Elektrik Mühendisliği · Sayı 463 · Mart 2018
463. SAYI TÜMÜ
- Yıl
- 2018
- Sayfa
- 92
- Okuma süresi
- 235 dk
- Görüntülenme
- 0
Tam metin
Metin PDF'ten otomatik çıkarılmıştır; tablo, şekil ve formüller eksik ya da hatalı olabilir. Özgün dizgi için PDF'e bakın.
TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası adına
SAHİBİ Yönetim Kurulu Başkanı
Hüseyin Önder
SORUMLU YAZI İŞLERİ MÜDÜRÜ Bahadır Acar
YAYIN KURULU Hüseyin Önder Yusuf Gündoğan Bahadır Acar İbrahim Aksöz Hüseyin Yeşil
Kadir Özkan Kübülay Özbek
İrfan Şenlik E.Orhan Örücü Kemal Bekir Ulusaler Nedim Bülent Damar
Necati İpek Musa Çeçen Cem Kükey Olgun Sakarya Emre Metin Mustafa Serdar Çınarlı
YAYIN YÖNETMENİ Banu SALMAN
YAYINA HAZIRLAYANLAR Bahar TANRISEVER Kahraman YAPICI
Necla DULKADİROĞLU
REKLAM SORUMLUSU Münevver ÇAY TURGUT
EMO İstanbul Şubesi Tel: +90 (212) 259 11 50-Faks: +90 (212) 258 36 55 e-posta: [email protected]
YÖNETİM YERİ Elektrik Mühendisleri Odası Ihlamur Sokak No: 10 Kızılay-Ankara Tel: +90 (312) 425 32 72 (PBX)
Faks: +90 (312) 417 38 18 e-posta: [email protected] http://www.emo.org.tr
Yayın Türü: Yerel Süreli Yayın İki ayda bir yayımlanır
BASIM TARİHİ ve SAATİ 5 Mart 2018-08:00 SAYI: 463
BASIM ADEDİ 10000
DİZGİ ve TASARIM PLAR
Planlama Yayıncılık Reklamcılık Turizm İnşaat Tic. Ltd. Şti.
Yüksel Cad. No: 35/12 Yenişehir-Ankara Tel: +90 (312) 432 01 83-93 • Faks:+90 (312) 432 54 22 e-posta: [email protected]
BASKI Fersa Ofset Ostim 36 Sk. 5/C-D Yenimahalle/Ankara Tel: +90 (312) 386 17 00 Fax: +90 (312) 386 17 04 e-posta: [email protected]
Dergide yer alan yazılar EMO’dan izinsiz yayınlanamaz ve alıntı yapılamaz. Yayınlanan yazılardaki görüşler, yazarın sorumluluğundadır.
EMO üyelerine parasız dağıtılır.
İÇİNDEKİLER
EMO’dan.................................................................................................................................... 7 Hüseyin Önder
EDİTÖRDEN EMO ve ÜLKE GÜNDEMİ........................................................................................................... 9 Hüseyin Yeşil
TÜRKİYE’DE ELEKTRİK HİZMETİ GELİŞİMİ.............................................................................. 12 Nedim Bülent Damar
ELEKTRİK PİYASASINDA DENETİM ÇIKMAZI.......................................................................... 20 Hayati Küçük
TMMOB 11. ENERJİ SEMPOZYUMU SONUÇ BİLDİRGESİ...................................................... 23
NÜKLEER SANTRALLARIN YAPIM GEREKÇELERİNİ BİLMEK İSTİYORUZ.............................. 25 Nedim Bülent Damar
TÜRK TELEKOM ÖZELLEŞTİRMESİNİN HAZİN TARİHİ........................................................... 31 Banu Salman
TÜRK TELEKOM’UN GÖRÜNMEYEN YÜZÜ ............................................................................. 36 Mehmet Özdağ
CEBİMİZDEKİ TAHSİLDAR 2018’DE FAZLA MESAİ YAPACAK................................................. 39 Kahraman Yapıcı
ELEKTRONİK ÜRÜNLERİN TEKNOLOJİ YOĞUNLUĞU ÜZERİNE........................................... 43 Ahmet Tarık Uzunkaya
BİLGİSAYAR ve ELEKTRONİK SEKTÖRÜ ALARM VERİYOR.................................................... 46 Bahar Tanrısever
ELEKTRİK MÜHENDİSLERİ ODASI’NDA BİYOMEDİKAL MÜHENDİSLİĞİ ÇALIŞMALARI...... 52 Barış Çoruh, Onur Koçak
TÜRKİYE’NİN “BECERİ” HARİTASI ÇIKARILDI.......................................................................... 55 Banu Salman
ELEKTRİK MÜHENDİSLERİ ODASI’NIN SORUMLU OLDUĞU MESLEKİ ALANLARDA EĞİTİM ve İŞSİZLİK SORUNU................................................................................................................ 57 Orhan Örücü, İrfan Şenlik, Bahar Tanrısever
EĞİTİMİMİZİN ACIKLI HALİ..................................................................................................... 64 Fikret Yücel
EMO AKREDİTASYON BELGESİNİ ALDI.................................................................................. 65 Hüseyin Yeşil
ASANSÖR KONTROLÜNDE ELEKTRONİK İLE ELEKTRONİK ve HABERLEŞME MÜHENDİSLERİNİN MAĞDURİYETİNE SON........................................................................... 68
BİNALARI YANGINDAN “KORUYAMAYAN” YÖNETMELİK .................................................... 69 Özcan Uğurlu
İŞ EKİPMANLARI KONTROLÜNDE MÜHENDİS YETKİSİ YOK SAYILAMAZ!............................ 70
NEOLİBERAL KURUMLAR, KAVRAMLAR ve ASGARİ ÜCRET................................................. 71 Nurten Çağlar Yakış
MESLEKİ DENETİM ve EN AZ ÜCRET UYGULAMALARI ........................................................ 74
ELEKTRİK İSTATİSTİKLERİ........................................................................................................ 76 Hazırlayan: EMO Enerji Birimi
ELEKTRİK PİYASASINA İLİŞKİN OLARAK YAYIMLANMIŞ OLAN MEVZUAT........................... 77 Hazırlayan: EMO Enerji Birimi
KİTAP TANITIMI....................................................................................................................... 78 Hazırlayan: Necla Dulkadiroğlu
FENNİKARİKATÜRLER.............................................................................................................. 88 Tayfun Akgül
EMO’dan...
Hüseyin Önder EMO 45. Dönem Yönetim Kurulu Başkanı
Değerli Meslektaşlarım,
EMO’nun 45. Dönem faaliyetleri kapsamında son dergimizi hazırlarken, şubelerimizin genel kurul süreçlerini yaşadık. Öncelikle bu dönem içerisinde yönetim görevini paylaştığım Yönetim Kurulu arkadaşlarıma, Denetleme Kurulu ve Onur Kurulumuza, tüm şubelerimizin yönetim kurullarına, EMO bünyesinde faaliyet yürüten komisyonlarımıza, çalışma gruplarımıza teşekkür ediyorum. Şubelerimizde yeni görev alan arkadaşlarımıza ve 30-31 Mart-1 Nisan 2018 tarihlerinde yapılacak 46. Olağan Genel Kurulumuzda seçilecek EMO Yönetim Kurulu’na başarılar diliyorum.
Meslek örgütümüzün genel kurul süreci, ülkemiz için belki de yegane kalmış bir demokratik işleyiş sürecini oluşturmaktadır. Üniversitelerde rektör seçimlerindeki sınırlı da olsa işleyen demokratik süreç, öğretim üyelerinin verdikleri oyları yok sayan siyasal iktidarın hatta tek bir kişinin tercihiyle tümden ortadan kaldırılmıştır. Hakimler ve Savcılar Kurulu’nun yapısına sürekli müdahale edilmiş, zaten sorunlu olan yargı bağımsızlığından söz dahi edilemez hale gelinmiştir. Sendikalara yönelik yapılan müdahaleler malumdur. Ülkenin seçim süreçlerine karıştırılan şaibeler ortadadır. Bildiğiniz gibi Olağanüstü Hal ilanıyla tüm ülkede demokrasi toptan rafa kaldırılmış, OHAL gerekçesiyle açıklanamayacak idari kararlar dahi OHAL KHK’leriyle yürürlüğe konulur olmuştur. Bu OHAL ortamında şaibeli olarak gerçekleştirilen referandumla parlamenter demokrasinin yasama kanadını oluşturan TBMM’yi de fiilen ortadan kaldıran bir Anayasa değişikliği yapılmıştır. Demokrasilerde 4. kuvvet olarak söz edilen medyanın hali içler acısıdır.
Bu antidemokratik uygulamaların tümü, dolaylı yollardan yapılan müdahaleler bir yana baskıcı anlayışın yüzünü saklama ihtiyacı hissetmediği doğrudan ve açık müdahaleleridir.
Meslek örgütleri gibi demokratik kurumlar ilk önce seçim süreçlerine yönelik müdahalelerle ele geçirilmeye çalışılmıştır. Siyasal iktidar eliyle yaratılmaya çalışılan gruplar, bindirme kıtalarla sonuç alamamışlardır. Mühendisler, mimarlar, hekimler, avukatlar gibi ülkemizin aydınlık yüzünü temsil eden; yıllarca emek vererek, okuyup-yazan, düşünen ve sorgulayan bu kesimleri, “demokrat muhafazakar” kimlik görüntüleriyle kandıramamışlardır.
Demokratik seçim süreçleriyle meslek örgütlerini ele geçiremeyen iktidar, bu kez yok sayma, resmi işlemlerde bu örgütlerin meslek ve meslektaşlarını korumaya yönelik girişimlerini baltalama yoluna başvurmuştur. Siyasal çıkarlarına göre ülke kaynaklarını rant ve talana açma girişimlerine karşı hukuki yollara başvuran meslek örgütleri “terörist” ilan edilmeye kalkılmıştır. Yakın geçmişte Odamız, yandaş medyanın manşetinden, açtığı davalar nedeniyle “Oda Terörü” başlığıyla yaftalanmaya kalkılmıştır. Şimdi bu yaftalama açıktan en yüksek mevki sahipleri tarafından yapılmaktadır.
AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan, meslek örgütlerinin isimlerinin başındaki “Türk, Türkiye” gibi ifadelerin kaldırılacağını söylemiştir. Meslek örgütleri Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’na dayanılarak kurulmuş, kamu kurumu niteliğinde kamu tüzel kişiliğine sahip örgütlerdir. Bakanlar Kurulu kararıyla adlarının değiştirilmesi de mümkün değildir. Ülkemizde sürekli kutuplaşmalar yaratılmakta olup, toplumda yaratılan bu gerilim bugün kurumsal bir düzeye taşınmak istenmektedir. Mesleğini yerine getiren meslektaşlarımızın mesleki birliktelikleri, meslek etiği ve meslek çıkarları, suni bir isim tartışmasıyla bozulmaya çalışılmaktadır. Her isteyenin oda kurup, mesleki alanlarımızda çokça oda olması mesleki haklarımızın korunmasını değil, tam tersine yaratılan ayrıştırma üzerinden daha da kü-
çültülmüş, etkisizleştirilmiş yapılaşmaların oluşumuna yol açacaktır. Bu, tam da küresel sermayenin istediği bir düzen yaratacaktır. Ülkemizde zaten ucuz emek haline getirilmekte olan mühendislik, avukatlık, doktorluk gibi ürettikleri hizmetin doğasından gelen üretim gücünü kullanan kesimlerin haklarını kaybetmelerine yol açacaktır.
İktidara gelişinden bu yana AKP, gözünü demokratik kurumları etkisizleştirmeye ve işlevsiz kılmaya dikmiştir. Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanlığı’na seçtirilmesinin ardından daha önce EPDK gibi kurumları ele alan Devlet Denetleme Kurulu’na bu sefer meslek örgütleri için rapor hazırlattırılmıştır. Hepinizin bildiği gibi meslek örgütlerinin kendi iç denetimleri, bağımsız seçilmiş denetçileri ve Denetleme Kurulu olduğu gibi yaptığı her idari işlem de yargı denetimine açıktır. DDK’nın raporu da zaten bu kurumları nasıl tasfiye ederiz, nasıl iktidara biat eder hale getiririz anlayışıyla hazırlanmıştır. Ardından meslek örgütlerinin bazı yetkileri ve gelir kaynakları yok edilmek istenmiştir. TMMOB ve bağlı odalarındaki yönetim kurulu üyelerinin yurtdışı programları bile izne tabi kılınmaya çalışılmıştır. 12 Eylül Rejimi’nin ürünü olan bir yasa maddesi ilk kez AKP iktidarı zamanında işletilmek istenmiş, TMMOB ve bağlı odaları üzerinde vesayet kurmak üzere örneğin Odamızın idari ve mali denetiminin Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından yapılmasına yönelik Bakanlar Kurulu kararı çıkarılmıştır. Geçen yıl ilk olarak Kimya Mühendisleri Odası olmak üzere EMO’ya da denetim yapılmak istenmiştir.
Mevcut yasal mevzuat kapsamında denetim süreçleri işleyen Odamızın her türlü kararı zaten kamuoyuna açıktır. Genel kurul raporlarımız, yönetim kurulu kararlarımız ortadadır. Buna rağmen OHAL sürecinde Kimya Mühendisleri Odamızın yönetimi hakkında görevden alınmaları için dava açılmış ve yargıdan böyle bir karar çıkartılmıştır. Tüm bu müdahale süreçleri devam ederken, 2012 yılından itibaren ortalıkta TMMOB ve odaların kuruluşları ile işleyişlerine yönelik müdahale etmek üzere yasa taslakları dolanmaya başlamıştır. Bu yasa taslaklarına karşın TMMOB bünyesinde örgütlü bir kampanya yürütülmüş, bugüne kadar bu girişimlerin püskürtülmesi sağlanmıştır.
Bundan sonraki süreçte de meslek örgütlerinin etkisini yok etmeye yönelik bölme-parçalama girişimlerine karşı meslektaşlarımızın haklarını ve kamu yararını korumak için gereken çabanın gösterileceğine olan inancım tamdır.
İşte bu inançla, Odamız ve birliğimiz üzerindeki tüm baskılara karşın 45. Dönem çalışmalarımızı en iyi şekilde yerine getirmeye çalıştık. Özellikle 2017 yılı Eylül ayından itibaren yoğun bir sempozyum ve kongreler sürecini yaşadık. EMO 45. Dönem çalışmaları kapsamında; Mayıs 2016’da İzmir’de 4. Akademik Kamp, Ekim 2016’da İzmir’de Asansör Sempozyumu, Aralık 2016’da Bursa’da Ulusal Elektrik ve Elektronik Mühendisliği Konferansı (ELECO), Mart 2017’de İzmir’de 5. Akademik Kamp, Eylül 2017’de Elazığ’da 1. Ulusal Elektrik Enerjisi Dönüşümü Kongresi, Ekim ayında İzmir’de 6. Akademik Kamp ve 5. Ulusal Tesisat Kongresi ile Eskişehir’de Elektrikli Raylı Ulaşım Sistemleri Sempozyumu (ERUSİS), Kasım ayında İstanbul’da Elektrik-Elektronik Mühendisliği Kongresi (EEMKON), Antalya’da 9. Yenilenebilir Enerji Kaynakları Sempozyumu (YEKSEM) ve Bursa’da 10. Uluslararası Elektrik ve Elektronik Mühendisliği Konferansı (ELECO), Aralık ayında Zonguldak’ta 4. Patlayıcı Ortamlarda Güvenlik Sempozyumu (ATEX) ve Adana’da TMMOB adına 11. Enerji Sempozyumu’nu gerçekleştirdik.
Dergimizin Genel Kurulu öncesinde çıkardığımız bu sayıda 45. Dönem faaliyetleri kapsamında EMO’nun meslek alanlarıyla ilgili yürüttüğü çalışmaların önemli bir bölümüne ilişkin yazı ve değerlendirmeleri bulacaksınız. Dergimizin bu sayısı ve önceki sayılarında emeği geçen, katkı koyan tüm arkadaşlarıma teşekkür ediyorum.
EMO’nun meslektaşlarının çıkarını toplumsal yararla bütünleştirdiği çerçevede gelecek dönemde de haklı mücadelesini sürdüreceğine olan inancımla 46. Olağan Genel Kurulumuzun başarıyla geçmesini diliyorum.
Saygılarımla…
EDİTÖRDEN
Hüseyin Yeşil EMO 45. Dönem Yönetim Kurulu Üyesi [email protected]
EMO ve ÜLKE GÜNDEMİ
45. Dönem EMO faaliyetleri kapsamında çıkarılan bu son sayıda EMO’nun mesleki alanları ve ülke gündemine yansımalarını değerlendirebilmek üzere EMO ve Ülke Gündemi ana başlığı altında bir dosya hazırlamak üzere yola çıktık. Bu dosyamız kapsamında EMO’yu ilgilendiren mühendislik alanlarının tümünü kapsamaya çalıştık. Elektrikten elektronik sanayine, telekomünikasyondan biyomedikal mühendisliğine varıncaya kadar geniş bir yelpaze içerisinde mümkün olduğunca gündemi belirleyen konulara değinen yazıları bu sayımızda bulacaksınız.
Bildiğiniz gibi elektrik enerjisi alanında tüm yurttaşları ve sanayicileri yakından ilgilendiren, ancak çeşitli lobilerin etkinlik alanları kapsamında günübirlik kararlar alınmaktadır. AKP iktidarları döneminde serbest piyasacı model olarak uygulanan politikalar sonucunda elektrik enerjisi alanında arz güvenliğinin olmadığı, pahalı ve kalitesiz bir elektrik hizmet sunumuyla karşı karşıya kaldık. Türkiye’nin 31 Mart 2015 tarihinde yaşadığı sistem çökmesiyle tüm yurt çapında yaşanan karanlık günün ardından geçen kış da özellikle sanayi bölgelerini olumsuz etkileyen kesintiler oldu. Bu yıl mevsim şartlarının etkisiyle büyük bir sorun yaşanmasa da kurak geçen kış aylarının olumsuz etkisini yazın yaşayacağımız görülüyor. Bunun için şimdiden önlemler alınması gerekiyor.
Son 2 yılda enerji alanında nelere tanık olduk? Öncelikle “serbest piyasa” kavramı altında devlet destekli özel sermayeli enerji politikalarına geçiş yapıldığını, kömür santrallarına yıllık düzenlenen ihalelerle alım garantisi verildiğini, yeniden yap-işlet modeli de diyebileceğimiz kamu kaynaklarının elektrik üretim tesisi yapılmak üzere özel sermayeye devredilmesine yönelik ihalelerin yapıldığını görüyoruz. Yani AKP hükümetlerinin iş başına gelmeden önce en çok eleştirdiği ve yürürlükten kaldıracağı vaatlerinde bulunduğu alım garantili elektrik üretim tesisleri modeline önce nükleer santral, sonra da Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’na Berat Albayrak’ın gelmesinin ardından kömür santrallarıyla geri dönüş yapılmıştır. Nükleer santral kurulması inadıyla her türlü teşvik ve desteklemenin devreye alındığını görüyoruz. Elektrik alanında izlenen plansızlığın faturası her koşulda geniş halk kesimlerine çıkarılıyor. Bu plansızlığın sonucunda elektrikte arz fazlası varken, halen nükleer ve kömür santrallarının teşvik edilmeye çalışılmasını anlamak mümkün değildir. Bir yandan gereksiz yatırımlarla doğal ve kültürel alanların tahribatı olarak sosyo-ekonomik maliyetler yaratılırken, bir yandan da kaynakların boşa harcanmasının yarattığı faturayı ödüyoruz. Bu yıl bir de kapasite mekanizması devreye alındı ki, bu boşta duran santralların sahiplerine kapasite başına ödeme yapılmasını içeriyor. Son kaynak tedarik tarifesi diye yeni bir tarife icat edildi. Normal
açıklanan tarifeler dışında yüksek tüketimli sanayi aboneleri için getirilen bu yeni tarife Nisan ayı başında yürürlüğe girecek ve bu sanayiciler için önemli miktarda zamlı elektrik kullanmaları anlamına gelecek. Tabii sanayinin temel girdisi olan elektrik fiyatlarına yapılan zam elbette ürünlere dolayısıyla tüketiciler olarak halka yansıyacak.
Elektrik enerjisi alanında uygulanan politikaların vardığı noktayı dergimizde EMO Enerji Daimi Komisyonu Başkanı Nedim Bülent Damar’ın yazısında bulacaksınız. Elektrik üretim, iletim ve dağıtım hizmetlerinin piyasa, denetim ve düzenleme boyutlarını içeren yazıda uygulanan politikaların geçmişten bugüne ve geleceğe yönelik yansımaları değerlendiriliyor. Yine Damar’ın hazırladığı bir diğer yazıda da ülkemizde nükleer enerji santralı kurulmasına yönelik çalışmalar masaya yatırılıyor ve mevcut durum ışığında nükleer enerji santralı kurulumu konusundaki ısrarın teknik ve ekonomik olarak açıklanabilir bir gerekçesi olmadığı ortaya konuluyor. Enerji alanındaki bir diğer yazımız elektrik alanında serbestleştirmenin başladığı 2001 yılından bu yana özellikle dağıtım hizmetinin özelleştirilmesinin ardından yaratılan denetim boşluğunu konu alıyor. Denetimin Anayasa kapsamında kamu görevlileri eliyle gerçekleştirilmesi gereken asli bir kamu görevi olduğu gerçeği ışığında, yargı kararları ve EMO’nun açtığı dava süreçlerini Avukat Hayati Küçük tarafından hazırlanan “Elektrik Piyasasında Denetim Çıkmazı” yazısında okuyabilirsiniz.
Üyelerimizin önemli bir kısmının çalışma alanını doğrudan ilgilendiren yangın güvenliği konusu da özellikle 2001 yılından bugüne kadar Binaların Yangından Korunması Hakkında Yönetmelik kapsamında doğrudan EMO’nun gündeminde yer alıyor. Dergimizin geçen sayısında dosyamızı bu konuya ayırmış olmamıza karşın yaşanan can kayıplarını dikkate alarak, kamuoyunu yakından ilgilendiren yangın güvenliği konusuna yine Özcan Uğurlu’nun yazısıyla yer verme gereği duyduk. Yetkililerin Özcan Uğurlu’nun yazısında dile getirdiği “Binaların Yangından Korunması Hakkında Yönetmelik’in bir an önce tüm tarafların görüşleri alınarak eksiklerin giderilmesi, işler kılınması için mesleki denetim mekanizmalarının tesis edilmesi gereklidir. Aksi halde günümüzde tesis edilen karmaşık yapılar başta olmak üzere yangına karşı yetersiz ve tekniğine uygun olmayan yasak savıcı önlemler ile can güvenliğini hiçe sayan yapıların sayısı daha da artacaktır” uyarısını dikkate almalarını umut ediyoruz.
Ülkemiz basına çok yansımasa da 2016 yılı sonlarından beri Türk Telekom kriziyle çalkalanıyor. Önce reddedilen, sonra kabul edilmek zorunda kalınan gerçeklik şu ki, Türk Telekom’u imtiyaz sözleşmesiyle devralan Oger Grubu, özelleştirme bedelini ödemek için aldığı kredi karşılığında Türk Telekom hisselerini bankalara rehin bırakmıştır. Bu borcu ödemediği gibi 2013 yılında daha da borç alıp yine Türk Telekom hisselerini rehin bırakmışken, borcunu ödeyemez olduğu ortaya çıkmıştır. Yaklaşık 2 yıldır Türk Telekom’a yeni alıcı aranmakta, ancak borcu karşılayacak düzeyde bir satış mümkün olmadığı için bu olasılık gerçekleşmemiş olup, artık bankaların bu krediyi takibe aldıkları, dahası Türk Telekom’a el koymaya hazırlandıkları basına yansımaktadır. Türkiye’nin tüm iletişim altyapısını oluşturan Türk Telekom’un nasıl bankalarda rehinli kaldığına ilişkin süreci EMO Basın Birimi’nden Banu Salman’ın “Türk Telekom Özelleştirmesinin Hazin Tarihçesi” yazısında okuyacaksınız. Türk Telekom’u bu hale getirenlerden hesap sorulması gerekirken, Anasözleşme’de kamu hisselerine
tanınan haklar bile kullanılmamakta, otomatikman üyelikleri düşmüş olan Oger Telekomünikasyon’un yöneticileri halen görevlerinde tutulmaktadır. Türk Telekom gibi karlı bir kuruluş, 2016 yılında zarar açıklamıştır. Bu yıl açıklanan 2017 bilançosunda kar etmiş görünmekle birlikte borçluluk oranı oldukça artırılmıştır. Türk Telekom’u ilk devraldığı yıllarda baş gösteren malvarlığı satışlarına geçen yılsonundan itibaren Türk Telekom işyerleri, binalarının topluca kiralık ilanları da eklenmiştir.
Türk Telekom’un özelleştirme sürecinin yarattığı batığın en açık görünen yüzü ise büyük istihdam kaybıdır. Ülkemizde işsizliğin rekor düzeylere tırmandığı bir dönemde Türk Telekom gibi büyük bir kurumda 18 bin kişilik istihdam yok edilmiştir. 1995 yılında 74 bin 840 kişiye ekmek kapısı olan Türk Telekom’un özelleştirildiği 2005 yılında personel sayısı 51 bin 737 iken, 31 Aralık 2016 tarihi itibarıyla 33 bin 224’e gerilemiştir. Anayasa referandumunun yapıldığı 16 Nisan 2017 tarihinden önce Türk Telekom’a personel alımı yapıldığı, 31 Mart 2017 tarihinde çalışan sayısının 34 bin 147’ye çıktığı, ancak 6 ay sonra yaklaşık 1000 kişilik istihdam kaybıyla çalışan sayısının 33 bin 95’e geri indirildiği görülmektedir. Son açıklanan bilançoya göre Türk Telekom çalışan sayısı 31 Aralık 2017 itibarıyla 34 bin 502 olmuştur. Burada 2005 yılı için verilen çalışan sayısı yalnızca Türk Telekom’u kapsarken, 2016 ve sonrasına ilişkin veriler Türk Telekom ile birlikte 46 bağlı ortaklığını da kapsayan grup olarak sahip olduğu toplam çalışan sayısıdır. Basına yansımayan Türk Telekom’daki personel ve idari operasyonların daha ayrıntılı anlatımını bir mühendis olarak içinde yaşamış bir gözün, EMO Samsun Şube Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Özdağ’ın samimi dilinden okuyabilirsiniz.
Telekomünikasyon alanındaki politikaların yurttaşlara yansıyan yüzünü ise iletişim faturaları oluşturmaktadır. EMO İzmir Şube Basın Birimi’nden Kahraman Yapıcı’nın yazısı, 1 liralık bir telefonun yurttaşlara ne kadara mal olduğunu, üzerindeki vergi yüklerini, kamusal yayıncılığa teğet bile geçmeyen TRT için getirilen bandrol yüklerini, İnternet hizmetinin nasıl pahalılaştırıldığını kalem kalem ortaya döküyor. Yazının başlığı da yeterince açık: “Cebimizdeki Tahsildar, 2018’de Fazla Mesai Yapacak!”
Yurttaşlara çıkan bu yüksek faturada elbette teknolojik olarak ülkemizin geri kalması da önemli bir etkendir. Teknoloji bağımlılığı ülkemizin cari açığını olumsuz etkilerken, diğer yandan biz mühendisleri “atıl bir emek gücü” olarak düşük ücretle çalışanlar olmaya mahkum etmektedir. Tüm dünya 5N’ye hazırlanırken, bizim ülkemizde 4-4.5N tartışmaları yapıladursun; ülkemizin yeni teknolojik gelişimlerin gerisinde kalmasının, var olan teknolojik alanlardaki varlığını da yitirmesine yol açtığına tanık oluyoruz. Elektronik ve Haberleşme Mühendisi Ahmet Tarık Uzunkaya’nın elektronik sanayi alanını verilerle incelediği yazısındaki şu soru can yakıcı bir şekilde ortada duruyor:
“Tarihte sanayisi bile olmayan bir ülke iken 1980’lerde gelişen dünya ekonomisine açılan, sanayi devrimlerine yetişmek bir tarafa henüz sanayi aşaması 2-2.5’larda olan ülkemiz Endüstri 4.0 yanında ‘Nesnelerin İnterneti’ (IoT) olarak da gelen gündemlerin kulvarlarında yer alabilecek mi?”
EMO Basın Birimi’nden Bahar Tanrısever’in yazısında da EMO’nun mesleki alanları kapsamında Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) imalat sektörünün alt sektörleri bazında üretim ile dış ticaret verileri üzerinden 2002 yılından itibaren Türkiye’nin durumu masaya yatırılıyor.
Ülkemizin teknolojik gelişim alanında yaşadığı bu sorunlar, doğrudan doğruya biz mühendisleri, iş alanlarını ve istihdam olanağını etkilemektedir. Dergimizde OECD’nin Türkiye’ye özel olarak hazırladığı rapor kapsamında çıkarmış olduğu Türkiye Beceri Haritası ve ülkemizdeki yerel iş yaratımına ilişkin hazırladığı pano değerlendirmesini de bir yazı halinde bulacaksınız. Bu yazıda Türkiye’nin beceri geliştirme ihtiyacının yanında yüksek becerili işgücünün eşdeğerde iş olanağı yaratılamadığı için nasıl düşük işgücü olarak atıl kullanıldığını, boşa harcanan insan gücünün varlığı da dikkatinizi çekecek. Ancak genel olarak düşük becerili işgücü ve düşük beceri isteyen iş olanağı saptaması, ekonomik sistem ile birlikte eğitim sistemini de sorgulamayı gerektiriyor. Dergimiz kapsamında bu alana da değinmeye çalıştık. MİSEM Daimi Komisyonu üyeleri E. Orhan Örücü ve İrfan Şenlik ile EMO Basın Birimi’nden Bahar Tanrısever’in EMO’nun mesleki alanlarına ilişkin eğitim verileri süzülerek “eğitim ve işsizlik” açmazı ele alınıyor. Yazının son cümlesi, EMO’nun bakış açısını da yansıtıyor:
“Yükseköğretime ilişkin kararların ülke ihtiyacına yönelik ve planlama dâhilinde alınması gereklidir. Daha çok işsiz mühendis yerine bilgili, iyi eğitimli mühendisler ile ülkemizin gelişmesine katkı sağlayacak politikalar oluşturulmalı, mühendislik eğitimi veren üniversitelerimizde bilimsel, bağımsız, özerk bir yapı kurulmalıdır.”
Ne yazık ki bu temel anlayıştan giderek uzaklaşılması; zorunlu olarak üniversite eğitimi sorunundan önce ülkemizde yaratılan eğitim kaosuna bakmamızı gerektiriyor. Bir gecede alınan kararların yarattığı karmaşa, eğitimde her alana yansımış durumda. Mesleğimizin duayenlerinden Fikret Yücel, kaleme aldığı “Eğitimimizin Acıklı Hali” yazısını “Bu kadar yanlışın muhakkak bir amacı vardır” diye bitiriyor. Gerçekten sorunlarımızın düğümlendiği tam da bu noktada yakın gelecekte bir aydınlanma yaşanmasını, ülkemizin geleceğinin daha fazla heba edilmemesini umut ediyoruz.
İşsizlik ve eğitim sorunundan nasibini alan meslektaşlarımızın bir bölümünü giderek sayıları artan biyomedikal mühendisleri oluşturuyor. Biyomedikal mühendisliği teknolojik gelişmelerle birlikte multidisipliner bir alan olarak öne çıkıyor. Ülkemizde bu alanda eğitim veren okul sayısında ve mezun sayısında önemli bir artış sağlanmış olmasına karşın bunun iş yaşamında ve mevzuatta gereken karşılığı bulamadığını görüyoruz. Öncelikle bu meslek alanının tanınması ve mevzuatta aranır hale getirilmesi gerekmektedir. Bu yönde Odamız da çeşitli çalışmalar yapmaya çalışmaktadır. Ancak biyomedikal mühendisi mezunlarımızın da öncelikle EMO’ya üye olmaları, Oda çalışmalarında daha etkin olmaları, sorunlarına sahip çıkmaları gerekmektedir. EMO Ankara Şube Biyomedikal Mühendisliği Meslek Dalı Komisyonu üyeleri Dr. Onur Koçak ile Barış Çoruh’un “Elektrik Mühendisleri Odası’nda Biyomedikal Mühendisliği Çalışmaları” yazısının biyomedikal mühendisleri açısından yön gösterici olacağını düşünüyoruz.
Tüm mühendislerin haklarının ortak bir noktasını oluşturan TMMOB tarafından belirlenen asgari ücret uygulaması kapsamındaki protokol, bu dönem içerisinde SGK tarafından tek taraflı olarak feshedilmiştir. Meslek örgütlerinin ücret belirlemesine yönelik olarak uzun zamandır neoliberal çerçevede bir saldırı sürdürülmektedir. Bu saldırılarda meslek örgütlerinin yaptığı işin teknik boyutu ve bu nedenle işin değerine ilişkin belirlemenin meslek örgütü tarafından yapılmasının gerekliliğini yok sayan, hatta liberal dünyadaki
uygulamaları aşan içerikte ülkemizde meslek örgütlerinin yetkisini ortadan kaldırmaya çalışan anlayışa karşı yıllardır mücadele verilmektedir. Bu mücadeleyi anlatan Avukat Nurten Çağlar Yakış’ın yazısında yer verilen Danıştay 8. Dairesi’nin son kararı, kamu yararı açısından umut verici olmuştur:
“…üyelerinin hak ve menfaatlerini korumakla yükümlü bir kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşu olan Elektrik Mühendisleri Odasınca elektrik mühendisleri arasında rekabet yaratılarak elektrik mühendisliği hizmetinin sunumunda niteliğin düşmesinin önüne geçilmesi ve üyelerinin hak ve menfaatlerinin korunması amacıyla getirilen en az ücret düzenleme ve denetleme yetkisi veren dava konusu düzenlemelerde, üst hukuk normlarına ve kamu yararına aykırılık bulunmamaktadır.”
Yine EMO ve üyelerini ilgilendiren mesleki denetim ve en az ücret konusu da dergimizdeki yazı konularından birini oluşturuyor. EMO tarafından yapılan mesleki denetim ve en az ücretle ilgili uygulamaların hukuka uygunluğunun yargı kararlarıyla da saptanmıştır. EMO’nun üyelerine gönderdiği Danıştay 8. Dairesi’nce verilen kararları aktardığı mektubuna ilişkin haber de dosyamızda yer alıyor.
Odamızın mesleki alanlarından birini oluşturan asansör alanındaki denetimler uzun zamandır EMO üyelerini dışlayıcı bir yapıya büründürülmüştür. Oysa elektrik mühendisliğinin temel alanlarından biri olan asansör kontrolü alanında bu dönem içinde çeşitli adımlar atılmıştır. Öncelikle hepinizin bildiği gibi 45. Olağan Genel Kurul’da hem “A Tipi Muayene Kuruluşu” hem de “Personel Belgelendirme Kuruluşu” oluşturulması için karar alınmıştır. Bu karar doğrultusunda Yönetim Kurulu’nun yaptığı çalışmalar sonucunda TÜRKAK tarafından 4-8 Temmuz 2017 tarihlerinde sürece ilişkin saha ve ofis denetimleri gerçekleştirilmiş, ardından 9 Kasım 2017 tarihi itibarıyla EMO İktisadi İşletmesi akredite olmuştur. “Elektrik İç Tesisat Uygunluk, Topraklama Ölçümü, Paratoner (Yıldırımdan Korunma Tesisatı) Kontrolü, Toprak Özgül Direnç Ölçümü, Elektrik ve Hidrolik Tahrikli Asansör Muayene” konularını kapsayan bu akreditasyon sürecine ilişkin ayrıntıları derginin içeriğinde bulacaksınız.
Yine asansör alanında elektronik ile elektronik ve haberleşme mühendislerine yönelik uygulamada yaratılmış olan mağduriyet EMO’nun girişimleriyle giderilmiştir. Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı EMO’nun yaptığı bilgilendirme kapsamında 15 Temmuz 2016 tarihinde yayımlanan Asansör Periyodik Kontrolleri İçin Yetkilendirilecek A Tipi Muayene Kuruluşlarına Dair Tebliğ öncesi ve sonrası fark etmeksizin elektronik mühendisleri ile elektronik ve haberleşme mühendislerinin yayımlanmış olan tebliğ kapsamında asansör periyodik kontrolü alanında faaliyet yürütebileceklerini açıklamıştır. Konuya ilişkin haberi de dosyamız kapsamında okuyabilirsiniz.
EMO tarafından iş ekipmanlarının kontrolünde mühendis yetkilerinin yok sayılamayacağı vurgulanarak, İş Ekipmanlarının Periyodik Kontrollerini yapmaya Yetkili Kişilerin Kayıt ve Eğitimlerine İlişkin Tebliğ’e karşı iptal ve yürütmenin durdurulması istemiyle Danıştay’a başvurulmuştur. Bu başvuruya ilişkin EMO tarafından yapılan basın açıklamasına dergimizde yer verdik.
EMO’nun ve mühendis meslektaşlarımızın hak mücadelelerindeki etkinliklerinin devam edeceği yeni bir çalışma dönemi diliyorum.
Türkiye’de İzlenen Elektrik Enerjisi Politikalarının Değerlendirilmesi…
TÜRKİYE’DE ELEKTRİK HİZMETİ
GELİŞİMİ
Tüm elektrik enerjisi sağlama politikalarının amacı ülkede yaşayanların elektrik ihtiyaçlarının temin edilmesidir. Ülkede yaşayan insanların hizmetine sunulan elektrik; yeterli, kesintisiz, kaliteli (yani gerilimi ve frekansı uygun), satın alınabilir fiyatlı ve çevreye uyumlu olmalıdır.
Bu genel ilkeler dünyadaki birçok ülkede elektrik temininin temel ilkeleri olarak belirlenmiştir. Ülkemizde de bu ilkeler hemen hemen aynı kelimelerle 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu’nda yer almaktadır:
“Amaç
MADDE 1 – (1) Bu Kanunun amacı; elektriğin yeterli, kaliteli, sürekli, düşük maliyetli ve çevreyle uyumlu bir şekilde tüketicilerin kullanımına sunulması için, rekabet ortamında özel hukuk hükümlerine göre faaliyet gösteren, mali açıdan güçlü, istikrarlı ve şeffaf bir elektrik enerjisi piyasasının oluşturulması ve bu piyasada bağımsız bir düzenleme ve denetimin yapılmasının sağlanmasıdır.”
Bugüne kadar Türkiye’de elektrik temini çeşitli şekillerde sağlanmaya çalışılmıştır.
Cumhuriyetin ilk yıllarında Osmanlı’dan kalma imtiyazlı olarak kabul edilebilecek özel şirketlerle elektrik temin ve dağıtımı yapılmış, daha sonra devlet ve belediyelere ait kuruluşlar ve bazı özel nitelikli kuruluşlar vasıtasıyla elektrik üretilip hizmete sunulmuştur. Yani devlet paydaşlı bir piyasa mekanizması vasıtasıyla elektrik temin hizmeti verilmiştir. 1970 yılında elektrik hizmetleri tek elde ve devlet tekelinde toplanmıştır. TEK adı verilen bu kuruluş elektriğin tek hizmet kuruluşu olarak kabul edilmesine karşın bu süreç içerisinde de DSİ ve diğer bazı devlet kuruluşları elektrik üretim tesisleri kurmaya devam etmişlerdir. Daha sonra önce 3096 sayılı Yasa ile elektrik devlet tekelinden çıkarılmış; en son 4628 ve devamında 6446 sayılı Yasa ile elektrik hizmeti bir piyasa hizmeti olarak tarif edilmiştir. Yani kimin elektrik üreteceği konusunda bir anlamda Cumhuriyet öncesine dönülerek özel sektör eliyle oluşturulan bir piyasa vasıtası ile elektrik hizmeti verilmesi hususu yasalaştırılmıştır. Yasanın yayın tarihinden beri ve bugün devlet de bu piyasanın bir parçası olarak yapı içerisinde yer almaktadır.
Elektrik sektöründe oluşturulan yapılanmayı, “üretim kaynakları”, “üretim tesisleri sahipliği”, “iletim”, “dağıtım”, “fiyatlandırma ve tarifeler”, “piyasa işlemleri” ile “düzenleme ve denetim” olmak üzere 7 alt başlık halinde ele alarak bugünkü durumu inceleyebiliriz.
1- Elektrik Enerjisi Üretimi Kaynakları Açısından Durum: Öncelikle elektrik hizmetinin kamusal kaynaklar kullanılarak üretimin yapılması zorunluluğu olan bir alan olması nedeni ile tüm ülke kaynakları ve elektrik üretiminde kullanılan kaynakların denetiminin devlet tarafından yapılması öngörülmüştür.
-Su Kaynakları: Tamamen devlet denetiminde olup elektrik üretimi için devlet izni ve onayı olmadan kullanılamamaktadır.
-Yeraltı Kaynakları: Kömür ve benzeri diğer kaynaklar devlet denetiminde olmakla birlikte bazı sahalar özel mülkiyettedir. Ancak yeraltı kaynaklarının elektrik üretiminde kullanılması devlet iznine bağlıdır.
-İthal Kaynaklar: Doğalgaz ithalatı devlet ve devletin izin verdiği özel kuruluşlar tarafından yapılmakta ve aynı şekilde elektrik üretimi yapan tesislere satılmaktadır. Ancak ithal doğalgazdan elektrik üretecek tesislerin kurulması devlet iznine bağlıdır. Petrol ve diğer türevlerinin ithalatı devlet tarafından ve devletin izin verdiği özel kuruluşlar tarafından yapılmaktadır. İmdat jeneratörü üretilmesi ve bunun acil elektrik ihtiyaçlarında kullanılması izne bağlı olmayıp kayıt gerektirmektedir.
-Yerüstü Kaynaklar: Elektrik enerjisi için kullanımı devlet iznine bağlıdır. Başka amaçlarla kullanımları genellikle serbesttir. Örneğin güneş enerjisini sıcak su sağlamak için kullanım formalite dışında bir izne tabii değildir.
2- Elektrik Üretim Tesisleri Sahipliği Açısından Durum:
A- Yeni Tesisler: Tüm elektrik üretim tesislerinin yapımı devletin iznine bağlıdır. (Acil imdat jeneratörlerinin durumu ayrıdır.) Devlet bu izin verme yetkisini iki şekilde kullanmaktadır:
a- Lisans vererek üretim yaptırmak: Devlet, özel kuruluşlara ve devlet kuruluşlarına lisans vererek elektrik üretim tesisi yaptırabilmektedir.
b- Lisanssız elektrik üretim tesisleri: Devlet kendisinin belirlediği belli bir güç (MW) altındaki kapasitede elektrik üretim tesislerine lisans almadan elektrik üretim izni vermektedir. Nasıl yapılacağı ve nerelerden izin alınacağı bir yönetmelik ile belirlenmiştir.
Mevcut koşullarda devlet önceden başlamış elektrik üretim tesislerini yapmaya devam etmekte ve özel kuruluşlar elektrik üretim tesisi kurabilmektedir.
B- Mevcut Tesisler: Mevcut tesislerin bir bölümünün mülkiyeti devlete ait olup Elektrik Üretim A.Ş (EÜAŞ) tarafından işletilmektedir. Bir kısım mülkiyeti devlete ait olan elektrik üretim tesisleri ise belli bir sözleşme dahilinde özel kuruluşlar tarafından işletilmektedir. Bunların bir kısmı Yap-İşlet-Devret, bir kısmı Yap-İşlet, bir kısmı da işletme hakkı devri yöntemiyle özel kuruluşlar eliyle işletilmektedir.
Devlet eliyle işletilmeyen, özel sektör tarafından işletilen tesislerin bir kısmının da devlet ile belirli bağları vardır. Bir kısmına devlet belli süreli alım garantisi vermiştir. Bir kısmına fiyat garantisi verilmiştir. Bir kısmının yıllık sözleşmelerle tüm üretimi devlet tarafından satın alınmaktadır.
2017 yılının Ağustos ayı itibarıyla elektrik üretim tesislerinin sahiplik yapısına göre dağılımı Şekil 1’de gösterilmektedir.
İşletici şirketler dağıtım sistemi genişlemesi ve işletilmesi için yapacakları tüm yeni yatırımların bedellerini tarife yolu ile yurttaşlardan geri almaktadırlar. EPDK’nın onayındaki tarife üzerinden şirketlerin belli bir kar oranı ve kayıp kaçak azaltma gibi bazı iyileştirmelerden ek kazanç sağlamaları esasıyla dağıtım tesisleri işletilmektedir.
Dağıtım şirketleri abonelerine satacakları elektriğin yanı sıra genel aydınlatma ile kayıp ve kaçak tüketim için ihtiyaç duyulan enerjiyi TETAŞ ve EÜAŞ isimli devlet şirketlerinden ve doğrudan piyasadaki özel elektrik üretim kuruluşlarından satın almaktadırlar.
5- Fiyatlandırma ve Tarifeler: Dağıtım şirketlerinin
sanayi, ticarethane, mesken, aydınlatma ve tarımsal sulama
için uygulayacağı tarifeler, EPDK aracılığıyla devlet tarafından tespit edilmekte ve elektrik bu birim fiyat üzerinden tüketicilere satılmaktadır. Bu birim fiyat içerisinde, EPDK’nın
yayımladığı çeşitli formüller içeren düzenlemeler aracılığıyla
Şekil 1. Elektrik Üretim Tesislerinin Sahiplik Yapısına Göre Şekil D1a-ğıElımlekı (trEiPkDÜKr-EetliemktriTkePsiisylaesraisnıiSnekStöarhRipalpikoruYEakpiımsın2a01G7)öre (EPDK-Elektrik Piyasa Sektör Raporu Ekim 2017)
Dağılımı
enerji maliyeti, dağıtım, iletim, perakende satış bedelleri, brüt kar payı, kayıp ve kaçak elektrik tüketimlerinin bedeli, sayaç okuma bedeli gibi kalemlerden oluşmaktadır. Bu birim fiyat üzerinden ayrıca fon ve vergiler yüklenerek nihai fatura
3- Ele3k-trEikleİklettrimikTİelesitsilmeriTAeçıssiısnldearni ADçuırsuımn:d.aEnleDkturikruilmetim: Etelesikstlreirki, devlet abonelere kesilmektedir.
tarafından yapilıelmtiamktatevesidselevlreit,indmevüllektiyteatiraalftıınnddaainşleytailpmıelmkteadkitra. Hveer tdüerlvüleiştlienvi, yeni 6- Elektrik Sistemi Piyasa İşlemleri Açısından Durum:
bağlantılar vembüenlkzeiyriettüimalitşılnemdlaerişTlüertkiilyme eEkletketdriikr.İlHetiemr Atü.Şr.lü(TEişİlAeŞvi),isyiemnlii devlet Gün öncesi, gün içi ve dengeleme adı verilen farklı zamankuruluşu eliylbeagğelraçnektılleaşrtirvielmbeekntezdeirr.i tüm işlemler Türkiye Elektrik İletim
ları içeren piyasaları aracılığıyla elektriğin alım ve satım
ÜlkemAiz.Şde. (izTolEeİsAisŞte)misaidmı vlierdilenvleenttekrukorunnluekştue seilsityelmeegbearğçlıeokllmeşatyiarnil-elektrik işlemleri devlet tarafından kontrol edilen ve bir çeşit borsa
tüketim merkmezelekrit,ebdiirr.kısım çok küçük yerel tüketiciler dışında yoktur ve bu tür izole bülöklgeme iozldueştuuyrÜguulmllkaaensmmınaaimzdiazekintaizdvoıerlr.eilmsiesmteemkteaddirı. vYearnilieynereinndteerükroentimnevketetüskisettiemmyeöntemi
Tüm bileatğimlı oslismteamyianbirelmeketrrkiekz tiülekeytainmbömlgeerkdeeznleetirmi, bveir kkoınstırmol çmoekrkezleri
mantığı ile çalıştırılan elektrik piyasasında yapılmaktadır. Tüm bu işlemler devlet tarafından 18 Mart 2015 tarihinde kurulmuş olan ve yönetilen ve özel sektörün de pay sahibi
tarafından işlketüilçmüekktyeedrire.lTtüürkkeiytiec’dileer36dıKşıVndüastyüotkütmurgveerilbimulteürdreikzioelleekbtörilkgetesisleri olduğu Enerji Piyasaları İşlemleri A.Ş. (EPİAŞ) bünyesinde
TEİAŞ mülkioyleutişntduervuel/mveaysaınkoanitzroinlüvnedreilomlmeamk ezokrtuenddiard. ıYr.ani yerinde üretim
yapılmaktadır. EPİAŞ bünyesinde kamu kurumları olan
Türkiyvee teünkteertkiomnnyeökntetesmistieümliketümmizüdlekeuyyigkualpasnammakmtaadkırt.adBıur. sistem çeşitli EÜAŞ ve TETAŞ’ın yanı sıra tüm özel sektör üretim tesisbüyüklüklerdeTeülemktriilketyiümküstiasştıeymaciakbşirekmildeertküemz kiloemyşuanülbkeöllegree bdaeğnlıedıtri.mYuvneanistan leri ve dağıtım şirketleri piyasa işlemlerini yürütmektedirler.
vudelaağBşııtunımlcga4ayş-reaisEbtealkkenm3kakedo6üstüanriz,rKilektkksrriiViiosnyDtltdeeüüaemtmmğsinnıtetgAüdıremtveekrtsrielüuivTiszpmemlelae/esivrierie3sgnily6eetkaetrraKariikpkrlVAsooiama’nfnçmaınıtnlseiraeındkoknrdtatlddeaiünradesinnlıikidrsdş.itiDeekleemYtuoetlriaenilulnmikmlsmietoare:nbtkikürakTaktğzüeeltovartdeerkincsiuitrsiyiınos.seınlidTleveeatrlaüüedirkkrddıeTtkrıorrt.iği.iEykcreuiİys’dAiedsaŞteneelmeiklinitşrdikkei
Devletin elektrik alım satım işlerinden sorumlu şirket Türkiye Elektrik Ticaret ve Taahhüt A.Ş. (TETAŞ) adı altında 2001 yılından bu yana faaliyet göstermektedir. TETAŞ’ın
içerisinde olaTn eülerktiryiek seenktteörkkounrunlueşklaterı spiesrtaekmenidetüşmirkeütlekreiyiilekdaapğsıtaımm aşikrtkaedtlıerr.idir. 2016 yılı Faaliyet Raporu’nda görülebileceği üzere 2016
TürkiyBeu, 2s1iselteekmtrikçedaşğitıtlıimbbüöylügeksliüneklaeyrrdılemıeşloelkutpritkümyüdakğüıtıtmaştıeysaisclearki devlet yılında Türkiye’de kullanılan elektrik enerjisinin yüzde 38’i
mülkiyetindedşierk. ilKdaeytsüermi, kAoKmEşDuAüŞlkevleereAbYaDğElıMdır.haYruiçnaonlmisatkanüvzeeBreulTgEaD- AŞ’ın TETAŞ, yani devlet tarafından temin edilip müşterilere
mülkiyetindekriistbaun düazğeırtıimndteensiAslevrriunpina eişnlettemrkeonhankekkıtedesvisrityelme ioillueşbtuarğullmanutşısdı ağıtım satılmıştır. 2003 yılında yüzde 77 oranında devlet elinde
şirketleri, yüvzadredır1.00 hisse satışıyla özelleştirme kapsamında özel kuruluşlara olan elektrik ticareti giderek azalmış ve 2016 yılında Türdevredilmiştir. Kayseri ve Civarı Elektrik A.Ş, 1926 yılında imtiyazlı bir şirket olarak kurulmuş olu4p;- iEmlteiykatzrisküreDsiasğoıntuınmdaT1e9s8i2slyeılrınidAaçTısEıKn’deadnevDreduirlmuimş, :19T9ü0ry-ılından itibaren de işkleitymeeehleakkktıridkevsriisytleemyeiniddeendöazğeıltlıemştirşielmbieşkbeisriş,isrkiseteomlargakerfialaimliyietlerini
kiye’deki elektrik ticaretinin yüzde 38’i devlet, yüzde 62’si özel kuruluşlar eliyle yapılır duruma gelmiştir.
sürdürmekted3ir6. AKyVd’ıan,inDdenirizildi ivketeMnuğsloanirllaervinei skoanpsatüyaknetdiacğiyıteımelbeöklgtreiski 1u9l9a1- tarihli
özelleştirme kşaıpnscaamyıandkaad20a0rk8iytılüınmdatAesYisDleErMi kşairpksetaim’naek; tGaödkırsu. YEalenkitrtiükkDeatğicıtiım A.Ş
ise 1998 yıillıenddaoğryuapdıalanniliöşzkeillieçşetririmsienydee odlaaynaneılleakratkrik2s0e1k1töryıklıunrdualuAşlKarEıDAŞ’a devredilmiştirp.eMraekvceuntdteesşisilrekrientlmerüilkiilyeedtiaoğldıtuımğu şgiirbki edtalğeırtıimdirşe. bekesine işletici şirket tarafından ilaTveürekdiilyeen, ş2e1beekleektetsriiskledrianğinıtmımülkbiöyelgtiedseindeevalyertıelmaiıtştiro. lİuşlpetitcüimşirketler
dağıtım tesisleri devlet mülkiyetindedir. Kayseri, AKEDAŞ
ve AYDEM hariç olmak üzere TEDAŞ’ın mülkiyetindeki
bu dağıtım tesislerinin işletme hakkı devriyle oluşturulmuş
dağıtım şirketleri, yüzde 100 hisse satışıyla özelleştirme
kapsamında özel kuruluşlara devredilmiştir. Kayseri ve
Civarı Elektrik A.Ş, 1926 yılında imtiyazlı bir şirket olarak
kurulmuş olup; imtiyaz süresi sonunda 1982 yılında TEK’e
devredilmiş, 1990 yılından itibaren de işletme hakkı devriyle yeniden özelleştirilmiş bir şirket olarak faaliyetlerini
sürdürmektedir. Aydın, Denizli ve Muğla illerini kapsayan
dağıtım bölgesi 1991 tarihli özelleştirme kapsamında 2008
yılında AYDEM şirketi ’ne; Göksu Elektrik Dağıtım A.Ş ise
1998 yılında yapılan özelleştirmeye dayanılarak 2011 yılında
AKEDAŞ’a devredilmiştir. Mevcut tesislerin mülkiyeti
olduğu gibi dağıtım şebekesine işletici şirket tarafından
ilave edilen şebeke tesislerinin mülkiyeti de devlete aittir.
Şekil 2. TETAŞ’ın Türkiye Elektrik Tüketimindeki Payı
Şekil 2- TETAŞ’ın Türkiye Elektrik Tüketimindeki Payı
7- Elektrik Sistemi Düzenleme ve Denetleme Açısından Durum: Türkiye 13 elektrik sektöründe en üst düzenleme ve denetleme kuruluşu olarak Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) bulunmaktadır. Elektrik üretim tesisleri kurulumu için lisans verilmesinden tüketicilere satılacak elektrik fiyat tarifelerine kadar tüm genel
Borsa sistemi dışında elektrik piyasasının nasıl işlediğine
maksimizasyonun da aracısı haline getirmiştir. Böylece
bakılacak olursa, farklı adlar altında piyasada faaliyet yürüten
özünde bir kamu hizmeti olması gereken elektrik temin ve
şirketlerle karşılaşılmaktadır. Dağıtım şirketleri ile perakensunum işlemi Türkiye’de piyasada alınıp satılan bir ticari
de hizmet birbirinden ayrıştırılmış olup, perakende satış
meta ve devletin de bir parçası olduğu piyasanın öznesi
şirketleri nihai kullanıcılara yönelik faaliyet yürütmektedir.
haline gelmiştir.
Bunların yanı sıra piyasada kamu kurumu olan TETAŞ gibi toptan alım-satım, hatta ithalat yapan özel şirketler de bulunmaktadır. Dağıtım şirketleri görevli tedarik şirketleri olarak serbest olmayan tüketicilere ve ikili anlaşma yoluyla elektrik temin edemeyen tüm kişi ve kuruluşlara elektrik sağlamak zorunda olup; ayrıca görevli tedarik şirketleri dışında özel tedarik şirketleri de serbest tüketicilere elektrik satışı yapabilmektedir.
7- Elektrik Sistemi Düzenleme ve Denetleme Açısından Durum: Türkiye elektrik sektöründe en üst düzenleme ve denetleme kuruluşu olarak Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) bulunmaktadır. Elektrik üretim tesisleri kurulumu için lisans verilmesinden tüketicilere
Yukarıda anlatılanlardan açıkça görüleceği üzere bugün ülkemizde elektrik hizmeti; siyasi iktidarlar eliyle yaratılan ve bugün devletin de aktif bir oyuncusu olduğu ana amacı kar maksimizasyonu olan elektrik piyasası tarafından yerine getirilmeye çalışılmaktadır.
Yüz yıldan fazla süren devlet eliyle elektrik hizmetinin piyasalaştırılması ve elektriğin bir ticari meta haline getirilmesi çabaları sonucu elektrik hizmeti kamu hizmeti olma niteliğinden çıkarılarak bir piyasa faaliyeti haline getirilmiştir.
İnsanların kullanması zorunlu olan elektriğin bu şekilde kullanıma sunulması yurttaşlar açısından önemli kısıtlamalar getirmekle beraber çeşitli olumsuzluklara da yol açmıştır.
satılacak elektrik fiyat tarifelerine kadar tüm genel kararlar bu kurum tarafından alınarak uygulamaya sokulmaktadır.
Enerji Politikalarının Somut Sonuçları
EPDK yönetimi Bakanlar Kurulu tarafından belli süreler için seçilmektedir. Dolayısıyla devlet elektrik sektörünün düzenleme ve denetlemesini tam anlamı ile elinde tutmaktadır. Ayrıca dağıtım şirketlerinin denetlenmesi konusunda Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı yetkili kılınmıştır.
Ülkemizde uzun zamandan beri elektrik sektöründe devlet-özel sektör ortaklığıyla, devletin karar ve gözetiminde sürdürülen yapının yarattığı sonuçları elektrik alanındaki temel hedef olan “arz güvenliği ve ucuz enerji” bağlamında değerlendirebiliriz.
Ayrıntılı olarak ele aldığımız elektrik sektör yapılanmasını kısaca şöyle özetleyebiliriz:
Elektrik üretim tesislerinin bir bölümü devlet tarafından inşa edilmiştir. Elektrik üretebilmek için gerekli olan tüm kaynakların tahsisleri devlet tarafından yapılmaktadır. Elektrik üretim tesisi kurmak için gerekli izin devlet tarafından verilmektedir. Buna ek olarak devlet bazı üretim tesislerine doğrudan alım ve fiyat garantileri vererek ve/veya çeşitli teşvikler sağlayarak, kaynak kullanımları için ihaleler yapıp süreli alım ve fiyat garantileri vererek, üretim alanında EÜAŞ üzerinden yürüttüğü doğrudan faaliyetlerin dışında dolaylı
1-Elektrikte arz fazlası oluşmuştur: TEİAŞ’ın İnternet sitesinde 2017 yılsonu itibarıyla kurulu güç rakamı 85 bin 200 megavat (MW) olarak açıklanmıştır. Türkiye’nin 2017 yılı puant (tepe) yükü ise 47 bin 660 MW olmuştur. Aradaki fark 37 bin 600 MW’tır. Bu yüzde 79 oranında yedek güç olduğu anlamına gelmektedir.
Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerin yurttaşlarının refah düzeyinin arttırılması için çok fazla alt ve üst yapı yatırımlarına ihtiyaç olan bir ülkede yüzde 79 gibi çok yüksek bir yedek güç ile çalışan bir elektrik sistemine sahip olunması kaynakların doğru kullanılmadığı anlamına gelmektedir.
olarak da aktif bir rol almaktadır. Elektrik iletim tesisleri
Türkiye’nin elektrik üretim tesisleri çok gençtir. Türkiye
devlet tarafından işletilmektedir. Dağıtım tesislerinin mal
kurulu gücünün 1992 yılında 18 bin 716 MW, 2002 yılında
sahibi devlet olup işletmesini belli sürelerle özel şirketlere
31 bin 846 olduğu göz önüne alınırsa mevcut kurulu gücün
kiralamıştır. En büyük elektrik alım satım şirketi TETAŞ
yüzde 78’inin 25 yaşın altında, yüzde 63’ünün 15 yaşın altındevlet kuruluşu olup; devletin işlettiği üretim tesislerinden
da olduğu görülecektir. Elektrik üretim tesislerinin teknik
ve piyasadan elektrik alıp satmakta, ayrıca devlet üzerinden
ömürleri burada belirtilen sürelerden çok uzundur. Elektrik
alım garantisi verilen özel şirketlerden de elektrik alıp satma
üretim tesislerinde en kısa ömür 40 yıl olarak kabul edilfaaliyeti yürütmektedir. Dağıtım şirketleri, aydınlatma ile
mektedir. Dolayısıyla kapatılacak tesisler olacağı gerekçesi
kayıp ve kaçak tüketimler için elektriği TETAŞ’tan almak
ile kurulu güç artışı düşünmek ve yeni yatırımlar yapmak
zorundadır. Bunun yanında piyasada alınıp satılan elektriğin
Türkiye için doğru bir karar olmamaktadır.
ticaret koşulları yine devlet kuruluşlarının ağırlıklı olarak pay
Şu anda mevcut üretim tesisleri için ortalama emreamasahibi olduğu EPİAŞ kuralları çerçevesinde yapılmaktadır. En
de olma faktörü yüzde 67.3 ile 61.8 civarındadır. TEİAŞ
önemli husus olarak da son müşteri olan halka elektrik satış
tarafından Ağustos 2017 tarihinde yayımlanan Türkiye
fiyatları EPDK aracılığıyla devlet tarafından belirlenmektedir.
elektrik enerjisi 5 Yıllık (2017-2021) Üretim Kapasite
Yani sonuç olarak ülkemizde elektrikalsaenktö2r0ü0d7e-v2le0t2in1izyinıllvaerı arasıPnraojielkişskiyionnug’enrdçaekyelerşaelnanv2e00ö7n-g2ö0r2ü1leyınllaermı arreaasmınadielilşikkinoranları
imkan verdiği ölçüler içerisinde harŞeekketile3d’etnebgiör rmüelmkaenkizte-dir. gerçekleşen ve öngörülen emreamadelik oranları Şekil 3’te
madır. Yasada öngörülen piyasanın nasıl bir piyasa olacağına
görülmektedir.
ve bunun içerisinde özel kuruluşların ne
şekilde yer alacağına devlet yöneticileri
ve siyasal iktidar karar vermektedir.
Devletin elektrik hizmeti için kurmuş olduğu ve içerisinde karar verici oranda yer aldığı piyasanın ana amacı kardır ve ancak kar ettiği sürece yaşam bulabilir. Her piyasanın amacı karın maksimize edilmesidir. Türkiye’de yasa ile elektrik hizmetini bir piyasa oluşturulmasına Şekil 3- TEİAŞ 5 ŞYekılillı3k. TÜErİAeŞti5mYıllKıkaÜpreatsimiteKapParsiotejePkrosjieykosinyounu’n’nddaann(2(02170-12072-12)021) bağlayan siyasi iktidarlar, devleti buGkearrçekleşen ve ÖngörülenGEermçerkeleaşemn avedÖenligkörOülernaEnmlareraımTadaeblilkoOsura.nları Tablosu.
Tablodan açıkça görüleceği üzere Türkiye’deki e2le01k8trMikart •üSareytı-i4m63 tesisi
yatırımlarının yüzde 33-38 arasındaki büyük bir bölümü atıl kapasite olarak her daim
üretim yapamayacak durumdadır. Bu durum ise gerçek bir israfı işaret etmektedir.
yüzde 41 kapasite (Hesaplama 2017 Ağustos ayı itibarı ile toplam üretim içindeki
kaynak ihtiyaç
poalaynlartıüekseatsimalınkıaprştıolapnlaambilimçeirşisionlempakaytaladşırt.ırı(lKaraapkaysaitpeılmfaıkşttöırr.ü)=ileKiuşrluetliulmgeüsçiylxedos
8760s/... yılı üretimi) TEİAŞ tarafından
hazırlanan
10ELYEıllKıkTRElİeKktrMik ÜTHükEetNimDTİSalLepİĞTİahmini
Raporu’nda Türkiye’nin tüketimine ilişkin tahminler Şekil 4’te yer almaktadır.
Tablodan açıkça görüleceği üzere Türkiye’deki elektrik üretim tesisi yatırımlarının yüzde 33-38 arasındaki büyük bir bölümü atıl kapasite olarak her daim üretim yapamayacak durumdadır. Bu durum ise gerçek bir israfı işaret etmektedir. Anlaşılan fizibilite yapılması esnasında büyük hatalar yapılarak veya yanlış kabullere dayanılarak kaynak varlığına oranla fazla kapasiteli santrallar inşa edilmiştir.
Emreamade olma faktörü su, rüzgar gibi doğal kaynak eksiklikleri veya arıza bakım gibi teknik nedenlerle üretim tesislerinin üretim yapamama durumlarından oluşur ve genelde
toplam sistem için yüzde 15-20 arasındadır. Türkiye’de arıza
nedeni ile kapasitenin kullanılamama oranı yüzde 1-13 arasındadır. (Türkiye Elektrik Sisteminde Emreamade Kapasite
Şekil 4- TEİAŞ-10 Yıllık Talep Tahmini Raporu’ndaki 3 Senaryoya Göre
İncelemesi-TEİAŞ Planlama ve Stratejik Yönetim Dairesi Başkanlığı Syf:3) Asıl emreamade olmama durumu, arıza dışı nedenlerden kaynaklanmaktadır. Bu nedenlere bakıldığında
EkalpekastirtieŞGkBeiuöTlkerüteiaçklbaEe4llotıl.şienmtTkuırntEıArlıiİirrnkAstcaıŞTşe2l-Tüe10nak20mbe6YlteoiysımslıilulnııdkAieçTrnitnıaaşldneüTlpaşşaüTıbklalacsoheasnğmuaı riünyzoiedRraeatmpüokerevutciu’lentcdkeaukkrueinl3uerSgjieüyçni,,ayyrüyüozzddyaee
47.6 51.7
kapasite ile çalıştırılırsa baz senaryoda tüketilecek enerjiyi, yüzde 56.2 kapasite ile
ise gelen su ve rüzgar gibi doğal faktörler yanında özellikle kö- çalıştırılırsa yüksek senaryoda tüketilecek enerjiyi karşılayabilecek durumdadır.
mür yakan termik santrallardaki işletme koşullarında yaşanan
SSoonnuuç çolaorlaakrTaükrkTiyüe’rdkeiuyyeg’udlaenuanyegluekltarinkapnolietilkeaklatrrınikınpyaorlaittmikışaolaldruığnuınfazla
sorunlarla karşılaşılmaktadır. Yani Türkiye’de mevcut termik santralların devrede olmama süreleri oldukça yüksektir. Bu
üretim ykUaayprgaaustiltmaensmiışnaesodı ledngieuyrlğeekueenlefkaptzroilklaitsiüekkarteögrtüeirnmçdeekkçisiarapefaakosnnietodemesniikonldbeuüdğyuüemngöeiryülvneemeeblkuetnekadtirru.iykgun elektriksetükkteötirmüntadleep itsahrmafianleyroi lilaeçithıtğiyıagcıökraürnşılmayeackatkedbüiry.üklükte elektrik üretim
sorun bakım ve düzenlemelerle iyileştirilebilir. Bu bakım ve tesisi yUapıylmguaslıadnır.mYaapsıılagceakretekseisnlerpinoüliretitikmakgaeparsçiteekfçakitöerkleorindoemgeirkçebkçüiyoülmmaleıdır.
iyileştirmeleri yapmak yerine yeni üretim tesisleri kurulmasının ülke ekonomisi açısından yarar getirmeyeceği açıktır.
sAisfatekmi drveaekgaebmruelkansrilaza uybayütgıyrüıumknotereaslniesıklneıtrryüiykkaspteıüllatmkraeekktiteemmdirrte.aamleapdetaohlmmainorlaenrıni ıinlediühşütkiyaoclmı ası k2a- rEşleılkatryiakcfaiykabtıüçoykükarltümkıtşeveelheaklktriçikinüerkeontiommitkebsiirsyiüykaphaıllmineagseıldmıriş.tir:
Ayrıca günlük tüketim talebinin karşılanmasında ihtiyaçtan GelişenYdaüpnyılaakcoaşkulltaerısiiçselreisrinindeüTrüerktiiyme’dkeaepleakstritkekufallakntıömrıleferrti bdaeşıngaearrtçmeakkçtaidır.
fazla üretim tesisi mevcut olduğundan bazı santrallar üretim Bu ise oalilme abülıtdçeısri.neAöfankemi lriabkiramyülkarolluaştbuürmyaükktadteırs. iTsülrekriyyea’dpeılealerkatkrikemfiyraetlaar-ının yapamayarak atıl olarak beklemek zorunda kalmaktadır. Bu fdiüynaytlaarmüınlkaaeedltekeriisoiillaemçıkakaçroaşırlgaaöşnrtüıırnlımlımneaksdteınüddişra.ünTkbüuorkgliümyneea’nskiınasdüiaysretsueiymogluddluaenğaugneErpkeoolknitosimkizailkayraİışntbıirerıllmeiğkitrvike durum santralların kapasite kullanım oranlarını düşürerek KalkınmoraaÖnrıgnütıüy’nüükns(eOlEtmCDe)kvteeDdeivrl.etin resmi kuruluşları tarafından hazırlanan bazı
ilk yatırım sırasında hesaplanan gelirden daha az gelir elde tablolar2a-şaEğıldeakvterriilkmifşitiyr.atı çok artmış ve halk için ekonomik bir
etmelerine ve dolayısıyla mali yapılarının olumsuz etkilenyük haline gelmiştir: Gelişen dünya koşulları içerisinde
mesine neden olmaktadır. Son tahlilde proje kapasitesi al-
Türkiye’de elektrik kullanımı fert başına artmaktadır. Bu ise
tına düşen üretim kapasiteleri, üretilen elektrik maliyetinin artmasına yol açmaktadır.
aile bütçesine önemli bir yük oluşturmaktadır. Türkiye’de elektrik fiyatlarının dünya ülkeleri ile karşılaştırılmasından
Bugün mevcut kurulu güç TEİAŞ’ın hazırlamış olduğu 10
bugüne kadar uygulanan politikaların elektrik fiyatlarına
Yıllık Talep Tahmin Raporu’nda 3 farklı senaryoda öngöetkisi açıkça görülmektedir. Türkiye’nin üyesi olduğu
rülen 2026 yılı tepe güç ihtiyacından bile fazladır. Bu rapora
Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü’nün (OECD) ve
göre Türkiye’nin 2026 yılı puant güç tahmini; düşük, baz ve
Devletin resmi kuruluşları tarafından hazırlanan bazı tabyüksek artış senaryolarına göre sırasıyla 56 bin 613 MW, 61
lolar aşağıda verilmiştir.
bin 446 MW ve 66 bin 809 MW’tır. Eğer emreamade olma faktörü dünya genelinde olduğu gibi yüzde 80 civarına yükseltilebilirse 2026 yılına kadar puant güç açısından yeni bir tesise bile ihtiyaç yoktur. Ayrıca 2017 Temmuz ayı itibarı ile
Şekil 5’te görüleceği üzere mesken fiyatları yanında sanayi ve tarımsal sulama gibi diğer tarifelerde de uygulanan birim fiyatlarda yaklaşık 2-2.5 misli artışlar olmuştur.
lisans almış ve inşaatına başlanmış 26 bin 500 MW elektrik
üretim tesisi vardır. Bu tesislerle birlikte arz fazlası, kurulu
güç açısından çok daha yüksek düzeylere çıkmaktadır.
Kurulu güçteki arz fazlası, ülkemizin mevcut tüketimi dikkate alındığında daha görünür bir hale gelmektedir. 2017 yılı elektrik tüketiminin 290 milyar kWh civarında kesinleşeceği ve mevcut kurulu güç ile bu tüketimi karşılayacak üretimin rahatlıkla gerçekleştirilebildiği görünmektedir. Yani Türkiye mevcut elektrik üretim tesislerinin yüzde 41 kapasite (Hesaplama 2017 Ağustos ayı itibarı ile toplam üretim içindeki kaynak payları esas alınıp toplam içerisine paylaştırılarak yapılmıştır) ile işletilmesiyle ihtiyaç olan tüketim karşılanabilmiş olmaktadır. (Kapasite faktörü= Kurulu güç x 8760s/... yılı üretimi)
TEİAŞ tarafından hazırlanan 10 Yıllık Elektrik Tüketim Talep Tahmini Raporu’nda Türkiye’nin tüketimine ilişkin tahminler Şekil 4’te yer almaktadır.
Bu tablonun incelenmesinden anlaşılacağı üzere mevcut kurulu güç; yüzde 47.6 kapasite ile çalıştırılırsa 2026 yılı için düşük senaryoda tüketilecek enerjiyi, yüzde 51.7 kapasite ile çalıştırılırsa baz senaryoda tüketilecek enerjiyi, yüzde 56.2 kapasite ile çalıştırılırsa yüksek senaryoda tüketilecek enerjiyi karşılayabilecek durumdadır.
Şekil 5. Vergi ve Fonlar Hariç Elektrik Tarifesi’nin Abone Gruplarına Göre Yıllar İtibarıyla Gelişimi
Şekil 6’da yer verilen tabloda 2002-2015 yılları arasında TETAŞ elektrik alım fiyatları yer almaktadır. Bu tablo da elektrik üretim maliyetlerindeki artışı gösteren bir başka veri sunmaktadır. Buna göre TETAŞ’ın alış fiyatları TL bazında 2.62, satış fiyatları 2.2 misli artmıştır.
ŞŞeekkiill66-T.TEETATŞA’ıŞn’AınlışA-Slıaşt-ışSFaityıaştlFariıyatları
Şekil 7’de OECD ülkelerinde hane halkı elektrik fiyatlarının dolar bazında 20062014 yılları arasındaki değişimi gösterilmektedir.
Şekil 7’de OECD ülkelerinde hane halkı elektrik fiyatlarının dolar bazında 2006-2014 yılları arasındaki değişimi gösterilmektedir.
Bu tabloya göre ABD Doları cinsinden konut elektrik fiyatlarının Türkiye’de 2006 ile 2014 yılları arasında 1.6 misli arttığı, 2014 yılında Türkiye mesken elektrik fiyatlarının OECD ortalamasının üzerinde olduğu, 2006 yılında Türkiye’de mesken elektrik fiyatları OECD ortalamasının yüzde 20 altında iken 2014 yılında yüzde 9 üzerine çıktığı görülmektedir.
Yine OECD’nin 2014 yılı itibarıyla satın alma gücüne göre hanehalkı elektrik fiyatlarının durumuna ilişkin Şekil 8’de verilen grafik üzerinden değerlendirme yapıldığında Türkiye’nin OECD ülkeleri içerisinde hane halkına en pahalı elektrik sağlayan 6. ülke olduğu görülmektedir.
Bu noktada kurulu güç, elektrik tüketimi ve fiyatlarına ilişkin verileri bütün olarak değerlendirdiğimizde, kapitalist ekonomik sistemin genel kurallarının bile dışında bir durumla karşı karşıya olduğumuz net olarak görülmektedir. Yani arz fazlası varken son tüketiciye satış fiyatları düşmemekte, hatta aksine artmaktadır. Dolayısıyla uygulanan politikanın yasada belirtildiği şekilde bir ucuzluk getirmediğini, tersine fiyatları arttırdığını görmekteyiz. Şekil 9’da Dünya Bankası kaynakları kullanılarak hazırlanmış 2000-2015 yılları arasında kişi başına düşen milli gelir artışları görülmektedir. Buna göre Türkiye’nin kişi başına düşen milli gelirinin yüzde 45 civarında arttığı gerçeği göz önüne alınırsa elektrik fiyat artışlarının milli gelir artış oranının çok üzerinde olduğu ortaya çıkmaktadır ki çok yüksek oranda artan elektrik fiyatlarının hanehalkına ekonomik zorluk getirdiği açıkça görülmektedir.
Şekil 7- OECD Hanehalkı Elektrik Fiyatları-Dolar/MWh
Şekil 7. OECD Hanehalkı Elektrik Fiyatları-Dolar/MWh
Şekil Ş9e-kiDl ü9.nDyaünByaaBnaknaksaısıKKaayynnaakkllaarrınınaaGöGreörÜelkÜellekreinleKriinşi BKaişşıinaBaşına Düşen Milli Gelir ADrtüışşeın Milli Gelir Artışı
iooyşalllmmreatuamrışknettuaa3rd-.omUılBrmay:lugiulel3yeuaBşn-entrlmUitueeaill,driermyn.ajreüidigYansr,kilulıeağaenatpüilryiaaırtlnlgüeemataimennibkglnaieabeldngalrlyiaeüarerecşırnilbnntmeyıiigkıorralnmeietdlbmenmlahaaeelışbaaeczıbrillenekleaaidlkakşrteüdaıtktnerneüedtialnykrşeıaeeierkkdrefl:ntjialeiryeBykiakgkkaitfettalltirrlafiyıyieniirrkanykcııdtamaelditkkffağliüiltravyiayeşıerarmngaıeıtinnlıitlüşanbelıdşlrnakieıatnrtvyrhdmıuieeunkıanczceıblufuianiluumzzyeclladnudaaautüelummlzcaişbrlyueraauaieınmzmlsnytiııa--rnanyyiaandatsıüraşınnmemelnadegrveyıenneel devam edecenğeindiegnöostlemrmueşktuterd.iBr.uAnBeDdeEnnleertjüi mBildgüi nİydaadreasie’lneinktr(EikIAfi)yaYtlıallrıık Gözlem2017 Raporud’nüdşamkiüdşevğeebrluerdeugröurme 2in02s2anvlaerı2n04y0arayrılılnaarınoalmiluişşktiunr.eYnearpjiılaknaynaklarına göre öngörüleanraüşrteıtrimmamlaarlidyüetnleyraidnaing2e0le1c7eykıtleı ielleekkatrrşikılafşiytıartmlaarsıınŞınekdiül 1şm0’deayeverilmiştir.
devam edeceğini göstermektedir. ABD Enerji Bilgi İdaresi’nin (EIA) Yıllık Gözlem-2017 Raporu’ndaki değerlere göre 2022 ve 2040 yıllarına ilişkin enerji kaynaklarına göre öngörülen üretim maliyetlerinin 2017 yılı ile karşılaştırması Şekil 10’da verilmiştir.
Şekil 8. OECD Satın Alma Gücüne Göre Hanehalkı Elektrik Fiyatları-2014
Şekil 10’dan açıkça görüleceği üzere bugün ve gelecekte beher kWh başına maliyet; yatırım, iletim ve işletme giderleri, finansman, sosyal maliyetler ve diğer hususlar göz
3-Uygulamalar gelecekte elektrik fiyatlarının ucuzlamasına engel
olmaktadır: Bilindiği gibi yenilenebilir enerji kaynaklarının hızla düşen yatırım ve işletme maliyetleri, üretilen birim başına elektrik fiyatlarında ucuzlamaya neden
olmuştur. Bu nedenle tüm dünyada elektrik fiyatları düşmüş ve bu durum insanların yararına olmuştur. Yapılan araştırmalar dünyada gelecekte elektrik fiyatlarının düşmeye
devam edeceğini göstermektedir. ABD Enerji Bilgi İdaresi’nin (EIA) Yıllık Gözlem-
2017 Raporu’ndaki değerlere göre 2022 ve 2040 yıllarına ilişkin enerji kaynaklarına
göre öngörülen üretim maliyetlerinin 2017 yılı ile karşılaştırması Şekil 10’da verilmiştir.
mür yakıtlı santrallardan kaynaklandığı kabul edilmektedir.
Bu gerçek Türkiye tarafından da kabul edilerek Paris İklim
Anlaşması’na imza atılmış ve sera gazlarının yüzde 70 oranında elektrik üretim endüstrisinden kaynaklandığı ve 2030
yılına kadar sera gazı artışında normal gelişmeye göre yüzde
21 düşük artış olacağı taahhüdü verilmiştir. Ancak Türkiye
“Milli enerji ve maden politikası” çerçevesinde; sera gazı
emisyonlarının en büyük kaynağı olan kömür yakan termik
santralların teşvik edilmesine, yeni bulunanlar dahil tüm
kömür kaynaklarının elektrik üretimine tahsis edilmesine, kömürden üretilecek elektriğe her yıl ilan edilerek belirlenecek
olan ve bugün 6 sent/kWh civarında olan (2016 yılı için 16.5
kr/kWh, 2018 yılı için 20.135 kr/kwh) bir teşvik fiyatı verilmesine Bakanlar Kurulu kararnamesi ile karar verilmiştir. Aynı
kararnamede kömür yakıtlı elektrik santrallarına 2024 yılına
kadar enflasyon artışına oranlı alım garantileri de verilmiştir.
Şekil 10. ABD EIA Yıllık Gözlem 2017 (Annual Outlook) Değerlerine Göre Elektrik Üretim Kaynaklarına Göre Maliyet Gelişimi.
önüne alınarak yapılan çalışmalar sonucunda genelde 6 sent/kWh ve 10 sent/kWh üzerinde olmak üzere iki kümede gruplaşmaktadır.
Ülkemizde düşük miktarlarda (1 GWh/yıl) yenilenebilir enerji kaynaklı santrallara teşvikler verilmekle beraber büyük ölçekli (35 GWh/yıl ve üzeri) nükleer santrallara ve yerli kömür santrallarının hemen hemen tamamına alım garantileri verilmektedir. Bu alım garantileri elektrik fiyatlarında önümüzdeki yıllarda teknik gelişmelerden dolayı oluşacak ucuzlamaların son kullanıcı fiyatlarına yansımasını engelleyeceği gibi mevcut fiyatların da çok üzerinde olan alım garantileri nedeniyle pahalı elektrik kullanımına yol açmaya devam edecektir. Örneğin Akkuyu NGS’ye yıllık üretiminin yüzde 50’si için 12.35 sent/kWh, Sinop NGS tüm üretimi için 10.80 sent/kWh+yakıt fiyatı, kömür santrallarına 20.0135 kr/kWh alım garantileri verilmiştir.
AB-Türkiye Enerji İşbirliği 2017 Ekim Bruegel Raporu’nda Türkiye’nin sera gazı emisyonlarındaki mevcut artış ile Paris Anlaşması taahhütlerine uymasının mümkün olamayacağı belirtilerek, AB ile Türkiye’deki sera gazı emisyon azaltılması çalışmalarını somutlamak için Şekil 11’deki grafiğe yer verilmiştir.
Ülkemizde fosil yakıtlara bağlı elektrik üretim tesisleri, yapımı azaltılmadan devam etmektedir. 2006-2016 yılları arasında fosil yakıt yatırımları tüm yatırımların yarısından fazla olmuştur (%54). 2017 yılı üretiminde ise fosil yakıtların oranı Şekil 12’deki grafikte görüleceği üzere yüzde 68’e kadar yükselmiştir.
Bu durum iklim değişikliği önlemleri açısından Paris İklim müAmnkülanşomlaamsaıyaçcearğçı ebveleirstiilnerdeek, vAeBriilleenTütrakaiyheh’düetkliesreera ugyauzımemuinsyopnekazaltılması çalmışmüamlarkınüı nsoomluatmlamaaykaciçainğŞınekınil 1a1y’rdıekbiigrragföiğsetyeerrgveesriilmoilşmtira. ktadır.
Böylece uzun süreler (15-20 yıl) için verilen yüksek fiyatlı alım garantileri gelecekteki elektrik fiyatlarını da belli oranda belirleyerek; 2030-2040 yılları elektrik fiyatlarına bile bugünden ipotek konulmasına neden olmaktadır. Yani pahalı kaynaklara alım garantileri verilerek ilerideki yıllarda elektriğin ucuzlamasına engel olunmaktadır.
4- Elektrik kesintileri ve enterkonnekte sistem çöküşleri artmıştır: Elektrik enerjisinin teminindeki en önemli faktörlerin başında elektriğin sürekli ve kaliteli olması yani gerilim ve frekansının istenen değerlerde olması gelir. Bu nedenle yasada amaç maddesine elektriğin kaliteli sunulması niteliği de eklenmiştir.
ŞekiŞle1k1il. A1B1--TAüBr-kTiyüerEkinyeerjEi nİşebrijriliİğşib2ir0l1iğ7iE2k0im17 BErkuiemgelBruegel Raporu’ndaki TüRrkapiyoeruve’nAdBak’ni TinüSrekriyaeGveazAı Bsa’nlıinnımSelarraınGaazİlıişSkailnınGımralafrikına İlişkin Grafik
Ülkemizde fosil yakıtlara bağlı elektrik üretim tesisleri, yapımı azaltılmadan devam etmektedir. 2006-2016 yılları arasında fosil yakıt yatırımları tüm yatırımların yarısından fazla olmuştur (%54). 2017 yılı üretiminde ise fosil yakıtların oranı Şekil 12’deki yer alan grafikte görüleceği üzere yüzde 68’e kadar yükselmiştir.
Türkiye’nin bugün geldiği noktada Ankara’nın ortasında bile sıklıkla rastlanan kesintiler bulunmakta olup; sanayi tesislerinde ani elektrik kesintilerinin yarattığı sıkıntılar bilinmektedir. Bölgesel ve yerel elektrik kesintileri genellikle dağıtım sistemlerindeki aksaklıklara bağlıdır. Ancak 2015 yılı 31 Mart günü meydana gelen sistem çökmesinin dünyadaki 7. büyük sistem arızası olması ve tüm Türkiye’nin 10 saate yakın elektriksiz kalmış olması Türkiye genel elektrik sisteminin de pek güvenilir olmadığını ortaya koymaktadır.
5- Fosil yakıt yoğunluğu sürmekte ve elektrik üretim
yatırımları sera gazı emisyonlarını arttırmaktadır:
Bugünün dünyasında iklim değişikliğinin ana nedeni olan
sera gazlarının çok büyük oranda fosil yakıtlı ve özellikle kö-
Şekil 12. Türkiye’de 2017 Yılı Elektrik Üretiminde Fosil Yakıtların Payı
Şekil 12- Türkiye’de 2017 Yılı Elektrik Üretiminde Fosil Yakıtların Payı
Bu durum iklim değişikliği önlemleri açısından Paris İklim Anlaşması çerçevesinde verilen taahhütlere uyumun pek mümkün olamayacağını1n7ayrı bir
göstergesi olmaktadır.
6-Enerjinin sürdürülebilirliği güvenliği artmamaktadır: Enerji yalnız bugün
için değil gelecek için de bugünden hazırlanması gereken bir süreç olduğundan ve
6- Enerjinin sürdürülebilirliği güvenliği artmamaktadır: Enerji yalnız bugün için değil gelecek için de bugünden hazırlanması gereken bir süreç olduğundan ve dünyada enerji kaynaklarının kısıtlı olması nedeniyle enerjinin sürdürülebilirliği, enerji sektörünün çözülmesi gereken en önemli sorunudur. Enerjinin yalnızca kullanılması değil, sunumunun sürdürülebilirliği de ayrıca önemli bir
Şekil 13. Dünya Enerji Konseyi’nin Enerjinin Sacayağı Çalışması Şekil 13- Dünya Enerji Konseyi’nin Enerjinin Sacayağı Çalışması
Bu temel unsurlar açısından 125 ülke, bir sıralamaya (endekse) tabi tutulmuştur. Endekse konu ülkelerin performansları da Şekil 14’deki tabloda verilen kriterler çerçevesinde değerlendirilmiştir.
Şekil 14- Dünya Enerji Konseyi Enerjinin Sacayağı Çalışmasındaki Ülke Değerlendirme Kriterleri
Şekil 14. Dünya Enerji Konseyi Enerjinin Sacayağı Çalışmasındaki değerlenBduÜirdmlekeğedeeDrl1een2ğd5eirürmllekene sdaorinarsmuıcneudaKT4ür6irtk.eisyrılereairdçiaidnırŞ.ekil 15’te gösterilmektedir. Türkiye, bu
unsurdur. Bu konuyu incelemek için çok çeşitli çalışmalar yapılmaktadır. Enerjinin varlığına güvenilerek yapılan birçok girişim, eğer enerji sunumunun sürekliliği garanti altına alınmamışsa ya yarım kalmakta veya ekonomik olma özelliğini kaybetmektedir.
Dünya Enerji Konseyi (WEC) enerjinin sürdürülebilirliğini üç temel unsurda inceleyerek elinde verileri olan (üyesi olan) 125 ülke için değerlendirmeler yapmıştır. Bu çalışmada temel alınan 3 unsur;
-Enerjinin güvenliği -Enerjinin eşit dağılımı -Çevresel sürdürülebilirlik olarak belirlenmiş ve Dünya Enerji Konseyi bu konuyu Enerjinin Sacayağı (World Energy Trilemma) olarak adlandırmıştır. Bu çalışmaların en sonuncusu World Energy Trilemma Index 2016 adı ile yayımlanmıştır.
Bu temel unsurlar açısından 125 ülke, bir sıralamaya (endekse) tabi tutulmuştur. Endekse konu ülkelerin performansları da Şekil 14’deki tabloda verilen kriterler çerçevesinde değerlendirilmiştir.
Bu değerlendirme sonucu Türkiye için Şekil 15’te gösterilmektedir. Türkiye, bu değerlendirmede 125 ülke arasında 46. sıradadır.
Burada dikkat edilecek husus, Türkiye’nin genel endeks sıralamasında 46. sırada olmasına karşın enerji güvenliği sıralamasında 69. olmasıdır. Bu değerlendirme çok miktarda enerji üretim tesisi yaparak enerji güvenliğinin sağlanamayacağının açık bir göstergesidir.
7- Elektrik enerjisinde dışa bağımlılık sürmektedir: Elektrik enerjisi konusunda dışa bağımlılık sürdürülebilirlik açısından önemli unsurlardan birisidir ve günümüzün barıştan uzak dünyasında ön plana çıkmaktadır. Bugünün dünyasında tüm enerji kaynaklarını bünyesinde toplayan ülke hemen hemen yoktur. Ancak enerjide dışa bağımlılık yönetilebilir ve ekonomik açıdan değerlendirilebilir olmalıdır. Türkiye genel enerji açısından yüzde 75-76 oranında, elektrik enerjisi açısından yüzde 50 oranında dışa bağımlı bir ülkedir.
Elektrik enerjisi açısından Türkiye’deki kaynak bağımlılığına ilişkin gelişim Şekil 16’da yer verilen grafikte görülmektedir. Uygulanan politikalar sonucunda 1988’de yüzde 85 oranında olan elektrik üretimindeki yerli kaynak kullanımı 2000-2001 yıllarında yüzde 50’ye düşmüş daha sonra ithal kaynak kullanımı yani dışa bağımlılık 2014 yılında yüzde 62’yi aşmış en son 2016 yılında yeniden yüzde 50 seviyelerine düşmüştür.
Şekil 16- Elektrik Üretiminin Yıllara Göre Yerli-İthal Kaynak Bağımlılık ŞeŞTkeiülkrik1li5y1-e5’.nDDinüünDnyyuaaruEEmnneuerrjjiiKoKnosnesyeiyEi nEernjeinrjiinniSnacaSyaacğaıyaÇğaılışÇmaalısşım’nadsaı’ndOaranlarıŞBKeağkaıiymln1laı6lkı.k:EOTleErkatİnrAliakŞrÜıvKreeratiyilnmearikin:iTn EYİılAlaŞraveGriölereriYerli-İthal Kaynak
Türkiye’nin Durumu
Bu1ra8da dikkat edilecek husus, Türkiye’nin genel endeks sıralamasında 46. sırada olmasına karşın enerji güvenliği sıralamasında 69. olmasıdır. Bu değerlendirme çok miktarda enerji üretim tesisi yaparak enerji güvenliğinin sağlanamayacağının açık bir göstergesidir.
Kurulu güç açısından ise 2000 yılında yüzde 66.3 oranında
Yirminci asrın başından bugüne kadar yüz yıldan fazla süolan yerli kaynak kullanan elektrik üretim tesis oranı, 2016
redir uygulanan enerji politikalarının elektrikte arzu edilen
yılında yaklaşık 10 puan azalarak yüzde 56.6’ya gerilemiştir
sonuçları veremediği görülmektedir.
(Şekil 17).
Şekil 18’de görüleceği üzere 2006-2016 yılları arasında yeni devreye alınan 34 bin 306 MW’lık elektrik üretim tesisinin 18 bin 487 MW’ı (%54) ithal kaynak kullanan tesislerden, geriye kalan 15 bin 819 MW’ı (%46) yerli kaynak kullanan
Nasıl Bir Politika Uygulanmalı?
Birinci olarak elektrik enerjisi temini konusu bir piyasa konusu olarak değil bir kamu hizmeti olarak tarif edilmeli ve kar amaçlı değil hizmet amaçlı olmalıdır.
tesislerden oluşmaktadır. Yani 2006-2016 döneminde dış kaynağa bağımlı tesis artmıştır.
Ülke birincil kaynaklarının halkın malı olduğu gerçeğinden hareketle kaynak tahsis ve kullanımı; bünyesin-
Özet olarak uygulanan elektrik enerjisi politikalarının aşağıdaki sonuçları verdiğini görmekteyiz:
-Arz fazlası oluşmuş ve kapasite kullanım oranları
de devletten bağımsız ilgili kurum ve kuruluşların yer aldığı özerk bir kuruluş tarafından merkezi planlama ile yapılmalıdır.
düşmüş; dolayısıyla yatırım maliyetleri artmıştır. Ülke
Gerçekçi talep tahminleri yapılarak enerji planlaması bu
kaynakları israf edilmektedir. -Elektrik satış fiyatları yükselmiş, Türkiye’de mesken elektrik fiyatları OECD ortalamasının üzerine çıkmıştır ve Türkiye alım gücü paritesine göre elektrik fiyatlarında OECD içerisinde 6. sıraya yükselmiştir. -Kömür ve nükleer santrallarına alım garantileri ve teşvikler verilerek elektrik fiyatına ileriki yıllar için şimdiden
talep tahminleri üzerine bina edilmelidir.
Ülkenin mevcut kurulu gücü gelecek yılların elektrik ihtiyacını uzun bir dönem karşılayacak kapasitededir. Bu durum dikkate alınarak baz yük mevcut santrallardan, tepe yük ise yenilenebilir kaynaklardan karşılanacak bir planlama içerisine gidilmelidir.
ipotek konmuştur.
Sera gazı artışları dikkate alınarak özellikle kömür sant-
-Elektrik kesintileri ve sistem çökmelerine mani olurallarının yapımı öncelik ithal kömüre verilerek durdunamamıştır.
rulmalıdır.
-Sera gazı emisyonları hızla artmaktadır. Elektrik üreti-
Şekil 16- ElektrmikinÜdereftoismiliynaiknıtlYarıılnlabraaskGınöarğeırYlığeırsliü-rİmtheaklteKdiary. nak rı Kaynak: TEİA-EŞnveerjriinlienrisürdürülebileceği kuşkuludur.
-Elektrik enerjisinde dışa bağımlılık sürmektedir.
BağımlÜelınrleeıktbimilirmkaalyiyneatki
ucuz ve çevreye daha az zarar kullanan yatırımlar dışındaki
veren yeniyatırımlara
verilen teşvikler durdurulmalıdır.
Akkuyu Nükleer Santralı gibi bir kaza halinde felakete
neden olacak ve çok pahalı elektrik satacak elektrik üretim
tesislerinin yapımından hemen vazgeçilmelidir.
Kömür santrallarına alım garantileri verilmemelidir, mevcut olanlar iptal edilmelidir.
Özelleştirilmiş olan kuruluşlar idari, teknik ve mali yönden denetlenmeli ve özellikle dağıtım şirketlerinin faaliyetlerinin kalitesi arttırılmalıdır.
Şekil 17. Kurulu Güçte Yerli ve İthal Kaynak Oranları
Enerjinin etkin kullanımını sağlamak için yoğun bir program uygulanmalı ve birim iş başına enerji kullanımının azaltılması teşvik edilmelidir.
Devlet kağıt üzerinde güzel şeyler yazıp, aksini yapma
Şekil 17- Kurulu Güçte Yerli ve İthal Kaynak Oranları
politikasından vazgeçmelidir. Örneğin yenilenebilir enerji kaynakları için 1000 MW’lık tesis kurulumu için ihale açıp
Şekil 18’de görüleceği üzere 2006-2016 yılları arasında yeni devreye alınadnün3y4a fiyatlarından çevreye uyumlu elektrik alırken, aynı
MW’lık elektrik üretim tesisinin 18 bin 487 MW’ı (%54) ithal kaynak kullzaanmananda 4-5 bin MW kapasiteli sera gazı salınımlarının ana
en, geriye ktadır. Yani
kalan 15 bin 819 MW’ı 2006-2016 döneminde dış
(%46) yerli kaynak kaynağa bağımlı tesis
kullanan artmıştır.
tesisleakrladıymennagğaıroanlatnilekröimveürripyatkeaşnvikteerdmilimk esamnetrliadlilra.raÇyoükkysüekksfeikyaftil-ı yatlı, uzun süreli ve miktarlı alım garantileri verilip nükleer
santrallar yapılmamalıdır.
Şekil 18- 2006-2016 Kurulu Gücünün Kaynaklara Göre Karşılaştırması il 18-2006-2016 Kurulu Gücünün Kaynaklara Göre Karşılaştırması et olarak uygulanan elektrik enerjisi politikalarının aşağıdaki sonuçları örmekteyiz: z fazlası oluşmuş ve kapasite kullanım oranları düşmüş; dolayısıyla yatırım
Sonuç olarak devletin enerji politikasında en etkin aktör olduğu yadsınamaz bir gerçektir. Devlet; elektriğin bir ticari meta değil, bugünün dünyasında insanların çağdaş bir yaşam sürebilmesi için bir insan hakkı olduğunu görüp bu doğrultuda elektriği bir kamu hizmeti olarak sunmak zorundadır. Kar amaçlı uygulamalar olduğu sürece mevcut sorunların üstesinden gelinmesi mümkün görünmemektedir.
ELEKTRİK PİYASASINDA DENETİM ÇIKMAZI
Hayati Küçük EMO Hukuk Müşaviri [email protected]
Elektrik alanında piyasalaştırma süreciyle birlikte can ve mal güvenliği gibi doğrudan kamu yararı kapsamındaki denetim alanı başıboş bırakıldı. Denetimi ikinci plana atan genel siyasal yaklaşım, elektrik gibi doğal tekel niteliğindeki bir kamu hizmeti olan alana da özelleştirme süreciyle birlikte yansıdı. Elektrik üretim ve dağıtımın piyasalaştırılmasıyla devletin daha da asli hale gelmesi gereken denetim süreci daha baştan yok hükmünde kurgulandı. Hem hukuki olmayan hem de uygulamada denetimin gereğini yerine getiremeyecek en baştan kadük olmuş düzenlemelerle konu yıllarca geçiştirildi. Kamunun asli ve zorunlu görevi olması nedeniyle bizzat kamu görevlileri eliyle gerçekleştirilmesi gereken elektrik alanına yönelik denetim sorunu, siyasal iradenin Anayasa ve hukuki düzenle bir inatlaşma alanına dönüştürüldü.
Elektrik piyasasında şirketler serbestçe faaliyet gösterirken, düzenleme, takip, denetleme ve yaptırım görevlerini Elektrik Piyasası Düzenleme Kurumu’nun (EPDK) yapacağı öngörülmüştü. EPDK’nın düzenlediği lisanslara göre piyasada faaliyet gösteren şirketlerin denetimi, elektrik piyasasını serbestleştiren ve EPDK’nın kuruluş kanunu da olan 4628 sayılı Elektrik Piyasası Yasası’nın yürürlüğe girdiği 2001 yılından bu yana çözüme kavuşturulamadı. İlk olarak 2000’li yılların sonuna doğru elektrik dağıtım şebekelerinin özelleştirilmesi sürecinde düzenleme arayışına girildi.
Resmi Gazete’de 7 Ocak 2007 tarihinde yayımlanan Elektrik Piyasasında Dağıtım Sistemi Yatırımlarının Düzenlenmesi ve Planlardaki Gerçekleşmelerin Denetlenmesi Hakkında Yönetmelik’le dağıtım şirketlerinin denetlenmesi yetkisi özel şirketlere devredildi. Yönetmeliğe göre, EPDK tarafından belirlenecek şartları yerine getiren şirketler, elektrik dağıtım şirketlerince yapılan yatırımların fiziki gerçekleşmelerini denetlemeyle görevlendirileceklerdi. Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) tarafından açılan dava sonucunda, asli ve sürekli kamu hizmeti niteliği taşıyan denetim yetkisinin düzenleyici işlemlerle özel hukuk tüzel kişilerine devredilmesi söz konusu olamayacağı gerekçesiyle, bu yönetmelik hükümleri 22 Mayıs 2009 tarihinde iptal edildi. Danıştay 13. Dairesi, kararında kamunun asli görevinin Anayasa’ya göre özel şirketlere devredilemeyeceğini ve yasada da denetim yetkisinin EPDK’ya verilmiş olduğunu bildirdi.
Bu karara rağmen, 29 Aralık 2010 tarihli 6094 sayılı Yasa ile 5346 sayılı Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Elektrik Enerjisi Üretimi Amaçlı Kullanımına İlişkin Kanun’un 6. Maddesi’ne (C) bendi eklenerek, elektrik üretim ve dağıtım şirketlerinin özel kuruluşlarca denetlenebilmesinin önü açılmaya çalışıldı. 5346 sayılı Yasa’ya eklenen 6/C Maddesi’nin son fıkrasında, üretim ve dağıtım şirketlerinin denetimiyle ilgili düzenleme şu şekilde yer almıştır: “Bu Kanun kapsamındaki üretim tesisleri ile elektrik üretim ve dağıtımı yapılan diğer tesislerin lisansı kapsamındaki inceleme ve denetimi EPDK tarafından yapılır veya gerektiğinde masrafları ilgililerine ait olmak üzere EPDK tarafından yetkilendirilecek denetim şirketlerinden hizmet satın alınarak EPDK tarafından yaptırılabilir. Denetim şirketleri ile ilgili uygulamaya ilişkin usul ve esaslar, Bakanlık görüşü alınmak kaydıyla EPDK tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.”
EPDK yapılan bu yasal değişiklik üzerine, 12 Ekim 2011 tarihli Resmi Gazete’de “Elektrik Piyasasında Faaliyet Gösteren Üretim ve Dağıtım Şirketlerinin Lisansları Kapsamındaki Faaliyetlerinin İncelenmesine ve Denetlenmesine İlişkin Yönetmeliği” yayımladı. Yine dağıtım şirketlerinin özel denetim şirketlerince denetlenmesi öngörülen bu yönetmelikte bununla yetinilmeyerek lisanslı üretim şirketleri için de özel denetim getirildi.
Ancak EPDK’nın özel denetime yasal dayanak olarak gördüğü 5346 sayılı Yasa’nın 6/C Maddesi Ana Muhalefet Partisi tarafından Anayasa Mahkemesi’ne götürüldü ve EMO da 2011 tarihli Yönetmeliğin iptali için Danıştay’da dava açarak, yapılan yasal düzenlemenin de Anayasa’ya aykırılığını ileri sürdü.
Anayasa Mahkemesi, 5 Temmuz 2012 tarihli kararıyla, 5346 sayılı Yasa’nın 6/C Maddesi’nin son fıkrasında yer alan “… veya gerektiğinde masrafları ilgililerine ait olmak üzere EPDK tarafından yetkilendirilecek denetim şirketlerinden hizmet satın alınarak EPDK tarafından yaptırılabilir. Denetim şirketleri ile ilgili uygulamaya ilişkin usul ve esaslar, Bakanlık görüşü alınmak kaydıyla EPDK tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir” bölümünün Anayasa’ya aykırı olduğunu tespit ederek iptaline karar verdi. Anayasa Mahkemesi, 5346 sayılı Yasa’ya eklenen 6/C Maddesi’ni, Anayasa’nın 2. Maddesi’ndeki “belirlilik” ilkesine, 7.
Maddesi’ndeki “yasama yetkisinin devredilemeyeceği” ilkesine ve 10. Maddesi’ndeki “eşitlik ilkesine” aykırı buldu. Aynı zamanda yapılan bu düzenlemenin, Anayasa’nın 128. Maddesi’nde yer alan kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevlerin memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görüleceğini öngören denetime de engel oluşturacağını tespit etti.
2011 tarihli Yönetmeliğin dayanağı olan yasal düzenlemenin Anayasa Mahkemesi’nce iptal edilmesi üzerine, Danıştay 10. Dairesi de 13 Temmuz 2012 tarihli kararıyla Yönetmeliğin tamamının yürütülmesini durdurdu ve 13 Haziran 2017 tarihli kararıyla da iptaline karar verdi. EPDK, 2011 yılında yürürlüğe konulan, 2012’de yürütülmesi durdurulan ve Anayasa Mahkemesi’nce de 2012 yılında yasal dayanağı ortadan kaldırılmış olan Yönetmeliği, 2017 yılında iptal kararı verilene kadar yürürlükte tuttu.
30 Mart 2013 tarihinde yürürlüğe giren 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu’nun 15. Maddesi ile elektrik üretim ve dağıtım şirketlerinin denetimine ilişkin yeni kurallar getirildi. Yasa’ya göre dağıtım şirketlerinin denetimi Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, diğer lisanslı şirketlerin denetimi ise EPDK tarafından yapılacak; sonuçları itibariyle bağlayıcı olmayacak ve yaptırım içermeyecek şekilde inceleme, tespit ve raporlama yapmak üzere yetkilendirilecek şirketlerden hizmet satın alınabilecek şeklinde oldu. Bu düzenleme ardından Bakanlık bünyesinde Elektrik Dağıtım Şirketlerinin Denetimi Daire Başkanlığı kurularak denetimler bu birim üzerinden yürütülmeye çalışıldı.
Dağıtım Şirketlerinin Denetiminde Yeni Adım
Diğer yandan 13 Nisan 2013 tarihinde yürürlüğe konulan Elektrik Dağıtım Şirketlerinin Faaliyetlerinin İncelenmesi ve Denetlenmesine Dair Yönetmelik yürürlükten kaldırılarak, 2 Aralık 2017 tarihli Resmi Gazete’de Elektrik Dağıtım Şirketleri Denetim Yönetmeliği yürürlüğe konuldu. Yeni denetim yönetmeliğinde, denetim yetkisinin Bakanlığa ait olduğu ve denetimleri ihtisas sahibi olan kamu kurum ve kuruluşlarıyla birlikte yapabileceği veya bu kuruluşlara yetki devretmek suretiyle yaptırılabileceği belirlendi. Bakanlık sonuçları itibarıyla bağlayıcı olmayacak ve yaptırım içermeyecek şekilde inceleme, tespit ve raporlama yapmak üzere yetkilendireceği şirketlerden ilgili mevzuata uygun şekilde hizmet satın alabilecek.
Bakanlığın dağıtım şirketlerini denetleme konusunda bundan sonra nasıl bir yol izleyeceği, tekrardan özel denetim şirketlerinin ön alacağı bir süreç mi başlatılacağı henüz belirli değil.
Elektrik Tesisleri Proje Onay ve Kabul İşlemleri
Elektrik tesislerinin proje onayı ve tesislerin kabul işlemleri, Enerji Bakanlığı kuruluş yasası olan 3154 sayılı Yasa’ya dayalı olarak Enerji Bakanlığı tarafından yapılmakta ya da TEK, TEDAŞ gibi kamu kuruluşlarına yetki devri suretiyle yaptırılmaktaydı.
Elektrik dağıtım şirketlerinin özelleştirilmesinin ardından, Enerji Bakanlığı tarafından özel dağıtım şirketleri yetkilendirilmeye başlandı. Önce, her yıl yetkilendirme için genelge çıkartılırken, 30 Aralık 2014 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan Elektrik Tesisleri Proje Yönetmeliği ve 6 Kasım 2015 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan Elektrik Üretim Tesisleri Kabul Yönetmeliği ile kalıcı bir düzenleme getirildi.
Elektrik Tesisleri Proje Yönetmeliği, elektrik tesislerinin proje onaylarının Proje Onay Birimi (POB) adı altında, çeşitli kamu ve özel hukuk tüzel kişilerine verilmesini öngörüyordu. Elektrik dağıtım şirketleri, TEDAŞ, EÜAŞ gibi kuruluşlar yanında benzer kuruluşların da yetkilendirilmesi söz konusu oldu. Bu kapsamda, konuya ilişkin olarak uzmanlığı bulunmayan Türkiye Elektromekanik Sanayi Genel Müdürlüğü (TEMSAN) ve Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu (TKDK) gibi kuruluşlar da POB olarak görev yapacaktı. Anılan yönetmelikler, proje müellifi mühendisler için çeşitli eğitim ve sınav zorunlulukları da getiriyordu ve Bakanlık tarafından belirlenen eğitim kuruluşlarından eğitim alarak başarılı olan mühendislere Proje Uzmanlık Sertifikası (PUS) belgesi düzenlenecekti. Elektrik Tesisleri Proje Yönetmeliği’nin iptali ve yürütülmesinin durdurulması istemiyle EMO tarafından açılan davada, Danıştay 10. Dairesi POB, PUS ve mühendislere eğitim koşulu getiren düzenlemelerin yürütülmesinin durdurulmasına karar verildi. Danıştay yürütmenin durdurulması kararında, 3154 sayılı Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun’da idarece hazırlanan veya hazırlatılan projelerin onaylarının, onaylı projelerine göre yapılan tesislerin kabul işlemlerinin ve tutanak onaylarının tüzel kişilere yaptırılmasına ilişkin bir hükme yer verilmediğini ve bu nedenle POB düzenlemesinin açıkça hukuka aykırı olduğunu; Enerji Bakanlığı’nın mühendislerin mesleklerini icra edebilmeleri için meslek içi eğitim alma ve bu eğitim sonunda yapılacak sınavda başarılı olma yönünde yasayla verilmiş bir yetkisinin bulunmadığını ve mühendislerle ilgili PUS belgesi düzenlemesinin hukuka aykırılık teşkil ettiğini tespit etti.
Bu karar üzerine 3154 sayılı Kanun’un, Bakanlığın “Görev” alanı ile ilgili 2. Maddesi’ne 4 Haziran 2016 tarih ve 6719 sayılı Yasa ile aşağıdaki (j) bendi eklendi:
“Elektrik üretim, iletim, dağıtım ve tüketim tesislerinin milli menfaatlere ve modern teknolojiye uygun şekilde kurulması ve işletilmesi için gerekli yükümlülükleri ile ilgili olarak inceleme, tespit, raporlama, proje onay ve kabul işlemleri yapmak üzere; ihtisas sahibi kamu kurum ve kuruluşlarını, 14/3/2013 tarihli ve 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu kapsamında dağıtım lisansı sahibi tüzel kişileri veya özel hukuk tüzel kişilerini görevlendirmek, yetkilendirmek veya bu tüzel kişilerden hizmet satın almak ve bu tüzel kişilerin nitelikleri, yetkilendirilmesi, hak ve yükümlülükleri ile bu tüzel kişilere uygulanacak yaptırımları ve diğer hususları yönetmelikle düzenlemek.” POB, PUS ve eğitimle ilgili maddelerinin yürütülmesi durdurulan Elektrik Tesisleri Proje Yönetmeliği halen yürürlükte duruyor. Enerji Bakanlığı, Yönetmeliğin değiştirilmesine yönelik herhangi bir adım atmadı, ancak Yönetmeliğin yürütülmesi durdurulan maddelerinin uygulanması da söz konusu değil. Elektrik Üretim Tesisleri Kabul Yönetmeliği ise üretim tesislerinin kabul işlemlerinin, “kontrol firması” adı altında özel şirketlere yetki devredilerek, bu şirketler eliyle yürütülmesini öngörüyor. Bu yönetmeliğe ilişkin EMO tarafından açılan davada Danıştay 10. Dairesi, bu kez hükmünü Yönetmeliğin yayımlanmasından sonra yürürlüğe giren 3154 sayılı Yasa’nın 2/j Maddesi’ni esas alarak kurdu; Yönetmelik’te yer alan POB ve Kontrol Firması düzenlemelerinin hukuka aykırı olmadığına karar verdi. Elektrik üretim tesislerinde işletme sorumluluğu yapacak mühendislerin eğitim ve sınavdan geçirilerek Elektrik Tesisi İşletme Personeli (ETİP) belgesi alınmasını zorunlu tutan düzenlemesinin ise yürütülmesi durduruldu. Danıştay 10. Dairesi’nin karar tarihinden bir gün sonra, 14 Nisan 2017 tarihli Resmi Gazete’de Elektrik Üretim Tesisleri Kabul Yönetmeliği değişiklikleri yayımlandı. Yönetmelik değişikliği ile aynı düzenlemeler tekrarlanarak, yeni
düzenlemenin dayanağı olarak 3154 sayılı Yasa’da yapılan 4 Haziran 2016 tarihli değişiklikler gösterildi.
EMO tarafından Kabul Yönetmeliği’nde yapılan bu değişikliklerin de iptali istemiyle dava açıldı. Ancak davaya bakacak olan Danıştay 10. Dairesi, Yasa değişikliğinden 7 ay önce yürürlüğe konulan Yönetmeliği hukuka uygunluk bakımından denetlemekte iken, yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihte olmayan bu Yasa’ya atıfta bulunarak karar verdiğinden, önemli bir usule aykırı durum ortaya çıkmış oldu.
Dağıtım ve Üretim Denetiminde Son Durum
Ana Muhalefet Partisi’nin 6719 sayılı Elektrik Piyasası ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un getirdiği düzenlemelerin bazılarına karşı yaptığı başvuruyu Anayasa Mahkemesi 28 Aralık 2017 tarihinde karara bağladı. Resmi Gazete’nin 15 Şubat 2018 tarihli sayısında yayımlanan Anayasa Mahkemesi kararıyla, Enerji Bakanlığı’nın elektrik üretim, iletim, dağıtım ve tüketim tesisleriyle ilgili proje onay ve kabul işlemlerinde özel şirketleri görevlendirmesine yol açan düzenlemenin (3154 sayılı Yasa’nın 2. Maddesi’ne eklenen (j) bendi) Anayasa’ya aykırılık iddiası reddedildi.
Daha önce de Anayasa Mahkemesi, elektrik piyasasında faaliyet gösteren lisanslı şirketlerin denetimiyle ilgili son düzenleme olan 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu’nun 15. Maddesi’nin 3. Fıkrası’nın iptali istemiyle açılan davayı reddetmişti. Buna ilişkin Resmi Gazete’de 24 Haziran 2015 tarihinde yayımlanan Anayasa Mahkemesi kararıyla, Enerji Bakanlığı, EPDK ve DSİ’nin denetim yükümlülüklerinin vazgeçilmez olduğu saptanmış, ancak sonuçları itibariyle bağlayıcı olmayacak ve yaptırım içermeyecek şekilde, inceleme, tespit ve raporlama yapmak için yetkilendirecekleri şirketlerden hizmet satın alabilmelerinde Anayasa’ya aykırılık görülmemiştir.
Anayasa Mahkemesi’nin vermiş olduğu yukarıdaki iki karar sonrasında, elektrik piyasasında yapılacak kamusal denetimlerin, yasayla belirlenen kamu idareleri tarafından gerçekleştirilmesi gerektiği netleşti ve özel şirketlerden herhangi bir sonuç doğurmayacak nitelikte hizmet alınmasının ise Anayasa’ya aykırı olmayacağı belirlendi. Önümüzdeki süreçte enerji alanında yapılacak denetimlerin kamusal nitelikte sürdürülmesinin devam etmesi gerekecek.
Öncelikle Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın hem dağıtım hem de üretim tesislerine ilişkin kamunun asli görevi olan denetim yükümlülüğünü yerine getirmek üzere hareket etmesi zorunludur. Bakanlığın, Anayasa Mahkemesi kararları çerçevesini aşan bir şekilde dışarıdan hizmet satın alımı yoluna giderek kamusal denetim, proje onay ve kabul işlemlerini özel şirketlere bırakması, denetim hizmetinin gereklerinin yerine getirilmesini engelleyecektir. Denetimin şirketlerden ve siyasal müdahalelerden bağımsız mesleki gereklilikleri, can ve mal güvenliği kapsamında kamu yararını ve hukuki zorunlulukları gözetecek bir yapı olarak kurgulanması esas olmalıdır.
TMMOB 11. ENERJİ SEMPOZYUMU SONUÇ BİLDİRGESİ
TMMOB 11. Enerji Sempozyumu Yürütme Kurulu
TMMOB adına EMO tarafından 13-15 Aralık 2017’de “Enerjinin Geleceği” temasıyla Adana’da düzenlenen TMMOB 11. Enerji Sempozyumu’nun Sonuç Bildirgesi yayımlandı. Bildirgede, enerji alanındaki özelleştirme, serbestleştirme politikalarının dışa bağımlılığı artırdığı, kamusal denetimi ortadan kaldırdığı ve çevre tahribatına yol açtığı vurgulanırken, plansızlığın ülke kaynaklarının israfına sebep olduğu, faturanın ise halka ödetildiği belirtildi. Bildirgede, “TMMOB; sermayenin kendini yeniden üretmek ve ekonomik büyümenin gerektirdiği sınırsız pazar arayışına çare bulmak için geliştirdiği, doğanın finansallaştırılması ve dünya ölçeğinde toprak, hava, su dahil tüm canlıların metalaştırılmasına karşı mücadele vermektedir” denildi.
TMMOB 11. Enerji Sempozyumu Sonuç Bildirgesi şöyle: “Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) adına, Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) tarafından düzenlenen TMMOB 11. Enerji Sempozyumu 14-15-16 Aralık 2017 tarihlerinde Adana’da gerçekleştirilmiştir. TMMOB Enerji Sempozyumları; sermaye çevreleri ve iktidarın propaganda kürsüleri olan toplantıların aksine enerjinin; siyasal, sosyal ve ekonomik düzlemlerde ele alındığı, ulusal ölçekte düzenli olarak gerçekleştirilen en önemli bağımsız etkinlik olma niteliği taşımaktadır. Bu özelliğin getirdiği sorumluluğun da bilinciyle, TMMOB Enerji Sempozyumları; enerji alanının tüm bileşenlerinin kendilerini ifade edebildiği, konuların birey ve toplum yaşamını etkileyen her türlü yönleriyle, farklı uzmanlık alanlarından katılımlarla değerlendirildiği ve somut sonuçlar üretilerek bunların kamuoyu ile paylaşıldığı demokratik kürsüler olarak hizmet vermiştir. Bu anlayışla 1996’dan beri yapılmakta olan TMMOB Enerji Sempozyumlarının on birincisi olan Sempozyumumuzun ana teması ‘Enerjinin Geleceği’ olarak belirlenmiştir. Üç gün boyunca, 502 kişinin izlediği Sempozyumda 37 konuşmacının katılımıyla 6 oturum, 2 panel ve 3 özel konuşma gerçekleştirilmiştir. Oturumlarda enerji yatırımlarının, topluma, insan sağlığına ve çevreye etkileri tartışılmış; enerji, sürdürülebilirlik, planlama ve ekonomi çerçevesinde değerlendirilmiş ve bu konuda önceliklerin neler olması gerektiği irdelenmiştir. Adana ve çevresindeki yerel enerji sorunları, yenilenebilir enerji kaynakları ile bu alanlardaki teknolojik gelişmeler ve enerji kooperatifleri oturumlardaki diğer alt başlıklar olmuştur. Gerçekleşen özel konuşmalarda enerji; savaş, küresel ekonomik ilişkiler ve yenilikçilik bağlamlarında da ele alınmıştır. Panellerde ise enerjide planlama, uygulama ve bunların sonuçları konuşulmuş ve sempozyumun ana teması da olan enerjinin geleceği konusu masaya yatırılmıştır. Dünyada bugün büyük bölümü Afrika’da olmak üzere 1.2 milyar kişinin elektrikten; 2-3 milyar kişinin de ısınma ve pişirmede modern enerji kaynaklarından yoksun olduğu bilinmektedir. Enerji, insanın çağdaş bir yaşam
sürdürebilmesi için vazgeçilemez unsurdur ve TMMOB enerjiyi bir insan hakkı olarak kabul etmektedir. Bu hakkın elde edilmesi ve kullanılmasında bilim ve teknik en önemli girdilerdir. Doğal kaynakların insan ihtiyaçları doğrultusunda dönüştürülmesi çabası olarak da mühendislik faaliyetleri, enerji alanında önemli yer tutmaktadır. Bu çabanın dünya ve insanlığın ortak geleceğini güvenceye alacak biçimde sürdürülmesi TMMOB’nin başat önceliklerindendir. Enerji, küresel kapitalizmin, hükümetleri değiştiren, uluslararası ilişkilere yön veren, savaşlara ve büyük insani yıkımlara yol açan en önemli yatırım ve faaliyet alanlarından biridir. Uluslararası sermaye sürdürülebilir kalkınma söylemi altında, dünya genelinde enerji üretim ve tüketimini belirlemekte ve kendi çıkarları doğrultusunda kaynak paylaşımına şekil vermektedir. Türkiye’de 1980’li yıllardaki neoliberal dönüşümle temelleri atılan ve 2002’den sonra en etkin şekilde uygulanan özelleştirme, serbestleştirme gibi enerji arzını kamu hizmeti niteliğinden uzaklaştıran ve enerjiyi tam bir ticari meta haline getiren politikalar dışa bağımlılığı arttırmış, kamusal denetimi ortadan kaldırmış, kaynak-
ların plansız ve denetimsiz bir biçimde kullanımına ve çevre tahribatına yol açmıştır. AKP İktidarı boyunca, birincil enerji arzında ithal kaynakların payı -yani ‘yerli ve milli’ olmayan kaynakların payı- her geçen yıl daha da artmış, 2002-2016 döneminde bu pay yüzde 68’lerden yüzde 76’lara çıkmıştır. Plansızlığa bağlı olarak enerji yatırımları öyle bir noktaya gelmiştir ki, örneğin bugün mevcut olan elektrik kurulu gücü, Türkiye Elektrik İletim Anonim Şirketi’nin (TEİAŞ) 10 yıllık talep tahmin raporunda belirlenen 2026 yılı ihtiyacının bile üzerindedir. Plansızlık ülke kaynaklarının israfına sebep olmakta, faturası ise halka ödetilmektedir. Sempozyum bildirilerinde ‘enerjinin yeterli, sürekli, kaliteli, çevreye zarar vermeyen ve ucuz olarak topluma sunulabilmesi için’ bir kamu hizmeti olarak kabul edilmesi ve enerjinin temini ile kullanıma sunumunda kamu (halk) inisiyatifinin esas olması gerektiği konusunda geniş görüş birlikteliği ortaya çıkmıştır. Enerji alanının serbest piyasanın iradesine terk edilmesi ve plansızlık, yıkıcı sonuçlara yol açmaktadır. Kamusal çıkarı esas alan, doğaya ve çevreye en az zarar veren, yerli ve yenilenebilir kaynakları önceleyen, enerjiyi verimli kullanan, enerji yoğun yerine teknoloji yoğun bir ekonomik modeli benimseyen, katılımcı ve şeffaf bir anlayışla bir planlama yapılması gerektiği en önemli kriter olarak ortaya çıkmaktadır. Planlama, uygulamaya yön verecek, tüm kesimler için bağlayıcı ve yol gösterici temel bir tercih olmalıdır. Planlama yapılırken ilgili kamu kurumlarının yanı sıra, yerel yönetimler, üniversiteler, bilimsel araştırma kurumları, meslek odaları, uzmanlık dernekleri, sendikalar, çevre, sağlık ve tüketici örgütlerinin etkin ve işlevsel katılımlarının sağlanması gerekliliği, Sempozyumda vurgulanan temel konulardan birisi olmuştur. Tüm dünyada sermaye birikimini arttırmak için, doğal kaynaklar, madenler, SİT alanları, tarımsal araziler, içme suları ve ormanlar yok edilmekte, küresel ısınma ve çölleşme ile radyoaktif sızıntılar sürmekte, genetik çeşitliliğin bozulması ile canlı türleri giderek azalmaktadır. TMMOB; sermayenin kendini yeniden üretmek ve ekonomik büyümenin gerektirdiği sınırsız pazar arayışına çare bulmak için geliştirdiği, doğanın finansallaştırılması ve dünya ölçeğinde toprak, hava, su dahil tüm canlıların
metalaştırılmasına karşı mücadele vermektedir. Enerji üretimi için kullanılan fosil yakıtların ve özellikle kömürün sera gazı salınımını yükselterek iklim değişikliğine yol açan nedenlerden biri olduğu tüm dünya tarafından kabul edilmiştir. Dünya’daki pek çok ülke, uluslararası kuruluşlar ve sivil toplum örgütleri küresel ısınmaya karşı birlikte mücadele vermektedir. Türkiye de üzerine düşen sorumluluğu almalı ve gelecek nesillere daha yaşanabilir bir dünya bırakmak ve iklim değişikliğinin önlenmesi için geliştirilmiş tüm uluslararası anlaşmalara uymalıdır. Fosil yakıt tüketimini azaltarak çevreye duyarlı, temiz yenilenebilir enerjiye ağırlık vermelidir. Fukuşima felaketi ile nükleer santralların ölümcül tehlikesiyle bir kez daha karşı karşıya kalan dünyada, enerji ihtiyacını karşılamak için yenilenebilir enerji başta olmak üzere diğer kaynaklara yönelim artarken Türkiye, Akkuyu Nükleer Santralı için üretim lisansı vermiştir. Kendi topraklarında yabancı bir devletin yap işlet modeli ile nükleer santral kurmasına izin veren ilk ülke olmamıza yol açacak, dışa bağımlılığı artıracak ve pahalı elektrik satın almasına sebep olacak, ne enerji ihtiyacı, ne ulusal çıkarlar, ne de ekonomik gerekçelerle kabul edilebilir hiçbir yanı bulunmayan bu nükleer santral macerasından derhal vazgeçilmelidir. TMMOB 11. Enerji Sempozyumu’nda kürsüye çıkan yöre halkı temsilcileri de, bölgelerinde nükleer santral istemediklerini, termik santral yoğunlaşmasına da itiraz ettiklerini ifade etmişlerdir. Enerji konusunu tartışırken; planlama, kaynakların doğru kullanımı ve toplumsal yarar ekseninde, üretilen enerjinin adil paylaşımı meselesine geçmişten bugüne vurgu yapmak ve enerjinin geleceği için çözümler üretmek üzere tarihsel bir sorumlulukla bu Sempozyumu gerçekleştirdik. Sempozyumda Türkiye’deki bugünkü durum değerlendirilerek, enerji alanında üretimden tüketime şeffaflığı, katılımcılığı, özerk kamu denetimini, toplum çıkarlarını ve çevreyi temel alan bir planlama anlayışının benimsenmesinin enerjinin geleceği için çok önemli olduğu ortaya konmuştur. Enerjinin temel bir insan hakkı olduğunun bilinciyle düzenlenmiş olan TMMOB 11. Enerji Sempozyumu’nda ortaya çıkan önerilerin uygulayıcılara yön göstermesini ve enerji alanındaki tartışmalara katkı sunmasını diliyoruz.”
NÜKLEER SANTRALLARIN YAPIM
GEREKÇELERİNİ BİLMEK İSTİYORUZ
Türkiye’de 1970’li yıllardan beri yapımı planlanan 3 adet nükleer santral vardır. Yerleri ve isimleri 1970’lerde tespit edilmiştir: Mersin Akkuyu, Sinop İnceburun, Kırklareli İğneada. Yer seçimi, zemin ve deprem araştırmaları o günlerin teknoloji ve bilgileriyle ve o günlerin siyasal ve stratejik görüşleri dikkate alınarak yapılmıştır.
Bu kararların alındığı günlerde nükleer enerji santrallarının yatırım maliyeti 500 USD/kW civarındadır ve o günlerin elektrik üretim tesisleri olan hidroelektrik ve kömür santrallarına göre daha ekonomik görünmektedir. Nükleer enerjiden elektrik üretme maliyeti 1 sent (USA)/kWh civarlarındadır.
1970’li yıllarda nükleer santrallar dünyada birçok ülke tarafından elektrik enerjisi üretimi için en uygun kaynak olarak görülmektedir. Soğuk savaş en üst seviyesinde devam etmektedir. Nükleer santrala sahip olmanın, nükleer silah sahibi olmak için en uygun araç olduğu düşünülmekte ve İkinci Dünya Savaşı’nda kullanılan “atom bombaları” hemen hemen tüm dünya ülkelerinin elde etmek için can attığı savunma ve saldırı araçları olarak kabul edilmektedir.
Herhangi bir nükleer santral kazası olmamış ve olma olasılığı çok düşük olarak öngörülmektedir. Bu nedenle de güvenlik kriterleri düşük seviyede ve nükleer enerji santralları yapım ve işletme standartları günümüz standartlarına göre çok daha alt düzeydedir. Nükleer santrallarda bir kaza veya arıza olması durumunda ortaya çıkacak radyasyon yayılmasının etkileri ve tehlikesi tam olarak bilinmemektedir.
Nükleer santralların işletilmesi sonucunda ortaya çıkan atıklar konusu bir sorun değildir, çünkü bu yakıtlar zenginleştirme yapabilen ülkeler tarafından nükleer silah yapmak için rağbettedir. Dünya nükleer silah yapımı yarışında ve nükleer silahların sınırlandırılması anlaşmalarının henüz hayal bile edilmediği yıllardır 1970’ler. O günlerin süper güçleri ABD ve SSCB nükleer yarış içerisindedir.
1970’li yıllarda dünya; İkinci Dünya Savaşı’nın etkilerini büyük oranda arkada bırakmış; sanayileşme ve refah artışı önemli ivme kazanmıştır. Bu nedenle elektrik talebi çok yükselmiş; elektrik üretim tesislerine ve özellikle büyük güçlü tesislere ihtiyaç artmıştır. Nükleer enerji santralları elektrik ihtiyacını karşılamakta en önemli kaynaklardan biri olarak görünmektedir.
Ülkeler arasında nükleer enerji santrallarına sahip olmak, teknoloji liginde tur atlamak olarak görülmekte ve bu da nükleer santrallara olan talebi çok yükseltmektedir. Şekil 1’de yıllara göre inşa halindeki nükleer santralları gösteren grafik verilmiştir. Bu grafikten kolayca görüleceği üzere 1972 ile 1985 arasında nükleer santral inşaatları tepe noktasına ulaşmıştır.
İşte Türkiye o günlerde aldığı nükleer santral yapma kararlarını, bugün dünyanın değişen koşullarını yok sayarak hala aynı şekilde yerine getirmeye çalışmaktadır. Adı geçen 3 nükleer santralı inşa etmek için uluslararası anlaşmalar yapmakta, yasalar çıkartmakta ve çok yüksek fiyatlı elektrik alım garantileri vererek, uluslararası firmaları ikna edip bu santralları yaptırma ısrarını sürdürmektedir. Ancak aradan geçen 40-45 yılda dünyada nükleer santral konusunda çok büyük ve önemli değişiklikler meydana gelmiştir. Nükleer santralların yüzde 90’ına yakınının planlanıp inşa edildiği veya inşasına başlandığı 1970 ile 1990 yıllarından sonra dünyada nükleer santral konusundaki gelişmelere bakacak olursak şu manzara ile karşılaşmaktayız: 1979 yılında ABD’de meydana gelen Three Mile Island Nükleer Santral Kazası sonrası nükleer santrallarda meydana gelebilecek arızaların büyük radyasyon yayılımına neden olabileceği görülmüş ve güvenlik önlemlerinin yükseltilmesi çalışmaları başlatılmıştır. 1979’dan sonra ABD’de hemen hemen tüm yeni nükleer santral projeleri iptal edilmiş ve bu kazadan ancak 35 yıl sonra 2016’da yeni bir nükleer reaktör işletmeye alınmıştır. Yalnızca 2 adet yeni reaktör yapımı da devam etmektedir. Dünyada en fazla nükleer reaktöre sahip olan ABD’nin (99 adet reaktör) nükleer santral yapım politikasının, bu kazadan sonra nasıl keskin bir şekilde değiştiği ve nükleer santral yapımının askıya alındığı bu tutumundan açıkça görülmektedir. Daha sonra 1986 yılında Ukrayna’da Çernobil Nükleer Santralı’nda ve 2011 yılında Japonya’da Fukuşima Nükleer Santralı’nda meydana gelen felaket büyüklüğündeki kazalar nükleer santralların güvenilirliğini önemli ölçüde azaltmış ve Şekil 2’de görüleceği üzere dünyada nükleer santral yapımı sayı olarak hızla azalmıştır. Nükleer enerjiden elde edilen elektrik miktarı artışı durmuş ve hatta önemli oranda azalmıştır. (Şekil 3) Nükleer enerjiden elde edilen elektriğin
Şekil 1. Yıllara Göre İnşa Halindeki Nükleer Reaktörler
dünya elektrik tüketimi içerisindeki payı Şekil 4’te görüleceği üzere hızla düşmüş ve 1980 yılları seviyesine gerilemiştir. Yıllara göre inşa halindeki nükleer reaktörlere ilişkin Şekil 1’e bütün olarak bakıldığında dünyada 1990’dan sonra gelişen durumlar karşısında nükleer santral yapımında büyük bir gerileme olduğu açıkça görülmektedir. Güvenlik önlemlerinin artması ve teknolojinin pahalılaşmasıyla nükleer santralların yatırım maliyetleri çok arttırmıştır. 1970’lerde 500 USD/kW olan maliyet; günümüzde Çin-Rus yapımı reaktörlerde 4000-5000 USD/kW, ABD ve Avrupa yapımı reaktörlerde 6000-7500 USD/kW mertebelerine yükselmiştir.
Şekil 2. Yıllara Göre Devreye Alınan ve Kapanan Reaktörler ve Çin’in Durumu.
Yatırım maliyetlerinin artması sonucu oluşan finansman yükleri ve arttırılan güvenlik önlemlerinin işletme koşullarına getirdiği ek yükler nedeniyle işletme maliyetleri de artmış ve 2017’de yapımına başlanacak bir nükleer santral için üretim maliyeti 9-10 sent/kWh seviyesine yükselmiştir (Şekil 5).
Özellikle Çernobil ve Fukuşima nükleer santrallarında meydana gelen can kayıpları ve çevre felaketlerinin çok büyük ve telafisi olanaksız hasarlara neden olduğu görülmüş ve tüm dünyada nükleer santralların risk faktörü çok yüksek olarak kabul edilmeye başlanmıştır. Almanya, Avusturya gibi bazı ülkeler nükleer santrallarını kapatmış veya kısa bir zamanda kapatma kararı almıştır. ABD gibi bazı ülkeler ise nükleer santralları teknik ömürleri dolduktan sonra kapatmaya, yeni nükleer santral yapımını durdurmaya veya en alt düzeye indirmeye başlamıştır. Elektrik üretiminin yüzde 75’ini nükleer enerjiden sağlayan ve bu elektriği Avrupa’ya ihraç ederek önemli kazançlar elde eden Fransa ise 2030 yılında nükleer enerjiden üreteceği elektriği yüzde 50 ile sınırlama kararı almıştır.
1970’lerden günümüze geçen süre içerisinde teknik ömrü dolan nükleer santralların sökümünün çok büyük maliyetlere mal olacağı görülmüştür. Nükleer santral söküm maliyetleri günümüzde hala nükleer santrallarla ilgili önemli bir çözülmemiş sorun olarak durmaktadır. Kapatılan nükleer santrallar durdurulup, santral sahaları bir nevi yasak bölge gibi atıl bir şekilde “insansız alanlar” olarak bekletilmektedir.
Dünyada nükleer silahların sınırlandırılması anlaşmaları yapılmış ve yeni nükleer silah yapımı çok azalmıştır. Bu nedenle nükleer santral atıklarının ne olacağı ve nerede depolanacağı ile bu atıkların insanlara zarar veren radyasyon yaymadan nasıl saklanacağı konuları büyük önem kazanmıştır. Depolama çözümleri için büyük projelere büyük paralar harcanmış ancak olumlu sonuçlar alınamadığından ABD ve Almanya gibi ülkeler büyük nükleer atık depolama tesis projelerini durdurmuşlardır. Bu konu dünyanın önünde çözülmesi gereken önemli bir sorun olarak beklemektedir.
Fukuşima Felaketi’nden sonra 50 reaktöre sahip olan Japonya tüm nükleer santrallarını kapatmış ve aradan geçen 6 yılda yalnızca 4 adedini yeniden devreye alabilmiştir. Halen çalışabilir durumda olan, yasal gerekler ve güvenlik gerekçeleri ile devreye alınamayan 42 adet reaktör mevcuttur. Başka
Şekil 3. Dünyada Yıllara Göre Nükleer Enerjiden Elektrik Üretimi
Şekil 4. Nükleer Enerjinin Yıllara Göre Dünya Elektrik Üretimindeki Yeri
Şekil 5. Yakıt Cinslerine Göre ABD’de Kilovat Saat Elektrik Maliyeti (ABD Senti/kWh) Kaynak: EIA Annual Outlook 2017
ülkelerde de çalışabilir durumda olmalarına rağmen kapatılan ve atıl bekletilen reaktörler olduğu gibi Avusturya’da yapımı tamamlanan bir nükleer santralın yapılan referandum sonucunda devreye alınmadan atıl bekletilmesi kararı da alınmıştır. Böylece dünyada üretim yapabilecekken devreye alınmayan “nükleer santral ölü stoğu” gerçeği oluşmuştur.
Nükleer santralların üretim yaptığı yaklaşık 50 yıllık süre içerisinde; insanlara -kanser artışları gibi- verdiği zararlar ile çevreye ve özellikle deniz canlı yaşamına verdiği zararlar görünür olmuş ve bu durum kamuoyunda önemli nükleer karşıtlığı yaratmıştır. Örnek olarak Fotoğraf 1’de görülen Takahama Nükleer Santralı’nın iki reaktörü santral yakınında yaşayanların nükleer santralın su kirliliği yarattığı şikayetleri üzerine kapatılmıştır.
Bugünlerde nükleer santral yapan ülkeler genellikle Asya ülkeleridir. 2016 sonu itibarıyla inşa halinde olan 61 reaktörün 40 adedi Asya’da, 11 adedi Doğu Avrupa ve Rusya’da, geri kalan 10 adedi ise diğer ülkelerdedir. (Şekil 6)
2017 yılı itibarı ile işletmede olan nükleer reaktörleri gösteren Şekil 2’de Çin ayrı olarak verilmiştir. Çin’in durumu, dünyanın genel gidişatından farklılık göstermektedir. Şekilden açıkça görüleceği üzere dünyanın en büyük enerji
tüketicisi durumuna gelmiş olan Çin nükleer santral kullanımında da önde gelen ülke durumuna gelmiştir. Şekilden görüleceği üzere son yıllarda Çin tarafından inşa edilen nükleer reaktörler büyük bir sayıya ulaşmıştır. Kapanan reaktörler arasında Çin reaktörü yoktur.
Buraya kadar kısaca özetlenen dünyada nükleer santralların durumundan anlaşıldığı üzere nükleer santralları bulan ve şimdiye kadar bolca kullanan gelişmiş ülkeler bu santralları inşa etmekten vazgeçmişlerdir. Başlıca vazgeçme nedenleri şu şekilde sıralanabilir:
-Nükleer santrallardaki kaza riskinin görülmesi, -Nükleer santral yapım maliyetlerinin öteki kaynak maliyetlerine göre aşırı artışı, -Nükleer santral işletme maliyetlerinin artması ve bu nedenle kWh başına üretim maliyetinin artması, -Kamuoyunda nükleer santrallara karşı görüşlerin yaygınlaşması ve nükleer santrallara karşı kamuoyu direnci, -Elektrik enerji altyapılarının büyük oranda tamamlanmış olması nedeni ile baz santrallara olan ihtiyacın azalması, -Yenilenebilir enerji kaynaklarından elektrik elde edilmesi teknolojisinin gelişmesi ve tesis maliyetlerinin ucuzlaması,
Nükleer santral atıklarının ne olacağı ve nerede depolanacağı ile bu atıkların insanlara zarar veren radyasyon yaymadan nasıl saklanacağı konuları büyük önem kazanmıştır.
Depolama çözümleri için büyük projelere büyük paralar harcanmış ancak olumlu sonuçlar alınamadığından ABD ve Almanya gibi ülkeler büyük nükleer atık depolama tesis projelerini durdurmuşlardır. Bu konu dünyanın önünde çözülmesi gereken önemli bir sorun olarak beklemektedir.
Fotoğraf 1. Çevrede Yaşayan İnsanların Su Kirliliğine Neden Olduğu Şikayetleri Nedeniyle Kapanan Takahama Nükleer Santralı. Fotoğraf: str/afp/getty
Şekil 6. Aralık 2016 Tarihi İtibarıyla Dünyada İnşa Halindeki Nükleer Reaktörler
-Dünya ekonomisindeki gelişmelere paralel olarak elektrik enerjisi talep artışının yavaşlaması ve nükleer dışı kaynaklardan artan talebin daha ucuz karşılanabilmesi.
Dünya bu gerekçelerle nükleer santrallardan uzaklaşmaya gayret ederken Türkiye Devleti 1970’li yıllarda karar verdiği 3 nükleer santralı yapmak için büyük gayret gösteriyor.
Akkuyu Santralı’nın 4 adet 1200 MW gücünde VVER 1200 tipi reaktör olarak Rus şirketi Rosatom ile yapılan uluslararası anlaşma daha sonra yasa haline getirildi. Yapılacak santralın ilk 2 ünitesinin üreteceği enerjinin yüzde 70’ine, son 2 ünitenin üreteceği enerjinin yüzde 30’una 15 yıl süre ile alım garantisi verildi ve ilk yıllarda şirketin kredi geri ödemesi için arttırılabilme opsiyonu ile Türkiye Devleti’nin 15 yıllık ortalama 12.35 Dolar sent/kWh birim fiyat ödemesi kabul edildi. Bu aşırı yüksek fiyat, Şekil 5’te gösterilen ABD 2017 nükleer birim fiyatından yüzde 28.6 daha pahalı, Şekil 7’de verilen Türkiye elektrik piyasasındaki 2009-2017 yılları arası ortalamalarından en yükseği olan 2017 yılı piyasa takas fiyatı (PTF) aritmetik ortalamasından (1USD=3.75 TL kabul edilirse) yüzde 282 pahalıdır.
Yani Türkiye Devleti bu pahalı elektriği almak için büyük mücadele vermektedir.
Bu pahalı elektrik Türkiye için gerekli midir? Bu sorunun cevabını verebilmek için Türkiye’nin kurulu gücünü ve ileriki yıllardaki elektrik talebinin ne olacağını bilmek gerekmektedir. Bugüne kadar talep tahminlerine ilişkin senaryolardaki tutarsızlıklar çokça tartışılmıştır. Talep tahminine ilişkin sorunları aklımızın bir kenarında tutup, eldeki talep tahminleri üzerinden hareket ederek kurulu gücü değerlendirelim. Türkiye’nin 2017 sonu itibarı ile kurulu gücü 85 bin 200 MW’tır. (TEİAŞ İnternet Sitesi Ana Sayfa) Bu rakam Şekil 8’de verilen Türkiye’nin elektrik talep artışına ilişkin yüksek senaryo tahmininde 2026 yılı için öngörülen puant güç ihtiyacından 18 bin 391 MW yani yüzde 27.5 daha fazladır.
Eğer emreamade olma faktörü yüzde 65 olarak dikkate alınırsa mevcut kurulu güce hiç ilave yapılmadan baz senaryoda 2022 yılına kadar yeni bir tesise ihtiyaç görülmemektedir. Ancak EPDK yatırım izleme raporlarına göre 2017 Temmuz ayı itibarı ile lisans alarak inşasına başlanmış 26 bin 500 MW gücünde tesis vardır. Bu durumda devletin elinde var olan tepe güç talep tahminleri 2026 yılına kadar tamamen karşılanmış görünmektedir. Burada dikkat edilecek bir diğer husus Türkiye’de emreamade olma faktörünün yüzde 62-71 gibi çok düşük bir değer olmasıdır. Bunun üç nedeni olabilir:
-Kurulu güç hesaplaması içerisinde işletilmesi olanaksız veya ekonomik olmadığı için çalıştırılmayan santrallar vardır. Eğer böyle ise bu santrallar kurulu güç hesaplamasından çıkarılarak gerçek üretim yapabilen santrallar ile kurulu güç hesabı yapılmalıdır. -Su, rüzgar gibi değişken kaynaklı santrallarda santral gücü gereğinden fazla hesaplanarak santralların bu gücü vermek için gerekli kaynak hesapları eksik yapılmıştır. Bu durum düzeltilerek kurulu güç hesabı ona göre yapılmalıdır. -Santralların bakım ve arıza süreleri fazladır veya mevcut kurulu gücün önemli bir oranı sürekli bakımda veya
arızalı olduğu için üretim yapamamaktadır. Bu durum mevcut ise uygun teknik bakım ile düzeltilebilir. Türkiye’de yukarıda bahsedilen konular irdelenerek emreamade olma faktörü uygun bir orana yükseltilmelidir. Talep tahminleri üzerinden Türkiye’nin yeni yatırım ihtiyacını değerlendirmek için emreamade olma durumu yanında önemli bir unsur da santralların kapasite faktörüdür. Mevcut ve yakın gelecekte inşa edilecek diğer elektrik üretim tesislerinin tahmin edilen tüketimi karşılama olasılığını incelemeden önce Türkiye’de enerji üretim tesislerinin kapasite faktörlerinin (yıllık çalışma sürelerinin yıl saat toplamına oranı) incelenmesi gerekmektedir. Aşağıda Şekil 10’da 2017 yılı Ağustos sonu itibarı ile Türkiye’de mevcut tesislerin üretimleri dikkate alınarak hesaplanmış kapasite faktörleri tablo haline getirilmiştir.
Şekil 7. EPİAŞ 2009-2017 Yıllık Elektrik Satış Fiyat Ortalamaları (TL/Megavat saat)
Şekil 8. 2017-2026 Yılları Türkiye Puant Tahmini (MW) Kaynak: http://www.teias.gov.tr/ Dosyalar/10Y%C4%B1ll%C4%B1kTalepTahminleriRaporu2016.pdf
Şekil 9. Türkiye 2017-2026 Yılları Brüt Elektrik Tüketim Tahmini (GWh) Kaynak: http://www.teias.gov.tr/ Dosyalar/10Y%C4%B1ll%C4%B1kTalepTahminleriRaporu2016.pdf
Şekil 10. 2017 Yılı Ocak-Ağustos Ayları Arasında Türkiye’de Üretilen Elektrik Enerjisinin Kaynaklara Dağılımı ve Kullanılan Kapasite Oranları
Şekil 10’da verilen kapasite kullanım oranları, Makina Mühendisleri Odası tarafından yapılan ve uzun yıllar kapasite kullanımlarını gösteren Şekil 11’deki tablo ile genel uyum içerisinde görülmektedir.
Şekil 11’deki tablodan görüleceği üzere Türkiye’de elektrik santrallarının toplam eşdeğer kapasite oranı (toplam içerisindeki kaynak oranları dikkate alınarak hazırlanmıştır) yüzde 50 ile yüzde 41 (4 bin 431 saat ile 3 bin 606 saat) arasında değişmekte olup 2001 yılından sonra düşme eğilimindedir.
Kaynaklara göre santralların dünyada kabul edilen ekonomik kapasite faktörlerinin Türkiye 2017 yılı (Ağustos sonu itibarı ile) kapasite faktörleri ile karşılaştırması Şekil 12’de verilmiştir.
Bu tabloların (Şekil 9-10-11 ve 12) incelenmesinden anlaşılacağı üzere mevcut kurulu santrallar yüzde 47 kapasite ile çalıştırılırsa 2026 yılı için düşük senaryoda tüketilecek enerjiyi, yüzde 51 kapasite ile çalıştırılırsa baz senaryoda tüketilecek enerjiyi, yüzde 55.5 kapasite ile çalıştırılırsa yüksek senaryoda tüketilecek enerjiyi karşılayabilecek durumdadır. Şekil 12’deki tablo Türkiye’de mevcut santralların uluslararası kabul gören kapasite faktörleri ile çalıştırılması durumunda belirtilen kapasite faktörlerine kolayca ulaşılabileceğini açıkça göstermektedir.
Türkiye’nin mevcut elektrik santral değerlerini gösteren bu listelere EPDK’dan Temmuz 2017 tarihi itibarı ile lisans almış ve şu anda inşa edilmekte olan santrallar dahil değildir. 26 bin 500 MW gücündeki inşa edilmekte olan santralların da 2026’dan önce devreye alınacağı varsayılırsa halen mevcut ve yapılmakta olan kapasitenin bile tüketimi karşılamak için çok fazla olduğu görülecektir. Üstelik bu rakamlara bu tablonun yayınlandığı tarihte henüz lisans almadıkları için nükleer santrallar dahil değildir.
Şekil 12’nin incelenmesi elektrik enerjisi üretmek için kurulacak tesislerin ekonomik olabilmeleri için kapasite faktörlerinin çok önemli olduğunu ifade etmektedir. Elektrik üretmek amacı ile kurulan santrallarda yatırım maliyeti üretilecek elektriğin fiyatını belirlemedeki en önemli unsur olmaktadır. Günümüzde elektrik üretim tesislerinin üretim için kullandığı kaynakların kWh başına elektrik fiyatı içerisindeki payı azalmış, yatırım finansman maliyetlerinin payı ise yükselmiştir. Bu durumda birim fiyatın hesaplanmasında üretim miktarı yani bir anlamda kapasite faktörü büyük önem kazanmıştır. Bu nedenle kapasite faktörü düşük santrallar yapmak veya yatırım öncesi planlanan kapasite faktörü oranı altında santralları çalıştırmak doğrudan ekonomiye zarar vermek anlamındadır.
Maalesef Şekil 12’deki veriler Türkiye’de yapılan santral yatırımlarında bu olumsuz durumun yaşandığına işaret etmektedir. Türkiye açısından nükleer santrallar konusu, elektrik talebi ve kurulu güç gelişimi dışında enerjide dışa bağımlılık boyutuyla da ayrıca ele alınmalıdır. Nükleer santralların yakıtının yurtdışından getirileceği öncelikle bilinmelidir. Bunun yaratacağı dışa bağımlılık yanında, verilen alım garantisi nedeniyle daha ucuza elektrik üretme olanağı olsa bile nükleer santrallardan pahalı elektrik alınmak zorunda kalınacaktır. Oysa yeni teknolojik gelişmelerle birlikte ucuzlayan elektrik üretim olanakları dikkate alındığında ucuz kaynaktan elde edilecek elektriğin normal koşullarda nükleerin önüne geçmesi gerekir. Örneğin yine bir dış kaynak olan doğalgaz santrallarında kWh başına maliyet, nükleer santrallara garanti edilen fiyatın yarısından azdır. Bu durumda piyasanın ucuz olana yöneleceği açıktır. Dolayısı ile nükleer santrallardan üretilecek elektrik bir nevi piyasanın en pahalı elektriğinin zorla kullandırılması olacaktır. Bunun yanında Akkuyu ve Sinop nükleer santrallarının mülkiyetinin yabancı şirketlerde olacağı yasa ile belirlenmiş olup; Akkuyu ve Sinop nükleer santralları için çıkarılan her iki yasada da yabancı şirket hisse payının hiçbir zaman yüzde 51’in altına düşemeyeceği hüküm altına alınmıştır. Bu durumda nükleer santrallardan elde edilecek gelirin yurtdışına taşınacağı açıktır. Dolayısı ile dünyanın ilk yap-işlet nükleer santralları olacak olan Türkiye’deki iki nükleer santralın
Şekil 11. Santrallarımızın Tam Kapasite Eşdeğeri Çalışma Süreleri (Saat) Kaynak: Orhan Aytaç MMO Enerji Komisyonu Üyesi, 2017 EEMKON Sunumu
Şekil 12. Elektrik Üretimi İçin Kullanılan Birincil Kaynakların Ekonomik Açıdan Uygun Olabilmeleri İçin Uluslararası Düzeyde Kabul Edilen Kapasite Oranları ve Türkiye’de 2017 Yılı Ağustos Sonu İtibarıyla Kaynaklara Göre Kapasite Oranları Tablosu
üretimleri bir nevi yurtdışından elektrik alma işlemine dönüşmüştür. Bu anlamda da Türkiye’nin dışa bağımlılığı artmış olacaktır. Nükleer santralların yapılmaması için ortaya konulan bu teknik ve ekonomik nedenler ortada dururken, idareciler Türkiye’de nükleer santralların yapılması yönündeki çalışmalarını aksatmadan sürdürmeye çalışmaktadırlar. Akkuyu ve Sinop Nükleer Santralı’nın yapımı konusunda son 1 yıl içerisindeki çalışmaları kısaca şöyle özetleyebiliriz:
- Akkuyu Nükleer Santralı için geçtiğimiz yıllarda temeli atılmış olan deniz yapıları inşaatı devam etmektedir. - Akkuyu Nükleer Santralı için ÇED raporu yargı süreci devam etmektedir. TMMOB ve diğer kuruluşlar tarafından Danıştay’da savunma yapılmış olup sonuç beklenmektedir. - 15 Haziran 2017 tarihinde 7133 sayılı kararı ile EPDK, Akkuyu Nükleer Santralı’na 49 yıl geçerli üretim lisansı vermiştir. - ÇED raporu yargı süreci devam etmekte olmasına rağmen Akkuyu Santralı’na “sınırlı inşaat izni” verilmiş olup ana nükleer güvenlik işleri dışındaki inşaat işlerine başlanmasına imkan tanınmış ve bu işlerin temel atma töreni 10 Aralık 2017 tarihinde yapılmıştır. (Fotoğraf 2) Yapımcı şirket, ana inşaat lisansının 2018 baharında verileceğini tahmin etmektedir. - Ekonomi Bakanlığı 17 Kasım 2017 tarih ve 133805 sayı ile Akkuyu Nükleer A.Ş’ye 76 milyar TL tutarlı yatırım teşvik belgesi vermiştir. Teşvik belgesi yatırım için KDV istisnası içermekte olup; 4 bin 508 milyar dolarlık teçhizat ve makina ithalatı için Gümrük Vergisi muafiyeti sağlamıştır. Akkuyu Nükleer A.Ş. teşvik belgesi başvurusunda 2 bin 746 kişiye istihdam sağlayacağını belirtmiştir. - Akkuyu Nükleer Santralı’nın kısmi sigorta işlemlerinin yapılabilmesi için sigortacılar arasında bir havuz kurulmuş olup Devlet desteği aranmaktadır. - Sinop Nükleer Santralı için EÜAŞ tarafından yürütülen ÇED öncesi çalışmalar tamamlanmış ve 2017 sonunda ÇED başvurusu yapılmıştır. - Sinop Nükleer Santralı’nın işlerini yürütmek için Jersey Kanal Adalarında EUAS International ve Sinop Energy adlı iki şirket kurulmuştur. Bu şirketlerin amacı EÜAŞ 2016 Faaliyet Raporu’nda şöyle açıklanmıştır:
Fotoğraf 2. Akkuyu Sınırlı İnşaat İşleri Temel Atma Töreni
“Bakanlar Kurulu’nun 26.08.2015 tarih ve 29457 sayılı ‘yurtiçinde uluslararası anlaşmalar çerçevesinde belirlenen faaliyetler ve yurtdışında elektrik enerjisi üretimi ve ticareti ile atık yönetimine yönelik (elektrik santralı kurulması, işletilmesi, bakımı, onarımı ve rehabilitasyonu, yakıt ve atık yönetimi ile elektrik ticareti gibi) faaliyetleri yerine getirmek amacıyla, ilgili ülke mevzuatına göre yurtdışında bir şirket kurabilir’ kararı ile Kuruluşumuza yurtdışında şirket kurma yetkisi tanınmış olup, bu kapsamda Jersey Kanal Adaları’nda EUAS International ICC ve Sinop Energy IC şirketleri 6 Ekim 2015 tarihi itibarı ile kurulmuştur. EUAS International şirketinin Türkiye’de kurulacak şubesi için gerekli çalışmalar devam etmektedir.”
Bir kaza durumunda büyük bir felakete neden olma riskini barındıran Akkuyu ve Sinop nükleer santralları yapım işlemlerinin halen yürütülmeye çalışılmasının ortaya konulan ekonomik ve bilimsel gerçekler karşısında kamu yararıyla örtüşen bir boyutu bulunmamaktadır. Enerji Bakanlığı’nın İnternet sitesinde yayınlanan “2023 yılında 500 milyar kWh enerji ihtiyacımız olacak” gibi iddialarının yanlışlığı yine kendi raporları ile ortaya konmuştur. İleri sürdükleri bu tür gerekçeler artık kimseyi tatmin etmemektedir.
Bu konuda 40 yıldan fazla süredir devam ettirilen inadın teknik ve ekonomik gerekçeleri olmadığına göre ancak siyasi bir nedeni olabilir.
Peki, Türkiye’nin ihtiyacı olmayan nükleer santralların yapılmasının siyasi gerekçeleri nelerdir? Bu ülkede yaşayan yurttaşların gerçekleri ve gerekçeleri bilme hakkı, demokrasilerde seçilmişlerin kamuoyunu bilgilendirme ve hesap verme yükümlülükleri dikkate alındığında iktidarın bu konuyu açıklaması görevidir.
Oger Grubu Battı, TT Hisseleri Bankalarda Rehin Kaldı: Borcu Kapatacak Alıcı Yok, Bankalar El Koymaya Hazırlanıyor…
TÜRK TELEKOM ÖZELLEŞTİRMESİNİN HAZİN TARİHİ
EMO Basın-Türk Telekom’un yüzde 55 hissesinin blok olarak Oger Grubu’na 21 yıllık imtiyaz süresi kapsamında devredilmesinin üzerinden 12 yıl geçti. “Türkiye tarihinin en büyük özelleştirmesi” şovuna dönüştürülen devir töreninde, dönemin Ulaştırma Bakanı olan bugünün Başbakanı Binali Yıldırım ve yine dönemin Maliye Bakanı Kemal Unakıtan’ın devasa bir çekin ucundan tutmuş halde verdikleri pozlar hatırlanıyor mu? O gün sunulan devasa çek görüntüsü ne kadar mizansense, Hazine’ye Türk Telekom bedeli olarak yapılan ödemenin de bir o kadar mizansen olduğu bugün ortaya çıktı.
Oger Grubu cebinden para çıkmadan Türk Telekom hisselerini rehin vererek aldığı krediyle özelleştirme bedelini ödemiş; aradan geçen 12 yıllık sürede, özelleştirme bedeline yakın düzeyde 5.7 milyar dolarlık temettü gelirini alıp götürmüş; aldığı kredi borcunu ödemediği gibi daha da çok borçlanmış ve borcunu ödemediği için 9 yıl sonra kamuya devredilmesi gereken yüzde 55 hisse bankalarda rehin kalmış durumda. Bu arada Türk Telekom’un da mali yapısı bozulmuş, yıllardır büyük karlar eden kurum 2016 yılını zararla kapatmış ve borçluluk oranı artmış. Şimdi Oger’in borcu karşılığında Türk Telekom’u devralacak alıcı bile bulunamazken, borç veren bankalar Türk Telekom’a el koyma hazırlığında…
Peki 6.5 milyar dolarlık devasa özelleştirme mizanseni nasıl yaratıldı? Bu mizansenin ilk izine Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi’nin (TTAŞ) “31 Aralık 2006 ve 2005 Tarihleri İtibarıyla Konsolide Finansal Tablolar ve Bağımsız Özel Denetim Raporu”nda rastlıyoruz:
“31 Aralık 2006 tarihi itibariyle, Hisse Rehin Anlaşması uyarınca OTAŞ’ın sahip olduğu Şirket hisselerinin %36’sına tekabül eden 693.000.000.000 adet hisse üzerinde Citicorp Trustee Company Limited (Citicorp Trustee)’nin, %64’üne tekabül eden 1.232.000.000.000 adet hisse üzerinde ise Hazine’nin rehni bulunmaktadır. Citicorp Trustee’e verilen rehinler OTAŞ’ın Citicorp Trustee’den temin etmiş olduğu kredilerle ilgilidir. OTAŞ kredi sözleşmesi, OTAŞ’ın, Şirket’in ve Avea’nın hisselerinin satışına, transferine ve dilüsyonuna kısıtlamalar getirmektedir.” (s. 46)1
Yani daha taksitlendirilmiş özelleştirme borcunu kapatmadan Türk Telekom hisselerinin bir kısmını Oger Grubu rehin vermiş ve 23 Mart 2007 tarihinde ise özelleştirme
borcunu kapatmanın karşılığında aldığı kredi için hisselerin tamamına ipotek koydurmuş:
“23 Mart 2007 tarihinde OTAŞ bir grup uluslararası ve yerel bankalardan 3.500.000* ABD doları tutarında uzun vadeli kredi temin ederek, Türk Telekom’un hisselerinin alımından dolayı oluşan Hazine’ye borcunu 4.192.000* ABD doları ödeme yaparak kapatmıştır. OTAŞ’ın kreditörlerine Türk Telekom’un OTAŞ’a ait olan %55 hisseleri üzerinde öncelikli ipotek hakkı verilmiştir. Uzun vadeli kredi nedeniyle, Avea, Türk Telekom ve OTAŞ hisselerinin satışı, transferi ve yeni hisse çıkarılması konularına kesin sınırlamalar getirilmiştir. Ayrıca finansal ve bilgi kovenantları bulunmaktadır. Finansal kovenantlar Grup’un konsolide finansal tabloları baz alınarak hesaplanan net borçlanma oranı, vergi ve faiz giderleri öncesindeki kar oranı ve borçlanma giderleri ile ilgilidir.”(s. 56)(*Raporda binlik değer kullanılmaktadır.)2
Ancak 2007 yılsonuna gelindiğinde öncelikli ipotek hakkı rehne dönüştürülmüş olup, “31 Aralık 2007 ve 2006 Tarihleri İtibariyle Konsolide Finansal Tablolar ve Bağımsız Özel Denetim Raporu”nda “31 Aralık 2007 tarihi itibariyle ise 1.925.000.000.000 adet hissenin tümü Citicorp’a rehin edilmiştir”(s. 80)3 deniliyor.
1 http://www.ttyatirimciiliskileri.com.tr/Raporlar/2006/Finansal-Tablolar-2006.pdf 2 http://www.ttyatirimciiliskileri.com.tr/Raporlar/2006/Finansal-Tablolar-2006.pdf 3 http://www.ttyatirimciiliskileri.com.tr/Raporlar/2007/Finansal-Tablolar-2007.pdf
Danıştay ve İmtiyaz Sözleşmesi Yok Sayılmış Türk Telekom gibi ülkenin iletişim altyapısını oluşturan bir kurumun hisselerinin rehin bırakılmasına nasıl izin verilebilmiştir? Hatırlanırsa Türk Telekom’un özelleştirilmesi sırasında çıkan haberler ve yapılan tartışmalar hep imtiyaz sözleşmesi ve altın hisse hakkı üzerinden yürümüştü. Oysa iktidarın bu tartışmaların gerisinde, imtiyaz sözleşmesinden ve Danıştay’dan kaçırarak, alıcı şirkete pek çok olanak tanıdığı yıllar sonra ortaya çıktı. İmtiyaz sözleşmesinde tahkim hakkı verilmemiş olmasına karşın tahkim olanağı tanındığı bugün kabul ediliyor. İmtiyaz sözleşmesinde rehin ve ipotek gibi sınırlandırmalara izin verilmemiş olmasına karşın Türk Telekom hisselerinin rehin verilmesi sağlanmış. Danıştay, imtiyaz sözleşmesi taslağından “İşletmecinin tahkime ilişkin mer’i mevzuattan kaynaklanan talep hakları saklıdır” cümlesini bile imzalanmış bir tahkim sözleşmesi olmadığını belirterek çıkarttırmıştı.4 Türk Telekom’un özelleştirmesi sırasında kamuoyuna açıklanmayan, milletvekillerinin sorularına dönemin Maliye Bakanı Kemal
Ana Sözleşme’de bile 3 yıllık Stratejik Taahhüt Süresi ve özelleştirme borcunun tamamı ödenmeden Türk Telekom hisselerinin rehin ve ipoteği yasaklanmışken, bu yasak hemen arkasından yapılan “zaman içerisinde” gibi bir muğlak ifadeyle tamamen yok edilmiş. Yani “görünürde var” gibi olan, ama gerçekte “yok olan” bir rehin yasağı getirilmiş.
Unakıtan tarafından yanıt verilmeyerek5 saklanan tahkim düzenlemesinin, Hissedarlar Sözleşmesi ve Hisse Satış Sözleşmesi ile sağlanmış olduğu 2010 yılında dönemin Ulaştırma Bakanı olan Binali Yıldırım tarafından açıklandı.6 Bugünün Ulaştırma Bakanı Ahmet Arslan da “Kabul edelim ki OTAŞ borcunu ödemeden Türkiye’den çıkmak istedi. Türk Telekom hisselerini alıp gitme şansı yok. Hisselerin değeri OTAŞ’ın borcunu karşılayabilecek durumda. Bütün bunlara rağmen ilave bir sıkıntı olursa tahkim mahkemelerine gidilebilir” açıklamasını yaptı.7 Kamunun yani hepimizin kaynaklarıyla kurulmuş bir varlık olmasına karşın Türk Telekom’un özelleştirilmesinde kamuoyundan “ticari sır” olarak saklanan bu Hissedarlar Sözleşmesi ve Hisse Satış Sözleşmesi hala ortada yok. İmtiyaz sözleşmesini atlatıp, tahkime geçit veren bu Hissedarlar ve Hisse Satış Sözleşmesi ile alıcı şirkete Türk Telekom hisselerini rehin verme hakkı da verilmiş midir? Bu sorunun yanıtı “Evet” ise bu sözleşmeyi imzalayanlar bugün Türk Telekom’un rehin kalmasında baş sorumlulardır.
Kamuya açık bilgilerden hisse rehin olanağının Ana Sözleşme değişikliği ile sağlandığı da görülüyor. Oysa Danıştay, imtiyaz sözleşmesi taslağı üzerinde yaptığı incelemede; Türk Telekom’un “rehin, ipotek” gibi sınırlandırmalardan arındırılmış olarak imtiyaz süresi sonunda kamuya devredilmesine ilişkin düzenlemeye bile izin vermemiş, bedelsiz ve çalışır halde altyapının kamuya devredilmesini öngörmüştür.8
Öncelikle Ana Sözleşme’de bile 3 yıllık Stratejik Taahhüt Süresi ve özelleştirme borcunun tamamı ödenmeden Türk Telekom hisselerinin rehin ve ipoteği yasaklanmışken, bu yasak hemen arkasından yapılan “zaman içerisinde” gibi bir muğlak ifadeyle tamamen yok edilmiş. Yani “görünürde var” gibi olan, ama gerçekte “yok olan” bir rehin yasağı getirilmiş:
“A Grubu Hisse Sahibi, Stratejik Taahhüt Süresinin sona erme tarihinden ve A Grubu Hisse Sahibinin Şirketteki Hisseleri için ödemesi gereken tutarın tamamını ödediği tarihten hangisi sonra ise bu tarihten sonra herhangi bir zamanda, Hisselerinin tamamını veya bir kısmını bir üçüncü şahısa her zaman Altın Hissenin veto hakkına tabi olmak koşuluyla devredebilir.” 9
Rehin yasağını hükümsüz kılan Ana Sözleşme düzenlemesi de şöyle yapılmış:
“A Grubu Hisse Sahibi, zaman içerisinde Hisse Rehni’ne tabi olmayacak Hisselerinin üzerinde, söz konusu Hisselerin satın alınması ile ilgili olarak veya başka bir şekilde aldığı borçların teminatı olarak, bir finansal kurum lehine rehin, ipotek veya yükümlülük tesis edebilir. Söz konusu finansal kurumun bu rehin, ipotek veya yükümlülüğü paraya çevirmesi halinde, bu kurum Yatırımcı’nın rehin, ipotek veya yükümlülüğe tabi olan
4 Danıştay 1. Dairesi’nin 21 Ekim 2005 tarihli, 2005/838 Esas No’lu, 2005/1250 Karar No’lu Taslak İmtiyaz Sözleşmesi Hakkında Bildirdiği Görüş.
5 Dönemin Maliye Bakanı Kemal Unakıtan’ın 22 Şubat 2006 tarihli CHP İstanbul Milletvekili Bihlun Tamaylıgil’in soru önergesine verdiği yanıt. http://www2.tbmm. gov.tr/d22/7/7-11960c.pdf
6 Dönemin Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım’ın 18 Ekim 2010 tarihinde İzmir Milletvekili Şenol Bal’ın yazılı soru önergesine verdiği yanıt, http://www2.tbmm.gov.tr/ d23/7/7-15766c.pdf
7 http://www.trthaber.com/haber/gundem/turk-telekoma-herhangi-bir-sikinti-gelmeyecek-338826.html, https://www.ntv.com.tr/ekonomi/ulastirma-bakani-arslandan-fsmde-cift-yonlu-ucret-iddiasina-yanit%2cbAvg03-hUUyq-2bRjinvqA
8 Danıştay 1. Dairesi’nin 21 Ekim 2005 tarihli, 2005/838 Esas No’lu, 2005/1250 Karar No’lu Taslak İmtiyaz Sözleşmesi Hakkında Bildirdiği Görüş: “Sözleşmenin süresinin sona ermesi veya yenilenmemesi halinde, Türk Telekom, sistemin işleyişini etkileyen tüm teçhizatı bütün fonksiyonları ile çalışır vaziyette ve bu teçhizatın kurulu bulunduğu, kendi kullanımında olan taşınmazları kuruma veya kurumun göstereceği kuruluşa bedelsiz olarak devreder.”
9 Türkiye Ticaret Sicil Gazetesi, 8 Aralık 2005, Sayı: 6448, s. 35
Hisselerini ancak Hazine’nin önceden yazılı rızasını (söz konusu rızanın verilmesinden makul olmayan nedenlerle kaçınılmayacaktır) almak suretiyle devredebilecektir.”10
Şimdi buradan açık şekilde görülmektedir ki Oger Grubu’nun özelleştirme borcunu kapatmak için aldığı kredi karşılığında Türk Telekom hisselerini rehin bırakmasına “altın hisse” sahibi olan Hazine adına temsil yetkisini kullanan Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı izin vermiştir. Bu durumda şirketin cebinden para çıkmadan Türk Telekom hisselerini kullanarak Türk Telekom’u satın almasını sağlayan altın hisse sahibinin, kamunun haklarını koruma görevini yerine getirdiği söylenebilir mi? İktidarın kararıyla altın hissenin yetkilerinin alıcı şirket lehine kullandırılmış olduğu açıktır.
İpotekten Rehne Giden Yol ve Artan Borç
İpotek ve rehin süreciyle ilgili dikkat çekici başka bir nokta; Türk Telekom’un finansal raporlarındaki farklı ifadeler ve Ana Sözleşme’de önce tanınan ipotek hakkının sonra kaldırılmış olması. Finansal raporlarda rehin-ipotek süreciyle ilgili özelleştirme bedeli kapatılmadan önce “kısmi rehin”, özelleştirme bedelini kapatırken “ipotek”, sonrasında ise bu kez Oger’in Türk Telekom’daki hisselerinin tamamı için “rehin” ifadesi kullanılıyor. İpoteğin ne zaman rehne dönüştüğü konusunda ise TTAŞ raporlarında iki farklı tarih veriliyor. 31 Aralık 2007 ve 2006 tarihlerini kapsayan rapora göre 31 Aralık 2007 itibarıyla hisselerin tamamı Citicorp Trustee’ye rehinli bulunuyor. 31 Aralık 2008 ve 2007 tarihlerini kapsayan rapora göre ise 31 Aralık 2007 itibarıyla Citicorp Trustee’nin kısmi rehni söz konusu ve 31 Aralık 2008 itibarıyla Citicorp Trustee nezdinde tüm hisseler rehin durumda. Türk Telekom Ana Sözleşmesi’nde hisselerin ipoteğine olanak tanıyan düzenleme, 2 Mayıs 2008 tarihinde yayımlanan değişiklikle kaldırılırken, rehin olanağı aynen bırakılıyor. Tüm bunlar ipotek ve rehin sürecine ilişkin başka soru işaretlerini beraberinde getiriyor.
Neden önce ipotek süreci işletilip sonra rehne dönüştürülüyor? Ana Sözleşme’de başlangıçta tanınan ipotek hakkı sonra neden kaldırılıyor? Bunların imtiyaz sözleşmesindeki altyapının çalışır ve bedelsiz kamuya geri devrini öngören maddesine yönelik Oger’in koyduğu şerh ve bu şerhin yargı kararıyla iptal edilmesiyle ilişkisi var mı?
İpoteğin taşınmazlar üzerinden verilen bir teminat olduğu düşünüldüğünde; aslında kamunun mülkiyetinde olan Türk Telekom taşınmazlarının OTAŞ’ın borç bulma sürecinde teminat olarak kullanıldığı anlaşılıyor. Oysa Danıştay’ın
görüş verdiği imtiyaz sözleşmesinde mülkiyet devrine ya da alıcı şirketin mülkiyeti teminat olarak gösterip kredi bulmasına olanak tanıyan hiçbir düzenlemeye izin verilmemiştir. Bu durumda; Türk Telekom’un özelleştirme sürecinde mülkiyet iddiasında olduğunu ileri süren ve altyapının bedelsiz çalışır şekilde kamuya devrine ilişkin imtiyaz sözleşmesindeki hükme “mülkiyet hakkına sahip olduğu” izlenimi yaratabilecek şekilde şerh koyan OTAŞ; Türk Telekom’un taşınmazlarını kapsayacak şekilde daha borcunu bile ödemediği kurum hisseleri üzerine ipotek koydurmuş oluyor. Danıştay’ın bu şerhe ilişkin 13 Aralık 2006 tarihli kararının ardından OTAŞ’ın Türk Telekom hisseleri üzerinden ipotek verme olanağının Ana Sözleşme’den çıkarılmış olduğu anlaşılıyor.
Sonuç itibarıyla 23 Mart 2007’den itibaren özelleştirmeyle devredilmiş olan Türk Telekom’un ve Avea’nın hisselerinin satışı, transferi ve dilüsyonuna sınırlamalar getiren ipotek ve rehin süreci söz konusu. Tam 11 yıl önce alınmış bir borç neden ödenip Türk Telekom hisseleri üzerindeki rehin kaldırılmıyor ve altın hisse sahibi Hazine adına temsil yetkisine sahip olan Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı bu işin takipçisi olmuyor? Oger Grubu Türk Telekom’un karlarını alıp götürürken, 2013 yılında aldığı kredilerin “refinansmanı” ve “temettü ödemelerinin devam etmesi” için yeniden borçlanıyor. Bu kez borç yükü de artıyor: Toplam 4 milyar 478 milyon dolar ve 211 milyon 970 bin Avro kredi kullanıyor.
Kamu Aydınlatma Platformu’na 28 Mayıs 2013 tarihinde konuya ilişkin OTAŞ’ın yaptığı açıklama aynen şöyle:
“Ojer Telekomünikasyon A.Ş, 22 Mayıs 2013 tarihinde US$4.478,000,000 ve avro 211,970,000 tutarlarında bir kredi anlaşması imzalamıştır. Kredi anlaşmasında Akbank T.A.Ş, BNP Paribas Fortis, Citi, Deutsche Bank AG, London Branch, J.P. Morgan Limited ve Türkiye Garanti Bankası A.Ş. Yetkili Lider Düzenleyici (Mandated Lead Arrangers) ve Koordinatör (Coordinating Bookrunners), BNP Paribas Dökümantasyon Temsilcisi (documentation agent), Citibank International PLC Kredi Temsilcisi (Facility Agent) ve Citicorp Trustee Company Limited Teminat Temsilcisi (Security Agent) olarak görev almıştır. Kredinin kullanım amacı mevcut borçların refinansmanı ve vadesinin uzatılması ve bu yolla hissedarlarımıza temettü ödenmesidir. Daha önceki kredi anlaşmalarında olduğu gibi kredinin teminatı olarak şirketinizin hisseleri rehin verilmiştir. Hisselere ait tüm haklar Ojer Telekomünikasyon A.Ş.’de kalacaktır.
Neden önce ipotek süreci işletilip sonra rehne dönüştürülüyor? Ana Sözleşme’de başlangıçta tanınan ipotek hakkı sonra neden kaldırılıyor? Bunların imtiyaz sözleşmesindeki altyapının çalışır ve bedelsiz kamuya geri devrini öngören maddesine yönelik Oger’in koyduğu şerh ve bu şerhin yargı kararıyla iptal edilmesiyle ilişkisi var mı?
10 A.g.e
Kredi aşağıdaki dilimler (tranches) halinde kullanılmıştır; - Dilim A1: US$228,000,000 5 yıl vadeli azalan anaparalı (amortising term loan) - Dilim A2: avro 211,970,000 5 yıl vadeli azalan anaparalı (amortising term loan) - Dilim B: US$3,000,000,000 7.5 yıl vadeli azalan anaparalı (amortising term loan) - Dilim C: US$250,000,000 7.5 yıl vadeli rotatif (revolving credit facility) - Dilim D: US$ 1,000,000,000 7.75 yıl vadeli spot (bullet tranche)”11
Sonuçta Türk Telekom’un yüzde 55 hissesi 11 yıldır rehin tutuluyor. Kredilerin en büyüğü olan 3 milyar dolarlık diliminin 7.5 yıl vadeli azalan anaparalı olduğu ve geri ödeme için sadece 3 yılın kalmış olduğu dikkate alındığında finansal krizin boyutu görülebiliyor. Aslında Oger’in borcuyla ilgili bugüne kadar ne kadar ödeme yapmış olduğuna ilişkin hiç resmi bir açıklama yapılmadı.
Oger Grubu’nun krizi ile ilgili olarak, petrol fiyatlarının düşmesiyle Suudi Arabistan’da yürüttüğü projelerde alacaklarını tahsil edemediği, Türk Telekom hisselerini rehin vererek aldığı kredi geri ödemelerinde Türkiye’de yaşanan kur artışı nedeniyle sıkıntıya düştüğü gibi gerekçeler ileri sürülüyor. Petrol fiyatlarının düşmesinin Suudi Arabistan’ı olumsuz etkilemesi12 ve TL’nin değer kaybetmesi olarak
“OTAŞ’ın borçlarını ödeyemediğinin herhangi bir şekilde anlaşılması” koşulu gerçekleşmiş olup; Ana Sözleşme’deki “temerrüt” durumunun sonuçlarına ilişkin maddeye göre Hazine, şirkete bildirimde bulunup 60 günlük süreyi de işletmiş bulunuyor. Bu süre sonunda OTAŞ’ın Türk Telekom ve bağlı şirketlerinde tüm yönetim kurulu üyelerinin otomatikman istifa etmiş addedilecekleri Ana Sözleşme’de açık olarak yazıyor.
özetlenen bu gerekçeler 2006 ve 2007 yılından bu yana gelen süreci açıklamak için yetersiz kalıyor.13 Görüldüğü gibi Türk Telekom üzerine yıkılan borç yükü özelleştirme dönemine kadar uzanıyor.
Türk Telekom’un hisselerinin rehinli olduğu yıllarca kamuoyundan gizlenmişken, Oger’in borcunu ödeyememesiyle ortaya çıkan krizde bile bu borcun Türk Telekom ile ilgisi olmadığı ileri sürüldü. Ancak gelinen noktada borç krizinin çözülememesi nedeniyle rehinli hisse krizinin oluştuğu artık kabul ediliyor. Ama bu kabulün anlamı ne ve gereği yerine getiriliyor mu?
OTAŞ’ın Yönetim Yetkisi Düştü, Ama Düşürülmedi
Türk Telekom hisselerinin yüzde 55 hissesinin rehinli olduğu krediyle ilgili borçlarını ödeyemeyen OTAŞ’ın “mütemerrid” durumuna düştüğü açık. Ana Sözleşme’de “temerrüt” durumlarını düzenleyen hükümler incelendiğinde, “OTAŞ’ın borçlarını ödeyemediğinin herhangi bir şekilde anlaşılması” koşulu gerçekleşmiş olup; Ana Sözleşme’deki “temerrüt” durumunun sonuçlarına ilişkin maddeye göre Hazine, şirkete bildirimde bulunup 60 günlük süreyi de işletmiş bulunuyor. Bu süre sonunda OTAŞ’ın Türk Telekom ve bağlı şirketlerinde tüm yönetim kurulu üyelerinin otomatikman istifa etmiş addedilecekleri Ana Sözleşme’de açık olarak yazıyor:
“6/B.3 A Grubu Hisse Sahibinin Temerrüdünün Sonuçları Temerrüde Düşen Hissedarın A Grubu Hisse Sahibi olması halinde Madde 6/B.1 (c) ila (f) bentleri (c ve f dahil) altında bir Temerrüd Halinin gerçekleşmesi ve A Grubu Hisse Sahibi’nin bu ihlali, Temerrüd Halinin gerçekleşme tarihinden itibaren 60 gün içerisinde (“Düzeltme Süresi”) giderememesi halinde; B Grubu Hisse Sahibinin işbu Ana Sözleşme tahtında sahip olduğu diğer imkanlara halel gelmeksizin, a) Hisse Satış Sözleşmesi altında ödenmemiş bulunan bakiye miktarın tamamı derhal muaccel olacak ve A Grubu Hisse Sahibi tarafından derhal ödenecektir ve B Grubu Hisse sahibi, A Grubu Hisse sahibine karşı sahip olduğu imkanlardan herhangi birine veya hepsine birden başvurabilir ve A Grubu Hisse sahibinden aldığı teminatların herhangi birine veya hepsine birden başvurabilir. B Grubu Hisse sahibinin teminatlardan birine başvurması aynı zamanda A Grubu Hisse sahibinden aldığı diğer teminatlara başvurma hakkına halel getirmez; ve b) A Grubu Hisse Sahibi’nin Yönetim Kuruluna ve her bir Grup Şirketi’nin yönetim kuruluna tayin ettiği üyeler, Madde 6/C.5’inci maddesi uyarınca otomatikman istifa etmiş addedileceklerdir.”14
Ana Sözleşme’ye göre otomatikman istifa etmiş sayılan bu yönetim kurulu üyeliklerine B grubu hisse sahibi olarak Hazine ve Türkiye Varlık Fonu’nun atama yapması gerekiyor. Bugüne kadar böyle bir atama yapılmamış olup; aslında otomatikman düşmüş olan OTAŞ’ın yetkilerini kullanmasına halen izin veriliyor. EMO tarafından 27 Ocak 2018 tarihinde yapılan açıklamada, yaratılan hukuki boşluk
11 https://www.kap.org.tr/tr/Bildirim/286191 12 http://www.bbc.com/turkce/haberler/2016/01/160111_petrol_fiyatlari_dusus_analiz 13 http://www.sozcu.com.tr/2017/ekonomi/reuterstan-flas-turk-telekom-iddiasi-1989151/ 14 http://www.ttyatirimciiliskileri.com.tr/Documents/tr/kurumsal-yonetim/tt-esas-sozlesme.pdf
nedeniyle halen yönetimde olan OTAŞ’a Türk Telekom’un
“Söz konusu finansal kurumun bu rehin, ipotek veya
2017 yılı karından pay verilmemesi istendi. 2016 yılında
yükümlülüğü paraya çevirmesi halinde, bu kurum
zarar eden Türk Telekom, 2017 yılında vergi sonrası net 1
Yatırımcı’nın rehin, ipotek veya yükümlülüğe tabi olan
milyar 136 milyon lira kar açıkladı.15 KAP’a 2017 yılı karına
Hisselerini ancak Hazine’nin önceden yazılı rızasını (söz
ilişkin yapılan 9 Şubat 2018 tarihinde yapılan açıklamada,
konusu rızanın verilmesinden makul olmayan nedenlerle
Vergi Usul Kanunu hükümlerine göre ticari karının 2 milyar
kaçınılmayacaktır) almak suretiyle devredebilecektir.”20
370.5 milyon lira olduğu belirtilirken, SPK Tebliği’ne göre 1 milyar 135.5 milyon lira olan vergi sonrası net karın “olağanüstü yedek akçe” olarak ayrılmak üzere Genel Kurul’a teklif götürüleceği belirtildi.
Türk Telekom’un imtiyaz sözleşmesi 28 Şubat 2026’da sona erecek olup; yarıdan daha az bir imtiyaz süresi kalmıştır. Dolar üzerinden Türk Telekom’a biçilen değerin değişmediği düşünülse bile süreyle eşdeğer bir hesaplama yapıldığında
Borçlu OTAŞ, Hisseleri Rehin Türk Telekom ve Olasılıklar
21 yıl+2.5 ay için verilen 6.5 milyar dolarlık bedel, kalan 9 yıl+2.5 ay için 2.8 milyar dolara denk gelmektedir. Kaldı ki bugün Türk Telekom’un İnternet sayfasında 29 Aralık
Siyasal iktidar Türk Telekom Ana Sözleşmesi’nden gelen
2017 itibarıyla Türk Telekom’un piyasa değeri 5.95 milyar
kamusal yetkilerini kullanmayarak halen OTAŞ’ın yönedolar olarak gösteriliyor.21 Bu durumda imtiyaz süresine
tim yetkisini kullanmasına izin verdiği gibi bankailişkin kısıt dikkate alınmasa bile yüzde 55 hisse
ların da borcunu ödemeyen OTAŞ hakkında normal ekonomik kurallar çerçevesinde
Tüm
için 3.27 milyar dolara ulaşılıyor. Nitekim Türk Telekom’un rehinli kalmış yüzde 55 hissesi
yapması gereken işlemlere engel oluyor. OTAŞ’ın ödemediği kredinin yükünün büyük bölümünün Akbank, Garanti ve İş Bankası üzerinde olduğu biliülkenin iletişim altyapısını oluşturan bir şirketin söz konusu
borçları karşılığında satılmak istendi. Ancak 1 yılı aşkın süredir ne borçların ödenebilirliğinin sağlanması ne de yeni bir alıcı bulunması konusunda
niyor. Önce BDDK’nın müdahalesi
olduğu dikkate alındığında;
gelişme sağlanabildi.
ya da geçit vermesiyle bu kredinin “takibe alınmaması” sağlandı.16 Ancak yeni bir alıcı için yapılan görüşmeler sonuç vermezken, borç krizinin aşılma olanağı bulunmadığı da anlaşıldı ve bu yılın ilk günlerinde bankaların bu kredileri takibe aldıkları basına yansıdı.17 Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek ise 9 Şubat 2018 tarihinde yaptığı açıklamada “Tahsiyönetime atama yapılması, sözleşmenin feshedilmesi ya da başka herhangi bir tanımlamayla da olsa kamunun inisiyatif alması söz konusu olduğunda, Oger Grubu’ndan tahsil edilebilecek malvarlığı bulunamazsa bu borcun bankaların ve
Eğer Türk Telekom yeni bir alıcıya satılamazsa; kamunun borca ilişkin Oger Grubu’ndan herhangi bir tahsilat yapamadan yüzde 55 hissesi rehinli olarak Türk Telekom’un yönetimine el koyması ve yeni bir imtiyaz sözleşmesi yapmak üzere ihaleye çıkması tüm borcun üstlenilmiş olması sonucunu doğuracak. Bu da büyük övgülerle açıklanan özelleşli gecikmiş alacak kategorisine girdiği konusunda şüpheliyim. Burada bir dayanak varlık söz konusu. Sorun önümüzkamunun üzerine kalma riski olduğu açıkça
tirme gelirinin gerçekte olmadığının kabul edilerek, sıfırlanması anlamına geliyor. Üstelik satışın kolaylaştırılması
deki aylarda çözülür” dedi.18 Bu arada Türk
ortadadır.
için imtiyaz süresinin uzatılmasından bile
Telekom’un satışı için Katar’dan sonra Çinli
söz edenler bulunuyor.22İmtiyaz süresinin uzatıbir şirketle görüşmeler yürütüldüğü ve hisselerin
larak borçları kapatmak üzere yeni bir satış yapılması
blok satışının sağlanamaması nedeniyle ikincil halka arz yapılmasının da düşünüldüğü basına yansıdı.19
ise borçsuz olarak Türk Telekom’un kamuya devredilmesi kuralının ihlal edilmesi anlamına geldiği gibi imtiyaz süresi
Bankaların satış yapacak bir alıcı bulmaları durumunda sürecin nasıl işleyeceğine bakıldığında, altın hissenin yetuzatılmasına rağmen uzatılan süreye ilişkin bedelin kamu tarafından tahsil edilmemesi sonucunu da yaratacak.
kisine Ana Sözleşme ile yine bir sınırlandırma getirildiği görülüyor. Normalde satış ve devirde doğrudan veto yetkisine sahip altın hissenin bu yetkisini kullanabilmek için
Tüm ülkenin iletişim altyapısını oluşturan bir şirketin söz konusu olduğu dikkate alındığında; yönetime atama yapılması, sözleşmenin feshedilmesi ya da başka herhangi bir
“makul bir gerekçesi” olmak zorunda. Ana Sözleşme’de
tanımlamayla da olsa kamunun inisiyatif alması söz konusu
Türk Telekom hisselerinin “zaman içerisinde” gibi muğolduğunda, Oger Grubu’ndan tahsil edilebilecek malvarlığı
lak bir ifadeyle rehnine olanak sağlayan cümlenin hemen
bulunamazsa bu borcun bankaların ve kamunun üzerine
ardından şöyle deniliyor:
kalma riski olduğu açıkça ortadadır.
15 https://www.kap.org.tr/tr/Bildirim/659106 16 http://www.haberturk.com/bankalara-turk-telekom-kredisini-takibe-almayin-dedik--1716435-ekonomi 17 http://www.hurriyet.com.tr/turk-telekomun-kredisini-bankalar-izlemeye-aldi-40706784 18 http://www.gazetevatan.com/takibe-almak-dogru-degil-1141803-ekonomi/ 19 https://www.sabah.com.tr/yazarlar/dilek-gungor/2018/02/07/turk-telekomu-cinliler-aliyor, https://www.dunya.com/sirketler/turk-telekomda-cikis-yolu-halka-arz-haberi-402581 20 http://www.ttyatirimciiliskileri.com.tr/Documents/tr/kurumsal-yonetim/tt-esas-sozlesme.pdf 21 http://www.ttyatirimciiliskileri.com.tr/tr-tr/hisse-bilgisi/sayfalar/hisse-profili.aspx 22 http://www.hurriyet.com.tr/bankalar-turk-telekom-yonetiminde-kamu-kontolu-istiyor-40593455
TÜRK TELEKOM’UN GÖRÜNMEYEN YÜZÜ
Mehmet Özdağ EMO Samsun Şube Yönetim Kurulu Başkanı [email protected]
Türk Telekom’un (TT) ülkemizin iletişim altyapısını oluşturan ve ekonomik faaliyetlerde temel bir işlev gören yapısı; yurttaşlarımızın günlük yaşamından, bankacılık işlemlerine ve ekonomik her türlü faaliyet alanına uzanan geniş etkisiyle ister istemez onu ayrıcalıklı ve stratejik bir konuma getiriyor.
EMO, 28 Kasım 2017 tarihinde kamuoyuna duyurduğu “Türk Telekom Özelleştirme Raporu” ile TT’de yaratılan finansal ve idari zafiyetin boyutları ile son 11 yılda yaşanan korkunç istihdam kaybını da ortaya koymuş durumda. Bu rapor sayesinde artık herkes biliyor ki AKP iktidarlarının göz yumması ile TT yönetimlerinin sorumlu olduğu ve bankacılık sistemimizi bile derinden etkileyecek çok büyük bir kriz var ortada. EMO, 19 Temmuz 2017 tarihinde de “Türk Telekom’da Borç Krizi Çalışan Krizine Döndü!” başlıklı basın açıklaması ile bu krizin faturasının deneyimli kadrolar, taşeron çalışanlar, kadın çalışanlar başta olmak üzere tüm çalışanlara çıkartılmaya çalışıldığını da ortaya koyarak gerek üyelerine gerekse ülkeye karşı tarihi sorumluluğunu bir kez daha yerine getirmişti.
Bitmeyen Senfoni: Reorganizasyon…
Özelleştirme sürecinin fiilen başladığı 2006 Ocak ayından bu yana geçen yaklaşık 12 yılda AKP’nin kesintisiz ve mutlak iktidarında her Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı değişimi ya da kabine revizyonunda, TT’nin üst yönetim kademelerinin tümden ya da kısmen değişimi söz konusu oldu. 12 yılda 6 kez İcra Kurulu Başkanı ya da Genel Müdür (CEO) değişimi, bir o kadar da Operasyon Başkanı (CTO) değişimi yaşanmıştır ki pazarlama, satış, insan kaynakları, regülasyon gibi kısımlarından hiç söz etmiyoruz. Her gelen CEO ve CTO, yukarıdan aşağıya ekibini değiştirdi.
Çoğu zaman değişimi yapanın bile akış diyagramına bakmadan sayamayacağı genel müdürlükte altı boş pozisyon ve unvanlarla dolu kadrolar oluşturuldu; ardı arkası kesilmeyen ve hiç bitmeyen yapılanma ve organizasyon değişimleri yapıldı. Bu arada en az 3 kez yurtdışı danışmanlık firmalarından organizasyon konusunda hizmet satın alınması da bu işin cabası oldu.
Tüm bu üst yönetim değişimleri, geliş, gidiş, sonra tekrar gelişler, yurdışından hizmet almalar, reorganizasyonlar bize kaça mal oldu? Bütün bu karmaşık, zahmetli ve uluslararası firmalardan hizmet alımına kadar giden süreçlere rağmen değişmeyen tek şey; siyasi kadroların şirket yönetiminde mutlak hakim olması ve her yapılanmadan sonra istihdam ve yatırımlar üzerinden TT’nin küçülmesi.
Yukarıda kısaca özetlenen üst yönetim değişimleri, yeniden yapılanma çalışmaları ile sürekli küçülme ve aşırı siyasileşme; kurumda çalışan meslektaşlarımız başta olmak üzere tüm çalışanlarda travma etkisi yaratarak gelecek kaygısı ile güven kaybına yol açtı; iş barışının bozulması, sorumluluk almama, hatalı yatırımlara yönelme gibi sonuçları da beraberinde getirdi.
Yeni Çalışanlarda Emek Sömürüsü
Özelleştirme nedeniyle ortalama 5-15 yıldır hizmet veren 18 bin 730 kişilik deneyimli kadro TT’den ayrılmak zorunda kaldı ve havuza ya da diğer kamu kurumlarına nakledildiler. Bunun yarattığı boşluğu doldurarak, hizmet sürekliliğini sağlama kaygısı ile 2007 ve 2009 yıllarındaki toplu alımlar dahil olmak üzere özelleştirme sonrasında 12 binin üzerinde yeni çalışan işe başlatıldı.
Çalışanların sistematik olarak yenilenmesi, meslektaşlarımızın da içinde olduğu nitelikli çalışanların güvencesiz ve ucuz emek olarak kullanılmalarını da beraberinde getiren bir uygulamaya dönüştü. Çünkü işe yeni başlayan bir mühendis; yılda 270 saat ücretsiz fazla mesai yapmayı, TMMOB’nin her yıl belirlediği “mühendis asgari ücretinin” çok altında maaşla çalışmayı, günlük yemek ücreti ve daha pek çok yan hakkı diğer çalışanların yarısından daha az almayı kabul ederek işe başlamış oluyordu.
TT’nin sabit ve mobil teknolojik altyapısının gereksinimlerinin planlanması, bakım ve işletmesinin kendine özgü nitelikler taşıması nedeniyle meslekte yetkinleşmek uzun süre emek, bilgi ve tecrübe gerektirir. Diğer taraftan uzun süre TT’de çalışıyor olmak mühendislik mesleğinin diğer dallarında körelmeye neden olur.
TT’de çalışma şartlarının ağırlaşması, atama ve unvan yükselmelerinde adalet duygusunun zedelenmesi, şirketin geleceğine duyulan güvensizlik, meslekte körelme kaygısıyla birleşince, işe yeni başlayan meslektaşlarımızın da bu şartlar altında geleceklerini belirleyecek bir tercih nedeniyle “güvence” arayışlarıyla ilk fırsatta TT’den ayrılmalarına zemin hazırlamıştır.
Kurumsal Hafıza Siliniyor
Bu personel değişimi ile TT’de bir tarafta meslekte 15-20 yıl ve üzeri hizmeti olan deneyimli kadrolar ile diğer tarafta işe yeni başlayanlardan oluşan personel tablosu oluştu. Toplu işe alımların yapılmasından sonra sahada görev yapan deneyimli kadroların “teşvik uygulaması” adı altında emeklilik süreçleri böylece başlatılmış oldu ve TT’yi satın alan Oger Grubu’nun finansal krizinin başladığı 2013 yılından sonra da bu uygulama düzenli ve zorunlu hale getirildi.
TT’de teknik kadrolardaki küçülme 2017 yılında çoğu EMO üyesi deneyimli kadroları kapsayacak şekilde genel müdürlük dışına taşarak, tüm bölge ve il müdürlüklerini kapsayan bir uygulamaya dönüştü. Bu amaçla iki aşamalı tasfiye ve kadrolaşma planı hazırlandı ve uygulamaya konuldu.
Tasfiye ve küçülme planının birinci aşaması; 2017 Haziran ayında gece yarısı “bölge ve il müdürlükleri yeni organizasyon yapısı ve yönetim fonksiyonlarında yenileme, bütünleştirme ve sadeleştirme çalışmaları kapsamında” söylemiyle tüm çalışanlara gönderilen bir e-posta ile başlatılmış oldu. Çoğu Odamız üyesi, deneyimli yöneticiler görevlerinden alındılar. Planın devamında, görevden alınanlar “teşvik uygulaması” adı altında kendi istekleri ile emekliliğe zorlandılar. Teşvik uygulamasını kabul etmeyenlerin büyük bölümünün iş akdi feshedildi. Etkili tanıdıklara ulaşmayı başaran bir kısım çalışan bu tasfiyeden kurtulmayı başardı. Boşalan kadroların büyük bir kısmına yapılan atamalar bir kez daha çalışanlarda adalet duygusunun zedelenmesine neden oldu. Bu atamalarla bir aşama daha tamamlanmış oldu.
Tasfiye ve küçülme planının ikinci aşaması da yine 14 Temmuz 2017 tarihinde gerçekleştirildi. Bölge il müdürlüklerinde özveriyle görevlerini yapan meslektaşlarımızın çoğunlukta olduğu teknik müdürlük ve yöneticilik kadrolarının büyük bir kısmı iptal edildi. Özellikle il müdürlüklerinde yönetici kadrolarının büyük ölçüde kaldırılması, meslektaşlarımız açısından yakın gelecekte mevcut gelirlerin ve kazanılmış özlük haklarının kaybı, kariyer yollarının tamamen kapanması anlamına geliyordu.
Bu zamana kadar deneyimli kadroların tasfiyesi sonucunda özelleştirme sürecinin başından itibaren kamuya geçişler dışında emeklilik, ölüm, istifa, iş akdi feshi vb. nedenlerle kurumdan ayrılan deneyimli personel sayısı tahminen 25 bin civarına ulaştı. Özelleştirme süreci başladığından bu yana TT’den ayrılan toplam personel sayısı 48 bin civarında olup; geri kalan çalşanlar açısından da tasfiye sürecinin hızlanarak devam edeceği öngörülmektedir.
Mühendislik faaliyeti; iş yaşamı içerisinde yalnızca akademik bilgiyi ve bu bilgiyi kullanmayı değil, bilginin o iş alanı içerisinde işlevselliğini sağlayabilmeyi de gerektirmektedir. Bu noktada süreçleri yönetmek, inisiyatif kullanmak; tek başına akademik düzeyde çok iyi mühendis olmakla ölçülebilecek bir durum değildir. Yapılacak iş; süreçlerin, ekiplerin, şirket olanaklarının en iyi noktada değerlendirilerek, TT’nin içinde olduğu gerçekliklerin de farkına vararak yönetilebilmesidir. Bu da deneyim ve birikim gerektiren, yönetsel beceri gerektiren bir iştir. İşte deneyimli kadroların tümden tasfiye ediliyor olması bu anlamda kurumsal geleneklerin ve iş yapış biçimlerinin de ortadan kaldırılması, kurumsal hafızanın moda deyimle “reset”lenmesi anlamı taşımaktadır.
TT’de Taşeronlaşma
TT’nin mali krizinin derinleşen diğer boyutu da taşeron çalıştırma ve taşeron uygulamasının yaygınlaşarak genel bir çalışma-istihdam halini alması oldu. Taşeronlaşma; içlerinde üyelerimizin de bulunduğu tüm çalışanları ve hizmet satın alan halkımızı da derinden etkileyen bir boyut kazanmış durumdadır.
Taşeronlaşma süreci, destek hizmetlerinde özelleştirme öncesine giden bir süreçtir. Teknik operasyonlar kapsamında yatırım işleri de çoğunlukla ihale yöntemi ile yapıldığından,
taşeron uygulaması yatırımlarda da genel bir uygulama olmuştur. Ancak TT’nin özelleştirilmesi sonrası teknik operasyonlar kapsamında sahada 12 bölge müdürlüğünde tüm altyapı bakım-işletme süreçleri global ihale yöntemi ile taşeronlaştırıldı Sadece fiber-bakır kablolu şebeke altyapısında taşeron olarak çalışan ekip sayısı yaklaşık 2 bin 500 oldu. Ekip başına 2 eleman çalıştığı düşünülürse; taşeron çalışan sayısının yaklaşık 5 bin olduğunu söyleyebiliriz. TT’den ihale alan, iş yapan global müteahhitlik firmalarının çoğunun kurumsal firmalar olmadığı ve her ihale döneminde farklı firma isimleri olsa bile aynı kişilerin-grupların, ailelerin ihaleleri aldıkları da bilinen bir gerçektir. Global ihalelerde sunulan teklif ve yapılan kırımlarda maliyet hesaplarının yeterince yapılmaması nedeniyle; çalışanlar için işçi sağlığı güvenliği unsurlarının, ölçü aleti, test ekipmanlarının göz ardı edildiği, araç başına yapılacak yol ve yakıt giderlerinin bile yeterince hesaplanmadan “ölü fiyatı” olarak tabir edilen çok yüksek kırımlarla ihalelerin aynı grupların farklı firmaları arasında dönüp dolaştığı görülmektedir. TT, global ihale yöntemi ile yatırım-bakım-onarım-işletme gibi asli işlerini bile çok düşük maliyetlerle taşerona devretmenin mutluluğunu, ihaleyi alan gruplar da alacakları komisyonların mutluluğunu yaşarken; çalışanlar, parasını ödedikleri hizmeti talep edenler ve sunulan hizmetin kalitesi ne durumda? Taşeron olarak asgari ücretle çalışanlar açısından kısa google araştırması yapıldığında bile; ekip araçları için ihtiyaç duyulacak yakıt giderlerinin bazen taşeron çalışanlar tarafından ödendiği, bazı bölgelerde taşeron çalışanlar için aylık 20 lira (günde 1 lira bile değil) yemek ücreti ödendiği, firma değişimi oyunları ile tazminat ve yıllık izin haklarının gasp edildiği, fazla mesailerin yok sayıldığı, maaşların zamanında ödenmediği gibi pek çok TT taşeron haberi bulmak mümkün. Tüm bu haberlerde ve yakınmalarda ortak olan ise asli işveren olarak TT’nin, iş verdiği firmaları yeterince denetlememesi, firmalara gerekli yaptırımları uygulamaması olarak öne çıkıyor. Taşeron olarak çalışanlara en temel özlük haklarının bile verilmemesi, çalışma şartlarının çok ağır olması nedeniyle nitelikli çalışanların kısa sürelerde işten ayrıldığı bilinmektedir. Bu çalışan sirkülasyon yoğunluğu, çoğu yüksek uzmanlaşma, bilgi ve beceri gerektiren kablolu-kablosuz telekomünikasyon hizmetlerinin de yetkin olmayanların elinde kalması sonucunu doğuruyor. Bu durumun yarattığı aksamalar doğal olarak sunulması gereken kaliteli hizmet ile ileri teknoloji ürünlerini kullanmayı bekleyenler için de hayal kırıklığı ve öfke yaratıyor.
Yatırımların Kısıtlanması Kırsal Alan Hizmetlerini Aksattı TT’nin özelleştirme sonrası elde ettiği gelire oranla yapması gereken altyapı yatırımlarının gerisinde kaldığı, EMO’nun “Türk Telekom Özelleştirme Raporu”nda ayrıntıları ile belirtilmiştir. Yatırımların kısıtlanması şüphesiz tüm sektörü ve ülkeyi etkileyen bir durumdur. Ancak en yıkıcı etkileri kırsal alan ve küçük yerleşim altyapılarında olmuştur. Zira kırsal alanlar, yatırımların en uzun sürede geri döndüğü yerlerdir. Arıza sürelerinin BTK değerlerinin çok üzerinde olması, yapılması gereken yatırımların yapılmaması kamusal hizmet anlayışının ortadan kalkmasının en somut sonuçlarıdır. Yatırımların yapılmamış olmasının ve yönetimsel sorunların tüm sonuçlarını en çok göğüslemek zorunda kalanlar da müşteri ilişkileri ve çağrı merkezi tarafında çalışan personel olmuştur. Bu personel üzerinde yoğun bir iş yükü ve baskı bulunmakta olup; bu da işleyişte sorunlara yol açmaktadır. TT’nin bilgi, birikim ve deneyim gerektiren endüstri 4.0 gibi ülkemizi geleceğe taşıyacak altyapıları hızla kurması ve yaygınlaştırabilmesi, bilişim teknolojileri ve mobil teknolojilerde katma değer üretebilmesi için asli işlerinde kölelik düzeni olan taşeronlaşma uygulamalarını bir an önce terk etmesi ve ülkemizin ihtiyacı olan altyapı yatırımlarını bir önce yapması gerekmektedir.
TT’de Kadın Mühendislerin Durumu TT’nin özelleştirilmesini kadın üyelerimiz ve kadın teknik elemanlar açısından da irdelemek gerekiyor. Özelleştirme sürecine kadar şirket yönetiminin mühendis alımlarında kadın mühendis istihdamı ve kadın meslektaşlarımızın meslekte yükselme uygulamalarında cinsiyet ayrımcılığı konusunda olumsuz bir tavrı şirket politikası olarak söz konusu olmamıştır. Bu süreç özelleştirmenin ilk yıllarında da sürmüştür. 2007 yılında yeni işe başlatılan 700 mühendisten yüzde 20’sinin yani 119’unun kadın olduğu görülmektedir. Ancak 2009 yılında yeni saha yapılanmasıyla oluşturulan 12 bölge müdürlüğünde müdürlük pozisyonlarına atama yapılırken zaten müdür olan kadın mühendisler ancak konumlarını koruyabilmişler, yeni müdür ve üzeri pozisyonlara kadın mühendis atanması istisnai bir durum olarak göze çarpmaya başlamıştır. 2009 yılından itibaren işe alımların merkezi uygulamalar yerine bölgesel olarak yapılmaya başlanması ile tüm bölge müdürlüklerinde yazılı bir şirket politikası olmamasına rağmen birkaç istisna dışında hemen hemen hiç kadın mühendis ve tekniker alınmamıştır. Saha yapılanmasında bölge müdürü, bölge müdür yardımcısı, il müdürü, müdür
yardımcısı, telekom müdürü, operasyon müdürü, operasyonel ihtisas müdürü gibi pozisyonlara ya hiç kadın mühendis atanmamış ya da var olan kadın yöneticiler unvan yükselmesi olmadan yerlerini koruyabilmişlerdir.
Her iki yılda bir yeniden yapılanma (reorganizasyon) adı altında tüm kadrolar yeniden değiştirilmiş çoğu çalışanın iş akdi feshedilmiştir. Her yeniden yapılanmada tüm yönetim kadrosu değişirken değişmeyen tek şey “kadın teknik eleman, kadın mühendis ve kadın yönetici” oranındaki düşüş olmuştur.
Teknik personeldeki kadın istihdam daralması sorgulandığında ilk söylenen “evlilik ve doğum” gerekçeleri ile iş sürekliliğindeki aksama olmuştur. Öyle ki; dönemin Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, İstanbul Milletvekili Umut Oran’ın soru önergesine verdiği 30 Nisan 2013 tarihli yanıtta kadın çalışanların evlilik nedeniyle tazminatlı istifasını belli başlı istifa nedenlerinden biri olarak göstermiştir.
Kadın mühendislerin sorunu sadece istihdam daralması ile sınırlı kalmamış, bir şekilde işe girebilenlere, mesleğinde yükselebilenlere karşı haksız uygulamalar artarak devam etmektedir. Kadın çalışanların doğum sonrası işe dönüşlerinde, denkleri olan erkek meslektaşlarına oranla unvan ve maaş artışlarının kısıtlanması, hak arama çabalarına karşılık “siz bayansınız, siz annesiniz” gibi yanıtlar verilmesi, daha da ötesi mühendisliklerinin yanı sıra medeni hallerinin sorgulanması, doğurganlıklarının sorgulanması sıradan örnekler olarak sıkça yaşanır olmuştur.
Çalışanların Adalet Duygusu Zedelendi
Hiçbir gerekçe olmaksızın gece yarısı saat 00.01’de e-posta ile görevden alınma, başka bir e-posta ile işten atma tüm çalışanları değersizleştiren, kuruma aidiyet ve bağlılık duygusunu, adalet duygusunu zedeleyen uygulamalardır.
Ağırlığını EMO üyelerinin oluşturduğu çalışanların tasfiyesi, TT’nin bir nevi OHAL KHK’sı gibi algılanmaktadır. TT’nin şu ana kadar 4.75 milyar dolar borcunun sorumlusu, sahada emeğiyle çalışan EMO üyeleri başta olmak üzere çalışanları değildir. Sorumlular 11 yılda temmettü gelirlerini alıp götüren şirketin TT hisselerini ipotek ve rehin bırakmasına göz yumanlardır.
Tarlada emeği olmayanlar bugün Telekom’un üst yönetimi olarak harmanın tümüne sahip durumdalar. TT’nin özelleştirilmesi öncesindeki “Türk Telekom, siyasi iktidarın çiftliği” ya da istihdam fazlalığına ilişkin ideolojik söylem ve eleştirileri hatırlamak, bugünkü yapıda kurumun getirildiği nokta açısından oldukça dramatiktir. Özelleştirme sonrasında belli kişiler ve alıcı şirket için yaratılan çiftlik ortamı açıktır; TT’nin nasıl tüketildiği de ortadadır. Deneyimli kadrolar tasfiye edilmiş, taşeronlaşma yayılmış; böylece kamuda fazla olduğu söylenen çalışan sayısı azaltılıp, bu çalışanların maliyet olarak görülen maaş giderleri düşürülmüşken, buralardan elde edilen tasarruf şirketin üst düzey yöneticilerine verilen fahiş ücretlere ve TT’yi devralan şirkete temettü olarak gitmiştir.
Ülkemizin iletişim altyapısını oluşturan kurumun bu karmaşalardan kurtarılarak, deneyimli kadroların elinde yeniden yükselişe geçebilmesi için kamu yararını gözeten bir müdahaleye ihtiyaç bulunmaktadır. Bu nedenle TT’ye yalnızca çalışanların değil, tüm halkın sahip çıkması zorunluluktur.
Cihazda Yüzde 60, Abonelikte Yüzde 35’lik Vergi Yükü...
CEBİMİZDEKİ TAHSİLDAR 2018’DE FAZLA MESAİ YAPACAK
Kahraman Yapıcı [email protected]
EMO İzmir Şube Basın- Cep telefonu cihazları üzerinde en büyük vergi yükünü uzun yıllardır uygulanan Özel Tüketim Vergisi (ÖTV) oluşturmaktadır. Avrupa Birliği’ne uyum kapsamında 2002 yılında çıkarılan kanunla uygulanan ÖTV, KDV gibi aynı malın her el değiştirmesinden değil de ithal edilmesi veya üretilen malın ilk alıcısına teslimi aşamasında alınmaktadır. Bir anlamda bu verginin mükellefi ithalatçılar ve ilk satıcılardır. İthalatçı için alım maliyetine yüzde 25 olarak uygulanan ÖTV’nin yarattığı ek maliyet doğrudan tüketiciye yansıtılmaktadır. Cep telefonları için, (IV) Sayılı Liste Uygulama Genel Tebliği’ne göre; yüzde 25 olarak uygulanan ÖTV’nin bir alt limiti de bulunmaktadır.
ÖTV Kanunu’na 16 Haziran 2009’da eklenen geçici düzenleme ile 40 lira olarak belirlenen tutar, 13 Ekim 2011 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan Bakanlar Kurulu Kararı ile önce 100 liraya çıkarılmıştır. Oransal ÖTV’nin cep telefonları için 2013 yılsonuna kadar en az belirlenen alt limit düzeyinden tahsil edilmesine yönelik uygulamanın süresi, 24 Mayıs 2013 tarihli yasa değişikliğiyle 2023 yılsonuna kadar uzatılmıştır. Bakanlar Kurulu; Resmi Gazete’de 1 Ocak 2014 tarihinde yayımlanan kararıyla alt limiti 120 lira yapmıştır. Böylece yasada 40 lira olarak belirlenmiş olan alt limiti 3 katına kadar artırma yetkisini sonuna kadar kullanmış olmasına karşın yetkisiz bir şekilde Bakanlar Kurulu, Resmi Gazete’de 1 Ocak 2016 tarihinde yayımladığı 2015/8353 sayılı kararıyla 2011 yılında belirlenen 120 TL’lik bedeli artırarak, 160 TL’ye yükseltmiştir. Alt limitin 160 liraya çıkarılmasından 8 ay sonra, 20 Ağustos 2016 tarihli yasa değişikliğiyle 40 liralık alt limit 160 liraya çıkarılmıştır. Halen 160 lira olarak uygulanan alt limiti 2023 yılına kadar Bakanlar Kurulu’nun 0-480 lira arasında belirleme yetkisi bulunmaktadır.
TRT Yükü Yüzde 10’a Yükseldi
ÖTV oranının yarattığı ek maliyetlere ve dolaylı vergilerin yarattığı yoksullaşma tartışmalarına rağmen Resmi Gazete’de 28 Haziran 2016 tarihinde yayımlanan Bakanlar Kurulu kararıyla “TRT Gelirleri Kanunu Uyarınca Radyo, Televizyon, Video ve Birleşik Cihazlar ile Bunların Dışında Kalan Radyo ve Televizyon Yayınlarını Almaya Yarayan Her Türlü Cihazdan Alınacak Bandrol Ücretlerine İlişkin Karar”da değişiklik yapılarak, yeni bir yük yaratıldı.
TV ve radyo alıcıları bulunan cihazlara uygulanan TRT bandrolü, İnternet’e erişebilen tüm cihazlar gibi cep telefonlarına ve bilgisayarlara da eklendi. Üzerinde radyo ve TV alıcısı bulunan cep telefonlarına yüzde 7’lik TRT bandrolü uygulanırken, üzerinde alıcı olmadığı halde İnternet’e erişebilen tüm cep telefonlarına ise yüzde 6’lık yeni bir yük getirildi. Benzer şekilde dahili radyo veya TV alıcısı olan
bilgisayarlar için yüzde 3’lük TRT bandrolü, tabletler dahil İnternet üzerinden radyo veya TV yayınlarına erişilebileceği gerekçesiyle alıcısı olmayan bilgisayarlara ise yüzde 2 olarak uygulanmaya başladı. Söz konusu kararın ardından 8 Ağustos 2017 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanan Bakanlar Kurulu kararıyla akıllı cep telefonları için yüzde 6 olarak uygulanan TRT bandrolü oranı yüzde 10’a yükseltildi.
Öte yandan Resmi Gazete’de 4 Ocak 2017 tarihinde yayımlanan “Türkiye Radyo Televizyon Kurumu Elektronik Bandrol Uygulaması Yönetmeliği” ile cihazlara fiziki olarak bandrol yapıştırılması yerine cihaz ve bandrol bilgilerinin elektronik ortamda saklanmasına dayalı yeni bir sisteme geçildi. Bandrol etiketleri ile aynı hukuki sonuçları doğuracak elektronik bandrol (e-Bandrol) uygulaması kapsamında cihazlara yönetmelikte şöyle yer verildi:
“a) İthalatta; ticari maksatla ithal edilen cep telefonu, taşıtlar ve televizyonlar. b) İmalatta; yurtiçinde imal edilen cep telefonları ve televizyonlar.”
ÖTV ve TRT bandrolü dışında cep telefonlarına satış sırasında yüzde 18’lik KDV de uygulanıyor.
Yurtdışından Alınan Telefonlar TRT’nin talebi üzerine Bakanlar Kurulu’nun 2016/9594 sayılı kararı ile yolcu beraberinde ticari amaç dışında ülkeye getirilen cihazlara 1 Ocak 2017’den itibaren uygulanmak üzere bandrol uygulamasının getirilmesi kararlaştırıldı. Karara göre; İnternet bağlantısı olan cep telefonlarından 20 Avro, bilgisayarlardan 10 Avro sabit bandrol ücreti alınması sağlandı. Yine aynı karar çerçevesinde televizyonlardan ekran büyüklüğüne göre 8-80 Avro, radyolardan 1-2 Avro,
1 TL’lik Telefonun Serüveni
Yurtdışından 1 TL’ye ithal edilen veya 1 TL’lik maliyet ile yurtiçinde imal edilen cep telefonu, asgari ÖTV’nin eklenmesiyle bir kalemde 161 TL’ye ulaşmaktadır. İthalatçı veya üreticinin kar payı koymadan 1 TL satış rakamı ile piyasaya sürmek istediği telefona yüzde 10’luk TRT bandrolü (0.1 TL) eklendiğinde 161.1 lira olan bedel üzerinden yüzde 18’lik KDV’nin de (28,99 TL) uygulanmasıyla satış fiyatı 190 TL’ye ulaşmaktadır. Kayıtdışı olarak pazarlanan telefonlar hariç olmak üzere Türkiye’de cep telefonunun kullanıcılara minimum maliyeti 2018 itibariyle 200 TL dolaylarındadır.
videolardan 18 Avro, radyo ağırlıklı birleşik cihazlardan 1-18 Avro, TV ağırlıklı birleşik cihazlardan 9-21 Avro arasında, uydu cihazları ve diğer set üstü kutulardan 7 Avro bandrol kesintisi yapıldı. Ayrıca radyolu ya da televizyonlu olan “mp3, mp4, navigasyon, ev sinema sistemleri, DVD ve VCD çalar” gibi cihazlardan da 2-15 Avro arasında sabit bandrol ücreti alındı. Böylece bu cihazların yurtiçinde satılması durumunda satış fiyatına eklenen yüzde 10’luk TRT bandrolü yolcu beraberinde getirilen cihazlar için Avro üzerinden sabit olarak uygulanmaya başlandı. Resmi Gazete’de 31 Aralık 2017 tarihinde yayımlanan 2017/11167 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla 2018 yılında da aynı bedellerin alınacağı açıklandı. Bu karar, yurtdışından ticari amaç dışında getirilen cihazlardan bandrol alınması uygulamasının geçici olarak başlatılan Özel İletişim Vergisi (ÖİV) gibi önümüzdeki yıllarda da sürdürüleceğini göstermiştir.
TRT bandrolünün yolcu beraberinde gelen cihazlar için de uygulanması anlamına gelen Bakanlar Kurulu kararından en çok cep telefonları etkilenmektedir. Söz konusu cep telefonu için 20 Avroluk bandrolün alınıp alınmadığı, telefonun ülke içindeki cep telefonu şebekelerine erişim için zorunlu olan kayıt işlemi sırasında kontrol edilebilmektedir. Onun dışında gümrük kapılarında, havalimanlarında yolcuların yanlarında taşıdığı taşınabilir ve tablet bilgisayarların nereden satın alındığı tartışma konusuna dönüşecektir.
Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu’nun (BTK) en son açıkladığı verilere göre; 2014’te yurtdışından yolcu beraberinde getirilerek kayıt altına alınan cep telefonu sayısı 610 bin 44 iken 2015’de yüzde 18.60 artışla 723 bin 532’ye ulaşmıştır. Bu yıl da 2015’teki kadar cep telefonunun yolcu beraberinde ülkeye giriş yapması durumunda TRT’ye aktarılacak bandrol kesintilerinin toplamı 7 milyon Avro’yu aşacaktır. Bilgisayarlar, TV’ler, radyolar gibi diğer cihazlardan da yapılacak bandrol kesintileri hesaba katılırsa bu rakam daha da büyüyecektir.
Yurtdışından yolcu beraberinde getirilen telefonların Türkiye’de kullanılabilmesi için gerçekleştirilen elektronik kimlik bilgisine (IMEI) sahip cihazların kayıt altına alınabilmesi için harç bedeli ise 149.2 TL olarak uygulanmaktadır. 2018 yılında da 2015 rakamları kadar cihazın kayıt edileceği varsayımı ile yapılan hesaplamada 107 milyon 950 bin TL’yi aşan bir tahsilatın gerçekleşeceği ortaya çıkmaktadır.
Cihazlar Üzerindeki Toplam Vergi Yükü Yüzde 60’ı Aşıyor
İmalatçısı veya ithalatçısı tarafından 400 TL’den piyasaya sürülmek istenen İnternet erişimine sahip cep telefonuna, yüzde 25 ÖTV’nin yanı sıra yüzde 10 oranında TRT bandrolü ve son olarak genel toplama yüzde 18’lik KDV yansıtılacaktır. Bu durumda bu cihaza yüzde 25 olarak uygulanması gereken 100 TL’lik ÖTV, 160 TL olarak belirlenen asgari tutarın altında kalacağından yükseltilerek uygulanacaktır. Yüzde 10’luk TRT bandrolü için de 40 TL ek kesinti ile birlikte, KDV matrahı 600 TL’ye yükselecektir. Son olarak bu yüzde 18’lik KDV’nin uygulanmasıyla cep telefonunun ücreti 708 TL’ye yükselecektir. Bu durumda 400 TL’lik akıllı cep telefonu için toplam vergi tutarı 308 TL olmaktır. Bu tutar oransal olarak da yüzde 77 dolayında bir vergilendirmeye denk gelmektedir. Bir başka anlatımla 700-750 TL bandında satın alınan cep telefonlarının, vergi hariç maliyetlerinin 400-450 TL bandında olduğu söylenebilir.
TRT bandrol oranı yüzde 6’dan yüzde 10’a çıkarıldığı 8 Ağustos 2017 tarihinden önce aynı telefonun toplam maliyeti faturalara 689.12 TL olarak yansımakta ve toplam vergi yükü yüzde 72 olarak şekillenmekteydi. Söz konusu TRT bandrolü zammının bu örnekte cep telefonuna getirdiği ek yük 19 TL düzeyindedir. Oransal olarak da toplam vergi yükü, 5 puan artmıştır.
Akıllı cep telefonları için piyasa değerlerine daha yakın bir örnek vermek gerekirse, ithalatçı tarafından 1000 TL olarak piyasaya satılmak istenen cep telefonu için ÖTV tutarı, belirlenen asgari tutarı geçerek 250 TL’ye ulaşmaktadır. Yüzde 10’luk TRT bandrolü ise 100 TL olarak faturalara yansıyacaktır. Bu durumda KDV matrahı 1350 TL’ye ulaşmaktadır. Yüzde 18’lik KDV tutarı 243 TL olacaktır. Bu durumda 1000 TL’den piyasaya sunulmak istenen cep telefonu, yüzde 59.3’lük toplam vergiyle 1593 TL’den tüketiciye faturalanacaktır. TRT bandrolünün yüzde 6’dan yüzde 10’a yükselmesinin öncesinde aynı telefonun toplam maliyeti 1545 TL düzeyinde kalıyordu. Söz konu değişiklik ile maliyet 48 TL yükselirken, toplam vergi yükü de yüzde 54’ten yüzde 59.3’e çıkarılmış oldu.
CEP TELEFONU VERGİ YÜKÜ Örnek-1 Örnek-2
Satış Bedeli
400 TL
1000 TL
ÖTV (Yüzde 25)
160 TL*
250 TL
TRT Bandrolü (Yüzde 10)
40 TL
100 TL
108 TL
243 TL
708 TL
1593 TL
Toplam Vergi
308 TL
593 TL
77 %
59,3 %
*Asgari ÖTV tutarının altında kaldığından 160 TL’ye tamamlanmıştır.
1 Avroluk Telefonun Serüveni
Düşük vergi oranları nedeniyle yurttaşların büyük çoğunluğunun yurtdışı ziyaretlerinde cep telefonu alışverişi yaptıklarına sıklıkla rastlanmaktadır. Örnek olarak 1 Avroluk bir telefon alan vatandaşımızın maliyetlerine, 20 Avroluk (Merkez Bankası 5 Ocak 2018 Alış Kuru 4.5269 TL) ek vergi ve IMEI kayıt harcı (149.2 TL) da eklenecektir. Bu durumda toplam maliyet 244.2 TL’ye yükselecektir. Yurtdışından kendisine hediye edilen telefonu kullanmak isteyen yurttaşlar ise yaklaşık 240 TL ödemek zorunda kalacaktır.
Aboneden Alınan Vergiler
Kullanıcılar cihaz alırken, karşı karşıya kaldıkları ağır vergi yüküne cihazlarını kullanırken de maruz kalmaktadır. Resmi Gazete’de 31 Aralık 2017 tarihinde yayımlanan Özel İletişim Vergisi (ÖİV) Genel Tebliği (Seri No: 16) ile yeni bir faturalı hat aldığınızda 46 TL tutarındaki maktu İlk Tesis Özel İletişim Vergisi 53 TL’ye yükseltilmiştir. Yine 2018 için 22.52 TL olarak belirlenen “Telsiz Ruhsatname Ücreti” de faturaya yansıtılmaktadır. Cep telefonu abonelerinin sahip oldukları hat başına belirlenen bu rakamlar 12 eşit takside bölünerek tahsil edilmektedir. Yeni hattın satın alındığı ilk yıl boyunca uygulanan bu vergilerin yanı sıra kalıcı olarak uygulanan Telsiz Kullanım Ücreti adlı bir vergi de mevcuttur.
BTK tarafından yayımlanan 2018 Yılı Telekomünikasyon Hizmetleri Ücret Tarifesi uyarınca; 2017 yılında 19.68 TL olarak uygulanan “Telsiz Kullanım Ücreti”, 2018 yılı için 22.52 TL olarak belirlenmiştir. Söz konusu ücret cep telefonu işletmecileri tarafından taksitlendirilerek, her ay tahsil edilmektedir. Bir anlamda Telsiz Kullanım Ücreti aylık 1.88 TL olarak kullanımdan bağımsız biçimde her ay faturaya yansıtılmaktadır.
İnternet ÖİV’sine Yüzde 50 Zam
İletişim türüne göre farklı olarak uygulanan ÖİV, Ocak 2018 itibarıyla tek bir oran olarak yüzde 7.5 düzeyinde uygulanmaya başlamıştır. Buna yönelik düzenleme, Resmi Gazete’de 5 Aralık 2017 tarihinde yayımlanan 7061 sayılı Bazı Vergi Kanunları İle Diğer Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile yapılmıştır. Torba kanun olarak nitelendirilen bu düzenlemede 6802 sayılı Gider Vergileri Kanunu’nun ilgili maddesinde değişiklik gerçekleştirilmiştir. Değişiklikle birlikte daha önce konuşma ve SMS hizmetleri için uygulanan yüzde 25’lik ÖİV oranı yüzde 7.5’e düşürülürken, geçmişe göre faturalarda daha büyük kalemler haline gelen İnternet paketlerine uygulanan ÖİV ise yüzde 5’den yüzde 7.5’e yükseltilmiştir. Değişiklikle birlikte radyo ve televizyon yayınlarının uydu platformu ve kablo ortamından iletilmesine ilişkin hizmetler için uygulanan yüzde 15’lik ÖİV de yüzde 7.5 oranına sabitlenirken, fiber, ADSL gibi sabit hatlar üzerinden sağlanan İnternet erişimi hizmetleri için oran yüzde 5’den 7.5’e çıkarılmıştır. Söz konusu değişiklikle konuşma için uygulanan vergide düşüş olurken, mobil ve sabit İnternet’e erişimde uygulanan ÖİV yüzde 50 oranında zamlanmıştır.
Cepte İşletmecilerin Abone Başına Geliri Arttı
BTK verilerine göre; işletmecilerin abone başına elde ettikleri aylık gelir ortalaması (ARPU) 2012 yılında 21.16 TL iken, 2013’te 21.32’ye, 2014’te 22.5’e, 2015’te ise 24.5 TL’ye kadar yükselmiştir. 4.5N’ye geçiş süreci ile birlikte 2016 sonu itibarıyla abone başına ortalama aylık gelir yüzde 10.7’lik artışla 27.13 TL’ye çıkmıştır. BTK’nın 2017 Üçüncü Çeyrek Pazar Veri Raporu’ndan elde ettiğimiz 3 işletmecinin ARPU değerlerinin ağırlıklı ortalaması esas alınarak hesaplanan Türkiye için mobil ARPU değeri 29.45 TL’dir. Rapora 7.13 Avro olarak yansıyan bu değerin hesaplamasında BTK tarafından Merkez Bankası günlük döviz satış kurlarının ortalaması (1 Avro=4,131558 TL) kullanılmıştır.
CEP TELEFONU ABONE FATURASI
İletişim Bedelleri
29.45 TL
Telsiz Kullanma Ücreti
1.88 TL
ÖİV (Yüzde 7,5)
2.21 TL
6.04 TL
39.58 TL
Vergi Tutarı
10.13 TL
34.4 %
Yıllık 22.52 TL olan Telsiz Kullanma Ücreti 12 eşit taksitle faturaya dahil edilmiştir.
Türkiye’nin Ortalama Faturası 40 TL
Özetle son açıklanan verilere göre cep telefonu işletmecilerin abone başına elde ettikleri ortalama gelir (vergiler hariç) 29.45 TL’dir. Bu rakamlara vergilerin eklenmesi ile Türkiye için abone başına ortalama cep telefonu kullanım gideri hesaplanabilir. Yani yeni telefon hattı aboneliği yapılmaksızın var olan hatlar üzerinden geçen yılki düzeyde kullanım ve aynı düzeyde işletmecilerin gelir elde edeceği hesabıyla; aylık sabit Telsiz Kullanım Ücreti olan 1.88 TL ile yüzde 7.5’lik ÖİV ve yüzde 18’lik KDV’nin eklenmesiyle, Türkiye’de abone başına ortalama cep faturası 2018’de cep telefonu işletmecileri zam yapmasa bile 39.58 TL’ye yükselmektedir.
BTK’nin verilerine göre Eylül 2017 itibariyle 0-9 yaş nüfusu ve makineler arası iletişim için kullanılanlar hariç olmak üzere mobil penetrasyon oranı yüzde 109.9’dur. Bu durumda biri 9 yaş altı olmak üzere 2 çocuğu bulunan 4 kişilik bir
ailede toplamda 3 telefon hattının kullanıldığı varsayılabilir. Söz konusu ailenin aylık ortalama cep telefonu faturası 119 TL, yıllık 1425 TL olacaktır. Asgari geçim indirimi dahil eşi çalışmayan 2 çocuklu bir işçi için net asgari ücretin Ocak 2018’de 1679 TL olduğu düşünülürse, 3 hattı bulunan hanenin “yıllık cep telefonu gideri”, 1 aylık asgari ücrete yaklaşmaktadır. 9 yaş altındaki çocuğun büyümesi ve cep telefonu kullanmaya başlamasıyla “yıllık cep telefonu gideri” 1900 TL’ye ulaşarak, aylık asgari ücreti aşmaktadır. Aynı ailenin sadece kullanım için ödeyeceği aylık fatura asgari ücretin yüzde 9.4’ü düzeyindedir. Dört hat kullanan bir aileden cep telefonu kullanımından kaynaklı aylık ortalama tahsis edilen vergi 40.52 TL, yıllık ise 486 TL’dir. Bu hesaba ilk hat açılışında uygulanan kesintiler ve cep telefonu edinme maliyeti de dahil değildir.
Toplumun genelini aynı düzeyde vergilendiren dolaylı vergilerle Hazine’ye gelir elde etme anlayışı, yoksul kesimler
üzerindeki yükü artırmaktadır. Bilgi ve iletişim teknolojileri
ve buna dayalı hizmetler üzerindeki vergi yükleri, kullanım
oranının artması önündeki en büyük engeli teşkil etmektedir. Akıllı cep telefonu kullanımına geçmek isteyen asgari ücretle geçinen 4 kişilik ailenin cihaz satın alımı ve bu cihazların kullanımı için yıllık ödeyecekleri fatura 5 asgari ücreti aşmaktadır. Vergiler hariç 1000 TL’den piyasaya sürülen ortalama bir akıllı cep telefonunun vergiler dahil toplam maliyeti 1593 TL’dir. Aile bireylerinin hepsine akıllı cep
vergilerden kaynaklanmaktadır. Asgari ücretli yoksul kesimlerin hali hazırda ulaşmakta zorluk çektiği bilgi ve iletişim teknolojileri üzerindeki yüklerden biri olan TRT bandrolü oranının 2018’de artırılması; bütçe açıklarının teknoloji yoksulluğu büyütülerek kapatılması anlayışının süreceğine işaret etmektedir.
telefonu alınma durumunda 4 telefon için toplam maliyet 6
Bilgi teknolojilerine erişim ve kullanım maliyetlerinin
bin 372 TL olacaktır. Cep telefonu işletmecilerinin abone
sürekli olarak büyüdüğü ülkemizde, kendi geliştirdiği
başına elde ettikleri ortalama gelir üzerinden yapılan hesapteknolojiyi kullanan, bilgiye ve Ar-Ge’ye dayalı yeni bir ekolamaya göre ortalama cep
sistem yaratılması olasılığı
telefonu faturasının vergiler
hızla düşmektedir. Geçtidahil 39.58 TL düzeyinde olduğu düşünüldüğünde, 12 ay boyunca 4 hat için ödeyeceği toplam rakam 1900 TL dolaylarında olacaktır. Aynı yıl söz konusu telefonlardan satın almak isteyen asgari ücretlinin yalnızca yıllık cep telefonu kaynaklı iletişim maliyeti 5 asgari ücreti aşmaktadır. Toplamda 8 bin 272 TL’yi bulan bu giderin 2 bin 858 TL’lik kısmı cihaz
Akıllı cep telefonu kullanımına geçmek isteyen asgari ücretle geçinen 4 kişilik ailenin cihaz satın alımı ve bu cihazların kullanımı için yıllık ödeyecekleri fatura 5 asgari ücreti aşmaktadır.
ğimiz yıl da düşük olan bu ihtimal, sanayi elektriğine uygulanan TRT payının kaldırılmasıyla azalan TRT bütçesinin şişirilmesine kurban edilmiştir. Kamu yayıncılığı vasfı da kalmayan TRT’nin kullandığı devasa bütçe, Bilgi ve İletişim Teknolojileri Yoksulluğu olarak nitelendirilebilecek yeni bir tür geri kalmışlığı,
ve kullanım faturalarındaki
tetiklemektedir.
4 Kişilik Aile Akıllı Telefon Maliyeti
Maliyet Kalemleri
Cihaz Bedeli
Cihaz Vergileri (ÖTV, TRT Bandrolü ve KDV)
Cihaz Maliyet Toplamı
Yıllık-Fatura-İletişim Ücretleri
Yıllık Fatura Vergileri-(Telsiz Kullanma Ücreti, ÖİV, KDV)
Yıllık Kullanım Faturası Maliyeti
Toplam Maliyet
AGİ Dahil Asgari Ücret (Evli, Eşi Çalışmayan 2 Çocuklu)
Birim Bedeller (TL) 1000 593 1593 29,5 10,1 39,6 8272 1679
Yıllık Toplam (TL) 4000 2372 6372 471 486 1900
ELEKTRONİK ÜRÜNLERİN TEKNOLOJİ YOĞUNLUĞU ÜZERİNE
Ahmet Tarık Uzunkaya Elektronik ve Haberleşme Mühendisi [email protected]
Osmanlı İmparatorluğu’nda sanayiden söz edildiğinde, şimdi komik sayılabilecek bez-kumaş-fes-çuha konularını görüyoruz. O yıllarda Batı ülkeleri Sanayi Devrimi’ni gerçekleştirmişken, 19. Yüzyıl Osmanlı Başkenti’nde ise yalnız demir fabrikasının adı geçmektedir. Bu fabrika, o yıllarda askeri malzeme teminindeki zorluklar nedeni ile kurulan Zeytinburnu Demir Çelik Fabrikası’dır.1 Türkiye, Cumhuriyeti kuran kadroların gerçekçi atılımları ile Osmanlı kuruluşlarından çok daha farklı ve ileri yatırımlar yaparak, geleceğin temelini oluşturur ve 20. Yüzyıl’ın son çeyreğinde Türkiye’nin tarımdan sanayiye evrilmesini sağlar.
Kalkınma için sanayinin şart olduğunu söylemek bugün için de doğru, ancak eksik bir saptamadır. Dünya ticareti içinde yer alan ülkemiz için günümüzde artık “yüksek ve orta teknolojili ürün” tasarlayıp üretmekten söz edilmektedir. 26 ile başlayan NACE2 kodlu ürünler, bilgisayar imalatı, elektronik ve optik ürünlerin imalatı, yüksek teknolojili ürünlerdendir ve katma değeri yüksektir.
Doğal kaynaklar açısından fakir olan Japonya’nın, petrolünü de ithal ettiği ve önemli bir dövizi bu nedenle harcadığı, ülkemizin de aynı durumda olduğu göz önüne alınırsa; Japonya dış ticaret fazlası verirken, Türkiye’nin açık vermesinin nedeni basittir: İleri teknoloji, yani yüksek katma değer.
2023’te, yani Cumhuriyetimizin 100. yılında dünya ekonomisinde üst sıraları hedefleyen strateji belgesinde, yüksek katma değerli ürünlere dikkat çekilmektedir. Yani 25 bin ABD Dolarlık fert başına milli gelir için, elektronik sanayisi önemlidir.
Türk Elektronik Sanayicileri Derneği (TESİD) sınıflandırmasına göre elektronik sanayinin 6 alt sektörü bulunmaktadır: Bileşenler (komponent), Tüketici cihazları (TV gibi), Telekom cihazları, Diğer profesyonel endüstri cihazları, Bilgisayar cihazları ve Savunma elektroniği.
TESİD verilerine göre, Türkiye’de 2015 yılında yaklaşık 50 bin kişinin çalıştığı elektronik sektörü kapsamında 13.5 milyar dolar üretim ve 5.8 milyar dolar dışsatım gerçekleştirilmiştir. Ama karşılığında ciddi bir dış ticaret açığına yol açan 17.3 milyar dolar da dış alım yapılmıştır. Yapılan 5.8 milyar dolarlık dışsatıma baktığımızda büyük bir kısmının kablo satışından oluştuğu görülmektedir. Ürün olarak basit gibi görünse de, Avrupa İstatistik Kurumu’na (EUROSTAT) göre, kablo “orta ileri teknoloji” grubunda yer almaktadır.
Telekom ve data kabloları, elektronik ve haberleşme mühendislerinin ilgi alanında bulunmaktadır.
Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıkladığı dış ticaret verilerinde imalat sanayi kapsamında gerçekleştirilen dışsatım ve dışalımın teknoloji düzeyine göre ayrımını görmek mümkündür.3 Tabloda, 13 Aralık 2017 tarihinde açıklanan Ekim ayı verileri görülmektedir.
Bu tablolar, geçmişle birlikte incelenirse, yüksek teknolojili ürünlerin sanayi dışsatımı içindeki payının yüzde 4’ler düzeyinde olduğu görülmektedir. Bu rakam ecza ve uzay teknolojilerini de kapsamaktadır.
Aslında elektronik sanayinin alt sektörleri açılırsa, TESİD’in açılımını zenginleştirmek olasıdır. Son yıllarda gündeme gelen endüstri 4.0, yenilenebilir enerji kaynakları, güç elektroniği, sensörler, robotlar da kapsama alınabilir. Robotlar artık mekatronik adıyla başka bir “çok disiplinli” kavram olarak gündemdedir.
TESİD’in alt sektörlerinden “Bileşenler”, her türlü aktif ve pasif devre elemanlarını kapsıyor, ancak birçok ülkede olduğu gibi yurdumuzda da bu alt sektör kapsamında yalnız sargılı elemanlar üretilmektedir. Diğer bileşenlerin üretimi, örneğin yarıiletkenlerin üretimi ya hiç başlamadı ya da rekabet edilememesi nedeniyle vazgeçildi. Elektronik dış satımda önemli yer tutan TV cihazlarına baktığımızda aslında ciddi bir dışalım gerektirdiğini görüyoruz. TV’nin en önemli parçası ise eskiden beri ekrandır. Ekran üretimi, si-
1 Tevfik Güran, 19. Yüzyıl’da Osmanlı Ekonomisi Üzerine Araştırmalar, İş Bankası Kültür Yayınları, 2014 2 NACE: AB ülkeleri tarafından Tüm Ekonomik Faaliyetlerin Uluslararası Standart Sanayi Sınıflaması’ndan (ISIC) türetilen ve üye ülkelerde zorunlu olarak kullanılan ekonomik faaliyet sınıflaması. 3 www.tuik.gov.tr/PdfGetir.do?id=24831
yah-beyaz televizyon zamanından beri gündemdedir. Ülkemizde bu amaçla girişilen ekran tüpü üretimi, teknolojinin renkli tüpe, ardından plazma ve LCD ekrana dönüşmesi, giderek hızla yeni LED, OLED gibi teknolojilerin gelişmesi ile teknoloji hızına yetişemez olmuş, bu anlamda dışa bağımlılıktan da kurtulamaz olmuşuz. Ülkemizde teknoloji seçimi tartışmaları yapılırken, dünyada “Quantum Dot” teknolojisi gelişiyor, patentler birbirini izliyordu. Bu konuda MIT, Kaliforniya ve Illinois gibi ABD üniversitelerinde projeler patentleniyor, Kore ve Japonya patentlerini ticari uygulamalara dönüştürüyordu.
Televizyonların boyut, ışık ve renk kaliteleri, Moore Yasası’na uygun hızla gelişmektedir. Bu gelişmeler elbette aydınlatmada da kendini gösteriyor, enerji verimliliği açısından LED elemanları; enkandesan ampulleri, hatta floresan aydınlatma elemanlarını da tahtından indiriyordu.
Elektronik sanayimiz için çekici pazarlar bulabilmek için sektörün ileri gelenleri tarafından, otomotiv, beyaz eşya yan sanayi, yenilenebilir enerji kaynakları gibi girdilerinin önemli kısmını yurtdışından sağlayan alt sektörlere yapılan yerlileştirme talepleri ile sektörün çağın gereklerine uygun düzeye gelmesine çalışılmaktadır.
Tarihte sanayisi bile olmayan bir ülke iken 1980’lerde gelişen dünya ekonomisine açılan, sanayi devrimlerine yetişmek bir tarafa henüz sanayi aşaması 2-2.5’larda olan ülkemiz Endüstri 4.0 yanında “Nesnelerin İnterneti” (IoT) olarak da gelen gündemlerin kulvarlarında yer alabilecek mi?
Nesnelerin İnterneti her alt sektörü ile elektronik endüstrisine yeni bir yol açıyor. McKinsey gibi araştırma kuruluşları IoT oluşumunu, yarıiletken firmaları için yeni bir büyüme
kaynağı olarak görüyor ve 4-11 trilyon dolarlık bir değer üretilebileceğini öngörüyorlar. McKinsey araştırmacılarının, IoT pazarı olgunlaşıp büyüdükçe gelişim açısından en umut vaadedici olarak gördükleri alanlar şöyle:
- Fitness aksesuarları gibi giyilebilir cihazlar, - Otomatik aydınlatma ve ısıtma gibi akıllı ev uygulamaları, - Tıbbi elektronik, - Uzaktan servis ve kestirimci bakım gibi görevler de dahil olmak üzere endüstriyel otomasyon, - Sürücüsüz araçlar (olmasa bile, insandan bağımsız haberleşen) arabalar, - Trafik kontrolüne ve diğer kamu sektöründeki görevlere yardımcı olacak uygulamaları olan akıllı şehirler.
Resim. Power LED
Tablo 1. Teknoloji Yoğunluğuna Göre İmalat Sanayi Ürünleri Dış Ticareti, Ekim 2017
Ekim
Ocak-Ekim
(Milyon ABD $) 2017
Teknoloji Yoğunluğu
(%)
İhracat (FOB)
Toplam İmalat Sanayi
11.888
12.977
100,0 110.045
100,0 121.284
Yüksek teknoloji ürünler
3,7
3.780
4.643
3,8
Orta yüksek teknoloji ürünler
3.937
33,1
4.675
36,0
36.020
32,7
41.456
34,2
Orta düşük teknoloji ürünler
3.288
27,7
3.383
26,1
31.482
28,6
34.756
28,7
Düşük teknoloji ürünler
4.224
4.410
34,0
38.762
35,2
40.429
33,3
Toplam İmalat Sanayi Yüksek teknoloji ürünler Orta yüksek teknoloji ürünler Orta düşük teknoloji ürünler Düşük teknoloji ürünler
14.527 2.343 6.339 4.035 1.809
100,0 16,1 43,6 27,8 12,5
17.505 2.902 7.403 5.313 1.888
İthalat (CIF)
100,0 137.937
16,6
23.456
42,3
62.015
30,4
34.801
10,8
17.665
100,0 17,0 45,0 25,2 12,8
155.239 23.113 63.779 50.723 17.625
Tablodaki rakamlar, yuvarlamadandolayı toplamı vermeyebilir. Teknoloji Yoğunluğuna Göre İmalat Sanayi Ürün Grupları Sınıflaması OECD tarafından ISIC Rev 3 Sınıflaması baz alınarak hazırlanmıştır.
100,0 14,9 41,1 32,7 11,4
Bu gelişmeler hayata geçerse, gelecekte yarıiletken bileşen üreticilerine bir fırsat doğmuş olacak gibi görünüyor. Daha güçlü mikrodenetleyiciler, haberleşmede kullanılacak modülatör-demodülatör, haberleşme güvenliğini sağlayacak şifreleme yongaları gibi yüzlerce çeşit becerikli ve yetenekli yarı iletken devreler aranır olacak.
Çin’in dünya ekonomisindeki yeri biliniyor. Şimdilerde yarıiletkenlerin en büyük tüketicisi konumunda, üretilen yongaların yüzde 45’ini Çin kullanıyor. Çin’deki yarıiletken firmaları, Dünya’daki rakiplerinden 20 yıl kadar geç başladılar, ancak hükümetin yeni politikaları doğrultusunda, daha fazla fon ve çaba ile bu tip ileri elektronik bileşenlerde de söz sahibi olacağa benziyor.
Ülkemizde ise yarı iletken üretimi konusundaki cılız girişimler (TESTAŞ gibi) çok gerilerde kaldı ve hiçbir ilerleme kazanılamayan bu alt sektörde, IoT, Endüstri 4.0 gibi gelişmelerde teknoloji üretici değil de kullanıcı olma olasılığımız ne yazık ki daha güçlü. 11. Beş Yıllık Plan 2023’e, yani Cumhuriyetimizin 100. yılına uzanacak. Türkiye’nin 500 milyar ABD Dolarlık dışsatım hedefine ulaşabilmesi için katma değeri yüksek, bir başka deyişle yazının başlığında geçen teknoloji yoğun ürün aşaması için bütüncül ve sektörler arası eşgüdümü sağlayacak bir stratejik planlamaya ihtiyacı bulunmaktadır.
“Tamam, da nasıl olacak bu?” sorusuna verilen yanıt, üreticiler, sistem tedarikçileri, altyapı sağlayıcıları, politika yapıcılar ve akademisyenlerin, “Akıllı robotlar; Simülasyon; Yatay/dikey yazılım entegrasyonu; Zenginleştirilmiş gerçeklik; Büyük veri ve analiz; Eklemeli üretim, örneğin 3D baskı; Bulut; IoT (donanıma entegre sensörler ağı); Siber güvenlik” gibi teknolojik ilerleme kaynaklarını benimsemeye yönelik kararlı adımlar atmaları gerektiği oluyor. Ancak bu sayılan 9 kavram, hemen “Ha! Anladım” denebilecek teknolojik gelişmeler değildir. Bu kavramları, siyasetçilerin, akademisyenlerin, sektörde faaliyet yürüten kesimlerin yalnız anlamaları değil, hiç olmazsa benimsemeye yönelik adımlar atmaları beklenmektedir. Bu paydaşların ortak özellikleri birer birey, insan olmaları ve hepsinin de ortak niteliği eğitimli olmaları değil midir?
Son 15 yılda eğitim sistemimizin 6 kez değiştirilmesi, 1980 sonrası YÖK eliyle özerklikleri yok edilmiş olan üniversitelerimizin bugün yapılan müdahalelerle bilimsel akıldan giderek uzaklaştırılmaları, teknoloji yoğunluklu ürün tasarlayacak nitelikli insan gücü yetiştirmekten ne yazık ki uzak olmamıza yol açmaktır. Hele hele Türkiye gibi ülkelerin bir patent ortaya koymalarının maliyetinin, örneğin Kore’den birkaç kat fazla oluşu bir başka zayıf yanımızı oluşturmaktadır.
Ülkemizde, üretime yönelik Ar-Ge çalışmalarının sanayi bacağı konusunda üniversite-sanayi işbirliği için devlet destekleri 2000’li yıllarda bütün sektörleri kapsayacak biçimde yoğunlaştırılmıştır. Ancak bu doğrultuda başlatılan Üniversite Sanayi İşbirliği Merkezleri (ÜSİM TÜBİTAK) oluşumu 2006’da kapanmıştır. 2015 sonunda başlatılan Kamu Üniversite Sanayi İşbirliği oluşumu ise ÜSİM’den 10 sene sonra yürürlüğe konulmuştur. Bu oluşumda da elektronik sanayinin ön planda olduğunu görüyoruz. Ancak “10 senede ilerleme adına ne yapıldı?” sorusuna yanıt
vermek kolay değil. Bilim değil, din öncelikli eğitime ağırlık verilmesi, yükseköğrenime hazırlayan orta öğrenimin niteliksizleştirilmesi, yükseköğrenimdeki kalitenin de ciddi boyutlarda düşüyor olması sorunu daha temel noktalara taşımaktadır. Çünkü tasarım ve üretim yapacak, Ar-Ge çalışmalarında yer alacak nitelikli eleman açığı oluşmaktadır. Bu durum Türkiye’yi Çin’in başını çektiği astronomik hıza sahip yeni teknolojiler üreten ülkeler arasında olma fırsatından uzaklaştırmaktadır. Yalnız “fert başına düşen milli gelir”, “ihracat”, “ithalat”, “para”, “dolar” filan için değil, insanlığın yararı için teknolojik gelişime ihtiyaç duyulmaktadır. Bu gelişim için de yalnız yarıiletken ya da TV ekranlarında değil, akıllı sensörlerden tıbbi ve endüstriyel robotlara; lojistik, tarım ve güvenlikte kullanılan insansız hava araçlarından sürücüsüz otomobillere; haberleşme cihazlarından uydu ve uzay teknolojilerine varıncaya kadar nice teknoloji içinde elektronik, “teknoloji yoğun sektör” olarak yadsınamaz bir öneme sahiptir. Ülkemizin bu teknolojilerin müşterisi değil, yaratıcısı ve üreticisi olma gücüne erişmesi gerekmektedir.
Nesnelerin İnterneti her alt sektörü ile elektronik endüstrisine yeni bir yol açıyor. Bu gelişmeler hayata geçerse, gelecekte yarıiletken bileşen üreticilerine bir fırsat doğmuş olacak gibi görünüyor. Daha güçlü mikrodenetleyiciler, haberleşmede kullanılacak modülatör-demodülatör, haberleşme güvenliğini sağlayacak şifreleme yongaları gibi yüzlerce çeşit becerikli ve yetenekli yarı iletken devreler aranır olacak.
BİLGİSAYAR ve ELEKTRONİK SEKTÖRÜ ALARM VERİYOR
Bahar Tanrısever [email protected]
EMO Basın- Türkiye’nin bilgisayarlar ve elektronik ürünler sektörü, giderek büyüyen dış ticaret açığı ve
Bilgisayarlar, elektronik ve optik ürünler sektörü dış ticaret verilerini içeren Tablo 1’e göre, 2002’de 1.6 milyar dolar
özellikle dışsatımın dışalımı karşılama oranının son 14
olan dışsatıma karşılık 4 milyar dolar dışalım yapılırken,
yılda yüzde 41’den yüzde 14’lere kadar düşmesi nedeniyle
2016 yılı itibarıyla 2.3 milyar dolarlık dışsatıma karşılık 16.6
tehlike sinyalleri veriyor. Yurtdışından en çok iletişim
milyar dolarlık dışalım gerçekleştirilmiştir. Sonuç olarak
ekipmanları, elektronik bileşenler, devre kartları, bilgisayar
14 yıl önce 2.3 milyar dolar olan dış ticaret açığı, bugün
ve donanımları satın alınıyor. Türkiye’nin yıllardır hakim
14.2 milyar dolara çıkmıştır. Dışsatımın dışalımı karşılama
ülkelerden biri olduğu tek sektör olan TV satışının da
oranı da 2002’de yüzde 41.5 iken, 2016 yılı itibarıyla yüzde
içinde yer aldığı tüketici elektronik ürünleri pazarında da
14.2’ye düşmüştür.
dışsatımının gerilemesi, dünyadaki teknolojik gelişmelerin
takip edilemediğini açıkça ortaya koyuyor.
EMO; mesleki alanları kapsamında Türkiye İstatistik BİLGKİuSAruYmARuL’nAuRn, E(LTEÜKTİKRO) NimİKalvaetOsPeTkİtKörSüEnKüTnÖaRlÜt sAeLkAtöRrMlerViEbRaİ-YOR zında üretim ile dbıaşhtaircB.ataarnheratirsveTevarenirl@reısreeimvüeorz.oerrgi.tnrden 2002 yılından itibaren Türkiye’nin durumunu değerlendiren bir çalışma
Tablo 1. Bilgisayarlar, Elektronik ve Optik Ürünler Sektörü Dış Ticareti (Milyon $)
Dışsatım Dışalım
Açık
Dışalımı Karşılama
EyMaOptBı.aÇsına-lıTşümrkaiydea’n;idn ıbşiltgiicsaayraerltarravke aelmekltarornıiikçüinrünTleür msekEtökrüo, ngiodmereikkbüyüyen
dyüışzdtieca1r4eF’tlaeaçraeığlkiıyavedeatrölezdreülişlnimkleUesidlnuışessdaletanımriyaılnreadtseışıhalSliıkmteaısnkindayraşaırllltaemrSiavaeonrriaaynyoıirn.ıSnYıusnorıtndflı1aş4ımnydıaalndsaıe’nynüçdzodakei4le1t’idşiemn 2002 ekipmanl(aIrSı, IeClekRtreovn.i4k )b2il6eşkenoledru, ydleavrgeekçaerntlavrıe, ybüilgkissaeykartevkendoolnoajniılmi lüarrıüsnaltıenr alınıyor. 2003 Türkiye’niçininydıllearödınr ehmakilmi büilkreyleerdretnubtiarinol“dBuğiulgtieskasyeakrtölar roılnan, TEVleskatırşoınnınikdaveiçinde yer aldığı tükOetpictiiekleÜktrroüninkleürrüinnlerİimpaazlaartını”dabdaaşdlıışkslaıtımveınrıinlegrerielesmaessia, ldıünndyıa.daBkiilt-eknolojik 2004 gelişmeElegMriinOsa;taykmaipreslealedrki,liembaliealdgnilğiasirnaıiykaaaçrpıksççaameovınrrtdaeayabTkiüroriykmuiyyeloer.rİsit,atiilsetitkişKimurumteuç’nhuinza(tTıÜvİKe) imalat 2005 sektörünübneanltzseerkteörlleekritbraoznınidkaüürreütinmleilre dilıeş tbicuarettüvrerüilreürinülzeerriinndepna2r0ç0a2layırlıınndıann itibaren 2006
1.680
4.051
-2.371
41,5
2.086
5.120
-3.034
40,7
3.048
7.566
-4.518
40,3
3.340
8.701
-5.361
38,4
3.325
9.371
-6.046
Türkiye’nimin adluartuımnuınukadpeğsearyleanndirbenubbiröçlaülımşmdaeykapi tıü. rÇeatlıişmmadsaü;rdeışcit,icaernetteragkraemları için Tüm EkodneovmriekleFarainliyettalesrainrıUmluıs,lakraurlalsaı nSıtmandıavrteSailnearyii Sdıenırfelacmeadsıe’ndöaz(eIlSIkCüR-ev.4) 26
kEoledkutyrolaniçgküeçvleetnmOvepetitkyeükÜknrsüeonklloetrjeiiknlneoİrmlioyajlillaeitıt”üarbünanışlmelırkllaiıçnivnmedreialekörnteaesmdaslıira.blBıinr udyı.ebrBötilulügtaimsnay“aaBryliralgır,cisabaiylgarislaaryıanr, 2008
çevre birtimülkeerit,iicleitieşlimektterçohinzaiktılveeribneninze,röellçemktreon, itkeüsrtüentlemr iele, ibduatrüer üvreünkleornintrpoarlçalarının 2009
3.244
10.845
-7.601
29,9
2.667
10.410
-7.743
25,6
2.248
9.062
-6.814
24,8
imalatınıtkeaçphsaiyzaantıbnuıbnö,lıüşmınde,keilüerkettirmomsüreedcii,keantlevgereedleevkretlreoritnetraasparöımtiık, kcuilhlaanzım-ı ve ileri 2010
derecedelaörzınel, okpüçtüikltmaelettleekrnionlovjielertieyçlehitzaanıtmlalarnınmaikmtaadlıra.tıBilue mböalünmyetaiykrıcvae tüketici
eelleekkttrroonteirokalppeörtiitnikkinm,ciöhelaçdzmylaaer,nıntı,ensotipmetitkmaleaa,lteiıtdlnearırienkavvpeeskatoemnçhtraiozklatttlaeadçrıhınirz.ai1mtınaılnat,ı
ışın, ile
elektromedikal ve manyetik ve optik
medyanBınBilgiimilsgaailyasataırnlyaıark,ralpaesrlae,mketarlokentakidktırr.o1vne ikopvteikopütrüiknleürrüsneklteörrüsnedekktiördüışndteickariedt ışrakamları
2011 2012 2013
Türkiye’ntiincagriedetrerkakdaahma lfaarzıla Torüanrdkaiydeı’şna ibnağgımidlıehraelke gdealdhiğainfiagzölsateromreaknteddair. Grafik 1’den dediızşleanebbailğecıemğilıgihbialTeürgkieyled’niiğninbui galöansdtaekrimdıeşskatteımdıirs.onG1r4ayfiılkdır1’hdemenen hemen
2.323
10.751
-8.428
21,6
2.513
12.237
-9.724
20,5
3.023
12.800
-9.777
23,6
2.677
14.794
-12.117
18,1
2.896
15.727
-12.831
18,4
aynı düzedyeleridzelseenyerebdeilrekecne,ğdiışaglıimbi4Tkaüt arrktmiyıeşt’ınr.in bu alandaki dışsatımı
2.590
15.005
-12.415
17,3
son 14 yıldır hemen hemen aynı düzeylerde seyrederken,
2.366
16.617
-14.251
14,2
dışalımGra4fikk a1t- Bairlgtimsayışatrlıarr., Elektronik ve Optik Ürünler Sektörü
Dış Ticareti (Milyon $)
18.000 16.000 14.000 12.000 10.000
8.000 6.000 4.000 2.000
0 2002
Dışsatım 1.680 Dışalım 4.051
2004 3.048 7.566
2006 3.325 9.371
2008 2010 2012 2014 2016 2.667 2.323 3.023 2.896 2.366 10.410 10.751 12.800 15.727 16.617
Grafik 1. Bilgisayarlar, Elektronik ve Optik Ürünler Sektörü Dış Ticareti (Milyon $)
Dış Açık Rekoru İletişim Ekipmanlarında
Dış ticaret verilerine alt sektörler itibarıyla bakıldığında, Türkiye’nin teknoloji üretiminde ne kadar geri kaldığı daha açık biçimde görülmektedir. Bilgisayarlar, elektronik ve optik ürünler alanındaki alt sektörlere ilişkin 2016 yılı dış ticaret verileri ayrıntılı olarak Tablo 2’de verilmektedir. Buna göre Türkiye tüketici elektronik ürünleri dışındaki tüm alt sektörlerde net dışalımcıdır. Tüketici elektronik ürünleri grubunda ise 1 milyar 421 milyon dolarlık dışsatıma karşılık 1 milyar 161 milyon dolarlık dışalım yapılmakta; dışsatım dışalımın yüzde 122.4’ünü karşılayabilmektedir.
1 TÜİK Sınıflama Sunucusu, https://biruni.tuik.gov.tr/DIESS/ 1 TÜİK Sınıflama Sunucusu, https://biruni.tuik.gov.tr/DIESS/
Tablo 2. Alt Sektörler İtibarıyla Bilgisayarlar, Elektronik ve Optik Ürünler Sektörü Dış Ticareti - 2016 (Milyon $)
Dış Ticaret Açığı
İletişim Donanımlarının İmalatı Elektronik Bileşenlerin ve Devre Kartlarının İmalatı Bilgisayar ve Bilgisayar Çevre Birimleri İmalatı Ölçme, Test, Kontrol ve Seyrüsefer Amaçlı Alet ve Cihazlar ile Saat İmalatı Işınlama, Elektro Medikal ve Elektro Tedavi Edici Cihazların İmalatı Optik Aletlerin ve Fotoğrafçılık Teçhizatlarının İmalatı Manyetik ve Optik Kaset, Bant, Cd vb. Medyanın İmalatı Tüketici Elektronik Ürünlerinin İmalatı Kaynak: TÜİK
249 103 132 377 28 54
1 1.421
5.792 3.962 2.485 2.524 505 176
13 1.161
-5.543 -3.859 -2.353 -2.147 -477 -122
-12 260
Dışsatımın Dışalımı Karşılama Oranı (%) 4.3
2.6
5.3
14.9
5.5
30.7
7.7
122.4
En fazla dışalımın yapıldığı ve en çok dış ticaret açığı verilen alt sektör, cep telefonlarının da içinde yer aldığı iletişim donanımları grubudur. Türkiye’nin 2016 yılında 5 milyar 543 milyon dolar dış açık verdiği bu alt sektör kapsamında 249 milyon dolarlık dışsatıma karşılık 5.8 milyar dolarlık dışalım yapılmış olup; dışsatım, dışalımın ancak yüzde 4.3’üne denk gelmiştir.
Miktarsal olarak dış ticaret açığı yüksekliğinde ikinci sırada yer alan elektronik bileşenler ve devre kartlarının imalatı; dış satımın dışalımı karşılama oranının en düşük olduğu alt sektörü oluşturmaktadır. Bu alt sektörde 2016 yılında 103 milyon dolarlık dışsatıma karşılık 3 milyar 962 milyon dolarlık dışalım yapılmış; dışsatım dışalımın yalnızca yüzde 2.6’sını karşılayabilmiştir. Oluşan dış ticaret açığı ise 3 milyar 859 milyon dolardır.
Bilgisayar ve bilgisayar çevre birimleri grubunda 132 milyon dolarlık dışsatıma karşılık, 2 milyar 485 milyon dolarlık dışalım gerçekleştirilmiştir. Dışsatımın dışalımı karşılama oranı yüzde 5.3, dış ticaret açığı ise 2 milyar 353 milyon dolara ulaşmaktadır.
Ölçme, test, kontrol ve seyrüsefer amaçlı alet ve cihazlar ile saat imalatı grubunda 377 milyon dolarlık dışsatıma karşılık 2 milyar 523 milyon dolarlık dışalım yapılmaktadır. Dış ticaret açığı 2 milyar 146 milyon dolar olan grupta, dışsatımın dışalımı karşılama oranı yüzde 14.9’dur.
Işınlama, elektro medikal ve elektro tedavi edici cihazların imalatında, 29 milyon dolarlık dışsatıma karşılık, 505 milyon dolarlık dışalım gerçekleştirilmiş; dış ticaret açığı 476 milyon dolar, dışsatımın dışalımı karşılama oranı da yüzde 5.7 olarak saptanmıştır.
Televizyon Pazarında Kan Kaybı Yaşanıyor
Türkiye’nin “net dışsatımcı” olduğu tek sektör olan tüketici elektronik ürünleri imalatı alanında son yıllarda büyük düşüşler yaşanmaktadır. 2002 ile 2016 yıllarını karşılaştıran Tablo 3’ten izlenebileceği gibi 2005 yılına kadar artış eğiliminde olan dışsatım bu tarihten sonra sürekli azalarak, bugün 2002 yılının da gerisine düşmüştür. 2002 yılında 1
milyar 476 milyon dolar olan dışsatım bedeli, bugün 1 milyar 421 milyon dolar düzeylerindedir. Dışsatım gerilerken dışalım sürekli artmış; 2002’de 275 milyon dolar iken 2016 yılı itibarıyla 1 milyar 161 milyon dolara ulaşmıştır. Sonuç olarak 2002’de yüzde 536 olan dışsatımın dışalımı karşılama oranı bugün yüzde 122’ye inmiştir. Bu rakam sektörde yaşanan kan kaybını açıkça ortaya koymaktadır.
Tablo 3. Tüketici Elektronik Ürünleri Dış Ticareti (Milyon $)
Dışalım Dışalımı Karşılama
1.476
1.842
2.767
3.024
2.928
2.535
1.050
2.024
1.148
1.748
1.762
1.378
1.880
1.563
2.178
1.629
1.723
1.458
1.927
1.489
1.627
1.251
1.421
1.161
Ucuza Satıp, Pahalıya Alıyoruz
Tüketici elektronik ürünleri grubunda televizyonlar öne çıkmaktadır. EMO, uluslararası ticarete konu olan tüm mallar için kullanılan Gümrük Tarife İstatistik Pozisyonu (GTİP) numarası “8528.72”2 ve “8528.73”3 olan televizyon ve ilgili ürünleri dikkate alarak Türkiye’nin bu alandaki dış ticaret
2 GTİP numarasına göre çalışmada kullanılan ürün grupları şöyledir: “8528.72.10.00.00-Renkli teleprojektörler; 8528.72.20.00.00-Renkli Televizyon alıcı cihazları; video kayıt/tekrar vermeye mahsus cihazla mücehhez olan; 8528.72.30.00.00-İçinde resim tüpü olan renkli televizyon alıcı cihazları; 8528.72.40.00.00-Sıvı kristal gösterge (LCD) teknoloji ekranı olan televizyon alıcı cihazları; 8528.72.60.00.00-Plazma gösterge panel (PDP) teknoloji ekranı olan televizyon alıcı cihazları; 8528.72.80.00.00-Renkli diğer televizyon alıcı cihazları.
3 8528.73.00.00.00- Televizyon; diğerleri, siyah beyaz veya diğer tek renkli olanlar.
yurtdışından 12 milyon televizyon alınmıştır. Bu alanda 2007-2016 yılları arasındaki toplam dışalım bedeli 6.1 milyar dolar iken, dışsatım geliri 17.9 milyar dolar olmuştur.
Televizyon dış ticaretine ilişkin hazırlanan Grafik-2, bu alandaki gerilemeyi net bir şekilde göstermektedir.
karnesini çıkartmıştır. TÜİK’in veri tabanında söz konusu ürünlerle ilgili istatistiki bilgi 2007 yılı itibarıyla başladığı için, daha önceki yıllara ait rakamlara ulaşılamamıştır.
2.500 2.000
Grafik 2- TV Dış Ticareti (Milyon $)
Tablo 4’ten izlenebileceği üzere 2007 yılında yurtdışına 10
1.500
milyon 900 bin adet televizyon satılırken, 2016 yılı itibarıyla
1.000 bu rakam 7 milyon 739 bine düşmüş; dışsatımın parasal değeri 2.3 milyar dolardan 1.3 milyar dolara inmiştir. 2007’de
286 milyar dolar olan dışalım bedeli ise 2012’de 911 milyar dolara ulaşmış, daha sonra azalmaya başlasa da 2016 yılı
0 2007 2008 2009 2010 2011 2012 2013 2014 2015 2016
itibarıyla 463 milyar dolar olarak gerçekleşmiştir. Dışsatımın
Dışsatım 2.324 1.890 1.694 1.709 1.825 2.114 1.669 1.798 1.548 1.359
dışalımı karşılama oranı ise 2007’de yüzde 813 iken, 2016’da
Dışalım 286 416 397 683 798 911 773 811 604 463
yüzde 294’e inmiştir.
14 GYırladfaikN2ü.fTusVuDn ı2ş KTaictaı rTeetl(eMfoinlyoGnel$d)i
Tablo 4. Televizyon Dışsatım ve Dışalımı
İletişim donanımlarının imalatı grubunda ise cep telefonları öne çıkmaktadır. Bu
Dışsatımıçnalışmada cep telefonları için geçerli olan “8517.12.00.00.11”4 GTİP kodu üzerinden TÜİK
Dışalımıverileri inc8e7le3nmbişntira.dTeatbltoel5e’ftoenn dseatizışleınkebairlşecıleığğiınüdzeare72000m2ilyyıolınndado2l5a8rlbıkin cep telefonu
Karşılamdaışsatıma kdoınşutioclaurrkeetng, e1l3irmi silayğolnandomlaırşgtıerl.ir elde edilmiştir. Ancak sonraki yıllarda telefon Oranı (%s)atışları 11 bin civarına düşmüş ve 2014’e gelindiğinde 2002 yılındaki düzey tekrar aşılarak
10.900.750 2.324
380.492
813 421 bin adCeteptelteefolenfuonnyuurdtdışışaılnıamsıantıaşıbyaakpııldmıığştıınr.d2a0;12500yı2lınydılaın5d18a ybuinrtaddıe-t telefon satışı
7.595.015 1.890
619.841
7.831.006 1.694
723.379
7.692.871 1.709
1.375.560
8.886.661 1.825
1.734.080
10.218.418 2.114
2.010.120
454 karşılığındşaın31damnil4yomn diloyloarn, 2a0d1e6t’dtaeldeafo8n73albıinnırakdetnt,e2le0fo1n6 siattiıbşıarkıayrlşaılıbğıunda 70 milyon
dolarlık dışratikcaamretıngeyliarikslaağşlıaknm13ış.t5ır.milyona ulaştığı görülmektedir. Son Cep14telyeıflodnau dyıuşratlıdmıışnıandbaaknıldaılğıınnadna; 2te0l0e2foyınlınsdaayyısuırtd3ışkınadtatann4 fmaizlylaon adet telefon
250 229
aylıılndıarkyeunr,tda2ırş0ıt1nm6daıinşti;baaölırdnıyaelnna tebenluefdroaönkvasimazyıınbsıey3dakekllaaitştıdakne1f2a3z0.5l0a2ma’ridtlmyeoınş4;a0ö7udleamnşetiınlğyıdoögnvöirdzüolbmleaedrketlei ddier.2S0o0n2’1d4e 407 milyoinkednola2r01ik6enyıl2ı0i1t6ibyaırlııyiltaib3armıylialy3armdiolylaarradoullaaraşaurlaakşa7ra.k5 k7.a5tınkaatına çıkmıştır.
232 Dışsatımınçdıkışmalıımştıırk.arDşıılaşmsaatıomraınnı idseış2a0l0ım2’dı ekyaürzşdıleam3.2aiokerna,naıraisdean2g0e0ç2en’d1e4 yılda bırakın
8.138.304 1.669
1.630.396
216 ilerlemeyi yyüüzddee2.33.’2e gikereilne,maişrtaird. an geçen 14 yılda bırakın ilerlemeyi
2014 2015
8.350.678 1.798
1.736.760
7.690.903 1.548
1.275.844
Sonyuüçzdolear2a.k3’2e00g2e-r2i0le1m6 dişötnierm. inde yurtdışına 3 milyon 178 bin telefon satılırken,
yurtdışından alınan telefon sayısı 169 milyonu bulmuştur. Yani satılan her 1 telefona karşılık,
256 53 telefonSoanlıunmç ıoştlıar.raAky2n0ı 0d2ö-n2e0m1d6e dcöenpemtelienfdoneuyudırştsdaıtışmınage3lirmi i2ly8o2nmilyon dolar
7.738.739 1.359
950.363
178 bin telefon satılırken, yurtdışından alınan telefon sayısı
Toplam 85.043.345 Kaynak: TÜİK
17.930
12.436.835
6.142
169 milyonu bulmuştur. Yani satılan her 1 telefona karşılık, 4 8517.12.005.030.1t1e:lAelfıocınsı baullıunnman ıvşetriıcri.pAorytantifı (dCöelnluelamr) tdelesizcteelpefotnelceihfaoznlaruı dışsatım
geliri 282 milyon dolar seviyelerinde kalırken, dışalım bedeli
Dışsatım azalırken dışalımın giderek artması, televizyon üretiminin son 9 yıldır ciddi bir gerileme içine girdiğini
bu rakamın 89 katına ulaşarak 25 milyar 206 milyon dolar olmuştur.
göstermektedir. Üstelik 2016 yılı itibarıyla yurtdışına satılan televizyonların birim fiyatı 176 dolar düzeylerindeyken, yurtdışından alınan televizyonların birim fiyatının bu rakamın 2.7 katına denk gelecek şekilde 487 dolar seviyelerinde olması dikkat çekicidir.
TÜİK rakamlarına göre son 10 yılda yurtdışına 85 milyon televizyon satılırken, yurtdışından 12 milyon televizyon alınmıştır. Bu alanda 2007-2016 yılları arasındaki toplam dışalım bedeli 6.1 milyar dolar iken, dışsatım geliri 17.9 milyar dolar olmuştur.
Tablo 5. Cep Telefonu Dışsatım ve Dışalımı (Milyon $)
Dışalımı Değer Karşılama
Oranı %
258.205
4.044.800
3,2
49.847
5.238.512
0,4
11.906
7.547.091
0,2
34.605
9.005.560 1.071
0,3
Televizyon dış ticaretine ilişkin hazırlanan Grafik-2, bu alandaki gerilemeyi net bir şekilde göstermektedir.
2006 2007 2008
29.023
13.143.061 1.348
0,1
76.356
15.811.936 1.723
0,5
154.519
14.522.515 1.436
1,2
14 Yılda Nüfusun 2 Katı Telefon Geldi
İletişim donanımlarının imalatı grubunda ise cep telefonları öne çıkmaktadır. Bu çalışmada cep telefonları için geçerli olan “8517.12.00.00.11”4 GTİP kodu üzerinden TÜİK verileri incelenmiştir. Tablo 5’ten de izlenebileceği üzere 2002 yılında 258 bin cep telefonu dışsatıma konu olurken, 13 milyon dolar gelir elde edilmiştir. Ancak sonraki yıllarda telefon satışları 11 bin civarına düşmüş ve 2014’e gelindiğinde 2002 yılındaki düzey tekrar aşılarak 421 bin adet telefonun yurtdışına satışı yapılmıştır. 2015 yılında 518 bin adet telefon satışı karşılığında 31 milyon dolar, 2016’da da
91.482
10.990.347 1.071
0,9
185.223
12.145.459 1.302
1,5
130.339
14.308.793 1.744
148.343
10.627.991 1.716
1,7
195.195
12.199.623 2.690
1,3
421.298
12.546.529 2.997
0,8
518.544
13.581.718 3.137
1,0
873.757
13.464.546 3.058
Toplam 3.178.642
282 169.178.481 25.206
4 8517.12.00.00.11: Alıcısı bulunan verici portatif (Cellular) telsiz telefon cihazları
ÜRETİM ve İSTİHDAM DÜŞÜYOR; YETERLİ YATIRIM YAPILMIYOR
Bilgisayarlar, elektronik ve optik ürünler sektörünün son 12 yıldaki üretim değeri 5.7 milyar TL’den 15.4 milyar TL’ye çıkmışsa da toplam imalat içindeki payı yüzde 2.6’dan 1.5’e düşmüştür. İmalat sanayi toplam yatırımlarından yalnızca yüzde 1 pay alabilen sektörde istihdam da giderek daralmaktadır.
Çalışmada kullanılan üretim ve istihdam verileri için ISIC Rev.4 ile uyumlu olan NACE Rev. 2 sınıflandırmasında 26 koduyla geçen “Bilgisayarların, Elektronik ve Optik Ürünlerin İmalatı” başlıklı veriler esas alınmıştır. TÜİK’in “Yıllık Sanayi ve Hizmet İstatistikleri” adı altında topladığı bu verilere göre, bilgisayarlar, elektronik ve optik ürünlerin imalatı sanayinin 2003-2015 dönemine ilişkin üretim, katma değer ve yatırım rakamları Tablo 1’de yer almaktadır. Buna göre sektörün 2003’te 5.7 milyon TL olan üretim değeri 2015 yılı itibarıyla 15.3 milyon TL’ye çıkmış olsa da toplam imalat sanayi içindeki payı yüzde 2.58’den 1.45’e düşmüştür. Bu durum yüksek teknolojili ürünlerin yer aldığı bu sektörün diğer sanayi kollarıyla aynı oranda gelişemediğini göstermektedir. Nitekim 2003’te 56 milyon TL iken 2015’te
227 milyon TL olarak gerçekleşen sektörde yaratılan katma değerin toplam imalat sanayi içindeki payı yüzde 2.24’ten yüzde 1.66’ya inmiştir.
Sektöre yönelik yatırımlar da oldukça düşük kalmıştır. 2009’da 242 milyon TL ile toplam imalat sanayi içindeki payı yalnızca yüzde 0.66 olan brüt yatırım miktarı, 2015 yılı itibarıyla 689 milyon dolar olarak gerçekleşmiş ancak toplam içindeki payı sadece yüzde 1.04’e çıkabilmiştir. TÜİK sektöre ilişkin 2016 rakamlarını henüz açıklamamıştır.
Bilgisayarların, elektronik ve optik ürünlerin imalatı sektöründe son 12 yıldaki girişim ve çalışanlara ilişkin rakamlar Tablo 2’de verilmektedir. Buna göre 2003’te 277 olan girişim sayısı 2015 yılı itibarıyla 803 olmuş, toplam imalat sanayine oranı da yüzde 0.12’den yüzde 0.24’e çıkmıştır. Görüldüğü üzere bu alandaki girişimlerin imalat sanayi içindeki payı yüzde 1’i dahi bulmamaktadır. Son 12 yılda ücretli çalışan sayısı da 24 bin kişiden 34 bin kişiye çıkmış, ancak toplam imalat sanayi çalışanları içindeki payı yüzde 1.28’den yüzde 1’e inmiştir. Bu durum da sektördeki istihdam artışının sınırlı kaldığını göstermektedir.
Tablo 1. Bilgisayarların, Elektronik ve Optik Ürünlerin İmalatı Sanayi-Temel Göstergeler (Milyon TL)
Üretim Değeri
İmalat Sanayi Toplam Üretim
Değeri
Faktör Maliyetiyle Katma Değer
İmalat Sanayi Toplam Katma
Maddi Mallara İlişkin Brüt Yatırımlar
5 746
223 118
2,58
1 255
56 023
2,24
7 836
283 428
2,76
1 410
66 396
2,12
7 893
309 594
2,55
1 258
59 657
2,11
8 708
376 647
2,31
1 609
74 319
2,17
7 095
411 944
1,72
1 124
78 445
1,43
7 500
473 917
1,58
1 445
93 156
1,55
6 546
420 381
1,56
1 729
84 735
2,04
6 756
524 469
1,29
1 463
99 229
1,47
9 134
696 364
1,31
2 029
128 950
1,57
9 881
750 398
1,32
1 792
132 598
10 636
854 138
1,25
2 611
162 584
1,61
1 293
12 896
956 836
2 805
184 946
1,52
15 393
1062 740
1,45
3 784
227 524
1,66
İmalat Sanayi Toplam
Yatırımlar
36 597 33 711 49 443 46 663 64 283 64 666 66 601
0,66 0,71 0,75 0,85 2,01 1,09 1,04
Tablo 2. Bilgisayarların, Elektronik ve Optik Ürünlerin İmalatı Sanayi-Girişim ve Çalışan Sayısı (Adet/Kişi)
Yıllar
Girişim Sayısı
İmalat Sanayi Toplam Girişim Sayısı
Ücretli Çalışan Sayısı
İmalat Sanayi Toplam Ücretli Çalışan Sayısı
234 633
24 112
1 890 049
279 031
29 104
2 075 404
300 083
31 033
2 253 250
307 033
31 693
2 354 778
313 467
0,20
28 416
2 447 984
318 176
0,21
26 771
2 524 981
320 815
23 942
2 264 238
299 928
24 105
2 564 244
333 288
27 023
2 842 446
336 893
0,17
27 493
3 126 673
340 438
29 305
3 277 883
332 834
32 537
3 383 018
335 311
0,24
34 147
3 427 395
Oran (%) 1,28 1,40 1,38 1,35 1,16 1,06 1,06 0,94 0,95 0,88 0,89 0,96 1,00
1 Bilgisayar Sattık, 42 Tane Aldık
Bilgisayar ve bilgisayar çevre birimleri imalatı grubunda da özellikle bilgisayar ticareti mercek altına alınmıştır. EMO’nun bilgisayarlar (tabletler dahil) için geçerli olan “8471.30”5, “8471.41”6, “8471.49”7 ve “8471.50”8 nolu GTİP kodları üzerinden yaptığı çalışma, son 14 yılda bilgisayar dışsatımının inişli çıkışlı bir süreç izlediğini; değer olarak artmış gözükse de dışsatımın dışalımı karşılama oranı düştüğü için bu alanda anlamlı bir ilerleme sağlanamadığını ortaya koymuştur. Tablo 6’dan izlenebileceği üzere 2002 yılında 14 bin bilgisayar dışsatıma konu olurken, 2003 yılında bu sayı 126 bine çıkmış, ancak sonraki yıllarda düşüş eğilimine girmiştir. 2009’a gelindiğinde yurtdışına satılan 140 bin bilgisayara karşılık 31 milyon dolar gelir elde edildiği, sonraki yıllarda bilgisayar satışı adet olarak azalsa da elde edilen gelirin yükselişe geçtiği görülmektedir. Bugüne kadar en çok bilgisayarın satıldığı ve en çok gelirin elde edildiği yıl ise 2014 olmuş; 184 bin bilgisayar karşılığında 73 milyon dolar dışsatım geliri kaydedilmiştir. Bilgisayar satışı son iki yılda ise hem adet hem de gelir olarak tekrar düşüş eğilimine girmiştir. 2015 yılında 144 bin bilgisayara karşılık 65 milyon dolar; 2016 yılında da 90 bin bilgisayar karşılığında 49 milyon dolar dışsatım geliri elde edilmiştir.
Bilgisayar dışalımı ise 2002’den 2014’e kadar hem miktarsal hem de parasal açısından sürekli bir artış eğilimi göstermiştir. Yurtdışından 2002’de 262 milyon dolar bedelle 230 bin bilgisayar alınırken, 2014’te 2 milyar 171 milyon dolar karşılığında 7 milyon 595 bilgisayar dışalıma konu olmuştur. Son 2 yılda ise bilgisayar dışalımı düşüşe geçmiş, 2015’te 1 milyon 683 milyon dolar bedelle 6 milyon 162 bin bilgisayar; 2016’da da 1 milyon 374 milyon dolar bedelle 4 milyon 679 bilgisayar satın alınmıştır. 2002-2016 yılları arasında yurtdışından alınan toplam bilgisayar sayısı 20 kat, ödenen döviz bedeli de 5 kat artarken; yurtdışına satılan bilgisayar sayısı 6 kat, döviz geliri de 4 kat artış kaydetmiştir.
Tablo 6. Bilgisayar (Tabletler dahil) Dışsatım ve Dışalımı (Milyon $)
Yıl 2002
14.089
230.226
Dışsatımın Dışalımı Karşılama Oranı (%)
4,2
126.480
343.979
18.262
443.663
31.047
798.151
36.356
969.189
71.596
1.438.709 1.186
4,5
85.118
1.590.037 1.193
4,4
140.902
2.140.453 1.313
2,4
74.743
2.787.589 1.584
2,5
88.361
3.067.919 1.664
90.539
4.089.505 1.810
120.275
6.424.711 2.118
184.816
7.595.573 2.171
144.975
6.162.901 1.683
90.148
4.679.330 1.374
3,6
Toplam 1.317.707
42.761.935 18.900
3,0
Sonuç olarak geride bıraktığımız 14 yılda yurtdışından toplam 42 milyon 761 bin bilgisayar alınırken, aynı dönemde yurtdışına sadece 1 milyon 317 bin bilgisayar satılmıştır. Yurtdışına sattığımız her 1 bilgisayara karşılık, 42 tane aldığımızı gösteren bu verilere göre, bilgisayar dışalımı için yurtdışına 18.9 milyar dolar kaynak aktarılırken, dışsatım geliri 570 bin dolar seviyelerinde kalmıştır. Dışsatımın dışalımı karşılama oranı ise 2002’de yüzde 4.2 iken, 2016 itibarıyla yüzde 3.6’ya inmiştir.
ÇALIŞMADAKİ ELEKTRONİK ÜRÜNLER
NACE Rev. 2 sınıflandırmasında Bilgisayarların, Elektronik ve Optik Ürünlerin İmalatı’na ilişkin veriler 8 alt başlıkta toplanmaktadır. Bu başlıklar kapsadıkları ürünlere göre şöyle sınıflanmaktadır:
Elektronik Bileşenlerin ve Devre Kartlarının İmalatı (26.1): Elektronik kondansatörler, elektronik dirençler, mikro işlemciler, elektron tüpleri, elektronik konektörler, çıplak baskılı devre kartları, entegre devre imalatı (analog, dijital veya hibrit), diyotlar, transistörler ve ilgili devre cihazları, elektronik bileşen tipli indüktörler (örn. jikleler, bobinler, transformatörler), elektronik kristaller ve kristal takımları, elektronik uygulamalar için solenoidler,
anahtarlar ve güç dönüştürücüleri, yarı iletken, tamamlanmış veya yarı tamamlanmış küpler veya yonga plakaları, elektronik gösterge bileşenleri (plazma, polimer, LCD), ışık yayan diyotlar (LED), yazıcı kabloları, monitör kabloları, USB kabloları, bağlayıcılar vb. imalatı. Ayrıca yüklü baskılı devre kartları, baskılı devre kartlarının üzerine parçaların yüklenmesi ve ara yüz kartları imalatı (örn. ses, görüntü (video), denetleyiciler, ağ (network), modem kartı).
Bilgisayar ve Bilgisayar Çevre Birimleri İmalatı (26.2): Masaüstü bilgisayarları, dizüstü bilgisayarları, ana bilgisayarlar, cep veya avuç içi bilgisayarları (örn. PDA), manyetik disk sürücüler, harici sürücüler ve
5 8471.30.00.00.00-Portatif nümerik otomatik bilgi işlem makineleri; ağırlık=<10 kg.
6 8471.41.00.10.00-Sivil hava taşıtları için otomatik bilgi işlem makineleri(Aynı kabinde merkezi işlem, giriş çıkış birimi bulunanlar); 8471.41.00.90.00-Diğerleri için otomatik bilgi işlem makineleri(Aynı kabinde merkezi işlem, giriş çıkış birimi bulunanlar).
7 8471.49.00.10.00-Sivil hava taşıtları için otomatik bilgi işlem makineleri (sistem halinde getirilenler); 8471.49.00.90.00-Diğerleri için otomatik bilgi işlem makineleri (sistem halinde getirilenler).
8 8471.50.00.10.00-Sivil hava taşıtları için numerik bilgi işlem birimleri; 8471.50.00.90.00-Diğerleri için numerik bilgi işlem birimleri.
diğer bellek depolama cihazları, optik disk sürücüleri (örn. CD-RW, CD-ROM, DVD-ROM, DVD-RW), yazıcı, monitör, klavye, her çeşitte fare (mouse), joystik ve iztopu aksesuarları, tesis edilmiş bilgisayar terminalleri (depoları), bilgisayar sunucuları, barkotlu tarayıcılar dahil tarayıcı, akıllı kart okuyucuları, sanal gerçeklik sağlayan kasklar, bilgisayar projektörleri (video projektörleri), mekanik olarak çalışmayan otomatik vezne makineleri (ATM’ler), satış noktası terminalleri (POS) gibi bilgisayar terminalleri ile çıktı alma, tarama, kopyalama, faks çekme gibi iki veya daha fazla işlevi olan çok fonksiyonlu büro makinelerinin imalatı.
İletişim Donanımlarının İmalatı (26.3): Merkezi iletişim santral donanımları, kablosuz telefon, özel sayısal veya analog telefon santralleri, telesekreter imalatı da dahil telefon ve faks teçhizatları, ağ geçitleri, köprüleri ve yönlendiricileri gibi veri iletim donanımları, yayın alıcı ve verici antenleri, kablolu televizyon donanımları, çağrı cihazları, cep telefonları, mobil iletişim ekipmanları, radyo ve televizyon stüdyoları ve yayın teçhizatları (ticari televizyon kameraları dahil), harici modemler, taşıyıcı ekipmanları, kontrol istasyonlarına sinyal gönderen hırsız ve yangın alarm sistemleri, radyo ve televizyon vericileri, kızıl ötesi (enfraruj) sinyal kullanan iletişim cihazlarının imalatı (örneğin; uzaktan kumanda cihazları).
Tüketici Elektronik Ürünlerinin İmalatı (26.4): Video kaset kayıt cihazları ve çoğaltma donanımları, televizyon, televizyon ekranları ve görüntü panelleri, ses kaydetme ve çoğaltma sistemleri, stereo teçhizatları, radyo, hoparlör sistemleri, ev tipi video kamera, parayla çalışan otomatik plakçalar, müzik enstrümanları ve havaalanı, alışveriş merkezi vb. yerlerdeki hoparlör sistemleri için ses yükselticisi, mikrofon, CD ve DVD çalar, karaoke makineleri, kulaklıklar (örneğin; radyo, stereo, bilgisayar), video oyun konsolları.
Ölçme, Test, Kontrol ve Seyrüsefer Amaçlı Alet ve Cihazlar ile Saat İmalatı (26.5): Hava taşıtı motoru ile ilgili aletler, otomotiv emisyonu test cihazları, meteoroloji aletleri, fiziksel özellikleri test etme ve inceleme cihazları, yalan makinesi, radyasyon belirleme ve izleme cihazları, arazi ölçme (kadastro çalışmaları ile ilgili aletler) aletleri, cam sıvı termometreleri ve çift metal tipli olanlarının imalatı (tıbbi olanlar hariç), nem ayarlayıcı cihazları, hidronik limit kontrol aletleri, alev ve ateş kontrol cihazları, spektrometreler, hava basıncı ile çalışan göstergeler, tüketim sayaçları (örneğin; su, gaz, elektrik), debi metreler (akış metreler) ve sayma aletleri, sayma makineleri, mayın dedektörlerinin, sinyal üreticilerin; metal detektörlerinin imalatı, denize atılan ve yapı itibariyle suda yüzen şamandıralara benzeyen deniz altından aldıkları sesleri antenleri aracılığıyla radyo sinyalleri olarak suyun üzerindeki araçlara ileten cihazlar (sonik şamandıralar) da dahil araştırma,
belirleme, seyrüsefer, havacılık ve denizcilikle ilgili aletler, radar cihazları, global konumlandırma sistemleri (GPS) cihazları, araç gereçler için çevresel ve otomatik kontrol aletleri, ölçüm ve kayıt cihazları (örneğin; uçuş kayıt cihazı), hareket dedektörleri, radar, laboratuvar analiz cihazları (örneğin; kan analiz cihazı), ölçme, test vb. için laboratuvar tipi tartıların, terazilerin, mikroorganizma geliştirmede kullanılan aygıtların ve diğer çeşitli laboratuvar cihazlarının imalatı. Göstergeli panel saatleri de dahil her çeşit kol saati, masa saati ve duvar saatleri, değerli metal kasalar da dahil olmak üzere kol saati ve masa saati kasaları, zaman kaydetme donanımlarının ve zaman aralıklarını ölçmek, kaydetmek ve başka şekillerde göstermek için kullanılan saat makineli veya senkron motorlu donanımların imalatı (örneğin; parkmetreler, işçilerin geliş ve gidişlerini kaydeden saatler, zaman/tarih damgaları, süreç kronometreleri), saat makineli veya senkron motorlu zaman devre anahtarlarının ve diğer ayırıcıların imalatı (zaman kilitleri), masa, duvar ve kol saatleri için parçaların imalatı (her çeşit masa, duvar ve kol saatleri için makineler, zemberekler, kıymetli taşlar, saat kadranları, akrep ve yelkovanlar, taban levhaları, kordon köprüsü ve diğer parçalar, her tür materyalden masa ve kol saatleri için kasalar ve muhafazalar.)
Işınlama, Elektro Medikal ve Elektro Tedavi Edici Cihazların İmalatı (26.6): Işınlama cihazları ve tüpleri (örneğin; endüstriyel, tıbbi tanı, tıbbi tedavi, araştırma, bilimsel; beta, gama, X-ışını veya diğer ışınlama cihazları), bilgisayarlı tomografi (CT) tarayıcıları, PET tarayıcıları, manyetik rezonans görüntüleme (MRI) cihazları, tıbbi ultrason cihazları, elektrokardiyografi cihazları, elektro tıbbi endoskopik cihazları, tıbbi lazer cihazları,kalp atışını ayarlayan cihazlar, işitme cihazları ile gıda ve sütün kalite ve güvenliği için kullanılan ışınlama cihazlarının imalatı.
Optik Aletlerin ve Fotoğrafçılık Teçhizatlarının İmalatı (26.7): Optik aynalar, tüfeklerin optik görüş ekipmanları (optik tüfek dürbünleri dahil), optik konumlandırma teçhizatı, optik büyütme aletleri, optik mekanistlerin hassas aletleri, optik karşılaştırıcılar, fotoğraf makineleri (filmli veya dijital), sinema filmi ve slayt projektörleri (bilgisayar projektörleri hariç), tepegöz projektörler, optik ölçme ve kontrol etme cihazları ve aletleri (örneğin; yangın kontrol teçhizatı), fotoğrafik fotometre (ışık ölçüm cihazı), telemetreler, lens/mercekleri, optik mikroskoplar, dürbünler ve teleskoplar, lazer tertibatları ve parçalarının imalatı.
Manyetik ve Optik Kaset, Bant, CD vb. Medyanın İmalatı (26.8): Boş manyetik ses ve görüntü bantları, boş manyetik ses ve görüntü kasetleri, boş disketler, boş optik diskler (CD, DVD vb.) ve taşınabilir belleklerin (flash disk, i-pod vb.) imalatı.
ELEKTRİK MÜHENDİSLERİ ODASI’NDA BİYOMEDİKAL MÜHENDİSLİĞİ ÇALIŞMALARI
Barış Çoruh Biyomedikal Yüksek Mühendisi
EMO Denetleme Kurulu Üyesi EMO Ankara Şube Biyomedikal Mühendisliği
Meslek Dalı Komisyonu Başkanı [email protected]
Dr. Onur Koçak Biyomedikal Y. Mühendisi Başkent Üniversitesi Biyomedikal Mühendisliği
Öğretim Görevlisi EMO Ankara Şube Yönetim Kurulu Üyesi EMO Ankara Şube Biyomedikal Mühendisliği
Meslek Dalı Komisyonu Üyesi [email protected]
Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Yönetim Kurulu’nun 12 Mart 2005 tarih ve 216 sayılı “Biyomedikal Mühendislerinin Elektrik Mühendisleri Odası’na (EMO) kaydolmalarına ilişkin kararının TMMOB Genel Kurulu’nca kabul edilmesinden sonra biyomedikal mühendisleri EMO’ya üye olmaya başlamışlardır. Biyomedikal mühendisleri başta Ankara olmak üzere EMO bünyesinde mesleki alanlarının düzenlenmesine yönelik faaliyetlerini devam ettirmektedirler.
Biyomedikal mühendisliği; sağlık alanında kullanılan teşhis, tedavi cihazları ile tıbbi araştırma ve laboratuvar ortamlarında kullanılan mekanik, elektronik, biyolojik cihazların ve sistemlerin istenilene uygun bir şekilde tasarlanması, üretimi, geliştirmesi, işletilmesi ve bakım-onarım-kalibrasyon faaliyetlerinden sorumlu bir mühendislik dalıdır. 2000 yılında Başkent Üniversitesi ile başlayan Biyomedikal Mühendisliği lisans eğitimi günümüzde 30’a yakın üniversitede sürmektedir.
Biyomedikal mühendisliğinden mezun olanlar, Sağlık Bakanlığı ve bağlı kurumlarında biyomedikal mühendisi olarak, kamu ve özel sağlık kuruluşlarında kalibrasyon mühendisi, bakım onarım mühendisi veya teknik servis mühendisi olarak, özel firmalarda satış sorumlusu, klinik destek elemanı, aplikasyon sorumlusu, iş geliştirme sorumlusu, bölge satış sorumlusu, teknik servis elemanı/sorumlusu/müdürü, kalibrasyon elemanı, Ar-Ge mühendisi vb. müşavirlik firmalarında medikal ekipman sorumlusu gibi görevlerde çalışmaktadırlar.
Biyomedikal Mühendisliği ve EMO Etkinlikleri
İstanbul Yeni Yüzyıl Üniversitesi’nde Mart 2016’da yapılan “Biyomedikal Mühendisliğinde Kariyer Yolları” paneline katılan EMO Ankara Şubesi Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Onur Koçak, biyomedikal mühendisleri için ülkemizde yapılan Ar-Ge çalışmalarının önemine dikkat çekerek EMO’da biyomedikal mühendisliği örgütlenmesinden söz etti. Panele Biyomedikal Mühendisliği Bölümü öğrencilerinden yoğun katılım sağlandı.
Elektrik Elektronik Mühendisleri Enstitüsü (IEEE-The Institute of Electrical and Electronics Engineer) Türkiye Şubesi’nin 7-8 Mayıs 2016 tarihlerinde Bahçeşehir Üniversitesi’nde düzenlediği Tıp ve Biyoloji Alanlarında Mühendislik (EMBS-Enginering in Medicine and Biology Society) Türkiye Kongresi’ne EMO Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Yeşil ve EMO Ankara Şubesi Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Onur Koçak katıldı. Yapılan “Elektrik Mühendisleri Odası: Biyomedikal Mühendisliği ve Mesleki Örgütlenmede 8. Yıl” başlıklı sunumda Hüseyin Yeşil, TMMOB ve EMO hakkında bilgilendirme yaptıktan sonra biyomedikal mühendislerinin mesleki örgütlenme yerinin EMO olduğunun altını çizdi. Onur Koçak ise, EMO’da biyomedikal mühendisleri örgütlenmesinde gerçekleştirilen ve gerçekleştirilecek çalışmaları anlattı.
EMO Denizli Şubesi ve Pamukkale Üniversitesi’nin işbirliğiyle “Ülkemizde Biyomedikal Mühendisliği” Paneli 23 Mayıs 2016 tarihinde düzenlendi. Açılış konuşmaları Pamukkale Üniversitesi Teknoloji Fakültesi Dekan Yardımcısı ve Biyomedikal Mühendisliği Bölüm Başkanı Doç. Dr.
Nilgün Kabay ve EMO Denizli Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Bülent Pala tarafından yapıldı. Pamukkale Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Engin Çetin’in de yöneticilik yaptığı panel Denizli Tabip Odası Yönetim Kurulu Başkanı ve Pamukkale Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Gökhan Önem, EMO İzmir Şubesi Yönetim Kurulu Sayman Üyesi ve Ege Üniversitesi Hastanesi Başhekimliği Hastane Müdür Vekili Elektronik Mühendisi Hasan Şahin, EMO Ankara Şubesi Yönetim Kurulu Üyesi ve Başkent Üniversitesi Öğretim Üyesi Biyomedikal Mühendisi Dr. Onur Koçak katıldı. Hasan Şahin, “Tıp Alanındaki Mühendislik” adlı sunumunda tecrübelerini paylaşarak tıbbi cihazlardaki Ar-Ge çalışmalarına vurgu yaptı. Onur Koçak ise “Ülkemizde Biyomedikal Mühendisliği” adlı sunumunda
Biyomedikal mühendislerinin “yaşam alanları” olan sağlık kuruluşlarında “Başhekim Teknik Yardımcılığı-Biyomedikal Mühendislik Birim-Merkez Sorumlusu” konumunda görev almaları gerekir. Biyomedikal mühendisi bu merkezlerde sağlık kuruluşlarında gerçekleştirilen bakım-onarım-kalibrasyon faaliyetlerinin yanı sıra tıbbi cihazların satın alımından, tıbbi cihazların verimli ve doğru kullanılması konusunda sağlık personelini yönlendirmesinden de sorumlu olacaklardır.
Biyomedikal mühendisleri, sağlık kuruluşlarının yapımı sırasında proje sürecinden itibaren yer almalıdır. Bu projelerde görevler alacak biyomedikal mühendisleri, sağlık kuruluşlarının içinde yerleşiminden, tıbbi cihaz alımlarının planlamasından (sayılarının ve çeşitlerinin belirlenerek satın alma süreçlerinde görev alması), tıbbi altyapının (tıbbi elektrik, sterilizasyon-dezenfeksiyon hizmetleri, tıbbi atık, klinik mühendislik hizmetleri) oluşturulması ve işletilmesinden sorumlu olmalıdır. Tıbbi cihazların Ar-Ge çalışmalarında görev alan biyomedikal mühendisleri gerçekleştirdiği projelerin altına imza atmalı, Sağlık Bakanlığı’na tıbbi cihazların klinik deneyleri için gerçekleştirecekleri başvurularda yetki sahibi olmalıdır. Kalite alanlarında görev alacak biyomedikal mühendisleri ölçüm laboratuvarlarında gerçekleştirilecek doğrulama ve validasyon raporlarında sorumlu olmalıdır. Tıbbi cihazların satışında, tanıtımında, teknik servis ve metroloji hizmetinin verilmesinde biyomedikal mühendisleri asıl sorumlu olarak görev almalıdır. EMO, bu alanlarda çalışacak biyomedikal mühendislerine eğitim vererek, yetkilendirmeli ve mesleki düzenlemeyi sağlamalıdır.
Henüz ülkemizde lisans eğitimi konusunda başlangıç aşamasında olan biyomedikal mühendisliği alanının geniş olması nedeniyle kurulan bölümlerde verilen eğitimlerin
farklı ve aynı düzeyde olmaması problemlerin başında yer almaktadır. Ülkemiz tıbbi cihazların büyük çoğunluğunu yurtdışından ithal etmesi nedeniyle henüz gelişiminin başlangıcında olan tıbbi cihaz pazarının ihtiyacından fazla üniversitelerde kontenjan mevcuttur. Tıbbi cihaz alanında çalışan firmalar, biyomedikal mühendislerin aldıkları eğitimlerin bekledikleri düzeyde olmadıklarını düşündüklerinden dolayı, başka bölüm mezunlarını istihdam etme yoluna gittiklerinden işsizlik sorunları başlamıştır. Bu üniversiteye yerleştirme süreçlerinde bölüm kontenjanlarının dolmamasına ve dolayısıyla bölümün popülerliğinin düşmesine yol açmıştır. Bu sorunların yanında aynı amaç doğrultusunda YÖK’ten izin alınarak “Tıp Mühendisliği” adı altında da bölümler kurulmuştur. Ülkemizde henüz 2 tane olan tıp mühendisliği bölümünün birisi, biyomedikal mühendisliği bölümüne sahip üniversitede olması ile ilginç bir duruma sahiptir.
Yönetmelik ve Standartlar
Tıbbi cihazların kalibrasyon sürecini düzenlemek için 25 Haziran 2015 tarih ve 29397 sayılı Resmi Gazete ile “Tıbbi Cihazların Test, Kontrol ve Kalibrasyonu Hakkında Yönetmelik” çıkmıştır. (Bu yönetmeliğin hazırlanma sürecinde EMO; 12 Ekim 2012 ve 14 Nisan 2014 tarihlerinde T.C. Sağlık Bakanlığı Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu’na (TİTCK) görüşlerini bildirmişti.) Bu yönetmelik kapsamında TİTCK tarafından yetkilendirilecek eğitim kuruluşları için 23-26 Ağustos 2016 tarihlerinde Antalya’da gerçekleştirilen Test, Kontrol ve Kalibrasyon Eğitim Kuruluşları Çalıştayı’na, EMO Ankara Şubesi Biyomedikal Meslek Dalı Komisyonu Başkanı Barış Çoruh ve EMO Teknik Görevlisi Ozan Kayısı katılmıştır. Bu çalıştayın amacı eğitim vermek isteyen merkezlerin eğitimlerinin ortak bir çerçevede gerbiyomedikal mühendisliğinin geçmişten bugüne kadarki sürecini ve mesleğin gelişimini anlatırken ülkemizdeki biyomedikal mühendisine olan ihtiyaca vurgu yaptı.
Sempozyumlar ve Kongreler
EMO’nun da destekleyici kuruluşlar arasında yer aldığı BİYOMUT-2016 (Biyomedikal Mühendisleri Ulusal Toplantısı) İzmir Seferihisar’da 3-5 Kasım 2016 tarihlerinde gerçekleştirildi. EMO Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Yeşil, EMO Denetleme Kurulu Üyesi Barış Çoruh, EMO Ankara Şubesi Yönetim Kurulu Üyesi Başkent Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Biyomedikal Mühendisliği Bölümü Öğretim Görevlisi Dr. Onur Koçak, EMO İzmir Şube Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Hasan Şahin, EMO İzmir Şube Yönetim Kurulu Eski Başkanı N. Sedat Gülşen, Ankara, İzmir ve Antalya EMO üyeleri ile EMO Genç üyelerinin katıldığı BİYOMUT’ta EMO standı da kuruldu. EMO standında, Odamızın gerçekleştirdiği mesleki çalışmalar, düzenlenecek sempozyumlar ve eğitimler hakkında bilgi verildi.
Açılış konuşmasını yapan Hüseyin Yeşil, tıbbi cihaz ve malzemelere ulaşmanın en temel insan hakkı olduğunu vurgulayarak; bu hakka erişim zorluğu çeken milyarlarca insan bulunduğuna dikkat çekti. Küresel cihaz pazarının yüzde 90’ının 30 şirket tarafından paylaşıldığı tekelleşmiş ortamda Türkiye’nin tıbbi teknoloji geliştirme atağına geçmesinin tek yolunun kamunun inisiyatif alması olduğunu söyledi. “Bu alanda yapılacak her hamle en az savunma
sanayi kadar stratejik önemdedir” diyen Hüseyin Yeşil, daha sonra bazı istatistikleri paylaşarak EMO’nun biyomedikal mühendisliğinin gelişimi için önerilerini sundu. BİYOMUT 2016 kapsamında bilimsel oturumların yanı sıra davetli konuşmacıların sunumları ve eğitimler gerçekleştirildi. Ayrıca Biyomedikal Eğitim Paneli yapıldı.
Biyomedikal Mühendisliği Eğitim Paneli’nin düzenlenmesine katkıda bulunan EMO’nun Türkiye’deki Klinik Mühendislik Hizmetleri ve Klinik İyonize Radyasyon Güvenliği konularına ilişkin 2 ayrı eğitimin düzenleyicilerinden biri olduğu BİYOMUT 2016’da EMO ve EMO Genç üyeleri de bildirilerini sunma şansını yakaladılar.
Tıbbi cihazlar alanında tasarım, geliştirme, üretim, kalibrasyon, teknik işletme ve bakım-onarım faaliyetlerini kapsayan başta biyomedikal mühendisliği olmak üzere meslek gruplarının eğitiminin, sağlık sektörünün, sanayinin ve kamunun ihtiyaçları doğrultusunda şekillendirilmesi ve kalitesinin yükseltilmesi için bir resmi ortaya koymak ve çözüm önerileri sunmayı hedefleyen “Biyomedikal
çekleştirilebilmesidir. EMO da “Biyomedikal Kalibrasyon” alanında eğitim merkezi olmak için çalışmalar başlatmıştır. Bu kapsamda Başkent Üniversitesi Mühendislik Fakültesi ile “Eğitim, Teknolojik ve Bilimsel İşbirliği Protokolü” imzalanmıştır.
Resmi Gazete’de 15 Mayıs 2014 tarihinde yayımlanan Tıbbi Cihaz Satış, Reklam ve Tanıtım Yönetmeliği’nin bazı maddelerinin iptali için Danıştay 15. Daire’ye açılan dava reddedilmiştir. Yönetmelik hakkında açılan dava, İdari Dava Daireleri Temyiz Kurulu’nda temyiz edilmiş olup, süreç halen devam etmektedir.
Nisan 2017’de biyomedikal mühendisliği ve tıbbi cihaz alanında yaşanan güncel gelişmeleri takip etmek ve ilgili standartlar hakkında görüş bildirmek amacıyla EMO Ankara Şubesi; Biyomedikal Mühendisi İş Adamı Derneği (BİMİAD) ve Sağlık Endüstrisi İşverenleri Sendikası (SEİS) ile birlikte Türk Standartları Enstitüsü’ne (TSE) başvurarak “MTC 167 Medikal Uygulamalarda Elektrik Ekipmanları” adlı Ayna Komitesi’nin kurulmasına öncülük etmiştir. Bu komite aracılığıyla tıbbi cihazlar hakkında ülkemizin görüşleri uluslararası alanda dile getirilebilmektedir.
EMO bünyesinde oluşturulan ve mesleki standartlarımızı oluşturma amacında olan Norm Merkezi’nin çalışmaları arasında “Biyomedikal Elektronik ile İlgili Cihazlar ve Her Türlü Elektriksel Ölçme” de bulunmaktadır.
Yayınlar
EMO bünyesinde şube bültenlerinde biyomedikal mühendisliği konusunda birçok yayın gerçekleştirilmiştir. Ancak önce 23. Ankara Şube Genel Kurulu’nda daha sonra ise 45. Oda Genel Kurulu’nda kabul edilen ve çalışmaları sona gelen biyomedikal mühendisleri için önemli bir başvuru kaynağı hedefi ile yola çıkan “Biyomedikal Mühendisliği ve Uygulamaları” kitap çalışması, bu dönemin en önemli çalışmasından birisidir. Bu kitabın amacı ülkemizde biyomedikal mühendisliği eğitimine katkıda bulunmak, biyomedikal mühendislik alanında eksik olan Türkçe basılı kaynak problemine çözüm sunmak ve gelişen tıp teknolojisi alanında bir çalışma sunmak olup, biyomedikal alanında çalışan birçok önemli akademisyeni de bir araya getirmiştir.
Sonuç
Biyomedikal mühendislerinin EMO’ya üye olmalarına ilişkin kararın alınmasından bu yana 13 sene geçmiştir. Bu 13 senede biyomedikal mühendislik alanında birçok eğitim, seminer, sempozyum ve etkinlikler gerçekleştirilmiştir. EMO’da yapılan tüm bu etkinliklere rağmen biyomedikal mühendislerinin en önemli 2 sorunu imza yetkilerinin olmaması (serbest mühendislik hizmetlerinin tanımlanması) ve işsizlik problemidir. Önümüzdeki dönemlerde EMO bünyesinde gerçekleştirilecek çalışmalarla biyomedikal mühendislerinin bu 2 önemli sorununa çözüm arayışı devam ettirilecektir.
Kaynaklar 1. http://www.emo.org.tr/genel/bizden_detay.php?kod=45933&tipi=2&sube=14 2. http://yeniyuzyil.edu.tr/Duyuru/Bmm.aspx# 3. http://www.emo.org.tr/genel/bizden_detay.php?kod=113839 4. http://www.emo.org.tr/genel/bizden_detay.php?kod=114002 5. Tıbbi Cihazların Test, Kontrol ve Kalibrasyonu Hakkında Yönetmelik, 6. Tıbbi Cihaz Satış, Reklam ve Tanıtım Yönetmeliği, 7. http://www.emo.org.tr/genel/bizden_detay.php?kod=115576&tipi=2&sube=0 8. “Biyomedikal Mühendisliği Mesleği ve Türkiye’deki Durumu Çalıştayı” Çoruh B., TMMOB EMO Ankara Şubesi Haber Bülteni, 2017/3 9. “Biyomedikal Mühendisliği ve Uygulamaları” AKBAY C., TMMOB EMO Ankara Şubesi Haber Bülteni, 2017/4
Mühendisliği Mesleği ve Türkiye’deki Durumu Çalıştayı” 12-13 Mayıs 2017 tarihlerinde Ürgüp-Kapadokya’da bulunan Dinler Otel’de gerçekleştirildi. Etkinlik Düzenleme Kurulu adına EMO Ankara Şubesi Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Onur Koçak ile EMO Ankara Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Fatih Kaymakçıoğlu, EMO Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Yeşil ve Ürgüp Kaymakamı Mehmet Maraşlı’nın açılış konuşmalarından sonra 4 oturum eş zamanlı olarak yapıldı. “Tüm Kademeleri ile Biyomedikal Eğitimi”, “Biyomedikal Metroloji”, “Mevzuat ve Standartlar” ile “Tıbbi Cihaz Belgelendirme” başlıklarında gerçekleştirilen bu 4 oturumda biyomedikal mühendisliğinin güncel sorunları ele alındı. Bu tartışmalardan alınan notlar
ertesi günü düzenlenen kapanış oturumunda tartışıldı. Bu çalıştay birçok ilki de beraberinde gerçekleştirmiş oldu. Birçok bakanlık, kamu kurumu, dernek, sendika, sivil toplum örgütü, üniversite, meslek yüksekokulu ve şirketin bir araya getirilmesiyle biyomedikal mühendislik ile ilgili farklı disiplinlerin ve kurumların değerlendirme ve stratejileri sunuldu. Hızla gelişen biyomedikal mühendislik meslek disiplinin anayasal meslek örgütü olan Elektrik Mühendisleri Odası donanımlı ve güncel çalışmaları ile biyomedikal mühendislik çalışmaları ile ilgili birçok kurumu bir araya getirmiş ve tüm kurumların teknik görüşlerini alarak mesleğin geleceği hakkında tarafların görüşlerini ortaya koymuştur.1
EMO İstanbul Şubesi tarafından 16-18 Kasım 2107 tarihlerinde İstanbul Harbiye Askeri Müzesi Kültür Sitesi’nde gerçekleştirilen Elektrik Elektronik Mühendisliği Kongresi’nde (EEMKON 2017) Biyomedikal Mühendisliği Sempozyumu yapıldı. Kongrenin en çok ilgi gören etkinliklerinden biri olan sempozyum, İstanbul Tabip Odası ile birlikte düzenlendi ve 2 uluslararası davetli konuşmacı, 11 panel 1 forum ve 1 bildiriler oturumundan oluştu. EEMKON 2017’ye 5 binin üzerinde tekil ziyaretçi katıldı.
1 Bu yazı yazıldığında, çalıştayın kitabı katılımcılara ve ilgili tüm kurumlara dağıtılmak üzere hazırlanmaktadır.
OECD’den Türkiye’ye Özel İstihdam ve Yetenek Stratejileri Raporu’nda Bölgesel Eşitsizliğin Beceri Arz ve Talebine Yansıması Ortaya Konuldu…
TÜRKİYE’NİN “BECERİ” HARİTASI ÇIKARILDI
EMO Basın- Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) Türkiye’ye özel hazırladığı “İstihdam ve Yetenek Stratejileri” başlıklı raporunu 21 Ekim 2017 tarihinde yayımladı. Raporda Türkiye’deki bölgesel eşitsizliğin beceri arz ve talebine yansıması ortaya konuluyor. Türkiye’de yoğun olarak düşük beceri talebi ve düşük beceri sunumu eşlemesi dikkat çekerken, kimi bölgelerin yüksek beceri ihtiyacı içerisindeyken, kimi bölgelerde yüksek becerilerin düşük beceri gerektiren işlerde atıl kullanıldığı görülüyor.
Rapor, EMO’nun 2017 yılında açıkladığı “Mühendislerin Durumu ve Mesleki Alan Araştırması” sonuçlarını da doğrulayıcı bir içerikle kadın ve genç işsizliğiyle mücadelede Türkiye’nin zayıf kaldığına dikkat çekiyor. EMO da üyeleri arasında yaptığı çalışmada mühendisler arasında yüzde 18.7 olarak saptanan işsizlik oranı içinde 1985 ve sonrası doğumluların payının yüzde 50’ye ulaştığı, kadın mühendislerde işsizlik oranının yüzde 30’larda olduğunu açıklamıştı.
OECD’nin Türkiye’ye özel hazırladığı raporda, bölgesel olarak nitelikli işgücü ihtiyacı ve bu ihtiyacın nasıl karşılandığı değerlendirildi. Raporda, Türkiye’de 2016 yılında yüzde 11.7 olan işsizlik oranının OECD ortalamasından ve OECD ülkelerinin çoğunda geçerli olan aşağı yönlü harekete ters bir şekilde yukarı eğilimli olduğuna işaret edildi. Türkiye’nin eğitim dışında olan 15-29 yaşındaki genç nüfusunun 2014’te yüzde 30’dan fazla olduğuna dikkat çekildi. Türkiye İstatistik Kurumu, Ekim 2017 itibarıyla işsizlik oranını yüzde 10.3, 15-24 yaş arasındaki işsizlik oranını ise yüzde 19.3 olarak açıkladı.
Raporda Türkiye’nin batısı ile orta ve doğu bölgeleri arasında önemli fark bulunduğuna dikkat çeken OECD’nin “becerilerin arzı ile talebi” arasındaki dengeyi anlamak için geliştirdiği
istatistiksel araç kapsamında Türkiye’nin durumu ele alındı. OECD’nin çalışmasındaki 2014 yılı becerilerin arz-talep dengesine ilişkin haritası Şekil 1’de yer alıyor.
Türkiye’nin “Beceri” Haritası Çıkarıldı
Çalışmada yüksek nitelikli işgücü ihtiyacına karşın düşük becerili istihdam durumu “Becerilerin Eksikliği ve Kıtlığı” olarak adlandırılıyor. Ekonomiler için en arzu edilen aşama olan yüksek beceri ihtiyacının yüksek nitelikli işgücü tarafından aynı düzeyde karşılanabilmesi durumu “Yüksek Beceri Dengesi” olarak ifade edilirken, bunun tam tersi de “Düşük Beceri Dengesi” noktasını oluşturuyor.
Siyasetçilerin karşı karşıya kaldıkları bir sıkıntı olarak ise yüksek nitelikli işgücüne karşın düşük beceri gerektiren iş ortamının varlığına dikkat çekiliyor. “Gerekenden Fazla Beceri” olarak tanımlanan bu durumda, yetenekleri atıl kullanılan işgücü varlığından söz ediliyor. İşgücünün yeteneklerinin değerlendirilememesinin, refah yaratımında fırsatların kaçırılmasına neden olacak şekilde “yetenekten kaçış, eksik istihdam, insan sermayesinin aşınmasına” yol açtığı belirtiliyor.
İstanbul ve Ankara arasındaki alan, Akdeniz ve Ege en fazla “Yüksek Beceri Dengesi” sağlanan yerler olarak saptanıyor ve buralarda ortaöğretim sonrası eğitimli insanlar tarafından yüksek beceri talebinin karşılandığı ifade ediliyor. Bu bölgeler dışında Türkiye’nin kalan yerlerinde düşük beceri dengesi oluştuğu tespit ediliyor.
Kocaeli ve Trabzon üzerinde detaylı çalışma yapan OECD, Kocaeli’nin yüksek beceri dengesi sağlarken, Trabzon’un beceri fazlalığı yaşadığını, bu nedenle bu bölgede yüksek becerili işler ve verimlilik için daha fazla çaba harcamak gerektiği görüşünü bildiriyor.
Şekil 1. Türkiye’de Beceri Arz-Talep Dengesi-2014
Açıklama Yüksek Beceri Dengesi Becerilerin Eksikliği Gerekenden Fazla Beceri Düşük Beceri Tuzağı
OECD, Türkiye’nin Yerel İş Yaratımını Değerlendirdi
OECD’nin yerel iş yaratımı üzerine geliştirdiği pano çalışması üzerinden 4 kriter bazında Türkiye’deki istihdam politikaları da raporda ayrı bir bölüm halinde ele alınıyor. Türkiye’ye ilişkin Şekil 2’de verilen bu panoda düşükten yükseğe 1-5 arası değerler verilerek 4 ana kriterin her biri de 4 alt kriter bazında inceleniyor.
“Bölgesel ekonomik gelişim için politika ve programların daha iyi bütünleştirilmesi olarak” ifade edilen ilk ana kriter; Türkiye’nin en iyi dereceleri aldığı değerlendirmeler olmasıyla dikkat çekiyor. Burada önce “istihdam ile mesleki yetiştirme politikalarının
sağlanması açısından esneklik” durumu inceleniyor. (Panoda 1.1 olarak görülen dilim) Esnekliğin önemine vurgu yapılırken, buradaki esnekliğin, iş piyasasının esnekliği ya da özelliği olarak değil, “istihdam ve eğitim sistemi ile politika gelişim süreçlerinden sorumlu yönetimin bir niteliği” olduğu belirtiliyor. Bu noktada Türkiye 4 ile en üst değere yakın bir derece alıyor.
“İstihdam kapasiteleri ile mesleki eğitim ve yetiştirme bölümleri” başlığı altında ise işgücü piyasasına ilişkin bilgi sistemi, finansal kaynaklar, insan kaynağı ve çalışanların beceri düzeyleri değerlendirilerek, 4 puanın üzerinde derecelendirme ile panonun en yüksek değeri veriliyor. (Panoda 1.2 olarak görülen dilim.)
Üçüncü alt kriter, “politikaların eşgüdümü, diğer sektörlerle politika bütünleşmesi ve işbirliğinin sağlanması” olarak ifade ediliyor. (Panoda 1.3 dilimi) Burada işsiz bireylerin yerel iş fırsatları içine yerleştirilmeleri, çıraklık ve diğer iş temelli eğitim fırsatlarının teşvik edilmesi, işverenlerin işgücü piyasası düzenlemeleri ve istihdam teşvikleri hakkında bilgilendirilmeleri, hangi iş olanaklarının mevcut olduğunu anlamaya yönelik rehberlik, eğitim ile yerel iş fırsatları arasında açık kariyer yolları sağlamak, işverenlere daha iyi insan kaynakları ve işyeri yönetimine ilişkin tavsiyelerde bulunmak başlıklarında değerlendirmeler yapılıyor. Burada Türkiye’nin aldığı değer 3’ün üzerinde ama 4’ün altında kalıyor.
Birinci ana kriter kapsamında en düşük derece ise 3’ün altında kalarak “Veriye dayalı politika oluşturma” alt kriterinde veriliyor. (Panoda 1.4 dilimi olarak sunuluyor)
Panoda ikinci ana kriter olarak “Beceriler edinimi yoluyla değer yaratmak” ele alınıyor. Bu kapsamda ilk olarak “geniş bir yelpazede herkese açık esnek eğitim” alt kriterine 4 puan verildiği görülüyor. (Panoda 2.1 dilimi) İkinci alt kriter olarak “mesleki eğitim üzerine işverenlerle yapılan çalış-
Kapsayıcılık
Politika ve programların birlikteliğinin sağlanması
Hedefleme politikası
Beceriler yoluyla değer yaratmak
Şekil 2. OECD’nin Yerel İş Yaratımı Üzerine İncelemesi-Türkiye İçin Sonuçlar Panosu
malar” 3 puan alıyor. (Panoda 2.2 dilimi) “İnsanları işlerle buluşturma ve ilerlemeyi kolaylaştırma” açısından yapılan değerlendirme Türkiye’ye verilen 2 puan ile en kötü sonuç alan kriteri oluşturuyor. (Panoda 2.3 dilimi) “Becerilere yerel yaklaşımların katılmasını sağlamak” başlığı altında, panoda 2.4 dilimiyle görülen sonuç, 3 puan veriliyor.
Panonun üçüncü ana bölümü ise “Yerel istihdam sektörlerine yönelik politikalar hedeflemek ve nitelikli işlere yatırım yapılması” ana kriteri oluşturuyor. Bu kapsamda ilk olarak ele alınan “önemli yerel istihdam sektörlerinin küresel eğilimler ve zorluklara uyumluluğu” alt kriterine 5 üzerinden 3 puan veriliyor. (Panoda 3.1 dilimi) “Becerilerin kullanımı ve üretkenliği konusunda işverenlerle birlikte çalışma” (Panoda 3.2 dilimi) ile “girişimcilik becerilerinin geliştirilmesi” (Panoda 3.3 dilimi) olarak ifade edilen iki alt kriterde ise Türkiye 3’ün üzerinde ama 4’ün altında puan alıyor. “Yerel ekonominin gelişimi aracılığıyla nitelikli işlerin geliştirilmesi” (Panoda 3.4 dilimi) alt kriterinde ise Türkiye 3 puanın da altında kalıyor.
Kadınlara Destek ve Genç İşsizlikle Mücadelede Sınıfta Kaldı
Yerel iş yaratımı pano çalışmasında son ana kriter olan “Kapsayıcılık”, Türkiye’nin en kötü dereceleri aldığı bölümleri içeriyor. Bu ana kriter kapsamında ilk olarak “yerel risk altındaki gruplarla yakından ilişkili istihdam ve eğitim programları oluşturulması” inceleniyor. (Panoda 4.1 dilimi.) Burada Türkiye’ye verilen puan 3’ün altında ama 2’nin üzerinde kalıyor. “Kadınların istihdama katılımı için çocuk bakımı ve aile dostu politikalar” (Panoda 4.2 dilimi) ile “genç işsizlikle mücadele” (Panoda 4.3 dilimi) 2 puanla Türkiye en kötü derecelerini alıyor. “Göçe açıklık” başlığı altında Türkiye’nin aldığı yoğun göç ve istihdam olanakları değerlendirilerek, 5 üzerinden yapılan derecelendirme 3’ün altında ama 2’nin üzerinde bulunuyor. (Panoda 4.4 dilimi.)
OECD Öneri ve Tavsiyeleri
OECD’nin “Türkiye’de İstihdam ve Yetenek Stratejileri” Raporu’nda varılan temel sonuçlar ve tavsiyeler de özetle şöyle sıralanıyor:
- İstihdam ve ekonomik gelişim çabalarını bütünleştirmek için bölgesel stratejik planlama süreçleri kurulmalı. - İşgücü piyasasına ilişkin bilgi üretimi ve beceri ihtiyaçlarına ilişkin tahmin yapılmasını sağlamak üzere üniversitelerin rolünü kaldıraç olarak kullanarak daha güçlü bölgesel araştırma ve analitik kapasite oluşturulmalı. - İşgücü piyasasının talepleriyle daha iyi bağlantı sağlayabilen beceri geliştirme programları oluşturmak için eğitim sistemi ile işverenler arasında daha fazla ortaklık teşvik edilmeli. - Kaliteli iş yaratımı ve bölgesel ekonomilerin üretim kapasitesini yükseltmek için işyerinde daha iyi yetenek kullanımını desteklenmeli. (İŞKUR, KOBİ’ler içinde beceri gelişim fırsatları ve daha güçlü girişimleri cesaretlendirecek teşvikler yoluyla beceri talebini artıracak istihdam ve eğitim programı eşleşmesini gözden geçirmeli.) - Ulusal düzeyde genç istihdam stratejisi oluşturulmalı ve başka bölgelere de uyarlanabilir yenilikçi (inovatif) yerel yaklaşımlar tanımlanmalı. (Hükümet, gençler için çıraklık, staj ve diğer çalışma temelli öğrenme fırsatlarına erişimi artırmalı.) - Göçmenlerin istihdam edilebilirlik becerilerini geliştirmelerine yardım etmek için işgücü piyasalarıyla bütünleştirme çabaları üzerine ivedilikle yeniden odaklanılmalı.
ELEKTRİK MÜHENDİSLERİ ODASI’NIN SORUMLU OLDUĞU MESLEKİ ALANLARDA EĞİTİM ve
İŞSİZLİK SORUNU
Orhan Örücü EMO MİSEM Daimi Komisyonu Üyesi [email protected]
İrfan Şenlik EMO MİSEM Daimi Komisyonu Üyesi [email protected]
Bahar Tanrısever EMO Basın Görevlisi [email protected]
Türkiye’de uzun dönemdir uygulanan ekonomik ve sosyal politikalar sonucu yatırım, üretim ve sanayileşmeden uzaklaşılması, mühendislerin eğitim sürecini, üretim sürecindeki konumlarını, çalışma koşullarını, çalışma alanlarını, mesleki beklentilerini olumsuz yönde etkilemiştir. Meslek alanımızda mühendislik; eğitimden-uygulamaya kadar bir gerileme içerisinde bulunmaktadır. Özellikle büyük ve önemli projelerde gelişmiş ülkelerin, kredileri ile birlikte dayatmayla gelen, bilimsel ve teknolojik egemenlikleri, teknik kadrolarımızı üretim ve yatırım alanında ikinci plana itmektedir.
Ülkemizde toplumsal muhalefetin yükseldiği yıllarda üniversitelerden yükselen seslerden rahatsız olanların ortaya çıkardığı yüksek öğrenim sistemi ile üniversitedeki ticarileşme süreci ve paralı eğitim anlayışı, süreç içinde tüm eğitim sistemimize yayılmıştır. Üniversiteler özgür tartışmanın olduğu kurumlar olması gerekirken, yapılan düzenlemeler, karşıtını veya eleştireni tasfiye etmeyi hedeflemiş; bu durum korku kültürünün üniversiteye hakim kılınmasını beraberinde getirmiştir. Bunun sonucu olarak, akademik özgürlükler ortadan kaldırılmış, eleştirel bilim insanlarının egemen ideolojiye, Yüksek Öğretim Kurumu (YÖK) sisteminin otoriter hiyerarşisine ve üniversitelerin gerici-piyasacı dönüşümüne karşı ses çıkarmaları engellenmeye çalışılmıştır. Özellikle son yıllarda üniversiteler, giderek artan baskılara maruz kalmakta, piyasanın istediği yönde şekillendirilmektedir. Devlet üniversitelerine kaynak yetersizliği gerekçesiyle bütçeden ayrılan pay düşürülürken, vakıf üniversiteleri teşvik edilmekte, bedava arazi tahsisleri yapılmaktadır. Devlet bütçesinden ihmal edilemez büyüklükte ödenek alan vakıf üniversiteleri gelişime açık, ayrıcalıklı kurumlar kimliğini kazanmıştır. Vakıf üniversiteleri mevcut haliyle yüksek öğretim sistemimiz içinde büyük bir eşitsizlik yaratmaktadır. Toplumda eşitsizlikleri azaltması gereken yüksek öğretim sistemi, vakıf üniversiteleri aracılığıyla üniversiteye girişten mezuniyet sonrası istihdam olanaklarına uzanan eşitsizlikleri artıran bir araç haline gelmiştir.
YÖK ile birlikte üniversitelerin alanlara göre kontenjanları, öğrenci sayıları, öğretim elemanı sayıları ve mezun sayıları ile ilgili istatistikler düzenli olarak tutulup, 1984 yılından itibaren yayımlanmıştır. YÖK’ten önce elektrik, elektronik mühendisliği bölümlerine yaklaşık 700 öğrenci alınırken, YÖK kararları ile bu sayı plansız bir biçimde sürekli artırılmıştır. Özellikle ticari amaçlarla kurulan vakıf üniversitelerinde bölüm sayılarında çok büyük artışlar olmuş, her ile hatta ilçeye bir üniversite anlayışı ile kurulan tabela üniversitelerinde altyapısız, donanımsız ve öğretim elemansız
elektrik-elektronik mühendisliği bölümleri hızla açılmıştır. Bunun yanında mesleki ve teknik eğitim fakültelerinin, teknoloji fakültesine dönüştürülerek mühendislik bölümleri kurulması ve teknik öğretmenlere tanınan mühendislik tamamlama uygulaması da dikkate alındığında meslek alanı tam bir karmaşaya sürüklenmiştir.
Elektrik Mühendisleri Odası’nın (EMO) mesleki alanlarını oluşturan elektrik, elektronik, elektronik ve haberleşme, elektrik-elektronik, kontrol ve biyomedikal mühendislikleri; teknolojik gelişmelerle birlikte pek çok sektörün temel bileşeni haline gelmektedir. Ağır sanayiden, küçük ve orta boy işletmelere, finans sektöründen hizmet sektörüne varıncaya kadar pek çok işte bu mühendislik alanlarına olan ilgi giderek artmaktadır. Bununla birlikte teknolojik gelişmeler bazı alanlarda mühendis istihdamını azaltıcı etki yaparken, diğer yandan mühendislik alanları için yeni iş olanakları ve yeni uzmanlık alanları da yaratmaktadır. Yaşanan gelişmeler mühendislik mesleğindeki istihdam alanlarına yönelik değerlendirme ve planlama ihtiyacını daha da önemli hale getirmiştir.
EMO’nun Mesleki Alanlarına Giren Bölümlerde Eğitim
Günümüzde Türkiye’de 114’ü devlet, 65’i vakıf olmak üzere toplam 179 üniversite bulunmaktadır. Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi (ÖSYM) ile YÖK verilerine göre bu üniversitelerde EMO’ya üye olabilecek, elektrik, elektrik-elektronik, elektronik, elektronik-haberleşme, kontrol ve biyomedikal mühendisliği lisans programlarında öğrenci alarak eğitim yapan toplam 168 bölüm bulunmaktadır. Tablo-1’den de ayrıntılı olarak görüleceği üzere bu bölümlerin 100’ü devlet üniversiteleri mühendislik fakültelerinde, 12’si teknoloji fakültesinde ve 56’sı vakıf üniversitelerinin mühendislik fakültesindedir. Bu bölümlerin 58’inde yabancı dille eğitim yapılmakta olup, devlet üniversitelerinde bulunan bölümlerin 49’unda ikinci öğretim yapılmaktadır.
Devlet ve vakıf üniversitelerinde elektrik-elektronik mühendisliği bölümünün yoğunluğu dikkat çekicidir. Buna göre 85’i devlet, 42’si vakıf üniversitesinde olmak üzere toplam 127 elektrik-elektronik mühendisliği bölümü vardır. Devlet üniversitelerindeki bölümlerin 10’u teknoloji fakültesinde olup, bu üniversitelerin 7’sinde mühendislik fakültesinin yanı sıra teknoloji fakültesine de bağlı elektrik-elektronik mühendisliği bölümü yer almaktadır. Devlet üniversitelerinde bulunan 40 elektrik-elektronik mühendisliği bölümünde ikinci öğretimle eğitim yapılmaktadır.
ve 56’sı vakıf üniversitelerinin mühendislik fakültesindedir. Bu bölümlerin 58’inde yabancı ya dille eğitim yapılmakta olup, devlet üniversitelerinde bulunan bölümlerin 49’unda ikinci öEğLrEeKtiTmRİyKaMpıÜlmHaEkNtDadİSırL.İĞİ
Tablo 1- ÖSYM 2017 Verilerine Göre EMO’nun Meslek Alanlarını Oluşturan Tablo 1. ÖSYM 2017 VerilerineBGöölrüemEMleOr’nun Meslek Alanlarını Oluşturan Bölümler
Devlet ve vakıf üniversitelerinde elektrik-elektronik mühendisliği bölümünün E1elltyeveokoakptkğtrlrıiuafoknmnomillkumüğhv1aeuek2nh7üddaziibskeleerikrğleleaiektt4şo;tmçprkieleokaknmm-itecrüloi7ehldkveüierntnr.odiovtiBonselmruiiskğnaiitsaebymdoögenlüüömbhmreueüülnhu8d6en5nimds’dielaiisvkğdllteiieğatvi;, bleötl,ü4mdtö2eğaü’lğreseıriltivıinmvmadalreakddkrııöıifrnTb.eüöamlnbDüilimonve-dev2perl’rsedoöitegtğervraseeüminrnnicllidmiavreaeiılşnratosıninriltm.deeeğlaveiktlreiimtnüvdzbeeeiçvkriaemikılferüinnievegrösried2fvüaa;inybfbkskaeielööüıvilkfrğelelltüüürikesnblmmtsitraiöiteovnelüllesnmüeddEnriimreenskdlaidienyiükteminekertirs.itasükiry1aednholia01dmıennnr’4nec.iuaıdkdbikiesutösvDavıltlğrluieeoeğearnkltivehu,mntet1lpaeieoğ2ab,mktiklbvteontilauramjeokldiübeılieıfnoöşrdğo.lfimjüvelaiiBmtmkeeiiyfymarüaalomskelklmnirtütyüüieıenzezalshlcdetip2eeearin’krıenssdl1iaiimdtnlenotdidmepeasekellkvüaonidltmğheloaeuetilbd,o2npbubjı16-,iröla.uğlünlımabneüulmlYo7eo6l0Ö4ku-üü3ş0dtKbhn’rtteieui’ineüknvvrendva-le3eeelnir52esrtls5bl0i,ekiil1öğmkt1töe7lritüğiilrbvşvkemroöteaer-inlrlrnkieüei.nillcırmkeBefidrnkuüeiom7intnnlövr’emdüeğos5egrrihnai3neöloeiknerdklnberuiemüedipEnzi,gmMsgeömb5lörru0iüOreeğü7neh’ih’nöutnesoğeubinö5prnnöğdeelbdrlnlaimeieüsiinmksnmlmeiltc3sğiril47ükgieisk5öka-riöyeeığalnlelarakertnıtonrlTpcaoliranaıibmnilke-ı Düevnlievteürnsiivteerdseitelbeurilnudnembaazkıtma;üheelnedkitsrliikk dmallüarhıennındiiksilnicğii 4; keolnektrtroolnivkehaobteormleşamsyeomnühmenüdhieslniğdiisblöilğüim2ü;ve 5 bin 515 yöağenrleıetskiımrtarloeyarnibi(akİnÖcm)ı dbüiuhldleuennemdğiiastkilmtiağ,viaeyrereğınciatbinömolürimmdaleelröyyğearreltnailmımzicanka(tNa1dÖıdr).evlet, Bö1ğurveöanğkcrieıfinlecüiblneiyirvoinmer5es7ditibkeiasnlimn2d8ü3eh’eübnuddeliusvllnieğmti übanökliüvtaemdrsüıirti.ezlleermi ebkötleüdmir-. BuBdiyuorummeddaiküanlivmerüsihteelnerddieslaiyğniı bdaölldüameğüitiimsev1er4endbeövllüemt, 12 valkerıfinodlem(1a.kveü2z.eÖreğrteonpilmam), 1236biünn7i2v’esirsviatkeıdf eüniversiteleri pryoegrraamlmlaarıkntıan oslauypıs,ınbı uarbtıörmlüamktlaedrıirn. 220’1s7i -t2e0k1n8oeloğijtiimfakültesbiönldüemdlierr.inde öğrenim görmektedir.
Devlet üniversitelerinde bazı mühendislik dallarının ikinci öğretimleri (İÖ) bulunmakta, ayrıca norTmaballoö2ğ. 2r0e1t7i-m20i1n8 E(NğitÖim)-ÖyğarentıimsıDröaneymaibndaenBcöılüdmilledreineEğğiittiimmBivçiemrleerni bölümler yer almaktadır. Bu durum da üniversitelerde aynı dalda eğitim veren bölüm programlarının sayısını artırmaktadır. 2017-2018 Eğitim-Öğretim döneminde öğrenci alan devlet ve vakıf üniversitYelÖerKin’düenki20b1ö7lüvmerilperroingeramgölarreı EeMğiOtim’nunbiçmimeslelerkiniealganölraerındıağoılluımştluarraın Tbaöblülom-2le’drdee vöeğrirlemnişmtirg.ören öğrenci sayıları Tablo-3’te verilmiştir. Bu verilere göre öğrenim gören toplam 70 bin 355 öğrencinin 53 bin 507’si elektrik-elektronik mühendisliği bölümünde olup, bunu 5 bin 345 öğTraebncloi 2il-e20el1e7k-t2ro0n1i8kEhğaitbiemrl-eÖşmğretimmüDheönndeimslinğdi ebBölöülmümülevrein5Eğbitnim51B5içöimğrlenrici ile biyomedikal mühendisliği bölümü izlemektedir. Bu öğrencilerin 57 bin 283’ü devlet üniversiteleri bölümlerinde (1. ve 2. Öğrenim), 13 bin 072’si vakıf üniversiteleri bölümlerinde öğrenim görmektedir.
Tablo 3- 2017 Yılında EMO’nun Mesleki Alanlarını Oluşturan Bölümlerin Tablo 3. 2017 Yılında EMO’nun MÖesğlerkeinAclainSlaraınyııOlalurışturan Bölümlerin Öğrenci Sayıları
YÖK’ün 2017 verilerine göre EMO’nun mesleki alanlarını oluşturan bölümlerde öğrenim gören öğrenci sayıları Tablo-3’te verilmiştir. Bu verilere göre öğrenim gören toplam 70 bin 355 öğrencinin 53 bin 507’si elektrik-elektronik mühendisliği bölümünde olup, bunu 5 bin 345 öğrenci ile elektronik haberleşme mühendisliği bölümü ve 5 bin 515 öğrenci ile biyomedikal mühendisliği bölümü izlemektedir. Bu öğrencilerin 57 bin 283’ü devlet üniversiteleri bölümlerinde (1. ve 2. Öğrenim), 13 bin 072’si vakıf üniversiteleri bölümlerinde öğrenim görmektedir.
Tablo 3- 2017 Yılında EMO’nun Mesleki Alanlarını Oluşturan Bölümlerin Öğrenci Sayıları
EMO’nun mesleki alanları kapsamındaki mezun sayısı yıllar itibarıyla 20a1r8tıMşart • Sayı-463
göstermektedir. Elektrik, elektronik, elektronik ve haberleşme, biyomedikal, kontrol ve
otomasyon ile elektrik-elektronik mühendisliği bölümlerinden 2000 yılında 2 bin 462 olan
EMO’nun mesleki alanları kapsamındaki mezun sayısı yıllar itibarıyla artış göstermektedir. Elektrik, elektronik, elektronik ve haberleşme, biyomedikal, kontrol ve otomasyon ile elektrik-elektronik mühendisliği bölümlerinden 2000 yılında 2 bin 462 olan mezun sayısı 2010 yılında 3 bin 720, 2016 yılında ise 8 bin 843 olmuştur. Meslek alanları arasında farklılıklar olmakla birlikte Tablo-4’ten ayrıntılı olarak görülebileceği gibi toplam öğrencinin yaklaşık yüzde 12-13’ü her yıl mezun olmaktadır. Bu sayı alınan öğrencinin yaklaşık yarısı olup, genel bir başarısızlık ve bölümlerde öğrenci yığılması söz konusudur.
Günümüzde EMO’nun mesleki alanlarını oluşturan bölümlerdeki öğretim üyesi dağılımı Tablo-5’te ayrıntılı olarak verilmiştir. Bu tabloda görüldüğü gibi devlet üniversiteleri mühendislik ya da elektrik/elektronik fakültelerinde toplam 264 Prof. Dr, 198 Doç ve 551 Yrd. Doç. Dr olmak üzere 1016 öğretim üyesi bulunurken, devlet üniversitelerindeki teknoloji fakültelerinde 35 Prof. 29 Doç ve 57 Yrd. Doç. Dr. vardır. Vakıf üniversitelerinde ise 104 Prof. Dr., 46 Doç. Dr., 142 Yrd. Doç. Dr. tarafından öğrenim yürütülmektedir. YÖK’ün 2017 yılı verilerine göre tüm bölümlerde toplam 1426 öğretim üyesi görev yapmaktadır.
Öğretim üyesi başına düşen öğrenci sayısı devlet üniversitelerinde 51 öğrenci, vakıf üniversitelerinde 45 öğrencidir. Öğretimin niteliğine etki eden en önemli parametre, öğretim kadrosu ve öğretim üyesi başına düşen öğrenci sayısının fazlalığı olup, bu sayı 25’i aşmamalıdır. Aksi durumda mezunların ortalama niteliği düşeceği gibi öğretim yükü aşırı olduğundan öğretim üyeleri araştırmaya ve kendilerini geliştirmeye yeterli zaman ayıramazlar.
EMO’nun sorumluluk alanına giren bölümlerde eğitim seviyelerinin farklı olması, ders içeriklerinin eşit olmaması, akademik kadrolarındaki sayısal ve niteliksel eksiklik, laboratuvar olanaklarındaki yetersizlik, altyapı sorunları ve artırılan kontenjanlar açısından planlama anlayışının olmaması önemli sorunlar oluşturmaktadır. Bütün bunların yanında bölümlerin akademik kalite açısından bulunduğu konumun iyileştirmeye açık alanlarının öz değerlendirme sonucu tespit edilip gereken iyileştirmeleri yaparak, eğitimde öngörülen standartları yakalayarak daha iyiye gitmeleri için tanınabilir olmaları da gerekmektedir.
Eğitim programlarının akreditasyonu, farklı disiplinlerdeki mühendislik eğitim programları için değerlendirme ve bilgilendirme çalışmaları yapılarak mühendislik eğitiminin kalitesinin yükseltilmesine katkıda bulunmaktadır. Böylece; güncel ve gelişmekte olan teknolojileri kavrayan, daha iyi eğitilmiş ve daha nitelikli mühendisler yetiştirilerek, toplumun refahının ileri götürülmesini sağlamak amaçlanmaktadır. Akreditasyon sürecinde eğitim programı her yönü ile akreditasyon kurumlarınca incelenmekte, programın söz verdiği amaçları gerçekleştirebilecek araçlara ve yöntemlere sahip olup olmadıkları gözlenmektedir.
Ülkemizde mühendislik eğitim programlarının akreditasyonu iki kurum tarafından yapılmaktadır. Bunlardan biri ABD kuruluşu olan ABET, diğeri ise ulusal akreditasyon kuruluşu olan Mühendislik Eğitim Programları Değerlendirme ve Akreditasyon Kuruluşudur (MÜDEK). Bu kapsamda 20162017 yılı kayıtlarına göre EMO’nun sorumlu olduğu mesleki alanda ABET’ten akredite bölümler Boğaziçi, İTÜ, ODTÜ ve Bilkent üniversitelerine bağlı toplam 5 bölüm olup,
Tablo 4. 2016 Yılında EMO’nun Mesleki Alanlarındaki Bölümlerden Mezun Olanların Sayıları
Günümüzde EMO’nun mesleki alanlarını oluşturan bölümlerdeki öğretim üyesi dağılımı Tablo-5’te ayrıntılı olarak verilmiştir. Bu tabloda görüldüğü gibi devlet üniversiteleri mühendislik ya da elektrik/elektronik fakültelerinde toplam 264 Prof. Dr, 198 Doç ve 551 Yrd. Doç. Dr olmak üzere 1016 öğretim üyesi bulunurken, devlet üniversitelerindeki teknoloji fakültelerinde 35 Prof. 29 Doç ve 57 Yrd. Doç. Dr. vardır. Vakıf üniversitelerinde ise 104 Prof. Dr., 46 Doç. Dr., 142 Yrd. Doç. Dr. tarafından öğrenim yürütülmektedir. YÖK ün 2017 yılı verilerine göre tüm bölümlerde toplam 1426 öğretim üyesi görev yapmaktadır.
Tablo 5- YÖK 2017 Verilerine Göre EMO’nun Mesleki Alanlarını Oluşturan GTüanbülom5.üYzÖdKe20E17MVeOril’eBnrinuöenlüGmömreleeErsMdleOk’ÖniuğnarMelaetinsmlelakirÜAınlyaınelsaoirılnDuı OşatğluuışrltaıumnralnabBröıölülümmlerldeerdÖeğrkeitimöÜğyreesitiDmağılıümylaersı i dağılımı Tablo-5’te ayrıntılı olarak verilmiştir. Bu tabloda görüldüğü gibi devlet üniversiteleri mühendislik ya da elektrik/elektronik fakültelerinde toplam 264 Prof. Dr, 198 Doç ve 551 Yrd. Doç. Dr olmak üzere 1016 öğretim üyesi bulunurken, devlet üniversitelerindeki teknoloji fakültelerinde 35 Prof. 29 Doç ve 57 Yrd. Doç. Dr. vardır. Vakıf üniversitelerinde ise 104 Prof. Dr., 46 Doç. Dr., 142 Yrd. Doç. Dr. tarafından öğrenim yürütülmektedir. YÖK ün 2017 yılı verilerine göre tüm bölümlerde toplam 1426 öğretim üyesi görev yapmaktadır.
Tablo 5- YÖK 2017 Verilerine Göre EMO’nun Mesleki Alanlarını Oluşturan Bölümlerde Öğretim Üyesi Dağılımları
2018 Mart • SÖayğı-4r6e3tim üyesi başına düşen öğrenci sayısı devlet üniversitelerinde 51 öğrenci, vakıf
üniversitelerinde 45 öğrencidir. Öğretimin niteliğine etki eden en önemli parametre, öğretim
kadrosu ve öğretim üyesi başına düşen öğrenci sayısının fazlalığı olup, bu sayı 25’i
MÜDEK akreditasyonlu vakıf üniversitesinde 16 bölüm,
bölümlere çok geniş bir aralıktan öğrenci alındığı görüdevlet üniversitelerinde 21 birinci öğretim, 10 ikinci öğretim
lecektir. Devlet üniversiteleri elektrik-elektronik mühenprogramtıekbnuolulonjmilaekritakdaıvr.raByuand,udrauhmaaiygiöereği1ti6lm8 ibşövlüemdüanha nitelidkilsilimğiünhdeenidlkisl5e0r0y’deetinştöirğirleernecki,atloapnlubmölüumn ün yanında 239 yüzde 25r’eifaakhrıendınite ieledrilimgişödtüurrüulmmdeasidnıri. sağlamak amaçlanmakbtianddıer.n öAğkrreendciitaaslaynonbölsüümrelceirnindeolmeğaistıimdüşündürücüdür.
programı her yönü ile akreditasyon kurumlarınca Ainsıclesloernumn evakkteıf,ünpirvoegrrsaitmelıenrinseözbağvleı rbdöilğüimlere 550 ile 240 ÖatEKaodmbmilolyleiiaMaSonkpüürnrkıanlYhhla7aolOldeteaMkm6neımrnn’6ğgtınn’ddnrıön1ükayk(atgüojuiiarg0oasiiMhsmlalöunüşnnölalgnpevpiiririblrnğiaÜğeelvnleuiıMr2iüaaiçdlclinedeloe0D,mml1rbleuarnmitea164ğöse7sşoEDars7bliÜÖEA8lilu48emıiktüelK5üö0ğ8koeeMklSygBtmboalzitlkla)kıüt,kekeeYsmöe.llErdebüiOmıaryodri8rilmBşıMTçöiokAünena1iirvni’lzern-l.mud’7teedlinü.dle’kMteiazrreımelneuBmleBünlkkndeimeavneilüninjuaeülklneruşş2aeeaehparthtinant1yMlborkrsieisemek2lrünioıüıötlanakalnnenuer0bnneeelzümydrtebüdddap1isidridrhdirkviemiiagli,dı7sealirGseeeklilöenlmeaı.etlnrnküir2iMecrTnciskmkyğkdie2rü5eii1tıieabbtbei,Ürk0Al,hü’E.esbnöıüio6niö71EehllrDğllağne3yi7laion6avevkMüBirürr2ik-aEtkdnn-akeiemki6Ankö2riiçOkdrmKtleeş’sıidal0kivllidBifiğmüdlla’şeesoer1ieaniiiüiğlPrDmrklnı7rtna,ithaeuniiniğieirtkBlmnad1nlboebeiaeiyver,evbkenal0oögöeıeeerbdGemu1lljlrğaddrkıpüaüiira7ygiryasyilintkleremumkm6rtömöreiorzoasıitılaoenşrmninneülulgslkiçenemyneatlştcynşri1ie,eerııkirşaiu,olk0teeedm--BıiiılmEnİöauDöTlolrMğrleulıauleÜrürnareğmOemaın,tvenis’dOramgılnadbktkogbiasÖlAaneknaöheualDlaaööüidrımSbıncrynBilrnsnlpfşdımpeaTüeıaYştdrüalraEaekenıl.maÜMoinelsmıoEkürrrrTıırşıKgnaklmelmnıMdt’deeus,ülrdıvdniııoırrvsea2epvecğrireiiOe.edlvnğm0yn.traıeeaolneviaei1Mlt’Brekknğıassylentdse4tbmiomloyrediinüuabilıüatnnroAvelkhejnaauaişaöenöt,nasedldelüknleğğiEaausiunnin2vıançrrnrmstnokMneetlk0deüejedaylrlradimi1nnıiamüauıeksOrşsnli5crbcrnimdultialıtıvii’iDakuainkalkenyn1evsluogrkarkılatouiu6ylıebsenalsönbuilılnloraarödtnzhambrougiserlnlaubızlnmemoliiüınreydaırntmööreş.majennKeaeudbğdalklkbnBsymüısnrğöealıuııroleaemtolllruueereaanğürndvbirukdkrbrin,eltmtecmödaılieitaiedeuivtlçefugbandmllaoleüışeiidileerböjnenslsrlaumraumtdienlalylvdndrdnüiembaiğlü.olalueyşumkeeaeolvnnnüaşörrıirtlkrey,liikğıaeevrorn2srniellrn0aleepedredt1knnasgeera6zieiinitsmdrenyea(jıeıdearTlrlsneaıntegnıeamrlrlöabtibdaaankmraörlallüıidoaslnsb2aüym-ıeiand4o8omnkn2aaaş)rii rinde 2 abrinas6ın6d9akeon tbeünyjaünkakyroınlmteınşjtaırn.ıEnM10O’bniunn76m6esklieşkiiile elekktornikte-neljeanktbrooşnikkalmmüışhtıern. Bdiusnliağki abröşıllüıkmvüankıef üniversitelerine alanlarınaayrgıilrdeınğıböglöürmüllmeredketetodpirl.amBukobnötelünmjanü b1i.r6ö3n2cekkiişi ile bbiayğolmı beödliükmallemrdüeh2e0n1d4isylıilğıni,da818754kkioşintielnejan boş kalırken yıla göreeylaekkltarşoınkiyküvzdeeh5abaretrılreılşmmıeştmır.üMheensdleikslyiüğik,s4ek8o0kkuilş-i ile ele2k0t1r5ikyımlınüdhaebnudissaliyğıi3,9197k6oknitşeinijlaenakodnütşrmolüş 2016’da 534’e larındanvdeikoetyomgeaçsiyşoynolmuyülaheanlıdniasnliğöiğ,r7en7cki,iştei kinleikeeleğkittirmonik müyhüeknsdeilsmliiğşitirb.öVlüamkıfüüinzlievemrseikteteledriirn. eTbaabğlolı-bölümlerde boş kftmaookpenüsltalleemtnekljieöaa67amnrğlr’4iarıtedn8eımsvarnlleıaneeklcrmzkyioıdauiksnıabnaşataatyeplalıanınasrsyrc.ajnııraımnıl1Mnnaöa5ırtğneııatbrnldasyıeiaanlnrneokııikcgnlilgıaibiarerrnkyaöeaçllüenkımümmnkmebgsüıveköölheiktarllereeüükoendmlıkbdhefiruiclie.rseülerlllrniağiykdkirıitevlıentyüeaetdzrEomrsaelMpienratleşemaOtldmidel’rianreikmilvukenelnnoadyenet tgüe2ennçjibiavşinektn2er0oyebsn1nd6oiij5te6lraeun9nlyönyieıınjllrköaaıciınnonnedngıadknaötlyeieıürkn82nüykia0jsısvan1lbüaean4özkkölgıyakfüğböıyomrlüerınrenelnılnitledriemcyvlraneeieaı,jnrkşyastmtantloiıeaktrpeekşal.alsısrnakşEtiiinnmııkşMkiydınüe1yevOnzüek0ğ’dzaiünktepbdiucaamiery5nntenı3ltam5lik’ailöasğbnırumevlenmackbaituskaırdonsnıılrun-.
ÖSYM’nfiankü2l0te1l7eryiılmı evezruinlelarirnıneagtöarneı,naEnMmOü’nhuenndmisleiskletkaimamlamokauykaonntkeonnjatennı jvane ysaaybıasınncıınöağrrteırnıclıipaülıcmreıtli öğrenci konalanlarınialegibreirnlibkötelümEMlerOe’anluınnanmöeğsrleenkciilaelrainnlbaarşı akrıaspısraamsı ındakitebnöjlaünmınlıenreazhaeltrılmyıal syı eilrelebştoişrilkeonntteonpjlaanmsayısı azalmıştır.
aralıklaröı ğTraebnlcoi-s7a’dyeısvıe1r5ilmbiinştiigr.eBçmu etkabtelodiirn. celendiğinde
Bunun yanında son yıllarda meslek alanında oluşan istih-
Tablo 6- ÖSYM 2017 Verilerine Göre EMO’nun Mesleki Alanlarındaki Bölümlerin Tablo 6. ÖSYM 2017 Verilerine GöKreoEnMteOn’jnaunnlaMreısleki Alanlarındaki Bölümlerin Kontenjanları
olmasıdır. Mühendislik bölümleri için belirlenen sıralama tabanı devlet üniversitelerine bağlı bölümlerde de etkisini göstermeye başlamış ve bazı bölümlerde kontenjanlar boş kalmıştır.
Tablo 7- ÖSYM 2017 Verilerine Göre EMO’nun Mesleki Alanlarındaki Bölümlere TabÖloS7Y. ÖMS’YnMin2021701Ve7rilyerılinıAevlGıenörraielneErMÖinOeğ’rngeuönnrcMei,leesElreiMkni OABl’aannşluaanrırnımdSakeıisrBlaeösklıüimalelarenAlalırnıannaÖgğrireenncilebröinlüBmaşalerırSeırası alınan öğrencilerin başarı sırası aralıkları Tablo-7’de verilmiştir. Bu tablo incelendiğinde bölümlere çok geniş bir aralıktan öğrenci alındığı görülecektir. Devlet üniversiteleri elektrikelektronik mühendisliğinde ilk 500’den öğrenci alan bölümün yanında 239 binden öğrenci alan bölümlerin olması düşündürücüdür. Asıl sorun vakıf üniversitelerine bağlı bölümlere 550 ile 240 bin aralığında öğrenci alınması ve geniş yelpazede alınan düşük sıralamadaki burslu öğrenci ile yüksek sıralamada alınan ücretli öğrencinin aynı ortamda öğrenim görüyor
ÖSYM’nin son üç yıldaki boş kontenjan verileri (Tablo-8) incelendiğinde, EMO2’0n18uMnart • Sayı-463
mesleki alanlarına giren bölüm sayıları ve kontenjanları her yıl belirli oranda artmasına
karşılık 2014 ve 2015 yıllarında devlet üniversitelerindeki bölümlere ayrılan tüm kontenjanlar
ve biyomedikal görülmektedir.
mühendisliği
bölümlerinde
de
kontenjanların
boş
kaldığı
aynı
tabloda
Tablo 8- EMO’nun Meslek Alanlarına İlişkin Bölümlerde Son Üç Yılda Boş Kalan Kontenjanlar Tablo 8. EMO’nun Meslek Alanlarına İlişkin Bölümlerde Son Üç Yılda Boş Kalan Kontenjanlar
Tablo 9- Elektrik- Elektronik, Biyomedikal ve Elektronik-Haberleşme Mühendisliği Tablo 9. Elektrik- ElektrBonöikl,üBmiyolmeredinikdaleveSEolenktrÜonçik-YHaıblderaleşBmoe şMKühaenldainsliğKi BoönlütmenlejrainndelaSron Üç Yılda Boş Kalan Kontenjanlar
Mühendis Sayıları ve İş Olanakları ÖSYM 2018 Mart • Sayı-463 ve YÖK kayıtlarına göre bugüne kadar EMO’nun mesleki alanlarında toplam 61 110 bin 38 kişi mezun olarak mühendis olmuştur. Mühendis sayısındaki artışlara Tablo-10’da
dam sorunu ve işsizlik oranlarındaki artış 2016 yılında vakıf üniversitelerinin yanı sıra devlet üniversiteleri bölümlerinde de kendini göstermiş ve kontenjanlar boş kalmaya başlamıştır. Bu duruma altyapısız, donanımsız, yeterli öğretim elemanı olmayan ve nitelikli eğitim veremeyen bölümler öncülük etmektedir. Tablo-9 incelendiğinde elektrik-elektronik mühendisliğinde boş kalan kontenjanların doğu ve güneydoğu bölgelerindeki devlet üniversitelerine bağlı yeni kurulan bölümler olduğu görülecektir. Özelikle son zamanlarda değişik nedenlerle oluşan istihdam sorunu nedeniyle donanımlı, iyi öğretim verebilen vakıf üniversitelerine bağlı elektrik-elektronik mühendisliği ve biyomedikal mühendisliği bölümlerinde de kontenjanların boş kaldığı aynı tabloda görülmektedir.
Mühendis Sayıları ve İş Olanakları
ÖSYM ve YÖK kayıtlarına göre bugüne kadar EMO’nun mesleki alanlarında toplam 110 bin 38 kişi mezun olarak mühendis olmuştur. Mühendis sayısındaki artışlara Tablo-10’da yer alan veriler üzerinden 10’ar yıllık dönemler halinde bakarsak; 1986 yılında 14 bin 886 olan mühendis sayısı, 1996 yılında ikiye katlanarak 32 bin 128’e ulaşmıştır. 2003 yılından itibaren ilk mezunlarını vermeye başlayan biyomedikal mühendislerinin de dahil edilmesiyle 2006 yılında yüzde 82.8 artışla 58 bin 744’e çıkan mühendis sayısı, 2016’ya gelindiğinde yüzde 84.6 artışla 110 bin 38’e çıkmıştır.
EMO’nun mesleki alanı kapsamında bulunan mühendislerin, kamu, özel ve serbest olmak üzere ayırırsak her birinde farklı çalışma alanları vardır. Ülkemizde genel olarak mühendislik eğitiminin formasyon düzeyinde verilmesi nedeniyle sektör pratik mühendislik bilgisinin azlığından söz etmektedir. Deneyim eksikliği bazı sektörlerde sıkıntı yaratsa da bazı sektörler yeni ve deneyimsiz mezunlar aramaktadır. Sektörün aradığı; kendisini iyi yetiştiren, kendisini yetiştirme özelliği kazanan, bilgisayara hakim mezunlardır. Duruma göre yabancı bir dile sahip olmak da önem kazanmaktadır. Bunun yanında biyomedikal mühendisi alanına yönelik farkındalık ve gelişim henüz sağlanamamıştır.
Elektrik, elektronik, kontrol mühendisleri için oldukça geniş bir iş tanımı yapılabilir. Sistemlerin kurulumundan işletimine, var olan sistemlerin düzgün çalışmasına, her türlü Ar-Ge çalışmasına, şantiyelerde iş yönetimine, eğitim alanında araştırmada, proje oluşumunda ve denetiminde, üretim sürecinde, kontrol ve düzenleyicilik, hizmet sektöründe, tüketici sorunlarının ve ihtiyaçlarının çözümü gibi iş alanları sıralanabilir. Ülkemizde biyomedikal alanında özelikle üretim sektöründe önemli bir gelişim olmaması nedeniyle bu alandan mezun olan mühendisler daha çok satış elemanı, pazarlama, bakım ve onarım gibi alanlarda çalışmaktadır.
Teknolojik gelişmede meydana gelen artışlar ve üretim biçimlerinde yaşanan bilgi toplumuna geçiş süreci, istihdamı doğrudan etkileyen unsurlar olarak karşımıza çıkmaktadır. Ülkemizin teknolojik gelişimin gerisinde kalması; üretici değil pazar olması; artan genç nüfusa iş yaratamayan ekonomik gelişim modelinin tercih edilmesi; artan mühendis mezun sayısı; özelleştirme ve piyasalaştırma sürecinin elektrik ve telekomünikasyon alanında mühendis istihdamını olumsuz etkilemesi; özellikle genç mühendislerin işsiz kalmasına neden olmaktadır. Önümüzdeki süreçte gerçekçi istihdam politikaları oluşturabilmek ve işsizliğe çözüm üretebilmek için öncelikle elimizde sağlam bir veri tabanı bulunması gerekmektedir.
EMO’nun 2016 yılında gerçekleştirdiği “EMO Mühendislik İstihdamı ve Mesleki Alan” araştırması kapsamında, elektrik, elektronik, elektronik haberleşme, kontrol ve otomasyon, elektrik-elektronik, biyomedikal mühendislerinden oluşan EMO üyesi mühendisler arasında işsizliğin yüzde 18.7’ye tırmandığı ortaya çıkmıştır. İşsizlerin yüzde 63.25 ile yarıdan fazlasını 31 yaş ve altı genç mühendisler oluşturmaktadır. Alanlara göre ayrı ayrı işsizlik oranı değerlendirildiğinde ise; elektrik-elektronik mühendislerinin yüzde 19.6’sının, elektronik ve elektronik haberleşme mühendislerinin yüzde 19.4’ünün, elektrik mühendislerinin ise yüzde 16.9’unun işsiz olduğu belirlenmiştir. Yapılan araştırmada; erkek mühendislerde yüzde 17.8 olan işsizlik oranının, kadın mühendislerde yüzde 29.97 ile daha yüksek olduğu belirlenmiştir.
Tablo 10. EMO’nun Mesleki Alanlarında Yıllara Göre Mühendis Sayıları
Ülkemizin teknolojik gelişimin gerisinde kalması; üretici değil pazar olması; artan genç nüfusa iş yaratamayan ekonomik gelişim modelinin tercih edilmesi; artan mühendis mezun sayısı; özelleştirme ve piyasalaştırma sürecinin elektrik ve telekomünikasyon alanında mühendis istihdamını olumsuz etkilemesi; özellikle genç mühendislerin işsiz kalmasına neden olmaktadır.
olmak
EüzMe6rOe2’nauynırımrseasklehkeiralbainriınkdaepsfaarmkılnı dçaalbışumluanaanlamnlaürhıenvdairsdlıerr.inÜ, lkkaemmuiz,döezeglenveel
serbest olarak
mühendislik eğitiminin formasyon düzeyinde verilmesi nedeniyle sektör pratik mühendislik
bilgisinin azlığından söz etmektedir. Deneyim eksikliği bazı sektörlerde sıkıntı yaratsa da bazı
İstihdam alanı yaratılmaksızın giderek artan mezun sayısı mühendislerin istihdamı açısından da önemli bir sorun oluşturmaktadır. Artan mezun sayısı ve teknolojik gelişmelerin gerisinde kalınması nedeniyle EMO’nun mesleki alanlarını oluşturan mühendislik dallarında önemli bir işsizlik sorunu oluşmakta, diğer yandan mühendis emeği giderek ucuzlatılmış olmaktadır. Onca emekle mühendislik eğitimi almış insanlarımız meslek alanları dışında iş aramakta ya da mesleki tatmin sağlayamadıkları, koşulların giderek ağırlaştığı işlerde çalışmak durumunda kalmaktadırlar.
Değerlendirme ve Sonuç
EMO’nun mesleki alanlarına giren bölümlerde eğitim seviyelerinin farklı olması, ders içeriklerinin eşit olmaması, akademik kadrolarındaki sayısal ve niteliksel eksiklik, laboratuvar olanaklarındaki yetersizlik, altyapı sorunları, akademik kadroların özlük hakları ve iş güvenceleri, gelişmiş ülkelerde tanınmışlık, aşırı mezun ile ucuz işgücü, yabancı mühendislerin çalıştırılması gibi birçok konuda önemli sorunlar bulunmaktadır.
Ülkemizde Devlet Planlama Teşkilatı’nın kapatılmasıyla birlikte planlama kapsamında istihdam öngörüleri artık yapılamamaktadır. Gençler mühendislik fakültelerine büyük umutlarla kayıt olmaya devam etmekte, mezuniyet sonrası ise işsizlik açmazına düşmektedir. Teknolojik gelişiminin önünün açılması için bilim ve aklın öncülüğünde stratejik planlamalar yapılması ve politikalar üretilmesine ihtiyaç vardır.
Elektrik, elektronik, telekomünikasyon, biyomedikal gibi mühendislik alanlarında açılan bölümler ve artırılan kontenjanlar açısından planlama anlayışının olmaması, belirli üniversite bölümlerinden mezun mühendislerin istihdam sorununu artırdığı gibi, mesleki kimliklerinde geri dönüşü zor bir deformasyon yaratmaktadır. İyi mühendis ancak yeterli sayıda öğretim üyesi, laboratuvar, altyapı olanakları ve çağdaş bir eğitim programı ile yetişir.
Her kente bir üniversite açılmasından öteye üniversitelerin batıdaki benzerleri ile eş olanaklara kavuşması sağlanmalıdır. Meslek alanımızdaki bölümler öğretim kalitesi, kütüphane, laboratuvar, donanım, yurt olanakları ve en önemlisi yeterli öğretim üyesi bakımından geliştirilmelidir. Bu nedenle üniversitelerin bulunduğu bölgelerin endüstriyel altyapısı da göz önüne alınarak çalışmaların yapılması gereklidir.
Yılda kaç adet değil, ne kadar iyi mühendis yetiştirildiği önemlidir. Bölümlerin altyapı durumu, donanım olanakları, öğretim elemanlarının ders yükleri ve ülkenin istihdam olanakları da düşünülerek ikinci öğrenimlere öğrenci alımı durdurulmalı ve süreç içinde bu bölümler kapatılmalıdır.
Ülkemizdeki vakıf üniversitelerinin birçoğu insan potansiyelini geliştirmeye ya da bilgi üretimini sağlamaya uygun olmayıp, buralardan alınan diploma, istihdam piyasasında bir üstünlük sağlamamaktadır. Vakıf üniversitelerindeki meslek alanımız bölümlerinin birçoğu taban puanıyla öğrenci aldığından, normal koşullarda devlet üniversitelerinde okuyamayacak öğrenciler tarafından tercih edilmektedir. Bu öğrenciler analitik düşünme, yorum ve analiz yapma konusunda sorunlar yaşamaktadırlar. Bu nedenle meslek alanımızdaki bölümlere yerleştirme taban puanları yükseltilmelidir.
Mühendislik mesleğinin değersizleştirilmesine yol açan, teknoloji fakültelerindeki mühendislik bölümleri ile teknik eğitim fakültelerinden mezun olanların göstermelik sınavlarla mühendis tamamlama programlarına alınması uygulamalarından vazgeçilmelidir. Teknoloji fakültelerinin mühendislik bölümlerine öğrenci alımına son verilerek, bu fakültelerin bölümleri aynı üniversitede bulunan mühendislik fakültelerinin ilgili bölümleri ile birleştirilmeli ve mühendis akademik kadroları da ilgili bölümlere aktarılmalıdır.
Gelişen teknoloji ve gereksinimlere göre eğitim programları yenilenmeli, yeni açılımlar ve deneyimler paylaşılmalıdır. Programlar evrensel bilime katkıda bulunmanın yanı sıra ülkenin ihtiyaçlarını karşılayacak biçimde düzenlenmelidir.
Ülkenin kalkınması, dışa bağımlı ekonomiden kurtularak üretim süreçlerinde gelişimin ve istihdamın artırılması, mesleki eğitim sorununun sağlıklı ve sürekli bir modele oturtulmasına bağlıdır. Bu nedenle tüm genç nüfusu üniversiteye yönlendiren politikalardan derhal vazgeçilmeli ve mesleki eğitime öncelik verilmelidir.
Yükseköğretime ilişkin kararların ülke ihtiyacına yönelik ve planlama dâhilinde alınması gereklidir. Daha çok işsiz mühendis yerine bilgili, iyi eğitimli mühendisler ile ülkemizin gelişmesine katkı sağlayacak politikalar oluşturulmalı, mühendislik eğitimi veren üniversitelerimizde bilimsel, bağımsız, özerk bir yapı kurulmalıdır.
Kaynaklar 1. Şenlik, İ., “Elektrik-Elektronik-Biyomedikal-Kontrol Mühendisliği Eğitim Süreci ve Gelinen Durum”, Elektrik Mühendisliği Dergisi, 2016,Sayı:456, s. 32-37
2. Örücü,O., “Türkiye’de Mühendislik ve Mühendislerin Durumu”, Elektrik Mühendisliği Dergisi, 2017, Sayı:461, s. 9-13
3. Tanrısever, B., “EMO’nun Meslek Alanlarındaki Üniversiteler, Öğrenciler ve Rakamlarla Baraj Uygulamasının Sonuçları”, Elektrik Mühendisliği Dergisi, 2017, Sayı: 461, s. 72-76
4. Şenlik, İ.,Örücü,O., “Meslek Alanımızda Yüksek Lisans ve Doktora Eğitimi”, Elektrik Mühendisliği Dergisi, 2017, Sayı:461, s. 77-82
5. Elektrik Mühendisleri Odası’nın “EMO Mühendislik İstihdamı ve Mesleki Alan” Araştırması, http://www.emo.org.tr/ yayinlar/dergi_goster.php?kodu=1109&dergi=1
6. Gençoğlu M. T., Eda Gençoğlu E.,“Mühendislik Lisans Eğitimi ve Başarı Ölçütleri”, TMMOB Mühendislik Eğitimi Sempozyumu 2005, s.271-280,2005
7. Şenlik, İ., “Türkiye’de Elektrik-Elektronik-Biyomedikal-Kontrol Mühendisliği Eğitiminin Tarihsel Süreci”, Elektrik Mühendisliği Dergisi, Sayı:450, s. 61-66, 2014
8. Örücü O., “Türkiye’de Mühendislik Mimarlık Eğitiminin Tarihsel Gelişimi”, I. Elektrik, Elektronik, Bilgisayar Mühendisliği Eğitimi Sempozyumu, 30 Nisan-2 Mayıs 2003, ODTÜ-Ankara
9. http://www.osym.gov.tr
10. https://istatistik.yok.gov.tr/
11. http://www.mudek.org.tr/tr/ana/ilk.shtm
EĞİTİMİMİZİN ACIKLI HALİ
Fikret Yücel Yüksek Elektrik Mühendisi
Bir konuşmasında TEOG sınavına değinen Cumhurbaşkanı “TEOG’u istemiyorum, kaldırılması lazım” dedi. Her zaman olduğu gibi, bu konuda bir hareket başladı ve 48 saat sonra Milli Eğitim Bakanı TEOG sınavının kaldırıldığını ilan etti. Gene her zaman olduğu gibi, Türkiye’nin gündemi işgal edilmişti. Milyonlarca öğrenci ve ailenin merak, endişe dolu bekleyişleri önünde hızlı ve hummalı bir çalışma başlatıldı; yeni imtihan sistemi Cumhurbaşkanı’nın onayına sunuldu, evvela reddedildi, sonraki çözüm kabul edildi, sonra gene değiştirildi ve TEOG, LGS (Liseye Geçiş Sistemi) oldu. Buna paralel olarak LYS ve YGS sınavları da tartışılmaya ve bu sınav sistemlerinin de değiştirileceği söylenmeye başlandı. Bu arada Cumhurbaşkanı üniversiteye giriş sistemiyle ilgili olarak değişikliklerin gündemde olduğunu söyledi. YÖK devreye girerek üniversite sınavı puan türlerini değiştirdi, YGS-LYS ayırımını kaldırdı ve alelacele yeni bir sınav sistemi oluşturuldu. Bütün bunlar, çok haklı olarak, haftalarca toplumun ilgi odağında idi. Sonunda yıllardan beri yaz-boz ile yürütülüp yönetilen eğitim sistemimize gene gayrı ciddi bir tutum içinde palyatif çözümler getirildi.
Bundan 9 ay önce, 24 Haziran 2017’de MEB, Kurum Açma, Kapama ve Ad Verme Yönetmeliği’nde bir değişiklik yaparak eğitim kurumlarının açılabilmesi için gerekli genel esaslara kadın ve erkek için ayrı olmak üzere mescit zorunluğu getirdi. Kısa bir süre sonra bu zorunluluk özel okullara da uygulandı.
2013 yılında yapılan düzenlemede ise, “Hizmet Odaları” ara başlığı altında “Talep olması halinde ibadet ihtiyacını karşılayacak uygun mekan ayrılabilir” hükmü eklenmişti. Bu hükümden istifade edip gönüllü ve suni talep yaratılarak birçok okul, pansiyon, uygulama oteli ve sosyal tesiste mescit oluşturuldu. Bunda birçoğu artık birer siyasi hizmet merkezine dönüşmüş olan il ve ilçe Milli Eğitim Müdürlükleri önemli rol oynadı. Bugün, mescidi olmayan bir eğitim ve öğretim kurulu yoktur zannederim.
Eski yönetmelikte “Kurumlara Ad Verme” kısmının altında “Atatürk Adının Verilmesi” başlıklı ayrı bir madde yer alırken yenisinde bu kapsamlı madde kaldırılarak yerine “Atatürk’e ait ad ve unvanlar ile tarihe mal olmuş şahıs, yer, tarih ve olay adları” bendi eklendi. Böylece bundan sonraki uygulamanın, giderek artan Atatürk karşıtı tutum dolayısıyla, nasıl yapılacağının yönü belirlenmiş oldu.
24 Temmuz 2017 tarihinde MEB, Ensar Vakfı ile bir protokol imzaladı. Bu protokole göre Ensar Vakfı, okullarda öğrencilere yönelik olarak sanatsal, sportif, sosyal, kültürel, bilimsel ve teknolojik gelişimi desteklemeye yönelik eğitim, seminer, proje, gezi, kitap okuma, yarışma, kamp, yaz okulu adı altında etkinlikler düzenleyebilecek. Ayrıca Türkiye genelinde sayıları yaklaşık 1000 olan halk eğitim merkezlerinde de kurslar açabilecek. Üstelik Ensar Vakfı kendi müfredatını da belirleme imkanına kavuşuyor ve masraflar MEB tarafından ödeniyor.
Daha FETÖ belasından kurtulunamamışken Ensar Vakfı gibi çocuklara yönelik cinsel istismar davasında adı geçen bir vakfın MEB içinde önemli hizmetlerin sahibi haline getirilmesi, hazırlanan bir büyük projenin parçası değilse, geçmişten hiç ders alınmadığının kanıtıdır. Dahası MEB il ve ilçe müdürlüklerinin müftülükler, çeşitli vakıf ve derneklerle öğrencilere yönelik üretilen proje ve protokol örnekleri bilinmekle birlikte bunların önemli bölümünün kamuya açıklanmadığı da ortadadır.
Okullarda din eğitimi zorunlu hale getirildi. Kuran kursları için yaş sınırlaması kaldırıldı, sonucunda kuran kursları öğren-
cilerinin yaşı küçüle küçüle anaokulu öğrenci yaşlarına geldi. Sübyan okulları açılmaya başlandı.
Her gün okula girişte hep bir ağızdan söylenen ant, iptal edildi.
Okulların ve öğrencilerin 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı ile Cumhuriyet Bayramı’nda etkinlik yapmaları, bunlara katılmaları engellendi.
2012 yılında zorunlu eğitimin 8 yıldan 12 yıla çıkarılması girişimi ile başlayan süreçte, bununla ilgili İlköğretim ve Eğitim Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin Meclis’teki müzakereleri sırasında AKP’nin 5 grup başkan vekilinin önerisiyle eğitim sisteminin 4+4+4 şeklinde kademelendirilmesi kabul edildi. Bu değişiklik eğitim sisteminin kökünden değiştirilmesi anlamını taşıyordu. İlk kez 2012-2013 öğretim yılında uygulanmaya başlanan bu sistemin asıl amacının kaldırılan imam hatip ortaokullarının geri getirilmesi olduğu açıktır. Bu sistemle, kendisinden önce uygulanan 5+3 sisteminden farklı olarak, artık 4 yıl ilkokul, 4 yıl ortaokul ve 4 yıl lise sınıfları bulunmaya başladı.
Sonuçta okula başlama yaşı bir sene öne çekildi, bazı okullar imam hatibe çevrildi.
Bu arada yönetim noktalarına getirilen taraflı kişiler vasıtasıyla önem verilen yöre ve okullarda kadrolar dinci öğretmenlerle doldurulup, öğrencilere namaz kılma, oruç tutma hususunda telkin ve teşvikler artırıldı. Ortaokullarda bile cuma namazına gitmek üzere izin isteyen öğrencilere bu izin istisnasız verilmektedir.
Müfredatta yapılan değişikliklerle evrim teorisi çıkarılıp, Atatürk’e daha az yer verilmesi sağlandı. 15 Temmuz kalkışmasının bastırılması neredeyse Kurtuluş Savaşı ile eşdeğerde olarak işlenmesine gayret gösterildi.
Aşağıda vereceğim örnek olay, dindar ve kindar nesil yetiştirme yolunda ne derece ileri gittiğimizi gösteriyor:
Bir lisede babasının zoru ile oruç tutan bir öğrenci, iftardan önce akşam yemeği saatinde oruçlu olduğunu unutarak kafeteryaya giderek yemek sırasına girer. Bunu fark eden arkadaşı tarafından alaylı bir şekilde ikaz edilir. Buna üzülen çocuk olayı babasına anlatır ve kendisine oruç tutması için baskı yaptığı için serzenişte bulunur. Mutaassıp bir kişi olduğu anlaşılan baba, ilçe milli eğitim müdürlüğüne verdiği dilekçe ile okulda oğlunun inançları ile alay edildiği gerekçesi ile şikayetçi olur.
Neticede ilçe eğitim müdürlüğünün de etkisi ile okul disiplin kurulu, arkadaşına oruç tutması dolayısıyla takılan çocuğa iki gün okuldan uzaklaştırma cezası verir. Bunun bir üstü, okuldan ihraçtır. Öncesinde uyarma, kınama gibi cezalar vardır. Görülüyor ki, işin ucu dine dokununca kabahat olarak bile değerlendirilemeyecek bir olay bir ağır suça dönüşebiliyor. Böyle bir kararı alanların mevcut yönetimin tercihini tahmin ve o yolda davranış sergilemek gayretinden başka bir amaçları olamaz. Mutaassıp baba da intikamını almış olmaktadır, ama acaba cezalandırılan çocuk ve ailesi bundan hangi mesajı almışlardır?
Yukarda kısaca anlattığım eğitim siteminin oluşturduğu sonuçlar artık nerede ise herkesin bildiği PISA değerlendirmeleriyle ortaya çıkıyor.
Konuyu Sakallı Celal’e atfedilen “Bu kadar cehalet ancak tahsille mümkündür” sözüne benzer bir sözle kapatacağım:
Bu kadar yanlışın muhakkak bir amacı vardır.
Mühendislik, Uluslararası Standartlar ve Hukuki Süreçler…
EMO AKREDİTASYON BELGESİNİ ALDI
Hüseyin Yeşil EMO Yönetim Kurulu Üyesi [email protected]
Dünyada 162 ulusal standart kurumunun üye olduğu bağımsız bir kuruluş olan Uluslararası Standart Kuruluşu (ISO), tüm ülkelerde test ve ölçümlerin standart hale gelmesi için “Uygunluk değerlendirmesi-Çeşitli tiplerdeki muayene kuruluşlarının işletimi için şartlar” başlığını taşıyan 17020 standardını geliştirmiştir. ISO, 1946 yılından beri faaliyet yürütmektedir. Türk Akreditasyon Kurumu (TÜRKAK) ise; 1999 yılında test ve ölçümle uğraşanların ulusal ve uluslararası standartlara göre faaliyette bulunmalarını sağlamak üzere kurulmuş, kar amacı gütmeyen, özel hukuk hükümlerine tabi Avrupa Birliği Bakanlığı ile ilişkilendirilmiş bir kamu kurumudur.
Kamu kurumu niteliğinde meslek örgütü olan EMO’nun Ana Yönetmeliği’nde amaç maddesi kapsamında meslekle ilgili standartların geliştirilmesi, ürün ve hizmet kalitesinin geliştirilmesi için laboratuvar kurulması şöyle yer almaktadır:
“e) Meslekle ilgili standartları, normları, yönetmelik ve teknik şartnameleri, sözleşme tiplerini ve benzeri tüm bilimsel evrakı incelemek, bunların değiştirilmesi, geliştirilmesi ve yenilerinin oluşturulması yolunda çalışmalar yapmak i) Meslek alanında üretilen ürün ve hizmetlerin kalitesinin geliştirilmesi için her türlü çalışma ve denetimde bulunmak, bu amaçla test ve kalibrasyon laboratuvarları kurmak”
Görüldüğü gibi Odamız uluslararası standartlara uygun olarak test ve ölçüm yapılmasını sağlamakla görevlidir.
İş Ekipmanları Denetiminde Yetkilendirme
6331 sayılı Yasa’ya bağlı çıkarılan ve 25 Nisan 2013 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan İş Ekipmanlarının Kullanımında Sağlık ve Güvenlik Şartları Yönetmeliği’nde “periyodik kontrol yapacak kişi ve kuruluşlara akreditasyon, yetkilendirme ve eğitim zorunluluğu getirmeye” Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı yetkili kılınırken, tebliğ ile konunun ayrıntılarının düzenlenmesi öngörülmüştür. Ancak yönetmelikte, çıkarılacak tebliğde öngörülecek süre içinde eğitim almayanların iş ekipmanı periyodik kontrolünü yapamayacağı da hüküm altına alınmıştır. Ayrıca yönetmelikte 24 Nisan 2017 tarihinde yapılan düzenleme ile “Tebliğde belirtilen süre içerisinde periyodik kontrol yapacak kişilerin eğitim alması, periyodik kontrol yapacak kuruluşların ise hizmet yeterliliği belgesi alması veya akredite olması zorunludur” denilmiştir. Yani yapılan düzenlemelere göre test ve ölçüm yapacak firmalar ya TÜRKAK’tan akredite olacak ya da yapılacak eğitim ve sınav sonucu yetkilendirilecektir.
İş Ekipmanlarının Periyodik Kontrollerini Yapmaya Yetkili Kişilerin Kayıt ve Eğitimlerine İlişkin Tebliğ ise 1 Ekim 2017 tarihli Resim Gazete’de yayımlanmıştır. Tebliğde
eğitimlerin İş Sağlığı ve Güvenliği Araştırma ve Geliştirme Enstitüsü Başkanlığı tarafından ya da Bakanlık ile yapılacak protokol kapsamında “makine, inşaat, elektrik (elektrik-elektronik) mühendisliği bölümleri” olan üniversiteler ile personel belgelendirme konusunda en az 5 yıl akredite olan kamu kurum ve kuruluşları ile meslek kuruluşları tarafından verilebileceği düzenlenmiştir. Yönetmeliğin tebliğe bıraktığı süre konusu ise pilot uygulamaya bağlı kılınmıştır. Tebliğ ile Eskişehir ve Kırıkkale illerinde en az 1 yıllık pilot uygulama başlatılırken, diğer illerde de pilot uygulamanın sona ermesinden itibaren eğitim alma sürecinin tamamlanması için 2 yıl süre tanınmıştır. Pilot uygulama; 1 Ekim 2017 olan tebliğ tarihi itibarıyla başlamış olması nedeniyle en erken 1 Ekim 2018 tarihinde sona erecektir. Düzenlemeye göre 1 Ekim 2020’den sonra ise ülke genelinde tüm mühendisler eğitim almadan ve bakanlığın vereceği belgeye sahip olmadan iş yapamayacaklardır. Bu süre yalnızca eğitim alınmasına bağlı olarak yapılacak kişilerin yetkilendirmesini kapsamaktadır. Kurumların akreditasyon ya da hizmet yeterliliğine ilişkin koşul ise tebliğin geçici maddesindeki “Bakanlıkça ekipmanlar belirlenene kadar periyodik kontrol yapacak kuruluşlardan hizmet yeterliliği belgesi veya akreditasyon şartı aranmayacağı” düzenlemesiyle daha sonraya bırakılmıştır.
Mühendis Yetkisi Yok Sayılıyor 6331 sayılı Yasa ve buna bağlı İş Ekipmanları Yönetmeliği gereği, iş güvenliğini sağlamak için test ve ölçümlerin gerçekleştirilmesi zorunludur. Bu doğru ve yerinde bir düzenlemedir. Ancak bu test ölçüm işlerini yapacakların yetkilendirmesinde meslek alanını düzenlemekle ve mühendislerin hak ve yetkilerini korumakla görevli TMMOB ve bağlı odalar bypass edilerek bazı düzenlemeler yapılmıştır. Yönetmelik, münhasıran mühendisler tarafından yapılması gereken bir kısım kontrol faaliyetlerini, teknikerlerin de yapabileceğini düzenlemiştir. Mühendislerin yetki alanındaki periyodik kontrol işlerini teknikerlerin de yapabileceğine
ilişkin bu düzenlemenin aldıkları eğitim itibarıyla bilimsel ve teknik yeterlilik açısından uygun olmadığı ve hukuka aykırı olduğu gerekçesiyle EMO tarafından iptal istemiyle Danıştay’a başvurulmuştur. Danıştay tarafından reddedilen davaya ilişkin temyiz süreci devam etmektedir. Yönetmeliğin ardından çıkarılan Tebliğ’de ise teknikerlerle birlikte mühendislerin de aynı eğitime katılarak yapılacak sınavda başarılı olmaları koşulu getirilmiştir. Buna karşı da EMO tarafından 30 Kasım 2017 tarihinde Danıştay’a müracaatta bulunulmuştur. Mühendislerin aldıkları eğitim ve mesleki bilgileri yok sayan, mühendisliğe ilişkin yasalara aykırı olan ve Anayasa’daki çalışma özgürlüğünü kısıtlayıcı içeriğe sahip olan bu tebliğin uygulamadan kaldırılması gerekmektedir. Bu tebliğ ile bir firmada ücretli çalışanlara iş ekipmanlarının kontrolünü yapma yolunun açılması, bağımsızlık ve güvenilirliği zedeleyici olup; bu çalışanların işverenin isteği doğrultusunda rapor hazırlamaya zorlanmasına yol açacaktır. EMO tarafından açılan davada da bu tebliğ ile yasal mevzuat dışında herhangi bir belge aranması ve ilave eğitim şartı getirilemeyeceği vurgulanmıştır. Ayrıca söz konusu eğitim ve sınava ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın yasalarla belirlenmiş görev ve yetkisinin olmadığı belirtilerek, meslek içi eğitim niteliği dışında mesleğin yapılmasının önkoşulu olarak meslek içi eğitim verme görevi bile olmayan kurum ve kuruluşların eğitim vermelerine yönelik düzenlemenin hukuka ve kamu yararına aykırılığı vurgulanmıştır. Dilekçede, Bakanlığa bağlı İş Sağlığı ve Güvenliği Araştırma ve Geliştirme Enstitüsü’nün mühendislere eğitim verecek kuruluş olarak belirlenmesi; diğer eğitim verecek kurum ve kuruluşların bakanlık tarafından belirlenecek olması; enstitü ve üniversiteler dışındaki kurum ve kuruluşlara en az 5 yıllık PBK olma koşulu getirilmesinin de hukuka aykırılığı anlatılmıştır
EMO’nun Akreditasyon Süreci
EMO’nun 44. Olağan Genel Kurulu’nda, gündeme gelen A tipi muayene kuruluşu olma konusunda uzun tartışmalardan sonra “çalıştay yapma kararı” alınmış ve iş başına gelen yönetim tarafından bu karar doğrultusunda yerel çalıştayların ardından 22 Kasım 2014 tarihinde şube temsilcilerinin katılımıyla çalıştay düzenlenmiştir. “Asansör, topraklama, yangın algılama, iç tesisat denetimi alanlarında EMO tarafından yürütülen hizmetlerin akredite edilebilirliği” konusunda görüş alışverişinde bulunulan çalıştayda ortak bir eğilim oluşmamıştır. Bunun üzerine EMO Yönetim Kurulu A tipi muayene kuruluşu olma” kararını demokratik işleyişin en üst noktası olan 45. Olağan Genel Kurul’a taşımayı uygun görmüştür. 1-3 Nisan 2016 tarihlerinde yapılan bu genel kurulda hem “A Tipi Muayene Kuruluşu” hem de “Personel Belgelendirme Kuruluşu” önergeleri bir kez daha tartışılmıştır. Gecenin geç saatinde önergelerin görüşülmeye başladığı anda 400’ün üzerinde delegenin olduğu tespit edilen salonda yapılan oylamada 200 kabul 168 ret sonucuyla her iki önerge de kabul edilmiştir.
EMO 45. Dönem Yönetim Kurulu da Genel Kurul kararlarının uygulanması için hızlı bir şekilde çalışmalara başlamıştır. TÜRKAK tarafından 4-8 Temmuz 2017 tarihlerinde sürece ilişkin saha ve ofis denetimi gerçekleştirilmiş, takip denetimi gerektiren uygunsuzluk bulunmazken, takip gerektirmeyen 18 bulguya ilişkin gerekli dokümanlar da hazırlanarak TÜRKAK’a sunulmuş; böylece EMO’nun sürece ilişkin yükümlülükleri tamamlanmıştır. TÜRKAK tarafından “TS EN ISO/IEC 17020:2012 Uygunluk Değerlendirmesi-Çeşitli Tiplerdeki Muayene Kuruluşlarının İşletimi İçin Şartlar” Standardı’na göre akreditasyon süreci 9 Kasım 2017 tarihinde başarıyla tamamlanmıştır. “AB0391-M” numarasıyla EMO İktisadi İşletmesi’nin akredite olduğuna ilişkin belge, 23 Kasım 2017 tarihinde EMO’ya iletilmiştir. Böylece EMO; “Elektrik” başlığı kapsamında aşağıdaki muayene alanlarında “periyodik muayene” yapmak üzere akredite olmuştur:
- Elektrik İç Tesisat Uygunluk, - Topraklama Ölçümü, - Paratoner (Yıldırımdan Korunma Tesisatı) Kontrolü, - Toprak Özgül Direnç Ölçümü.
EMO; “Asansörler” alanında ise “Elektrik Tahrikli Asansör” ve “Hidrolik Tahrikli Asansör” muayene alanlarında A Tipi Muayene Kuruluşu olarak “periyodik kontrol” yapabilecektir. Akreditasyon sürecini tamamlayan EMO, uzmanlığı kapsamındaki asansör ve elektrik alanlarında, uluslararası standartlar çerçevesinde akredite olmuş bir kuruluş olarak üyeleriyle birlikte kamusal denetimleri gerçekleştirecektir.
Odamızın Personel Belgelendirme Kuruluşu olmasına yönelik çalışmalar ise devam etmektedir.
Ancak 45. Olağan Genel Kurulu’nun hemen ardından 45. Dönem Yönetim Kurulu ve söz konusu Genel Kurul kararlarına karşı kampanya ve olağanüstü genel kurul toplama girişimleri başlatılmıştır. Genel Kurul iradesini yansıtan kararları yürürlüğe koyan EMO Yönetim Kurulu, söz konusu talebi yapan delegelerle, bu konunun bir sonraki Genel Kurul’da yeniden değerlendirilmesinin mümkün olduğu, eğer yanlış bir karar varsa her zaman düzeltilmesinin mümkün olduğu, Odamızı olağanüstü genel kurullar sürecine gö-
türmenin içinde bulunduğumuz mesleki ve siyasal koşullar düşünüldüğünde haksız ve gereksiz olduğu yönünde ikna etmeye çalışmış, bir sonuç alınamadığı görüldüğünde de talebi reddetmiştir. Bunun üzerine TMMOB’ye yapılan başvurular da TMMOB Yönetim Kurulu tarafından önce usulden oy birliğiyle, ardından esastan 20’ye karşı 2 oyla reddedilmiştir.
Bu kararların çıkmasının ardından bazı delegeler, hem TMMOB hem de EMO’nun kararlarına karşı sulh hukuk mahkemesine başvurmuşlar, “mahkeme yoluyla kayyum atanarak genel kurul yapılmasını” istemişlerdir. Ayrıca TMMOB’ye karşı idari mahkemede de dava açmışlardır. Dahası TMMOB Yönetim Kurulu hakkında savcılığa suç duyurusunda bulunmuşlardır. TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Emin Koramaz, savcıya 2 saat ifade vermek durumunda kalmıştır. TMMOB ve EMO’ya karşı Sulh Hukuk Mahkemesi nezdinde açtıkları dava, daha ilk duruşmasında görevsizlik kararıyla sonuçlanmıştır. TMMOB Yönetim Kurulu hakkında yapılan suç duyurusunda da Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yargı kararlarının gereğini yerine getirdikleri ve suç unsuru oluşmadığı gerekçesiyle kovuşturmaya gerek görülmemiştir. Diğer davalarla ilgili hukuki süreç devam etmektedir. Zaten EMO’nun Olağan Genel Kurul süreci de başlamıştır.
EMO’nun Yetkilendirilmesi Ne Getirdi?
Meslek odaları denetim hizmetlerini, “piyasacı” ya da “tekel” anlayışından uzak, kar amacı gütmeksizin kamu yararını temel alarak yürütmektedir.
Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) kayıtlarına göre Türkiye’de çeşitli faaliyet kollarında 1 milyon 822 bin 14 adet işyeri mevcuttur. Bunlar az tehlikeli, tehlikeli ve çok tehlikeli olarak sınıflandırılmış olup, tamamının iş sağlığı ve güvenliği mevzuatı gereği kontrol edilmesi gereklidir. Kamu kurumlarının da sisteme dahil edilmesiyle (Okullar, hastaneler, devlet daireleri vs.) bu sayı daha da artacaktır. Oda’nın bu kadar işyerinin yüzde 10’una bile yetişmesi mümkün olmadığı gibi böyle bir hedefi de yoktur. Ancak akredite kuruluş olarak yetkilendirilmiş olunmakla, yukarıda sözünü ettiğimiz iş ekipmanları yönetmeliğinde test-ölçüm hizmetlerinde akredite kuruluş şartı aranır hale geldiğinde, Oda’mızın yıllardır kamusal denetim anlayışıyla yürüttüğü bu hizmetlerin sürdürülebilmesinin önlemi alınmış olmaktadır. Kuşkusuz burada akredite kuruluş olmaktan öte Oda’nın bizzat kendisinin bağımsız ve güvenilir bir kamu kuruluşu niteliğinde meslek kuruluşu olduğu yönündeki yerleşik inanç çok önemlidir.
Öte yandan asansörlerin periyodik kontrollerinin A tipi muayene kuruluşları eliyle yapılması yönünde çıkartılan yönetmelikle birlikte Odamız bu faaliyetlerden çekilmek zorunda kalmış, giderek bu alanda kamusal denetim anlayışından uzaklaşılmış, yanı sıra bu alanda çalışan üyelerimizin hak kaybına yol açmıştır.
Odanın gerek test ölçüm hizmetleri gerekse asansör periyodik kontrollerinde yetkilendirilmiş akredite kuruluş olmasıyla yasal gereklilikler yerine getirilmiş ve uygulama aşamasına gelinmiştir. Meslek alanlarımızın korunması kaygısıyla tüm EMO örgütlülüğünde uygulama birlikteliği sağlanması yönünde hep birlikte çaba sarf edilmesi zorunludur.
Tekrar etmek gerekirse, Oda kontrol hizmetlerini üyeleri ile birlikte yürütecektir. Odanın amacı; kar değil, sahada üyeleri ile birlikte düzenleme sağlamaktır. Uzun yıllardır kamusal denetim alanlarının önce taşeronlaştırılması, ardından rant alanına dönüştürülmesi süreci ile karşı karşıyayız. Bu süreci sonunda kamu yararını yok sayan kar güdümlü yapılanmaların belirleyeceği bir denetim piyasası yaratılmakta, denetim hizmetlerinin sağlıklı yerine getirilmesi açısından da sorunlu bir süreç işletilmektedir. Oda bu olguyla mücadelesini kamu yararı ilkesini koruyarak alanda var olarak gerçekleştirmek durumundadır. İnsan yaşamı ile ilgili test-ölçüm hizmetlerinin ve asansör periyodik kontrolleri gibi denetim hizmetlerinin rekabetçi piyasa anlayışından uzak, kamusal bir anlayışla yapılması zorunludur. Bu konunun piyasa koşullarına bırakılması durumunda kısa sürede daha da yozlaşacağı açıktır. Odanın bu alanlardan çekilmesi durumunda ise elektrik mühendislerinin asansör denetimi meslek alanının dışında kalışı gibi alanın dışına ve dolayısıyla hayatın dışına sürüklenmesi sonucunu getirdiği görülmektedir.
Test-ölçüm-denetim hizmetlerinde akreditasyon süreçlerinin Odayı “ticarileştirdiği” yönünde haksız söylemlerde bulunulurken, A tipi muayene kuruluşu olunması ve Personel Belgelendirme Kuruluşu olunması yönünde verilen önergelerin gerekçe bölümünde (bkz. EMO İnternet Sayfası 45. Dönem Genel Kurul Tutanakları) yazılanlara bir kez daha bakılmasında ve Odanın 64 yıllık toplumcu geleneğine sahip kadrolarına haksızlık etmeden değerlendirilmesinde de yarar vardır.
ASANSÖR KONTROLÜNDE ELEKTRONİK İLE ELEKTRONİK ve HABERLEŞME MÜHENDİSLERİNİN
MAĞDURİYETİNE SON
EMO Basın- Elektronik ile elektronik ve haberleşme mühendislerinin asansör kontrolü iş alanında yaşadıkları mağduriyet giderildi. EMO tarafından yapılan bilgilendirmenin ardından Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Asansör Periyodik Kontrollerini Gerçekleştirecek Muayene Personellerinin Belgelendirilmesine Dair Tebliğ’in uygulamasına açıklık getirdi. Bakanlığın yazısına göre tebliğ kapsamında elektronik mühendisleri ile elektronik ve haberleşme mühendisleri eğitim alıp asansör kontrolü iş alanında faaliyet yürütebilecekler.
Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nca 15 Temmuz 2015 tarihinde yayımlanan Asansör Periyodik Kontrolleri İçin Yetkilendirilecek A Tipi Muayene Kuruluşlarına Dair Tebliğ’de “Muayene elemanının makine veya elektrik veya elektrik-elektronik veya mekatronik alanlarında mühendislik/teknoloji fakültelerinden birinde yükseköğrenimini tamamlamış olması ve görevlendirileceği tarihe kadar en az 100 adet asansörün periyodik kontrolüne katılım şartını sağlaması gerekir” düzenlemesi yapılmıştı. Bu düzenlemeye atıf yapan yine Bakanlık tarafından 1 Ağustos 2016 tarihinde yayımlanan Asansör Periyodik Kontrollerini Gerçekleştirecek Muayene Personellerinin Belgelendirilmesine Dair Tebliğ’in uygulamasında elektronik mühendisleri ile elektronik ve haberleşme mühendislerinin mağduriyeti sorunu ortaya çıktı. Tebliğdeki düzenlemelerin uygulamada elektronik mühendisleri ile elektronik ve haberleşme mühendislerinin bu iş alanında faaliyet yürütmeleri önünde engel olarak yorumlanmasının soruna neden olması üzerine EMO meslektaşlarının haklarını korumak üzere girişimlerde bulundu.
Son olarak EMO, meslektaşlarımızın hak kaybına uğramaması için 13 Eylül 2017 tarihinde Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nı ziyaret ederek; mühendislik unvanları ve meslektaşlarının yürüttükleri faaliyetler konusunda bilgilendirmede bulundu. Yapılan görüş alışverişinin ardından Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı A tipi muayene kuruluşlarının konuyla ilgili yaptıkları başvuruyu yanıtladı. Bu başvurularda 15 Temmuz 2015 tarihli Tebliğ yürürlüğe girmeden önce A tipi muayene kuruluşlarında muayene elemanı olarak çalıştığını kanıtlayan elektronik mühendisleri ile elektronik ve haberleşme mühendisleri için eğitim şartının aranmaması talep edilmişti.
Bakanlık ise EMO’nun yaptığı bilgilendirme kapsamında bu tebliğ öncesi ve sonrası fark etmeksizin elektronik mühendisleri ile elektronik ve haberleşme mühendislerinin yayımlanmış olan tebliğ kapsamında asansör periyodik
kontrolü alanında faaliyet yürütebileceklerini açıkladı. A tipi muayene kuruluşlarının ilgili başvurularına 20 Eylül 2017 tarihinde yanıt veren Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Sanayi Genel Müdürü Prof. Dr. İbrahim Kılıçaslan, elektronik mühendisliği programı ile elektronik ve haberleşme mühendisliği programı mezunlarının da asansörlerin periyodik muayenesinde görev alabileceğini belirtti.
Bu yazıya göre 15 Temmuz 2015 tarihli Tebliğe atıfta bulunan 1 Ağustos 2016 tarihli belgelendirmeye ilişkin Tebliğ kapsamında elektronik mühendisleri ile elektronik ve haberleşme mühendisleri de asansör periyodik kontrolünü gerçekleştirecek muayene elemanı olmak üzere eğitimlere katılıp, belge alabilecek ve bu alanda faaliyet yürütebilecekler. Bakanlığın yazısında bu durum şöyle açıklandı: “… yapı/bina ile bütünleşik elektrik, elektronik ve mekanik sistemlerden müteşekkil mekatronik bir sistem olan asansörlerin periyodik muayenesinde elektronik mühendisliği programı ile elektronik ve haberleşme mühendisliği program mezunlarının da A tipi muayene kuruluşlarında istihdam edilmesi mümkün olup söz konusu Tebliğin yürürlüğe girmiş olduğu 15/9/2015 tarihinden önce veya sonra A tipi muayene kuruluşlarında muayene personeli olarak görevlendirilen elektronik mühendisleri ile elektronik ve haberleşme mühendislerinin de 01/08/2016 tarihli ve 29788 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Asansör Periyodik Kontrollerini Gerçekleştirecek Muayene Personellerinin Belgelendirilmesine Dair Tebliğ (SGM: 2016/18) kapsamında belgelendirme programlarına dahil edilmesinde herhangi bir sakınca görülmemektedir.”
BİNALARI YANGINDAN “KORUYAMAYAN” YÖNETMELİK
Özcan Uğurlu EMO İzmir Şubesi Yapı Elektronik Sistemleri ve Tesisatları Komisyonu Üyesi [email protected]
Binaların Yangından Korunması Hakkında Yönetmelik, 2001 yılından bugüne kadar meslek alanlarımızı ilgilendiren yönleri uygulamadan doğan aksaklıkları ve olumlu/olumsuz sonuçları ile Odamız gündeminde yer almıştır. Meslek alanım olması, bunun yanı sıra Odamız komisyonlarında bu alanda çalışmalara katkı sağladığım için geçen sürede Binaların Yangından Korunması Hakkında Yönetmelik ile ilgili olup bitenleri bu yazıda dilim döndüğünce sizlere aktarmaya çalışacağım.
Binaların Yangından Korunması Hakkında Yönetmelik ile ilgili ilk taslak metin Şubemize 2001 yılında ulaşmıştı. Taslak metin o dönemin ilgili komisyonlarınca incelendiğinde; iyi niyetle yapılmak istenen önlemlerin mesleki denetimden yoksun kurgulandığı, bu haliyle yönetmeliğin hayata geçmesi durumunda alınması gereken önlemlerin denetimsizliğinden dolayı ülkemizin bu alanda teknoloji çöplüğüne dönüşeceğini, standartlara uygun olmayan bir dolu yanlış imalatın yapılabileceğini belirtmiştik. Diğer taraftan 2001 yılındaki taslak metnin büyük oranda Kuzey Amerika standartlarının değerlerini ve yöntemlerini baz almış olduğunu, o tarihlerde ülkemizin Avrupa Birliği standartlarını baz alması gerektiğini belirtmiştik.
2001 yılındaki taslak, uyarılarımız dikkate alınmadan 2002 yılında yayımlandı ve 2007 yılına kadar yürürlükte kaldı. Bu süre zarfında her ne kadar yönetmeliğin içerisinde mesleki denetime ilişkin doğrudan belirlemeler olmasa da odalarımız o dönem geçerli olan kendi yönetmeliklerimizden hareketle binaların yangından korunması hakkında gerek üyelerimizin bilgilendirilmesi gerekse de proje ve uygulamaların denetimi konusunda görev almaya çalışmıştır. Paralelinde yönetmeliğin meslek alanlarımızı ilgilendiren konularının üyelerimiz tarafından içselleştirilmesi için gerekli eğitim çalışmaları yürütülmüştür.
2007 yılına gelindiğinde Binaların Yangından Korunması Hakkında Yönetmelik, Avrupa standartlarına uyumlaştırılması gerekçesiyle yeniden hazırlanmış ve ilgili kurum ve kuruluşların görüşüne sunulmuştur. 2007 yılında ortaya atılan taslak metni meslek alanlarımız ile ilgili boyutlarıyla inceleyerek; asansörler alanında ilgili Avrupa standartları ile çelişen maddelerin bulunmasının yanı sıra yangın algılama ve alarm sistemlerini birçok binada gereksiz kılan Ek-7 tablosuna itiraz etmiş ve önerilerimizi sunmuştuk. Önerilerimiz dikkate alınmadan yönetmelik yayımlandığı için de yasal girişimde bulunmuştuk ve Danıştay 2009 yılında lehimize karar vermişti. Ancak 12 Eylül 2010 tarihinde yapılan Anayasa değişikliği ile yargının idari davalardaki yetkisi sınırlandırılmaya çalışıldı. Aslında bir yerindelik denetimi sayılamayacak böylesine can ve mal güvenliğini ilgilendiren bir alanda bile mahkeme yapılan Anayasa değişikliğini gerekçe göstererek “yerindelik denetimi” yapamayacağını bildirdi. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu ise bir kez daha EMO’nun haklı olduğuna hükmetti ve yerindelik denetimi gerekçesini yerinde bulmayarak, düzenlemenin iptal edilmesi yönünde mahkeme kararını bozdu. İdare ise yürütmeyi durdurma kararını uygulamadığı gibi halen ısrarını sürdürerek karar düzeltme istedi. Şu anda davamız karar düzeltme aşamasındadır.
Geçen süre zarfında 2009-2011-2015 ve son olarak 2017 yıllarında yönetmeliğin bazı maddeleri değiştirilmesine karşın, itirazımızın olduğu kısımlar ısrarla değiştirilmemiştir.
Bilindiği gibi 3 ve 14 Nisan 2012 tarihlerinde sözde “bürokrasinin azaltılması ve işlemlerin basitleştirilmesine yönelik” olarak yayımlanan yönetmelik değişiklikleriyle meslek odaları, üyeleri ve ruhsat veren kurumlar arasındaki ilişkiler yeniden düzenlenerek, odaların mesleki denetim alanları daraltılmak istenmişti. Bu tarihten sonra belediyelerin ve gerekse de odaların mesleki denetim çalışmaları sekteye uğratıldığı için meslek alanımız ile ilgili birçok yönetmelikte olduğu gibi Binaların Yangından Korunması Hakkında Yönetmelik hükümlerinin var olan haliyle bile uygulanması ve sürekliliğinin sağlanması için gerekli denetimler yapılamaz hale geldi. Bu arada ülkemizde birçok binada yaşanan yangınlar sonucu yurttaşlarımız yaşamını yitirdi ve maddi hasarlar oluştu.
Aladağ’da yaşanan ve 12 çocuğun can verdiği yurt yangını sonrasında oluşan kamuoyunun etkisiyle Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) tarafından 6 Mayıs 2017 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan Özel Öğrenci Barınma Hizmetleri Yönetmeliği’nde yangından korunmaya ilişkin önlemlere yer verildi. Yönetmelikte belirtilmeyen hususlarda ise Binaların Yangından Korunması Hakkında Yönetmelik hükümlerinin uygulanacağı belirtildi. Yönetmelikte özel yurtların her öğretim yılı başında elektrik tesisatı ve yangın ikaz ve söndürme sistemlerine ilişkin teknik denetimden geçirilme zorunluluğu da getirildi. Yönetmelikle, 3 ay öncesine kadar yapılan başvuruları da kapsayacak şekilde mevcut özel yurt binalarına 2 yılı aşkın bir süre tanındı. Bu haber bizleri denetime dair bir nebze iyi şeyler olacağı yönünde sevindirmişti, ancak 29 Haziran 2017 tarihinde yönetmelik değişikliğiyle MEB tarafından yayımlanan uygulama bir anlamda iptal edilmiş oldu.
Resmi Gazete’de 29 Haziran 2017 tarihinde yayımlanan değişiklikle ise eksiklerine rağmen Binaların Yangından Korunması Hakkında Yönetmelik’in bütününün uygulanması açısından da zafiyet yaratıldı. Bu değişiklikle 19 Aralık 2007’den önce yapı ruhsatı başvurusu onaylanan bina, tesis ve işletmeler için uygulama zorunluluğu ortadan kaldırıldı. Bu tarihten önce yapı ruhsatı başvuru dilekçesinin eki olan yapı projeleri onaylanan binalar; o tarihten önce tamamlanmış binalar gibi “mevcut yapı” olarak kabul edilir hale getirildi.
Özetle; bizler Binaların Yangından Korunması Hakkında Yönetmelik’in eksiklerinin giderilmesini beklerken, mevcut hali ile dahi uygulatılmamak için gerek kendi içinde ve gerekse de başkaca yönetmelikler değiştirilerek insan hayatını hiçe sayan uygulamaların önü açıldı.
Amacın yönetmelikte yazdığı gibi binaları yangından korumak olmadığı, yangından mal kaçırırcasına binalar yaparak rant geliştirmek isteyenlerin önünü açmak olduğu, mevcut binalara getirilen güvenlik önlemlerinin alınmaması için ara çözümlerin üretildiği bir süreci yaşadık ve yaşamaya devam ediyoruz.
Binaların Yangından Korunması Hakkında Yönetmelik’in bir an önce tüm tarafların görüşleri alınarak eksiklerin giderilmesi, işler kılınması için mesleki denetim mekanizmalarının tesis edilmesi gereklidir. Aksi halde günümüzde tesis edilen karmaşık yapılar başta olmak üzere yangına karşı yetersiz ve tekniğine uygun olmayan yasak savıcı önlemler ile can güvenliğini hiçe sayan yapıların sayısı daha da artacaktır.
İŞ EKİPMANLARI KONTROLÜNDE MÜHENDİS YETKİSİ YOK SAYILAMAZ!
EMO Basın- Elektrik Mühendisleri Odası (EMO), mühendislerin aldıkları eğitim ve mesleki bilgilerini yok sayan İş Ekipmanlarının Periyodik Kontrollerini Yapmaya Yetkili Kişilerin Kayıt ve Eğitimlerine İlişkin Tebliğ’e karşı iptal ve yürütmesinin durdurulması istemiyle Danıştay’a başvurdu. EMO Yönetim Kurulu tarafından konuya ilişkin olarak 8 Aralık 2017 tarihinde yapılan basın açıklamasında, mühendislere ilişkin yasalara aykırı olan ve Anayasa’daki çalışma özgürlüğünü kısıtlayıcı içeriğe sahip bu tebliğin uygulamadan kaldırılması gerektiği bildirildi. “Bu tebliğ ile bir firmada ücretli çalışanlara iş ekipmanlarının kontrolünü yapma yolunun açılması, bağımsızlık ve güvenilirliği zedeleyici olup; bu çalışanların işverenin isteği doğrultusunda rapor hazırlamaya zorlanmasına yol açacaktır” uyarısı yapılan basın açıklamasında, bu nedenle tebliğe karşı yargı yoluna gidildiği belirtildi. Öncelikle konuya ilişkin çıkarılan yönetmelikle mühendislerin yanında “teknik öğretmen, tekniker ve yüksek teknikerlerin” de periyodik kontrol yapabilecek meslek grupları olarak sayıldığı anımsatılarak şu görüşler dile getirildi:
“1 Ekim 2017 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan tebliğde, aldıkları eğitim ve mesleki farklılık gözetilmeksizin periyodik kontrol yapacak kişilerin aynı eğitimi alması ve aynı sınava tabi tutulması öngörülmüş, ayrıca eğitim verecek kamu kurum ve kuruluşlarına da Personel Belgelendirme Kuruluşu (PBK) olup en az 5 yıl akredite olmuş olma zorunluluğu getirilmiştir. 3795 sayılı Bazı Lise, Okul ve Fakülte Mezunlarına Unvan Verilmesi Hakkında Kanun’a göre ‘lise üstü 2 yıl süreli yüksek teknik öğretim görenlere tekniker, lise üstü 3 yıl süreli
yüksek teknik öğretim görenlere yüksek tekniker’ unvanı verilmekte; oysa mühendisler 4 yıllık eğitim sonrasında mesleki unvanlarını almaktadırlar. Zaten aldıkları eğitimin içeriği ve buna bağlı olarak sahip olabildikleri unvan da farklıdır. Yine 5544 sayılı Mesleki Yeterlilik Kurumu Kanunu ile teknik ve mesleki alanlarda yeterliliklerin belirlenmesi, belgelendirme ve sertifikalandırmayla ilgili kurallar düzenleme altına alınırken, mühendisler bu kanun dışında olup mühendislik mesleğine giriş kuralları 3458 sayılı Mühendislik ve Mimarlık Hakkında Kanun ile saptanmıştır.”
Tebliğ ile getirilen eğitim ve sınav koşulunun mühendislerin zaten mesleki alanı içerisinde yer alan faaliyetleri yürütmesini engelleyici bir içerik oluşturduğu belirtilen açıklamada, “Kaldı ki mühendislerin mesleki unvanlarını kazandıktan sonra alacakları eğitimler ancak meslek içi eğitim kapsamında olup; üye oldukları meslek örgütlerinden bu eğitimleri zaten alabilmektedirler. Mühendis unvanı kazananların mesleki yetkilerini kullanma hakları da 6235 sayılı Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği Kanunu ile güvence altına alınmıştır” denildi. Açıklamada dava dilekçesine ilişkin şu bilgiler verildi:
“EMO’nun dava dilekçesinde tüm bu yasal düzenlemeler kapsamında mühendislerin hak ve yetkileri ortaya konularak, mühendislerin mesleki faaliyetlerini yürütebilmeleri için dava konusu edilmiş yönetmelik ve tebliğ ile yasal mevzuat dışında herhangi bir belge aranması ve ilave eğitim şartı getirilemeyeceği vurgulanmıştır. Ayrıca söz konusu eğitim ve sınava ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın yasalarla belirlenmiş görev ve yetkisinin olmadığı belirtilerek, meslek içi eğitim niteliği dışında mesleğin yapılmasının önkoşulu olarak meslek içi eğitim verme görevi bile olmayan kurum ve kuruluşların eğitim vermelerine yönelik düzenlemenin hukuka ve kamu yararına aykırılığı vurgulanmıştır. Dilekçede, Bakanlığa bağlı İş Sağlığı ve Güvenliği Araştırma ve Geliştirme Enstitüsü’nün mühendislere eğitim verecek kuruluş olarak belirlenmesi; diğer eğitim verecek kurum ve kuruluşların bakanlık tarafından belirlenecek olması; Enstitü ve üniversiteler dışındaki kurum ve kuruluşlara en az 5 yıllık PBK olma koşulu getirilmesinin de hukuka aykırılığı anlatılmıştır.”
Açıklamada, EMO’nun tebliğde yer alan özel işyerleri bünyesinde hizmet akdi ile çalışanların, çalıştıkları işyerinde ve aynı işverene ait olan şirketler grubu bünyesindeki diğer işyerlerinde periyodik kontrol gerçekleştirebilmelerini sağlayan düzenlemeye de itiraz ettiği belirtildi. Buna göre kontrol yapan kişinin kendi faaliyetlerini kontrol etmesi ya da işverenin isteği doğrultusunda rapor düzenlemek zorunda kalması riskine dikkat çeken EMO, özellikle periyodik kontrolleri gerçekleştiren kişilerin, öğeleri tasarlayan, üreten, tedarik eden, kurulumunu yapan, satın alan, sahibi, kullanıcısı veya bakımını yapanlar olamayacağını vurguladı.
NEOLİBERAL KURUMLAR KAVRAMLAR ve ASGARİ ÜCRET
Avukat Nurten Çağlar Yakış [email protected]
Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) ile Elektrik Mühendisleri Odası (EMO), mühendislik hizmetlerinin gereğinin yerine getirilmesine yönelik her türlü düzenleme ve koşulları sağlamak üzere hareket etmekle görevli olup; bu görevini yerine getirmek için meslektaşlarını ve hizmetten yararlananları, hatta “kamu hizmeti” kapsamında bu hizmetlerin denetlenmesini yürüten kamu görevlilerini de bağlayan mevzuat yayımlamaktadır.
Bu kapsamda mühendislik hizmetlerinin ederinin hizmetin gerekliliğini karşılayacak ölçüde olması da bir zorunluluktur. Buna yönelik olarak halen TMMOB ve EMO bünyesinde aşağıdaki mevzuat işletilmektedir:
-TMMOB Asgari Ücret ve Çizim Standartları Tespit Komisyonu ve Kontrol Bürolarının Kurulmasına İlişkin Yönetmelik. -TMMOB Serbest Mühendislik ve Mimarlık Hizmetleri Asgari Ücret Yönetmeliği. -TMMOB SMM Hizmetleri ve Asgari Ücret-Asgari Çizim ve Düzenleme Esasları Yönetmeliği. -EMO Serbest Müşavir Mühendislik Hizmetleri Yönetmeliği. -EMO En Az Ücret ve Mesleki Denetim Uygulama Esasları Yönetmeliği.
Bu yönetmeliklerin iptali istemiyle davalar açılmış, son olarak Danıştay 8. Dairesi’nce TMMOB ve EMO’nun düzenlemelerinin hukuka uygunluğu tescil edilmiştir. Danıştay’ın kararında şöyle denilmiştir:
“…Bu durumda, üyelerinin hak ve menfaatlerini korumakla yükümlü bir kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşu olan Elektrik Mühendisleri Odasınca elektrik mühendisleri arasında rekabet yaratılarak elektrik mühendisliği hizmetinin sunumunda niteliğin düşmesinin önüne geçilmesi ve üyelerinin hak ve menfaatlerinin korunması amacıyla getirilen en az ücret düzenleme ve denetleme yetkisi veren dava konusu düzenlemelerde, üst hukuk normlarına ve kamu yararına aykırılık bulunmamaktadır.”1
Kararın gerekçesinde kamu yararına vurgu yapılması özlenen bir durumdur. Sosyal hukuk devleti ilkesinin unutulduğuna inandığımız bir iklimde böyle bir karar sevindiricidir. Ayrıca kararda, Anayasa’nın 123, 135 ve 6235 sayılı Yasa’nın amaç maddesine kuvvetli vurgu yapılması kararın hukukiliği konusunda tartışmaya yer bırakmamıştır.
2000’li yıllara kadar sorun olmayan asgari ücret belirleme yetkisi, 1999 yılından sonra sermaye açısından sorun olarak hem Rekabet Kurumu hem de yargı önüne taşınmaya başlanmıştır. Tabii olarak, bunda neo-liberal kavramların taşıyıcılığını üstlenen üniversiteler içindeki çevrelerin de katkısını görmezden gelemeyiz: Rekabet Kurumu’nun, bağımsız idari otorite olduğu, rekabeti önleyen tüm düzenlemelerin -yasal düzenleme olsa dahi- soruşturma konusu yapılarak iptal edilmeleri gerektiğinin epeyce bayraktarlığını yapmışlardır. Rekabet Kurulu, deyim yerindeyse elini serbest bırakmadığı için eleştirilmiştir. İktidar, neo-liberal politikaların uygulamasında teorisyenlerin aklına dahi gelmeyen uygulamalar içine girince, bu çevrelerin daha özel çaba harcamalarına gerek kalmamıştır. Ama bu çevreler, yıllarca gerek Danıştay gerekse meslek kuruluşları ve STK’ları tarafından organize edilen toplantı ve sempozyumlarda rekabet hukukunun güzellemesini yapmışlardır. Belli çevrelerde ve yargıda fikri bir temel oluşturmayı başarmışlardır.
TMMOB Rekabet Kurumu ile Nasıl Tanıştı?
Rekabet Kurumu, İzmir Ticaret Odası’nın 1999 tarihli “meslek odalarınca belirlenen asgari ücretin piyasa fiyatlarının 3-5 katı olduğu, belirlenen asgari ücretin altındaki projelerin mesleki denetimden geçmediği, bu nedenle, piyasada fiyatların arz ve talebe göre oluşumunun engellendiği bu suretle piyasadaki rekabetin yok edildiğini, bu uygulamanın Rekabet Yasasına aykırı olması…” biçimindeki başvurusunda ileri sürülen gerekçeleri dikkate alarak TMMOB hakkında, 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkındaki Yasa’nın 4. Maddesi’ni ihlal ettiği gerekçesiyle ön araştırma yapılmasına karar verir.2
Ön araştırma evresini geçirdikten sonra, Rekabet Kurulu’nun 11 Temmuz 2000 tarihli toplantısında soruşturma açılmasına3 ve soruşturma sonucunda ise hem para cezasına
1 Danıştay 8. Daire, 01.06.2017 tarih 2012/2186 E., 2017/4570 K. 2 Rekabet Kurulu, 00-17/170-90 sayılı karar 3 Rekabet Kurulu, 11.07.2000 tarih 00-26/273-151 sayılı karar
hem de asgari ücretle ilgili düzenlemelerin ortadan kaldırılmasına karar verilmiştir.4
Söz konusu kararın önemli kısımları şöyle: “l-A) Meslek odalarına üye olan ve mühendislik, mimarlık ve şehir plancılığı gibi alanlarda hizmet üretip satan serbest meslek mensuplarının her birinin 4054 sayılı Kanun’un 3. maddesi anlamında ‘teşebbüs’ olduğuna, B)Haklarında soruşturma yürütülen Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği ile TMMOB Şehir Plancıları Odası’nın ihlal konusu eylemler bakımından 4054 sayılı Kanun’un 3. maddesi anlamında ‘teşebbüs birliği’ olduğuna, oybirliği ile, teşebbüs birliği kararlarını 4054 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesinden ve Rekabet Kurulu’nun teşkilatını oluşturduğunu 1997/6 sayılı Tebliğ ile bildirmesinden sonra da ortadan kaldırmayarak devam ettirmesi suretiyle 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesini ihlal ettiğine oybirliği ile; b) Bu eylemi nedeniyle, aynı Kanun’un 16. maddesinin ikinci fıkrası ve 2002/1 sayılı Tebliğ gereğince ve takdiren cezanın asgari tutarı olan 5.816.109.312. TL para cezası ile cezalandırılmasına oyçokluğu ile; karar verilmiştir. …. 3- Ayrıca Kanun’un 16. maddesi üçüncü fıkrası uyarınca, bildirim süresi sonu olan 05.05.1998 tarihinde Yönetim Kurulu’nda bulunan Ertuğrul Ünlütürk, M. Naci Temeltaş, Tansel Timur, Arif Attila, Reşat Ünal, Güzin Göker, Murat Gökdemir, M. Yüksel Barkurt, Ayfer Eğilmez, M. Fikret Özbilgin, Nergiz Bilgin, Mahmut Kiper, İsmail Küçük, Yavuz Önen, Sezai Kaya, A. Betül Uyar, Ü. Nevzat Uğurel ve Ziya Özek’e de her birine ayrı ayrı olmak üzere, bu cezanın %5’i olan 72.701.366 TL. İdari para cezası verilmesine oyçokluğu ile; 4-Bağlı Odaların üyesi olan teşebbüslerin verdikleri hizmetlere karşılık alacakları bedellerin en alt sınırının belirlenmesini ve buna aykırı davranışların cezalandırılmasını öngören karar, düzenleme ve uygulamalarının 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesini ihlal etmesi nedeniyle, aynı Kanun’un 9. maddesinin ilk fıkrası uyarınca, rekabetin tesisini ve ihlalin giderilmesini temin etmek üzere; a) Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği’nin yasal dayanağı olmaksızın, kendisine bağlı odalar aracılığıyla odaya üye olan teşebbüslerin asgari ücret bedellerinin belirlenmesini zorunlu kılan ve bunun altında ücretle hizmet verilmesini yasaklayan karar ve uygulamalarına derhal son vermesine; ...”
Yukarıdaki karar, Danıştay nezdinde dava konusu edilmiş ve yürütmenin durdurulması kararı esasa ilişkin iken karar usul yönünden iptal edilmiştir.5 Rekabet Kurumu, dava reddedilince ilgili yönetmeliklerin iptali istemiyle yeni bir dava açmıştır. Bu dava önce menfaat yokluğu gerekçesiyle reddedilmiş;6 bu gerekçe bozulunca, süre yönünden bir kez daha reddedilmiştir.7 Bu dava temyiz aşamasında olup,
4 Rekabet Kurulu, 22.01.2002 tarih 02-04/40-21 sayılı karar, 5 Danıştay 13.Daire 2005/5021 E., 2005/4744 K. 6 Danıştay 13. Daire 2008/655E., 2012/2752 K. 7 Danıştay 13.Daire 2016/3930 E.,2017/1634 K.
Rekabet Kurumu’nun yanı sıra lobi faaliyeti yapan rekabet hukukçularının da bu davanın peşini bırakmadıklarını görüyoruz.
Sorun nedir? Genel idare içinde yer alan meslek kuruluşları nasıl teşebbüs birliği olmuşlardır?
TMMOB “Teşebbüs” Değildir!
Bilindiği üzere, Anayasa’nın 135. Maddesi’nde tanım bulan meslek kuruluşları, genel idare içinde yer alan kamu tüzelkişiliğine sahip idarelerdir. Hal böyle olunca, Rekabet Kurumu ile meslek kuruluşları arasında bir ast-üst ilişkisi bulunmamaktadır. Hatta Rekabet Kurumu’nun kendisi Anayasal bir kuruluş değildir.
4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Yasa, Ortaklık Konseyi Antlaşması’na dayanılarak hazırlanmış bir yasadır. 4054 sayılı Yasa’nın kaynağı olan AET Antlaşması’nın işletmelere uygulanacak kuralları düzenleyen 85. Maddesi’nde “işletmeler” ve “işletme birlikleri” kavramı kullanılmasına karşın, 4054 sayılı Yasa’da teşebbüs kavramı kullanılmıştır. AET Antlaşması’na göre rekabet hukukunun öznesi işletmelerdir. Bunun doğal sonucu da 4054 Sayılı Yasa’nın da öznesi işletmelerdir.
Serbest meslek icra eden mühendis, mimar ve şehir plancıları sermayeye bağlı olmadan, aldıkları eğitim sonucu ihtisas konularına göre hizmet vermektedirler. Bu nedenle Ticaret Odalarına üye teşebbüslerden farklı bir zeminde faaliyet göstermektedirler. Ticaret Odaları’na kayıtlı üyelerin niteliği ticaretle iştikal etmelerinden ya da sermaye şirketleri olmalarından kaynaklanırken, TMMOB bünyesindeki Odaların üyeleri belli eğitimi almış meslek mensubu gerçek kişilerden oluşmaktadır. Bu nedenle üyeleri teşebbüs, TMMOB’ni de teşebbüs birliği olarak nitelemek olanaklı değildir.
İdare Hukuku İmtiyazı Rekabet Kurumlarını da Bağlar Rekabet Kurulu, Avrupa uygulamalarını örnek göstererek kararını gerekçelendirmiştir. Oysa Avrupa uygulamalarında rekabet kurumlarının yetkisinin sınırlı olduğuna ilişkin yargı kararları mevcuttur.
İspanya’da Rekabet Otoritesi, “Ticari Müşavirler Milli Konseyi’nin (Consiglio Nazionale dei Dottori Commercialist-CNDC)” ile “Muhasebeciler ve Ticari Eksperler Milli Konseyi’nin (Consiglio Nazionale dei Ragionieri e Periti Commerciali-CNRPC) üyelerinin mesleki hizmetleri karşılığı uygulayacakları tarifeyi belirlemenin, 287 sayılı Yasa anlamında anlaşarak fiyat belirleme olduğuna, ayrıca her
iki milli konseyin aynı tarifeyi uygulamalarının da Yasa’nın aynı hükmüne aykırı koordinasyon oluşturduğuna karar vermiştir. Anılan karara karşı iptal davası açılmıştır. Lazio İdare Mahkemesi, Rekabet Otoritesi’nin kararını “CNDC ile CNRPC’nin ücret belirlemesi düzenleyici bir idari işlem ile ortaya çıktığından, yapılan bu işlemin rekabeti bozucu yönü olsa da, bu ancak o işlemin hukuka uygunluğunun yetkili yargı yerlerince denetimi sırasında değerlendirilebilir. Rekabet Otoritesi, meslek kuruluşlarının kararnameden ayrılmayan davranışını incelemek suretiyle yetki alanı dışına çıkmıştır” gerekçesi ile iptal etmiştir. Bu karardan da anlaşılacağı üzere, “bağımsız idari otorite” olarak tanımlanan rekabet otoritelerinin Avrupa ülkelerinde de, kamu ve idare hukukunun temel ilkelerini ihlal etme imtiyazları bulunmamaktadır.
Teknik Mesleklerin Doğasından Gelen Kamusal Zorunluluk Hizmet alanlar, uzmanlık alanları olan mimarlık ve mühendislik hizmetinin kalitesini ücreti baz alarak değerlendiremezler. Mühendislik ve mimarlık mesleği uygulamaları, bilgi ve beceri gerektiren ve bireylerin ve toplumun güvenliğini ve sağlığını doğrudan etkileyen uygulamalardır. Bu nedenle de yetkili kişiler tarafından ve temel teknik kriterler göz önünde bulundurularak yerine getirilmesi zorunludur. Bu çerçevede mimarlık ve mühendislik hizmetlerinin kalitesi yaşamsal bir önem taşımaktadır. Standart ve rutin bir iş olmaması, bilimsel ve teknik yönünün ağır basması nedeniyle, verilecek hizmetin kalitesinin bu hizmetlerden yararlananlarca belirlenmesi zordur. Hizmeti talep edenler, günlük kullandığı mal ve hizmetlerde olduğu gibi mühendislik hizmetlerini alternatiflerini kullanarak kontrol etme ya da karşılaştırma şansına sahip değildir. Bu nedenlerle, hizmet talep edenlerin mühendislik hizmetinin kalitesini ücreti baz alarak değerlendirmesi olanaklı değildir.
Asgari Ücret Yetkisinin AB’ye Aykırılığı İleri Sürülemez Avrupa ülkelerinde mimar ve mühendis örgütlerinin asgari ücret belirleme yetkileri vardır. Mimar ve mühendislerin teşebbüs sayılıp sayılmayacakları ve dolayısıyla TMMOB’nin bir teşebbüs birliği olarak nitelendirilip nitelendirilmeyeceği neo-liberal çevrelerin
başlattığı bir tartışma konusudur. Ancak teşebbüs birliği olsun ya da olmasın, TMMOB’nin asgari ücret belirleme yetkisine yönelik olarak Rekabet Kurulu tarafından getirilen eleştirinin, Avrupa Birliği normlarına aykırılık iddiasına dayandırılması, tümüyle bir bilgi eksikliğinden kaynaklanmaktadır.
- Belçika’da, Belçika İnşaat-Ziraat Mühendisleri Birliklerinin Kraliyet Federasyonu (FABİ) ve Flaman Mühendisler Birliği (KVIV) adı altında mimar ve mühendisleri temsil eden iki örgüt vardır. Anılan örgütler, mimar ve mühendislik işleri için asgari ücret tarifeleri hazırlamakla sorumludurlar. - Yunanistan Teknik Odası, mühendislerin üst örgütü olarak anılan meslek mensuplarını temsil eden birliktir. Teknik Oda, mühendislik proje firmalarında inşaat mühendislik tasarımları için asgari ücretin hesaplanmasında genel yöntemi belirlemektedir. Bu yöntemde, Bayındırlık, Çevre ve Kent Planlama bakanlıklarının belirlediği inşaat birim fiyatı ile inşaat alanı ve sınıfı belirli katsayılarla çarparak proje ücreti bulunur. Bu genellikle inşaat maliyetinin bir yüzdesini teşkil eder. İnşaat ruhsatı alma işlemlerinde zorunlu bir ücret vardır. - İtalya’da mühendislerin örgütü Ulusal Mühendisler Birliği adını taşımakta olup, iller bazında örgütlenmişlerdir. Ulusal düzeyde belirlenmiş olmayan mühendislik hizmetleri ücretini il örgütlerinin belirleme yetkileri vardır. Anılan örgüt, mühendislik ve mimarlık ücretleri konusunda hükümete ve kamu yönetimlerine danışmanlık yapmakla yetkilidirler. - Almanya’da da 1984 tarihli Mimarlık Yasası’nda en az ve en yüksek ücreti belirleme yetkisi tanınmıştır.
Asgari Ücret ve Kamu Yararı
Asgari ücret belirleme yetkisi, kamu yararı için verilmiş bir yetkidir. Avrupa Birliği ülkelerinde, ilgili kurumlarca uygulanan asgari ücret belirleme yetkisinin dayandırıldığı gerekçe “kamu yararı”dır. Kamu yararı baz alındığında, TMMOB’nin görev ve fonksiyonları ülkemiz için AB ülkelerinden çok daha yaşamsal bir önem arz etmektedir.
Doğa olaylarının ülkemizde felakete dönüşmesindeki en önemli etkenlerden biri de kamu ihalelerinin, Mimarlık ve Mühendislik Hizmetleri Şartnamesi’nde belirlenen ücretin altında yapılıyor olmasıdır. Kamu ihalelerinde en çok fiyat kırana ve sübjektif kriterler baz alınarak veriliyor olması, ihaleyi alanın kar etmek saikiyle malzemede, mimarlık ve mühendislik hizmetlerinde kalite aramamasına yol açmaktadır. Buna kamusal denetimde yaşanan yetersizlikleri de eklediğimizde toplumu tehdit eden ortamın nasıl oluştuğu kolaylıkla anlaşılabilir. Bu nedenle, yapı süreci kamu güvenliğini yakından ilgilendirdiğinden bu alanda TMMOB’nin hizmet kalitesinde asgari ücret belirlemesi ve üye denetimi yapması kamu yararına bir uygulama olarak görülmelidir.
Avrupa uygulamalarında rekabeti bozucu bir düzenleme olarak görülmeyen asgari ücret tarifelerinin, Rekabet Kurulu’nca soruşturma konusu yapılması ve rekabeti bozucu uygulama olarak görülmesi düşündürücüdür.
Avrupa Birliği ülkelerinde yürürlükte olan rekabeti düzenleyici kuralların, üye devletler arasındaki engelleri kaldırarak bütünleşmeyi sağlamak hedefi dışında tüketiciyi
korumak gibi önemli bir amacı daha vardır. Nitekim AET Antlaşması’nın 90/2 fıkrası, “Genel ekonomik yarara ilişkin hizmetlerin işletilmesiyle yetkilendirilmiş veya gelir üretme tekeline sahip işletmeler, bu antlaşmada yer alan kurallara özellikle rekabete ilişkin kurallara, bu kuralların kendilerine verilen özel görevlerin yerine getirilmesine hukuken veya gerçekte engel olmadığı sürece, tabi olacaktır. Ticaretin gelişmesine topluluğun çıkarlarına karşı olacak şekilde engel olunmayacaktır” hükmüyle rekabet hukukuna kısıtlamalar getirileceği öngörülmüştür. Oysa Türkiye’de 4054 sayılı Yasa’da bir istisnanın yer almadığı “rekabet hukuku” alanında yaşanan tartışmalarda öne sürülmektedir.
Avrupa Birliği’ne üye ülkeler, rekabet hukukunda kamu yararı lehine bir takım kısıtlamalar yapılabileceğini kabul etmişken, Türkiye’de Rekabet Kurulu’nun “kamu yararı”, “kamu güvenliği”, “kamu hizmeti” gibi kavramları ve Anayasa’da belirlenen sosyal hukuk devleti ilkesini referans almadığını görmekteyiz. Rekabet Kurulu’nun, kendisini bu kavramlarla kısıtlamazken, verdiği kararlarda “kanunen tanınmış yetki”, “bakanlık emri” ya da “KHK emri” gibi kavramlarla yetkisini sınırlama yoluna gittiğini görmekteyiz.
Aranan Kaliteli Hizmet Nerede?
Serbest mimar ve mühendisler ücretlerini serbestçe belirlemeleri durumunda, hizmet kalitesinin artacağı savı, söz konusu hizmetin niteliğini kavrayamamaktan kaynaklanmaktadır. Avrupa uygulamalarında, merkezi ve diğer kamu kuruluşlarının, mimarlık ve mühendislik örgütlerinin kendi görev alanlarına ilişkin bir müdahalesi söz konusu değildir. Avrupa’da bir yapının maliyet bedelinin yüzde 18’ine yakın kısmını mimarlık ve mühendislik hizmet bedelleri oluştururken, ülkemizde bu oran yüzde 6’nın altındadır. Eğer serbest rekabet kuralları bu ülkelerde ücretin düşmesine neden olsaydı, bu oranın yüzde 6 altında seyretmesi gerekirdi. Ülkemizde, mimarlık ve mühendislik hizmetlerinin değeri asgari ücret uygulanmasına karşın bu alanda mühendislik örgütlerinin yetkisi dışında kalan denetim ve kamu gücünün etkin kullanılmamasından dolayı çok düşüktür. Buna rağmen mühendislik hizmetlerinin ücretlerinin yüksekliğinin ülkemizin bu alandaki rekabet yeteneği üzerinde olumsuz etkilerde bulunduğuna ilişkin iddiaların kalkınma planları tartışmalarına yansıdığı görülmektedir.
İşte yazının başında yer verdiğimiz Danıştay 8. Dairesi’nin 1 Haziran 2017 tarihli kararı bu tartışmalara hukuki açısından son noktayı koyacak içeriktedir.
MESLEKİ DENETİM ve EN AZ ÜCRET UYGULAMALARI
EMO Basın- Mesleki denetim ve en az ücretle ilgili uygulamaların hukuka uygunluğu yargı kararlarıyla da saptandı. EMO üyelerine, Danıştay 8. Dairesi’nce verilen 8 ayrı kararın aktarıldığı bir mektup gönderdi. Mektupta, mesleki denetim ve en az ücretle ilgili uygulamaların meslek ve meslektaşların yararına sonuçları dikkate alındığında, üyelerin gereken duyarlılığı göstereceklerine inanıldığı belirtildi.
Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) Yönetim Kurulu tarafından, 23 Ocak 2018 tarihinde EMO üyelerine e-posta ile gönderilen mektupla, EMO’nun mesleki denetim uygulaması ile mesleki hizmetlerin karşılığı olan en az ücret belirlemesine ilişkin açılmış olan davalar hakkında bilgi verildi. Mesleki denetimle ilgili olarak TMMOB Ana Yönetmeliği, TMMOB Disiplin Yönetmeliği, EMO Ana Yönetmeliği, EMO Serbest Müşavir Mühendislik Hizmetleri Yönetmeliği, EMO En Az Ücret ve Mesleki Denetim Uygulama Esasları Yönetmeliği ile diğer bazı yönetmeliklerin “mesleki denetim” ve en az ücret belirlemesine yönelik maddelerinin iptali istemiyle çeşitli davalar açıldığı anımsatıldı.
Danıştay 8. Dairesi’nce verilen 8 ayrı kararda TMMOB ve EMO’nun mesleki denetim ve en az ücret ile ilgili düzenlemelerin değerlendirildiği kaydedilen mektupta, EMO’nun mesleki denetim uygulaması ile mesleki hizmetlerin karşılığı olan en az ücret belirlenmesinin hukuka uygunluğunun bir kez daha kapsamlı olarak teyit edildiği açıklandı. Mektupta şöyle denildi:
“Ayrıca Odamız üyelerinin mesleki denetim yaptırmamaları nedeniyle almış oldukları Onur Kurulu cezalarının iptali istemiyle açılan davalar da reddedilmekte, kararlarda EMO’nun mesleki denetimle ilgili kurallarına uyulması zorunluluğu vurgulanmaktadır. Mesleki denetim ve en az ücretlerle ilgili kuralların mesleğimizin ve meslektaşlarımızın yararına sonuçlar doğurduğu gözetildiğinde, tüm meslektaşlarımızın gerekli duyarlılığı göstereceğine inanıyoruz.”
Mektupta, EMO’nun mesleki denetim ve en az ücret belirleme yetkisinin hukuka uygunluğunu bir kez daha kapsamlı olarak teyit eden Danıştay kararları şöyle özetlendi:
“Danıştay 8. Dairesi’nin EMO’nun mesleki denetim yapma yetkisiyle ilgili değerlendirmeleri şu şekildedir: - Anayasa ve Yasa kuralları uyarınca meslek odalarının; gerek üyelerinin gerekse de soyut olarak mesleğin
onurunu ve mesleki disiplini korumak, mesleğin gelişimini sağlamak, mesleğin icrasında uyulacak ilke ve kuralları saptamak hususlarında görev ve yetki sahibi olduğu tartışmasızdır. - Davacı tarafından, Anayasa ve yasalarda meslek birlikleri ve bağlı odalara, mesleki denetim konusunda verilmiş hiçbir yetki bulunmadığı öne sürülerek dava konusu düzenlemelerin iptali talep edilmekte ise de; meslek odalarının yukarıda yer alan yasal düzenleme uyarınca, mühendislik ve mimarlık mesleği mensuplarının, müşterek ihtiyaçlarını karşılamak, mesleki faaliyetlerini kolaylaştırmak, mesleğin genel menfaatlere uygun olarak gelişmesini sağlamak üzere meslek disiplinini ve ahlakını korumak için gerekli bir kısım ilkeler belirleyebileceği açık olmakla, TMMOB ve bağlı odaların mesleki denetim yapmasında mevzuata aykırılık bulunmamaktadır. - Elektrik mühendisi unvan ve yetkisi ile mesleki faaliyette bulunulurken, mesleki davranış ilkelerine ve meslek etiğine uygun sürecin işletilmesi, kurumsal işleyişin ve bütünselliğin sağlanması gerekliliği nedeniyle Elektrik Mühendisleri Odası’nın, kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşu olmasından kaynaklanan mesleki faaliyetin içeriğine ilişkin olmamak koşulu ile üyeleri üzerinde mesleki denetim görev ve yetkisinin bulunduğu kuşkusuzdur. - 6235 sayılı Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği Kanununun 2. Maddesinin (b) fıkrası uyarınca, meslek odaları, meslek mensuplarının, müşterek ihtiyaçlarını karşılamak, mesleki faaliyetlerini kolaylaştırmak, mesleğin yerel menfaatlere uygun olarak gelişmesini sağlamak üzere meslek disiplinini ve ahlakını korumak için gerekli gördüğü birtakım kurallar koyabilir. - Bu denetimin meslek mensubunun sunduğu hizmetin içeriğinin denetlenmesi yahut meslek mensubunun yeterliliğinin denetlenmesi niteliğinde olmaması, meslek mensubunca bulundurulması gerekli bazı belge ve bilgilerin bulundurulup bulundurulmadığı, meslek mensubunun Oda üyelik kaydının bulunup bulunmadığı, kısıtlılığının olup olmadığı, bürosunun tescilini yaptırıp yaptırmadığı gibi mesleki disiplini sağlamaya yönelik şekli bir denetim niteliğinde olması gerektiği… - Bu denetim sırasında odanın hizmetin mevcut mevzuat ve standartlara uygunluğu yönünden bir denetleme yapılabileceğinde kuşku bulunmamaktadır. - Anılan Yönetmelik maddeleri ile getirilen denetimin içerik denetimi olmayıp, şekli nitelikte bir denetim olduğu anlaşılmakta olup, iş bu Yönetmelik maddelerinde hukuka aykırılık bulunmamaktadır. - Mesleki denetimin tanımı, kapsamı, şekli ile ilgili dava konusu düzenlemeler ile getirilen denetimin şekli nitelikte bir denetim olduğu, mesleki faaliyetin özünü zedeleyecek nitelikte faaliyetin içeriğinin denetlenmesine ilişkin olmadığı anlaşılmakta olup, Yönetmelik maddelerinde hukuka aykırılık bulunmamaktadır.
Danıştay 8. Dairesi’nin EMO’nun en az ücret belirleme yetkisiyle ilgili değerlendirmeleri ise şu şekildedir: - Meslek mensuplarının sundukları hizmet karşılığında alacakları ücret yönünden asgari standardı belirleyen bir tarifenin düzenlenmesi ve bu tarifeye uyulmasının denetimi noktasında meslek odalarının yetki sahibi olduğu da dikkate alındığında, mesleğin belli bir standart ile meslek onuruna yakışacak asgari bir ücret karşılığı yapılmasını sağlamak amacıyla asgari ücret belirlenmesi yönünde yetki verilmesine ilişkin Yönetmelik hükmü ve asgari ücret tanımının, 6235 sayılı Yasa ve Anayasada belirtilen yetkiler uyarınca, mesleğin genel menfaatlere uygun olarak gelişmesini sağlamak, meslek mensuplarının birbirleriyle ve halk ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni hakim kılmak üzere meslek disiplinini ve ahlakını korumak için gerekli gördüğü bütün teşebbüs ve faaliyetlerde bulunmak kapsamında bir düzenleme olduğu açıktır. - TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası’nın üyelerinin hak ve menfaatlerini korumak, üyeler arasında rekabet yaratılarak mühendislik hizmeti sunumunda niteliğin düşmesinin önüne geçilmesini sağlamak amacıyla üyelerinin sunduğu hizmetin karşılığı olan ücretin asgari sınırlarını tespit edebileceği hususunda kuşku bulunmamaktadır. - Meslek odasının asgari ücreti düzenleme ve denetleme yetkisi hizmetin gereği gibi ifa edilebilmesi ve kamu yararı açısından da bir zorunluluktur. Ayrıca, asgari ücret belirlenmesi, mühendisler ile hizmet sunduğu kişiler arasında, asgari ücretin altında olmamak şartıyla, serbestçe ücret belirlenmesine engel oluşturmamaktadır. - Üyelerinin hak ve menfaatlerini korumakla yükümlü bir kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşu olan Elektrik Mühendisleri Odası’nca mühendisler arasında rekabet yaratılarak hizmet sunumunda niteliğin düşmesinin önüne geçilmesi ve üyelerinin hak ve menfaatlerinin korunması amacıyla getirilen en az ücret düzenleme ve denetleme yetkisi veren dava konusu Yönetmelik hükmünde üst hukuk normlarına ve kamu yararına aykırılık bulunmamaktadır.”
İSTATİSTİKLERİ
ELEKTRİ K
Güncel elektrik istatistiklerine EMO İnternet Sitesinden şu bağlantıyı kullanarak erişebilirsiniz. http://www.emo.org.tr/genel/bizden_detay.php?kod=88369#.WdI_7FS0Pcs
ELEKTRİK PİYASASINA İLİŞKİN OLARAK YAYIMLANMIŞ OLAN MEVZUAT
RESMİ GAZETE RESMİ GAZETE
TARİH
SAYI
KURUM
KONU
AÇIKLAMA
30.09.2017 07.10.2017 18.10.2017
30196 30203 30214
18.10.2017 26.11.2017
30214 30252
26.11.2017
30252
EPDK EPDK EPDK EPDK EPDK EPDK EPDK
TETAŞ Tarafından Dağıtım ve Tedarik Şirketlerine Satışı Yapılan Aktif Elektrik Enerjisinin Toptan Satış Tarifesi Hakkında
Dağıtım ve Tedarik Şirketleri Tarafından 01.10.2017 Tarihinden İtibaren Serbest Olmayan Tüketicilere Uygulanacak Tarifeler
USUL ve ESAS KARARI
Elektrik Piyasası Dağıtım Sistemi Yatırımlarına İlişkin Usul ve Esaslarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kurul Kararı
USUL ve ESAS KARARI Elektrik Piyasası Dağıtım Sistemi Yatırımlarına İlişkin Usul ve Esaslarda Uygulama Kararı
TEİAŞ Primer Frekans Kontrol Birim Hizmet Bedeli
İletim Ek Ücreti hakkında
TEBLİĞ
Elektrik Piyasasında Dağıtım Bağlantı Bedellerinin Belirlenmesi Hakkında Tebliğ
Dağıtım Bağlantı Bedelleri
DEĞİŞİKLİK
Elektrik Piyasası Şebeke Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Yönetmelik
YÖNETMELİK
Elektrik Piyasası Yan Hizmetler Yönetmeliği
KİTA
Hazırlayan: Necla Dulkadiroğlu
P TANITIMI
Elektrik Mühendisleri Odası yayını olan kitaplara elektronik ortamda; http://kitap.emo.org.tr adresinden ya da EMO Yayın Birimi’nden ulaşabilirsiniz.
ENERJİ DÖNÜŞÜMÜ KONGRESİ BİLDİRİLER KİTABI
Hazırlayan: EMO Yayımlayan: EMO Yayın No: GY/2017/686 ISBN: 978-605-01-0479-8 Baskı: 1. Baskı, Ankara-Ekim 2017
Elektrik Mühendisleri Odası’nın (EMO) Fırat Üniversitesi’nin ev sahipliğinde, 21-22 Eylül 2017 tarihinde Elazığ’da düzenlediği, 1. Ulusal Elektrik Enerjisi Dönüşümü (EL-EN) Kongresi’nde sunulan bildiriler kitaplaştırılarak elektronik ortamda yayımlandı. Eser, güç elektroniği ve güç dönüşümünden akıllı şebekelere; yenilenebilir enerjiden elektrik makineleri ve endüstriyel sürücülere kadar uzanan birçok konuda başvuru kitabı niteliği taşıyor.
Kitapta, “Güç Elektroniği ve Güç Dönüşümü-1” konulu ilk oturum kapsamında, “Elektrikli Araçlar için 2.2 kW Gücünde Bir Kablosuz Güç Aktarım Sisteminin Tasarımı; 4650 kVA Kurulu Güce Sahip Bir Enerji Dağıtım Sisteminin ETAP Programı ile Analizi; Kondansatörler için Basitleştirilmiş Eşdeğer Seri Direnç Ölçüm Yöntemi” başlıklı bildirilere yer veriliyor. Daha sonra “Akıllı Şebekeler-1” başlıklı ikinci oturumda sunulan “Talep Cevabı ve Mikro Şebekelerdeki Rolü; Enerji Dağıtım Sistemlerinde Güneş Enerji Santrali Entegrasyonu ve Röle Koordinasyonu; Endüstriyel Kontrol Sistemi Çalışanlarında Bilgi Güvenliği Farkındalığı; Elektrikli Araçların Dağıtım Şebekesi Üzerindeki Harmonik Etkileri” konulu bildiriler paylaşılıyor. Devamında gelen “Akıllı Şebekeler-2” başlıklı üçüncü oturum kapsamında, “Enerji Depolama Sistemlerinin Farklı Kullanım Zamanlarının Elektrik Sistemine Olan Etkisi; Konutların Günlük Elektrik Güç Tüketimi Tahmini İçin Uygun Model Seçimi; Elektrikli Araçların Karbon Salınımı” başlıklı bildirilere yer veriliyor. “Yenilenebilir Enerji Elektrik Enerjisi Dönüşümü-1” konulu dördüncü oturumda da, “Dünyada ve Türkiye’de Rüzgar Türbin Teknolojileri; Elektrik İletim Operatörleri için DigSilent PowerFactory™ ve Siemens Simatic WinCC™ SCADA Yazılımı Entegrasyonu ile Geliştirilen Eğitim Simülatörü” başlıklı bildiriler aktarılıyor.
“Güç Elektroniği ve Güç Dönüşümü-2” başlıklı beşinci oturum kapsamında, “Güç Elektroniği Dönüştürücüleri için Adaptif Histerezis Akım Kontrol Yönteminin Geliştirilmesi; Zaman Gecikmeli Yükselten DA-DA Dönüştürücülerin Kararlılık Analizi; Şebekeye Bağlı İnverterlerde LCL Filtre Tasarımı; Batarya Modelleri ve Şarj Durumu (SoC) Tahmini” bildirileri okuyucuya aktarılıyor. “Akıllı Şebekeler-3” konulu altıncı oturum kapsamında da, “Yeni Bir Çevrimiçi Elektrik Enerji Kalitesi İzleme Cihazı; Elektrik Dağıtım Şebekelerindeki Hat Kopukluğu Arızasının Yeni Nesil Koruma Röleleriyle Tespit Edilmesi; Arabadan Şebekeye Aktarım Tahmin Yöntemi Kullanılarak Rüzgar Enerjisi Entegrasyonu Etkinliğinin Artırılması; Raylı Sistemlerde Orta Gerilim Elektrifikasyon Sisteminin Modellenmesi ve Besleme Senaryolarının Belirlenmesi” başlıklı bildirilere yer veriliyor.
“Güç Elektroniği ve Güç Dönüşümü-3” konulu yedinci oturum kapsamında; “Kısmi Güç ile Düzenleme Yapan Yeni bir Da/Da Dönüştürücü Tasarımı; Dsp ile Kontrol Edilen Üç Seviyeli Interleaved NPC Dönüştürücüsünün Tasarım ve Uygulaması; Yaygın Faz Dönüştürücülerinin Karşılaştırmalı Değerlendirilmesi;
İki Çıkışlı Flyback Dönüştürücü Tasarımı ve Analizi” başlıklı bildiriler aktarılıyor. “Elektrik Makinaları, Endüstriyel Sürücüler ve Denetimi-1” konulu sekizinci oturumda ise “Yüksek Hızlı Asenkron Motorların Farklı Rotor Yapıları için Analizi; Endüstriyel Uygulamalarda Kullanılan Asenkron Motorlarda IE2 Verim Sınıfından IE4 Verim Sınıfına Geçiş Amaçlı Uygulama; Elektromekanik Enerji Dönüşüm Prensipleri Denklemlerinden Yararlanarak Elektrik Motorlarının Tork Analizi; Asenkron Motorların Hız-Algılayıcılı Doğrudan Vektör Kontrolü İçin İndirgenmiş Dereceli Genişletilmiş Kalman Fitresi Tabanlı Stator ve Rotor Direnci Kestirimi” başlığı ile sunulan bildiriler paylaşılıyor.
Kitapta “Elektrik Makinaları, Endüstriyel Sürücüler ve Denetimi-2” başlıklı dokuzuncu oturum kapsamında; “Sürekli Mıknatıs Doğrusal Senkron Motorun Uzay Vektör Darbe Genişlik Modülasyonu Tekniği ile Modellenmesi ve Hız Kontrolü; Bir Doğrusal Sürekli Mıknatıslı Senkron Motorun Manyetik Eşdeğer Devre ve Sonlu Eleman Analizi Tabanlı Tasarımı; Manyetik Rezonanslı Kuplaj ile Kablosuz Enerji Transferinde Hizalanmış ve Hizalanmamış Durumların Limitlerinin İncelenmesi; Sürekli Mıknatıs Destekli Senkron Relüktans Motorlarda Mıknatıs Yerleşiminin Performansa Etkisi; Tümleşik Modüler Motor Sürücü Sistemi Tasarımı” bildirileri sunuluyor.
Daha sonra “Yenilenebilir Enerji-Elektrik Enerjisi Dönüşümü-2” başlıklı onuncu oturumda sunulan “Rüzgar Enerji Dönüşüm Sistemlerinde Finsler Geometrisi Tabanlı Yeni bir Yaklaşım; Türkiye Elektrik Şebekesinin Alçak Gerilim Sisteminin Fotovoltaik Sistemlerin Varlığında Değerlendirilmesi; 1 MW’lık bir Güneş Enerji Santralinin 1 Yıllık Performans Analizi; Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Kampüsü için Tasarlanmış bir AA Mikro Şebekede Enerjinin Optimal Yönetimi” konulu bildiriler paylaşılıyor. Kitapta yer alan “Elektrik Makinaları, Endüstriyel Sürücüler ve Denetimi-3” başlıklı son oturum kapsamında ise “Sürekli Mıknatıslı Fırçasız Senkron Motorun Uzay Vektör Darbe Genişlik Modülasyonu ile Hız Denetiminde Hareket Profillerinin Karşılaştırılması; Senkron Relüktans Motor Kontrolü; Asenkron Makinaların Değişken Anahtarlama Noktalı Model Öngörülü Akım Kontrolü; Sensörsüz Vektör Kontrol Performansını Artırmak İçin bir Yöntem” başlıklı bildiriler sunuluyor.
Toplam 287 sayfadan oluşan Enerji Dönüşümü Kongresi Bildiriler Kitabı’na; elektronik ortamda http://kitap.emo.org.tr adresinden ulaşabilirsiniz.
TMMOB TÜRKİYE PETROLLERİ RAPORU
Hazırlayan: TMMOB Yayımlayan: TMMOB ISBN: 978-605-01-1073-9 Baskı: 1. Baskı, Ankara-Ekim 2017
Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Türkiye Petrolleri Raporu kitap olarak yayımlandı. TMMOB Yönetim Kurulu’nun kararı doğrultusunda Jeoloji, Petrol, Kimya ve Jeofizik Mühendisleri odalarınca oluşturulan komisyon tarafından hazırlanan raporda, dünyada ve Türkiye’de petrol ve doğalgazın durumuna ilişkin verilerin yanı sıra Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO) ile ilgili son gelişmeler aktarılıyor.
Kitabın sunuş bölümünde TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Emin Koramaz, 24 Ocak kararları olarak tarihe geçen ve asıl olarak 12 Eylül Darbesi sonrasında uygulamaya konulan neoliberal ekonomik politikaların Türkiye tarihinin en önemli kırılma anlarından birisi olduğunu belirtiyor. Neoliberal politikalar sonucunda emekçilerin haklarının ellerinden alındığını, ülkenin bütün büyük yatırımlarının sermayeye peşkeş çekildiğini, eğitim-sağlık-sosyal güvenlik hizmetlerinin piyasalaştırıldığını ve üretim ekonomisi yerine rant ekonomisinin kurulduğunu vurgulayan Koramaz, “Neoliberalizmin ülkeye maliyetleri ise toplumsal eşitsizliğin büyümesi, işsizliğin ve yoksulluğun derinleşmesi, dışa bağımlılığın artması ve ekonomik krizlerin yaygınlaşması olmuştur” görüşünü dile getirdi.
Özelleştirmeler eliyle ülkenin tüm zenginlikleri, varlıkları ve yatırımlarının kamusal niteliği ortadan kaldırılarak sermaye kesimlerine aktarım yapıldığını anlatan Koramaz, AKP hükümetinin de 15 yıl boyunca bu politikaların uygulanması ve özelleştirmelerde, kendisinden önceki hükümetlerin çok daha ötesinde bir iştahla hareket ettiğini vurguluyor. Türkiye’deki en büyük özelleştirmelerin AKP iktidarı döneminde gerçekleştirildiğine işaret eden Koramaz, ülkenin stratejik sektörleri ve en büyük yatırımların yabancı şirketlerin eline geçtiğini, AKP’nin büyük çaplı özelleştirmeler ve ihaleler yoluyla yabancı sermayenin önünü açarken, yurt içinde de kendine bağlı sermeye kesimine güç kazandırdığını kaydediyor.
2016 yılında kurulan Varlık Fonu’na işaret eden Koramaz, AKP’nin inşa ettiği rant ekonomisine kaynak yaratabilmek için ülkenin en büyük kurum ve kuruluşlarının uzun yıllara dayanan tüm birikimlerine adeta el koyduğunu belirtiyor. Bu yağma ekonomisinin yeni hedeflerinden birinin de TPAO olduğuna dikkat çeken Koramaz, “1990’lı yıllardan itibaren bünyesinde bulunan DİTAŞ, İPRAGAZ, POAŞ, İGSAŞ, TÜPRAŞ ve PETKİM gibi şirketleri özelleştirilen TPAO’ya son darbe, Temmuz ayında yayınlanan Bakanlar Kurulu Kararı ile vurulmak istenmektedir” diyor.
Türkiye Petrolleri Raporu’nun bu süreçte verilecek mücadelenin ortaklaştırılması ve kitleselleştirilmesi açısından önemli işlev taşıdığını belirten Koramaz, TMMOB’nin bugüne kadar özelleştirmeler ve neoliberalizmin tüm tahribatına karşı; hukuki girişimler, bilimsel raporlar, teknik yayınlar, basın açıklamaları ve mitingler yoluyla verdiği mücadeleyi sürdüreceğini vurguluyor.
Raporun birinci bölümünde dünyada petrol ve doğalgaz rezervi, üretim ve tüketim verileri grafikler eşliğinde aktarılıyor. İkinci bölümde Türkiye’de petrol ve doğalgaz verileri, birincil enerji tüketimindeki payları, sektörel rakamlar, TPAO’nun kuruluşu ve hukuki yapısı, gelişimi ve bağlı kuruluşları hakkında bilgi veriliyor. Raporun üçüncü bölümünde TPAO ile ilgili son gelişmeler konu ediliyor. Bu bölümde TPAO’nun Varlık Fonu’na aktarılışı, sondaj, kuyu tamamlama, jeofizik operasyonlar hizmet ve ekipmanlarının TPIC’e devri ve TPAO kapsam dışı personeli ile ilgili yapılan düzenlemenin ne anlama geldiği ve yaratacağı sonuçlar irdeleniyor. Raporda “Son Söz” başlığı altında; TPAO’nun tasfiye edilmesine, küçültülerek yok edilmesine neden olacak bu kararlardan vazgeçilmesi istenerek, şu görüşler dile getiriliyor:
“Yer altı kaynaklarımızın halkımızın olduğu ilkesiyle, yetersiz de olsa petrol kaynaklarımızın kamu yararına uygun olarak kamu kuruluşları-
mız eliyle değerlendirilmesi gerekmektedir. Ülke çıkarı, TPAO’nun parçalanarak özelleştirilmesinde değil; petrol arama, üretim, taşıma, rafinaj ve dağıtım bütünlüğü içinde güçlü bir kamu kuruluşu yapısına yeniden kavuşturulmasındadır.”
TMMOB’nin konuya ilişkin yaptığı basın açıklamalarına da yer verilen toplam 47 sayfalık rapora, TMMOB Yayın Birimi’nden ve tmmob.org.tr/yayin/tmmob-tpao-rapor adresinden ulaşabilirsiniz.
TMMOB ENERJİ POLİTİKASI TEMEL İLKELERİ
Hazırlayan: TMMOB Yayımlayan: TMMOB ISBN: 978-605-01-1091-3 Baskı: 1. Baskı, Ankara-Kasım 2017
TMMOB 44. Dönem Enerji Çalışma Grubu tarafından (EÇG) hazırlanan, TMMOB Enerjisi Politikası Temel İlkeleri kitapçık halinde yayımlandı. Toplam 30 sayfadan oluşan kitapçıkta TMMOB’nin enerji konusunda esas aldığı 18 ilkeye yer veriliyor. TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Emin Koramaz, kitapçığın sunum yazısında, TMMOB’nin enerjinin evrensel bir değer olduğu ve çağdaş bir yaşam için vazgeçilmez olması nedeniyle bir insan hakkı olarak kabul edilmesi gerektiğine inandığını vurguluyor. Enerjiden insanların yararlanabilmesi için doğada var olan bir kaynağın işlemden geçirilerek kullanılması gerektiğine işaret eden Koramaz, şu görüşleri dile getiriyor: “Bu kaynaklar ise tüm insanlığın ortak malıdır. Enerji insanların ihtiyacı kadar üretilmeli ve hiçbir koşulda israf edilmemelidir ve yenilenebilir enerji kaynakları dışındaki tüm enerji kaynaklarının tükeneceği unutulmamalıdır. Bu nedenle enerji üretiminde yenilenebilir kaynaklar öncelik kazanmaktadır. Enerjinin kaynak seçiminden tüketimine kadar geçen evreleri tüm insanlığı etkilediğinden bu iş ve işlemlerin insan ve doğa yararını ön plana çıkaran ilkeler silsilesi içerisinde yapılması esastır.”
Bu gerçeği esas alan enerji politikası temel ilkelerinin toplum ve doğa yararını gözeterek hazırlandığını belirten Koramaz, uzun yıllara dayanan kolektif tartışmalar ve birikimin ürünü olan bu çalışmanın enerjinin üretiminden tüketimine kadar her aşamada meslektaşlar ve topluma rehberlik edeceğine inandığını vurguluyor.
Kitapçıkta Enerji Politikasının Temel İlkeleri şöyle sıralanıyor:
1. Enerji kullanımı temel insan haklarından biridir ve vazgeçilemez. 2. Enerji ihtiyacının karşılanması bir kamu hizmetidir. 3. Enerji kaynakları tüm insanlığın ortak malıdır. 4. Enerji etkin ve verimli kullanılmalıdır. 5. Enerji üretiminde yenilenebilir kaynaklar öncelikli olmalıdır. 6. Fosil yakıt kullanımı en alt seviyeye indirilmelidir. 7. Enerji üretiminde çevreye en az zarar verecek teknolojilere öncelik verilmelidir. 8. Enerji kaynağının üretilmesi ve enerji tesisi kurulması konusunda son sözü bölgede yaşayan halk söylemelidir.
9. İhtiyaç kadar enerji üretilmelidir. 10. Enerjinin kullanım hakkı yurttaşlara kolayca karşılayabileceği bedellerle sunulmalıdır. 11. Yoksul ailelere yeterli ve gerekli miktarda enerji bedelsiz verilmelidir. 12. Mevcut yerli enerji kaynaklarının tüm çeşitlerine enerji üretiminde yer verilmelidir. 13. Enerji iletim ve üretim planlaması birlikte yapılmalıdır. 14. Enerjide dışa bağımlılık azaltılmalıdır. 15. Enerjiye ulaşım kolay olmalı ve erişiminde herkes eşit olmalıdır. 16. Enerji; güvenilir, kaliteli, sürekli ve yeterli olmalıdır. 17. Enerji tesislerinin planlanması, yapım ve işletilmesi; ilgili meslek kuruluşları, sendikalar, bağımsız uzmanlar ve kamu kuruluşlarının temsilcilerinden oluşan bağımsız bir kurum tarafından denetlenmelidir. 18. Enerjinin üretilmesi için gerekli olan makine ve teçhizat yerli olarak imal edilmelidir.
TMMOB Enerji Politikası Temel İlkeleri’ne, TMMOB Yayın Birimi’nden ya da https://www.tmmob.org.tr adresinden ulaşabilirsiniz.
TMMOB 2. KADIN SEMPOZYUMU
Hazırlayan: TMMOB Yayımlayan: TMMOB ISBN: 978-605-01-1099-9 Baskı: 1. Baskı, Ankara-Kasım 2017
TMMOB Kadın Çalışma Grubu’nun 18 Mart 2017 tarihinde “Mesele Kadın Olmak!” temasıyla Ankara’da gerçekleştirdiği “TMMOB 2. Kadın Sempozyumu”nun bant çözümleri kitaplaştırılarak yayımlandı. Kitapta, AKP döneminde kadın hakları açısından yaşananlar, kadın emeği ve istihdam politikaları, savaştan etkilenen kentlere bakış ve kadınlar arası güç birliğinin önemi konularında sempozyumda dile getirilen görüş ve değerlendirmeler paylaşılıyor.
Kitapta öncelikle TMMOB Kadın Çalışma Grubu Başkanı Hanze Gürkaş ve TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Emin Koramaz’ın sempozyumun açılışında yaptıkları konuşmalara yer veriliyor. Gürkaş, “Kadının adı var mı bu ülkede?” sorusuna yanıtlar üretmek, yeni yollar ve ufuklar açmak, ortaklaşmak için gerçekleştirilen sempozyumda kadınların bir adım önde olacağı yarınlar için mücadele koşullarının irdeleneceğini ifade ediyor. Koramaz da, cinsiyetçi bir dil kullanan iktidarın, gerici düzenlemelerin büyük çoğunluğunu kadınlar üzerinden yürüttüğünü ifade ederek, sempozyum programının bu gerçekliğin altını bir kez daha çizecek şekilde kurgulanmasının anlamlı olduğunu belirtiyor.
Kitapta daha sonra Avukat Candan Dumrul’un “Son 15 Yılda Hukukun Kadına Getirdikleri ve Götürdükleri”; Doç. Dr. Melda Yaman’ın “Kadın Emeği ve Güvencesizleştirme”; Yıldız Tahtacı ve Keziban Arukan’ın “Savaştan Etkilenen Kentlere Kadın Gözüyle Bakmak”; Prof. Dr. Gülay Toksöz’ün “AKP Dönemi Kadın İstihdam Politikaları: Esnek ve Güvencesiz Çalışma”; Doç. Dr. Dilek Hattatoğlu’nun “Kadınların Sınıfı ve Kadınlar Arası Güç Birliği Olanakları”; Doç Dr. Süreyya
Karacabey’in “Mesele Kadın Olmak” başlığıyla sempozyumda yaptıkları sunumlar paylaşılıyor.
Kitaba TMMOB Yayın Birimi’nden veya elektronik ortamda https://www.tmmob.org.tr adresinden ulaşabilirsiniz.
TMMOB TARİHİNDEN KESİTLER
Hazırlayan: Kaya Güvenç Yayımlayan: EMO Yayın No: EK/2017/697 ISBN: 978-605-01-1118-7 Baskı: Ankara-Aralık 2017
EMO’nun 6-7 Temmuz 2012’de İstanbul’da gerçekleştirdiği “Uluslararası Veblen, Kapitalizm ve Akılcı bir İktisadi Düzen için Olanaklar Sempozyumu” kapsamında, Makina Yüksek Mühendisi ve TMMOB Yönetim Kurulu eski başkanlarından Kaya Güvenç’in “TMMOB Tarihinden Kesitler” başlığı altında yaptığı konuşması kitaplaştırılarak elektronik ortamda yayımlandı. Kitapta, Güvenç’in mühendis ve mimarın örgütlenme tarihi, TMMOB ve odaların kuruluşu ve mücadelesi, birliğin işleyiş tarzı, önemli toplumsal olaylara bakış ve bu olayların birlik üzerindeki etkilerine yönelik değerlendirmeleri ayrıntılı olarak okuyucuya aktarılıyor.
EMO Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Önder, kitaba ilişkin kaleme aldığı sunuş yazısında; 1970’lerden bu yana toplumsal muhalefetin bir bileşeni olan TMMOB’nin; meslek, meslektaş ve ülke sorunlarını temel alan mücadelesini sürdürmeye kararlı olduğunu belirtiliyor. Kaya Güvenç’in açılış konuşmasının hafızaları tazelemek adına EMO tarafından kamuoyuna sunulduğunu vurgulayan Önder, yayının yararlı olmasını diliyor.
Kaya Güvenç, mühendislik ve mimarlık mesleklerinin temel özelliklerini anlatarak başladığı sunuşunda, Cumhuriyetin kuruluşunu izleyen yıllardaki mühendislik ve mimarlığa yönelik örgütlenme girişimlerinin ardından 1954 yılında TMMOB ve odaların kurulduğuna işaret ediyor. TMMOB’nin sonraki yıllarda gerçekleştirdiği çalışmaları, Türkiye’nin siyasi tarihiyle eşzamanlı olarak aktaran Güvenç, şu görüşleri dile getiriyor:
“TMMOB’nin temel yönelimi 1970’lerde belirlendi ve üyeleri tarafından sahiplenildi. O günlerden bugünlere ciddi bir bilinç gerilemesi olduğunu da belirtmek zorundayım. Bunu rakamlarla da ifade edebiliriz. 2006-2007’de yapmış olduğumuz bir profil çalışmasında bunlara değindik. 1970’lerdeki en önemli sloganlarımızdan biri ‘Mühendislerin, mimarların sorunları emekçi halkın sorunlarından ayrılamaz’ idi. Daha sonra ilave olarak ‘Sorunların çözümü de ortaktır’ dedik. Bu anlayış 1976’da yapılan bir ankette soru olarak yöneltilmiş meslektaşlarımıza demişler ki; ‘Bu görüşe katılıyor musunuz?’ 1976’da buna ‘evet, katılıyorum’ diyenlerin oranı yüzde 90. 2006’da bu oran yüzde 60’a düşmüş. Bu bilinç gerilemesidir. Her zaman olduğu gibi burada bilinçli üyelere, işçi sınıfının bilinçli üyelerine, sosyalistlere, komünistlere, devrimcilere görev düşmektedir. İşçi sınıfı hareketini biraz daha ileri götürmek için mücadele etmemiz kaçınılmazdır. Çıkış yine oradadır.”
TMMOB’nin 12 Eylül sonrasında biraz daha örgütü kollamaya yönelik davranışlar sergilediğini ancak bunun 12 Eylül Anayasası’na karşı açık tutum almayı ve çalışma yapmayı engellemediğini belirten Güvenç, sözlerini şöyle tamamlıyor:
“1989 bahar eylemlerinin, 1990’larda KESK hareketliliğinin arkasından, TMMOB yeniden kitlesel eylemlere, mitinglere başlamıştır. Ekonomik krize karşı işçi sınıfının diğer sendikal ve demokratik örgütleriyle birlikte mücadele etmiştir. İlk NATO’ya Hayır Bildirisi’nin tarihi 1974’tür; 2004 yılında yani 30 yıl sonra İstanbul’daki NATO zirvesini protesto eden aynı anlayıştır. TMMOB tarihi bu anlamda yüz akımızdır. O tarihin bize verdiklerini daha ileri götürmek görevimizdir.”
Kitapta daha sonra toplantı katılımcılarının soruları ve verilen yanıtlar yer alıyor. Toplam 19 sayfadan oluşan kitaba, http://kitap.emo.org.tr/ adresinden erişebilirsiniz.
TMMOB BÜLTENİ SAYI: 1-320 ARŞİV KİTABI
TMMOB’nin 1973 ile 1980 yılları arasında çıkardığı 320 adet bülten bir araya getirilerek e-kitap olarak yayımladı. “TMMOB Bülteni Sayı: 1-320 Arşiv Kitabı” adlı yapıt, ülkenin içinden geçtiği önemli bir tarihsel süreçte TMMOB’nin yürüttüğü mücadeleye ışık tutarken, toplumsal belleğin yaşatılmasına hizmet ediyor.
TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Emin Koramaz kitabın sunuş yazısında, mühendis ve mimar hareketinin mücadelesini ve tarihsel süreç içinde TMMOB’nin yapısında meydana gelen değişiklikleri aktarıyor. 1970’li yılların başından itibaren yükselen gençlik hareketi ve toplumcu değerlerin TMMOB’ye bağlı odaları da etkilediğini; 1970’te yapılan oda genel kurullarında ilerici, devrimci mühendis ve mimarların yönetime gelmesinin TMMOB örgütlülüğünün kaderi açısından dönüm noktası olduğunu anlatan Koramaz, şu görüşleri dile getiriyor:
“O yıllara kadar daha çok devlet bürokrasisiyle uyum içinde, hükümetleri rahatsız etmeden yönetilen Odalar, artık yükselen toplumsal hareketlerin öncü bir parçası haline gelmiştir. Odaların mesleki ve toplumsal sorunlara bakışı tümüyle değişmiş, bu sorunların halktan yana çözümü için ortak mücadele etme eğilimi öne çıkmıştır. Nihayet 16 Nisan 1973 yılında toplanan TMMOB 18. Genel Kurulu, mühendis ve mimarların ilerici, devrimci, toplumcu değerler ışığında ortak mücadele etme anlayışının TMMOB bünyesinde sürdürülmesi kararlılığının da ilan edilmesiyle sonuçlanmıştır. Böylelikle birkaç yıl öncesine kadar fiilen işlevsiz konumda olan TMMOB, adeta yeniden kurularak, ülkedeki mühendis ve mimar hareketinin mücadele aracı haline dönüşmüştür.”
Koramaz, 18. Genel Kurul’da Yönetim Kurulu Başkanı seçilen Teoman Öztürk’ün bu yeni kuruluş ve mücadele anlayışının sembolü olduğunu ve 24 Mayıs 1980’e kadar görevini sürdürdüğünü; arşiv çalışmasının da bu dönemde yayımlanan bültenlerden oluştu-
ğunu kaydetti. Bültenlerin içeriğini; ülkede yaşanan önemli olaylar konusundaki açıklamalar, mesleki ve teknik görüşler, eylem ve etkinlik duyuruları, odalar ve il koordinasyon kurullarına gönderilen yazılar, farklı kurumlara gönderilen mesaj ve telgraflar, resmi makamlara yazılan dilekçeler, yasa ve yönetmeliklere ilişkin görüşler ve genel kurul konuşmaları gibi çok farklı konuların oluşturduğunu belirtti.
Bültenin yayımlandığı yılların, hem içerdeki gelişmeler hem de uluslararası ilişkiler açısından Türkiye tarihinin en çalkantılı yılları olduğunu vurgulayan Koramaz, şöyle diyor:
“Kıbrıs Barış Harekatı’ndan ABD ambargosuna, dünya çapındaki petrol krizlerinden ülkedeki tüp kuyruklarına, karaborsadan grevlere, Milliyetçi Cephe Hükümetlerinden Ecevit Hükümetlerine, meydanlara sığmayan işçilerden işçileri hedef alan karanlık ellere, Maraş-Çorum katliamlarından Nokta Operasyonuna, siyasi cinayetlerden 24 Ocak Kararlarına uzanan bu döneme ilişkin TMMOB’nin gözlemlerini ve tanıklığını içeren TMMOB Bülteni, resmi tarihin dayatma ve yönlendirmelerine karşı da önemli bir tarihsel tanıklık oluşturuyor.”
Emin Koramaz arşiv çalışmasını, başta Teoman Öztürk olmak üzere bu mücadeleyi var edenlerin değerli anısına adadıklarını kaydediyor. Toplam 594 sayfadan oluşan çalışmaya www.tmmob.org.tr adresinden ulaşılabilir.
2018 YILI ELEKTRİKELEKTRONİKBİYOMEDİKAL MÜHENDİSLİK HİZMETLERİ
Hazırlayan: EMO Yayımlayan: EMO Yayın No: TY/2017/699 ISBN: 978-605-01-1129-3 Baskı: 1.Baskı- Aralık 2017
EMO’nun 1-3 Nisan 2016 tarihli 45. Olağan Genel Kurulu’nun verdiği yetki ve EMO En Az Ücret ve Mesleki Denetim Uygulama Esasları Yönetmeliği uyarınca her yıl olduğu gibi 2018 yılı için de mühendislik hizmetleri için uygulanacak en az ücretler ile ilgili kurallar EMO Yönetim Kurulu tarafından belirlenerek kitap olarak yayımlandı. En az ücret tanımlarının yanı sıra, yönetmelikler, tip sözleşmeler, yönerge ve çizelgeler ile ölçüm raporlarının yer aldığı kitap toplam 211 sayfadan oluşuyor.
Kitabın ilk bölümünde, elektrik-elektronik ve biyomedikal mühendislerinin faaliyet alanlarına ilişkin yönetmelikler yer alıyor. İkinci bölümde “Sözleşmeler”, üçüncü bölümde “Test, Ölçüm, Muayene Raporları” sunuluyor. Kitabın dördüncü bölümünde, “En Az Ücretlerin Uygulama Esasları”, beşinci bölümde “Yapı Sınıfları”, altıncı bölümde de “Bölgesel Azaltma Katsayıları” veriliyor. Kitabın yedinci bölümünde “2018 Yılı En Az Ücret Tanımları” aktarılırken, çeşitli hizmetlere ilişkin uygulanacak ücretler çizelgeler eşliğinde sunuluyor. Bu bölümde; “Yapı İçi Elektrik Tesisatı Mühendislik Hizmetleri ve Asgari Ücretleri Proje İhale Dosyası (PİD) Bedelleri, Yapı İçi Elektrik Tesisatı Mühendislik Hizmetleri ve Asgari Ücretleri Teknik Uygu-
lama Sorumluluğu (Fenni Mesuliyet) (TUS) Bedelleri, Ayrı Çizilen Kuvvetli Akım Projeleri ve Diğer Hizmetler, İşyeri Ruhsat Projeleri, 36 KV Enerji Nakil Hatları (ENH) ve Trafo Merkezleri (TM) Projeleri ve Diğer Hizmetler (İşletme Sorumluluğu-Bakım-Danışmanlık Hizmetleri), Yerleşim Alanları AG Dağıtım ve Aydınlatma Projeleri ve Diğer Hizmetler, Denetim ve Ölçüm Hizmetleri, Elektrik Dağıtım Kuruluşları Tarafından Yaptırılan Proje ve Diğer Hizmetler, Elektrik İletim Şirketi ve Üretim Şirketleri Tarafından Yaptırılan ENH ve TM Etüt ve Projeleri, Elektrik Enerji Üretim Santralları Elektrik Projeleri, Ayrı Yapılan Zayıf Akım Projeleri ve Diğer Hizmetler, AG Generator Uygulama Projeleri, Diğer Proje ve Hizmetler” için en az ücretler yer alıyor.
Kitaba, EMO Yayın Birimi’nden ve elektronik ortamda, http://kitap.emo.org.tr adresinden ulaşabilirsiniz.
KNX İLE BİNA OTOMASYONU
Hazırlayan: Mehmet Yılmaz Toylan, Engin Çetin Yayımlayan: EMO Yayın No: GY/2017/687 ISBN: 978-605-01-0479-8 Baskı: 1.Baskı, Ankara- Ekim 2017
EMO, Pamukkale Üniversitesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği Bölümü’nden Dr. Engin Çetin’in danışmanlığında Mehmet Yılmaz Toylan’ın gerçekleştirdiği “KNX ile Bina Otomasyonu” başlıklı yüksek lisans tez çalışmasını kitap olarak yayımladı. Türkiye’de KNX sistemleri üzerine yapılan ikinci tez olma özelliği taşıyan çalışma, bir evin temel kontrol sistemleri içinde düşünülen aydınlatma, gölgeleme, ısı kontrolü, iklimlendirme, güvenlik vb. unsurların tek bir noktadan istenilen performansta kontrol edilebileceği bir KNX tabanlı sistem oluşturulmasını amaçlıyor. KNX eğitimlerinde kullanılmak üzere bir simülatör tasarımı da içeren tez çalışması, değişik senaryolar uygulanırken simülatör üzerinden benzetim yoluna gidilmesi ile bu alanda çalışma yapmak isteyenlerin konuya daha iyi hakim olabilmelerini hedefliyor.
Kitabın Mehmet Yılmaz Toylan ve Engin Çetin imzalı önsözünde, KNX tabanlı otomasyon sistemlerinin özellikle son yıllarda bina otomasyon uygulamalarında basit, hızlı ve esnek çözümler sunabilen yapıları itibarıyla ön plana çıktığı; ülkemizde henüz çok yaygınlaşmayan bu sistemlerin yakın gelecekte geniş bir kullanıcı kesimine hitap etmesinin öngörüldüğü vurgulanıyor. Bu alanda personel eğitimlerinin önemine dikkat çekilen önsözde, bu amaçla KNX eğitimlerinde kullanılmak üzere bir simülatör tasarımı içeren söz konusu yüksek lisans tez çalışmasının başlatıldığını ve çalışmanın 2016 Kasım ayında tamamlandığı belirtiliyor.
KNX Derneği tarafından Türkçeye çevirtilen birtakım dokümanlar dışında bu sistemlerin programlanmasına yönelik Türkçe bir eğitim ve ders kitabı olmadığı kaydedilen önsözde, bu kitabın Türkçe kaynak ihtiyacını karşılamak amacıyla söz konusu lisansüstü çalışmanın genişletilmesiyle ortaya çıktığı bilgisi aktarılıyor. Önsözde, “Hayata geçirilen simülatör ile de konu üzerine gerek akademik çalışmalarda, gerekse sanayiye yönelik uygulamalarda kullanılabilecek bir eğitim düzeneği gerçekleştirilmiş oldu” deniyor.
Önsöze göre çalışma kapsamındaki simülatör ile bir konutun aydınlatma sisteminin kontrolü, dimmerleme, panjur kontrolü, hareket sensörü ile güvenliğin sağlanması ve konut içerisinde ısıtmanın ihtiyaç dahilinde otomatik olarak devreye alınması gibi farklı senaryolar geliştirilebiliyor.
Kitap “Otomasyon Sistemlerine Giriş”, “Kontrol Otomasyon Sistemleri”, “KNX Tabanlı Otomasyon Sistemleri”, “KNX Otomasyon Sistem Simülatörü” ve “Örnek Uygulama Senaryoları” başlıklı 5 ayrı bölümden oluşuyor. Kaynakça ve örnek topoloji raporunun da yer aldığı kitap, 107 sayfadan oluşuyor.
Kitap, ücreti karşılığında EMO’dan edinilebilir. Ayrıntılı bilgi için http://kitap.emo.org.tr/ adresini ziyaret edebilirsiniz.
BİYOMEDİKAL MÜHENDİSLİĞİ MESLEĞİ ve TÜRKİYE’DEKİ DURUMU ÇALIŞTAYI
Hazırlayan: EMO Ankara Şube Yayımlayan: EMO Ankara Şube Yayın No: GY/2018/705 ISBN: 978-605-01-1145-3 Baskı: 1.Baskı, Ankara-Aralık 2017
EMO Ankara Şubesi’nin, 12-13 Mayıs 2017 tarihlerinde Ürgüp’te düzenlediği “Biyomedikal Mühendisliği Mesleği ve Türkiye’deki Durumu Çalıştayı”nın bant çözümleri özeti kitaplaştırılarak elektronik ortamda yayımlandı. Biyomedikal mühendisliğinin sorunları ve çözüm önerilerinin dile getirildiği çalıştaya ilişkin kitap, mesleğin geleceği için bir yol haritası çizilmesi konusunda önemli değerlendirmeler içeriyor.
Kitabın, EMO Ankara Şube 23. Dönem Yönetim Kurulu imzalı önsözünde; biyomedikal sektörü temsilcileri, tıbbi cihaz üreticileri, kamu kurumları, akademisyenler ve meslek odası EMO’yu bir araya getiren “Biyomedikal Mühendisliği Mesleği ve Türkiye’deki Durumu Çalıştayı”nda mesleğin geleceğine yönelik ciddi tartışmaların yürütüldüğü belirtiliyor. Çalıştay ile tıbbi cihazların tasarımı, geliştirme, üretim, kalibrasyon, teknik işletme ve bakım-onarım faaliyetlerini kapsayan biyomedikal sektöründeki meslek gruplarının eğitiminin; sağlık sektörünün, sanayinin ve kamunun ihtiyaçları doğrultusunda şekillendirilmesi ve kalitesinin yükseltilmesi için bir resim ortaya konulması ve çözüm önerilerinin sunulmasının hedeflendiği anımsatılıyor. Önsözde, çalıştayın gelecekte bu alanda yapılacak etkinliklerin temelini de oluşturacağı kaydediliyor.
Kitapta daha sonra Çalıştayda eş zamanlı olarak yapılan “Tüm Kademeleri ile Biyomedikal Eğitimi”, “Biyomedikal Metroloji”, “Mevzuatlar ve Standartlar” ve “Tıbbi Cihaz Belgelendirme” başlıklı 4 ayrı oturum ve tüm katılımcıların yer aldığı “Değerlendirme” oturumunda dile getirilen görüşler özetlenerek aktarılıyor.
Kitap EMO Biyomedikal Mühendisliği Meslek Dalı Komisyonu Başkanı Barış Çoruh’un “Biyomedikal Mühendisliği Mesleği ve Türkiye’deki Durumu Çalıştayı” başlıklı notu ve “Biyomedikal Mühendisliği Eğitimi, Mezunların Durumu ve EMO’nun Rolü Çalıştayı Sonuç Bildirgesi” ile sona eriyor.
Toplam 44 sayfadan oluşan kitaba http://kitap.emo.org. tr adresinden ulaşabilirsiniz.
ELEKTRİK MÜHENDİSLERİ ODASI 45. DÖNEM KURULLARI*
EMO YÖNETIM KURULU
HÜSEYİN ÖNDER
BAŞKAN YRD. YUSUF GÜNDOĞAN
BAHADIR ACAR
İBRAHİM AKSÖZ
HÜSEYİN YEŞİL
KADİR ÖZKAN
KÜBÜLAY ÖZBEK
EMO ONUR KURULU
EMO DENETLEME KURULU
NAZMİYE RAHİME TİĞREK GİYASİ GÜNGÖR
İRFAN ŞENLİK
MUSA TAŞ
TMMOB YÖNETIM KURULU ÜYESİ CENGİZ GÖLTAŞ
SUAT YILMAZ
ERDAL ARSLAN
İSA GÜNGÖR ERHAN KARAÇAY
AHMET YILMAZ BARIŞ ÇORUH
TMMOB YÜKSEK ONUR KURULU ÜYESİ YUSUF BOZKURT
AHMET TURAN AYDEMİR NACİ BASMACI
TMMOB DENETLEME KURULU ÜYESİ MUSTAFA ASIM RASAN
ADANA BAŞKAN BAŞKAN YARDIMCISI YAZMAN SAYMAN Yönetim Kurulu Üyesi Yönetim Kurulu Üyesi Yönetim Kurulu Üyesi ŞUBE DENETÇİSİ ŞUBE DENETÇİSİ ŞUBE DENETÇİSİ
MEHMET MAK DERYA OLPAK KADEŞ FİKRİYE YAMAN MUSTAFA ERGEN SELÇUK ÖZDOĞAN ÖZLEM EKEMEN EROL AYAS ŞÜKRÜ SARIMSAKCI MEVLÜT BULGUR NİHAT HARMAN
DİYARBAKIR BAŞKAN BAŞKAN YARDIMCISI YAZMAN SAYMAN Yönetim Kurulu Üyesi Yönetim Kurulu Üyesi Yönetim Kurulu Üyesi ŞUBE DENETÇİSİ ŞUBE DENETÇİSİ ŞUBE DENETÇİSİ
MEHMET ORAK HÜSNÜ GÜL TEKIN MEHMET CEYLAN ALİCAN ÇETİNKAYA CENGİZ ACAR İDRIS BENEK SEMA BAYHAN YUSUF KEMAL IŞIK MEHMET VEYSİ ÇEVRİM METİN AKTAŞ
KOCAELİ BAŞKAN BAŞKAN YARDIMCISI YAZMAN SAYMAN Yönetim Kurulu Üyesi Yönetim Kurulu Üyesi Yönetim Kurulu Üyesi ŞUBE DENETÇİSİ ŞUBE DENETÇİSİ ŞUBE DENETÇİSİ
AHMET SÖZEN EMRULLAH ÇEVİRME ÇİĞDEM GÜNDOĞAN TÜRKER ABDULLAH AÇER YASİN ARIKAN ÖZKAN TORAMAN MEHMET KARA KAMİL ERBAY KAZİM POLAT AHMET BAŞARIR
ANKARA BAŞKAN BAŞKAN YARDIMCISI YAZMAN SAYMAN Yönetim Kurulu Üyesi Yönetim Kurulu Üyesi Yönetim Kurulu Üyesi ŞUBE DENETÇİSİ ŞUBE DENETÇİSİ ŞUBE DENETÇİSİ
ÖMÜRHAN AVNİ SOYSAL TAHSİN YILMAZ ECEVİT ABLAK MUSTAFA MUMCU TUFAN TEZİŞ ONUR KOÇAK İZEL ÇANTA SEBATİ GÖKEN SADRETTİN EREN MEHMET TEKİN
ESKİŞEHİR BAŞKAN BAŞKAN YARDIMCISI YAZMAN SAYMAN Yönetim Kurulu Üyesi Yönetim Kurulu Üyesi Yönetim Kurulu Üyesi ŞUBE DENETÇİSİ ŞUBE DENETÇİSİ ŞUBE DENETÇİSİ
MERSİN
ENDER KELLECİ
OĞUZ SOYLU
ONUR OLUKLULU
ADİL GÜZLE
LEVENT ÇELİK
CUMHUR BURAK ÇIRAKOĞLU Yönetim Kurulu Üyesi
ÖMÜR YILDIZ
İRFAN SATIR
MAHMUT UĞUR KOLCA
HASAN HÜSEYİN KÖSEOĞLU ŞUBE DENETÇİSİ
SEYFETTİN ATAR İSMAİL ALKAYA UMUT TEMİZKAN ÖZGE ÇEKİRGE HASİP SELÇUK CANER ÖZDEMİR ALİ SERCAN ÇADIRCI AHMET GÜNÖZ İBRAHİM MEMİLİ CEYHUN KIRAN
ANTALYA BAŞKAN BAŞKAN YARDIMCISI YAZMAN SAYMAN Yönetim Kurulu Üyesi Yönetim Kurulu Üyesi Yönetim Kurulu Üyesi ŞUBE DENETÇİSİ ŞUBE DENETÇİSİ ŞUBE DENETÇİSİ
İLHAN METİN ŞABAN TAT ÇİĞDEM IŞIKYÜREK MURAT SÖNMEZ AHMET AYDIN DURALİ ÇAKIR MUSTAFA TOPCU FERHAT ÇAĞLI MEHMET BAHADIR DEMİR SUAT KAŞ
GAZİANTEP BAŞKAN BAŞKAN YARDIMCISI YAZMAN SAYMAN Yönetim Kurulu Üyesi Yönetim Kurulu Üyesi Yönetim Kurulu Üyesi ŞUBE DENETÇİSİ ŞUBE DENETÇİSİ ŞUBE DENETÇİSİ
İSLİM ARIKAN MUZAFFER ÖZTURAN MUSTAFA ÇELİKKOL BÜLENT DAŞOLUK HALİL İRFAN TUZCU BÜNYAMİN SAĞLAM KEMAL TANKUT HALİL UĞUR KALENDER KORKMAZ MEMİK DEMİR
SAMSUN BAŞKAN BAŞKAN YARDIMCISI YAZMAN SAYMAN Yönetim Kurulu Üyesi Yönetim Kurulu Üyesi Yönetim Kurulu Üyesi ŞUBE DENETÇİSİ ŞUBE DENETÇİSİ ŞUBE DENETÇİSİ
MEHMET ÖZDAĞ MURAT KARDAŞ TAMER BİLAL TARIK TARHAN ALİ EKBER ÖZDEMİR İBRAHİM DENİZ SAYGILI AHMET KURADA ERCAN İŞCİ ADEM YILMAZ CANSU COŞKUN
BURSA BAŞKAN BAŞKAN YARDIMCISI YAZMAN SAYMAN Yönetim Kurulu Üyesi Yönetim Kurulu Üyesi Yönetim Kurulu Üyesi ŞUBE DENETÇİSİ ŞUBE DENETÇİSİ ŞUBE DENETÇİSİ
BURAK ÖZGEN MEHMET CAN HALİL İBRAHİM BAKAR ÖMER ÇETİN MUTLU YILMAZ SEDAT GÖKMENOĞLU ŞERİFE VATANSEVER TUNÇ ALADAĞLI AYTAÇ SEVİM OZAN YEŞİLKAYA
İSTANBUL BAŞKAN BAŞKAN YARDIMCISI YAZMAN SAYMAN Yönetim Kurulu Üyesi Yönetim Kurulu Üyesi Yönetim Kurulu Üyesi ŞUBE DENETÇİSİ ŞUBE DENETÇİSİ ŞUBE DENETÇİSİ
TRABZON
EROL CELEPSOY
HÜSEYİN ERGUN DOĞRU
TAYFUN İŞBİLEN
TUĞÇE ÇAKIRCA EKŞİOĞLU SAYMAN
HASAN ECE
DAĞISTAN BEKİROĞLU
MUSTAFA BULUT
MEHMET ÇAĞDAŞ
GANİ AKSU
GÖKHAN SERDAR ÖZCANLAR ŞUBE DENETÇİSİ
HASAN KARAL HALİL İBRAHİM OKUMUŞ ADEM YARDIM EMRE AKYÜZ HÜSEYİN KARASOY TUNCAY DEĞERMENCİ ÖZER ÖZTÜRK VOLKAN ÇOLAK MURAT GÜNAYDIN MUHAMMET BAKİ
DENİZLİ
İZMİR
BÜLENT PALA
ŞEBNEM SEÇKİN UĞURLU
BAŞKAN YARDIMCISI MAHMUT KAYA
BAŞKAN YARDIMCISI HÜSEYİN AVNİ GÜNDÜZ
ARİF DÖNMEZ
HACER ÖZTURA
TURAY VOLKAN AYANOĞLU SAYMAN
ZEKİYE FERYAL GEZER
Yönetim Kurulu Üyesi HATİCE ERYİĞİT
Yönetim Kurulu Üyesi GÜLEFER METE
Yönetim Kurulu Üyesi MUHSİN TARIK MADRAN
Yönetim Kurulu Üyesi MÜMTAZ AYÇA
Yönetim Kurulu Üyesi ERDEM DURMAZ
Yönetim Kurulu Üyesi EGEMEN AKKUŞ
ERIM ARICI
AHMET ÖZTÜRK
FATIH MARDINOĞLU
MEHMET GÜZEL
NAZIM GÖKHAN DALDAŞ
MEHMET EMİN ÖZGER
*Dergi baskıya girmeden önce genel kurullarını tamamlamış olan şubelerimizin yeni yönetim kurulları bilgisine yer verilmiştir.
ELEKTRİK MÜHENDİSLERİ ODASI ŞUBELERİ
ADANA ŞUBE
ADRES: Güzelyalı Mah. 81098 Sokak No: 1 Çukurova-Adana TELEFON: +90 322 4583838 FAKS: +90 322 4582450 GSM: +90 533 7228001 E-POSTA: [email protected]
ANKARA ŞUBE
ADRES: Ihlamur Sokak No: 10/1 Kızılay Çankaya- Ankara TELEFON: +90 312 2314474 FAKS: +90 312 2321088 GSM: +90 530 7730937 GSM: +90 530 7730938 E-POSTA: [email protected]
ANTALYA ŞUBE
ADRES: Meltem Mah. 3. Cd. 3808 Sk. No: 20 Antalya TELEFON: +90 242 2376045 FAKS: +90 242 2376047 GSM: +90 530 7730944 GSM: +90 530 7730943 E-POSTA: [email protected]
BURSA ŞUBE
ADRES: Bursa Akademik Odalar Birliği Yerleşkesi (BAOB) Odunluk Mah. Akademi Cad. No: 8 16040 Merkez-Bursa TELEFON: +90 224 4511212 FAKS: +90 224 4519899 E-POSTA: [email protected]
DENİZLİ ŞUBE
ADRES: Atatürk Blv İn-Ba İş Mrk. K6 No: 32 Denizli TELEFON: +90 258 2425555 FAKS: +90 258 2418832 E-POSTA: [email protected]
DİYARBAKIR ŞUBE
ADRES: Aliemiri 4. Sokak Müge 6 Apartmanı Kat:1 No: 2 Yenişehir-Diyarbakır TELEFON: +90 412 2284620 GSM: +90 530 7730942 E-POSTA: [email protected]
ESKİŞEHİR ŞUBE
ADRES: İstiklal Mah. Şair Fuzuli Cad. Özkal İşm. No:36 K:2 D:1 Odunpazarı-Eskişehir TELEFON: +90 222 2319447 FAKS: +90 222 2319447 GSM: +90 530 7730947 GSM: +90 541 2319447 E-POSTA: [email protected]
GAZİANTEP ŞUBE
ADRES: Emek Mah. 19019 Sk. No: 34/B Şehitkamil-Gaziantep TELEFON: +90 342 3219080 FAKS: +90 342 3229977 GSM: +90 533 5713550 E-POSTA: [email protected]
İSTANBUL ŞUBE
ADRES: Ergenekon Mah. Cumhuriyet Cad. Adlı Han 173/3 Harbiye 34367 Şişli-İstanbul TELEFON: +90 212 2591150 FAKS: +90 212 2583655 GSM: +90 530 7730925 GSM: +90 530 7730926 E-POSTA: [email protected]
İZMİR ŞUBE
ADRES: 1337 Sk. No: 16 Kat:8 Ashan Çankaya-İzmir TELEFON: +90 232 4893435 FAKS: +90 232 4454949 GSM: +90 530 7730952 GSM: +90 530 7730953 E-POSTA: [email protected]
KOCAELİ ŞUBE
ADRES: Ömerağa Mah. Naci Girginsoy Sk. No: 15/3-4 İzmit-Kocaeli TELEFON: +90 262 3254122 FAKS: +90 262 3245456 GSM: +90 530 7730954 GSM: +90 530 7730955 E-POSTA: [email protected]
MERSİN ŞUBE
ADRES: Limonluk Mah. 2417 Sk. No: 5 Yenişehir-Mersin TELEFON: +90 324 3276871 FAKS: +90 324 3276873 GSM: +90 530 7730956 E-POSTA: [email protected]
SAMSUN ŞUBE
ADRES: Bahçelievler Mah. Gazanhan Sokak No: 6 Kat: 2-3 Samsun TELEFON: +90 362 2311977 FAKS: +90 362 2315131 E-POSTA: [email protected]
TRABZON ŞUBE
ADRES: İskenderpaşa Mah. Bayraktarlar İş Merkezi Kat:3 No: 64 Trabzon TELEFON:+90 462 3221395 FAKS:+90 462 3265092 E-POSTA: [email protected]
Temsilcilik Adı
Şubesi
Temsilci ve Yardımcıları
Adıyaman Temsilciliği Afyon İl Temsilciliği Ağrı Temsilciliği Akhisar İlçe Temsilciliği Aksaray İl Temsilciliği Akşehir İlçe Temsilciliği Alanya Temsilciliği Alaşehir İlçe Temsilciliği Aliağa İlçe Temsilciliği Amasya Temsilciliği Anamur Temsilciliği Artvin Temsilciliği
Gaziantep Ankara Diyarbakır İzmir Ankara Ankara Antalya İzmir İzmir Samsun Mersin Trabzon
Mustafa Öztürk, Rıza Durmuş, Berçin Mirkan, Hasan Dede, İbrahim Halil Mutlu Çetin İnce, Cihan Şahin, Merve Sevim Cangöz Mahmut Özhan, Çağlar Kılıç, Ferhat Özkan Çapar, Hamit Sönmez, Muhammed Onur Polat Sedat Özcan Faruk Bozkurt, Ramazan Koçak, Volkan Yüksel, Yılmaz Öngün Cihan Demiral, Taner Somuncu, Mustafa Aykut Başoğlu, Aykut Demiral Umut Mirioğlu, Ali Aras Akif Çınar, Hüseyin Cahit Kılınç Murat Kuzumoğlu, Ferhat Lek Metin Ahsen Durusoy Ufuk Katık, Ahmet Onur Kırılmaz, İbrahim Çağdaş Arıcı Ahmet Faruk Açıkgöz, Fatih Yaşar
Aydın İl Temsilciliği Ayvalık Temsilciliği Bakırköy Temsilciliği Balıkesir Temsilciliği Bandırma Temsilciliği Bartın Temsilciliği Batman Temsilciliği Bayburt Temsilciliği Bergama İlçe Temsilciliği Beylikdüzü Temsilciliği Biga Temsilciliği Bilecik Temsilciliği Bitlis Temsilciliği Bodrum Temsilciliği Bolu Temsilciliği Burdur Temsilciliği Çanakkale Temsilciliği Çankırı İl Temsilciliği Çerkezköy Temsilciliği Çorlu Temsilciliği Çorum Temsilciliği Didim İlçe Temsilciliği Düzce Temsilciliği Edirne Temsilciliği Edremit Temsilciliği Elazığ Temsilciliği Elbistan Temsilciliği Ereğli İlçe Temsilciliği Erzincan İl Temsilciliği Erzurum İl Temsilciliği Fethiye Temsilciliği Finike Temsilciliği Gebze Temsilciliği Giresun Temsilciliği Gölcük Temsilciliği Gümüşhane Temsilciliği Hakkari Temsilciliği Hatay Temsilciliği Iğdır Temsilciliği Isparta Temsilciliği İnegöl Temsilciliği İskenderun Temsilciliği Kadıköy Temsilciliği Kahramanmaraş Temsilciliği Karabük Temsilciliği
İzmir Bursa İstanbul Bursa Bursa Kocaeli Diyarbakır Trabzon İzmir İstanbul Bursa Eskişehir Diyarbakır Denizli Kocaeli Antalya Bursa Ankara İstanbul İstanbul Samsun İzmir Kocaeli İstanbul Bursa Diyarbakır Gaziantep Ankara Ankara Ankara Denizli Antalya Kocaeli Trabzon Kocaeli Trabzon Diyarbakır Adana Trabzon Antalya Bursa Adana İstanbul Gaziantep
Haluk Demirci, Halil Yorgalı, Orhan Arslan, Salih Eğerci, Ergün Evran Mesut Nail Akın, Erol Kınık Rasim Doğan, Reşat Murat Görgü, Ziya Torun Mehmet Nazmi Kacar, Selçuk Savaş, Mehmet Faik Şenergin, Yahya Tosun, Özer Doğmuş Murat Yazıcı, Nergis Güney, Mutlu Onganar, Melike Dönmez, Tayfun Tutar Mahmut Demirok, Necmettin Samancıoğlu, Mustafa Dinçer, Cahit Bilal İbrahim Yıldız, Seyithan Kaya, Çidem Cansağ, Bilal Altunç, Fırat Altun Ozan Özkan, Fatih Korkusuz, İsmail Kelleci Nadir Gergin, Ali Bayram Yüksel Mengünoğul, Sıddıka Ödel, Cafer Ermiş, Zeki Akbıyık Serkan Yılmaz, Selin Nehir Suat Zafer Meriçelli, Erdem Gedik Umut Selçin, Abdullah Aktaş, Mehmet Sakin Yılmaz İsmail Sever, Hikmet Arslanparçası, Tanın Sanlı, Mehmet Ali Timurhan, Temel Özenmiş İsmail Doğandor, Erman Esentepe, Murat Armutcu Mehmet Çığrı, Meltem Güler Erkan Güçyetmez, Görkem Arslan, Yücel Yaşar, Ali Rıza Sağcan, Mehmet Köşkeroğlu İsmail Ulutaş Ahmet Çuhadaroğlu, Erol Çetinkaya, Cemal Demir, Zafer Tokuç Muharrem Okur, Doğan Turgut, Seyit Ahmet Bak, İsmail Bul, Adnan Haluk Erkan Aydın Taşkın Nuran Aslan, Yakup Erkan Erol Topuz, Hakan Çelik, Okan Eren Kuru, Ahmet Serdar Erdem, Abdurrahman Güneş Tarık Etker, İsmail Arda, Özgür Mercanlı Veysel Çağlar, Işık Çoban Serhat Bilgi Özer, Selahattin Yıldız, Selcen Aydoğmuş Turgut Taşolar, Metin Çelik, Mevlüt Şakalar, Rasıh Uğurlu Ali Turhan, İsmail Yalçın Ayhan Uytun, Recep Karakoç, Ümit Aykan Namiye Sınırkaya, Emre Doğan, Ömer Yaşa Veli Önver, Sermet Mustafa Ünel, Muzaffer Lük, Damla Olgun Doğan Yıldırım, Ramazan Oktay Veysel Suludere, Murat Korkmaz, Murat Çiftçi, Mehmet Cüneyt Tüfekçioğlu, Pınar Demir Tacettin Özkılıç, Beytullah Özbayram Hayri Saral, Recep Vasfi Sıvış, Gürcan Deniz Hakan Bilgiç Adem Çatal, Özgen Canan, Hamdullah Temel, Evren Taş Ali Doran, Hasan Horoz, Mustafa Temiz, Cem Hüzmeli, Adnan Orukoğlu Muhammed Taner Güner Merdan, Yavuz Büyükbayram, Mehmet Çallıoğlu Doğan Temizkan, Sinan Özen, Metin Balaban Ahmet Bülent Bozdoğan, Kenan Sapmaz, Cemil Reyhaniye, İlter Tellioğlu Recep Cem Erkanlı, Mahmut Serhat Demirhan, Saadet Nuruilah Güleç, Nermin Verdi ,Bahattin Uylukçu, Bünyamin Sağlam, Mustafa Şekkeli, Kalender Korkmaz Ahmet Serdar Yılmaz Mehmet Erol, Ahmet Bürümcek, Sadık Ketenci
Temsilcilik Adresi
Yavuz Sultan Selim Mah. Mehmet Akif Cad. No:7 .Dumlupınar Mah. 2. Cad. No:23/3 Tokman Apt Cumhuriyet Cad. Ağrı Ticaret Merkezi K:3 No:22 Paşa Mah. 28. Sokak No:12/B Nolu Belediye İşhanı Sarraflar Cad. K:2 .3 Cevdet Köksal Cad. No:7 Kadıpaşa Mah. Sugözü. Cad. Yılmaz Apt. No:87/1 Beşeylül Mah. Hanlar Cad. No:75 Kurtuluş Mah. Fevzipaşa Cad. No:108/A Ziyapa Cad. Özkök İşmerkezi No:17/8-4 Yeşilyurt Mahallesi Kıbrıs Caddesi Cumhuriyet Apt. No:58/C Orman Bölge Müdürlüğü Makine İkmal Şube Müdürlüğü Çarşı Mahallesi İnönü Cad. No:71 Kurtuluş Mah. 32. Sok. No:35/A Sural Pasajı No:48 Zeytinlik Mah. Cumuriyetçi Sok. No:10 K:4-5 Dumlupınar Mah. Yazıcı-Sunak Sok. Emir İşhanı K:4 No:11 Paşakent Mahç Şehit Şener Köksal Cad. Pervin Sitesi No:6/A-31 Kırtepe Mah. Cumhuriyet Cad. Ağah Bey İş Merkezi 1. Kat No:12 Meydan Mah. 2000 İş Merkezi K:4 No:410 Türk Telekom A.Ş. Bayburt İl Müdürlüğü Yeni Belediye İşhanı Zemin Kat No:12 Büyükşehir Mah. Belediye Cad. No:22 Beylicium Avm Kat:4 No:108 B-C Hamdibey Mah. İnönü Cad. No:60 Gazipaşa Mah. Atatürk Bulvarı No:3 K:2 D:22 AN TEİAŞ 17. İletim Tesisi ve İşletme Grup Müd. Tatvan Bakım ve İşletme Temel Yapı İş Merkezi Toplu Konut Alanı K:2 No:1 Tabaklar Mah. Ferit Talay Cad. Turisa Apt.61/1 Burç Mah. 2. Tuna Sok. Sıla Apt. No:6/B Barbaros Mahallesi Troya Caddesi Yaşam Evleri D Blok No:2 Buğday Pazarı Mah. İş Kur İş Hanı No:7/69 Gazi Mustafa Kemal Paşa Mah. Öztrak Cad. Doğramacı Apt. No:4 Daire:2 Eski Hükümet Cad. Kurtgöz İşhanı No:2/28 Gazi Cad. Mahmut Akaydın İş Merkezi No:17 K:7/23 Cumhuriyet Mah. İnönü Bulv. No:150/A Kültür Mah. İstanbul Cad. Spor Sak. İbrahimoğlu İş Merkezi No:129 Kat:2 Mithatpaşa Mah. İnönü Cad. Erdi Apt. K:1 No:1 İnönü Cad. 1. Sok. No:9 Kat:1 İzzetpaşa Mah. Şehit Binbaşı Sabri Sok. No:1/2 Güneşli Mah. Mevlana Cad. Kale İş Merkezi No:1/11 K:2 Rasim Erel Cad. Kılıçhan İşhanı Kat:2 No:25 Ordu Cad. Selimoğlu İşhanı No: 222 Vani Efendi Cad. Fırat İşmerkezi No:4 Daire:1 Tuzla Mah. 557. Sokak Emelim Yapı Koop. No:9 D:3 Cumhuriyet Cad. Sarıbey İşhanı K: 1/2 TMMOB Binası Adliye Cad. No: 25 0262 6444825 Anayurt Yapı Denetim Gazi Cad. Kapu Mah. No:81/2 Merkez Mah. 19 Mayıs Cad. No:2/D Karaer Mah. Atatürk Cad. No:60 K:2 Telekom İl Müdürlüğü Tekre Kavşağı Armutlu Mah. Ufuk Sokak No:28 Cumhuriyet Mah. Zübeyde Hanım Bulvarı 12 5 Yayla Mah. 130. Cad. No:10 Gürcan Apt. Kat 1 Osmaniye Mah. Şebboy Cad. Orkide Sokak No: 3 Çay Mah. Tayfur Sökmen Bulvarı İskenderun Plaza No:19 K:1 D:41 Kozyatağı Mah. Çardak Sok. Şaşmaz Sitesi B1 Blok No:2 Daire 10 İsmetpaşa Mah. Yeni Hükümet Cad. No:18 Fatih İşhanı K:3/11
Hürriyet Cad. Mako İşhanı Kat: 3/1 67200
Temsilcilik Telefon
Temsilcilik Faks
2131603 416 0 2140975 416 0
2140555 272 0 2142730 272 0
4137368 236 0 2127176 382 0 8133159 332 0 5119377 242 0 6537665 236 0 6165856 232 0 2122067 358 0 8148088 324 0 2126661 466 0
8133637 332 0 5119377 242 0 6537665 236 0 6165857 232 0
8148088 324 0 2126619 466 0
2124762 256 0 3124658 266 0 5612101 212 0 2442297 266 0 7136251 266 0 2278075 378 0 2133230 488 0 5553000 458 0 6320481 232 0 8728682 212 0 316502 286 0 2127570 228 0
2145493 256 0 3121251 266 0 5438434 212 0 2390450 266 0 7136251 266 0 2278095 378 0
5551015 458 0 6332878 232 0
3167950 286 0 2127570 228 0
3171501 252 0 2123435 374 0 2331116 248 0 2123399 286 0 2132405 376 0 726701 282 0 6531666 282 0 2240406 364 0 8111838 256 0 5247404 380 0 2136915 284 0 3739589 266 0 2386557 424 0 4132244 344 0 7134454 332 0 2142212 446 0 2384077 442 0 6123040 252 0 8555434 242 0 6432805 262 0 2124032 454 0 4123865 262 0 2131678 456 0 5551000 438 0 2253300 326 0 8257676 541 0 2183352 246 0 7123659 224 0 6136382 326 0 3899595 216 0 2259609 344 0
3171501 252 0 2123435 374 0 2331116 248 0 2183252 286 0 2132405 376 0 7267017 282 0
2240406 364 0 8111838 256 0 5247404 380 0 2122680 284 0 3737806 266 0 2380272 424 0
7134454 332 0 2142212 446 0 2384077 442 0 6123040 252 0
6444826 262 0 2124032 454 0 4133215 262 0 2131678 456 0 5551000 438 0 2251300 326 0
2183352 246 0 7123651 224 0
3896464 216 0 2219955 344 0
4131055 370 0 4247764 370 0
Karadeniz Ereğli Temsilciliği Karaman Temsilciliği Kars Temsilciliği Kartal Temsilciliği Kastamonu İl Temsilciliği Kayseri İl Temsilciliği Kemalpaşa İlçe Temsilciliği Keşan Temsilciliği Kırıkkale İl Temsilciliği Kırklareli Temsilciliği Kırşehir İl Temsilciliği Kilis Temsilciliği Konya İl Temsilciliği Kuşadası İlçe Temsilciliği Kütahya Temsilciliği Lüleburgaz Temsilciliği M.kemalpaşa Temsilciliği Malatya Temsilciliği
Manavgat Temsilciliği Manisa İl Temsilciliği Mardin Temsilciliği Marmaris Temsilciliği Milas Temsilciliği Muğla Temsilciliği Nazilli İlçe Temsilciliği Nevşehir İl Temsilciliği Niğde Temsilciliği Ordu Temsilciliği Ortaca Mesleki Denetim Bürosu Osmaniye Temsilciliği Ödemiş İlçe Temsilciliği Polatlı İlçe Temsilciliği Rize Temsilciliği Sakarya Temsilciliği Salihli İlçe Temsilciliği Silifke Temsilciliği Sinop Temsilciliği Sivas İl Temsilciliği Soma İlçe Temsilciliği Söke İlçe Temsilciliği Şanlıurfa Temsilciliği
Şereflikoçhisar Mesleki Denetim Bürosu Şırnak Temsilciliği Şişli Temsilciliği
Tarsus Temsilciliği Tekirdağ Temsilciliği Tire İlçe Temsilciliği Tokat İl Temsilciliği Torbalı İlçe Temsilciliği Tunceli Temsilciliği Turgutlu İlçe Temsilciliği Uşak Temsilciliği Van Temsilciliği Yalova Temsilciliği
Yozgat İl Temsilciliği Zonguldak Temsilciliği
Mehmet Ali Karanfil, İbrahim Etem Özdemir, Hüseyin Nail Zobu
Mersin Trabzon İstanbul Ankara Ankara İzmir
Bünyamin Selvi, Ümit Şimşek Nizamettin Kara, Demirel Öncül, Yusuf Turna, Göksel Ubiç Ali İyikan, Harun Baş, Kenan Atasoy, Tuncay Özkoç, Nizamettin Demirci Metin Uzunkara, Ertuğrul Durna, İsmail Hakkı Özcebeci Mehmet Erdoğan, Ahmet Kemaleddin Gülcüoğlu, Özden Koparan Mükremin Zülkadiroğlu, Levent Özcan
İstanbul Ankara İstanbul Ankara Gaziantep Ankara İzmir Eskişehir İstanbul Bursa Diyarbakır
Antalya İzmir Diyarbakır Denizli Denizli Denizli İzmir Ankara Mersin Samsun Denizli
Ömer Bağcıoğlu, Şahin Gökhan Kara, Mustafa Kemal Tezcan, Üyecan Meriç Niyazi Çopur, Fahriye Günaydın, Özgür Karagülle Can Yazıcı, Nilgün Elçi Mustafa Akgül, Barış Ordu Mehmet Aşkın, Halil İbrahim Yeşildal, Mehmet Nur Cantaşdemir Sait Şahin, Hacı Mehmet Azizoğlu, Mehmet Karabacak Ergun Sakarya, Burak Nalbantoğlu, İbrahim Kovancı Yaşar Varmaz, Sadettin Ayman Yaman Uçar, Mustafa Arı, Bülent Zafer Seber, Emrah Yiğit, Erhan Büyükyılmaz Kemal Şenışık, Necmi Kenar, Fikret İlter Hatice Bilge Çakır, Mehmet Zeki Hedekoğlu, Mehmet Bölükoğlu, Didem Ağdağ, Murat Köseoğlu Abdullah Cengiz, Abdullah Aydın Demirhan Gözaçan, Mehmet Zafer Önceyiz, Melih Cem Kara, Erdoğan Koldaş, Doruk Yavaş Neslihan Çiçek, Serhat Ceylan, Murat Taş Fahri Erdinç Ünal, Ozan Eryavuz, Hayrettin Yalçın Yaylalı Emrullah Tuna, Gürcan Özer Muhsin Tarık Madran, İsmail Orkun Yılmaz, Filiz Danış, Mehmet Kürşad, Buğra Dursun Mustafa Gürhan Şenbak Tamer Kaçak, Ali Babaoğlu, Özlem Bahadır, Yüksel Duruer Işık Öztürk, Cihan Ekebaş, Sibel Songur Volkan Türkmen, Barış Türker, Mehmet Akçiçek Reşat Kundakçı
Adana İzmir Ankara Trabzon Kocaeli İzmir Mersin Samsun Ankara İzmir İzmir Diyarbakır
Ankara
Fatma Aki, Arda Candemir, Hasan Döner Mete Önbaşlı, Hüseyin Seçen, Erkan Acar Ahmet Konuk, Ümit Çeliker Mehmet Aygün, Mehmet Aydın, Serkan Birben Halil Atay, Bilgin Köroğlu, Zakir Onur Şenel, Turgay Demirgövde, Şamil Aykut Azim Şahin, Teoman Abrak Ekrem Onur Kozan, Doğan Sayar, Emin Ümit Gür Koray Keseroğlu, Saygın Doğan Ahmet Şenyurt, Sevgi Yörük, Hüsnü Özdamar, İsmet Çağlayan Taylan Onur Zeybekoğlu, Cem Tabak, Cumhur Çakı Mustafa Usluyüz, Tamer Dirmilli Necati Kırmızıtoprak, Mehmet Fatih Can, Ayşe Funda Yağmur, Hülya Tuğalan, Mehmet Emin Göllü Rüstem Koçak
Diyarbakır İstanbul
Mersin İstanbul İzmir Ankara İzmir Diyarbakır İzmir Denizli Diyarbakır Bursa
Ankara Kocaeli
Goman Sarıyıldız, Ahmet Açar, Rıdvan Erkul Mustafa Aydın, Hüseyin Özcan, Ahmet Cem Yazıcı, Alparslan Karaaslan, Elif Ertikmen, Bilge Özkan, Egemen Kılıç Nuri Bayülgen Tamer Özdemir Nejat Bozkurt Doğan Atay, Süleyman Engin, Tuncay Arslan, Mustafa Zahid, Serkan Bilgiç, Özcan Alabaş Hüsamettin Güner Yılmaz Gök, Cengiz Şimşek, Ali Şevket Sönmez Ercan Arslankeçecioğlu Birol Yıldırım, İrfan Yaşar Dukul, Devrim Helvacıoğlu, Aslı Demir, Burcu Naçar Süleyman Balkan, Sunullah Canbey, Mehmet Nuri Yavuz, Murat Aydıncioğlu, Yalçin Tokgöz ,Engin Çetinbaş, Ercüment Ekrem Bozkurt, Feridun Toparlak, Rezan Dikici Gökhan Kaya, Volkan Çelik, Metin Aydın İsa Köker, Recep Avcu Bülent Özgümüş, Hakan Kaya, Nuri Özel
Müftü Mah. Yemeniciler Sok. No:22 Kat:3 No:15
Tahsin Ünal Mah. Faik Kayserilioğlu Cad. Çakırlar İşhanı K: 3 Aras EDAŞ Kars İl Müdürlüğü Üsküdar Cad. Uras İş Merkezi No:18/4 Topçuoğlu Mah. Belediye Cad. Ekmekçiler İş Merkezi K:1 No:16/5 Serçeönü Mah. Ahmet Paşa Cad. Mühendisler İşhanı K:7 No:702 İzmir Kemalpaşa Organize Sanayi Bölgesi Gazi Bulvarı No:15
Yukarı Zaferiye Mahallesi Paşayiğit Cad No:32-A/103 Kat:4 Yenidoğan Mah. Barboros Hayrettin Cad. Özak Pasajı No:8 K:3 Karakaş Mah. Yeni Gürpınar Pasajı K:2 No:48 Ahi Evran Mahallesi M.ali Yapıcı Bulvarı Kırşehir Apt. Kat:5 No:23 Merkez-Kilis Nişantaşı Mah. Nüve İş Merkezi B Blk. K:7 No:704 Cumhuriyet Mah. Minare Sokak No:22 Kat:1 D:2 Atatürk Bulvarı Ali Kalfa Çarşısı 2 Blok K:3/1 Yeni Mah. Fatih Cad. No:35 K:2 Sabribey Mah. Demirciler Cad. No:2 Kat:2 Niyazi Mahallesi Mısri Cad. Topçuoğlu Apt. No:201/1 No:11
Atatürk Caddesi Eryıldız İş Merkezi K:3 No:44 Anafartalar Mah. 1701 Sok. No:9/A.1 Mart Mah. Vali Ozan Cad. Aksa İş Merkezi No:38 K:1 No:1 13 Yunus Nadi Cad. No:86 Armutalan Hacı İlyas Mahallesi Ulusal Egemenlik Caddesi Tuna İş Merkezi No:14/8 Şeyh Mahallesi İsmet İnönü Caddesi Zihni Derin İşhanı No: 6/101 Altıntaş Mahallesi 147. Sok. No:5/B Yeni Kayseri Cad. Sahil İşhanı K:5 No:66 Esenbey Mah. Giray Sok.bahadır İş Merkezi K:1 No:6 Bahçelievler Mah. Yunus Emre Cad. No:50/A Yerbelen Mahallesi Muğla-Fethiye Karayolu Caddesi Tem Elektrik Blok No: 190 İç Kapı No: 3 Raufbey Mah. Alparslan Türkeş Cad. Görücüler Sitesi Zemin Kat No:95 Akıncılar Mah. Kültür Cad. Yağcı İşhanı No:4/Z-13 Yeni Mahalle Eti Caddesi No:63/1 Çoruh Elektrik Dağıtım A.Ş. Rize İl Müdürlüğü Karaağaç Cad. Özkaynak İşhanı No:60 K:2 Mithatpaşa Mah. 18. Sok. No:4 K:2 Saray Mah. Sanatçılar 2 Sok. Mazhar Tol İş Hanı No:2/105 Sakarya Cad. Batur Sok. No:36 Sirer Cad. Çitil Apt. K:2 No:8 E.L.İ. Ege Linyitleri Müessese Müdürlüğü Kemalpaşa Mah. Ömer Koyuncu Cad. No:3/205 Bamyasuyu Mah. 147. Sok. Stad Apt. B Blok K:7 No:14
Ekici Tekke Çeşme Cad. Nevzat Tekin İşhanı No:5/4
Şah Mahallesi Hökenek Caddesi Sarıyıldız Pasajı No:27 Perpa Ticaret Merkezi A Blok Kat: 14
Hilmi Seçkin Bulvarı Canataroğlu Apartmanı No:2/3 Belediye İşmerkezi No:604 59100 Yeni Mah. Fevzipaşa Cad. No:9 K:2 Ali Paşa Mah. Mithatpaşa Cad. No:9 K:3 Tepeköy Mah. İnönü Cad. No:58 Tunceli İl Özel İdaresi Müdürlüğü Yılmazlar Mah. Güneş Sok. No. 29/A Köme Mah. Belediye İş Hanı K:3 No:161 Hastane Cad. 1438 Çavuşbalı Sok. Nedimodabaşı Ticaret Merkezi B Blok K:5 No:63 Cumhuriyet Cad. İpekyıldız İş Merkezi No:4/7
Aşağı Nohutlu Mah. Bahattin Çokdeğerli Cad. Zafer İş Merkezi No:11/3 Tahirkaraoğuz Sokak Birlik İşhanı No:203
3230838 372 0 3235600 372 0
2149494 338 0 2251119 474 0 5175005 216 0 2147030 366 0 2318181 352 0
2133000 338 0 2251102 474 0 3877033 216 0 2147630 366 0 2318294 352 0
7149832 284 0 2254046 318 0 2142701 288 0 2125858 386 0 2947891 505 0 2338453 332 0 600554 533 0 2160042 274 0 4128043 288 0 6134679 224 0 3259320 422 0
7148595 284 0 2254046 318 0 2122701 288 0 2125858 386 0
2388799 332 0
2160042 274 0 4128043 288 0
3259320 422 0
7430006 242 0 2345809 236 0 2124165 482 0 4135999 252 0 5130532 252 0 2148069 252 0 3154438 256 0 2127670 384 0 2328553 388 0 2338252 452 0 2820520 252 0
7430006 242 0 2391860 236 0 2132158 482 0 4135999 252 0 5130532 252 0
3154438 256 0 2136996 384 0
2338252 452 0 2820520 252 0
8137011 328 0 5087878 232 0 6238207 312 0 2130596 464 0 2777530 264 0 7139720 236 0 7148325 324 0 2613033 368 0 2230933 346 0 6132326 236 0 5120111 256 0 3164527 414 0
5087878 232 0 6238290 312 0 2130607 464 0 2777531 264 0 7139719 236 0 7148325 324 0
2237429 346 0
5182871 256 0 3164527 414 0
6879736 312 0 6879736 312 0
6169597 486 0 2205773 212 0 2207198 212 0
6146400 324 0 2625097 282 0 5116247 232 0 2120575 356 0 8564490 232 0 2132120 428 0 3133775 236 0 2232005 276 0 2152725 432 0 8113701 226 0
2625097 282 0
2120576 356 0 8554867 232 0
3140566 236 0 2232005 276 0 2152725 432 0 8113701 226 0
2128687 354 0 2129355 354 0 2524561 372 0 2524561 372 0
F fEeNnNnİiKkAaRr iİ kK aA tTüÜrRl eL rE R
tayfun akgül