Elektrik Mühendisliği · Sayı 170 · Şubat 1971
NEDEN SARI SAYFA?
Mühendislik mesleği, meslek hakları ve istihdam Görüş ve değerlendirme
- Yıl
- 1971
- Sayfa
- 4
- Okuma süresi
- 10 dk
- Görüntülenme
- 0
Konu
Mühendislik mesleği, meslek hakları ve istihdam
İlgili: Toplum, demokrasi ve emek, Oda ve TMMOB örgütsel yaşamı
Anahtar kelimeler
- politika yapmayalım tartışması
- emperyalizm
- sınıf mücadelesi
- Yayın Kurulu
- mühendis kimliği
- antiemperyalizm
Özet
Yazı, mühendislerin 'politika ile uğraşmamalı' söylemini eleştirerek, mühendisliğin ve mühendis kimliğinin sınıf mücadelesi ve emperyalizm karşıtlığı bağlamında ele alınması gerektiğini savunuyor.
Tam metin
Metin PDF'ten otomatik çıkarılmıştır; tablo, şekil ve formüller eksik ya da hatalı olabilir. Özgün dizgi için PDF'e bakın.
Neden Sarı Sayfa ?
«Bu sarı earı sayfaların ne lüzumu var etendim? Biz teknik elemanız. Politika ile uğraşmak bizim işimiz değildir. Aslında politika ile uğraşmak çok zaman ister. Aylak adam işidir. Biz mesleğimizin gereğini yerine getirince ötesine karışmamalıyız, İyi araştırmalar yapsak, Türkiye'yi sanayilegtirlr böylece ithalâtı azaltarak yurtseverliğimizi göstermiş oluruz. Üst tarafı bizi ilgilendirmez. Üst tarafını yukardaki yetkililer halleder. %te bu yüzden sarı sayfalar lüzumsuzdur. Lüzumsuz ne demek efendim? Düpedüz suçtur. Bizim gibi politika ile uğraşmayan adamların odası nasıl politika ile uğraşırmış?»
Şimdiye kadar Oda'mızm ve Yayın Kurulu'muzun izlediği yola karşı yöneltilen eleştirinin özeti budur. Bu eleştiri haklı bir eleştiri midir? Yoksa tarafsız görünüp kafaları bulandırmaya çabalayan ve aslında iktidarın politikasını hakim loJmak isteyen bir azınlığın mühendis saflarına'yaymaya çalıştığı bir kof fikir midir? öyle görünüyor ki bu mesele mühendis topluluğu içindeki çelişmelerin su yüzüne çıkmış ifadesidir. Nasıl bir politika İzlenmelidir meselesinden önce «Politika yapılmalı mıdır?» sorusunu cevaplamak gerekiyor. Yayın Kurulu bu konudaki çeşitli yazılarda düşüncelerini ortaya koydu. Fakat sırf bu konuyu ele alan bir yazı yayınlayarak - Kongre öncesinde -~ durumu bir kere daha göze batırmak yararlıdır.
POLİTİKA YAPMAYALIM PROPOGANDA-
81 POLİTİKA YAPMAKTIR
«Politika yapmayalım» diyenleri iki grupta ele almak gerekijr. Birinci grup : Bu fikri samimi olarak benimseyen,' politikayı dar anlamı ile «milletvekili seçilmek» ışeklinde anlayan arkadaşların oluşturduğu gruptur. Bunlar burjuva politikacılarının şarlatanlıkları karşısında kabuğuna çekilip rahatlamak .isteyen, «bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın» diyerek kişisel kaygulanna ağırlık tanıyan arkadaşlardır. Bunlar «politika yapmayalım» diyenlerin - belki de bütün mühendislerin— çoğunluğunu oluştururlar, tkinci grup : Bilinçli olarak, bir propoganda olarak "bu fikri yayanların, çıkarlarını bu fikrin ardında gizleyenlerin oluşturduğu gruptur. Bunlar geniş arkadaş topluluğumuz içinde yaygın olan bu tip görüşlere öncülük ederek mevki kapmak isteyen haris politikacılardır. Bunların sayıları elli - altmışı geçmez. Bunlar iktidarın politikasına uygun davranmayı, iktidarın karşısında boyun kırma ve ona teslim olmayı «Politi-
ka ile uğraşmamak> şekline sokup yutturmaya çabalayan bölücüler ve çıkarcılardır. Bunların ne basit ve sinsi «Politikacılar» olduklarını yeri gelince açıklamak, bu konudaki belgeleri ortaya koymak gayet kolay olacaktır. Bunların sahte suratlarını ortaya çıkarmak bütün mühendis arkadaşların görevidir. Bunlar, «Sayın bakana arzederiz.», «Sayın yetkililerle görüşerek maaşlarj mızda artış sağlayabiliriz.» edebiyatının adamlarıdırlar. Zaten yapılan çeşitli toplantı ye forumlarda bunlar kendilerini hiç çekinmeden ortaya koymuşlardır.
POLİTİKA NEDİR?
Tarih sınıf savaşlarının tarihidir. Belli tarihi devrelerde kutuplaşan sınıflar egemenlik (İktidar) savaşı vermezlik edemezler. Nitekim bütün insanların eşit oldukları tarihin «İlkel komünal» dediğimiz devrinden sonra bütün toplumlar sınıf savaşlarına sahne olmuşlardır. O yüzden de «Sınıf savaşları tarihin motorudur.» denmiştir. Sınıflar tarih boyunca tegemenlik kurmak, tegemen sınıfı devirmek, iktidarda kalmak için amansız dövüşlere girişmişlerdir. Politika bu sınıflar savaşının adadır. Politika, bir sınıfın iktidara gelmek, egemen sınıfı devirmek için uyguladığı bütün eylemlerin adıdır. Politikanın en ileri ifadesi ve özel bir şekli ise silâhlı kapışmadır. Esasen ' bütün sınıf mücadeleleri sonunda bu noktaya varıp dayanmıştır.
Toplumda sınıflar dışı bir insan ve bir davranış olamaz, öyleyse sınıf mücadelesinin dolayısı ile politikanın dışında bir insan da olamaz. En genel anlamı ile bütün insanlar politikanın içindedirler. Fakat özel olarak «Politika ile uğraşmak» ne demektir? Bilinçli ıbir şekilde bir sınıfın iktidarını yıkıp, başka bir sınıfın iktidarını kurmak için mücadele »etmek demektir.
POLİTİKA İLE UĞRAŞMAK KİMİN İŞİNE YARAR?
öyleyse şimdi bunu düşünelim: EgenVen sınıfların iktidarını yıkıp onun yerine başka bir iktidar kunmak için herkesin (Tabii egemen sınıflardan olmayan herkesin) mücadeleye atılmasını kim istemez? Apaçıktır ki egemen sınıflar istemez. Gerçekten bugün yurdumuzda politika bu sınıfların kapalı av alanı halinde tutulmaya çalışılmaktadır. «Talebe dersine çalışsın, mühendis projesini çizsin, politikayı biz yaparız ve başkası yapamaz. Yapmaya kalkarsa kafasını kırarız» denmeye getiriliyor. Şimdi bilerek bilmeye-
rek «Politika ile uğraşmama» propogandası yapanların kimin iğine yarayacak şekilde davrandıkları ortaya çıkmış oluyor.
Halkın çıkarlarını savunan, bugün iktidarda olan ve halkımızı iliklerine kadar sömürüp ezen bir avuç halk düşmanının iktidarı yerine halkın iktidarını kunmak için mücadele eden hiç kimse, «politika ile uğraşmama» propogandasına pabuç bırakamaz. Biz herkesin, bütün halkımızın politika ile yakından ilgilenmesini isteriz. Çünkü ortaya çıkarılacak kirli çamaşırlarımız yoktur. Çünkü sonuna kadar halkın çıkarlarını savunmaktan başka bir kaygumuz yoktur. Gerçeklerin ortaya çıkmasından yalnız gericiler ve halk düşmanları korkar.
YANLIŞLIK NEREDEN GELİYOR?
«Politika yapmayalım» propogandasjmn etkisine kapılan arkadaşlarımızın başlıca yanıldıkları nokta: Devletin egemen sınıfların devleti olduğunu bilinçlice kavrayamama noktasıdır. «Biz araştırmalarımızı yapıp üstümüze bildiririz. Gerisini onlar düşünür.» anlayışı bu yanılgının en açık ifadesidir. Bu görüşün temelinde( tepedekilerin tarafsız' oldukları, egemen sınıfların devletinin halkımızı ezmek için kurulmuş bir mekanizma değil bütün halkımızın devleti olduğu) yanlışı yatmaktadır. Biz 'bu görüşleri en berrak ve açık bir şekilde ele alarak eleştirdik. Devletin tarafsız olmadığını tarihin hiçbir devrinde tarafsız olmadığını ve olamayacağını ortaya koyduk. Devletin «egemen sınıfların sömürü ve baskı aracı» olduğu gerçeğini kendi ülkemizin somut durumuna dayanarak açıkladık. Dergimizin Aralık 1970 tarihli 168. Sayısında yayınladığımız «Devlet, Vergi ve Faşizm» yazısında bütün bunları yazdik.
NASIL BÎR POLİTİKA? NASIL BİR KALKINMA?
Arkadaşlarımızın Türkiye'nin sanayileşmesi için çalışmamız gerektiğini belirten, ithalâtın azalmasını araştırmaların değerlendirilmesini isteyen davranışları gayet yurtsevercedir. Fakat bunları politika dışında düşünmek nasıl olabilir? Türkiye'nin, mühendisler bu yolda çalışmadıkları için yoksul ve yarı sömürge olduğunu söyleyebilir miyiz? Bu Amerikan uşaklarının, halk düşmanlarının politikasının sonuçlarını, onların suçlarını üzerimize aknak değil inidir? Bu noktada politika ile ekonomi, politika ile kalkınma arasındaki ilişkileri ele almak gerekiyor. Bunun için gene dergimizin Ağustos 1970 tarihli 164. sayısına başvuralım :
«Aslında bütün yazdıklarımızı, her gün Amerikalı uzmanlarla burun buruna gelen, Türk teknik ve sanayiinin gelişmemesinin acısını duyan,
kendi kişisel yeteneklerini geliştirme olanakları yerine, Amerikan emperyalizminin dikte ettiği plân ve projelerin hesapçüığını yapma koşulları içine atılan biz mühendisler çok yakından biliriz.
İşte bu söylediklerimiz, yurdumuzda mücadele halindeki iki cepheyi belirlemektedir. Birinci oephe, Amerikan emperyalizm^, işbirlikçileri ve toprak ağalarıyla tefecilerin cephesidir. İkinci cephe ise menfaatleri bunlarla çelişen işçi» köylü, şehir orta sınıf ve tabakalarıyla, nülE burjuvaziyi içine alan bütün mitli sınıfların cephesi. Türkiye'nin kaderini bu iki cephenin savaşı tayin edecektir.
Biz mühendisler bu cephelerden hangisine dahiliz? Halkın cephesinde miyiz, yoksa halk düşmanlarının safında mıyız? Bir kerel bizler genig oranda şehir ve köylerin orta sınıflarından gelmekteyiz. Yani, diğer halk tabakalarıyla birlikte emperyalizmin sefalete mahkûm ettiği, sömürüye imaruz bıraktığı insanların arasından. Bunun yanında emperyalizmin sömürüsü, emekçi halkımız gibi bizim üzerimizde de yoğunlaşmaktadır. Gerçekten, bugün mühendis kitlesi sanıldığı gibi ahım - şahım bir hayat sürmemektedir. Bunu gene en iyi mühendisler bilir. Son personel kanunu ile şartlar daha da ağırlaşmaktadır. Hem de yaptığımız İş hiçte halkımızın yararına değil, daha çok emperyalizmin yararına Plan ve projeler kendi insiyatifimlzle değil, emperyalizmin onayıyla ortaya çıkıyor. Bu durum yaptığımız bilimsel tahsille ve yurtseverlik duygularımızla hiçbir şekilde bağdaştırılamaz. Bu nedenlerle mühendislerin yeri antiemperyalist millî güçlerin yanıdır. Bugün yurdumuzda, işçiler-köylüler aydınlar ve gençlerin emperyalizme karşı mücadeleleri bütün şiddetiyle devam etmektedir. Bizim ödevimiz bu mücadeleye omuz Vermektedir. Birer millî cephe savaşçısı olmaktır.
Şimdiye kadar geniş mühendis kitleleri çok çeşitli etkenlerle bu mücadeleden uzak kalmışlardır. Bugün yavaş yavaş gelişmekte olan mücadelemiz İçinde ortaya çıkan ve şimdiye kadar aramızda hakim olarak doğru hedeflere yönelmemizi önleyen yanlış görüşleri eleştirmek gerekmektedir. Bunların en önemli ve etkili olanlarından biri «politika ile uğraşmama» görüşüdür.
«Politika beni ilgilendirmez» demek, ya da halkımızın devrimci mücadelesine sahte bir ağırbaşlılıkla tepeden bakmak,- bu eylemleri, «sınırlı bir gurubun ıbozguncu davranışları» gibi gö»termeye çabalayan emperyalizmin propogandasına kanmak bizi yurtseverlik çizgisinden saptırır, tster istemez halkın düşmanları safına iter.
Nasıl ki düşünceyi madde, yani maddî hayat belirlerse, politikayı da, sanatı da, hukuku
kültürü v.s. yi de ekonomi belirler ve tayin eder. Bunun en açık örneği bizim emperyalizm konusunda ortaya koyduklarjmızdır. öyle ki Emperyalizm - tekelci kapitalizm - serbest rekabetçi kapitalizmin zorunlu bir sonucudur. Tekeli yaratan serbest rekabetin bizzat kendisidir. Yoksa emperyalizme, şu veya bu şirket sahibinin veya devlet reisinin özel isteklerini yansıtan bir politika olarak bakmak yanlıştır. Böyle düşünmek bizim mücadelemizi çıkmaz sokaklara götürür. Böyle düşünürsek, pekâlâ kendimizi - bazı iyi niyetli aydınların ve bilgisiz kimselerin düştükleri - şu yanlışın İçinde bulabiliriz: Hükümetlerin .başındakiler değişse veya bu baştakilerle, patronlar biraz daha vicdanlı, iyiliksever davransalar herşey düzelir. Bilimin inkârı olan bu görüşün yanlışlığı apaçıktır. Bu sorunda doğru ilke: «ekonominin politikayı belirlediği ilkesi» dir.
Fakat bu ilkeden, «ekonomik gelişmeler nasıl olaa her şeyi tayin eder, bekllyelim herşey düzelsin» şeklinde bir görüşe varmak olanaksızdır. Burada başka bir gerçeği belirtmek sorunu berraklığa kavuşturur. Ekonomi politikayı belirlediği gibi, politika da ekonomiye kumanda eder. «Politika ekonominin yoğunlaşmış ifadesidir.» derken anlatılmak istenen de budur.
Sorunları böyle her yönüyle koymayan anlayışlar bizi, bilerek bilmeyerek emperyalizmin yardakçılığı durumuna düşürebilir, örneğin; bugün (bir «üniversite sorunu» var. Hepimiz üniversitemizin, bilimsel olmasını, araştırıcı, uzak görüşlü yurtsever 'elemanlar yetiştirmesini istiyoruz. Bunu belirtmek, yurtseverce bir düşünceyi ortaya koymaktır. Fakat mücadele yolunu
göstermediği için yetersizdir. Bugün emperyalizme bağımlı bir ekonomide, ağır sanayi yerine montajcı sanayinin hakim kılındığı bir ülkede istenen nitelikte mühendislere ihtiyaç yoktur Bugün Teknik üniversitelerimizden yetişen mühendisler bugünkü ekonomik işleyiş için yeterlidir. Yurdumuzda istenen teknik eğitim, gerekli sanayilegme ile atbaşı gidecektir. Sanayileşme ise güdülecek politika ile ve iktidarda işbirlikçilerin veya millî güçlerin bulunması ile yakından ilgilidir. Bunun gibi, üzerinde çalışacağımız plân, projelerin işbaşında bulunacak iktidarlara göre değişeceği açıktır. Son günlerde tartışmakta olduğumuz, Ortak Pazar, Personel Kanunu. Montaj Sanayii, özel Okullar, Boğaz Köprüsü meseleleri için de aynı şeyler söylenebilir. Bütün bunlar verilmesi zorunlu bir iktidar mücadelesini yani geniş oranda politik bir mücadeleyi gerektirir. Biz bu konularda iktidara kargı direnirken veya onun görüşleri yanında yer alırken belli bir politik tutumu benimsemiş oluruz. Genişletirsek bütün insanların politikayla ilgili olduklarını söyleyebiliriz.
Böyle olunca «ben politikayla uğraşmam» diyen bir insan aslında tarafsız bir tutumu benimsemiş, olmaz. O eğer bilgisizlik yüzünden böyle davranıyorsa, onulmaz bir biçimde emperyalizmin propagandasma kanmış demektir. Biz mühendisler için ise, böyle davranmak, emperyalizmin 1500 - 3000 lira maaşlı uşaklığı durumuna düşmek gibi bir tehlike taşır.
Aslında halk kitlelerinin politikayla uğraşmamasını isteyen, ekonomiyi ve toplum hayatını her yönüyle ellerinde tutmak isteyen emperyalizm ve işbirlikçileridir.»
İstanbul ve İzmir Kongreleri Yapıldı |
İstanbul ve İzmir Şubeleri yıllık Genel Kurul toplantıları 16- 17 Ocak 1971
§
tarihlerinde yapıldı. Seçilen arkadaşlarımızın Yönetim Kurulları'ndaki görev
bölümü şöyledir:
istanbul Şubesi Yönetim Kurula
İzmir Şubesi Yönetim Kurulu
Muammer önol, Başkan Mehmet Sirmay, Başkan Yard. Toğan Güçseli, Sekreter Üye Veelhi Olut, Muhasip Üye Nuri Kurşunoğltı, Üye Erol Açıkgöz, Üye Sait Sun, Üye
Ergun Elgin, Başkan Yüksel Leventoğlu, Başkan Yard. Altan Başaran, Sekreter Üye Erdem Gülmezoğlu, Muhasip Üye İsmail Toros, Üye Onur Taşkent, Üye Fahrettin Selçik, Üye
Yeni Yönetim Kurullarına önümüzdeki dönem çalışmalarında başarılar di-
leriz.
•'
İ
EleHtrtk Mühendisliği 170
10. YIL YEMEĞİ
İ.T.Ü. 1956 girişlilerle (mezuniyet yılı söz konusu değildir!), 1961 mezunları (giriş yılı da söz konusu değildir!) XVII. Kongre tarihi olan 27 Şubat
'4
1971 cumartesi gecesi Ankara'daki 10. mezuniyet yılı yemeğine eşleriyle veya yalnız gelmeye zorunludurlar.
fi
Not: Arkadaşların 25.2.1971 Perşembe Igünü saat 17.00ye kadar mek-
tup veya telefonla E.M.O merkez veya şubelerine bildirmeleri rica olunur.
Telefon, ANK : 12 76 60 İST: 48 13 13 İZM : 23 973
DÜZELTME
Dergimizin bundan önceki 169. sayısında, ARAMIZDA yazısının 12. satırı bir yanlışlık .sonucu anlamsız olarak çıkmıştır. Doğrusu şöyledir :
— Bizleri kendi soygun düzeninde araç olarak kullanmak isteyen işbirlikçi iktidara, kapı kulları olmadığımızı en etken biçimde duyurmalıyız,
Düzeltir özür dileriz.
ELEKTRİK MÜHENDİSLERİ ODASI Ihlamur Sokak 10/1 Yenişehir - Ankara Tel : 12 76 60 _
İSTANBUL ŞUBESİ Cumhuriyet Cad. No: 283 Eng^n Han K a t : 2 Harbiye1 - îstanlbul Tel : 48 1313
İZMİR ŞUBESİ Plevne Bulvarı 3/1 Alsancak - tzmlr Tel: 23973
ELEKTRİK MÜHENDİSLİĞİ
Dergimize gönderilen yazılar basılsın veya basılmasın geri verilmez. Yazı ve ilânlardakl fikirler yazarlarına aittir. Odayı ve dergiyi sorumlu kılmaz. Dergide basılan yazılar kaynak gösterilerek iktibas edilebilir. Yazıların seyrek, aralıklı daktilo İle yazılması, Türkçe ve İngilizce özet verilmesi, biri parşömen olmak üzere iki nüsha gönderilmesi ve şekillerin aydıngere çini mürekkebi ile çizilmesi gerekir. Yayın Kurulu yazılarda gerekli gördüğü değişiklikleri yapabilir.
Yazı ticaretleri
(Dergi sayfası başına)
Orijinal telif makale 50,— TL.
Telif derleme makale 40,— TL
Tercüme makale
30,— TL.
Plân, proje ve tesislerin,
mevzuat ve neşriyatın
tanıtılması ve tenkidi,
haberler,
25,— TL
İlân Tarifesi
ön dış kapak Arka dış kapak Arka iç kapak Ön İç kapak Tam ön sayfa Tam arka sayfa Yarım ön sayfa Yarım arka sayfa Çeyrek arka Sayfa Küçük İlân en 1 cm.
2500,— TL 1000,— » 750— » 800,— » 700,— » 600,— » 500,— s 350,— » 200,— »
50,— »
Renkli ilânlar için renk farkı alı. nır. Sürekli ilânlarda 6-11 ay için
% 15, 12 aydan fazlası için % 25 inilirim yapılın Ön dış kapak senelik ve indirimsizdir.
Elektrik Mühendisliği Dergisi Elektrik Mühendisleri Odası üyelerine ücretsiz gönderilir.