şubelerinde enerji yöneticisi eğitimleri düzenlemektedir. Planlanan eğitimlerin tarihleri EMO web sayfasında (www.emo.org.tr) yayınlanmaktadır. Ek bilgi için yukarıdaki tabloda verilen adreslere başvurulabilinir.
Başvuru İçin
Dahili
Tel: (+90) 312 425 32 72 Faks: (+90) 312 417 38 18
120 134 145
GENEL MERKEZİ Ihlamur Sokak No: 10 Kızılay-Ankara
Tel: (0.312) 425 32 72 -73 Faks: (0.312) 417 38 18
Tel: (+90) 212 259 11 50 Faks: (+90) 212 258 36 55
İSTANBUL ŞUBESİ Dikilitaş Mahallesi Eren Sokak No: 30
Yıldız Teknik Üniversitesi Karşısı Beşiktaş-İSTANBUL
Ankara, Antalya ve İzmir şubelerimiz başta olmak üzere diğer şubelerimizde de eğitimlerin verilmesi için çalışmalarımız devam etmektedir.
Sanayi/Bina Enerji Yöneticiliği Eğitimi Kapsamı
Bina ve Sanayi Enerji Yöneticiliği olmak üzere iki farklı eğitim düzenlenmektedir. Eğitim başvuru koşullarını sağlayan kişiler tercih ettikleri eğitime katılabilirler. 10 iş günü süresince yürütülen eğitimlerde asgari eğitim süresi, sanayi enerji yöneticiliği için 80 saat, bina enerji yöneticiliği için 75 saattir.
Eğitimler, teorik ve uygulamalı olarak yapılmaktadır.
Enerji Yöneticisi eğitiminin amacı, eğitim almış kişilere enerji yönetimi kapsamını tanıtmak, enerji verimliliği vizyonu kazandırmak, enerji yöneticiliği hizmetleri sırasında yapmaları gereken çalışmalar için yol göstermek ve karşılaştıkları sorunların çözümüne yardımcı olacak bilgilerin kaynaklarını ve yöntemlerini hatırlatmaktır. Kursiyerlerin bu eğitimlere katılmadan önce hazır kaynaklardan ön çalışma yapması; kısa sürede uygulanan ve çok çeşitli konuları kapsayan eğitim programının yararını artıracaktır.
Teorik Eğitimin Kapsamı
• Türkiye’de ve Dünyada Genel Enerji Durumu • Enerji ve Çevre Mevzuatı, Görevler, Yükümlülükler
• Enerji Yöneticisinin Görevleri • Enerji Verimliliği Kavramlar, Önlemler-Hesap Yöntemleri • Enerji Etütleri-Verimlilik Artırıcı Projeler • Ölçüm Ekipmanları-Ölçüm Teknikleri • Ekonomik Analiz Yöntemleri • Enerji Kütle Denklikleri • Yakıtlar-Yanma Tekniği • Buhar Sistemleri • Isı Yalıtımı • Endüstriyel Fırınlar, Kurutma Sistemleri • Isıtma, Havalandırma, İklimlendirme Sistemleri • Basınçlı Hava Sistemleri • Atık Isı Kullanımı • Elektrik Enerjisinde Verimlilik • Elektrik Motorları, Değişken Hız Sürücüleri • Kompanzasyon • Kojenerasyon • Aydınlatma • Otomasyon Sistemleri • Kişisel Gelişim
Uygulamalı Eğitimin Kapsamı
• Pompa • Buhar Kazanı • Kondenstop • Fırın • Fan • Aydınlatma • Kompanzasyon • Yalıtım • Basınçlı Hava • Isıtma, Soğutma, Havalandırma
114 elektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011
Kimler Katılabilir?
İlgili mevzuat uyarınca; endüstriyel işletmelerde mühendislik, organize sanayi bölgelerinde makina, elektrik veya elektrik-elektronik mühendisliği, binalarda ise makina, elektrik, elektrik-elektronik mühendisliği veya teknik eğitim fakültelerinin makina veya elektrik bölümlerinde lisans eğitimi görmüş gerçek veya tüzel kuruluşlardan gerçek katılımcılar eğitimlere kabul edilmektedir.
Eğitime Kabul İçin İstenen Belgeler
Eğitim Kayıt Belgesi Enerji Yöneticisi Bilgi Formu Mesleğinde en az 2 (iki) yıllık tecrübeye sahip olduğuna dair belge Mühendisler için Oda kayıt belgesi Mühendisler için üye aidat borcunun olmadığına dair belge 2 adet vesikalık fotoğraf Nüfus cüzdanı fotokopisi Noter onaylı diploma veya çıkış sureti Eğitim Bedeli Dekontları (Bina veya Sanayi Enerji Yöneticiliği Eğitim Ücreti ibaresi belirtilecek)
Belgelerin asıllarının eğitim başlangıç tarihinden önce eğitimin yürütüleceği şubenin eğitim sorumlularına teslim edilmesi gerekmektedir.
Kayıt İşlemi
Adayların katılmak istedikleri enerji yöneticiliği eğitimleri için eğitimin yapılacağı şubeye başvurması gerekmektedir. Kayıt işlemleri Şube Eğitim Sorumlusu tarafından gerçekleştirilir.
Sınav ve Sertifika
Sınavlarda, eğitimlerde verilen dokümanlar esas alınmakla birlikte enerji yöneticiliğinin gerektirdiği tüm bilgiler ölçme ve değerlendirme için kullanılabilecektir.
Sınav soruları çoktan seçmeli, boşluk doldurmalı, madde sıralamalı ve problem çözme şeklinde olabilir.
Sınavlarda notlar kapalıdır. Gerekli görülen durumlarda bazı sorular için ek ilave bilgiler verilebilir. Kursiyerler problem çözümleri için bilimsel hesap makinası bulundurmalıdır.
Sınav, eğitimin son günü eğitim yerinde yapılır. Sınav soruları, EMO Yönetim Kurulu kararı ile oluşturulan sınav komisyonu tarafından hazırlanır ve değerlendirilir.
Sınavda başarılı olunabilmesi için 100 üzerinden en az 70 puan alınması gerekmektedir.
Sınav sonuçları açıklanır ve Elektrik İşleri Etüd İdaresi’ne (EİE) yazılı olarak bildirilir.
Eğitim sonunda yapılan sınavda başarılı olamayan kursiyerlere yeniden eğitime katılmaksızın bir yıl içerisinde en fazla bir kez daha sınava girme hakkı tanınır.
Yönetmelik gereğince eğitim programının yüzde 95’ine devam ederek, sınavda başarılı olan kursiyerlere “Enerji Yöneticisi Sertifikası” verilir. Devamsız olan kursiyerlere sınav hakkı tanınmaz ve kayıt parası iade edilmez.
Enerji Yöneticisi Sertifikası
Eğitim sonunda, başarılı olan katılımcılara katıldıkları eğitime göre aşağıdaki sertifikalar verilir:
Bina Enerji Yöneticisi Sertifikası
Sanayi Enerji Yöneticisi Sertifikası
Sertifika numarası EİE tarafından verildikten sonra kursiyerin sertifikası düzenlenerek kurs kayıtları sırasında bildirilmiş adresinin bulunduğu ilin bağlı olduğu
EMO şubesine kargo ile gönderilir ve imza karşılığı teslim edilir. Sertifika bedeli olarak EVKK kararı ile belirlenen ücret esas alınır.
İş Güvenliği
Kursiyerler teorik ve uygulamalı eğitimler sırasında EMO yetkililerince yapılan tüm sözlü ve yazılı uyarılara uymak zorundadır. Kursiyerler, dikkatsizlikleri sonucunda uğradıkları kazalar ve sebep oldukları hasarlardan kendileri sorumludur. Kursiyerler kurs süresince trafik ve diğer kazalara karşı sigorta ettirilmektedir. Sigorta ücreti kurs ücretine dahildir.
Ulaşım
Eğitim programında yer alan uygulamalı eğitim yerlerine gidiş ve gelişler EMO tarafından sağlanır.
Ek Hususlar
• Enerji Yöneticiliği Eğitimleri ile ilgili güncel ve ayrıntılı bilgiler aşağıdaki adreste yer almaktadır: http://www.emo.org.tr • EMO, gereği durumunda planlanan eğitimlerin tarihlerini değiştirme, iptal etme veya yıl içinde ilave eğitim açma hakkına sahiptir. <
elektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011 115
BU DÜNYADAN BİR PİYER BEY GEÇTİ...
Ayhan Çilingiroğlu Yüksek Elektrik Mühendisi-Sanayi Eski Bakanı
Birlikte çalıştığı kişilerin ona, büyük bir saygı ve sevgi ile, bu isimle hitap ettiklerini çok kere duymuştum. Benim ve İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Elektrik Fakültesi’ndeki sınıf arkadaşları için O, Pedro Alyanak idi.
1948 yılında lise eğitimimizi tamamlayıp üniversiteye başladığımızda İTÜ’nün bütün fakülteleri sadece İstanbul’da Gümüşsuyu’ndaki binada idiler. Birinci sınıfta hemen hemen her derse Makina Fakültesi ve Elektrik Fakültesi öğrencileri birlikte katılırlardı. Bu sebeple en büyük ders görme mekanları, örneğin A 501 ve A 301 çoğunlukla bize tahsis edilmiş olurdu. Yanılmıyorsam her iki fakültenin birinci sınıfında toplam 250 kadar öğrenci vardı.
Üniversite’nin ilk yılında tam anlamı ile kaynaşma ve öğrencilerin birbirlerini tanımaları pek olası değildi. Yılsonu sınavlarından sonra bu sayı çok azalmıştı. İkinci sınıfta da Makine Fakültesi öğrencileri ile yine çoğunlukla birlikte ders görüyorduk. 90-100 civarında olan Elektrik Fakültesi birinci sınıf öğrencilerinden sadece 20-25 kişi ikinci sınıfta eğitim görebilme hakkı kazanabilmişti. O yıl birbirimizi, bu arada Pedro’yu daha yakından tanıma olanağı bulduk.
Sınıftaki diğer arkadaşlardan daha yaşlı idi. Zira önce İngiliz Lisesi’nde orta
eğitimini tamamlamış; fakat o zamanlarda o kurumun Türk liselerine denkliği resmi olarak kabul edilmediğinden İstanbul Erkek Lisesi’nde bir kere daha orta eğitim görmek zorunda kalmıştı. Bu durumdan hiç şikayet ettiğine şahit olmadım. Çünkü şikayet etmek onun lügatında yoktu; her şeyi ve durumu olduğu gibi kabullenen çelebi vasıflarına sahipti.
Bir çok derste uyanık kalmakta zorlanırdı; hatta uyanık kalabilmek için bazı ilaçlardan da medet umduğuna şahit olmuştuk. Ancak o uyuklama sırasında her nasılsa dersi hepimizden daha iyi izler ve bir ara uyanıp en can alıcı soruyu, tüm ayrıntıları göz önüne alarak sorardı. Bazı hocalarımızın o sorulara
cevap vermekte zorlandıklarını hala sınıf arkadaşlarımız hatırlarlar.
Çok vatansever, çok dürüst ve çok özverili kişiliği ile tüm sınıf arkadaşlarının saygısını ve sevgisini haklı olarak kazanmıştı. Kore Savaşı sırasında “Biraz da askerlik öğrenmek gerekebilir galiba” dediğini hatırlıyorum.
Özellikle yazılı sınavlarda her soruyu çok etraflı incelediği ve olası başka cevapları da gözden kaçırmak istemediği için süre ona yetmezdi. Sınavdan sonra “nasıl geçti” diye sorulduğunda cevabı şöyle olurdu:
“Tam cevapları yazacaktım, fakat süre doldu.”
Bu çok bildiği halde kağıdını boş verdiğinin ifadesi idi. Laboratuvar çalışmalarında deneyleri en inceliğine kadar dikkatle yapar, sonuç olarak deneyi o veya onun grubu en geç bitirirdi. Onun grubunda olan arkadaşlarımız vapur ve/veya trenlerini kaçırma tehlikesi ile karşı karşıya kalırlardı. Deneyleri gözlemleyen sorumlu öğretim üyeleri bir an önce laboratuvarı kapatıp gitmek için sabırsızlanırlardı. Fakat o kendisini deneye o kadar kaptırmış olurdu ki arkadaşlarının telaşını, öğretim üyelerinin sabırsızlıklarını anlamakla beraber deneyi üstün körü yapmayı aklına bile getiremezdi. Laboratuvarda, deneyleri hepimizden daha ciddi
116 elektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011
ve her adımı irdeleyerek yaparken büyük zevk duyardı; fakat iş laboratuvar raporunu yazmaya gelince iş değişirdi; çok güçsüz olurdu. Yazmak onu çok sıkardı. Düşünmek, etraflıca düşünmek, teknik konuları enine boyuna ele almak onun işi idi; fakat bütün bunların ufak bir kısmını dahi yazıya dökmek ona Himalayalar’a çıkmak gibi gelirdi. Sonuç, çok başarı ile yapılan deneylerin raporlarının yazılamaması ve öğretim üyelerine teslim edilmemesi olurdu. Laboratuvar raporları eksikliği dolayısı ile sınıf geçemezdi. Gönül rahatlığı ile onun bizden, tüm sınıf arkadaşlarından daha iyi, daha titiz, nedenleri daha iyi araştırıcı bir mühendis olduğunu söylüyebilirim. Buna rağmen Piyer Bey bizden çok sonra diploma almıştı.
Teknik Üniversite’de yazılı sınavlarda, proje hazırlanmasında veya laboratuvar raporları yazılmasında öğrenciler arsasında çeşitli dayanışma şekilleri uygulanırdı. Belki aynı gelenek bugün de devam ediyordur. Kopya çekenlere veya başkasının yerine menfaat karşılığı veya sadece arkadaşlık adına proje yapanlara, rapor yazanlara, ödev hazırlayanlara vs. tanık olunması olağandı. Ancak bütün bunlar Pedro için söz konusu olamazdı. Ölçme Laboratuvarı’nda yapılması zorunlu deneylerde ben ve sınıfımızdaki yegane hanım arkadaşımız Nevvar, Pedro ile aynı grupta idik. Nevvar, Erenköy’de oturuyordu; vapura ve trene deney günleri hep geç kalmaktan çok şikayetçi olduğunu hatırlıyorum. Dündar Yarangümeli, Pedro’nun sınıfımızdaki en yakın arkadaşı idi. Bir çok sınıf arkadaşımız gibi ben de Pedro’nun deney raporlarını yazmak için gönüllü olmuştum. Israr ediyordum. Baki İdemen de o konuda çok ısrar
ediyordu. Ancak Pedro “siz yorulmayın, ben yazacağım” diyordu; fakat yazmıyor veya yazamıyordu. Onun için dürüst olmak ve öyle davranmak sınıf geçmekten çok daha önemli idi. Tüm hayatında dürüst oldu ve onu tanıyanların örnek bir bilim adamı olarak saygısını kazandı. Onun dürüst davranışı saygı kazanmak için değildi. O başka türlü davranmasını bilmiyordu ki.
Bizim sınıf büyük çoğunlukla 1953 yılında üniversite eğitimini başarı ile tamamlayıp diploma aldı. Piyer Bey galiba 1965’den sonra diploma almaya hak kazandı. (Petro Filiks Alyanak, EMO kayıtlarına göre 7 Ekim 1968’de mezun olmuştur) 1953’de veya 1954’de tüm derslerini tamamlamıştı, fakat laboratuvar raporları v.s eksikti. Evlenmişti. Arkadaşlar arasında Pedro’nun evlilik haberi de doğrusu hayretle karşılanmıştı. Rahmetli eşi Zekiye’yi tanıdık ve onunla iyi arkadaş olduk.
O yıllarda özellikle askeri konularda Türkiye’de büyük Amerikan firmaları çalışıyorlardı. Doğrudan Amerikan makamlarından ihaleler alıyorlardı. Piyer Bey teknisyen olarak onların dikkatlerini çekmişti ve aranan teknik kişi olmuştu. Mühendislik diploması yoktu, fakat en deneyimli mühendislerin başaramadığı işleri sessiz sedasız başarıyordu. Araştırmacı kişiliği, dürüstlüğü, güvenilirliği ve yabancı diller bilgisi özellikle İngilizce’yi teknik incelikleri ile konuşması Amerikan şirketlerinin dikkatini çekmişti ve bu yabancı işverenlerin güvenini kazanmıştı. Diploması yoktu, fakat diplomalılardan daha faydalı oluyor ve her türlü mühendislik problemini çözüyordu.
Pedro’nun aylarca hatta yıllarca gecikmiş laboratuvar raporlarının eşi Zekiye
tarafından daktilo edilmesine nihayet müsaade ettiğini Zekiye bizzat bana söyleyince çok sevinmiştim. 1965 yılında ben Amerika Birleşik Devletleri’nde çalışmaya başladıktan ne kadar sonra idi hatırlayamıyorum, Zekiye’den bir mektup aldım. O mektup şöyle başlıyordu: “Size çok memnun olacağınız bir haber vereceğim; Pierre mezun oldu ve yüksek mühendislik diploması aldı.” O akşam bütçeme göre pahalı sayılacak bir şarap satın alarak, bu sevinçli olayı Virginia’daki evimizde kutlamıştım.
Daha sonraki yıllarda çalıştığı kurumlarda ona hep araştırma ve geliştirme bölümlerinde görev verilmişti. Birlikte çalıştığı genç mühendislerin doktora çalışmalarına yardımcı olduğunu başkalarından duyardım; tabii bu duruma hiç şaşırmazdım. Sadece bir işi doğru yapmak endişesi ile çalışırdı. Maddi konularla ilgisi adeta yok denilecek düzeyde idi. O sebepten çok da sömürülmüş olduğunu tahmin ediyorum.
Türkiye’de olduğum yıllarda Pedro her dini bayramda ziyaretime gelir veya muhakkak telefon ile bayramımı tebrik ederdi. Ben üzülerek söyliyeyim ki aynı inceliği gösteremedim. Sağlam karakterli, olduğu gibi görünen ve gerçekten göründüğü gibi olan, çok bilgili ve zamanının ötesindeki teknik bilgiye ulaşmaya gayret eden bu güvenilir dostu 1 Kasım 2010’da sonsuza yolcu ettik. (30 Ekim 2010 tarihinde vefat eden üyemiz 1 Kasım 2010 tarihinde İstanbul Feriköy’deki Katolik Mezarlığı’na defnedildi.) Bu dünyadan bir Piyer Bey geçti. Onu tanımak bahtiyarlığına ulaştığım için kendimi şanslı hissediyorum. Elektrik Mühendisliği camiasının başı sağ olsun. <
elektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011 117
EMO’DAN E-KİTAP ÇAĞRISI
Elektrik Mühendisleri Odası 1954’de kurulduğundan bu yana birçok kitap, dergi, gazete ve broşür yayımlamıştır. Tüm bu dokümanların web sitemize yüklenmesi çalışması devam etmektedir. Odamız bugün 14 şubesi ve 116 temsilciliği ile çalışmalarını artırarak sürdürmektedir. Bu amaçla Odamız tarafından düzenli olarak Elektrik, Elektronik, Bilgisayar ve Biyomedikal Mühendisliği alanında yayınlar çıkarılmaktadır. Bu yayınlarımızın tamamına www.kitap.emo.org.tr adresindeki yayınlarımız bölümünden ulaşabilirsiniz.
Güncel teknolojik gelişmeler özellikle bizim meslek alanımızda hızla devam etmektedir. Meslek alanımızla ilgili yabancı dilde çok fazla sayıda bilimselteknik yayın yapılmaktadır. Bu durum mühendislerin aradıkları bilgilere kolayca ulaşabilmelerini sağlamakta, ancak Türkçe yayın sayısı aynı hızda artmamaktadır.
Odamız tüm bu gelişmeler ışığında Türkçe yayın sayısının artırılması, mesleki deneyimin paylaşılması ve üyelerimizin teknik birikimlerinin Türkçe’ye kazandırılması amacıyla e-kitap projesini başlatmıştır. Bu amaçla sayfa alt ve üst sınırı olmaksızın siz değerli üyelerimizden gelecek yayınlar Yayın Kurulu tarafından incelendikten sonra web sitemiz üzerinden e-kitap olarak satışa sunulacak; 100 adet ve daha fazla satın alınan e-Kitaplar basılı halde oda yayını haline getirilecektir. e-Kitap ve basılı yayınlar için telif hakkı sözleşmesi imzalanacak ve odamız tarafından belirlenen tarife kapsamında telif ücreti ödenecektir.
Odamız tarafından ayrıca çeviri kitaplar yayınlanmaktadır. Çeviri kitap konusundaki önerilerinizi de [email protected] adresine e-posta göndererek bildirebilirsiniz.
İletişim: Emre Metin
Telefon: 0312 425 32 72 Dahili:137<
118 elektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011
TELGRAFTAN İNTERNETE “TELEKOMÜNİKASYON”
Yazar: Alpaslan Güzeliş Yayımlayan: EMO İzmir Şubesi ISBN: 978-605-01-0010-5 EMO Yayın No: GY/2010/12 Sayfa: 232 1. Baskı: Eylül 2010
Elektrik Mühendisi Alpaslan Güzeliş’in yazdığı Telgraftan İnternete “Telekomünikasyon” adlı kitap EMO İzmir Şubesi tarafından yayınlandı. Prof. Dr. Cüneyt Güzeliş’in önsözü ve EMO İzmir Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Sedat Gülşen’in sunumu ile yayımlanan kitapta, “Telekomünikasyona Giriş”, “Bilgi, Belge, Veri, İletişimi ve Paylaşımı Araçları”, “Ses İletişim Araçları”, “İletim Sistemleri”, “Kitlesel İletişim Araçları”, “Telekomünikasyon Araçları İşletmeciliği ve Düzenleyici Kuruluşlar”,Telekomünikasyon Araçları Üreticileri” ve “Sonuç” bölümlerinden oluşuyor. Güzeliş, kitabın önsözünde, EMO İzmir Şubesi Telekomünikasyon Tarihi Komisyonu’nun hazırladığı yazı dizisi için yaptığı araştırmaları derinleştirerek, kitap için altyapı oluşturduğunu aktarıyor.
Kitapta telekomünikasyon araçlarının tarihsel gelişimi, bu gelişim sürecinde nelerin kullanıldığı, bu konuda dünyadaki ilkler, kimler tarafından bulunup geliştirildiği okuyuculara aktarılırken, Türkiye genelindeki gelişimin yanında yazarın yaşadığı şehir olan İzmir’de nasıl bir süreç izlendiğine de ayrıntılı olarak yer veriliyor.
Elektriksel telekomünikasyon için Samuel Mors’un geliştirdiği telgraf ile ilk uzak mesafe mesajın gönderildiği 1844 yılı başlangıç noktası olarak alınırsa aradan geçen 166 yıllık dönemin insanoğlunun modernleşmeye başladığı 200 bin yıl öncesine kıyasla kısa bir zaman dilimi olduğu vurgulanan kitapta, “Binlerce yıl çok fazla gelişiminin görülmediği uzak iletişim araçlarında, tarihte benzeri olmayan buluşlar bu 166 yıllık süreçte gerçekleşmiştir. Kuşkusuz bu gelişme binlerce yıllık bir birikimin sonucudur” deniliyor.
Telgrafın Osmanlı döneminde yalnızca savunma amaçlı kullanıldığına yer verilen kitapta, “Teknoloji üretiminin itici gücü unsurları olan buluşların, Osmanlı’nın 19. yüzyıldaki toplum yapısı içinden çıkması olanaklı değildi. Türkiye’de Osmanlı’dan Cumhuriyet dönemine aktarılan yetersiz sayıda eğitimli teknik iş gücü nedeniyle, bilimsel alanda uzun yıllar istenilen düzeye gelinemedi. 1950 sonrasında bilimsel etkinliklerin artışı doğrultusunda; gerek teknik iş gücünde olan sayısal artış, gerekse yıllar içinde kazanılan deneyimler sonucunda telekomünikasyon alanında olumlu gelişmeler sağlanabildi” ifadeleri ile tarihsel gelişim özetleniyor.
Kitapta günümüzde telekomünikasyon alanında yaşanan gelişmeler “Buluşlar artık bireysel değil ekipler eliyle gerçekleştirilmektedir. Dünyanın çeşitli ülkelerinde yapılan bilimsel çalışmalar ne yazık ki yine güç odaklarının bulunduğu odaklarda toplanıp tüketim teknolojileri olarak, geri kalmış ve gelişmekte olan ülkelere değerlerinin üzerinde rakamlarla pazarlanmaktadır” şeklindeki özetleniyor, Türkiye’nin teknoloji üretiminde atılım yapmasının ön koşulu da “insanlarını özgür kılacak toplum ve devlet yapılanmasının gerçekleştirilmesini sağlayacak ve ülke kalkınmasına önderlik edecek aydınların doğru hedefler doğrultusunda bir araya gelmesi” olarak ifade ediliyor.
İLKLERİ GERÇEKLEŞTİREN YENİLİKÇİ PROFESÖR OĞUZ MANAS
Yazar: Tuğba Yıldırım Yayımlayan: İzgören Yayınları ISBN: 978-975-6093-74-0 Sayfa: 270 1. Baskı: Ekim 2010
Kitap, üniversitelerin ve kurumların bilgisayar merkezlerinin kuruluşundan ilk elektronik ticaret projesine kadar Türkiye’de bilgisayar ve İnternet alanında pek çok ilki gerçekleştiren Prof. Oğuz Manas’ın hayatını, anılarını ve deneyimlerini konu alıyor.2009 yılının son aylarında Oğuz Manas ile yapılan söyleşilerin ses kayıtları çözülerek soru-yanıt biçiminde okucuyla buluşan kitap, Manas’la birlikte Türkiye’nin yakın tarihine tanıklık ediyor.
Tuğba Yıldırım, kitabının sunuşunda Oğuz Manas’ı “son derece üretken ve aktif geçen ömrü boyunca pek çok ‘ilk’e imza atan, oldukça dolu yaşayan bir profesör, bilim insanı, ziraatçi, istatikçi, bilişimci, araştırmacı, sporcu, baba...” olarak tanıtıyor.
Oğuz Manas, ilk bilgisayarla 1962 yılında Karayolları Genel Müdürlüğü’ne gelen “Fortran 2” ile tanışıyor. Doktora tezinde yaptığı
hesapları bilgisayar üzerinde geliştirdiği programla denetlemeden geçiriyor. Türkiye’de ilk kez böyle bir denetlemeyi yapabilen Manas’ın keyifli sohbetiyle 1960’lardan günümüze ülkemizde ve dünyadaki gelişimi yaşamın içinden okuma olanağına kavuşuyorsunuz.
İnternetin ticarileşmesi öncesinde üniversiteler arasında kullanıma açılan Avrupa Akademik Araştırma Ağı’na (EARN)1986 yılında İtalya üzerinden bağlanan 5. ülke olan Türkiye’yi Oğuz Manas, bu ağın Yönetim Kurulu’nda temsil etti. Oğuz Manas, Türkiye Üniversiteler ve Araştırma Kurumları Ağı’nın (TÜVAKA) da başkanlığını yürütüyordu. EARN’e Türkiye’den 5 üniversitenin Ege Üniversitesi üzerinden bağlantısının nasıl gerçekleştirildiğinin, yani Türkiye’deki ilk elektronik bilgi ağına bağlantının nasıl gerçekleştirildiğinin hikayesini de kitapta bulabileceksiniz.
Kitapta, Manas’ın çocukluk ve öğrencilik yıllarını anlatan ilk bölümün ardından “Başarıya Giden Yol: Kısa, Orta ve Uzun Vadeli Hedefler” başlıklı bölümde Ege Üniversitesi Elektronik Hesap Merkezi’nin, Ege Üniversitesi Elektronik Hesap Bilimleri Enstitüsü’nün ve TÜVAKA’nın kuruluş öyküleri anlatılıyor. “Kurum Projeleri: ‘Herşeyin bir ilki vardır’.” başlıklı bölümde ise Manas’ın içinde yer aldığı projelere yer veriliyor.
elektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011 119
İLETİŞİM TEKNOLOJİLERİ VE TOPLUMSAL GELİŞME
Yayılmanın Ekonomi Politiği
Yazar: Funda Başaran Yayımlayan: Ütopya Yayınevi ISBN: 978-605-5580-06-3 Sayfa: 352 1.Baskı: Eylül 2010
Doç. Dr. Funda Başaran’ın doktora çalışmasından yola çıkarak hazırladığı kitap, enformasyon ve iletişim teknolojilerinin gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde eşitsiz yayılması sorununu kamu politikalarıyla etkileşimi içerisinde ele alıyor. Kitabın ilk bölümünde kuramsal düzeyde yayılma ele alınırken, ikinci bölümde İnternet ve Cep Telefonunun Tarihi, AB ve Türkiye’de Telekomünikasyon Politikaları, İnternet Pazarının Yapılanması başlıkları yer alıyor. Başaran çalışmasının sonunda şu uyarıya yer veriyor:
“Enformasyon ve iletişim teknolojilerinin yayılmasının temel şartı, onu özümsemek ve etkin kullanabilmek anlamındaki özümsemedir. Özümseme için bu teknolojileri tamamlayıcı yeniliklerle yerel şartlara uygun hale getirecek Ar-Ge kapasitelerini de içeren bir ulusal yenilik sistemine gereksinim vardır.”
Kitapta, Avrupa ülkelerinin ve Türkiye’nin serbestleştirme öncesinde Kamu Hizmeti ve Stratejik Yaygınlaştırma modeli uyguladığı; bu yolla görece eşit dağılım ve telekomünikasyon sanayisinin gelişmesini sağladıkları ortaya konuluyor. Daha sonra serbestleştirme ile Avrupa’nın Dezavantajlının Korunması ve Stratejik Yaygınlaştırma
modeli uygularken,İnternet konusunda ise Tekno-Ekonomik Paradigma Yayılması ve Odaklanmış Serpme modellerinin eklemlendiği bir yaygınlaştırma politikası izlediği anlatılıyor. Türkiye’de yaşanan kırılma ise şöyle ortaya konuluyor:
“...yeniden yapılandırmalar döneminde Türkiye’nin küresel aktörlerin önerdiği idealist politikalara uyum sağladığı ve hem sabit telefon, hem de yeni teknolojiler alanında Sosyal-Darwinist modeli benimsediği söylenebilir. Türkiye’de İnternet ve cep telefonu alanları neredeyse bütünüyle kendi kendini düzenlemeye ve piyasa güçlerine terk edilmiştir. Telekomünikasyon alanının yasal çerçevesini oluşturan 4502 sayılı Yasa’da yer alan asgari hizmet tanımıyla, temel hizmetler alanında Dezavantajlıyı Kollama modeli ifade edilmesine rağmen, gerekli araçlar oluşturulamadığından piyasa tökezlemesini gidermeye dönük bu model bile uygulanamamaktadır.”
Prof. Dr. Haluk Geray, kitaba yazdığı önsözde, sermayenin yeniden üretimini sağlamak üzere kapitalizmin yeni yatırım alanlarını yeni girişimcilere açma hareketine karşı önceliklerin başka türlü konumlandırılması arayışındaki insanlar için, Başaran’ın çalışmasını “benzersiz ve bulunmaz bir kaynak” olarak nitelendiriyor. Başaran’ın telekomünikasyon ve iletişim teknolojilerinin düzenlenmesi sürecinde birden fazla ölçütün gözönüne alınabileceğini kanıtladığını ifade eden Geray, “Düzenleme süreçlerinde, gözünü neo-liberal retorikle karartmamış olan herkes, bu kitaptaki modellerden ve tarihsel örneklerden yola çıkarak farklı düzenleme modellerinin oluşumuna katkıda bulunma fırsatına sahip olabilir” diyor.
DERELER VE İSYANLAR
Yazar: Mahmut Hamsici Yayımlayan: Nota Bene SBN: 9786055513023 Sayfa: 304 1. Baskı: Kasım 2010
Kamuoyunun son yıllarda en çok tartıştığı konulardan biri olan hidroelektrik satralları (HES) ve bu santralların dereler ve doğa üzerinde yarattığı tahribata karşı verilen mücadele, Gazeteci Mahmut Hamsici tarafından kitaplaştırıldı. Nehir tipi HES’ler dolayısıyla AKP Hükümeti ve şirketler ile bölge halkı arasında yaşanan mücadelenin konu alındığı, Nota Bene Yayınlarından çıkan “Dereler ve İsyanlar” adlı kitap, bu alanda ilk çalışma olma özelliğini taşıyor.
Türkiye’nin farklı yörelerinde yürütülen HES karşıtı mücadeleleri aktaran kitapta, ilk olarak Loç Vadisi’nden yaşanan süreç yazarın gözlemleri ile birlikte ele alınıyor. Kitapta, Düzce (Hendek), Amasya, Tokat, Ordu, Giresun (Çanakçı), Trabzon (Tonya, Solaklı), Rize (Salarha, Güneysu, Fındıklı, Senoz, İkizdere, Fırtına Vadisi), Artvin (Ardanuç, Şavşat, Borçka, Macahel Vadisi, Yusufeli),Erzurum (Tortum, İspir), Tunceli (Munzur), Antalya (Üzümdere, İbradı, Gençler, Akseki, Finike,
Kaş, Kumluca) ve Muğla (Köyceğiz-Yuvarlakçay) bölgelerinde dere yataklarının değiştirilmesi ve doğanın tahrip edilmesine karşı oluşan tepkiler ve yöre halkının talepleri birinci ağızdan aktarılıyor.
Küresel kapitalizmin, Anadolu’nun kılcal damarları olan dereleri, vadileri ele geçirme girişimlerine karşı başlatılan mücadele kitapta şöyle özetleniyor:
“Anadolu’nun dört bir yanında vadiler şantiyeye dönmüş. Kamyonlar, iş makineleri vızır vızır çalışıyor, HES inşaatları son hızıyla devam ediyor. Projeler yerel halkın hukuki ve fiili mücadelesiyle karşı karşıya kalmış durumda. Hükümet yurttaşların hukuki kazanımlarını yeni yasal düzenlemelerle püskürtmeye çalışıyor. Bazı yörelerde jandarmanın ve özel güvenlik şirketlerinin sert müdahalesiyle karşılaşıyor.”
Kitapta yer alan “tabiat bilgisi” başlığını taşıyan bilgi kutularında, HES’ler ve enerji politikalarıyla ilgili düzenlemelerin ayrıntıları, suyun ticarileştirilmesi, HES’lerin yarattığı çevresel tahribat, ÇED raporları, HES’lerin tarım ve hayvancılığa etkisi, enerji hukuku, küresel karbon ticareti ve HES’lerin sosyal etkileri başlıkları altında konuya ilişkin bilgiler okuyucuya aktarılıyor.
Kitapta hemen hemen her yöreyle ilgili HESlerin yarattığı çevresel tahribatı ortaya seren çarpıcı fotoğraflar da yer alıyor.
120 elektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011
1 Ekim- EMO Yönetim Kurulu, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’na yazı göndererek, 5 yılı aşkın bir süredir bekletilen, Elektrik İç Tesisleri Yönetmeliği Taslağı’nın yürürlüğe konulmasını istedi. Konuya ilişkin olarak yazılı bir basın açıklaması yapılarak, kamuoyu bilgilendirildi.
• EMO Yönetim Kurulu, 9 Ağustos 2010 tarihinde yapılan Trakya, Gediz, Dicle ve Boğaziçi elektrik dağıtım kuruluşlarının özelleştirme ihalelerine karşı iptal ve yürütmeyi durdurma istemiyle, Danıştay’a başvuruda bulundu.
2 Ekim- EMO Denetleme Kurulu, EMO Antalya Şube’yi denetledi.
5 Ekim- EMO ve Cumhuriyet Gazetesi tarafından ortak künye altında yayımlanan, Cumhuriyet Gazetesi’nin eki olarak dağıtılan ve ekonomik kriz nedeniyle yayımına bir süre ara verilmek zorunda kalınan Cumhuriyet Enerji Dergisi yeniden yayımlanmaya başladı. Cumhuriyet Enerji 19. sayısı ile tekrar okuyucu ile buluştu.
7 Ekim- Bayındırlık ve İskan Bakanlığı Teknik Araştırma ve Uygulama Genel Müdürlüğü’nde, “şantiye şefleri”ne ilişkin düzenlenen toplantıya, MİSEM Koordinatörü Emre Metin katıldı.
8 Ekim- MİSEM Daimi Komisyonu Toplantısı düzenlendi.
9 Ekim- Elektronik MEDAK Komisyonu Toplantısı Kocaeli’nde yapıldı.
• Merkezi Enerji Çalışma Grubu’nun Dünya Enerji Araştırma Alt Çalışma Grubu ve Türkiye’nin Genel Enerji Politikaları Alt Çalışma Grubu Toplantısı yapıldı. • EMO Yönetim Kurulu toplandı.
15 Ekim- EMO Yönetim Kurulu, Gazeteci-Yazar Deniz Som’un yaşamını yitirmesi nedeniyle Cumhuriyet Gazetesi Ankara Temsilcisi Utku Çakırözer’e başsağlığı mesajı gönderdi.
• TMMOB 8. Enerji Sempozyumu Düzenleme Kurulu Toplantısı, EMO Genel Merkezi’nde yapıldı. • EMO Enerji Komisyonu Toplantısı düzenlendi. • EMO Bursa ve Eskişehir şubeleri tarafından 14-16 Nisan 2011 tarihleri arasında yapılması planlanan “Elektrikli Ulaşım Sistemleri Sempozyumu ve Sergisi”ne ilişkin Bursa’da düzenlenen toplantıya, EMO Yönetim Kurulu Başkanı Cengiz Göltaş ve Başkan Yardımcısı Serdar Paker katıldı.
ENERJİ SEMPOZYUMU
DÜZENLEME KURULU TOPLANDI
Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) VIII. Enerji Sempozyumu Düzenleme Kurulu Toplantısı, 15 Ekim 2010 tarihinde, Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) Genel Merkezi’nde gerçekleştirildi. Toplantıda, 2011 yılında gerçekleştirilmesi planlanan sempozyumun, “bölgesel-uluslararası” nitelikte yapılması için TMMOB’ye öneride bulunulmasına oybirliği ile karar verildi.
TMMOB adına 2 yılda bir düzenlenen ve sekretaryasını EMO’nun üstlendiği, VIII. Enerji Sempozyumu Düzenleme Kurulu Toplantısı, Makina Mühendisleri Odası (MMO), Şehir Plancıları Odası (ŞPO), Maden Mühendisleri Odası (MMO), Metalurji Mühendisleri Odası (MMO), Jeofizik Mühendisleri Odası (JFMO), Orman Mühendisleri Odası (OMO) ve EMO temsilcilerinin katılımı ile EMO Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi. VIII. Enerji Sempozyumu Düzenleme Kurulu Başkanı Gazi İpek’in yürütücülüğünde yapılan toplantının açılışında TMMOB adına TMMOB Yönetim Kurulu Üyesi Hüseyin Yeşil kısa bir konuşma yaptı. Yeşil, sempozyumun dağıtım ve üretim özelleştirmelerinin tamamlandığı bir dönemde gerçekleştirildiği için önemli bir zaman dilimine denk geldiğine dikkat çekti. Yeşil, komşu ülkelerin katılımıyla VIII. Enerji Sempozyumu’nun düzenlenerek, genişletilmesi önerisini de destekleyici bir konuşma yaptı.
Sempozyum yürütme ve danışma kurullarının belirlenmesine yönelik görüş ve önerilerin paylaşıldığı toplantıda, sempozyumun ana teması, düzenlenme tarihi ve düzenleneceği yere ilişkin görüş alışverişinde bulunuldu.
VIII. Enerji Sempozyumu’nun, “BölgeselUluslararası” nitelikte yapılması konusunda oy birliği ile karar alınan toplantıda, alınan bu kararın TMMOB’ye önerilmesi ve 28 Kasım 2010 tarihinde Danışma Kurulu Toplantısı düzenlenmesi öngörüldü.
elektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011 121
• Cumhuriyet Enerji’nin yeniden yayın hayatına başlaması nedeniyle Cumhuriyet Gazetesi Ankara Temsilcisi Utku Çakırözer, Cumhuriyet Gazetesi çalışanları, Cumhuriyet Enerji Yayın Kurulu üyeleri, EMO Yönetim Kurulu Başkanı Cengiz Göltaş, Yazman Erdal Apaçık, EMO Yönetim Kurulu Üyesi Mehmet Bozkırlıoğlu ve Oda Müdürü Cem Kükey’in katılımı ile yemekli bir toplantı gerçekleştirildi. • Yapı Denetim Komisyonu Toplantısı, EMO Genel Merkezi’nde gerçekleştirildi.
16 Ekim- Asansör konusunda “A Tipi Muayene Kuruluşu” olma çalışmalarına ilişkin olarak, EMO Genel Merkezi’nde, “Asansör Çalıştayı” düzenlendi.
• TMMOB Denetleme Kurulu ve odaların denetleme kurulları ortak toplantı düzenledi. Toplantıya TMMOB Denetleme Kurulu Üyesi Mustafa Macit Mutaf ve EMO Denetleme Kurulu üyeleri katıldı.
17 Ekim- Bilgisayar MEDAK Toplantısı, EMO Bursa Şubesi’nde gerçekleştirildi.
18 Ekim- Kaçak elektrik ile mücadelenin sembol ismi olan Hasan Balıkçı, katledilişinin 8. yıldönümünde Adana ve İzmir’de düzenlenen etkinliklerle anıldı. Adana’da düzenlenen anma törenine EMO Onur Kurulu Başkanı Tuncay Özkul, İzmir’de düzenlenen anma törenine de TMMOB Yüksek Onur Kurulu Üyesi Musa Çeçen katıldı.
• Bayındırlık ve İskan Bakanlığı tarafından düzenlenen, Binalarda Enerji Verimliliği Çalıştayı’na, EMO Enerji Çalışma Grubu Üyesi Necati İpek ve EMO Teknik Görevlisi Zihni Yücel Tekin katıldı.
19 Ekim- EMO Yönetim Kurulu Toplantısı yapıldı.
21 Ekim- EMO Onur Kurulu Toplantısı yapıldı.
22 Ekim- En Az Ücret Tanımları Ön Toplantısı, İstanbul’da düzenlendi.
23 Ekim- Kaçak elektrik ile mücadele ederken hayatını kaybeden Hasan Balıkçı’yı anma etkinlikleri kapsamında, EMO Adana Şubesi tarafından, “Türkiye Enerji Politikaları ve Dağıtım Şebekelerinin Özelleştirilmesi” konulu konferans düzenlendi. Konferansa, EMO Yönetim Kurulu Başkanı Cengiz Göltaş ve Dünya Enerji Konseyi Türk Milli Komitesi Yönetim Kurulu Üyesi Necdet Pamir konuşmacı olarak katıldı.
• Çukurova Üniversitesi Elektrik-Elektronik ve Bilgisayar Mühendisliği Bölümü’nde öğrenim gören öğrencilere yönelik olarak tanışma kokteyli düzenlendi. Kokteyle, EMO Yönetim Kurulu Başkanı Cengiz Göltaş da katıldı. • EMO İzmir Şubesi tarafından, Hasan Balıkçı anısına, İzmir de “Elektrik Enerjisinde Özelleştirme ve Yeniden Kamusallık” başlıklı
panel-forum gerçekleştirildi. H. Avni Gündüz’ün yönettiği panele Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden Prof. Dr. Seyhan Erdoğdu, Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi’nden Prof. Dr. İşaya Üşür, EMO Enerji Çalışma Grubu Üyesi Olgun Sakarya, EMO İzmir Şubesi Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Mahir Ulutaş, EMO Hukuk Müşaviri Hayati Küçük ve Enerji, Sanayi ve Maden Kamu Emekçileri Sendikası’ndan (ESM) İzmir Şubesi Başkanı Alim Murathan konuşmacı olarak katıldı. • IV. Enerji Verimliliği ve Kalitesi Sempozyumu Danışma Kurulu Toplantısı, Kocaeli’de düzenlendi. Toplantıya, EMO Yönetim Kurulu Yazmanı Erdal Apaçık ve EMO Teknik Görevlisi Zihni Yücel Tekin katıldı. • Bilişim Komisyonu Toplantısı düzenlendi.
24 Ekim- EMO Denetleme Kurulu, EMO Gaziantep Şubesi’ni denetledi.
26 Ekim- Yıldız Teknik Üniversitesi’nde (YTÜ) 26 öğrenciye ilişkin “okula giriş” yasağı konulması, polis ve üniversite yönetiminin öğrencilere yönelik baskı ve saldırılarını arttırmasını protesto etmek amacıyla öğrenciler tarafından üniversite binası önünde düzenlenen basın açıklamasına, EMO Yönetim Kurulu Başkanı Cengiz Göltaş da katılarak, bir konuşma yaptı.
27 Ekim- EMO Yönetim Kurulu Yazmanı Erdal Apaçık, EMO Yönetim Kurulu Üyesi Mehmet Bozkırlıoğlu’nun da bulunduğu EMO heyeti, “İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun”da değişiklik yapılması ve uygulamadaki sıkıntıların giderilmesi için, TBMM’de bir araştırma komisyonu kurulması talebiyle, MHP Grup Başkanvekili Mehmet Şandır’ı ve AKP Grup Başkanvekili Mustafa Elitaş’ı ziyaret etti.
29-30-31 Ekim- EMO Yönetim Kurulu üyeleri, EMO Enerji Çalışma Grubu üyeleri ve 14 şubeden temsilciler ile Çevre Mühendisleri Odası ve Meteoroloji Mühendisleri Odası’ndan katılımcılarla oluşturulan yaklaşık 60 kişilik heyet, Karadeniz’de yapılan ve yapılmak istenen hidroelektrik santralları yerinde inceledi.
1 Kasım- EMO Etik Komisyonu Toplantısı düzenlendi.
2 Kasım- EMO Yönetim Kurulu Yazmanı Erdal Apaçık, EMO Yönetim Kurulu Üyesi Mehmet Bozkırlıoğlu, TBMM Ortak Çalışma Grubu Üyesi Oya Özden ile birlikte CHP Grup Başkanvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’yi ve BDP Grup Başkanvekili Ayla Akat Ata’yı ziyaret ederek, İnternet yasaklarına ilişkin görüşlerini aktardı.
122 elektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011
ASANSÖR ÇALIŞTAYI DÜZENLENDİ
Elektrik Mühendisleri Odası’nın (EMO), asansör konusunda “A Tipi Muayene Kuruluşu” olma çalışmalarına ilişkin olarak, 16 Ekim 2010 tarihinde “Asansör Çalıştayı” düzenlendi. Çalıştay’da, EMO’nun asansör alanında yürüttüğü faaliyetler değerlendirilerek, 2012 yılından itibaren zorunlu olacak “A Tipi Muayene Kuruluşları” ile ilgili politikalar, asansörlerin denetlenmesi, mühendislik alanındaki düzenlemeler ve yönetmelikler ele alındı.
EMO 42. Dönem Yönetim Kurulu’nun 31 Temmuz 2010 tarihinde aldığı karar doğrultusunda EMO Konferans Salonu’nda gerçekleştirilen çalıştayın yürütücülüğünü EMO Yönetim Kurulu Yazmanı Erdal Apaçık üstlendi.
Çalıştay, EMO Yönetim Kurulu Başkanı Cengiz Göltaş’ın açılış konuşması ile başladı. Göltaş, olumsuz hava koşullarına rağmen çalıştaya katılım sağlayan tüm şube temsilcilerine teşekkür ederek, başladığı konuşmasında, Temmuz ayında düzenlenen Koordinasyon Kurulu toplantısında ve EMO 42. Dönem Olağan Genel Kurulu’nda, “A Tipi Muayene Kuruluşu olup olamama” konusunda çok detaylı bir tartışma olanağı bulamadıklarını hatırlatarak, düzenlenen çalıştay ile konunun detaylı bir biçimde tartışılmasını amaçladıklarını bildirdi. EMO’nun mesleki alanları üzerinde tartışma yürütme kültürüne sahip olduğunu vurgulayan Göltaş, “Bu tartışma ve birikim kültürünü, karar verme süreçleri içerisinde, EMO Yönetim Kurulu olarak çok önemsiyoruz” diye konuştu.
İki oturum halinde düzenlenen çalıştayın sonunda yeniden söz alan EMO Yönetim Kurulu Başkanı Cengiz Göltaş, EMO Yönetim Kurulu üyelerinin çalıştayın sağlıklı olarak gerçekleştirilmesi için söz almadığını ve katılımcıları büyük dikkatle dinlediklerine dikkat çekerek, tüm katılımcılara teşekkür etti.
3 Kasım- EMO Yönetim Kurulu Yazmanı Erdal Apaçık, Kanal B’de yayınlanan Günün İçinden Programı’na canlı yayın konuğu olarak katıldı. Apaçık, EMO’nun düzenlediği hidroelektrik santralları gezisinin ardından gözlemlerini ve hidroelektrik santrallar konusunda EMO’nun değerlendirmelerini aktardı.
5 Kasım- Yapı Denetim Komisyon toplantısı gerçekleştirildi.
6 Kasım- ODTÜ Mezunları Derneği Enerji Komisyonu tarafından, ODTÜ Mezunları Derneği Vişnelik Salonu’nda, “4628 Sayılı Elektik Piyasası Kanunu Uygulama Sonuçları”na ilişkin panel düzenlendi. Panele, EMO adına TMMOB Yüksek Onur Kurulu Üyesi Musa Çeçen konuşmacı olarak katıldı.
• VI. Yenilenebilir Enerji Kaynakları Sempozyumu 1. Danışma Kurulu Toplantısı, Denizli’de yapıldı. Toplantıya, EMO Yönetim Kurulu Başkanı Cengiz Göltaş, Yazman Erdal Apaçık, Sayman Cemil Kocatepe ve EMO Yönetim Kurulu Üyesi Mehmet Turgut katıldı. • SMM Daimi Komisyonu Toplantısı yapıldı. • EMO İzmir Şubesi’nin kuruluşunun 56.yılı, Balçova Termal Tesisleri’nde düzenlenen gece ile kutlandı. Geceye, EMO Yönetim Kurulu Başkanı Cengiz Göltaş, Yazman Erdal Apaçık, Sayman Cemil Kocatepe ve EMO Yönetim Kurulu Üyesi Mehmet Turgut katıldı. • EMO Bilimsel Dergi Yayın Kurulu Toplantısı yapıldı. • Merkezi Kadın Komisyonu Toplantısı İstanbul’da gerçekleştirildi. • EMO Denetleme Kurulu, EMO Kocaeli Şubesi’ni denetledi. • EMO Yönetim Kurulu toplandı.
9 Kasım- Türk Telekom’u açtığı mobbing davasında tazminat cezasına mahkum ettiren Bülent Atuk, yaşadığı süreci EMO yönetimiyle paylaştı.
11 Kasım- Türkiye Belediyeler Birliği tarafından Bursa’da gerçekleştirilen, Yapı Denetiminin Dünü ve Bugünü Çalıştayı’na, EMO Hukuk Danışmanı Hayati Küçük katıldı.
21 Kasım- EMO Yönetim Kurulu Başkanı Cengiz Göltaş’ın Cumhuriyet Gazetesi Yazarı Leyla Tavşanoğlu ile yaptığı söyleşi Cumhuriyet Gazetesi’nde yayımlandı. Göltaş, Türkiye’nin enerji sorunları ve HES’lere ilişkin görüşlerini aktardı.
23 Kasım- Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından düzenlenen, UNDP İklim Değişikliği Çalıştayı’na, EMO Teknik Görevlisi Zihni Yücel Tekin katıldı.
24 Kasım- Özelleştirme Karşıtı Platform (ÖKP) Toplantısı İstanbul’da yapıldı. Toplantıya, EMO Yönetim Kurulu Başkanı Cengiz Göltaş ve EMO Hukuk Danışmanı Hayati Küçük katıldı.
• Etik Komisyonu Toplantısı düzenlendi.
elektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011 123
YEKSEM DANIŞMA KURULU TOPLANDI
VI. Yenilenebilir Enerji Kaynakları Sempozyumu 1. Danışma Kurulu Toplantısı, 6 Kasım 2010 tarihinde yapıldı. EMO Denizli Şube tarafından düzenlenecek olan sempozyumun Danışma Kurulu toplantısının açılışında, EMO Denizli Şube Başkanı Abdullah Şavklı, EMO Yönetim Kurulu Başkanı Cengiz Göltaş, Pamukkale Üniversitesi Rektör Yardımcısı ve Mühendislik Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Halil Kumsar konuştu.
VI. YEKSEM Danışma Kurulu toplantısı’na EMO Yönetim Kurulu’ndan Başkan Cengiz Göltaş, Yazman Erdal Apaçık, Sayman Cemil Kocatepe ve EMO Yönetim Kurulu Üyesi Mehmet Turgut katıldı. Danışma Kurulu’nda açılış konuşmalarının ardından EMO Diyarbakır Şubesi tarafından gerçekleştirilen V. YEKSEM hakkında Bilal Gümüş tarafından bilgilendirme yapıldı. Sempozyumun yerinin ve takviminin belirlenmesi, etkinliğin yaygınlaştırılması ve hedefler konusunda önerilerin ele alındığı toplantıda, uzman görüşlerinin alınması, çalışma gruplarının oluşturulması hakkında katılımcıların görüşleri dinlendi.
YEKSEM Danışma Kurulu toplantısında katılımcıların dile getirdikleri görüş ve öneriler özetle şöyle:
• Jeotermal enerji temalı bir sempozyum planlanmalı, jeotermal enerji dosya olarak seçilmeli ve Denizli`nin yerelinde jeotermal enerjinin mevcudiyeti nedeniyle bu konuya ilişkin bildiriler daha fazla vurgulanmalı, • Enerji kaynakları araştırılarak bulunmasına yönelik bildiri konularına ağırlık verilmeli, • Teknoloji ve Ar-Ge’ye yönelik bildirilere ilişkin başlık açılmalı, • Çevre alt başlığı olmalı, • Bildiri seçimlerinde geçmiş sempozyumlarda sunulan bildirilerin olmamasına dikkat edilmeli, tekrardan kaçınılmalı, • Katılımda öğrencilerin ilgisini çekmeye yönelik EMO Genç e bir uygulama projesi yaptırılmalı, • Sempozyumun olduğu tarihlerde mevzuat değişiklikleri gündemde olacağı için yasa tasarıları ve mevzuat konularında bir panel yapılmalı, • Sempozyum takvimine bildiri özetlerinin gönderimi de eklenmeli, (örneğin Şubat ayı seçilebilir) • Sempozyumda sunulan bildirilerin ulusal hakemli yayınlarda yayımlanabilmesi durumunda daha fazla bildiri gelmesi sağlanabilir, • Bildirilerin özetinin alınması durumunda özet ile tam metin birbirini tutmadığı için böyle bir uygulama yapılacaksa bile 2 ayrı kabul uygulanmalı, birincisi özet kabulü ikincisi tam metin kabulü olmalı,
• Temel bilgiye dayalı bildirilerden daha çok Ar-Ge, teknolojik gelişmeler, malzeme bilgileri gibi konuları inceleyen bildiriler ve çağrılı bildiriler olmalı, • Güneş Enerjisi Sanayicileri Derneği ve Rüzgar Enerjisi Sanayicileri Derneği ile ilişki kurulmalı, • Yenilenebilir enerji konusunda çalışan yerli firmalar da dahil edilmeli, • Öğrencilere yönelik yarışma düzenlenerek gençlerin eğilimi arttırılmalı, • Almanya ve İspanya`nın yenilenebilir enerjide ileri olması nedeniyle bu ülkelerden konunun uzmanı kişiler çağrılmalı, • Biogaz konusuna önem verilmeli, • Amerika`da uygulanan ve binanın ömrünü tamamlayana dek sürdürülebilirliğine katkıda bulunmak, çevre dostu inşaat malzemeleri kullanmak, binalarda enerji verimliliğini artırmak gibi bir dizi kriterlere bakılarak düzenlenen LEED Sertifikası ile ilgili konu başlığı olmalı, • Sempozyum takviminde bulunan bildirilere ilişkin tarihler ağustos ayının akademik tatil olması nedeniyle yeniden gözden geçirilmeli, bildiri gönderimi nisan-mayıs aylarına çekilmeli, • Akademik bildiriler seçilerek EMO Dergisi’nde yayımlanmalı, • Konu enerji olduğu için mutlaka ekonomipolitik konulara girilmeli, • Güneş enerjisi konusunda özellikle mimari uygulamaları hakkında katılım sağlanmalı, • Gelen bildirilerin ne kadarının kabul edildiği ne kadarının reddedildiği hakkında bilgilendirme olmalı, • Ağustos ayının ölü bir zaman olması nedeniyle bildiri gönderim tarihleri yeniden düzenlenmeli, • “Kamusallık ve Özelleştirme” ile ilgili panel düzenlenmeli, • Öğrencilerin bitirme projeleri konusunda yarışma yapılmalı ve öğrencilerin bunları sergileyebilmesi sağlanmalı, • Ülkelerarası ilişkiler, Aarhus Anlaşmaları ve yasal düzenlemeler konularına girilmeli.
124 elektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011
ÖKP İSTANBUL’DA TOPLANDI
Özelleştirme Karşıtı Platform (ÖKP), 24 Kasım 2010 tarihinde EMO İstanbul Şubesi’nde toplandı. “Özelleştirmelerde gelinen son duruma ilişkin bilgilendirme, değerlendirme ve yapılabilecek etkinlik ve eylemlere ilişkin çalışmaların irdelenmesi” gündemiyle yapılan toplantıya EMO Yönetim Kurulu Başkanı Cengiz Göltaş, Sayman Cemil Kocatepe, EMO İstanbul Şube Yönetim Kurulu Başkanı Erhan Karaçay, EMO Hukuk Müşaviri Hayati Küçük katıldı. Toplantıda, özellikle elektrik dağıtım özelleştirmeleri ve elektrik dağıtım kuruluşlarında çalışanların durumları değerlendirilirken, yapılabilecekler hakkında görüş alışverişinde bulunuldu. Toplantıya Enerji Sanayi ve Maden Kamu Emekçileri Sendikası (ESM) Genel Başkanı Kemal Bulut ve ESM İstanbul Şube Başkanı Gürsel Ümit Sever, Jeoloji Mühendisleri Odası’ndan Selçuk Şen, Tes-İş Sendikası adına Uğur Eymen katıldı.
EMO İZMİR ŞUBE’NİN 56. YIL
KUTLAMASI
Elektrik Mühendisleri Odası İzmir Şubesi, kuruluşunun 56. yılını 6 Kasım 2010 tarihinde Balçova Termal Tesisleri’nde düzenlenen yemekli gece ile kutladı. Gecede, meslekte 50, 40 ve 25 yılını tamamlayan EMO üyelerine plaketleri verildi. Akademisyenler, sendika ve kamu kurum kuruluşlarının temsilcilerinin de katıldığı EMO gecesinde, EMO Yönetim Kurulu Başkanı Cengiz Göltaş, Yazmanı Erdal Apaçık, Saymanı Cemil Kocatepe ve EMO Yönetim Kurulu Üyesi Mehmet Turgut yer aldı.
27 Kasım- TMMOB 8. Enerji Sempozyumu 1. Danışma Kurulu Toplantısı, EMO Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.
• TMMOB 41. Dönem 1. Danışma Kurulu Toplantısı, İMO Teoman Öztürk Salonu’nda gerçekleştirildi. Ülke gündemindeki gelişmelerin ve TMMOB çalışma programının değerlendirildiği toplantıya, EMO Yönetim Kurulu üyeleri katıldı. • ATEX Komisyonu Toplantısı yapıldı. • Elektronik MEDAK Toplantısı yapıldı.
28 Kasım- MİSEM Danışma Kurulu Toplantısı yapıldı. EMO Yönetim Kurulu Başkanı Cengiz Göltaş’ın açılış konuşması ile başlayan toplantıya, Yazman Erdal Apaçık, MİSEM Komisyonu üyeleri, MİSEM eğitmenleri, şube eğitim komisyonları üyeleri ve MİSEM çalışanları katıldı.
• Enerji Sempozyumu Danışma Kurulu Toplantısı yapıldı.
30 Kasım- TMMOB 2. Demokrasi Kurultayı ilk düzenleme kurulu toplantısı, TMMOB’de gerçekleştirildi. Toplantıya, EMO Yönetim Kurulu Yazmanı Erdal Apaçık katıldı.
2-3-4-5 Aralık- EMO Bursa Şubesi, Uludağ Üniversitesi Mühendislik ve Mimarlık Fakültesi Elektronik Mühendisliği Bölümü, İstanbul Teknik Üniversitesi Elektrik-Elektronik Fakültesi tarafından düzenlenen, Türkiye Bilimsel ve Teknoloji Araştırma Kurumu (TÜBİTAK) ve İEEE Türkiye Şubesi tarafından desteklenen “Elektrik- Elektronik ve Bilgisayar Mühendisliği Sempozyumu ve Fuarı (ELECO’2010)”, TÜYAP Bursa Uluslararası Fuar ve Kongre Merkezi’nde gerçekleştirildi. Etkinliğe, TMMOB Yönetim Kurulu Üyesi Hüseyin Yeşil, TMMOB Yüksek Onur Kurulu Üyesi Musa Çeçen, EMO Yönetim Kurulu Başkanı Cengiz Göltaş, Başkan Yardımcısı Serdar Paker, EMO Yönetim Kurulu Üyesi Emir Birgün ve EMO Denetleme Kurulu Üyesi Metin Telatar katıldı.
3 Aralık- AKP Hükümeti’nin hazırladığı af tasarısında, özelleştirme ile ilgili mahkeme kararlarının uygulanmamasına yönelik düzenlemeye yer verilmiş olmasına tepki gösteren EMO Yönetim Kurulu, “AKP Hukuk Devletini Sona Erdirmeye Hazırlanıyor” başlığı altında basın açıklaması yaptı.
- MMO tarafından Antalya’da,“Türkiye’nin Enerji Gerçekleri ve Çıkış Yolları” adı altında düzenlenen panele, EMO Enerji Danışmanı Necdet Pamir konuşmacı olarak katıldı.
4 Aralık- Ücretli ve İşsiz Mühendisler Komisyonu Toplantısı yapıldı.
5 Aralık- Alaettin Anahtarcı, ölümünün 8. yıl dönümünde Çanakkale’nin Biga İlçesi’nde mezarı başında düzenlenen törenle anıldı. Törene, TMMOB Yönetim Kurulu Üyesi Hüseyin Yeşil, EMO Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Serdar Paker, MİSEM Komisyonu Başkanı Orhan Örücü ve EMO Enerji Çalışma Grubu Üyesi Kemal Ulusaler katıldı.
elektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011 125
TMMOB 8. ENERJİ SEMPOZYUMU
DANIŞMA KURULU TOPLANDI
TMMOB 8. Enerji Sempozyumu 1. Danışma Kurulu Toplantısı, 27 Kasım 2010 Pazar günü EMO Toplantı Salonu’nda gerçekleştirildi. Meslek kuruluşları, sendikalar ve demokratik kitle örgütlerinin yanı sıra kamu kuruluşları ve özel kesim temsilcilerinin katıldığı Danışma Kurulu toplantısında sempozyum hakkında görüş alışverişinde bulunuldu ve sempozyum program taslağı değerlendirildi.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Türk Patent Enstitüsü, Tüketici Dernekleri Federasyonu, Maden Tetkik Arama Genel Müdürlüğü, Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı Tarımsal Üretim ve Geliştirme Genel Müdürlüğü, Tüketici Hakları Derneği, Milli Prodüktivite Merkezi, Rekabet Kurumu, Türkiye Taşkömürü Kurumu, TEDAŞ Genel Müdürlüğü, Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme Dairesi Başkanlığı, Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü, Türkiye Elektrik Sanayicileri Birliği, Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu, Enerji Sanayi ve Maden Kamu Emekçileri Sendikası, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü, Bayındırlık Bakanlığı Yapı İşleri Genel Müdürlüğü, Işık Üniversitesi Mühendislik Fakültesi ve İstanbul Teknik Üniversitesi’nden katılımcılar ile TMMOB’ye bağlı odalar ve EMO şubelerinden temsilciler toplantıda yer aldı.
EMO Yönetim Kurulu Başkanı Cengiz Göltaş’ın açılışını yaptığı toplantı, Enerji Sempozyumu Düzenleme Kurulu Başkanı Gazi İpek tarafından yönetildi. Katılımcılara Pazar günü özveri göstererek toplantıya geldikleri için teşekkür eden Göltaş, TMMOB 8. Enerji Sempozyumu’nun önceki sempozyumlardan farklı olarak uluslararası bir niteliğe dönüştürülmesi gerekliliğine değindi. EMO’nun yıllardır enerji alanında kamu yararını ve enerjinin adil dağıtımını gözeten politikalar ürettiğine dikkat çeken Göltaş, bu sempozyumda da aynı yaklaşımın sürdürüleceğini belirtti.
Göltaş’ın ardından EMO Merkezi Enerji Çalışma Grubu Yürütme Kurulu Başkan Yardımcısı Olgun Sakarya, bugüne dek yapılmış olan yedi sempozyum hakkında bir sunum yaparak, sempozyum süreçleri hakkında bilgi paylaşımında bulundu.
TMMOB 8. Enerji Sempozyumu Yürütme Kurulu Üyesi Necdet Pamir, üzerinde çalışmaların yürütüldüğü sempozyum program taslağını sunup, Danışma Kurulu’nun gerçekleştirildiği güne dek yapılan çalışmaları özetledi. “Hangi oturumlar mutlaka olmalı, bu oturumlardaki ana temalar hangileridir, hangi ülkelerden katılım mutlaka olmalı, hangi konularda uzman istiyoruz, bu doğrultuda en uygun isimler kimlerdir, birden fazla salon olsun mu, tarih ve yer ne olmalı” gibi soruları gündeme getiren Pamir bu konularda yapılan çalışmaları da dile getirdi.
Daha sonra toplantı katılımcıları söz alarak sempozyum ile ilgili görüşlerini bildirdiler. Toplantı, Düzenleme Kurulu Başkanı Gazi İpek’in konuşulanları özetlemesinin ardından EMO Yönetim Kurulu Başkanı Cengiz Göltaş’ın teşekkür konuşmasıyla sonra erdi.
MİSEM DANIŞMA KURULU TOPLANDI
Meslek İçi Sürekli Eğitim Merkezi (MİSEM) Danışma Kurulu, 28 Kasım 2010 tarihinde EMO Genel Merkezi’nde toplandı. Toplantıda MİSEM çalışmaları hakkında bilgi verilirken, toplantıya katılanların çalışmalara ilişkin öneri ve eleştirileri değerlendirildi. Toplantıya EMO Yönetim Kurulu Başkanı Cengiz Göltaş, Yazmanı Erdal Apaçık, MİSEM Komisyonu üyeleri, MİSEM eğitmenleri, şube eğitim komisyonları üyeleri ve MİSEM çalışanları olmak üzere toplam 51 kişi katıldı. MİSEM Danışma Kurulu’nun açılış konuşmasını EMO Yönetim Kurulu Başkanı Cengiz Göltaş yaptı. Göltaş konuşmasında oda çalışmalarından bahsederek, MİSEM çalışmalarının önemini vurguladı. Toplantıyı yöneten MİSEM Komisyonu Başkanı Orhan Örücü konuşmasında öncellikle MİSEM eğitmenlerine özverilerinden dolayı teşekkür etti. MİSEM Koordinatörü Emre Metin’in MİSEM’in yasal çerçevesi ve istatistikler hakkında bilgi vermesinin ardından 16 üye söz alarak MİSEM çalışmaları ile ilgili öneri ve eleştirilerini ilettiler. MİSEM Danışma Kurulu’nda alınan öneri ve eleştiriler ilk MİSEM Komisyonu toplantısında değerlendirildikten sonra EMO Yönetim Kurulu’na rapor halinde iletilecek.
126 elektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011
ALAETTİN ANAHTARCI ANILDI
1 Aralık 2002 tarihinde kaybettiğimiz EMO’nun çınarlarından Alaettin Anahtarcı, 5 Aralık 2010 Pazar günü Çanakkale’nin Karabiga İlçesi’nde mezarı başında anıldı. Alaettin Anahtarcı’nın doğup büyüdüğü Karabiga’daki anma etkinliğine TMMOB Yönetim Kurulu Üyesi Hüseyin Yeşil, EMO Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Serdar Paker, EMO MİSEM Komisyonu Başkanı Orhan Örücü ve EMO Enerji Çalışma Grubu Üyesi Kemal Ulusaler, EMO İstanbul ve Bursa şube yöneticileri, Alaettin Anahtarcı’nın ailesi, yakınları, meslektaşları ve arkadaşları katıldı.
Anahtarcı’nın mezarı başında TMMOB Yönetim Kurulu Üyesi Hüseyin Yeşil, EMO İstanbul Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Erhan Karaçay, EMO İstanbul Şubesi 20 ve 23. Dönem Yönetim Kurulu Başkanı Selçuk Esen ve bazı arkadaşları Alaettin Anahtarcı ile ilgili duygu, düşünce ve anılarını paylaştılar. Konuşmalarda, Anahtarcı’nın herkes üzerinde iz bırakan bir insan olduğu, düşünce farklılıklarını bir yana bırakarak, herkesi kapsamayı hedefleyen bir çalışma tarzı ile doğru bildiklerini gerçekleştirme kararlılığı anlatıldı. Anahtarcı’nın herkesi kucaklayan kapsayıcı ve birleştirici özelliklerine her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu belirtilerek, farklılıkları değil ortak yönleri öne çıkarmanın gerekliliği ifade edildi.
Mezarı başında anmanın tamamlanmasından sonra, EMO’nun katkı ve desteği ile düzenlemesi yapılan Alaettin Anahtarcı Parkı’na gidildi. Burada da yapılan kısa anmadan sonra, Anahtarcı’nın vasiyeti doğrultusunda, hep birlikte Anahtarcı’nın anısına yemek yenilerek onunla ilgili anılar konuşuldu.
Katılımcılar gelecek yıl buluşmak üzere Karabiga’daki Alaettin Anahtarcı dostlarına veda ederek dönüş yoluna çıktılar.
6 Aralık- EMO Yönetim Kurulu Başkanı Cengiz Göltaş, Hayat TV’de yayınlanan 06 Programı’nın konuğu oldu. Sultan Özer tarafından hazırlanıp, sunulan programda AKP Hükümeti’nin TBMM’ye sunduğu af tasarısı ele alındı. Göltaş, af tasarısıyla gündeme getirilen özelleştirmeye ilişkin mahkeme kararlarının uygulanmamasına yönelik düzenleme yapma girişimini değerlendirdi.
7 Aralık- EMO’nun Cumhuriyet Gazetesi ile ortak künye altında çıkardığı Cumhuriyet Enerji Dergisi’nin 20. sayısı yayımlandı.
• EMO Yönetim Kurulu Başkanı Cengiz Göltaş, Ülke TV’de yayınlanan Ekonomi Gündemi Programı’na telefonla katılarak, elektrik dağıtım özelleştirmeleri ile ilgili soruları yanıtladı. • EMO Yönetim Kurulu Başkanı Cengiz Göltaş, TRT Radyo 1’de yayınlanan Gün Ötesi Programı’na telefonla katılarak enerji alanındaki son gelişmeleri değerlendirdi.
8 Aralık- EMO Yönetim Kurulu Başkanı Cengiz Göltaş, Özgür Radyo’da yayınlanan Gün Ortası Haber Bülteni’nde, elektrik dağıtım özelleştirmelerine ilişkin soruları yanıtladı.
9 Aralık- EMO Yönetim Kurulu Başkanı Cengiz Göltaş, Kanal B’de yayınlanan Güncel Programı’nda, elektrik dağıtım özelleştirmeleri ile ilgili değerlendirmelerde bulundu.
• TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası En Az Ücret ve Mesleki Denetim Uygulama Esasları Yönetmeliği, Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi.
10 Aralık- EMO Yönetim Kurulu, Dünya İnsan Hakları Günü dolayısıyla, “Demokrasi Görüntüsünde Faşizm” başlığı altında basın açıklaması yaparak, siyasal iktidar eliyle üniversitelerde tırmandırılan gerilime ve öğrenci hareketlerinin şiddetle bastırılmasına tepki gösterdi.
• EMO Gaziantep Şubesi tarafından düzenlenen, “Özelleştirmeler ve Enerji Sektöründeki Etkileri” konulu panel, Şahinbey Belediyesi Konferans Salonu’nda yapıldı. Oturum başkanlığını TMMOB Gaziantep İKK Sekreteri Ali Peri’nin yaptığı panele konuşmacı olarak EMO Enerji Çalışma Grubu Üyesi Kemal Ulusaler, EMO Hukuk Danışmanı Hayati Küçük ve Gaziantep Tüketici Koruma Derneği Başkanı İsmet Değirmenci katıldı.
11-12 Aralık- 42. Dönem 2. Koordinasyon Kurulu Toplantısı, EMO Genel Merkezi’nde gerçekleştirildi. Toplantıda, ülkede yaşanan antidemokratik gelişmeler ve mesleki alanlara yönelik saldırılar masaya yatırıldı. Elektrik dağıtım özelleştirmeleri de ayrıntılarıyla ele alındı.
elektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011 127
12 Aralık- EMO Yönetim Kurulu toplandı.
13 Aralık- Etik Komisyonu Toplantısı gerçekleştirildi.
14 Aralık- Biyomedikal MEDAK ile EMO Yönetim Kurulu ortak toplantısı yapıldı.
• İş Alanları Komisyonu Toplantısı gerçekleştirildi.
15 Aralık- TMMOB Engelli Mühendis Mimar Şehir Plancıları Çalıştayı Düzenleme Kurulu Toplantısı, TMMOB’de gerçekleştirildi. Toplantıya EMO adına Ercan Dursun katıldı.
• Elektrik Mühendisliği Dergisi Yayın Kurulu Toplantısı yapıldı. • EMO’nun sevilen ve yeri doldurulamayacak emektarlarından Mehmet Şen, aramızdan ayrılışının 2. yılında mezarı başında düzenlenen törenle anıldı. Törene EMO Yönetim Kurulu Üyesi Emir Birgün de katıldı.
16 Aralık- TMMOB tarafından düzenlenen, Oda Hukuk Danışmanları Toplantısı’na EMO Hukuk Danışmanı Hayati Küçük katıldı.
17 Aralık- EMO Diyarbakır Şubesi tarafından düzenlenen, “Elazığ, Malatya, Tunceli, Bingöl İlleri Enerji Forumu”, Fırat Üniversitesi Atatürk Kültür Merkezi’nde gerçekleştirildi. Foruma, EMO Yönetim Kurulu Başkanı Cengiz Göltaş, Yazman Erdal Apaçık, EMO 41. Dönem Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Tarık Öden, EMO Enerji Çalışma Grubu Üyesi Olgun Sakarya katıldı.
• Yapı Denetim Komisyonu toplandı. • EMO İstanbul Şubesi’nin, eğitim faaliyetlerinin değerlendirilmesi ve daha verimli programlar hazırlanabilmesi amacıyla görüş ve önerilerinden yararlanmak üzere Enerji Yöneticisi Belgesi’ne sahip üyelerle Perpa Eğitim ve Konferans Salonu’nda gerçekleştirdiği toplantıya EMO Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Serdar Paker katıldı. Paker, Enerji Verimliliği Yasası, Enerji Yöneticiliği, EMO’nun gerçekleştireceği Enerji Yöneticiliği Eğitimi ve 2011 yılında Binalarda Performans Yönetmeliği‘ne bağlı olarak binalara verilecek olan Enerji Kimlik Belgesi süreçleri ve eğitimleri konusunda bilgi verdi.
18 Aralık- Yönetmelikler Komisyonu toplandı. • Elektrikli Araçlar Çalışma Grubu Toplantısı düzenlendi. • Kadın Komisyonu Toplantısı gerçekleştirildi. • EMO Denetleme Kurulu, EMO Ankara Şubesi’ni denetledi.
19 Aralık- Bilgisayar MEDAK Toplantısı yapıldı.
EN AZ ÜCRET VE MESLEKİ
DENETİM UYGULAMA ESASLARI YÖNETMELİĞİ YAYIMLANDI
TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası En Az Ücret ve Mesleki Denetim Uygulama
Esasları Yönetmeliği 9 Aralık 2010 tarihli ve 27780 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi.
Toplam 13 maddeden oluşan yönetmelikte yapılan düzenlemelerin amacı şöyle ortaya konuldu:
“Teknik hizmet kalitesinin yükseltilmesi, yapı, sistem tasarımı ve tesis üretiminin sağlam, kullanışlı, güvenilir ve ekonomik bir biçimde toplum yararına yürütülmesine katkıda bulunacak önlemlerin alınması, meslek mensuplarının haklarının korunması, haksız rekabetin önlenmesi, mühendis ile işveren arasındaki ilişkilerin düzenlenmesi, Oda üyelerinin ve işverenin yasal haklarının korunması, yapı ve tesis üretimini denetim ve ilgili projeleri onay ile görevli kamu kuruluşlarına ve yerel yönetimlere yardımcı ve destek olunması, serbest müşavirlik ve mühendislik hizmeti yapan kişi ve kuruluşların mesleki denetim, kapasite ve yeterlilik açısından değerlendirilmelerine esas olan kayıtların tutulması.”
Yönetmelik kapsamında oda üyelerinin imzaya yetkili ve sorumlu olduğu hizmet alanları sıralanırken, en az ücretin belirlenmesi ve uygulanmasına ilişkin esaslar da düzenleniyor. Yönetmelikte, oda üyelerinin ve odanın mesleki sorumluluk ve yetkileri ayrı bir bölümde ele alınırken, mesleki denetim uygulama esasları da belirlendi.
128 elektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011
20 Aralık- Enerji Sempozyumu Yürütme Kurulu toplandı.
• EMO Yönetim Kurulu Başkanı Cengiz Göltaş, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı Sanayi Genel Müdür Yardımcısı Zühtü Bakır ile “Asansör” konusuna ilişkin görüştü.
21 Aralık- EMO Enerji Çalışma Grubu Üyesi Kemal Ulusaler, TRT Ankara Radyosu’nun hazırladığı “Ekonomi Günlüğü” adlı programa canlı yayın konuğu olarak katıldı. Ulusaler, enerji alanında yaşanan gelişmelere ilişkin görüşlerini dinleyiciler ile paylaştı.
• TMMOB Yüksek Onur Kurulu Üyesi ve EMO Enerji Çalışma Grubu Başkanı Musa Çeçen, TEMA İzmir Temsilciliği tarafından, “Yenilenebilir Enerji” konusunda, Kültürpark İzmir Sanat Oditoryum Salonu’nda düzenlenen konferansa konuşmacı olarak katıldı. • Sanayi Bakanlığı’nda Asansör Teknik Komitesi Toplantısı yapıldı. Toplantıya, EMO adına İzmir Şube Müdürü Barış Aydın katıldı. • Doğu Karadeniz Küçük Ölçekli HES’ler Raporu Çalışma Grubu Toplantısı düzenlendi. • Enerji Verimliliği Koordinasyon Kurulu (EVKK) Toplantısı’na, TMMOB Yönetim Kurulu ve EMO Enerji Çalışma Grubu Üyesi Hüseyin Yeşil katıldı.
23 Aralık- EMO Yönetim Kurulu Başkanı Cengiz Göltaş, Dünya Enerji Konseyi Türk Milli Komitesi (DEK-TMK) tarafından düzenlenen, Enerji İşleri Genel Müdür Vekili Mustafa Çetin ve Ekonomist Gazeteci-Yazar Mustafa Sönmez’in de yer aldığı, “Türkiye Enerji Sektöründe Durum, Kısa ve Uzun Vadeli Gelişmeler ve Sorunlar” başlıklı panele, konuşmacı olarak katıldı.
24 Aralık- EMO Yönetim Kurulu toplandı.
25 Aralık- EMO’nun kuruluşunun 56. yıldönümü dolayısı ile “EMO 56 Yaşında” başlığı ile yazılı basın açıklaması yapıldı.
• EMO Ankara Şubesi tarafından, EMO Genel Merkezi’nde, “İşyerinde Psikolojik Taciz” başlığı altında düzenlenen panele katılım sağlandı. • EMO Denetleme Kurulu, EMO Merkez denetlemesini gerçekleştirdi. • Yapı Denetim Komisyonu Toplantısı düzenlendi.
28 Aralık- Cumhuriyet Enerji Yayın Kurulu Toplantısı yapıldı.
29 Aralık- Etik Komisyonu toplandı.
GÖLTAŞ, ZONGULDAK TEMSİLCİLİĞİ’Nİ ZİYARET ETTİ
Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) Yönetim Kurulu Başkanı Cengiz Göltaş, 4 Ocak 2011 tarihinde EMO Zonguldak Temsilciliği’ni ziyaret etti.
EMO Yönetim Kurulu Başkanı Cengiz Göltaş, ziyareti sırasında EMO Zonguldak İl Temsilcisi Bülent Özgümüş’den temsilcilik ve TMMOB Zonguldak İl Koordinasyon Kurulu çalışmalarına ilişkin bilgi aldı. Yapılan çalışmalardan duyduğu memnuniyeti dile getiren Göltaş, Zonguldak’ta planlanacak etkinliklerde yer almak üzere tekrar Zonguldak’a gelmekten mutluluk duyacağını ifade etti.
SEMPOZYUM TAKVİMİ
42. DÖNEM EMO ETKİNLİKLERİ
DÜZENLEYEN ŞUBE GERÇEKLEŞME TARİHİ
ELECO (Ulusal)
ELECO Uluslararası Sempozyumu
IV. EVK Sempozyumu
VI. YEKSEM
IV. Ağ ve Bilgi Güvenliği Sempozyumu
İletişim Günleri - 6
Güneydoğu Bölgesi Enerji Kongresi (MMO ile birlikte) DİYARBAKIR
Elektrikli Ulaşım Sistemleri Sempozyumu
BURSA-ESKİŞEHİR
Elektromanyetik Alanlar ve Etkileri Sempozyumu
Ulusal Elektrik Tesisat Kongresi
Asansör Sempozyumu (MMO ile birlikte)
TMMOB VIII. Enerji Sempozyumu
2-5 Aralık 2010 Belirlenmedi 12-13 Mayıs 2011 14-16 Ekim 2011 21-22 Ekim 2011 13-14 Mayıs 2011 Belirlenmedi 7-8-9 Nisan 2011 Belirlenmedi 24-27 Kasım 2011 Belirlenmedi 17-18-19 Kasım 2011
elektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011 129
KOMİSYONLARDAN HABERLER
1. SMM DAİMİ KOMİSYONU 6 Kasım 2010 tarihinde yapılan 3.toplantıda 2011 yılında uygulanacak en az ücretler, bölgesel azaltma katsayıları, en az ücretlerin uygulama esasları belirlenerek Yönetim Kurulu’na iletidi.
2. ATEX KOMİSYONU 27 Kasım 2010 tarihinde düzenlenen 2. toplantı Maden Mühendisleri Odası ve Kimya Mühendisleri Odası ile ortak yapıldı. Toplantıda Ulusal ATEX Sempozyumu’nun EMO tarafından düzenlenmesi için Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’ndan talep edilmesine karar verildi.
3. YAPI DENETİM KOMİSYONU 5 Kasım 2010 tarihinde yapılan 3. toplantıda Yapı Denetim Kanunu ve Uygulama Yönetmeliği taslağı değerlendirildi. 17 Aralık 2010 tarihinde yapılan 4. toplantıda “örgütlenme, yapı denetim seminerleri ve eğitim notları” konuları ele alındı.
4. MİSEM DAİMİ KOMİSYONU MİSEM Danışma Kurulu 28 Kasım 2010 tarihinde Ankara’da 60 kişinin katılımıyla yapıldı.
5. YÖNETMELİKLER KOMSİYONU 18-19 Aralık 2010 tarihlerinde yapılan 4. toplantıda aşağıdaki yönergeler hazırlanarak Yönetim Kurulu’na iletildi: 1- EMO Yazışma Usulleri Yönergesi 2- EMO Danışma Kurulu Yönergesi 3- EMO Koordinasyon Kurulları Yönergesi 4- EMO Yayın Basım ve Satış Yönergesi 5- EMO Bilirkişilik Yönetmeliği
6. ÜCRET BELİRLEME KOMİSYONU Komisyon çalışmasını tamamlayarak asgari ücret belirleme taslak metnini görüşe açtı.
7. ÜCRETLİ ÇALIŞAN MÜHENDİSLER VE ÖZLÜK HAKLARI KOMİSYONU Komisyon 2. toplantısını 4 Aralık 2010 tarihinde gerçekleştirdi. Toplantıda gündemler sırası ile değerlendirildi. Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) ile sürdürülen protokol çalışmalarıyla ilgili oda faaliyetleri aktarıldı. Şube bilgilendirmeleri ışığında genel olarak SGK ile sürdürülen protokol çalışmalarının tamamlanmasının ardından başlayacak faaliyetler hakkında bilgi verildi. Özelleştirmeleri tamamlanan elektrik dağıtım şirketlerinde çalışan meslektaşlarımızın yaşadığı sorunlar aktarıldı ve bu konu hakkında yapılan, yapılması planlanan eylem ve etkinliklerden bahsedildi. Diğer kamu kurumlarında da benzer bir biçimde yaşanan süreçler düşünüldüğünde genel bir güvencesizleştirme sorunuyla karşı karşıya kalındığı tespitleri yapıldı. Komisyonun bu konular özelinde çalışma grupları oluşturarak çeşitli broşürler çıkartabileceği, odanın ilgili diğer komisyonlarıyla paralel faaliyetler yürütebileceği ifade edildi. Mobbing konusunun yasal düzlemde çalışan lehine tanımlanması çalışmalarının da önemi üzerinde duruldu.
8. BİLİŞİM KOMİSYONU 23 Ekim 2010 tarihinde 2. toplantısını gerçekleştiren Bilişim Komisyonu “Bilişim Alanını Düzenleyen Mevzuatlar, Bilgi Güvenliği, Kişisel Bilgiye Erişim, E- Devlet, İnternet Yasakları, Elektronik Haberleşme” konularında çalışmalarını sürdürmektedir. Komisyon çalışmalarını İnternet üzerinden yürütmektedir.
9. ETİK KOMİSYONU 4. toplantısını 25 Kasım 2010 tarihinde gerçekleştiren komisyon, “Küreselleşme, Etik Kodlar ve Örgütler” kitabının güncellenmesi çalışmalarını tartışmalar ile sürdürmekte olup, bu tartışmaları üyeler
130 elektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011
ile paylaşmak için Elektrik Mühendisliği Dergisi’ne düzenli olarak tartışma metinlerini ve sonuçlarını gönderme kararı aldı. Komisyonun 5. toplantısı 29 Aralık 2010 tarihinde gerçekleştirildi ve “Toplum” üzerine kitapta yer alacak tartışmalar ele alındı.
10. ELEKTRONİK MÜHENDİSLİĞİ MESLEK DALI ANA KOMİSYONU (ELEKTRONİK MEDAK) 4. toplantısını 27 Aralık 2010 tarihinde gerçekleştiren komisyon Meslek Alanları Yönetmeliği, “Yapılarda Elektronik Sistemler ve Tesisatı” (YEST) Yönetmeliği kapsamına giren ve İzmir Şubesi tarafından taslağı hazırlanan “Güvenlik Sistemleri Yönetmeliği”nin YEST kapsamına alınması çalışmalarını sürdürmektedir. EMO İstanbul Şube ve Elektronik MEDAK tarafından düzenlenecek olan “Elektromanyetik Kirlilik ve Halk Sağlığı” Sempozyumu Düzenleme Kurulu, 5 Ocak 2011 tarihinde komisyon üyelerinin katılımı ile yapıldı. E-proje çalışmaları 2011 yılının ilk EMO Koordinasyon Kurulu’nda sunulacak şekilde sonlandırılacak. Komisyonun 5. toplantısı 8 Ocak 2011 tarihinde gerçekleştirildi ve YEST Yönetmeliği taslak çalışması üzerinde şubelere gönderilmeden önce son değişiklikler yapıldı. “Elektromanyetik Kirlilik ve Halk Sağlığı” Sempozyumu’na yönelik çalışmaların değerlendirildiği son toplantıda, Türkiye’de Elektronik Sanayi ve Mühendisliği Kongresi ve Rapor çalışmalarına ilişkin değerlendirmelerde bulunuldu. YÖK tarafından Elektrik Elektronik Mühendisleri hakkında Odamıza gönderilen yazı üzerine, Elektronik MEDAK görüşü EMO Yönetimi ile paylaşıldı. Elektronik MEDAK Danışma Kurulu’nun 19 Mart 2011 tarihinde yapılmasına karar verildi.
11. KİTAP SEÇİM ve YAYIN KOMİSYONU Komisyon, bu dönem içerisinde yayımlanmak üzere 35 e-kitap ve 12 basılı kitap için hazırlıklar yapılmasına karar verdi.
12. İŞ ALANLARI KOMİSYONU Komisyon 3. toplantısında iş alanlarının güncellenmesi çalışmasının ilk aşaması olan alanların listeleme bölümünü tamamladı. İçeriklerin güncellenmesi çalışması devam ediyor.
13. BİLGİSAYAR MÜHENDİSLİĞİ MESLEK DALI ANA KOMİSYONU (BİLGİSAYAR MEDAK) 3. toplantısını 19 Aralık 2010 tarihinde yapan komisyon; Bilgisayar Bilirkişiliği adaylarının belirlenmesi ve İnternet üzerinden konferans sistemi ile ilgili yürütülen çalışmaların değerlendirilmesi, bm.org.tr olarak bilgisayar mühendisliği için hedeflenen portalın teknik ve test çalışmalarına EMO İstanbul Şube Bilgisayar Mühendisliği Meslek Dalı Komisyonu’nun devam etmesine, İş Alanları Belirleme Komisyonu çalışmalarının MEDAK’da yapılan çalışmalar ile eşgüdümlü olarak yürütülmesi ve ilgili komisyon toplantı ve çalışmalarına MEDAK adına temsilcinin katılmasına, Bilgisayar Mühendisi çalışan profili araştırmasına genel çerçeve çizilmesine, “E-devlet Şeffaflaşmalı” veya buna benzer bir konuda daha önceki basın açıklamaları ve raporların devamı niteliğinde bir çalışma yapılmasına, MEDAK olarak Bilgisayar Mühendisliği Öğrencileri Kongresi’ne (BİLMÖK) destek verilmesine, uzaktan eğitimle ilgili kavramsal bir çerçeve çizmek için EMO Ankara Şube Bilgisayar Mühendisliği Meslek Dalı Komisyonu’nun çalışmaları yürütmesine ve oluşturdukları raporları MEDAK ve EMO Yönetim Kurulu ile paylaşmalarına, Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi’nde düzenlenmesi planlanan etkinliğe MEDAK olarak görevlendirme yapılıp katılınmasına karar verildi.
14. EMO MERKEZİ KADIN KOMİSYONU Komisyon, 18 Aralık 2010 tarihinde bir önceki toplantıda alınan kararların uygulamalarının değerlendirilmesi ve Dönem İçi Çalışma Programı’nın görüşülmesi gündemleriyle 3. toplantısını gerçekleştirdi. Toplantıda EMO’nun İnternet sitesinde kadın çalışmalarının yer alacağı bölümün içeriğinin hazırlanmasına, EMO Dergisi’nde yer alacak kadın haberlerinin çalışmalarının yapılmasına, EMO üyesi kadın mühendislerin sayısı ve şubelere göre dağılımını içeren istatistiki çalışmayı geliştirerek yorumlayacak bir çalışma grubu oluşturulmasına ve bu çalışmaların dergide kullanılmasına, mühendis kadınların cinsiyet ayrımcılığı ile karşılaştıkları durumlarda başvurmaları için alınmış olan e-posta adresi ve bunun kullanımı ile ilgili bir çalışma modelinin oluşturulmasına, kadın komisyonu bulunmayan şubelerde kadın komisyonu kurulması için çalışmalar yapılmasına karar verildi.
elektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011 131
EMO-ÜYE İSTATİSTİKLER
EMO ÜYELERİNİN ŞUBELERE GÖRE DAĞILIMI 06.01.2011
UNVANINA GÖRE ÜYELER 06.01.2011
ŞUBESİ ADANA ANKARA ANTALYA BURSA DENİZLİ DİYARBAKIR ESKİŞEHİR GAZİANTEP İSTANBUL İZMİR KOCAELİ BİLİNMEYEN MERSİN SAMSUN TRABZON
SAYISI 1619 11805 1237 1985 865 1430 661 888 14425 3611 2286 1108 742 724 720
BİLGİSAYAR MÜHENDİSİ BİLİŞİM SİSTEMLERİ MÜHENDİSİ BİYOMEDİKAL MÜHENDİSİ ELEKTRİK-ELEKTRONİK MÜHENDİSİ ELEKTRONİK MÜHENDİSİ ELEKTRİK MÜHENDİSİ YÜKSEK ELEKTRİK MÜHENDİSİ ELEKTRO-MEKANİK MÜHENDİSLİĞİ ELEKTRONİK VE HABERLEŞME MÜHENDİSİ ELEKTROTEKNİK MÜHENDİSİ KONTROL MÜHENDİSİ TELEKOMÜNİKASYON MÜHENDİSİ YAZILIM MÜHENDİSİ DİĞER BÖLÜMLER
2415 2 38
14343 4158 19800 439
11 2545
* Diğer bölümler özellikle yurtdışından mezun olup yukarıdaki mühendislik disiplini adlarına benzemeyen bölümlerden oluşmaktadır.
EMO ÜYELERİNİN ŞUBELERE GÖRE DAĞILIMI 14.10.2010
16000 14425
14000 12000
11805
4000 1619
3611 2286 1108 742 724 720
20000
18000
16000
14000
12000
4000 2415
19800
LİSANS UNVANINA GÖRE
14343
DAĞILIM 14.10.2010
439 11
132 elektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011
MESLEK İÇİ SÜREKLİ EĞİTİM
Şubelerde MİSEM (2010)
Şubeler
Eğitim Katılımcı
MERSİN
215 518 244 148 29 68 37 67 613 358 229 76 26 142 12 2782
MİSEM Eğitim Çizelgesi (2010)
Eğitimin Adı
ASANSÖR DENETLEME, RUHSAT ve KONTROL EĞİTİMİ ASANSÖR SMM EĞİTİMİ BİLİRKİŞİLİK EĞİTİMİ BİLİRKİŞİLİK/KAMULAŞTIRMA BİLİRKİŞİLİĞİ EĞİTİMİ ELEKTRİK İÇ TESİSLERİ PROJE HAZIRLAMA EĞİTİMİ ELEKTRİK SMM EĞİTİMİ ELEKTRİK TESİSLERİNDE TOPRAKLAMALAR EĞİTİMİ ENERJİ KALİTESİ VE HARMONİKLER EĞİTİMİ ENERJİ NAKİL HATLARI PROJE EĞİTİMİ KATODİK KORUMA EĞİTİMİ PATLAYICI/PARLAYICI ORTAMLARDA ELEKTRİKSEL GÜVENLİK TEMEL EĞİTİMİ PLC EĞİTİMİ YANGIN ALGILAMA ve UYARMA SİSTEMLERİ EĞİTİMİ YG TESİSLERİNDE İŞLETME SORUMLULUĞU EĞİTİMİ TOPLAM
Eğitim Sayısı
20 11 1 9 4 31 35 2 4 3
Katılımcı Sayısı 262 149 10 136 49 704 530 33 53 37
166 2782
YILLARA GÖRE EĞİTİM SAYILARI
140 43
163 105
166 134
YILLARA GÖRE KATILIMCI SAYILARI
4000 3000 2000
3813 1872
2404 1694
elektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011 133
MİSEM KAPSAMINDA YAPILAN ÇALIŞMALAR (14 Ekim-31 Aralık 2010)
EĞİTİM ADI
BAŞLANGIÇ
EĞİTİMİN
BİTİŞ TARİHİ
TARİHİ
ŞUBESİ
EĞİTİMİN TEMSİLCİLİĞİ
ASANSÖR SMM EĞİTİMİ YG TESİSLERİNDE İŞLETME SORUMLULUĞU EĞİTİMİ BİLİRKİŞİLİK/KAMULAŞTIRMA BİLİRKİŞİLİĞİ EĞİTİMİ ASANSÖR DENETLEME, RUHSAT ve KONTROL EĞİTİMİ ELEKTRİK TESİSLERİNDE TOPRAKLAMALAR EĞİTİMİ ENERJİ NAKİL HATLARI (36 kV`a KADAR) PROJE EĞİTİMİ ELEKTRİK SMM EĞİTİMİ YG TESİSLERİNDE İŞLETME SORUMLULUĞU EĞİTİMİ ELEKTRİK SMM EĞİTİMİ ELEKTRİK TESİSLERİNDE TOPRAKLAMALAR EĞİTİMİ BİLİRKİŞİLİK/KAMULAŞTIRMA BİLİRKİŞİLİĞİ EĞİTİMİ ENERJİ NAKİL HATLARI (36 kV`a KADAR) PROJE EĞİTİMİ ELEKTRİK TESİSLERİNDE TOPRAKLAMALAR EĞİTİMİ YG TESİSLERİNDE İŞLETME SORUMLULUĞU EĞİTİMİ BİLİRKİŞİLİK/KAMULAŞTIRMA BİLİRKİŞİLİĞİ EĞİTİMİ ELEKTRİK TESİSLERİNDE TOPRAKLAMALAR EĞİTİMİ ASANSÖR DENETLEME, RUHSAT ve KONTROL EĞİTİMİ YANGIN ALGILAMA ve UYARMA SİSTEMLERİ EĞİTİMİ ASANSÖR DENETLEME, RUHSAT ve KONTROL EĞİTİMİ YG TESİSLERİNDE İŞLETME SORUMLULUĞU EĞİTİMİ ELEKTRİK SMM EĞİTİMİ ELEKTRİK SMM EĞİTİMİ ELEKTRİK SMM EĞİTİMİ ASANSÖR DENETLEME, RUHSAT ve KONTROL EĞİTİMİ KATODİK KORUMA EĞİTİMİ ASANSÖR DENETLEME, RUHSAT ve KONTROL EĞİTİMİ ELEKTRİK TESİSLERİNDE TOPRAKLAMALAR EĞİTİMİ ELEKTRİK TESİSLERİNDE TOPRAKLAMALAR EĞİTİMİ ELEKTRİK TESİSLERİNDE TOPRAKLAMALAR EĞİTİMİ PLC EĞİTİMİ YG TESİSLERİNDE İŞLETME SORUMLULUĞU EĞİTİMİ ELEKTRİK SMM EĞİTİMİ YG TESİSLERİNDE İŞLETME SORUMLULUĞU EĞİTİMİ BİLİRKİŞİLİK/KAMULAŞTIRMA BİLİRKİŞİLİĞİ EĞİTİMİ ELEKTRİK TESİSLERİNDE TOPRAKLAMALAR EĞİTİMİ ASANSÖR DENETLEME, RUHSAT ve KONTROL EĞİTİMİ ELEKTRİK SMM EĞİTİMİ ELEKTRİK SMM EĞİTİMİ ELEKTRİK TESİSLERİNDE TOPRAKLAMALAR EĞİTİMİ PLC EĞİTİMİ ASANSÖR SMM EĞİTİMİ ELEKTRİK SMM EĞİTİMİ ELEKTRİK TESİSLERİNDE TOPRAKLAMALAR EĞİTİMİ
14.10.2010 14.10.2010 15.10.2010 15.10.2010 15.10.2010 18.10.2010 19.10.2010 21.10.2010 21.10.2010 22.10.2010 01.11.2010 01.11.2010 04.11.2010 04.11.2010 04.11.2010 05.11.2010 05.11.2010 09.11.2010 09.11.2010 10.11.2010 23.11.2010 23.11.2010 25.11.2010 25.11.2010 01.12.2010 03.12.2010 03.12.2010 03.12.2010 06.12.2010 06.12.2010 06.12.2010 08.12.2010 09.12.2010 10.12.2010 10.12.2010 10.12.2010 15.12.2010 16.12.2010 17.12.2010 20.12.2010 21.12.2010 23.12.2010 24.12.2010
17.10.2010 16.10.2010 17.10.2010 17.10.2010 17.10.2010 23.10.2010 22.10.2010 23.10.2010 24.10.2010 24.10.2010 03.11.2010 06.11.2010 06.11.2010 07.11.2010 06.11.2010 07.11.2010 07.11.2010 11.11.2010 11.11.2010 12.11.2010 26.11.2010 26.11.2010 28.11.2010 27.11.2010 03.12.2010 05.12.2010 05.12.2010 05.12.2010 08.12.2010 10.12.2010 08.12.2010 11.12.2010 11.12.2010 12.12.2010 12.12.2010 12.12.2010 18.12.2010 19.12.2010 19.12.2010 24.12.2010 24.12.2010 26.12.2010 26.12.2010
GEBZE TEMSİLCİLİĞİ
ORDU TEMSİLCİLİĞİ
KASTAMONU TEMSİLCİLİĞİ
BODRUM TEMSİLCİLİĞİ
BARTIN TEMSİLCİLİĞİ
134 elektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011
ADANA ŞUBE
15 Eylül- TMMOB Adana İl Koordinasyon Kurulu (İKK) Toplantısı’na katılım sağlandı.
22 Eylül- TMMOB Adana İKK Toplantısı’na katılım gerçekleştirildi.
28 Eylül- SMM üyelere yönelik olarak, “Proje Hizmet Sözleşmesi ve Teknik Uygulama Sorumluluğu” konulu toplantı düzenlendi.
29 Eylül- TMMOB Adana İKK Toplantısı’na katılım sağlandı.
30 Eylül- EMO İstanbul Şubesi tarafından hazırlanan, “Yapı Denetim Kanunu ve Yapı Denetim Uygulama Yönetmeliği Taslağı”na ilişkin görüş oluşturmak amacıyla, Şube Yapı Denetim Komisyonu Toplantısı yapıldı.
5 Ekim- Yapı Denetim Komisyonu Toplantısı düzenlendi.
13 Ekim- Çukurova Üniversitesi MühendislikMimarlık Fakültesi Konferans Salonu’nda (ÜSAM), yazılım sektörüne ilişkin olarak online panel gerçekleştirildi. Panele, Amerika’dan Durukan Çolak, Doruk Dinç Demirel, Adana’dan ise Recep Aslan konuşmacı olarak katıldı.
• TMMOB Adana İKK Toplantısı’na katılım sağlandı.
14-15-16 Ekim- MİSEM eğitimleri kapsamında, “YG Tesislerinde İşletme Sorumluluğu Eğitimi” düzenlendi.
18 Ekim- Görevli olarak gittiği Şanlıurfa’da kiralık katillerce katledilen Hasan Balıkçı, ölümünün 8. yıldönümünde mezarı başında düzenlenen törenle anıldı. Törene, Balıkçı’nın ailesi, arkadaşları, meslektaşları ve Şube Yönetim Kurulu üyeleri katıldı.
21 Ekim- Şube Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Mak, Şube Yönetim Kurulu Üyesi Nevzat Pekkıyıcı, Şube SMM Komisyonu Başkanı Ömer Çelik ve Şube Teknik Görevlisi Önder Mert, yapı denetim kapsamı dışında kalan yapıların teknik uygulama sorumluluğuna ilişkin olarak, Seyhan ve Çukurova belediyeleri imar müdürlerini ziyaret etti.
23 Ekim- Çukurova Üniversitesi Elektrik-Elektronik ve Bilgisayar Mühendisliği Bölümü’nde öğrenim gören öğrencilere yönelik olarak tanışma kokteyli düzenlendi. Kokteyle, EMO Yönetim Kurulu Başkanı Cengiz Göltaş ve Şube Yönetim Kurulu üyeleri katıldı.
• “Türkiye Enerji Politikaları ve Dağıtım Şebekelerinin Özelleştirilmesi” adı altında panel düzenlendi. Panele, EMO Yönetim Kurulu Başkanı Cengiz Göltaş ve Dünya Enerji Konseyi Türk Milli Komitesi Yönetim Kurulu Üyesi Necdet Pamir konuşmacı olarak katıldı.
26 Ekim- SMM Üye Toplantısı yapıldı.
27 Ekim- TMMOB Adana İKK Toplantısı’na katılım sağlandı.
• Elektrik Mühendisi Murat Yapıcı’nın sunumuyla, “Patlayıcı Ortamlar ve Ex-Proof Elektrik Malzemeleri” konulu seminer İskenderun Ticaret ve Sanayi Odası’nda verildi.
28 Ekim- Çukurova Üniversitesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği Bölümü’nde öğrenim gören öğrencilere yönelik olarak, Enova Enerji’ye ait Oşkan Hidroelektrik Santralı’na teknik gezi düzenlendi.
29-30-31 Ekim- EMO’nun düzenlediği Karadeniz’de yapılan ve yapılmak istenen hidroelektrik santrallarını inceleme gezisine, Şube Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Mak ve Kenan Sıkık katıldı.
3 Kasım- SMM Komisyonu Toplantısı yapıldı.
4 Kasım- Şube Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Mak, Şube SMM Komisyonu Başkanı Ömer Çelik ve Şube Teknik Görevlisi Önder Mert, yapı denetim kapsamı dışında kalan yapıların teknik uygulama sorumluluğuna ilişkin olarak, Ceyhan ve Kozan belediyeleri imar ve şehircilik müdürlerini ziyaret etti.
6 Kasım- Osmaniye Temsilciliği’nde, “Yapı Denetim Bilgilendirme Semineri” gerçekleştirildi.
10 Kasım- TMMOB Adana İKK Toplantısı’na katılım sağlandı.
24 Kasım- TMMOB Adana İKK Toplantısı’na katılım gerçekleştirildi.
25 Kasım- Başoğlu Kablo işbirliği ile Çukurova Üniversitesi Mühendislik Mimarlık Fakültesi Konferans Salonu’nda, “Silikon İzoleli Kablo, Halogen Free Kablo, Solar Kablo ve PVC Kablo Çeşitleri”ne ilişkin seminer düzenlendi.
25-26-27 Kasım- MİSEM eğitimleri kapsamında, “Asansör Denetleme Ruhsat ve Kontrol Eğitimi” düzenlendi.
26 Kasım- Gaziantep ODTÜ mezunlarıa tarafından düzenlenen yemeğe, Şube Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Mak katıldı.
27 Kasım- TMMOB Adana İl Koordinasyon Kurulu tarafından, “Kadına Yönelik Şiddete Hayır Günü” dolayısıyla düzenlenen etkinliğe, Şube Yönetim Kurulu üyeleri katıldı.
30 Kasım- Yapı denetim üyelerine yönelik olarak toplantı düzenlendi.
1 Aralık- TMMOB Adana İKK Toplantısı’na katılım sağlandı.
2 Aralık- EMO-Genç üyelerine yönelik olarak, Adana Çimento Fabrikası’na teknik gezi düzenlendi.
elektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011 135
4 Aralık- EMO-Genç üyelerine yönelik “PLC Eğitimi” gerçekleştirildi.
7 Aralık- 2. Şube Koordinasyon Toplantısı, İskenderun Temsilciliği’nde yapıldı. Toplantıya, Şube Yönetim Kurulu üyeleri, Hatay, İskenderun ve Osmaniye temsilcileri katıldı.
8 Aralık- 2. Adana Kent Sorunları Sempozyumu Düzenleme Kurulu’nda, EMO Adana Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Mak ve Şube Yönetim Kurulu Yazmanı Umut Çelik görev aldı.
10-11-12 Aralık- MİSEM eğitimleri kapsamında, “Elektrik Tesislerinde Topraklamalar Eğitimi” düzenlendi.
24 Aralık- Şube Danışma Kurulu Toplantısı gerçekleştirildi.
ANKARA ŞUBE 15 Eylül- “12 Eylül ve TMMOB” adı altında panel düzenlendi. 17 Eylül- EMO Yapı Denetim Komisyonu Toplantısı’na katılım sağlandı. 18 Eylül- EMO Ücretli Çalışan Mühendisler ve Özlük Hakları Komisyonu Toplantısı’na katılım sağlandı.
18-19 Eylül- Safranbolu, Çakraz ve Amasra’ya gezi düzenlendi.
19 Eylül- TMMOB Eski Başkanı Teoman Öztürk’ün adının verildiği parka isimlik takı açılış törenine katılım sağlandı.
20 Eylül- Atılım Üniversitesi Bilgisayar, Bilişim ve Yazılım Mühendisliği Bölüm Başkanları ile 4. Ağ ve Bilgi Güvenliği Ulusal Sempozyumu için toplantı yapıldı.
21-22-23-24 Eylül- MİSEM kapsamında “Elektrik SMM Eğitimi” düzenlendi.
23 Eylül- 23 Eylül 1969 tarihinde öldürülen Taylan Özgür adına düzenlenen anma etkinliğine katılım sağlandı.
24 Eylül- EMO Atex Komisyonu Toplantısı’na katılım gerçekleştirildi.
25 Eylül- EMO İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Komisyonu Toplantısı’na katılım sağlandı.
• EMO Kadın Komisyonu Toplantısı’na katılım sağlandı.
29-30 Eylül- MİSEM kapsamında, “Elektrik İç Tesisleri Proje Hazırlama Eğitimi” düzenlendi.
30 Eylül- Ankara Üniversitesi Mühendislik Fakültesi’nde Elektronik Mühendisliği Bölümü öğrencilerine yönelik, “Mühendis ve Mühendislik Nedir?” konulu seminer gerçekleştirildi.
• TMMOB Ankara İKK Toplantısı’na katılım sağlandı.
3 Ekim- Ankara Şubesi 20/3 Koordinasyon Toplantısı, EMO Çankırı İl Temsilciliği’nde düzenlendi.
• Çankırı İl Temsilciliği’nde üye toplantısı yapıldı.
5 Ekim- Şube Yönetim Kurulu ile Dönemsel Etkinlikler Komisyonu ortak toplantısı yapıldı.
6 Ekim- Mühendislik Geliştirme Eğitimleri (MÜGE) kapsamında “Mühendis Kimdir ve Türkiye’nin Mühendis Profili” başlıklı seminer düzenlendi.
7-8-9-10 Ekim- MİSEM kapsamında “Asansör SMM Eğitimi” yapıldı.
9 Ekim- EMO Kocaeli Şubesi tarafından düzenlenen “EMO A Tipi Muayene Kuruluşu Olma Tartışmaları” Çalıştayı’na katılım sağlandı.
9-10-16-17-23 Ekim- MÜGE kapsamında “AutoCAD ile Proje Çizimi Eğitimi” düzenlendi.
13 Ekim- MÜGE kapsamında “Asansörlerde İş Güvenliği ve İşçi Sağlığı Eğitimi” gerçekleştirildi.
15 Ekim- EMO Genel Merkezi’nde düzenlenen Yapı Denetim Komisyonu Toplantısı’na katılım sağlandı.
16 Ekim- EMO Genel Merkezi tarafından düzenlenen “A Tipi Muayene Kuruluşu Çalıştayı”na katılım gerçekleştirildi.
16-17 Ekim- MÜGE kapsamında, “EKG ve Kablosuz Görüntüleme Eğitimi” düzenlendi.
17 Ekim- Bilgisayar MEDAK Toplantısı’na katılım sağlandı.
19 Ekim- MMO’da Anasder ile yapılan toplantıya Şube Yönetim Kurulu üyeleri katıldı.
• Şube Yönetim Kurulu ile EMO-Genç Rüzgar Enerjisi Komisyonu ortak toplantısı gerçekleştirildi.
20 Ekim- MÜGE kapsamında “Yangın Algılama Sistemleri Eğitimi” düzenlendi.
136 elektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011
20-24-27 Ekim- 3 Kasım- MÜGE kapsamında “JEE6, SPRING, STRUTS2, WICKET, HIBERNATE, JQUERY Eğitimi” yapıldı.
21 Ekim- EMO Ankara Şube Komisyonları Yürütmeleri ile toplantı yapıldı.
22 Ekim- EMO Genel Merkez Toplantı Salonu’nda “Teoman Öztürk Belgeseli” gösterimi ve söyleşisi gerçekleştirildi.
22-23-24 Ekim- MİSEM kapsamında EMO Kastamonu İl Temsilciliği’nde “Elektrik Tesislerinde Topraklamalar Eğitimi” düzenlendi.
23 Ekim- EMO Ankara Şubesi tarafından il ve ilçe temsilcileri, temsilci yardımcıları ve teknik görevlilere yönelik olarak, “Yapı Denetimi ve Tüm İllere Yaygınlaştırılması” konusunda seminer gerçekleştirildi.
• EMO Genel Merkezi’nde düzenlenen, Bilişim Komisyonu Toplantısı’na katılım sağlandı.
23-24 Ekim- MÜGE kapsamında “Ultrasonik Görüntüleme Teknikleri Eğitimi” düzenlendi.
27 Ekim- MÜGE kapsamında “LED’li Aydınlatma Eğitimi” yapıldı.
27 Ekim-2 Kasım- EMO Heyeti’nin, “İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun”da değişiklik yapılması ve uygulamadaki sıkıntılara ilişkin TBMM’de yaptığı görüşmelere, Şube Örgütlenme Sekreteri Oktay Dursun da katıldı.
30 Ekim- 30 Ekim 2008 tarihinde yaşamını yitiren Üye Ali İhsan Alparslan mezarı başında düzenlenen törenle anıldı.
3 Kasım- Ulus Teknik ve Endüstri Meslek Lisesi’nde mesleki tanıtım yapıldı.
• Çankaya Belediyesi Danışma Kurulu Toplantısı’na katılım sağlandı. • MÜGE kapsamında “Ücretli Çalışanların Temel Hakları ve Hukuki Durumu” konulu seminer düzenlendi.
4 Kasım- EMO Konya İl Temsilciliği’nde, “Mesleki Bilgilendirme” sunumu yapıldı.
• TMMOB Kadın Mühendisler Çalışma Grubu Toplantısı’na katılım sağlandı.
4-5-6-7 Kasım- EMO Sivas, Tokat, Kırıkkale, Kastamonu, Kırşehir ve Yozgat il temsilciliklerinde, yapı denetim uygulamalarına ilişkin üye toplantısı yapıldı.
4-5-6 Kasım- MİSEM kapsamında “Elektrik Tesislerinde Topraklamalar Eğitimi” düzenlendi.
5 Kasım- EMO Genel Merkezi’nde düzenlenen Yapı Denetim Komisyonu Toplantısı’na katılım sağlandı.
6 Kasım- EMO Genel Merkezi’nde düzenlenen SMM Daimi Komisyonu Toplantısı’na katılım gerçekleştirildi.
• EMO Bursa Şubesi tarafından düzenlenen “Kamusallık Yeniden Yerel Çalıştayı”na katılındı. • EMO Genel Merkezi tarafından düzenlenen Kadın Komisyonu Toplantısı’na katılım sağlandı.
10 Kasım- MÜGE kapsamında “Mühendislik Öyküleri: Kırsal Sayısal Telefon Santralları” adı altında söyleşi yapıldı.
10-11-12 Kasım- MİSEM kapsamında “YG Tesislerinde İşletme Sorumluluğu Eğitimi” yapıldı.
11 Kasım- EMO Erzincan İl Temsilciliği’nde, yapı denetim uygulamalarına ilişkin sunum yapıldı.
23-24-25-26 Kasım- MİSEM kapsamında “Elektrik SMM Eğitimi” düzenlendi.
24 Kasım- MÜGE kapsamında “Proje Yönetimi Eğitimi” verildi.
27 Kasım- TMMOB 41. Dönem 1. Danışma Kurulu Toplantısı’na katılım sağlandı.
27-28 Kasım- EMO Afyon ve Konya il temsilciliklerinde, yapı denetim uygulamalarına ilişkin sunumlar ve üye toplantıları yapıldı.
27-28 Kasım- MÜGE kapsamında, “Android Programlama Eğitimi” düzenlendi.
1 Aralık- MÜGE kapsamında, “Arazi Şartlarında GPS Kullanımı” konusunda seminer gerçekleştirildi.
• MMO Ankara Şubesi ve Yenimahalle Belediyesi ile birlikte, asansör kontrollerine ilişkin ortak bir toplantı düzenlendi.
2 Aralık- ELECO’2010 Sempozyum ve Fuarı’nın açılış törenine katılım sağlandı.
• EMO Genel Merkezi tarafından düzenlenen Ücretli ve İşsiz Mühendisler Komisyonu Toplantısı’na katılım sağlandı.
elektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011 137
3-4-5 Aralık- EMO Yozgat İl Temsilciliği’nde “Elektrik Tesislerinde Topraklamalar Eğitimi” düzenlendi.
4 Aralık- MÜGE kapsamında “Ölçü Transformatörleri Eğitimi” gerçekleştirildi.
• EMO Genel Merkezi’nde gerçekleştirilen Ücretli ve İşsiz Mühendisler Komisyonu Toplantısı’na katılım sağlandı.
5 Aralık- Erzurum, Kayseri ve Nevşehir il temsilciliklerinde, yapı denetim uygulamalarına ilişkin bilgilendirme toplantısı yapıldı.
7 Aralık- MMO Ankara Şubesi ile birlikte Asansör Komisyonu Toplantısı düzenlendi.
9 Aralık- EMO Ankara Şubesi 20/11 Danışma Kurulu Toplantısı yapıldı.
• MMO Ankara Şubesi ve Anasder ile ortak toplantı düzenlendi.
10-11-12 Aralık- EMO Yozgat İl Temsilciliği’nde “Asansör Denetleme Ruhsat ve Kontrol Eğitimi” yapıldı.
11 Aralık- MÜGE kapsamında “Kompanzasyon Sistemleri ve Projelendirme Eğitimi” gerçekleştirildi.
11-12 Aralık- EMO 42. Dönem 2. Koordinasyon Kurulu Toplantısı’na katılım sağlandı.
12 Aralık- MÜGE kapsamında “Yıldırımdan Korunma ve Paratoner Eğitimi” düzenlendi.
13 Aralık- EMO Ankara Şube Yönetim Kurulu Başkanı Ramazan Pektaş, TRT Ankara Radyosu’nda “Gündemdeki Enerji Programı”na konuk oldu. Pektaş, elektrik piyasasında lisanssız elektrik üretimine ilişkin yönetmelik ve son yapılan elektrik dağıtım şirketlerinin özelleştirilmesi ile ilgili görüşlerini aktardı.
15 Aralık- MÜGE kapsamında “Kesintisiz Güç Kaynakları Semineri” yapıldı.
16-17-18-19 Aralık- MİSEM kapsamında “Elektrik SMM Eğitimi” gerçekleştirildi.
17 Aralık- EMO Genel Merkezi’nde düzenlenen Yapı Denetim Komisyonu Toplantısı’na, katılım sağlandı.
18 Aralık- EMO Ankara Şubesi EMO Denetleme Kurulu tarafından denetlendi.
18-19-25-26 Aralık- MÜGE kapsamında “Uygulamalı PLC Eğitimi (SCADA ile) Eğitimi” düzenlendi.
19 Aralık- Bilgisayar Mühendisleri MEDAK Toplantısı’na katılım sağlandı.
22 Aralık- Asansör Vizyon Dergisi, EMO Ankara Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Ramazan Pektaş ve Asansör Kontrolleri Koordinatörlüğü’nde Teknik Görevli Tonguç Ünal ile asansörleri kullanan insanların can güvenliğinin sağlanması için yapılması gereken denetimler, asansör firmalarının mühendis çalıştırmaları gerekliliği ve Mayıs ayı içinde Şube tarafından düzenlenecek “Asansör Meslek Alanı Çalıştayı”na ilişkin röportaj gerçekleştirdi.
• MÜGE kapsamında “Hidrolik Asansörler Semineri” düzenlendi.
25 Aralık- MÜGE kapsamında “Güç Kalitesi ve Harmonikler Eğitimi” yapıldı.
26 Aralık- MÜGE kapsamında “Bilişim Hukuku ve Uygulamaları Eğitimi” gerçekleştirildi.
• Konya Selçuk Üniversitesi’nde “Android Programlama Eğitimi” verildi.
30 Aralık- EMO Ankara Şubesi Komisyonları Yürütmeleri ile toplantı düzenlendi.
• EMO Ankara Şubesi 20. Dönem Yönetim Kurulu tarafından, “21.Yüzyıl İstibdat Dönemi” başlıklı basın açıklaması yapıldı.
ANTALYA ŞUBE
15 Eylül- Şube Hizmet Binası Komisyonu Toplantısı gerçekleştirildi.
17-18 Eylül- Mimarlar Odası Antalya Şubesi işbirliği ile “Antalya Güneş Sempozyumu”, MO Antalya Şubesi Mehmet Öztürk Toplantı Salonu’nda düzenlendi.
17 Eylül- EMO Genel Merkezi’nde gerçekleştirilen, Yapı Denetim Komisyonu Toplantısı’na Şube Komisyon Üyesi Coşkun Görgülü katıldı.
18 Eylül- Şube Yönetim Kurulu Başkanı İlhan Metin, TRT Antalya Radyosu’nda canlı yayın konuğu olarak katıldığı programda; güneş enerjisi, yenilebilir enerji kaynaklarına ilişkin bilgi aktardı.
• EMO Genel Merkezi’nde gerçekleştirilen SMM Daimi Komisyonu Toplantısı’na Şube Komisyon Üyesi Ömer Gökalp Demiriz katıldı. • EMO İstanbul Şubesi’nde gerçekleştirilen Ücretli Çalışan Mühendisler ve Özlük Hakları Komisyonu Toplantısı’na, Şube Komisyon Üyesi Halil Alaçam katıldı.
22 Eylül- Şube hizmet binasında, EMO-MMOİMO-MO Yapı Denetim Komisyonu Başkan ve Başkan Yardımcıları Eşgüdüm Toplantısı gerçekleştirildi.
24 Eylül- Şube Yönetim Kurulu Başkanı İlhan Metin, Akdeniz Radyo’da yayınlanan programa katılarak, Oda çalışmaları ve Türkiye’nin enerji sorununa ilişkin bilgi aktardı.
• Akdeniz Üniversitesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği Bölümü’nde öğrenim gören EMOGenç üyeleri, Şube Yönetim Kurulu üyelerini ziyaret etti.
138 elektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011
24-25 Eylül- Ankara Kocatepe Kültür Merkezi’nde düzenlenen, TMMOB 41. Dönem Olağanüstü Genel Kurulu’na Şube Yönetim Kurulu Başkanı İlhan Metin katıldı.
25 Eylül- Şube Basın Yayın Komisyonu Toplantısı yapıldı.
• EMO Genel Merkezi’nde gerçekleştirilen, Kadın Komisyonu Toplantısı’na, Şube Komisyon Üyesi Zeynep Koca katıldı.
29 Eylül- AKASDER Akdeniz Asansörcüler ve İş Adamları Derneği’nin ev sahipliğinde, Asansör Sanayicileri Platformu tarafından düzenlenen, “Mevcut Asansörlerin Emniyet Şartlarının Geliştirilmesi” konulu foruma, Şube Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı İbrahim Kücü katıldı.
1 Ekim- Akdeniz Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği Bölümü’nde bu yıl öğrenim görmeye başlayan öğrenciler ve EMO-Genç üyelerine yönelik olarak, Şube hizmet binasında toplantı düzenlendi.
2 Ekim- EMO Ankara Şubesi tarafından Ankara’da düzenlenen, “Asansör Meslek Alanı ve Mevzuat Değişikliklerinin Meslek Alanına Etkileri Panel ve Forumu”na Şube Asansör Komisyonu Başkanı Adil Şenol katıldı.
• Şube 2. olağan denetlemesi yapıldı.
4 Ekim- Şube Sosyal Etkinlikler Komisyonu Toplantısı düzenlendi.
5 Ekim- Şube Yapı Denetim Komisyonu Toplantısı yapıldı.
6 Ekim- Şube Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı İbrahim Kücü, Umut Radyo’da Zübeyde Kartalmış tarafından hazırlanıp sunulan “Hayata Dair” programına canlı yayın konuğu olarak katıldı. Kücü, asansör kazaları ve denetimleri ile ilgili soruları yanıtladı.
8 Ekim- Şube Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı İbrahim Kücü, TRT Antalya Radyo’sunda “Akdeniz’den” adlı programa canlı yayın konuğu olarak katıldı. Kücü, oda çalışmaları ve asansörlere ilişkin bilgi aktardı.
9 Ekim- EMO Genel Merkezi’nde gerçekleştirilen Yönetmelikler Komisyonu Toplantısı’na Şube Komisyon Üyesi İbrahim Koru katıldı.
• İstanbul TÜYAP Beylikdüzü Fuar ve Kongre Merkezi’nde düzenlenen, CeBIT Eurasia Fuarı’na katılım sağlandı.
11 Ekim- Şube Sosyal Etkinlikler Komisyonu Toplantısı düzenlendi.
• EMO Antalya Şubesi’nin ilk üyelerinden olan, Elektrik Mühendisi Selim Sami Güngörlü, Şube Yönetim Kurulu Başkanı İlhan Metin’i ziyaret etti.
13 Ekim- Şube Hizmet Binası Komisyonu Toplantısı yapıldı.
• Şube Kadın Komisyonu Toplantısı düzenlendi.
15 Ekim- EMO Genel Merkezi’nde düzenlenen Yapı Denetim Komisyonu Toplantısı’na Şube Komisyon Üyesi Coşkun Görgülü katıldı.
• Şube İşyeri Temsilcileri Toplantısı yapıldı. • Şube Yönetim Kurulu Başkanı İlhan Metin, Radyo Müjde FM’de yayınlanan programa canlı telefon bağlantısı ile katılarak 5 yıldır bekletilen “Elektrik İç Tesisleri Yönetmeliği”ne ilişkin soruları yanıtladı. • Antalya Devlet Tiyatrosu oyuncuları tarafından Haşim İşcan Kültür ve Sanat Merkezi Salonu’nda sahnelen, “Hadi Aldat Bakalim” adlı tiyatro oyunu izlendi.
16 Ekim- EMO’nun asansör konusunda “A Tipi Muayene Kuruluşu” olma çalışmalarına ilişkin olarak EMO Genel Merkezi’nde düzenlenen çalıştaya, Şube Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı İbrahim Kücü, Şube Asansör Komisyonu üyeleri Mehmet Bahadır Demir, Hakkı Taçkın ve Adil Şenol katıldı.
18 Ekim- Şube Yapı Denetim Komisyonu Toplantısı yapıldı.
19 Ekim- EMO Burdur İl Temsilciliği üyeleriyle toplantı düzenlendi.
23 Ekim- Şube Seminer Salonu’nda, Kadın Üye Toplantısı gerçekleştirildi. Toplantı Şube Yönetim Kurulu Başkanı İlhan Metin’in açılış konuşmasıyla başladı.
• EMO Genel Merkezi’nde, Merkezi Bilişim Komisyonu Toplantısı yapıldı. Toplantıya, Şube Komisyon Üyesi Ahmet Akdağ katıldı. • EMO İstanbul Şubesi tarafından Bayındırlık ve İskan Müdürlüğü Konferans Salonu’nda gerçekleştirilen,“Elektronik Mühendislerinin Sorunları ve EMO’dan Beklentiler” konulu foruma, Üye Bülent Şahintürk katıldı.
25 Ekim- Antalya Büyükşehir Belediyesi İmar ve Şehircilik Daire Başkanlığı’nda düzenlenen Yüksek Yapılar İnceleme Kurulu Toplantısı’na, Şube Yönetim Kurulu Üyesi Muammer Uslu katıldı.
• Şube Sosyal Etkinlikler Komisyonu Toplantısı düzenlendi.
26 Ekim- Antalya’da bulunan kurum müdürleri ile Akdeniz Bölgesi’nde gerçekleştirilen özelleştirmeler ve enerji sorunlarına ilişkin toplantı gerçekleştirildi.
27 Ekim- Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Teftiş Kurulu Başkanlığı ile Antalya Valiliği tarafından Antalya Ticaret ve Sanayi Odası Konferans Salonu’nda düzenlenen, “Yapı Sektöründe İş Sağlığı ve Güvenliği ve Teftiş Uygulamaları” konulu sempozyuma katılım sağlandı.
elektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011 139
28 Ekim- Cumhuriyet’in kuruluşunun 87. yıldönümü nedeniyle, Antalya’da gerçekleştirilen Cumhuriyet Bayramı çelenk koyma törenine, Şube çelengi ile Şube Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı İbrahim Kücü, Şube Teknik Görevlisi Abdüssamet Özenç ve Şube Personeli Alper Es katılım sağladı.
28-29-30-31 Ekim- Antalya Expo Center’da düzenlenen, Yapex Yapı Fuarı’nda, stant açılarak, EMO ve EMO yayınları tanıtıldı. Fuar kapsamında, Üye M. Alpay Kozok, “Enerji İhtiyacının Giderek Arttığı Son Dönemlerde Enerji Verimliliğinin Önemi, Yürürlüğe Girmiş Olan Enerji Verimliliği Kanunu ve Bina Enerji Performans Yönetmeliği Detayları”, Şube Yapı Denetim Komisyonu Başkanı Coşkun Görgülü, “Yapı Denetim Kanunu ve Yapı Denetim Uygulamaları”, Şube Teknik Görevlisi Şaban Tat, “Temiz Enerji Kaynaklarından Biri Olan Güneş Enerjisi Uygulama Alanları, İlimiz ve Ülkemizin Enerji Potansiyeli, Sistemin Verimliği”, Şube Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı İbrahim Kücü de, “Bina, Sanayi ve Endüstri Tesislerinde Kullanılmakta Olan Asansörlerin Güvenliliğinin ve Emniyetinin Sağlanmasının Gerekliliği” konularında sunum gerçekleştirdi.
29-30-31 Ekim- EMO’nun düzenlediği Karadeniz’de yapılan ve yapılmak istenen hidroelektrik santrallarını inceleme gezisine, Şube Yönetim Kurulu Başkanı İlhan Metin, Şube Yönetim Kurulu Üyesi Halil Alaçam ve Üye Seyit Çağrı Yıldırım katıldı.
30 Ekim- İnşaat Mühendisleri Odası Antalya Şubesi tarafından, Antalya Hotel Perge Toplantı Salonu’nda gerçekleştirilen “1. Antalya Ulaşım Sorunları ve Çözümleri Konferansları”na, Şube Yönetim Kurulu Yazmanı Murat Sönmez katıldı.
1 Kasım- Şube Sosyal Etkinlikler Komisyonu Toplantısı düzenlendi.
4-6 Kasım- MİSEM kapsamında, “Bilirkişilik/ Kamulaştırma Bilirkişiliği Semineri” yapıldı.
5 Kasım- İMO Antalya Şubesi tarafından gerçekleştirilen “Antalya Stadyumunu İstiyor” konulu panele, Şube Yönetim Kurulu Üyesi Halil Alaçam katıldı
• Antalya Teknokent Uluğbey Binası’nda düzenlenen, Batı Akdeniz Kalkınma Ajansı (BAKA) Antalya Yatırım Destek Ofisi açılış törenine, Şube Yönetim Kurulu Başkanı İlhan Metin katıldı. • EMO Genel Merkezi’nde düzenlenen Yapı Denetim Komisyonu Toplantısı’na, Şube Komisyon Üyesi Coşkun Görgülü katıldı.
6 Kasım- EMO Denizli Şubesi tarafından düzenlenecek olan VI. Yenilenebilir Enerji Kaynakları Sempozyumu 1. Danışma Kurulu Toplantısı’na, Danışma Kurulu’nda görev alan Şube Yönetim Kurulu Başkanı İlhan Metin ve Şube Teknik Görevlisi Şaban Tat, Akdeniz Üniversitesi Elektrik Elektronik Mühendisliği Bölüm Başkanı Üye Şükrü Özen katıldı.
• EMO Genel Merkezi’nde düzenlenen SMM Daimi Komisyonu Toplantısı’na, Şube Komisyon Üyesi Ömer Gökalp Demiriz katıldı. • EMO İstanbul Şubesi tarafından düzenlenen Kadın Komisyonu Toplantısı’na, Şube Komisyon Üyesi Zeynep Koca katıldı. • Isparta’ya bağlı Kovada Çayı üzerinde bulunan 51.2 MW kurulu gücü bulunan Kovada II HES’e teknik gezi düzenlendi. Teknik gezinin ardından Yazılı Kanyon Tabiat Parkı’nda doğa yürüyüşü yapıldı.
8 Kasım- Şube Sosyal Etkinlikler Komisyonu Toplantısı düzenlendi.
• Şube Yapı Denetim Komisyonu Toplantısı yapıldı.
10 Kasım- Atatürk’ün ölümünün 72. yılında düzenlenen Atatürk Anıtı’na çelenk koyma törenine, Şube çelengiyle Şube Yönetim Kurulu Üyesi Halil Alaçam, şube personelleri Hüseyin Ünal ve Alper Es katıldı.
• Yapı denetimine ilişkin üyelerin bilgilendirilmesi amacıyla Burdur İl Temsilciliği üyelerine yönelik MMO’nun Burdur İl Temsilciliği’nde, Şube Yapı Denetim Komisyon Başkanı Coşkun Görgülü’nün sunumuyla seminer verildi.
11 Kasım- Antalya Kent Konseyi Kadın Meclisi Siyaset Grubu’nun Antalya kadın gücü bilişimi için düzenlediği toplantıya, Şube Kadın Komisyonu Üyesi Derya Arısoy katıldı.
• EMO Antalya Şube Başkanı İlhan Metin, Antalya OSB Bölge Müdürü Süleyman Demirtaş, KOSGEB Antalya İl Müdürü Ahmet Tütüncü, Elektrik Mühendisi Alpay Kozok’un konuşmacı olarak yer aldığı ve Antalya OSB sanayicileri ve teknik müdürlerinin katıldığı bilgilendirme toplantısı düzenlendi.
• EMO Antalya Şubesi ve Entes Elektronik Cihazlar İmalat ve Ticaret A.Ş işbirliği ile The Marmara Otel’de düzenlenen ve Şube Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı İbrahim Kücü’nün bir konuşma yaptığı; “Şebeke analizörleri haberleşme elemanları/Konvertörler, bilgisayar haberleşme yazılımı, reaktif güç kompanzasyonu ve harmonikler, koruma ve kontrol cihazları” konularında bilgilerin aktarıldığı seminere, çeşitli firma ve kurumlarda çalışan üyelerle birlikte katılım sağlandı.
140 elektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011
19 Kasım- Şube hizmet binasında bayramlaşma töreni düzenlendi.
22 Kasım- Şube Sosyal Etkinlikler Komisyonu Toplantısı yapıldı.
• Avrupa Birliği ve Gençlik Programları çerçevesinde, Muratpaşa Mesleki Eğitim Merkezi koordinatörlüğünde; Yenilenebilir Enerji Kaynakları konulu uluslararası 77 projenin desteklenmesi amacıyla Antalya Çıraklık Eğitim Merkezi’nde gerçekleştirilen toplantıya Şube Teknik Görevlisi Şaban Tat katıldı.
24 Kasım- TMMOB Antalya İl Koordinasyon Kurulu tarafından MMO Antalya Şubesi’nde gerçekleştirilen toplantıya, Şube Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı İbrahim Kücü katıldı.
25 Kasım- Antalya Meslek Odaları Eşgüdüm Kurulu tarafından, İMO Antalya Şubesi’nde gerçekleştirilen toplantıya, Şube Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı İbrahim Kücü katıldı.
26 Kasım- 9. Dönem 2. Danışma Kurulu Toplantısı yapıldı.
27 Kasım- Yapı denetimi ile ilgili üyelerin bilgilendirilmesi amacıyla, Isparta İl Temsilciliği’nde seminer gerçekleştirildi. Şube Yönetim Kurulu Başkanı İlhan Metin’in açılış konuşmasını yaptığı ve Şube Başkan Yardımcısı İbrahim Kücü’nün de katıldığı seminerin sunumunu, Şube Yapı Denetim Komisyon Başkan Yardımcısı Ali Tolun ve Komisyon Üyesi Mustafa Hıncal yaptı.
28 Kasım- EMO Genel Merkezi’nde düzenlenen MİSEM Danışma Kurulu Toplantısı’na MİSEM Danışma Kurulu üyeleri İbrahim Koru ve İbrahim Seydan katıldı.
29 Kasım- Şube Sosyal Etkinlikler Komisyonu Toplantısı gerçekleştirildi.
30 Kasım- TMMOB Antalya İl Koordinasyon Kurulu tarafından şube hizmet binasında, “Enerjide Özelleştirmeye, Yabancılaşmaya, Çalışanlar İçin İşsizliğe, Hak İçin Pahalı Elektriğe Hayır!” başlıklı bir basın açıklaması gerçekleştirildi. Şube Yönetim Kurulu Başkanı İlhan Metin özelleştirmelere ilişkin basın mensuplarının sorularını yanıtladı.
1 Aralık- Şube Başkanı İlhan Metin, Radyo Box’ta Yrd. Doç. Dr. Mustafa Şanlı’nın hazırlayıp sunduğu, “Akdeniz İktisat” adlı programda, elektrik dağıtım özelleştirmelerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
3 Aralık- İMO Antalya Şubesi tarafından gerçekleştirilen “Antalya Havalimanı Güçlendirilmesi ve Diğer Güçlendirme Teknikleri” konulu etkinliğe, Şube Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı İbrahim Kücü katıldı.
6 Aralık- Şube Seminer Salonu’nda, Elektrik Yüksek Mühendisi Serhat Özenç’in sunumuyla, seminer düzenlendi. Seminerin açılış konuşmasını, Şube Yönetim Kurulu Saymanı Aygün Özen yaptı.
7 Aralık- Antalya Valiliği tarafından düzenlenen Kemer Kent Güvenlik Yönetim Sistemi açılış törenine, Şube Yönetim Kurulu Başkanı İlhan Metin katıldı.
9 Aralık- Antalya Ticaret ve Sanayi Odası 2010 Geleneksel Ödül Töreni’ne, Şube Yönetim Kurulu Başkanı İlhan Metin katıldı.
• MO Antalya Şubesi’nde gerçekleştirilen, TMMOB Antalya İl Koordinasyon Kurulu Toplantısı’na, Şube Yönetim Kurulu Başkanı İlhan Metin katıldı.
11-12 Aralık- EMO 42. Dönem 2. Koordinasyon Kurulu Toplantısı’na Şube Yönetim Kurulu Başkanı İlhan Metin, Şube Yönetim Kurulu Yazmanı Murat Sönmez ve Şube Yönetim Kurulu Saymanı Aygün Özen katıldı.
17 Aralık- EMO Genel Merkezi’nde düzenlenen Yapı Denetim Komisyonu Toplantısı’na Komisyon Üyesi Coşkun Görgülü katıldı.
18-19 Aralık- EMO Genel Merkezi’nde gerçekleştirilen Yönetmelikler Komisyonu Toplantısı’na, Komisyon Üyesi İbrahim Koru katıldı.
23 Aralık- Antalya Kültür Merkezi Aspendos Salonu’nda gerçekleştirilen “Binaların Yangından Korunması Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik”in tanıtılması, tasarımcı ve uygulayıcı tarafların bir araya getirilmesi, bilgi alışverişinin sağlanması amacıyla düzenlenen toplantıya, M.Cem Şengöz, Sefa Şenkök ve Suat Kaş katıldı.
28 Aralık- TMMOB Antalya İl Koordinasyon Kurulu tarafından İMO Antalya Şubesi’nde yapılan toplantıya, Şube Yönetim Kurulu Başkanı İlhan Metin katıldı.
30 Aralık- Asansör Komisyonu Toplantısı gerçekleştirdi.
BURSA ŞUBE
17 Eylül- İstanbul Teknik Üniversitesi ElektrikElektronik Fakültesi Dekanlık Toplantı Salonu’nda, ELECO 2010 4. Yürütme Kurulu Toplantısı düzenlendi.
24 Eylül- Şube Konferans Salonu’nda, Avukat Berrin Bayam tarafından “Çalışma Yaşamında Haklarımız” konulu söyleşi yapıldı. Söyleşi sonrası Oda’ya kayıt yaptıran yeni üyelere rozetleri düzenlenen törenle takıldı.
24-25-26 Eylül- Şube Konferans Salonu’nda “Yüksek Gerilim Tesislerinde İşletme Sorumluluğu Eğitimi” düzenlendi.
elektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011 141
6-7-8-9 Ekim- Şube Konferans Salonu’nda “Elektrik SMM Eğitimi” yapıldı.
15 Ekim- Şube Konferans Salonu’nda İş Güvenliği ve İşçi Sağlığı Komisyonu Üyesi Elektrik Mühendisi Erkan Gezmen tarafından “İş Güvenliği Mevzuatındaki Yeni Gelişmeler ve Mühendislerin Sorunları” konulu eğitim verildi.
16 Ekim- ELECO’2010 Sempozyumu 5. Yürütme Kurulu Toplantısı düzenlendi.
17 Ekim- Bilgisayar MEDAK Toplantısı yapıldı.
23 Ekim- 12. Dönem 1. Koordinasyon Kurulu Toplantısı yapıldı.
28 Ekim- Prof. Dr. Özer Ozankaya tarafından, “Dünyaya Örnek Atatürk Cumhuriyeti” konulu söyleşi yapıldı.
2 Kasım- UEDAŞ’ın Genel Müdürlüğü görevine getirilen Üye Kemal Akın ve şirket temsilcileri, Şube Yönetim Kurulu üyelerini ziyaret etti.
• Elektrikli Ulaşım Araçları Sempozyumu ikinci toplantısı, EMO Bursa ve Eskişehir Şube Yönetim Kurulu üyelerinin katılımıyla, Şube hizmet binasında yapıldı.
5 Kasım- İstanbul Teknik Üniversitesi Dekanlık Toplantı Salonu’nda ELECO’2010 6. Yürütme Kurulu Toplantısı yapıldı.
• Şube Konferans Salonu’nda, Doç. Dr Zekeriya Özdemir tarafından “Bina Otomasyonu” konusunda seminer verildi.
6 Kasım- EMO şubelerinin düzenlemiş olduğu “Kamusallık Yeniden” ana başlıklı çalıştaylar dizisi kapsamında, Baro Evi’nde, “Kamusal Alanın Çöküşü: Güvencesizlik, Mülksüzleştirme” alt başlıklı panel-forum düzenlendi.
11 Kasım- “Yapı Denetim Uygulamaları” konulu eğitim Yapı Denetim Komisyonu Başkanı Mahir Başyiğit ve Üye Bekir Sipahi tarafından verildi.
24 Kasım- Dr. Murat Kuter tarafından, Şube Konferans Salonu’nda “Mühendisler İçin Kişisel ve Teknik Gelişim Eğitimleri” kapsamında, “Kurumlarda İtibar Yönetimi” konulu eğitim yapıldı.
27 Kasım- EMO-Genç Üye Toplantısı düzenlendi.
2-3-4-5 Aralık- ELECO’2010 Sempozyumu ve Fuarı geçekleştirildi.
4 Aralık- Otel Almira’da ELECO’2010 Gala Gecesi düzenlendi.
8 Aralık- Elektronik Mühendisi Muhsin Dumanlı tarafından Şubemiz Konferans Salonu’nda “Scada Sistemleri” konusunda eğitim verildi.
9-10-11-12 Aralık- İstanbul Fuar Merkezi/ CNR Expo tarafından yapılan RENEX ECO Yenilenebilir Enerji Teknolojileri, Enerji Verimliliği ve Yalıtım Fuarı’na katılım sağlandı.
15 Aralık- Şube Müdürü Mehmet Şen, ölümünün 2. yılında Güzelyalı’daki mezarı başında düzenlenen törenle anıldı.
• Şube Avukatı Berrin Bayam tarafından “İş Hukuku Semineri” verildi. 22 Aralık- “Kısa Devre Hesapları ve Sonuçların Değerlendirilmesi Eğitimi” Elektrik Mühendisi Necmettin Çamlı tarafından Şube hizmet binasında verildi. 24-25-26 Aralık- Şube hizmet binasında “Elektrik Tesislerinde Topraklamalar (MİSEM) Semineri” düzenlendi. 26 Aralık- Şube Yönetim Kurulu tarafından, İzmit Körfez Geçişi ve Bursa-Balıkesir-İzmir Otoyolu Projesi’ne ilişkin basın açıklaması yapıldı. 28 Aralık- İstanbul Teknik Üniversitesi ElektrikElektronik Mühendisliği Fakültesi’nde ELECO’2011 1. Yürütme Kurulu Toplantısı yapıldı. 29 Aralık- Bursa Anadolu Erkek Lisesi’nde, Elektrik-Elektronik Mühendisi Ayşegül Durmayaz, Bilgisayar Mühendisi Hüseyin Yeşilseven tarafından mesleki tanıtım seminerleri verildi. • Uludağ Üniversitesi Mühendislik Mimarlık Fakültesi Ahmet Rasim Büyüktür Salonu’nda, toplantı düzenlendi.
DENİZLİ ŞUBE
17 Eylül- EMO Genel Merkezi’nde Yapı Denetim Komisyonu Toplantısı yapıldı. Toplantıya, Şube Yönetim Kurulu Üyesi Fatih Mardinoğlu katıldı.
18 Eylül- EMO İstanbul Şubesi’nde düzenlenen Ücretli ve İşsiz Mühendisler Komisyonu Toplantısı’na Şube Yönetim Kurulu Üyesi Fatih Mardinoğlu ve Eylem Ölmezoğlu katıldı.
• EMO Genel Merkezi’nde yapılan SMM Daimi Komisyonu Toplantısı’na Şube Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Recai Seymen katıldı.
142 elektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011
24-25 Eylül- TMMOB 41. Dönem Olağanüstü Genel Kurulu’na, Şube Yönetim Kurulu Başkanı Abdullah Şavklı, Şube Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Recai Seymen ve Cengiz Süzük katıldı.
30 Eylül-1-2 Ekim- MİSEM kapsamında “YG Tesislerinde İşletme Sorumluluğu Eğitimi” düzenlendi.
9 Ekim- EMO Genel Merkezi’nde düzenlenen Yönetmelikler Komisyonu Toplantısı’na Şube Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Recai Seymen katıldı.
15 Ekim- EMO Genel Merkezi’nde yapılan Yapı Denetim Komisyonu Toplantısı’na Şube Yönetim Kurulu Üyesi Fatih Mardinoğlu katıldı.
16 Ekim- EMO Genel Merkezi’nde düzenlenen Asansör Çalıştayı’na Şube Yönetim Kurulu Yazmanı Önder Özdipçiner katıldı.
• DARES Datça Rüzgar Santralı’na teknik gezi düzenlendi.
18 Ekim- TMMOB’nin 56. Kuruluş Yılı Etkinlikleri kapsamında, TMMOB Denizli İKK tarafından düzenlenen basın açıklamasına katılım sağlandı.
19 Ekim- TMMOB’nin 56. Kuruluş Yılı Etkinlikleri kapsamında, TMMOB Yüksek Onur Kurulu Üyesi ve EMO Enerji Çalışma Kurulu Başkanı Musa Çeçen tarafından “Türkiye’nin Enerji Politikaları” konulu konferans verildi.
• TMMOB’nin 56. Kuruluş Yılı Etkinlikleri kapsamında, DRT Televizyonu’nda, TMMOB Denizli İKK bileşenlerinin yer aldığı programa, Şube Yönetim Kurulu Başkanı Abdullah Şavklı katıldı.
21 Ekim- Pamukkale Üniversitesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği Bölümü’nde öğrenim gören 4. Sınıf EMO- Genç üyesi öğrencilere yönelik olarak, Volt Elektrik Motor San. Tic. A.Ş.’ye teknik gezi düzenlendi.
22 Ekim- Şube Yönetim Kurulu Başkanı Abdullah Şavklı, DRT Televizyonu’nda “Haberin Merkezi” programına konuk oldu.
29-30-31 Ekim- EMO Genel Merkezi tarafından düzenlenen Karadeniz’de yapılan ve yapılmak istenen hidroelektrik santrallarını inceleme gezisine şube adına Eylem Ölmezoğlu ve Murat Kodal katıldı
4 Kasım- PAÜ Elektrik-Elektronik Mühendisliği 1. sınıf öğrencilerine yönelik olarak, EMO- Genç Üyesi Taner Özden tarafından, EMO’ya ilişkin tanıtım toplantısı gerçekleştirildi.
5 Kasım- Şube İşletme Sorumluluğu Komisyonu Toplantısı düzenlendi.
• Şube Enerji Komisyonu Toplantısı düzenlendi. • Şube SMM Komisyonu Toplantısı düzenlendi. • 8. Dönem 1. Danışma Kurulu Toplantısı düzenlendi. Toplantı, Şube Yönetim Kurulu Başkanı Abdullah Şavklı’nın konuşması ile başladı.
6 Kasım- Yenilenebilir Enerji Kaynakları Sempozyumu 1. Danışma Kurulu Toplantısı yapıldı. Toplantı, EMO Denizli Şube Yönetim Kurulu Başkanı Abdullah Şavklı, EMO Yönetim Başkanı Cengiz Göltaş, Pamukkale Üniversitesi Rektör Yardımcısı ve Mühendislik Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Halil Kumsar’ın açılış konuşması ile başladı.
9 Kasım- Şube Yönetim Kurulu Başkanı Abdullah Şavklı, Deha TV’de yayınlanan programda, enerji politikalarına ilişkin görüşlerini aktardı.
9-10-11 Kasım- Bodrum Temsilciliği’nde MİSEM kapsamında, “Asansör Denetleme, Ruhsat ve Kontrol Eğitimi” düzenlendi.
27 Kasım- İMO Teoman Öztürk Salonu’nda gerçekleştirilen, TMMOB 41. Dönem 1. Danışma Kurulu Toplantısı’na Şube Yönetim Kurulu Başkanı Abdullah Şavklı katıldı.
• EMO Toplantı Salonu’nda gerçekleştirilen, TMMOB 8. Enerji Sempozyumu 1. Danışma Kurulu Toplantısı’na Şube Yönetim Kurulu Başkanı Abdullah Şavklı katıldı.
28 Kasım- EMO Genel Merkezi’nde düzenlenen MİSEM Danışma Kurulu Toplantısı’na Şube Yönetim Başkanı Abdullah Şavklı ve Seyit Ali Gürsoy katıldı.
4 Aralık- Bodrum Temsilciliği tarafından üyelerin katılımıyla yemekli toplantı düzenlendi. Toplantıda, meslekte 25. ve 40. yılını dolduran üyelere plaket verildi.
• 8. Dönem 2. Koordinasyon Kurulu Toplantısı Bodrum’da düzenlendi.
20 Aralık- SMM Üye Toplantısı yapıldı.
25 Aralık- Yenilenebilir Enerji Kaynakları Sempozyumu Yürütme Kurulu Toplantısı düzenlendi.
17-18 Eylül- EMO Antalya Şubesi tarafından düzenlenen “Antalya Güneş Sempozyumu”na Şube Yönetim Kurulu üyeleri katıldı.
18 Eylül- EMO SMM Daimi Komisyon Toplantısı’na, Şube Yönetim Kurulu üyeleri katıldı.
• EMO İstanbul Şube tarafından düzenlenen Ücretli Çalışan Mühendisler ve Özlük Hakları Komisyonu Toplantısı’na katılım sağlandı. • EMO Genel Merkezi Enerji Çalışma Grubu Toplantısı’na katılım sağlandı.
elektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011 143
19 Eylül- Ücretli Çalışan Mühendisler ve Özlük Hakları Forumu’na katılım sağlandı.
21 Eylül- Şube Yönetim Kurulu; DSİ 101. Şube Müdürlüğü, İl Özel İdare Müdürlüğü, Büyükşehir Belediyesi DİSKİ Müdürlüğü’nü ziyaret etti.
24-25 Eylül- TMMOB Olağanüstü Genel Kurulu’na, Genel Kurul delegeleri ile katılım sağlandı.
29 Eylül- Yerel Gündem 21 Kent Konseyi 18.Olağan Toplantısı’na, Şube Yönetim Kurulu üyeleri katıldı.
1 Ekim- SMM Üye Toplantısı yapıldı.
3 Ekim- İşyeri temsilcileri ile toplantı düzenlendi.
4 Ekim- Şube Bülteni 16. Sayısı dağıtımı gerçekleştirildi.
7 Ekim- Sur Belediyesi ile İKK arasında gerçekleştirilen ve imar uygulamalarının değerlendirildiği toplantıya, Şube Yönetim Kurulu üyeleri katıldı.
7-8-9-10 Ekim- TÜYAP Fuarcılık tarafından düzenlenen “İnşaat 2010 Fuarı”na katılım sağlandı.
8 Ekim- TMMOB üyelerinin de aralarında bulunduğu, Kürt siyasetçilerin yargılanacağı davaya ilişkin olarak düzenlenen toplantıya, katılım sağlandı.
9 Ekim- EMO Genç Komisyonu Sekretarya Üye Toplantısı yapıldı.
• EMO Genel Merkezi’nde yapılan EMO Merkezi Enerji Komisyonu Dünya Enerji Araştırma Alt Çalışma Grubu Toplantısı’na katılım sağlandı.
11 Ekim- TMMOB üyeleri ve Kürt siyasetçilerinin yargılandığı davanın 18 Ekim 2010 tarihinde yapılacak duruşmasına ilişkin olarak düzenlenen toplantıya, Şube Yönetim Kurulu üyeleri katıldı.
11-12-13-14-15-16-17 Ekim- Hasankeyf’i Yaşatma Girişimi tarafından düzenlenen “Hasankeyf ile Dayanışma Kampı”na katılım sağlandı.
13 Ekim- Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir, 18 Ekim 2010 tarihinde TMMOB üyeleri ve Kürt siyasetçilerin yargılanacağı duruşmaya ilişkin olarak ziyaret edildi. Ziyarete, Şube Yönetim Kurulu üyeleri katıldı.
• Şube Yönetim Kurulu, Elazığ’da düzenlenecek olan “Elazığ, Malatya, Tunceli ve Bingöl İlleri Enerji Forumu”na DSİ’nin “yeterli elemanı bulunmaması” gerekçesiyle katılamayacağını bildirmesi üzerine, “DSİ Bu Mantıkla Baraj Yapamaz, Yapsa da Barajın Altında Kalır” başlığı altında bir basın toplantısı düzenledi. • Sivil Toplum Kuruluşları tarafından MMO Diyarbakır Şubesi’nde gerçekleştirilen toplantıya katılım sağlandı.
• Şube Başkanı İdris Ekmen, Bloomberg Televizyonu’nun yayınına canlı telefon bağlantısıyla katılarak DEDAŞ’ın özelleştirilmesi ve özelleştirmeler konusundaki görüşlerini aktadır.
15 Ekim- Aralarında TMMOB üyelerinin de bulunduğu Kürt siyasetçileri yargılamaya yönelik davaya ilişkin, Diyarbakır Sivil Toplum Kuruluşları tarafından yapılan basın açıklamasına katılım sağlandı.
• Hasankeyf’i Yaşatma Girişimi tarafından düzenlenen, Hasankeyf ile Dayanışma Kamp Programı kapsamında,“Ülkemizde Yürütülen Enerji Yatırımlarında Ekonomik ve Sosyal Açıdan HES Politikaları Değerlendirilmesi” başlığı altında panel düzenlendi. Panele, Şube Enerji Komisyonu Başkanı Nedim Tüzün katılarak, “Enerji Politikalarının Doğa, İnsan ve Çevre Boyutuyla Değerlendirilmesi” konusunda bir de sunum yaptı.
• TMMOB Diyarbakır oda bileşenlerinin de yer aldığı, Diyarbakır Sivil Toplum Kuruluşları tarafından “Kürt Sorunu”na ilişkin düzenlenen basın açıklamasına katılım sağlandı. • EMO Genç Tanışma Kokteyli, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Sümerpark Resepsiyon Salonu’nda düzenlendi.
17 Ekim- Aralarında TMMOB üyelerinin de bulunduğu, Kürt siyasetçilerin 18 Ekim 2010 tarihinde yapılacak yargılamasını izlemek üzere Diyarbakır’a gelen TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Soğancı’nın katılımıyla İKK Toplantısı düzenlendi.
• 18 Ekim 2010 tarihinde TMMOB üyeleri ve Kürt siyasetçilerin yargılanacağı davaya ilişkin olarak, yabancı heyetlerin katılımıyla bilgilendirme toplantısı düzenlendi. Toplantıya, Şube Yönetim Kurulu üyeleri katıldı. • Uluslararası İnsan Hakları Federasyonu Başkanı’nın da katılımıyla toplantı düzenlendi.
18 Ekim- Aralarında TMMOB üyelerinin de bulunduğu Kürt siyasetçilerin yargılandığı davayı izlemek amacıyla Sivil Toplum Örgütleri tarafından Adliye Binası önünde düzenlenen nöbet tutma eylemine, Şube Yönetim Kurulu üyeleri katıldı. Diyarbakır Adliyesi’nde görülen davayı, TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Soğancı da izledi.
• Diyarbakır Adliyesi’nde TMMOB üyeleri ve Kürt siyasetçilerini yargılamak amacıyla yapılan davaya ilişkin olarak, Şube Yönetim Kurulu Başkanı İdris Ekmen, Hayat TV ile bir röportaj gerçekleştirdi.
20 Ekim- Sivil Toplum Kuruluşları tarafından seçilmişler ve siyasetçiler hakkında başlayan dava sürecine ilişkin olarak yapılan değerlendirme toplantısına katılım sağlandı.
144 elektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011
23 Ekim- Şube Merkez Denetleme Kurulu tarafından denetlendi.
• EMO İstanbul Şubesi tarafından,“Elektronik Mühendislerinin Sorunları ve EMO’dan Beklentiler” adı altında düzenlenen foruma Şube Yönetim Kurulu üyeleri katıldı. • DİSA Diyarbakır Siyasal ve Sosyal Araştırmalar Enstitüsü tarafından, “Dil Yarası: Türkiye’de Eğitimde Anadilinin Kullanılmaması Sorunu ve Kürt Öğrencilerin Deneyimleri” adı altında gerçekleştirdikleri çalışmanın tanıtım toplantısına, Şube Yönetim Kurulu üyeleri katıldı.
25 Ekim- TMMOB üyeleri ve Kürt siyasetçilerin yargılanmalarına ilişkin olarak, demokratik kitle örgütleri tarafından, Dağkapı Meydanı’ndan Diyarbakır Adliyesi’ne kadar gerçekleştirilen yürüyüş ardından düzenlenen basın açıklaması ve bina önünde gerçekleştirilen nöbet tutma eylemine katılım sağlandı.
30 Ekim- Veteriner Hekimleri Odası tarafından düzenlenen geceye katılım sağlandı.
31 Ekim- Diyarbakır’da örgütlü bulunan Sivil Toplum Kuruluşları ile yapılan ve eylemsizlik sürecinin değerlendirildiği toplantıya, Şube Yönetim Kurulu üyeleri katıldı.
1 Kasım- Sivil Toplum Örgütleri ile yapılan toplantıya, Şube Yönetim Kurulu üyeleri katıldı.
3 Kasım- Diyarbakır’da örgütlü bulunan sivil toplum örgütlerinin katılımıyla, eylemsizlik sürecinin devam etmesine ilişkin düzenlenen toplantıya, Şube Yönetim Kurulu üyeleri katıldı.
• EMO-Genç üyeleri, YÖK’ün kuruluş yıldönümü dolayısıyla, Dicle Üniversitesi’nde protesto eylemi gerçekleştirdi. Polisin müdahalesi sonucu aralarında EMO- Genç üyelerinin de bulunduğu çok sayıda öğrenci gözaltına alındı.
4 Kasım- Dicle Üniversitesi’nde YÖK’ü protesto ettikleri gerekçesiyle gözaltına alınan TMMOB’ye bağlı odaların genç üyelerinin durumuna dikkat çekmek amacıyla, İKK tarafından basın açıklaması gerçekleştirildi.
• Diyarbakır Demokrasi Platformu tarafından Dağkapı Meydanı’ndan Diyarbakır Adliyesi’ne kadar düzenlenen yürüyüş ve ardından gerçekleştirilen basın açıklamasına, Şube Yönetim Kurulu üyeleri katıldı. • TMMOB Diyarbakır İKK ve BDP Yerel Yönetimler Komisyonu tarafından, imar uygulamaları, yerel yönetim süreçlerinin değerlendirildiği toplantıya Şube Yönetim Kurulu üyeleri katıldı. • Diyarbakır’daki sivil toplum örgütleri tarafından düzenlenen toplantıya katılım sağlandı.
6 Kasım- EMO SMM Daimi Komisyon Toplantısı’na katılım sağlandı.
• EMO Denizli Şubesi’nde yapılan VI. Yenilenebilir Enerji Kaynakları Sempozyumu 1. Danışma
Kurulu Toplantısı’na, Şube Yönetim Kurulu üyeleri katıldı. • EMO İzmir Şubesi tarafından düzenlenen geleneksel geceye, Şube Yönetim Kurulu üyeleri katıldı.
8 Kasım- Diyarbakır’daki sivil toplum örgütlerinin katılımıyla gerçekleştirilen ve eylemsizlik sürecinin değerlendirildiği toplantıya, Şube Yönetim Kurulu üyeleri katıldı.
9 Kasım- 21 ilden, 693 sivil toplum örgütünün imzasıyla ateşkes sürecine ilişkin yayınlanan “Bölge Deklarasyonu” basına sunuldu. Toplantıya Şube Yönetim Kurulu üyeleri katıldı.
10 Kasım- MİSEM kapsamında “Yapı Denetim Sistemi Tanıtım Semineri” düzenlendi.
• Şube Yönetim Kurulu Başkanı İdris Ekmen,“Bölge Deklarasyonu”na ilişkin olarak, canlı telefon bağlantısı ile Roj TV’ye değerlendirmelerde bulundu. • Şube Yönetim Kurulu Başkanı İdris Ekmen, “Bölge Deklarasyonu”na ilişkin olarak, Gün TV Anahaber Bülteni’ne katılarak, görüşlerini aktardı.
11 Kasım- Mahkemelerin, Kürtçe savunma talebini reddetmesini protesto etmek amacıyla, bölge belediye başkanları, milletvekilleri ve sivil toplum örgütlerinin katılımıyla, Sümerpark’tan, Diyarbakır Adliyesi’ne kadar gerçekleştirilen yürüyüş ve ardından yapılan basın açıklamasına katılım sağlandı.
22 Kasım- Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi tarafından çalışmaları yürütülen, “Yüksek Yapılar Yönetmeliği” hazırlıkları kapsamında düzenlenen toplantıya katılım sağlandı.
24 Kasım- Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’nin çalışmalarını yürüttüğü “Yüksek Yapılar Yönetmeliği” hazırlık çalışması kapsamında, Büyükşehir Belediyesi’nde yapılan toplantıya katılım sağlandı.
• Ekoloji Forumu Hazırlık Toplantısı’na, Şube Yönetim Kurulu üyeleri katıldı.
25 Kasım- TMMOB Oda temsilcilerinin katılımıyla yapılan toplantıya, Şube Yönetim Kurulu üyeleri katıldı.
26 Kasım- Genel Üye Toplantısı yapıldı.
27 Kasım- “Elazığ, Malatya, Tunceli, Bingöl İlleri Enerji Forumu” kapsamında il temsilciliklerinin katılımıyla hazırlık toplantısı düzenlendi.
28 Kasım- EMO MİSEM Danışma Kurulu Toplantısı’na katılım sağlandı.
• TMMOB 8. Enerji Sempozyumu I. Danışma Kurulu Toplantısı’na katılım sağlandı.
30 Kasım- Güneş enerjisi ile ilgili araştırma ve çalışma yapmak üzere Almanya’dan gelen heyetle Şube Hizmet Binası’nda toplantı düzenlendi.
elektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011 145
1 Aralık- Dicle Haber Ajansı tarafından eylemsizlik sürecine ilişkin olarak, Şube Yönetim Kurulu Başkanı İdris Ekmen ile röportaj yapıldı.
4 Aralık- Mezopotamya Sosyal Forumu MSF Hazırlık Toplantısı’na, Şube Yönetim Kurulu üyeleri katıldı.
• Ekoloji Forumu Hazırlık Toplantısı’na Şube Yönetim Kurulu üyeleri katıldı. • 16 Çalışma Dönemi 1. Koordinasyon Kurulu Toplantısı düzenlendi. • Şube Geleneksel Gecesi düzenlendi. 5 Aralık- Diyarbakır Emek Akademisi açılış törenine katılım sağlandı. 7 Aralık- TMMOB Mimarlar Odası Diyarbakır Şubesi’nde, Berlage Enstitüsü’nün katılımıyla düzenlenen Kentsel Dönüşümde Katılımcılık Toplantısı’na, Şube Yönetim Kurulu üyeleri katıldı. 8 Aralık- Diyarbakır Bağlar Belediyesi’nde kent bileşenlerinin katılımıyla düzenlenen ve Berlage Enstitüsü’nün “Kentsel Dönüşümde Katılımcılık” konulu sunumunun değerlendirildiği toplantıya, Şube Yönetim Kurulu üyeleri katıldı. • KESK’in 15. kuruluş yıldönümü resepsiyonuna katılım sağlandı. 10 Aralık- İnsan Hakları Haftası nedeniyle, İHD Diyarbakır Şubesi tarafından, İnsan Hakları Anıtı önünde düzenlenen basın açıklamasına Şube Yönetim Kurulu üyeleri katıldı. 11 Aralık- Mavigard Firması tarafından “Yangın Algılama Sistemleri” konulu tanıtım semineri düzenlendi. 11-12 Aralık- EMO 42. Dönem 2. Koordinasyon Toplantısı’na Şube Yönetim Kurulu üyeleri katıldı. 15 Aralık- MSF Hazırlık Toplantısı’na Şube Yönetim Kurulu üyeleri katıldı. 16 Aralık- Sağlık Platformu tarafından düzenlenen basın açıklamasına katılım sağlandı. 17 Aralık- “Elazığ, Malatya, Tunceli ve Bingöl İlleri Enerji Forumu” Elazığ’da Fırat Üniversitesi Atatürk Kültür Merkezi’nde düzenlendi. EMO Genel Başkanı Cengiz Göltaş’ın katılımıyla gerçekleştirilen forum kapsamında 2 panel düzenlendi.
18 Aralık- Elektrikli Taşıtlar Çalışma Grubu Toplantısı’na katılım sağlandı.
• İMO Diyarbakır Şubesi Gecesi’ne, Şube Yönetim Kurulu üyeleri katıldı. 18-19 Aralık- Merkezi Yönetmelikler Komisyonu Toplantısı’na katılım sağlandı. 22 Aralık- Tüm Bel-Sen Gecesi’ne Şube Yönetim Kurulu üyeleri katıldı. 23-24-25-26 Aralık- MİSEM kapsamında “Elektrik SMM Eğitimi” düzenlendi. 25 Aralık- Enerji Sanayi ve Maden Kamu Emekçileri Sendikası’nın (ESM) 4. Olağan Genel Kurulu’na Şube Yönetim Kurulu üyeleri katıldı. Divan Başkanlığı’nı Eski Şube Başkanı Nedim Tüzün’ün yürüttüğü genel kurul açılışında ise Şube Başkanı İdris Ekmen bir konuşma yaptı. 28 Aralık- 1 Eylül Dünya Barış Günü dolayısıyla düzenlenen mitingin tertip komitesine ceza verilmesi üzerine düzenlenen basın açıklamasına, Şube Yönetim Kurulu üyeleri katıldı.
ESKİŞEHİR ŞUBE 17 Eylül- EMO Genel Merkezi’nde düzenlenen
Yapı Denetim Komisyonu Toplantısı’na katılım sağlandı.
18 Eylül- Ücretli Çalışan Mühendisler ve Özlük Hakları Komisyonu Toplantısı’na katılım gerçekleştirildi.
• Enerji Çalışma Grubu Toplantısı’na katılındı. • SMM Daimi Komisyonu Toplantısı’na katılım sağlandı. 1 Ekim- SMM Komisyonu 1. Toplantısı yapıldı. 9 Ekim- EMO Yönetmelikler Komisyonu Toplantısı’na katılındı. • CeBIT Bilişim Eurasia Fuarı’na gezi düzenlendi.
14 Ekim- Yapı Denetim Komisyonu 6. Toplantısı yapıldı.
146 elektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011
15 Ekim- EMO Merkez Yapı Denetim Komisyonu Toplantısı’na katılım sağlandı.
• Elektrikli Ulaşım Sistemleri Sempozyumu Hazırlık Toplantısı’na katılım gerçekleştirildi.
15-16-17 Ekim- “Bilirkişilik/Kamulaştırma Bilirkişili Eğitimi” düzenlendi.
16 Ekim- EMO Genel Merkezi’nde düzenlenen Asansör Çalıştayı’na katılındı.
23 Ekim- Otomasyon Komisyonu Toplantısı düzenlendi.
29-30-31 Ekim- Karadeniz HES Teknik Gezisi’ne katılındı.
1 Kasım- SMM Komisyonu 2. Toplantısı gerçekleştirildi.
2 Kasım- Dumlupınar Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Elektrik-Elektronik ve Bilgisayar Mühendisliği Bölümü’nde öğrenim gören öğrencilere, EMO ve EMO-Genç sunumu yapıldı.
4-5-6 Kasım- “Elektrik Y.G. Tesislerinde İşletme Sorumluluğu Eğitimi” verildi.
6 Kasım- SMM Daimi Komisyonu Toplantısı’na katılım sağlandı.
8 Kasım- EMO-Genç üyelerine yönelik olarak, bowling etkinliği düzenlendi.
23 Kasım- Bilecik Üniversitesi Elektrik-Elektronik ve Bilgisayar Mühendisliği öğrencilerine EMO ve EMO-Genç sunumu yapıldı.
25 Kasım- Enerji ve Enerji Verimliliği Komisyonu 6. Toplantısı düzenlendi.
27 Kasım- Savronik A.Ş.’de çalışan üyelere yönelik olarak kahvaltılı toplantı düzenlendi.
1 Aralık- SMM Komisyonu 3. Toplantısı yapıldı.
4 Aralık- EMO Bursa Şubesi tarafından düzenlenen “ELECO’2010 Sempozyum ve Fuarı”na katılım sağlandı.
10 Aralık- Yapı Denetim Komisyonu 7. Toplantısı gerçekleştirildi.
11 Aralık- Yapı Denetim Tanıtım Semineri düzenlendi.
17 Aralık- Merkez Yapı Denetim Komisyonu Toplantısı’na katılım sağlandı.
18 Aralık- Elektrikli Taşıtlar Çalışma Grubu Toplantısı’na katılındı.
23 Aralık- Enerji ve Enerji Verimliliği Komisyonu 7. Toplantısı gerçekleştirildi.
25 Aralık- SMM Üye Toplantısı yapıldı.
GAZİANTEP ŞUBE 17 Eylül- Yapı Denetim Komisyonu Toplantısı’na katılım sağlandı. 17-18-19 Eylül- “Bilirkişilik/ Kamulaştırma Bilirkişiliği Eğitimi” düzenlendi. 18 Eylül- Ücretli Çalışan Mühendisler ve Özlük
Hakları Komisyonu Toplantısı’na katılım sağlandı. • SMM Daimi Komisyon Toplantısı’na katılındı. 9 Ekim- Yönetmelikler Komisyonu Toplantısı’na katılım gerçekleştirildi. 19 Ekim- Şube Yönetim Kurulu üyeleri, EMO Genel Merkez Yönetim Kurulu Toplantısı’na katıldılar. 15 Ekim- Yapı Denetim Komisyonu Toplantısı’na katılım sağlandı. 15-16 Ekim- TMMOB Gaziantep Kent Sempozyumu gerçekleştirildi.
22 Ekim- Kahramanmaraş Belediyesi Kent Konseyi, Ticaret Odası ve ile birlikte, “Enerji Üretimi ve Ülke Ekonomisine Katkısı” konulu forum düzenlendi.
23 Ekim- EMO Kocaeli Şubesi tarafından düzenlenen 4. Enerji Verimliliği ve Kalitesi Sempozyumu 1. Danışma Kurulu Toplantısı’na katılım sağlandı.
• Atatürk Barajı’na teknik gezi düzenlendi. 24 Ekim- 42. Dönem Denetleme Kurulu tarafından şube denetlemesi yapıldı. 27 Ekim- ENTES Elektronik Firması tarafından “Reaktif Güç Kompanzasyonu ve Enerji Yönetimi” konulu seminer düzenlendi. 28-29-30-31 Ekim- EMO’nun düzenlediği HES teknik gezisine katılındı. 5 Kasım- Yapı Denetim Komisyonu Toplantısı’na katılım sağlandı. 5-6-7 Kasım- Şube Hizmet Binası’nda “Asansör Denetleme, Ruhsat ve Kontrol Eğitimi” düzenlendi. 6 Kasım- SMM Daimi Komisyon Toplantısı’na katılım sağlandı. 12 Kasım- Doğa Enerjili Yapı Komisyonu oluşturuldu ve ilk toplantısı yapıldı.
elektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011 147
• Kahramanmaraş ve Elbistan Temsilciliklerinde “Yapı Denetim Sistemi” tanıtım semineri yapıldı. • TEDAŞ, Şahinbey Belediyesi, Şehitkamil Belediyesi çalışanları ve SMM üyelerinin katılımıyla yemekli toplantı düzenlendi.
25 Kasım- Gaziantep Büyükşehir Belediyesi tarafından “Multi Konfor Binalar Buluşması” adı altında gerçekleştirilen konferansa katılım sağlandı.
27 Kasım- Şube ve Kilis Temsilciliği Yapı Denetim Sistemi tanıtım semineri yapıldı.
30 Kasım- Zirve Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Dekanı ve Elektrik-Elektronik Mühendisliği Bölüm Başkanı ziyaret edildi.
• Gaziantep Üniversitesi EMO-Genç üyelerine yönelik olarak tanışma toplantısı düzenlendi.
2-3-4 Aralık- İstanbul XV. Türkiye’de İnternet Konferansı’na katılındı.
2-3-4-5 Aralık- Bursa’da düzenlenen “ELECO’2010 Fuarı”na katılım sağlandı.
3-4-5 Aralık- Şube Hizmet Binası’nda “Asansör Denetleme, Ruhsat ve Kontrol Eğitimi” yapıldı.
4 Aralık- Ücretli Çalışan Mühendisler ve Özlük Hakları Komisyonu Toplantısı’na katılım sağlandı.
7 Aralık- KAEL Mühendislik Firması ile birlikte, “VARKOMBİ 18-PC Reaktif Güç Kontrol Rölesi Özellikleri ve Bilgisayar Haberleşme Yazılımı” konulu seminer düzenlendi.
10 Aralık- Şube Hizmet Binası’nda “Özelleştirmeler ve Enerji Sektöründeki Etkileri” başlığı altında panel düzenlendi.
11 Aralık- 42. Dönem 2. Koordinasyon Kurulu Toplantısı’na katılım sağlandı.
17 Aralık- TEDAŞ İşyeri Temsilciliği’nin açılışı yapıldı.
17-18-19 Aralık- Şube Hizmet Binası’nda “Topraklama Eğitimi” gerçekleştirildi.
18 Aralık- Narlı ÇİMKO Çimento ve Beton Tesisi’ne teknik gezi düzenlendi.
18-19 Aralık- Yönetmelikler Komisyonu Toplantısı’na katılım sağlandı.
24 Aralık- Geleneksel EMO Gecesi yapıldı.
18 Eylül- Ücretli çalışan ve işsiz mühendislerin sorunlarının ve çözüm önerilerinin tartışıldığı “Ücretli
Çalışan ve İşsiz Mühendisler Forumu”, Bayındırlık ve İskan İl Müdürlüğü Konferans Salonu’nda yapıldı.
22 Eylül- “Karayolları Tünel Otomasyon Sistemleri Eğitim Semineri” verildi.
24-25 Eylül- TMMOB 41. Dönem Olağanüstü Genel Kurulu’na katılım sağlandı.
27 Eylül- 3 yıl önce iş kazası sonucu hayatını kaybeden Harita ve Kadastro Mühendisi Gülseren Yurttaş için kazanın geçtiği Sarayburnu’nda basın açıklaması gerçekleştirildi. Basın açıklamasını, TMMOB İstanbul İKK adına Harita ve Kadastro Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Tevfik Özlüdemir yaptı.
29 Eylül- “Hava İzoleli Orta Gerilim Hücreleri Eğitim Semineri” düzenlendi.
30 Eylül- “Orta Gerilim Şalt Tesislerinin Yönetmelikler ve Standartlara Uygun Projelendirilmesi Eğitim Semineri” yapıldı.
1 Ekim- 3. Köprü Yerine Yaşam Platformu tarafından İstanbul Büyükşehir Belediyesi önünde düzenlenen basın açıklamasına katılım sağlandı.
• Şişli Temsilciliği tarafından EMO Perpa Eğitim ve Konferans Salonu’nda üyelerle tanışma toplantısı düzenlendi.
2 Ekim- EMO Trakya il-ilçe temsilcileri ve temsilci yardımcıları ile Şube Yönetim Kurulu üyelerinin katılımıyla, Çorlu’da toplantı yapıldı.
4 Ekim- İstanbul Tekgıda-İş Sendikası Genel Merkezi önünde direnişlerini sürdüren TEKEL işçilerine, 24 Kasım 2010 günü Sendika Başkanı Mustafa Türkel’in korumaları ve güvenlik görevlileri tarafından yapılan saldırıyı protesto etmek amacıyla düzenlenen basın açıklamasına katılım sağlandı.
8 Ekim- MİSEM Daimi Komisyonu Toplantısı’na katılım sağlandı.
• TTB yöneticilerinin de katılımıyla “Elektromanyetik Kirlilik Sempozyumu”na ilişkin toplantı yapıldı.
9 Ekim- Elektronik MEDAK Komisyonu Toplantısı’na katılım sağlandı.
148 elektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011
• Merkezi Enerji Çalışma Grubu’nun Dünya Enerji Araştırma Alt Çalışma Grubu ve Türkiye’nin Genel Enerji Politikaları Alt Çalışma Grubu Toplantısı’na katılım sağlandı.
11 Ekim- İstanbul Teknik Üniversitesi 2010-2011 öğretim yılı 1. sınıf öğrencilerine yönelik olarak tanıtım toplantısı yapıldı.
12 Ekim- Direnişteki TEKEL işçileri, Şube Yönetim Kurulu üyelerini ziyaret etti.
15-16 Ekim- Suyun Ticarileştirilmesine Hayır Platformu tarafından düzenlenen “Suyuna, Toprağına, Ormanına, Emeğine Sahip Çıkanlar Buluşuyor. Yaşamı Savunanlar İstanbul’da” başlıklı forum günleri Boğaziçi Üniversitesi Kültür Merkezi’nde yapıldı. Foruma, Şube Yönetim Kurulu Başkanı Erhan Karaçay ve Yönetim Kurulu üyeleri katıldı. Forumun ikinci oturumun da ise Şube Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Uğur Ateş Koç moderatörlüğünde gerçekleşti.
15 Ekim- Merkezi Yapı Denetim Komisyonu Toplantısı’na katılım sağlandı.
17 Ekim- Bilgisayar MEDAK Komisyonu Toplantısı’na katılım sağlandı.
18-19-20-21-22-23-24-25-26-27-28 Ekim- Mühendislik Mimarlık etkinlikleri kapsamında 17 lisede meslek tanıtımı söyleşisi yapıldı.
20 Ekim- 32 yıl önce 20 Ekim 1978 yılında faşist kurşunlara hedef olarak hayatını kaybeden İTÜ Elektrik /Elektronik Fakültesi Dekanı ve EMO İstanbul Şubesi kurucularından Ord. Prof. Dr. Bedri Karafakıoğlu Zincirlikuyu’daki mezarı başında anıldı.
• “Kojenerasyon Tesislerinde Otomasyon Eğitim Semineri” düzenlendi.
21 Ekim- İstanbul Tekgıda-İş Sendikası önünde direnen TEKEL işçileri, Şube Yönetim Kurulu Yazman Üyesi Nevzat Çeltek, Yönetim Kurulu Üyesi Özkan Karataş, Yönetim Kurulu Yedek Üyesi Özgür Sertaç Günay, Şube Müdürü F.Kemal Özoğuz ve üyeler tarafından ziyaret edildi.
22 Ekim- En Az Ücretlerin Belirlenmesi’ne ilişkin toplantı düzenlendi.
• EMO-Genç Tanışma Çay’ı düzenlendi.
23 Ekim- AKP’nin Şişli İlçe Binası’na yürüyen TEKEL işçilerine, Şube Yönetim Kurulu Başkanı Erhan Karaçay, Şube Müdürü F. Kemal Özoğuz ve üyeler destek verdi.
• 11 yıl önce 23 Ekim 1999’da yakalandığı hastalık nedeniyle aramızdan ayrılan Tülin Aydın, Halıcıoğlu Tokmaktepe’de bulunan mezarı başında düzenlenen törenle anıldı.
• Bayındırlık İl Müdürlüğü Konferans Salonu’nda elektrik mühendislerine yönelik olarak forum düzenlendi.
26 Ekim- Yıldız Teknik Üniversitesi’nde “olaylara karıştığı” gerekçesiyle 26 öğrenci hakkında “okula giriş” yasağı konulması üzerine, öğrencilerin okula alınmamasını ve okulda sürdürülen baskıları protesto etmek amacıyla, YTÜ önünde öğrenciler tarafından düzenlenen ve TMMOB İstanbul İKK’nın desteklediği basın açıklamasına, EMO Yönetim Kurulu Başkanı Cengiz Göltaş, Şube Yönetim Kurulu Başkanı Erhan Karaçay, Şube Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Uğur Ateş Koç, Şube Yönetim Kurulu Yazmanı Nevzat Çeltek, üyeler ve diğer odalardan yöneticiler katıldı.
27 Ekim- “Tesislerde Enerji ve Akışkan Tüketim Ölçümleri Eğitim Semineri” yapıldı.
29-30-31 Ekim- EMO’nun düzenlediği HES Teknik Gezisi’ne Şube Yönetim Kurulu Başkanı Erhan Karaçay, Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Uğur Ateş Koç, Pınar Hocaoğulları ve Ahmet Akküçük katıldı.
5 Kasım- Bitirme Tasarım Proje Ödülleri Yürütme Kurulu Toplantısı gerçekleştirildi.
5 Kasım-3 Aralık- 4 hafta boyunca haftada 1 gün olmak üzere “Dijital Fotoğraf Semineri” düzenlendi.
• EMO İstanbul Şubesi 7. Proje Ödülleri Yürütme Kurulu Toplantısı yapıldı.
6 Kasım- Denizli’de yapılan YEKSEM 1. Danışma Kurulu Toplantısı’na katılım sağlandı.
• TMMOB İstanbul İKK, İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Komisyonu tarafından iş kazasında hayatını kaybeden Harita Mühendisi Gülseren Yurttaş anısına, “İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Yasa Tasarısı Paneli” İstanbul Barosu Orhan Apaydın Konferans Salonu’nda yapıldı.
10 Kasım- NKP İstanbul Bileşenleri 2010 yılı 7. Toplantısı, MMO İstanbul Şubesi’nde gerçekleştirildi.
• Bahçeşehir Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Elektrik Bölümü ziyaret edildi.
12 Kasım- Şube Yönetim Kurulu Başkanı Erhan Karaçay, Yönetim Kurulu Yazmanı Nevzat Çeltek ve Şube Müdürü F. Kemal Özoğuz, direnişte bulunan TEKEL işçilerini çadırlarında ziyaret etti.
22 Kasım- İTÜ Yüksek Gerilim Laboratuarı ve Boğaziçi Üniversitesi Yüksek Akım Laboratuvarı’na teknik gezi gerçekleştirildi.
24 Kasım- Merkezi Özelleştirme Karşıtı Platform Toplantısı gerçekleştirildi.
• “Uygulamalı Örneklerle Enerji Kalitesi Sorunları ve Çözümleri Eğitim Semineri” gerçekleştirildi.
elektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011 149
24-25-26 Kasım- EMO ve MMO Şişli temsilcilikleri tarafından “Mühendislik ve Enerji Verimliliği Çadırı” adı altında düzenlenen etkinlik, Perpa Ticaret Merkezi önünde gerçekleştirildi.
27 Kasım- TMMOB Danışma Kurulu Toplantısı’na katılım sağlandı.
28 Kasım- EMO MİSEM Danışma Kurulu Toplantısı ve TMMOB 8. Uluslararası Enerji Sempozyumu 1. Danışma Kurulu Toplantısı’na katılım sağlandı.
• TMMOB İstanbul İKK Kadın Komisyonu tarafından, Kadına Yönelik Şiddet ve Mücadele Günü dolayısıyla, MO İstanbul Büyükkent Şubesi Beşiktaş Binası’nda “Politeknik” isimli film gösterimi ve söyleşi yapıldı.
1 Aralık- İstanbul Meslek Odaları Koordinasyonu, DİSK İstanbul Merkez Temsilciliği, KESK İstanbul Şubeler Platformu ve çok sayıda demokratik kitle örgütünün katılımıyla, ulaşım zamlarını protesto etmek için Saraçhane İtfaiye önünden İstanbul Büyükşehir Belediyesi Binası’na kadar yürüyüş düzenlenerek, burada bir basın açıklaması yapıldı.
• Şube Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı U.Ateş Koç, HES’lere ilişkin, CNN Türk Televizyonu’nda 3 Aralık 2010 tarihinde yayınlanan “Güne Merhaba Programı”na, bilgi aktardı.
3 Aralık- YTÜ’de, öğrenciler tarafından gerçekleştirilen oturma eylemi ve ardından düzenlenen basın açıklamasına katılım sağlandı.
4 Aralık- ELECO’2010 Sempozyum ve Fuarı’na katılım sağlandı.
5 Aralık- 1 Aralık 2002 tarihinde hayatını kaybeden Şube Eski Başkanı Alaettin Anahtarcı Çanakkale’nin Karabiga İlçesi’nde mezarı başında düzenlenen törenle anıldı. Törene, Anahtarcı’nın ailesi, yakınları, EMO Genel Merkezi, EMO İstanbul Şubesi ve EMO Bursa Şubesi yöneticileri katıldı.
6 Aralık- İstanbul Barosu ziyaret edildi. Elektromanyetik Sempozyumu’na ilişkin görüşme yapıldı.
9 Aralık- TMMOB İstanbul İKK Sekreterliği, öğrenci üyelere yapılan saldırılara ilişkin olarak MO İstanbul Büyükkent Şubesi Karaköy Binası’nda basın toplantısı düzenledi.
12 Aralık- Şube’de düzenlenen dijital fotoğraf atölye çalışmasına katılan üyelerle, Beyoğlu İstiklal Caddesi Tünel Meydanı’nda fotoğraf çekimleri yapıldı.
15 Aralık- “Hava İzoleli Orta Gerilim Hücreleri Semineri” yapıldı.
16 Aralık- İstanbul Meslek Odaları Koordinasyonu, DİSK İstanbul Merkez Temsilciliği, KESK İstanbul Şubeler Platformu ve Üniversite Öğretim Üyeleri
Derneği; öğrencilere yapılan saldırıları kınamak için İTÜ Taşkışla Binası önünde ortak basın açıklaması yaptı.
17 Aralık- Enerji Yöneticisi Belgesi’ne sahip üyelerin katılımıyla Perpa Eğitim ve Konferans Salonu’nda toplantı düzenlendi. Şube Yönetim Kurulu Başkanı Erhan Karaçay’ın açılış konuşması ile başlayan toplantıda, EMO Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Serdar Paker tarafından, “Enerji Verimliliği Yasası, Enerji Yöneticiliği, Enerji Yöneticiliği Eğitimi ve Enerji Kimlik Belgesi” konularına ilişkin bilgi aktarıldı.
18 Aralık- “Yapı Denetim Esasları ve Uygulamaları Paneli” Edirne Trakya Üniversitesi Balkan Yerleşkesi Kongre Merkezi’nde yapıldı. Etkinliğe, Şube Yönetim Kurulu Başkanı Erhan Karaçay, Yönetim Kurulu Yedek Üyesi Nusret Gerçek ve Nihal Türüt, Şube Müdürü Kemal Özoğuz, Şube Teknik Müdürü Hasan Ece, Örgütlenme Sekreteri Erdal Bilici, Yapı Denetim Komisyonu Başkanı İsmail Öztürk ve komisyon Başkan Yardımcısı Yılmaz Gündoğan katıldı.
21 Aralık- Türk Telekom İstanbul 1. Bölge Müdürlüğü ziyaret edildi.
22 Aralık- Marmara Üniversitesi Mühendislik Fakültesi’nde, EMO ve EMO-Genç tanıtımına ilişkin stand açılarak öğrenci üye kayıtları yapıldı.
• Marmara Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Bilgisayar Mühendisliği Bölüm Başkanı ve Elektrik-Elektronik Mühendisliği Bölüm Başkanı ziyaret edildi. • “3. Köprü İhtiyaç Mı?” adı altında panel düzenlendi.
23 Aralık- İstanbul Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği Bölümü’nde EMO, EMO-Genç ve elektronik meslek alanının tanıtımına ilişkin sunum yapıldı.
• Enerji yöneticisi belge sahibi üyelerle, Perpa İş Merkezi Eğitim Salonu’nda toplantı düzenlendi. • EMO ve Elektronik Mühendisliği meslek tanıtımına yönelik olarak, İstanbul Üniversitesi Avcılar Yerleşkesi Mühendislik Fakültesi’nde toplantı düzenlendi. Toplantıya, Şube Yönetim Kurulu Üyesi Özkan Karataş, Elektronik MEDAK Komisyon Üyesi Fetih Çeliksöz katıldı. Fetih Çeliksöz’ün yaptığı sunumda öğrencilere meslek alanları ile ilgili tanıtıcı bilgiler verildi. • Kastamonu’nun Cide İlçesi sınırları içinde bulunan Loç Vadisi’nde kurulması planlanan HES’lere karşı direnerek, 8 Aralık 2010 tarihinden itibaren hafta içi her gün projenin yapımını üstlenen ORYA Enerji Şirketi’nin İstanbul’da bulunan merkez binası önünde oturma eylemi yapan direnişçi köylülere destek ziyareti yapıldı. Ziyarete, Şube Yönetim Kurulu Başkanı Erhan Karaçay ve üyeler katıldı.
150 elektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011
24 Aralık- Güneş Enerjisi Sanayicileri ve Endüstrisi Derneği’nin kuruluşunun birinci yılı Taksim Hill Otel’de düzenlenen etkinlikle kutlandı. Etkinliğe Şube Yönetim Kurulu Başkanı Erhan Karaçay ve Şube Enerji Komisyonu üyeleri katıldı.
25 Aralık- “3. Boğaz Köprüsüne Hayır” demek için “Üçüncü Köprü Yerine Yaşam Platformu” tarafından Kadıköy Meydanı’nda düzenlenen mitinge katılım sağlandı.
• Yapı Denetim Sempozyumu 1. Danışma Kurulu Toplantısı düzenlendi.
27 Aralık- Arçelik Servisler Genel Müdürlüğü ziyaret edilerek, çalışanlarla görüşüldü.
30 Aralık- Türk Telekom İstanbul 2. Bölge Müdürlüğü ziyaret edildi.
15 Eylül- Elektrik Elektronik Mühendisi Öznur Yapıcı’nın konuşmacı olduğu, “Elektrik Piyasası Serbest Tüketici Uygulamaları”na ilişkin söyleşi, Tepekule Kongre Merkezi’nde gerçekleştirildi.
20 Eylül- Ali Fuat Aydın, Cenk Güray ve Celal Sezer tarafından “Anadolu’dan Halk Ezgileri” adı altında, Şube Hizmet Binası’nda müzik dinletisi gerçekleştirildi.
21 Eylül- Dokuz Eylül Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Elektrik Elektronik Mühendisliği Bölümü 1. sınıf öğrencileri, Şube Yönetim Kurulu üyelerini ziyaret etti.
24 Eylül- Şube Örgütlenme Sekreteri Mustafa Çınarlı ve Şube Müdürü Barış Aydın, Siemens A.Ş. İzmir Bölge Müdürlüğü’nde çalışan üyeleri ziyaret etti.
• Şube Yönetim Kurulu Üyesi Şebnem Seçkin Uğurlu ve Şube Örgütlenme Sekreteri Mustafa Çınarlı, Philips Ege Bölge Müdürlüğü’nde çalışan üyeleri ziyaret etti.
25 Eylül- Şube Yönetim Kurulu ile şubemize bağlı işyeri temsilcilerinin katıldığı toplantı gerçekleştirildi. Şube çalışmaları hakkında bilgilendirme ve işyerinde yaşanan sorunlar gündemli gerçekleştirilen toplantının açılışını Şube Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Murat Yapıcı gerçekleştirdi
28 Eylül- Manisa Belediyesi sınırları içinde bulunan binaların asansörlerinin yıllık kontrollerine ilişkin işbirliği protokolü imzalandı.
• Sanpa Firması tarafından “Güç Analizörleri Ürünü” tanıtım semineri düzenlendi.
29 Eylül- Nurhan Parlak’ın sunumuyla “İş Sağlığı ve İşçi Güvenliği” konusunda, Eyüp Sabri Aksüt Eğitim Salonu’nda seminer gerçekleştirildi.
30 Eylül- Gediz Elektrik Dağıtım A.Ş. İşyeri Temsilcisi Ümit Yalçın, Temsilci Yardımcısı Barış Gökırmak, AR-GE Planlama Proje Tesis Müdürü Abdullah Yavuzlar ve Ar-Ge Planlama Etüt Proje Müdürü Mehmet Şimşek ziyaret edilerek, Gediz EDAŞ İzmir İl Müdürlüğü’nde yaşanan olumsuzluklar görüşüldü.
• Şube Yönetim Kurulu ile SMM ve Yapı Denetim komisyonları ortak toplantısı yapıldı.
4 Ekim- Kadın mühendislere yönelik olarak toplantı ve kokteyl düzenlendi.
• Şube Yönetim Kurulu, üyelerin de katılımıyla Gediz EDAŞ İl Müdürlüğü’nü ziyaret etti.
6 Ekim- Elektrik Mühendisi Özcan Uğurlu tarafından “Yangın Algılama Sistemlerinin Diğer Yapısal Sistemlerle Uyumu” konusunda, Şube Hizmet Binası’nda seminer verildi.
• Yaşar Üniversitesi Elektrik Elektronik Mühendisliği 1. sınıf öğrencileri, Yrd. Doç. Dr. Hacer Şekerci ile birlikte Şube Yönetim Kurulu üyelerini ziyaret etti.
7 Ekim- Şube Yönetim Kurulu Başkanı Sedat Gülşen, Örgütlenme Sekreteri Mustafa S. Çınarlı ve Eğitim Sorumlusu Talat Canpolat, Kemalpaşa OSB Müdürlüğü ve KOSBİ’ye yönelik açılan davaya ilişkin olarak Mükremin Zülkadiroğlu ve Turgut Eryiğit ile görüştü.
9 Ekim- İstanbul’da düzenlenen “CeBIT Bilişim Eurasia” ve “CeBIT Broadcast, Cable & Satellite Eurasia” fuarlarına katılım sağlandı.
11 Ekim- Klasik müzik dinletisi gerçekleştirildi.
12 Ekim- Trimbox Firması Temsilcisi Elektronik Mühendisi Evren Yurttaş tarafından “Voltaj Stabilizatörü” tanıtım semineri yapıldı.
13 Ekim- Elektronik Mühendisi İ.Asaf Yalçın’ın sunduğu “Fiber Optik ve Yaşamdaki Yeri” başlıklı seminer gerçekleştirildi.
14 Ekim- Elektronik Mühendisleri Genel Üye Toplantısı yapıldı.
• Şube Örgütlenme Sekreteri Mustafa Çınarlı ve Yönetim Kurulu Üyesi Şebnem Seçkin Uğurlu, EMO- Genç tanışma toplantısı öncesi, Dokuz Eylül Üniversitesi, İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü, İzmir Üniversitesi, Yaşar Üniversitesi ve Ege Üniversitesi’ni ziyaret etti. • Schneider Electric Firması tarafından “KNX Akıllı Ev Otomasyonu Sistemleri” tanıtım semineri gerçekleştirildi.
18 Ekim- Kaçak elektrikle mücadele sırasında uğradığı saldırı sonucunda hayatını kaybeden Hasan
elektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011 151
Balıkçı, Hasan Balıkçı Parkı’nda düzenlenen törenle anıldı. Törene Şube Yönetim Kurulu üyeleri katıldı.
20 Ekim- Elektrik Yüksek Mühendisi İsa Ilısu ve Elektrik Yüksek Mühendisi Taner İriz’in sunumuyla “Yönetmeliğin 10. yılında Topraklamalarda Doğrular ve Yanlışlar” semineri düzenlendi.
21 Ekim- Yapı Denetçi Üye Toplantısı yapıldı.
22 Ekim- Şube Müdürü Barış Aydın, Örgütlenme Sekreteri Mustafa S. Çınarlı ve Enerji Verimliliği Komisyonu Üyesi Fikret Şahin, TEDAŞ Eğitim Merkezi Işıklar Eğitim Müdürlüğü’nü ziyaret etti.
• TEİAŞ Batı Anadolu Yük Tevzi İşletme Müdürlüğü ziyaret edildi.
23 Ekim- Hasan Balıkçı anma etkinlikleri kapsamında, “Elektrik Enerjisinde Özelleştirme ve Yeniden Kamusallık” başlığı altında, DEÜ Rektörlüğü DESEM Bordo Salonu’nda panel düzenlendi. Şube Enerji Komisyonu Başkanı Avni Gündüz’ün yönettiği panelde; A.Ü Siyasal Bilgiler Fakültesi Öğretim Üyesi Seyhan Erdoğdu, Gazi Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Fakültesi’nden Prof. Dr. İşaya Üşür, ESM İzmir Şubesi Başkanı Alim Murathan, EMO Enerji Çalışma Grubu Üyesi Olgun Sakarya, EMO Hukuk Danışmanı Av. Hayati Küçük, Şube Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Mahir Ulutaş konuşmacı olarak katıldılar.
27 Ekim- Metin Nil’in sunumu ile “TV Endüstrisi ve Yayıncılık Teknolojileri Süreçleri”ne ilişkin seminer düzenlendi:
• Aydın’da Yapı Denetim Bilgilendirme Toplantısı yapıldı.
2 Kasım- Şube Örgütlenme Sekreteri Mustafa S. Çınarlı, Özyavru Elektrik Firması’nı ziyaret etti. Çınar, işyeri temsilcileri ve çalışanlarla görüştü.
3 Kasım- Şube Yönetim Kurulu Saymanı Murat Yapıcı’nın sunumuyla “Endüstriyel otomasyon sistemlerinin projelendirilmesi ve montajı aşamalarının belirli bir disiplin ve uluslararası standartlara uygun olarak gerçekleştirilmesini sağlamak” konulu seminer düzenlendi.
• Yapı denetçisi üyelerle Manisa Temsilciliği’nde bilgilendirme toplantısı yapıldı.
4 Kasım- Şube Örgütlenme Sekreteri Mustafa S. Çınarlı Kon-Tek Otomasyon A.Ş. Koza Elektrik A.Ş. ve Bortes Elektrik Firması’nda çalışan üyeleri ziyaret etti.
5 Kasım- Örgütlenme Sekreteri Mustafa S. Çınarlı, Pınar Entegre Et Tesisleri ve Pınar Süt Tesisleri’nde çalışan üyeleri ziyaret etti.
6 Kasım- EMO kuruluşunun 56. yılı Balçova Termal Tesisleri’nde düzenlenen yemekli gece ile kutlandı. Meslekte 50, 40 ve 25 yılını tamamlayan üyelere plaket verilen geceye, EMO Yönetim Kurulu Başkanı Cengiz Göltaş, Yazman Erdal Apaçık, Sayman Cemil Kocatepe ve Yönetim Kurulu Üyesi Mehmet Turgut ile Diyarbakır Şube’den Bilal Gümüş, Evindar Aydın, akademisyenler, sendika ve kamu kuruluşlarının temsilcileri katıldı.
8 Kasım- Şube Yönetim Kurulu Saymanı Murat Yapıcı ve Şube Örgütlenme Sekreteri Mustafa Çınarlı, Schneider Elektrik İzmir Bölge Bürosu’nda çalışan üyeleri ziyaret ederek, Kasım 2011 tarihinde yapılacak “Tesisat Kongresi”ne ilişkin görüş alışverişinde bulundular.
9 Kasım- İzmir Adnan Menderes Havalimanı ziyaret edilerek, DHMİ Başmüdürü Erdal Çavuşoğlu, Elektronik Müdürü İbrahim Çelikbilek, Emine Karaçelebi, Atilla Ser, Nurettin Saraçoğlu ile görüşüldü.
10 Kasım- Elektrik Mühendisi İsmail Atilla’nın sunduğu “Yeni Nesil OG Hücreleri” konulu seminer, Şube Hizmet Binası’nda gerçekleştirildi.
11 Kasım- Örgütlenme Sekreteri Mustafa Çınarlı, Eğitim Sorumlusu Talat Canpolat, üyeler Fikret Şahin, Anıl Şahin, Ergun Elektrik Firması’nı ziyaret etti.
• Üniversite öğrencilerine yönelik olarak düzenlenen “Enerji Verimliliği Proje Yarışması’na ilişkin olarak, Örgütlenme Sekreteri Mustafa Çınarlı ve Eğitim Sorumlusu Talat Canpolat, İYTE Prof. Dr. Acar Savacı, Dokuz Eylül Üniversitesi Prof. Dr. Eyüp Akpınar, Araştırma Görevlisi Şebnem Seçkin Uğurlu ve Prof. Dr. Gülay Tohumoğlu, Ege Üniversitesi Yrd. Doç. Dr. Sinan Güngör, Yaşar Üniversitesi Yrd. Doç. Dr.Hacer Şekerci’yi üniversitelerinde ziyaret etti. • EAE Aydınlatma Firması temsilcileri Elektrik Mühendisi Fuat Ardıç ve Elektrik Elektronik Mühendisi Ercan Çınar’ın sunumuyla “Endüstriyel Tesislerde Verimli Aydınlatma Çözümleri” tanıtım semineri düzenlendi.
25 Kasım- Prof. Dr. Atilla Bir’in sunduğu “Otomatik Kontrol Uygulamalarının Öncüleri Semineri”, Şube Eyüp Sabri Aksüt Eğitim Salonu’nda düzenlendi.
2 Aralık- Perşembe Söyleşileri’nin bu yılki ilk toplantısı, Şube Lokali’nde yapıldı. Şube Hukuk Danışmanı Av. Zeki İşlekel’in kolaylaştırıcılığında gerçekleştirilen söyleşide, “Bilirkişilik Kavramı ve İşleyişte Yaşanan Sorunlar” ele alındı.
• 24-27 Kasım 2011 tarihlerinde yapılmasını planlanan II. Ulusal Elektrik Tesisat Kongresi üçüncü toplantısı yapıldı.
8 Aralık- Bilgisayar Mühendisi Gürcan Gerçek’in sunduğu “Linux Temel Eğitimi” konulu seminer, Şube Hizmet Binası’nda gerçekleştirildi.
152 elektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011
9 Aralık- Şube ve Entes A.Ş. işbirliği ile “Reaktif Güç Konpanzasyonu ve Enerji Yönetimi Tanıtım Semineri” Anemon Fuar Otel’de düzenlendi.
20 Aralık- “Enerji Verimli Motorlar ve Elektrik Motorlarında Bakım” konulu tanıtım semineri, Norm Güç Sistemleri Firması temsilcisi Elektrik Elektronik Mühendisi Özgür Buzdemir’in sunumu ile gerçekleştirildi.
22 Aralık- MO, İMO, MMO ve EMO İzmir Şubesi Yapı Denetim Komisyonu Toplantısı, Eyüp Sabri Aksüt Eğitim Salonu’nda gerçekleştirildi.
• Prof. Dr. Özcan Kalenderli’nin sunduğu “Yıldırımdan Korunma” konulu seminer, Şube hizmet binasında gerçekleştirildi. 23 Aralık- SMM Üye Toplantısı Şube Lokali’nde düzenlendi. 24 Aralık- Ritim Atölye Tanıtım Etkinliği gerçekleştirildi. Müzik Eğitmeni Neşet Kutaş’ın sunumuyla gerçekleştirilen etkinlikte, Anadolu ve Latin ritimleri ile ilgili bilgiler aktarılarak, müzik aletleri katılımcılara tanıtıldı. 29 Aralık- Üye Alpaslan Güzeliş tarafından hazırlanan Şube tarafından basımı gerçekleştirilen, “Telgraftan İnternete Telekomünikasyon” kitabının tanıtımı ve yeni yıl kokteyli Şube Lokali’nde yapıldı. Etkinlikte, Şube Telefon Tarihi Araştırma Grubu üyeleri Hasan S. Şişikoğlu, Onur Taşkent ve Alpaslan Güzeliş’e yaptıkları çalışmalar için Şube adına plaket verildi. Etkinlikte, Şube Yönetim Kurulu Başkanı Sedat Gülşen, Hasan Şişikoğlu, Onur Taşkent ve Alpaslan Güzeliş birer konuşma yaptı.
KOCAELİ ŞUBE 15-17 Eylül- “Asansör Denetleme, Ruhsat ve
Kontrol Eğitimi” EMO Zonguldak İl Temsilciliği’nde yapıldı.
20-21 Eylül- “Elektrik İç Tesisleri Proje Hazırlama Eğitimi” Gebze Temsilciliği’nde düzenlendi.
22 Eylül- SMM Toplantısı Otel Altınnal’da yapıldı.
23 Eylül- EMO Kocaeli Şubesi ve Gazanfer Sanlıtop Mekatronik Ürünler Pazarlama A.Ş.tarafından, “Larsen& Toubro A.G. Şalt Cihazları Ailesi Ürün Tanıtımı Semineri” Gebze Plastikçiler Organize Sanayi Bölgesi Seminer Salonu’nda gerçekleştirildi.
24-25-26 Eylül- “Elektrik Tesislerinde Topraklamalar Eğitimi” Bartın Temsilciliği’nde düzenlendi.
29 Eylül- “Sanayide Enerji Verimliliği Paneli” Gebze Plastikçiler OSB Yönetim Binası Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi. Panele, özel sektörde çalışan enerji yöneticileri ve ilgili mühendisler katılım sağladı.
• Fotoğraf Kursu verildi. • “Elektronik Test Cihazları Tanıtımı ve Kullanımı Semineri” EMO Kocaeli Şubesi ve Sanpa Elektronik Cihazlar Dış Ticaret A.Ş tarafından gerçekleştirildi.
30 Eylül-1-2 Ekim- “YG Tesislerinde İşletme Sorumluluğu Eğitimi”, Teksif-İş Sendikası Seminer Salonu’nda yapıldı.
2 Ekim- İstanbul IDTM Dünya Ticaret Merkezi Expo Center’da gerçekleştirilen LED Sistem, Teknoloji ve Uygulamaları Fuarı’na katılım sağlandı.
• EMO-Genç Toplantısı düzenlendi.
5 Ekim- “Reaktif Güç Kompanzasyonu ve Enerji Yönetimi Semineri”, EMO Kocaeli Şubesi ve Entes Elektronik Cihazlar İmalat ve Ticaret A.Ş tarafından Tunatan Tesisleri Seminer Salonu’nda düzenlendi.
6 Ekim- “Elektronik Meslek Dalı Komisyonu Toplantısı” Şube Hizmet Binası’nda yapıldı.
• Fotoğrafçılık Kursu verildi.
7 Ekim- “Reaktif Güç Kompanzasyonu ve Enerji Yönetimi Semineri” EMO Kocaeli Şubesi ve Entes Elektronik Cihazlar İmalat ve Ticaret A.Ş tarafından gerçekleştirildi.
9 Ekim- “EMO A Tipi Muayene Kuruluşu Olma Tartışmaları Yerel Çalıştayı”, KYÖD’de düzenlendi. Çalıştay’a asansör sektöründe çalışan üyeler, İzmit Belediyesi’nin ilgili bölümleri, EMO Ankara Şubesi Yönetim Kurulu üyeleri ve ilgili üyeleri, EMO İstanbul Şubesi Asansör Komisyonu üyeleri, Şube Yönetim Kurulu üyeleri, Asansör Komisyonu üyeleri ve Şube çalışanları katıldı.
• Elektronik Meslek Dalı Ana Komisyonu Toplantısı yapıldı. • İstanbul’da düzenlenen CeBIT Bilişim Fuarı’na katılım sağlandı.
elektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011 153
17 Ekim- “Elektrik Tesislerinde Topraklamalar Eğitimi”, Gebze Temsilciliği’nde yapıldı.
• “Asansör Denetleme, Ruhsat ve Kontrol Eğitimi” Şube Hizmet Binası’nda yapıldı.
19 Ekim- 2009-2010 eğitim-öğretim yılında Zonguldak Karaelmas Üniversitesi Mühendislik Fakültesi, Elektrik-Elektronik Mühendisliği Bölümü’nden dereceyle mezun olan; Gamze Başaran, Burak Umut Kahraman ve Ferdi Özcan EMO Zonguldak İl Temsilciliği tarafından birer altın ile ödüllendirildi.
20 Ekim- “Akıllı Bina Elektrik Otomasyon Sistemleri Semineri”, EMO Kocaeli Şubesi ve B-K Mühendislik tarafından, Teksif-İş Sendikası Seminer Salonu’nda gerçekleştirildi.
23 Ekim- Enerji Verimliliği ve Kalitesi Sempozyumu I. Danışma Kurulu Toplantısı, Kocaeli Seka Park Otel’de düzenlendi.
• EMO Genç Tanışma Kokteyli Altınnal Otel’de yapıldı.
ronik Mühendisliği Bölümü ve EMO Kocaeli Şubesi Bolu Temsilciliği tarafından gerçekleştirildi.
4 Aralık- ELECO’2010 8. Elektrik, Elektronik, Otomasyon, Aydınlatma ve İletişim Fuarı ve Sempozyumu’na katılım sağlandı.
• Kartepe Green Park Resort Otel’de, Şube Yıl Sonu Geleneksel Yemeği düzenlendi. • 2. Koordinasyon Kurulu Toplantısı Kartepe’de yapıldı.
8 Aralık- “YG Tesislerinde İşletme Sorumluluğu Eğitimi” Bartın Temsilciliği’nde gerçekleştirildi.
15 Aralık- Elektrik Mühendisleri Odası Zonguldak Temsilciliği İl Temsil Kurulu, Zonguldak Karaelmas Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mahmut Özer’i ziyaret etti.
• SMM Toplantısı yapıldı.
23 Aralık- IV. Enerji Verimliliği ve Kalitesi Sempozyumu II. Yürütme Kurulu Toplantısı, düzenlendi.
28 Aralık- EMO Gebze Temsilciliği’nde SMM Toplantısı yapıldı.
29 Aralık- Yapı Denetim Komisyonu Toplantısı düzenlendi.
• “Enerji Nakil Hatları (36kV a kadar) Proje Eğitimi” Zonguldak Temsilciliği’nde düzenlendi.
26 Ekim- Şube Danışma Kurulu Toplantısı, Otel Altınnal Toplantı Salonu’nda gerçekleştirildi.
28-29-30-31 Ekim- Geleneksel Cumhuriyet Kupası 7. Satranç Turnuvası, KOÜ Derbent Uygulama Oteli’nde yapıldı.
3 Kasım- “Endüstriyel Fişler, Prizler, Konektörler” konusunda ürün tanıtım semineri, EMO Kocaeli Şubesi ve Incomet İnşaat San. ve Tic. Ltd. Şti. tarafından, Şube Hizmet Binası’nda düzenlendi.
6 Kasım- Enerji Verimliliği ve Kalitesi Sempozyumu I. Düzenleme Kurulu Toplantısı, Otel Altınnal Toplantı Salonu’nda yapıldı.
• Şube denetlemesi gerçekleştirildi. • “Enerji Nakil Hatları (36kVa a Kadar) Proje Eğitimi” Zonguldak Temsilciliği’nde düzenlendi.
10 Kasım- “EMO Genç Bilgilendirme Semineri” Abant İzzet Baysal Üniversitesi (AİBÜ) Elektrik Elekt-
MERSİN ŞUBE 17 Eylül- Şube Yönetim Kurulu, Türkiye-Rusya
Nükleer Teknoloji Transfer Anlaşması ve Akkuyu Santralı Projesi Konferansı’nın kamuoyuna duyurulması amacıyla basın açıklaması yaptı.
21 Eylül- Türkiye-Rusya Nükleer Teknoloji Transfer Anlaşması ve Akkuyu Santralı Projesi Konferansı, Prof. Dr. Hayrettin Kılıç’ın katılımıyla, Yenişehir Belediyesi Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.
26 Ekim- Mavili Elektronik Firması işbirliği ile “Yangın ve Gaz Algılama Sistemleri” konulu seminer düzenlendi.
30 Ekim- Anamur ve Silifke ilçe temsilcilikleri denetlendi.
154 elektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011
1 Kasım- Şube Eğitim Salonu’nda “Yapı Denetimi Semineri” gerçekleştirildi
2 Kasım- Yenişehir Belediyesi Konferans Salonu’nda “Asansörlerde Yangın Yönetmeliği” konulu seminer yapıldı.
3-4 Kasım- Karaman ve Niğde il temsilciliklerinde “Yapı Denetimi Semineri” düzenlendi.
- Karaman ve Niğde il temsilcilikleri denetlendi.
5 Kasım- Kamu çalışanlarına yönelik yemekli toplantı düzenlendi.
24 Kasım- Başoğlu Kablo Firması işbirliği ile Şube Hizmet Binası’nda seminer gerçekleştirildi.
26 Kasım- Şube’ye yeni kayıt olan üyelerle yemekli tanışma toplantısı düzenlendi.
2 Aralık- Mersin Türk Telekom İlköğretim Okulu’nda mesleki tanıtım semineri yapıldı.
4 Aralık- Şube’ye bağlı temsilcilik çalışanlarına, otomasyon programının etkin kullanılması ve proje denetimlerinde yaşanan sıkıntıların giderilmesi için Şube hizmet binasında eğitim verildi.
24 Aralık- SMM üyelerin katılımıyla yemekli toplantı düzenlendi.
olarak katıldığı “Mühendislik ve Tasarım” konulu bir konferans düzenlendi.
8 Ekim- Samsun Çevre Birlikteliği tarafından Terme’de temeli atılan OMV Samsun Santralı’na ilişkin olarak, “Kirli Yatırıma Devlet Töreni” başlığı altında basın açıklaması yapıldı.
16 Ekim- Samsun İl Özel İdaresi tarafından çalışmaları devam eden 1/100.000 ölçekli “Samsun İl Çevre Düzeni Planı” ile ilgili bilgilendirme toplantısı, Şehir Plancıları Odası Samsun Şubesi’nde gerçekleştirildi. Toplantıya Şube Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Özdağ ve Başkan Yardımcısı Muammer Özdemir’in katıldı.
17 Ekim- 19 Mayıs Üniversitesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği Bölümü’nde öğrenim gören öğrencilere yönelik olarak tanışma toplantısı düzenlendi.
18 Ekim- Şube 2. Danışma Kurulu Toplantısı yapıldı.
SAMSUN ŞUBE
21 Eylül- Satın Alma Komisyonu Toplantısı yapıldı.
26 Eylül- Termik santralların insan sağlığı ve iklim için ciddi risk oluşturduğuna dikkat çekmek ve Türkiye’de faaliyet gösteren 15 termik santrala ek olarak Sinop’un da aralarında bulunduğu bazı kentlere termik santral kurulmasını protesto etmek amacıyla, Sinop Uğur Mumcu Meydanı’nda konser düzenlendi. Konsere Şube Yönetim Kurulu üyeleri katıldı.
27 Eylül- MMO, İMO ve MO Samsun Şubesi ile MMO Samsun Şubesi Hizmet Binası’nda toplantı düzenlendi. Toplantıya Şube Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Özdağ ve Başkan Yardımcısı Muammer Özdemir katıldı.
28 Eylül- Satın Alma Komisyon Toplantısı yapıldı.
4 Ekim- Mühendislik ve Mimarlık Haftası dolayısıyla TMMOB Samsun İl Koordinasyon Kurulu tarafından gerçekleştirilen etkinlikler kapsamında, Atatürk Anıtı’na çelenk konuldu. Samsun İKK Sekreteri Şükrü Kumbasar’ın yaptığı basın açıklamasının ardından, Samsun Valiliği ziyaret edildi. Haftanın ilk günü TMMOB Lokali’nde yapılan kokteyl ile sona erdi.
6 Ekim- Mühendislik ve Mimarlık Haftası kapsamında, Prof. Dr. Güven Önbilgin’in konuşmacı
21-22-23 Ekim- Ordu İl Temsilciliği’nde “Elektrik SMM Eğitimi” yapıldı.
22 Ekim- EMO Genç üyelerine yönelik olarak Elektrik Yüksek Mühendisi Kenan Soykan’ın konuşmacı olarak katıldığı, “Endüstriyel Otomasyon” konulu mesleki söyleşi yapıldı.
25 Ekim- Yayın Komisyonu Toplantısı yapıldı.
28 Ekim- TMMOB Samsun İKK olarak Atatürk Anıtı’na düzenlenen törenle çelenk konuldu.
6 Kasım- EMO Genç üyelerine yönelik olarak, Elektrik-Elektronik Mühendisi N. İrem Ede’nin konuşmacı olarak yer aldığı, “Elektrik Tesisleri ve Hastane Otomasyonu” konulu söyleşi düzenlendi.
25-26-27 Kasım- EMO İstanbul Şubesi Yapı Denetim Komisyonu Üyesi Elektrik Mühendisi Yılmaz Gündoğdu tarafından Çorum, Ordu ve Samsun’da “Yapı Denetim Bilgilendirme Semineri” düzenlendi.
15 Aralık- Yönetmelikler ve Standartlar Komisyonu Toplantısı yapıldı.
elektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011 155
17 Aralık- MMO Samsun Şubesi, Sanayi ve Ticaret İl Müdürlüğü ve Samsun Asansör ve İşadamları Yardımlaşma Derneği işbirliği ile Asansör Sektör Toplantısı yapıldı. Toplantıya, Şube Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Özdağ, MMO Samsun Şube Başkanı Kadir Gürkan, Sanayi ve Ticaret İl Müdürlüğü adına Şube Müdürü Seyit Ahmet Kurnaz ve Samsun Asansör ve İşadamları Yardımlaşma Derneği adına Başkan İsmet Şensözlü, asansör montaj firmaları sahipleri, makina ve elektrik mühendisleri, İlkadım, Atakum ve Bafra belediyelerinin asansör proje denetimini ve kontrolünü yürütmekte olan makina ve elektrik mühendisleri katıldı.
18 Aralık- Samsun Şubesi Geleneksel Gecesi Yelken Kulüp’te gerçekleştirildi.
24 Aralık- EMO-Genç üyelerine yönelik olarak, Elektrik Elektronik Mühendisi Neriman Haliloğlu’nun konuşmacı olarak katıldığı “IP Tabanlı Veri İletişimi ve İnternet” konulu bir söyleşi yapıldı.
26 Aralık- Şube Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Özdağ, EMO’nun kuruluşunun 56. yılı dolayısıyla yazılı bir basın açıklaması yaparak, mesleki alanlarının bugünkü durumunu ve ülkenin genel durumunu değerlendirdi.
29 Aralık- TMMOB İKK ve Çevre Birlikteliği Toplantısı yapıldı.
18 Eylül- Ücretli Çalışan Mühendisler ve Özlük Hakları Komisyonu Toplantısı’na Şube Yönetim Kurulu Üyesi ve Komisyon Üyesi Ahmet Atmaca katıldı.
28 Eylül- Şube Yönetim Kurulu üyeleri, Trabzon Belediye Başkanı Dr. Orhan Fevzi Gümrükçüoğlu’nu makamında ziyaret etti.
9 Ekim- Yönetmelikler Komisyonu Toplantısı’na, Şube Yönetim Kurulu Başkanı ve Komisyon Üyesi Yrd. Doç. Dr. Hasan Karal katıldı.
10 Ekim- Şube Hizmet Binası’nda 11. Dönem 2. Temsilcilik Koordinasyon Toplantısı gerçekleştirildi.
12 Ekim- TMMOB İl Koordinasyon Kurulu tarafından “Bölgemizde Hidroelektrik Santrallar” konulu kahvaltılı basın toplantısı düzenlendi. Toplantıya Şube Yönetim Kurulu üyeleri katıldı.
15 Ekim- Yapı Denetim Komisyonu Toplantısı’na, Şube Yönetim Kurulu Yazmanı ve Komisyon Üyesi Yrd. Doç. Dr. H. İbrahim Okumuş katıldı.
16 Ekim- Şube Hizmet Binası’nda Komisyonlar Toplantısı yapıldı.
29-30-31 Ekim- Şube organizatörlüğünde EPDK tarafından lisans verilmiş ve halen yapımı devam eden küçük ölçekli HES’lerin yerinde incelenmesi amacıyla; EMO Genel Merkezi, Şube yönetim kurulları, Trabzon il temsilcileri, eski yöneticiler ve bazı üyelerin katılımıyla HES’lere teknik gezi düzenlendi.
10 Kasım- Trabzon Belediyesi ve MMO Trabzon Şubesi ile birlikte, Trabzon Belediyesi sınırları içersindeki binaların asansörlerinin yıllık kontrollerine ilişkin işbirliği protokolü imzalandı.
25-26-27-28 Kasım- “Elektrik SMM Kursu” Şube Hizmet Binası’nda düzenlendi.
26 Kasım- Şube Yönetim Kurulu üyeleri, Trabzon Baro Başkanı Mehmet Şentürk’ü ziyaret etti.
3-4-5 Aralık- “Elektrik Tesislerinde Topraklamalar Eğitimi” Şube Hizmet Binası’nda yapıldı.
10-11-12 Aralık- “Bilirkişilik/Kamulaştırma Bilirkişilik Eğitimi” gerçekleştirildi.
11-12 Aralık- 42. Dönem 2. Koordinasyon Kurulu Toplantısı’na Şube Yönetim Kurulu Başkanı Yrd. Doç. Dr. Hasan Karal, Şube Yönetim Kurulu Yazmanı Yrd. Doç. Dr. H. İbrahim Okumuş, Yönetim Kurulu Saymanı Hüseyin Karasoy ve Şube Yönetim Kurulu Üyesi Ahmet Atmaca Katıldı.
18 Aralık- TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası Trabzon Şubesi’nin kuruluşu yıldönümü dolayısıyla düzenlenen geceye Şube Yönetim Kurulu üyeleri katıldı.
24 Aralık- Trabzon Ticaret ve Sanayi Odası AB Bilgi Merkezi tarafından Trabzon Sanat Evi’nde “ABTürkiye Belgesel Buluşması” adı altında düzenlenen etkinliğe Şube Yönetim Kurulu üyeleri katıldı.
25 Aralık- TMMOB Makina Mühendisleri Odası Trabzon Şubesi’nde gerçekleştirilen Trabzon Kent Konseyi Genel Kurulu’na, Şube Yönetim Kurulu Başkanı Yrd. Doç. Dr. Hasan Karal katıldı.
156 elektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011
aramızdan ayrılanlar
ARAMIZDAN AYRILAN ÜYELERİMİZ
Arkadaşlarımızın ailelerine, yakınlarına ve EMO camiasına başsağlığı dileriz.
ANKARA ŞUBE
BAHRİ BİÇER
Sicil No: 18860
Bahri Biçer, 1942 yılında Ankara’ya bağlı Sincan İlçesi’nde doğdu. Cumhuriyet Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Elektrik Mühendisliği Bölümü’nden 1991 yılında mezun olan Biçer, çeşitli görevlerde bulundu. Biçer, 25 Kasım 2010 tarihinde hayatını kaybetti. Aynı gün Sincan Anayurt Köyü’nde düzenlenen törenin ardından toprağa verildi.
SELÇUK DOĞAN
Sicil No: 9799
Selçuk Doğan, 20 Ocak 1955 tarihinde Tunceli’ye bağlı Nazimiye İlçesi’nde doğdu. İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık ve Mühendislik Fakültesi Elektrik (Enerji Kolu) Bölümü’nden 4 Ağustos 1980 tarihinde mezun oldu. Doğan, 4 Aralık 2010 tarihinde yaşamını yitirdi.
MUSTAFA DERİN
Sicil No: 2522
Mustafa Derin, 1941 yılında Kayseri’ye bağlı Hacılar İlçesi’nde doğdu. İstanbul Teknik Üniversitesi Elektrik Mühendisliği Bölümü’nden 1967 yılında mezun olan Derin, çeşitli kamu kurumlarında ve özel kuruluşlarda yöneticilik görevlerinde bulundu. Evli ve iki çocuk babası olan Derin, 26 Eylül 2010 tarihinde yaşamını yitirdi.
ALİ CANDAN
Sicil No: 18024
Ali Candan, 28 Ocak 1963 tarihinde, Aydın’da doğdu. Yıldız Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Elektrik Mühendisliği Bölümü’nden 22 Haziran 1988 tarihinde mezun olan Candan, 1991 yılından itibaren SMM olarak faaliyetlerini yürüttü. Evli ve iki çocuk babası olan Candan, 25 Aralık 2010 tarihinde hayatını kaybetti.
MEHMET ŞEN UNUTULMAYACAK
EMO’nun sevilen ve yeri doldurulamayacak emektarlarından Mehmet Şen, aramızdan ayrılışının 2. yılında düzenlenen törenle anıldı. Ulusal ve uluslararası düzeyde gerçekleştirilen ve büyük ilgi gören ElektrikElektronik ve Bilgisayar Mühendisliği Sempozyumu’nun (ELECO) başlatılması ve yürütülmesinde önemli görevler üstlenmiş olan Mehmet Şen, EMO Bursa Şube Müdürlüğü yanısıra EMO’nun çeşitli komisyonlarında görevler üstlenmişti. Mehmet Şen’in anısına 15 Aralık 2010 tarihinde mezarı başında yapılan anma törenine ailesi, arkadaşları ve yakınları ile EMO üyeleri ve EMO Bursa Şube personelinden 40’a yakın kişi katıldı. EMO Yönetim Kurulu Üyesi Emir Birgün’ün de yer aldığı anma töreni saygı duruşu ve Mehmet Şen’in kabrinin çiçek ve karanfillerle süslenmesiyle başladı. Törenin açılış konuşmasını EMO Bursa Şube Yönetim Kurulu Başkanı Remzi Çınar yaptı. Çınar konuşmasında Mehmet Şen’in çalışma disiplinini vurgulayarak, EMO’ya katmış olduğu ELECO gibi değerler üzerinde durdu. Mehmet Şen’in kendini EMO’ya adayan çalışma anlayışına dikkat çeken. Çınar’ın ardından söz alan Lütfü Kırayoğlu ise Mehmet Şen’le ilgili anılarını duygu dolu sözlerle anlattı. Törenin ardından Mehmet Şen’in mahallesinde bulunan bir çay bahçesine geçilerek Mehmet Şen’in anıları paylaşıldı.
elektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011 157
ELEKTRİK MÜHENDİSLERİ ODASI
Kuruluş: 26 Aralık 1954
EMO Yönetim Kurulu
EMO Onur Kurulu
CENGİZ GÖLTAŞ
BAŞKAN YRD. SERDAR PAKER
YAZMAN ERDAL APAÇIK
SAYMAN CEMİL KOCATEPE
MEHMET TURGUT
EMİR BİRGÜN
MEHMET BOZKIRLIOĞLU
TUNCAY ÖZKUL SUAT YILMAZ MUSTAFA ŞERİT ÖZCAN UĞURLU MUSTAFA DEMİRÖREN
EMO Denetleme Kurulu
METİN TELATAR ŞABAN FİLİZ ÖMER ÇELİK A. TURAN AYDEMİR CENGİZ SÜZÜK GİYASİ GÜNGÖR KAMER GÜLBEYAZ
TMMOB Yönetim Kurulu Üyesi HÜSEYİN YEŞİL
TMMOB Yüksek Onur Kurulu Üyesi MUSA ÇEÇEN
TMMOB Denetleme Kurulu Üyesi M. MACİT MUTAF
ŞUBE YÖNETİM KURULLARI
ADANA ŞUBE BAŞKAN BAŞKAN YARDIMCISI YAZMAN SAYMAN ÜYE ÜYE ÜYE
MEHMET MAK İLHAN YILDIRIM UMUT ÇELİK MUSTAFA ERGEN NEVZAT PEKKIYICI M. SUAVİ KOÇAK KENAN TURĞUL
ANKARA ŞUBE BAŞKAN BAŞKAN YARDIMCISI YAZMAN SAYMAN ÜYE ÜYE ÜYE
RAMAZAN PEKTAŞ HASAN BAYCAN ÖMÜRHAN AVNİ SOYSAL TAYLAN ÖZGÜR YILDIRIM EBRU AKGÜN HÜSEYİN UÇURAN SİNAN SALİH
ANTALYA ŞUBE BAŞKAN BAŞKAN YARDIMCISI YAZMAN SAYMAN ÜYE ÜYE ÜYE
İLHAN METİN İBRAHİM KÜCÜ MURAT SÖNMEZ AYGÜN ÖZEN MUAMMER USLU CEMAL KAFA HALİL ALAÇAM
BURSA ŞUBE BAŞKAN BAŞKAN YARDIMCISI YAZMAN SAYMAN ÜYE ÜYE ÜYE
REMZİ ÇINAR ABDULLAH BÜYÜKIŞIKLAR NERİMAN USTA HULKİ ARTUT MEHMET CAN ERSEN YILMAZ İLHAN DÜZEN
DENİZLİ ŞUBE BAŞKAN BAŞKAN YARDIMCISI YAZMAN SAYMAN ÜYE ÜYE ÜYE
ABDULLAH ŞAVKLI RECAİ SEYMEN ÖNDER ÖZDİPÇİNER FETHİ KAYA HAMDİ ERCAN NAZIM GÖKHAN DALDAŞ FATİH MARDİNOĞLU
İDRİS EKMEN
BAŞKAN YARDIMCISI MURAT ÇELİK
MURAT KUZU
AKTAN ATLI
SORGÜL AYTEK
EVİNDAR AYDIN
MEHMET AY
ESKİŞEHİR ŞUBE
AHMET LEVENT EGÜZ
BAŞKAN YARDIMCISI GÜRCAN BANGER
ENDER KELLECİ
ALKAN ULUKOCA
METİN ÇANGALGİL
MEHMET KURBAN
AHMET YAZICI
GAZİANTEP ŞUBE
KEMAL KIYMIK
BAŞKAN YARDIMCISI İSLİM ARIKAN
ERCAN ÖZDEMİR
KEMAL TANKUT
HALİL UĞUR
FARUK BAŞTÜRK
BAHATTİN UYLUKÇU
ERHAN KARAÇAY
BAŞKAN YARDIMCISI UĞUR ATEŞ KOÇ
NEVZAT ÇELTEK
BEYZA METİN
İSA GÜNGÖR
ÖZKAN KARATAŞ
TİGİN ÖZTÜRK
İZMİR ŞUBE BAŞKAN BAŞKAN YARDIMCISI YAZMAN SAYMAN ÜYE ÜYE ÜYE
N. SEDAT GÜLŞEN MAHİR ULUTAŞ MEHMET GÜZEL MURAT YAPICI ŞEBNEM SEÇKİN UĞURLU M. SERDAR ÇINARLI BÜLENT UZUNKUYU
KOCAELİ ŞUBE BAŞKAN BAŞKAN YARDIMCISI YAZMAN SAYMAN ÜYE ÜYE ÜYE
H. AVNİ HAZNEDAROĞLU MEHMET FİDAN E. ATALAY TERCAN ÖZGÜR TORAMAN SARP ERTÜRK HACER ŞAFAK MEHMET ARİF KOŞAR
MERSİN ŞUBE BAŞKAN BAŞKAN YARDIMCISI YAZMAN SAYMAN ÜYE ÜYE ÜYE
SEYFETTİN ATAR M. İRFAN ATİZEL ERDAL ÇAPAR ALKAN ALKAYA CANER DOĞRU ÖZGÜR ALPASLAN VEYSEL BAYSAL
SAMSUN ŞUBE BAŞKAN BAŞKAN YARDIMCISI YAZMAN SAYMAN ÜYE ÜYE ÜYE
MEHMET ÖZDAĞ MUAMMER ÖZDEMİR TARIK TARHAN ALİ FİKRET ERGÜN MUSTAFA ÖZMETİN SERCAN KARACA İBRAHİM KAPLAN
HASAN KARAL
BAŞKAN YARDIMCISI İMDAT KÖLEMENOĞLU
H. İBRAHİM OKUMUŞ
HÜSEYİN KARASOY
YÜKSEL YAVUZ
AHMET ATMACA
HÜSEYİN PEHLİVAN
ADANA ŞUBE: Reşatbey Mh. Cumhuriyet Cd. No:39/C Asmakat Seyhan/ADANA Tel/Faks: (322) 458 38 38/457 04 51 E-posta: [email protected]
HATAY: Ali DORAN, Adnan ORUKOĞLU, Cem HÜZMELİ, Mustafa TEMİZ, Hasan HOROZ Haraparasi Mahallesi 105. sok. Civelekzade Ebubekir Ağa İşhanı Kat 1 No:14 ANTAKYA/HATAY Tel: (326) 225 33 00 Faks: (326) 225 13 00
İSKENDERUN: Nazım CULHA, Kenan SAPMAZ, A. Bülent BOZDOĞAN Mareşal Çakmak Cd. Modern Çarşı İşhanı Kat:4 No:55 İSKENDERUN Tel/Faks: (326) 613 63 82
OSMANİYE: Fatma KAHRİMAN, Arda CANDEMİR, Hasan DÖNER Raufbey Mah. Alpaslan Türkeş Cad. Görücüler Sitesi Zemin Kat No:95 Tel: (328) 813 77 17 Faks: (328) 814 78 01
ANKARA ŞUBE: Necatibey Cad. 102/4 Maltepe Tel: (312) 231 44 74 Faks: 232 10 88 E-posta: [email protected]
AFYONKARAHİSAR: Murat ALTINTUĞ, Tonyukuk ÇİMEN Dumlupınar Mah. 2. Cad. No:25/6 Tokman Apt. Tel: (272) 214 05 55 Faks: (272) 214 27 30
AKSARAY: M. İnan BAYKAN, Ramazan KOÇAK, Hüseyin ÇİÇEKÇİ, 3. Nolu Belediye İşhanı Sarraflar Cad. K:2 Tel-Faks: (382) 212 71 76
AKŞEHİR: Cihan DEMİRAL, Tamer SOMUNCU Cevdet Köksal Cad. No:7 Tel: (332) 812 09 04 Faks: 813 36 37
ÇANKIRI: İsmail ULUTAŞ, Mehmet GÜMÜŞ Buğday Pazarı Mah. İş Kur İŞ Hanı No:7/69 Tel-Faks: (376) 213 24 85
EREĞLİ: Celal BAYIR, Hızır DOĞRU, Cihan KOPUZ MERAM Elektrik Dağıtım A.Ş. Ereğli İşletme Müdürlüğü Tel: (332) 737 70 31 Faks: (332)734 68 98
ERZİNCAN: Özkan ÖZCAN, Murat DEMİR, Selim SAĞIRLI Ordu Cad. Selimoğlu İşhanı No: 222 Tel: (446) 214 22 12 Faks: 226 02 26
ERZURUM: İbrahim TOPDAĞI, Ahmet Naci ÖZLİ, Yusuf Ziya AYDIN, Mustafa Şekip YAVUZ Kazım Karabekir Cad. Çavuşoğlu İş Merkezi K:3 No:12 Tel-Faks: (442) 234 86 88
158 elektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011
KASTAMONU: Metin UZUNKARA, Ertuğrul DURNA, İsmail Hakkı ÖZCEBECİ Nasurullah İş Merkezi K:4 No:54 KASTAMONU Tel: (366) 214 70 30 Faks (366) 214 76 30
KAYSERİ: Kuddusi AKSOY, Mehmet ERDOĞAN, Kemalettin GÜLCÜOĞLU, Kamil YILMAZ, Nebi MUTLU Serçeönü Mah. Ahmet Paşa Cad. Mühendisler İşhanı K:7 No:702 Kocasinan Tel: (352) 231 81 81 Faks: 231 82 94
KIRIKKALE: Niyazi ÇOPUR Yenidoğan Mah. Barboros Hayrettin Cad. Özak Pasajı No:8 K:3 Tel: (318) 225 37 77-225 40 46 Faks: (318) 225 37 77
KIRŞEHİR: Mustafa AKGÜL, Gazi UYANIK, Barış ORDU Ahi Evran Mahallesi, M. Ali Yapıcı Bulvarı NO:33 Biliciler Apt. K:1 D:32 Merkez Tel: (386) 212 58 58 Faks:(386) 214 03 72
KONYA: A. Kemal BAŞARAN, Sait ŞAHİN, Nurettin ÇETİNKAYA, H. Mehmet AZİZOĞLU Nişantaşı Mah. Nüve İş Mkz. B Blk. K:7 No:704 Tel: (332) 233 84 53 Faks: 238 87 99
NEVŞEHİR: Salih SARIAY, Tamer KAÇAK Yeni Kayseri Cd. Sahil İşhanı K:5 No:66 Tel: (384) 212 76 70 Faks: 213 69 96
POLATLI: Kenan YILDIZ, Ahmet KONUK Yenimahalle ETİ Cad. No:77/4 Tel: (312) 623 82 07 Faks: (312) 622 82 07
SİVAS: Mehmet GÜRLEK, Ahmet ŞENYURT, Coşkun KARACA, Kenan ALTUN Sirer Cad. Çitil Apt. K:2 No:8 Tel: (346) 223 09 33 Faks: 223 74 29
TOKAT: Orhan YAZICI, Süleyman ENGİN Ali paşa mahallesi zafer iş merkezi kat:1 Tel: (356) 212 70 30 Faks: 212 54 04
YOZGAT: Hikmet Nurhan PARLAK, Selcen GÖKSEL TAŞDAN, İsa KÖKER, Murat YILDIRIM Büyük Cami Karşısı Nurdoğdu Apt. K:2 Tel: (354) 212 86 87-212 01 64 Faks: 212 93 55
ŞEREKLİKOÇHİSAR: Hulusi GÖKDUMAN Ekici Tekke Çeşme Cd. Nevzat Tekin İşh. No:5/4 Tel-Faks: (312) 687 97 36
ANTALYA ŞUBE: Meltem Mahallesi 3. Cd. 3808 Sk. No:20 Tel: (242) 237 60 45-46 Faks: 237 60 47 E-posta: [email protected]
ALANYA: M. Turgut BERBER, Rıza MALAN, M. İhsan TATAROĞLU Saray Mah. Hacı Hamdioğlu Cad. Cavit Apt. B Blok Kat: 2 Daire: 7 Tel: (242) 511 93 77
BURDUR: Erkan EVGİN, Faruk ŞEN, Mustafa ÇELİK Burç Mah. 2.Tuna Sok. Sıla Apt. No:6/B Tel-Faks: (248) 233 11 16-233 93 28
FİNİKE: Doğan YILDIRIM, Ramazan OKTAY Cumhuriyet Cad. Yalçın Apt. No:20/3 Tel: (242) 855 54 34
ISPARTA: Altan NAKİPOĞLU, Abdil BOZKURT, Gürsel ŞENGÜL Belediye Kültür Sitesi K:2 No:7 Tel: (246) 218 33 52
MANAVGAT: Abdullah CENGİZ, Abdullah AYDIN Aşağı Pazarcı Mah. Atatürk Cad. Eryıldız İş Merk. Kat: 1/29 Tel: (242) 742 79 36 Faks: 746 34 43
BURSA ŞUBE: Bursa Akademik Odalar Birliği Elektrik Mühendisleri Odası Bursa Şubesi Odunluk Mah. Akademi Cad. No:8 BURSA Tel: (224) 451 12 12 Faks: 451 98 99 E-posta: [email protected]
AYVALIK: Mesut Nail AKIN, Erol KINIK Sural Pasajı No:48 Tel: (266) 312 46 58 Faks: 312 12 51
BALIKESİR: Hakkı HATATOOĞLU, A. Sabih ÇANTAY, Selçuk SAVAŞ, Mehmet Nazmi KAÇAR, M. Faik ŞENERGİN Dumlupınar Mh. Yazıcı-Sunak Sk. Emir İşhanı K:4 No:11 Tel/Faks: (266) 244 22 97
BANDIRMA: Murat YAZICI, Nergis GÜNEY, Mutlu ONGANAR, Melike DÖNMEZ Günaydın Mh. Kaşif car Cd. Mülkü Bey İşhanı K:3 No:78 Tel-Faks: (266) 718 14 35
BİGA: Serkan YILMAZ, Selin NEHİR Müşetba Şallı Sok. No:20 Tel: (286) 316 12 82 Faks: 3170075
ÇANAKKALE: Şaban BURUCU, Rahime ÖZEN, İsmail URAL, Görkem ARSLAN, Erkan GÜÇYETMEZ, Ergün YILMAZ Kemalpaşa Mah. Selahi Kasoy Pasajı No:77 Çanakkale Tel: (286) 212 33 99 Faks: (286) 212 33 99
EDREMİT: Veysel ÇAĞLAR, Işık ÇOBAN İnönü Cd. 1. Sk. No:9 Kat:1 Tel: (266) 373 95 89 Faks: 373 78 06
GEMLİK: Aziz Cem ERBAKAN, Fatih ULAMIŞ, Mustafa ÖZTÜRK, İsmail Hakkı CARUS Boytaş Körfez Apt No:54 Gemlik Tel-Faks: (224) 513 31 77
İNEGÖL: Mehmet DEDE, Cahit YARAN, Ozan CAN Osmaniye Mh. Şebboy Cd. Orkide Sokak No:3 İnegöl Tel: (224) 712 36 52 Faks: (224) 712 36 51
M. KEMALPAŞA: Kemal ŞENIŞIK, Necmi KENAR, Fikret İLTER Sabribey Mahallesi Demirciler Caddesi No:2 K:8 Mustafakemalpaşa Tel: (224) 613 46 79
YALOVA: Engin ÇETİNBAŞ, Rezzan DİKİCİ, Gökhan KAYA, Volkan ÇELİK, Ercüment BOZKURT, Metin AYDIN, Ferudun TOPARLAK, Engin ÇETİNBAŞ Rüstem Paşa Mah. Uğur Mumcu İşhanı K:4 No:9 Tel: (226) 811 37 01
DENİZLİ ŞUBE: Atatürk Bulvarı İN-BA İş Mrk. K:6 No:32 Tel: (258) 242 55 55 Faks: 241 88 32 E-posta: [email protected]
BODRUM: İsmail SEVER, Özgür ÖZDEMİR, Tanın SANLI, Hasan ACIOLUK, Hikmet ASLANPARÇASI Temel Yapı İş Mkz. K:2 No:1 Tel-Faks: (252) 317 15 01
FETHİYE: Yasemin ÖZTÜRK ÇINAR, İsmail ERDEM, Erkan VİŞNE, Mecdi NALBANTOĞLU, Hüseyin Ümit GÜLCÜ Tuzla Mah. 557. Sokak Emelim Yapı Koop. No:9/3 Tel-Faks: (252) 612 30 40
MARMARİS: Neşe YÜZAK, Muhammet YILMAZ, F. Erdinç ÜNAL General Mustafa Muğlalı Cd. Yiğit İş Mkz. No: 16 Tel: (252) 413 59 99
MİLAS: Emrullah TUNA, Gürcan ÖZER Zafer Caddesi No:10 Zemin Kat Tel: (252) 513 05 32 Faks: 512 85 86
MUĞLA: M. Tarık MADRAN, Ufuk TEPE, Umut BAKIR, İsmail Orkun YILMAZ Hacımemişağa Sok. Murat Tolga Apt K:3 No:11 Tel/Faks: (252) 214 80 69
ORTACA: Reşat KUNDAKÇI, Ayşe Gül KORKUT, Gürol GÜREL Şerfinaz Başoğlu Caddesi No:12 Tel: (252) 282 05 20 Faks: (252) 282 36 03
UŞAK: Birol YILDIRIM, Ali GÖRÜCÜ, Turhan TEKİN, Ahmet ÇELİK Köme Mh. Belediye İş Hanı K:3 No:161 Tel/Faks: (276) 223 20 05
DİYARBAKIR ŞUBE: Aliemiri 4. Sokak Müge Apt. K:1 No:2 Yenişehir Tel: (412) 223 22 40- 228 46 20 E-posta: [email protected]
AĞRI: Servet ALPARSLAN, Nusret TANGEL Cumhuriyet Cd. Bekiroğlu İş Merkezi K: 2 N: 4 Tel: (472) 216 42 53 Faks: 216 30 66
BATMAN: İhsan DEMİR, Zekeriya TÜZÜN, Şeyhmus UYGUN Diyarbakır Caddesi Telekom İş Merkezi K:1 No:104 Tel: (488) 213 32 30
ELAZIĞ: Selahattin ERDEM, Mehmet EMİR, Selçuk ALBAYRAK İzzetpaşa Mh. Ş.Binbaşı Sabri Sk. K:1/2 Tel: (424) 238 02 72
HAKKARİ: İ. Halil ALÇİÇEK, Özgen CANAN, Adem ÇATAL, Hamdullah TEMEL Bulvar Caddesi Hadi Besi İşhanı K:1 Merkez Tel-Faks: (438) 211 54 85
MALATYA: Yusuf İNAN, Murat ÖZDEMİR, Aziz HUMARTAŞ İnönü Caddesi. Sık Şık Mah. Şık Şık Sok. Pınar Apt. K:1 No:1 Tel: (422) 325 93 20 Faks: (422) 324 48 23
MARDİN: Şükrü KARABOĞA, Siraç IŞIKHAN, Selahattin ALTUNKAYA Karayolları arkası Kültür İş Mkz. K:2 No: 8 Tel/Faks: (482) 212 41 65
MUŞ: Hüseyin AKSOY, Cahit AYKAN Atatürk Bulv. Polis Evi Karşısı Apaydın Ap. K:2 N:4 Tel: (436) 212 40 63
Ş. URFA: Fevzi GÜNDÜZ, Necmettin KABUL, F. Melih ASLANSOY, Abdurrahman AÇAR, Mehmet Nezir AKSAK Bahçelievler Mh. 112. Sk. 3. Mesci Apt. No:2 Tel/Faks: (414) 316 45 27
ŞIRNAK: İlter AKINCI, Hüseyin AYMAN, İdris DANIŞMAN, Yusuf ŞAMAN DEDAŞ Müessese Müdürlüğü Tel: (486) 216 30 62
VAN: Süleyman BALKAN, Sunullah CANBAY Yüzüncü Yıl İş Merkezi K:2 No:37 Tel: (432) 216 98 28
TUNCELİ: Yılmaz GÖK, Cengiz ŞİMŞEK, Ali Şevket SÖNMEZ Moğoltay Mah. Çağlar İşhanı No:12 Tel-Faks: (428) 212 31 70
ESKİŞEHİR ŞUBE: Arifiye Mah. Yalbı Sok. No:18 Yılmazlar İş Merkezi K:1 D: 1 Tel:(222)231 94 47-230 04 10 Faks:(222)231 94 47 E-posta: [email protected]
BİLECİK: Sedat ÖZKAN, Buğra LEVENT, Metin SERBEST, Kaan Okan ŞUMNULU, Kaan Okan ŞUMNULU, Metin SERBEST Kemalpaşa Mah. Aşçılar Sok. No:5/B Bozüyük Tel-Faks: (228)315 83 00
KÜTAHYA: Yaşar VARMAZ, H. İbrahim ADIRNAZLI, A. Ersin ÖZÇOBAN Atatürk Bulvarı Ali Kalfa Çarşısı 2 Blok K:2/12 Tel: (274) 216 08 95 Faks: (274) 216 22 48
GAZİANTEP ŞUBE: Emek Mahallesi 19 Nolu Sokak No:34/B Şehitkamil/GAZİANTEP Tel-Faks: (342) 321 90 80 Faks: (342) 322 99 77 E-posta: [email protected]
ADIYAMAN: Ali AĞIR, Orhan AKIN, M. İsmail GÜRSOY Hacı Ömer Mah. Gölbaşı Cad. 92 Sok. N:19 K:4 Tel: (416) 213 16 03 Faks: (416) 214 09 75
ELBİSTAN: Kemal ALAKUŞ, Hasan KIRIK, Mehmet Akif DEMİR Göksu EDAŞ Elebistan İşletme Müdürlüğü Tel: (344) 413 52 13 Faks: (344) 413 79 89
K. MARAŞ: Bahattin UYLUKÇU, Fahri KÜPELİKILIÇ, Kadir AKTEPE, Bünyamin SAĞLAM, Mustafa ŞEKKELİ İsmetpaşa Mah. Yeni Hükümet Cad. No:18 Fatih İşhanı K:3/11 Tel: (344) 225 96 09 Faks: (344) 221 99 55
elektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011 159
KİLİS: Mehmet AŞKIN, Tahir ŞEKEROĞLU TEDAŞ Müessese Müdürlüğü Tel: (348) 814 09 41 Faks: (348) 813 92 32
İSTANBUL ŞUBE: Dikilitaş Mah. Eren Sokak No:30 34349 Beşiktaş Tel: (212) 259 11 50 Faks: 258 36 55 E-posta: [email protected]
BAKIRKÖY: Rasim DOĞAN, Yüksel MENGÜLOĞLU, Bekir KARAKULAK, Murat ÖZCAN, Taner ŞENER İncirli Cd. No:25 K:3 D:7 Bakırköy Tel: (212) 561 21 01 Faks: 543 84 32
ÇERKEZKÖY: Burhanettin AKGÜN, Turan ÇANKAL, Tacettin İKİZ, Samet ŞENTÜRK, Kubilay BECERİK G.O. Paşa Mah. Meydan Plaza Iş Merkezi No: 307 Kat: 3 Çerkezköy/Tekirdağ Tel-Faks: 0282 726 70 17
ÇORLU: Muharrem OKUR, A. Haluk ERKAN, İsmail BUL, S. Ahmet BAK, Doğan TURGUT Eski Hükümet Cad. Kurtgöz İşhanı No:2/28 Tel-Faks: (282) 653 16 66
EDİRNE: Tarık ETKER, İsmail ARDA, Özgür MERCANLI Mithatpaşa Mah. İnönü Cad. Erdi Apt K:1 No:1 Tel: (284) 213 26 78 Faks: 212 26 80
KADIKÖY: M. Ali EKŞİOĞLU, Erhan DENİZERİ, Nermin VERDİ, Nihat ZEKİ Eğitim Mah. Kasap İsmail Sokak No:2 D:3 Kadıköy Tel: (216) 336 74 86 Faks: (216) 336 77 42
KARTAL: Ali İYİKAN, Nizamettin DEMİRCİ, Salih ATALAYSUN, Harun BAŞ, Dursun KARAHAN, Şerafettin TALİ Üsküdar Cd. Uras İş Mkz. No:18 K:1 D: 4 Tel: (216) 374 54 93 Faks: (216) 387 70 33
ŞİŞLİ: Mehmet Nazım ÖZTÜRK, Mehmet COŞKUN, Faik Yaşar GÜRSU, Fadıl CÖMERT, Hakan YILDIZFER PERPA İş Merkz. A Blok No:2206 Okmeydanı/Şişli Tel: (212) 220 57 73 Faks: (212) 220 71 98
KIRKLARELİ: Nilgün ELÇİ, Hasan KARACAN, Hüseyin ÖREN, Aytekin ÖZTURHAN, Karakaş Mah. Yeni Gürpınar Pasajı K:2 No:48 Kırklareli Tel-Faks: (288) 214 27 01
LÜLEBURGAZ: Gökhan ÖZCANLAR, Mustafa ARI, Yılmaz HOROZ Yeni Mah. Fatih Cad. No:35 K:2 Lüleburgaz Tel/Faks: (288) 412 80 43
TEKİRDAĞ: Tamer ÖZDEMİR Belediye İşmerkezi N:604 59100 Tel-Faks: (282) 262 50 97
KEŞAN: Ömer BAĞCIOĞLU, Can MERİÇ, Mustafa Kemal TEZCAN, Şahin Gökhan KARA Şehitlik Caddesi Şehitler Geçidi Beyzoğlu Apt. No:10 K:3 Tel-Faks: (284) 714 98 32
İZMİR ŞUBE: 1337 Sk. No:16 K:8 Ashan Çankaya Tel: (232) 489 34 35 Faks: (232) 489 34 35 e-posta: [email protected]
AYDIN: Haluk DEMİRCİ, Orhan ARSLAN, Halil YORGALI Güzelhisar Mh. Menderes Bulvarı 37. Sk. No:18 Tel: (256) 212 47 62 Faks: (256) 214 54 93
MANİSA: Cemal AKPINAR, Cengiz KARACAN, M. Zafer ÖNCEYİZ, Demirhan GÖZAÇAN, Melih Cem KARA 1. Anafartalar Mh. Fındıklı Sk. N:11/A Tel/Faks: (236) 234 58 09 Faks: (236) 239 18 60
AKHİSAR: Oğuz GÖKNEL, Abdullah BODUR Paşa Mh. 27. Sk. No:619 45200 Tel: (236) 414 66 14 Faks: (236) 413 39 77
ALAŞEHİR: Akif ÇINAR, Cahit KILINÇ Hanlar Cd. No:75 Alaşehir-MANİSA Tel:(236) 653 46 89 Faks: (236) 654 30 30
ALİAĞA: Sadık SOFU, Murat KUZUMOĞLU Kazımdirik Mah. 283. Sk. No:12/A Tel: (232) 616 76 35 Faks: (232) 616 58 57
BERGAMA: Nadir GERGİN, Ali BAYRAM Yeni Belediye İşhanı Zemin Kat No:3 Tel: (232) 632 04 81 Faks: (232) 632 63 76
DİDİM: Eşref AKKOCA, Yakup ERKAN, Nuran SARI Kurtuluş Cad. Kardeşler Pasajı No:1 Tel: (256) 811 26 30 Faks: (256) 811 26 31
KUŞADASI: R. Fikret ÖZÖVER, Burak NALBANTOĞLU, Ergun SAKARYA İnönü Bul. Elif Ecz. Yanı 44/1 Tel: (256) 614 51 61 Faks: (256) 612 57 55
NAZİLLİ: M. Gürhan ŞENBAK, Mehmet ÖZTÜRK Altıntaş mah. 147 Sok. No:5/B Tel: (256) 315 44 38 Faks: (256) 315 44 38
ÖDEMİŞ: Çetin KIRSOY, Mete ÖNBAŞLI Akıncılar Mh. Hürriyet Cd. N:16 Tel: (232) 544 34 23 Faks: (232) 545 79 79
SALİHLİ: Azim ŞAHİN, Teoman ABRAK Özel İdare İşh. Zemin Kat No. 10 Tel: (236) 713 97 19 Faks: (236) 713 97 20
SÖKE: Mustafa USLUYÜZ, Tamer DİRMİLLİ Kemalpaşa Mh. Ömer Koyuncu Cd. No:3/205 Tel: (256) 518 28 71 Faks: (256) 518 39 96
TİRE: Rüştü ONDUK, Süha KELEŞ Selahattin BAŞARGAN, Nejat BOZKURT Kurtuluş Mah. Yıldız Cad. No:8/A Tel: (232) 512 06 76
TORBALI: Hüsamettin GÜNER, Ali TEKİR Tepeköy Mh. İnönü Cd. No:58 Tel :(0232 )856 44 90 Faks: (0232) 855 48 67
TURGUTLU: Ercan ARSLANKEÇECİOĞLU, Raşit YÜCEL Yılmazlar Mah. Güneş Sok. No. 29/A Tel: (236) 313 37 75 Faks: (236) 312 26 09
KOCAELİ ŞUBE: Ömerağa Mh. Ankara Cd. Naci Girginsoy Sk. No: 15/4 İzmit Tel-Faks: (262) 325 41 22 Faks: 324 54 56 E-posta: [email protected]
BARTIN: Mahmut DEMİROK, Mustafa DİNÇER, Necmettin SAMANCIOĞLU, Hüseyin Nail ZOBU, Cahit BİLAL Cumhuriyet Cd. Telenkoğlu İş Mrk. No:12 Tel: (378) 227 13 98 Faks: 227 13 98
BOLU: Gürkan TABAĞ, Fuat KARATEKİN, Bülent ERCAN, Cemalettin ÖZ Sedaş Bolu İşletme Müdürlüğü, Hastane Yolu Beşkavaklar Mah. Tel: (374) 270 49 50 Faks: (374) 270 04 99
DÜZCE: Okan Eren KURU, Muhittin COŞKUN, Tayfun YAVUZ Azmi Milli Mah. Cevdet Komit Sok. No:10 Tel:(380) 524 57 10 Faks: (380) 523 99 96
GEBZE: Selim İMAMOĞLU, Selçuk FASAL, Devrim SARI, Zafer DALKIRAN, Bayram ENŞİCİ, Bülent AYVAZ, Sadık AÇIK TMMOB Binası Adliye Cad. No: 25 Gebze Tel: (262) 643 28 05 Faks: 644 48 26
KARABÜK: Mehmet EROL, Sadık KETENCİ, Ahmet BÜRÜMCEK Hürriyet Cd. Mako İşhanı N:79 67200 Tel: (370) 413 10 55 Faks: 424 77 64
KDZ. EREĞLİ: M. Ali KARANFİL, A. Gülderen SARAÇOĞLU, İbrahim C. ÖZDEMİR Müftü Mh. Hakkı Cöbek Sk. Cöbek Apt. K:3 D:301 N:26/3 Tel: (372) 323 08 38
SAKARYA: Barbaros AKYÜZ, Cumali PALALI, Mehmet BAYRAK Karaağaç Cad. Özkaynak İşhanı No:60 K:2 Tel: (264) 277 75 30 Faks: 277 75 31
ZONGULDAK: Bülent ÖZGÜMÜŞ Hikmet DEMİR, Solmaz SUCU, Hakan KAYA Tahirkaraoğuz Sokak Birlik İşhanı No:203 Merkez/ZONGULDAK Tel-faks : (372) 252 45 61
GÖLCÜK Halit EYİSOY, Hayri SARAL, Ali ACEMLİ, R. Vasfi SIVIŞ, Selçuk GERGÖY 19 Mayıs Cd. 87/A Gölcük Tel : (262) 413 48 72 Faks : (262) 413 48 72
MERSİN ŞUBE: Limonluk Mah. 2417 Sok. No:5 Yenişehir Tel: (324) 327 68 71 Faks:327 68 73 E-posta: [email protected]
ANAMUR: Ali KÖRHASANOĞULLARI Saray Mah. Bankalar Cd. Şefika Hanım İşh. No:19 Tel: (324) 814 27 46 Faks: (324) 814 34 57
NİĞDE: Işık ÖZTÜRK, Ahmet BALDIR, Cihan EKEBAŞ Esen Bey Mah. 23 Nisan Sok. Yunus Emre Apt. K:3 No:8 Tel-Faks: (388) 232 85 53
KARAMAN: Bünyamin SELVİ, Ümit ŞİMŞEK Tahsin Ünal Mah. Faik Kayserilioğlu Cd. Çakırlar İşh. K: 3 Tel: (338) 214 94 94 Faks: 213 30 00
SİLİFKE: Osman OĞUZ, Sedat SÜMBÜL, Doğan SAYAR Saray Mah. 133 Sokak No:34 Tel-Faks: (324) 714 83 25
TARSUS: Mehmet Can YILMAZ, Mehmet HARPUT, Ramazan AKBAŞ Yeni Ömerli Mah. 4114 Sok. No:5 Tel-Faks: (324) 613 68 88
SAMSUN ŞUBE: Karadeniz Mah. Övgü Sok No:3/A Tel: (362) 231 19 77 Faks: 231 51 31 E-posta: [email protected]
AMASYA: Murat KILIÇ, Metin Ahsen DURUSOY Ziya Paşa Blv. THK Binası No: 5/2 Tel: (358) 218 46 45
ÇORUM: Aydın TAŞKIN, İlyas AKYOL Gazi Cd. Mahmut Akaydın İş Merkezi No:17 K:7/23 Tel-Faks: (364) 224 04 06
ORDU: Ümit Yaşar KIŞLA, Fatih ŞENOCAK Akyazı Mah. Ali Rıza Gürsoy Cad. Emek İş Merkezi No:1/2 Tel: (452) 233 82 52 Faks: 234 39 15
SİNOP: Arif ŞEKERCİ, Madil ŞEKERCİ Kıbrıs Caddesi No:15 Tel: (368) 261 05 00
TRABZON ŞUBE: İskenderpaşa Mah. Dervişoğlu Sokak Bayraktarlar İş Merkezi No:111 K:6 Tel: (462) 322 13 95 Faks: 326 50 92 E-posta: [email protected]
ARTVİN: Osman AYDIN, A. Faruk AÇIKGÖZ Çoruh Elektrik Dağıtım A.Ş. Artvin İl Müdürlüğü Tel: (466) 212 26 12 Faks: 212 89 93
BAYBURT: Ozan ÖZKAN, Aras Elektrik Dağıtım A.Ş. Bayburt İl Müdürlüğü Tel: (458) 211 46 22 Faks: 211 43 32
GİRESUN: Tacettin ÖZKILIÇ, Beytullah ÖZBAYRAM, Mehmet ÇERKEZOĞLU Sanel Elektrik Fatih Cad. No:24/26 Tel: (454) 212 33 19 Faks: 212 01 34
GÜMÜŞHANE: M. Selim ULUTAŞ Sanayi ve Ticaret İl Müdürlüğü Hükümet Binası Kat:4 Tel: (456) 213 10 66 Faks: (456) 213 46 38
KARS: Nizamettin KARA, Demirel ÖNCÜL Aras Elektrik Dağıtım A.Ş. Kars İl Müdürlüğü Tel: (474) 223 25 43 Faks: (474) 212 69 47
RİZE: Mehmet AYGÜN Çoruh Elektrik Dağıtım A.Ş. Rize İl Müdürlüğü Tel: (464) 213 05 96 Faks: 213 06 07
IĞDIR: Mesut COŞKUN Cumhuriyet Mah. Ekmekçi Sok. Iğdır İş Merkezi No:23/38 Tel: (476) 227 44 25 Faks: 227 60 67
160 elektrik mühendisliği, 441. sayı, şubat 2011