Elektrik Mühendisliği · Sayı 466 · Haziran-Temmuz-Ağustos 2019

TARİHTE ELEKTRİK: Cumhuriyetin İlk Yıllarında Elektrik Uygulamaları

Osman Bahadır

Bilim, teknoloji ve meslek tarihi Biyografi ve anma

Yıl
2019
Sayfa
3
Okuma süresi
6 dk
Görüntülenme
0

Konu

Bilim, teknoloji ve meslek tarihi

İlgili: Elektrik üretimi ve santraller, Haberleşme, telekomünikasyon ve yayıncılık

Anahtar kelimeler

  • Silahtarağa Elektrik Fabrikası
  • Ameli Elektrik dergisi
  • İstanbul Boğazı yüksek gerilim kablosu
  • Cumhuriyet dönemi elektrifikasyon
  • radyo yayıncılığı
  • İstanbul Elektrik ve Tramvay Şirketi

Özet

Yazı, Cumhuriyet'in ilk yıllarında İstanbul'da elektrik uygulamalarının gelişimini; Silahtarağa Termik Santralı'nın kapasite artışını, Boğaz'dan geçirilen yüksek gerilim kablolarını ve radyo yayıncılığının başlangıcını dönemin Ameli Elektrik dergisinden alıntılarla anlatmaktadır.

Tam metin

Metin PDF'ten otomatik çıkarılmıştır; tablo, şekil ve formüller eksik ya da hatalı olabilir. Özgün dizgi için PDF'e bakın.

TARİHTE ELEKTRİK

Cumhuriyetin İlk Yıllarında Elektrik Uygulamaları

Osman Bahadır

İstanbul’da geniş ölçekli ilk elektrik kullanımı, Haliç’teki Silahtarağa Elektrik Fabrikası’nın 14 Şubat 1914 tarihinde elektrik üretimine başlamasıyla olmuştu. Bu fabrikanın kurulması için ilk girişimler 1911’de başlamış ve 1912’de de 6.000 kilovatlık bir buhar türbini satın alınmıştı. Fakat Balkan savaşı ve 28 Eylül 1913’te İstanbul’da yaşanan ve fabrikayı da etkileyen sel felaketi nedeniyle elektrik üretimine başlanabilmesi ancak 1914’te gerçekleşebildi. Ülkemizde kömürle çalışan ilk termik santral olan bu fabrikada üretilen elektrik sadece Avrupa yakasında kullanılabiliyordu. Anadolu yakasının da elektrikten yararlanabilmesi için 1926 Mayıs’ında İstanbul Boğazı’ndan iki adet yüksek gerilim kablosu geçirildi. Fakat bundan önce fabrikanın elektrik üretme kapasitesi arttırıldı ve 18.000 kilovatlık güce sahip yeni bir buhar türbini satın alındı. Silahtarağa Elektrik Fabrikası’na yeni alınan buhar türbini ile ilgili olarak Ameli Elektrik dergisinin Nisan 1926 tarihli 5. sayısında (s. 266-269) yayınlanan “Silahtarağa Fabrikası’nın Yeni Türbini” başlıklı yazıda başlıca olarak (bugünkü dilimizle) şunlar söyleniyordu:

Şekil 1. 1912’de alınan buhar türbini ile 1926’da alınan buhar türbininin kesit olarak görünümleri

“Elektrik şirketi bu senenin başlangıcında, şimdiye kadar tesis ettiği makinelerin tamamından daha mükemmel ve kudretli yeni bir makineyi kesin olarak faaliyete geçirdi. Bu, elektrik üretmeye yarayan ve 18.000 kilovatlık bir enerji üreten bir buhar türbinidir. Bu rakamın ifade ettiği kudret (enerji) hakkında bir fikir oluşturmak için, adi bir lambanın 50 vatlık bir kudrete karşılık geldiği ve bir kilovat yakmak için 20 lamba gerektiği ve bu suretle yeni makinenin aynı zamanda bu lambalardan 360.000 adedini işletebileceğini hatırlatmak kafidir. Bu makinenin dönen kısımları dakikada 3.000 ve saniyede 50 devir yapmaktadır. Bu harikulade sürate rağmen hiçbir sarsıntı duyulmadığı gibi, dönen kısımlara bakılınca bunların adeta hareketsiz oldukları zannedilir. Makinenin inşasında ve montajındaki sıhhat o derecededir ki, sabit kısımlar ile hareketli kısımlar arasında bazı yerlerde milimetrenin onda ikisini aşmayan, gayet ince aralıklar vardır. Bu makine, şehrin aydınlatılması, tramvayların hareket etmesi ve değirmenler, atölyeler, iplik fabrikaları vb. gibi birçok fabrikaların işlemesi için gerekli elektriği yalnız kendi başına sağlamaktadır. 25 sene evvel elektrik üretmek için pistonlu buhar makineleri denilen, gelişmemiş ve çok yer kaplayan makineler kullanılıyordu. Buharlı türbinlerin icadı, elektrik sanayisinde devrim meydana getirerek, büyük bir şehri beslemek için asgari boyutlarda sadece bir makinenin kullanılmasnının yeterli olması imkanını vermiştir. Buhar türbinindeki kanatçıkların adedi 19.000’dir. İşte buharın bu kanatçıkların üzerine yaptığı sürekli etki, hareketli kısmın dakikada 3.000 devir olarak seri şekilde dönmesini sağlamaktadır. Yeni türbin, sökülerek bir tarafa konmuş olan eski türbinin işgal etmiş olduğu mevkiye yerleştirilmiştir. Eski Türbin 6.000 kilovatlık idi. Yeni makinelerin

yapımında dikkate alınacak önemli hususlardan

yukarıda belirttiğimiz gibi 1914’te faaliyete geçen

biri, her şeyden evvel makinenin işlemesindeki

Silahtarağa Termik Santralı’ndan sağlanmaya başgüvenlik derecesinin yüksekliği ve idaresindeki

lanmıştı. Cumhuriyet yöneticileri, elektrik kullanıkolaylıktır. Böyle bir türbin makinesine üç kişi

mını yaygınlaştırmak amacıyla 1926’da Silahtarağa

nezaret etmektedir.

Santralı’nın ürettiği elektrikten Üsküdar ve Kadıköy

Bu makinelerin sahip olmaları gereken bir diğer

bölgelerinin de yararlanması için İstanbul Boğazı’nözellik de, az miktarda buhar ve dolayısıyla

dan bir yüksek gerilim hattı geçirmeye karar verdiler.

az kömür sarfetmeleridir. Yeni türbin eskisine nazaran yaklaşık %25 oranında daha az kömür tüketmektedir. Makinenin yegane mahzuru, bu tür makinelerin tesisinin pahalıya mal olmasıdır. Mevcut makine dairesinin tekrar kullanılması ve bu yüzden azami miktarda meblağın tasarruf edilmesine rağmen, 18.000 kilovatlık yeni türbinin kurulması 500.000 Türk lirasına mal olmuştur.”

İstanbul Elektrik ve Tramvay Şirketi tarafından çıkartılan, Cumhuriyet döneminin ilk elektrik dergisi olan ve 1924-1928 yılları arasında 29 sayı yayınlanan Ameli Elektrik dergisinin Mart 1927 tarihli 16. sayısında yayınlanan “Yüksek tevettürlü (gerilimli) elektrik kablolarının Boğaziçi’nden geçirilmesi” başlıklı makalade, Boğaz’dan elektrik kablolarının geçirilmesi uygulaması (bugünkü dilimize dönüştürülmüş ve biraz kısaltılmış olarak)

Cumhuriyet yönetimi, Türkiye’nin

şu şekilde anlatılmaktadır:

elektriklendirilmesini varlığının ve gelişiminin temel zorunluluklarından biri olarak görüyordu.

Cumhuriyet yöneticileri,

“Üsküdar ve Kadıköy’e ve sair mahallere ışık ve elektrik kuvveti verilmesi için Silahtarağa Fab-

Cumhuriyetin üçüncü yılında İstanbul Boğazı’ndan iki elektrik kablosunun geçirilmesi de ülkeyi elektelektriğin kullanım alanını genişletmek amacıyla 1926 yılında Silahtarağa Termik

rikası’nın ürettiği elektriği almak ve Boğaz’ın iki sahilini birbirine uzun ve sağlam kablolarla birbirine bağriklendirme hedeflerinin

Santralı’nın ürettiği elektrikten

lamak lazım gelmiştir

bir bölümünü oluşturu-

Üsküdar ve Kadıköy bölgelerinin

ki, işte bilhassa bunlar

yordu.

muhterem okuyuculaybÜ1mlesemiöğr9oşuülkeyni5ilkmtlueth“e7uüienmlCn)eiyR(em,nnmo1ukTideedn9rmituöfüdi3örziisnnşhriu5nkdlkkeue):oeeivmrrFmylatekaiidaeymelnil’elrpeinnıiirtikerkmzifldanaedkldietettleeEeiakeekkğvnnbılrlitilereiıanrinnkkg(Mnrii1ttdeidnkdrrne-8aiaiefhk8şi,uk-u2bcan-iusrl-aztrlaıarhtaıdflaMBtmaetnoaktaysığayıangabbıBarsezliaoroçıa’rbliğnyarliaıadmrrnnziıandnem’noıeaynglaeydbdeisüukaeçkık.iiğnairçsylirieaizlaanmknkramİaeglsvtssteeıııişnaryrundidllzeibaiumlnunelılğlruı.çğnaudpynaıadfnkepadiknıagovlbnaminelubvRiebuurai2erıui,sykgmsilummanaeı2am,ınnlil8nzeentiıidd.tlancşş0riaiıamthbeç0rvikkmiı0irseeencra.anılibeAkbnğeö6isliilnlnerranl0oaeiokadfe,nndhgstdemmreair2aaoliban.leklyilb5iiamlubreiaerivimsmsllddnğeeeaailoıentecğahrsilitet.dımaloinrrrğglnpeee---iii

çalışılmakla beraber, diğer taraftan asri tekniğin

üzerine sarılmıştır. Boğaz’ın gayet kuvvetli

ve ekonomi kaidelerinin gösterdiği yollardan gidilerek metodik ve ciddi bir surette memleketin elektrifikasyonuna başlanmıştır.”

akıntıları, kablonun yerleştirilmesine mahsus vapurların hem doğru bir hat izleyememeleri hem kablonun çözülmesine yetecek büyüklükte

olmamaları hem de kablonun Boğaz’ın tabanına

İstanbul’da geniş ölçekli ilk elektrik kullanımı, 16

yerleştirilmesine uygun olmamaları yüzünden,

Ağustos 1913 tarihinde Tünel ile Şişli arasında

kablonun yerleştirilmesi işlemi büyük zorluklar

işlemeye başlayan tramvay hattında olmuştu. Bu

gösteriyordu.

tramvayın çalışması için gerekli elektrik, Kabataş’ta

Akıntıların yönleri ve kuvvetleri epeyce incelenyapılmış olan bir elektrik fabrikasından sağlanıyordu.

İstanbul’un Avrupa yakasının, aydınlatmada, iletişimde (telgraf, telefon ve radyo) ve ulaşımda ihtiyaç duyduğu elektrik, daha sonra Haliç’te kurulan ve

dikten sonra, uygulamayı yüklenmiş olan şirket, güvertesi kablonun çözülmesini yönetecek çeşitli görevlilerin rahatça çalışacağı büyüklükte bir gemiye kablo dolabını yerleştirmeye karar verdi. Bu ameliyatı yapmak için Şirket-i Hayriye’nin

araba vapuru seçildi. Bundan başka, gemiyi akıntıya ters yönde çekmeye yetenekli kuvvetli bir römorkörün yardımını sağlamak da gerekti. Vapur kaptanları ile kablo yerleştirmekle görevli mühendisler arasında yapılan bir toplantıda alınan karara bağlı olarak, kablo yerleştirme ameliyatı, Boğaz’da geliş gidişin asgari düzeyde ve akıntıların da nispeten hafif olduğu bir vakitte, Güneş’in doğuşu sırasında icra edilmiştir. Vapurlar, ön direklerine, kablo yerleştiren gemilere mahsus sancakları çekmişlerdi. Boğaz’dan geçmek isteyecek gemileri de gerektiğinde durdurmak için sahillere işaretçi memurlar koyulmuştur. Daha önce geceleyin kablonun ucu, Arnavutköy’de bu iş için kazılan kanala sağlam biçimde bağlanmıştı. Boğaz’a iki kablo hattı çekilmiş olup Anadolu tarafındaki köylerin mevcut ihtiyaçları için bunların yalnız bir tanesi bile yeterlidir. Her biri 2.500 metre uzunluğunda olan bu kabloların imali, İstanbul Havagazı ve Elektrik ve Teşebbüsat-ı Sanayi Türk Anonim Şirketi tarafından Fransa’da Geumont Kablo Fabrikası’na verilmişti. Arnavutköy’ü Vaniköy’e bağlayan birinci kablo işte bu şekilde 16 Mayıs 1926 tarihinde yerleştirildi. Şimal (Kuzey) kablosu denilen ikinci kablo, aynı koşullar dahilinde 29 Mayıs 1926 tarihinde Rumelihisarı Mezarlığı ile Kandilli Burnu arasına konuldu. Bu kablonun uzunluğu 1.000 metredir. Şimdi Kadıköy şebekesi, Kızıltoprak’a ve Moda ile Kuşdili arasındaki Sen Jozef mektebine kadar uzanmaktadır. Arnavutköy’de ve Rumelihisarı’nda elektrik merkezleri inşa edilmiş ve Silahtarağa Fabrikası’nın ürettiği elektrik, Boğaz’ı geçerek ışığı ve elektrik kuvvetini eski Kadıköy’e ilk defa olarak neşreylemekte bulunmuştur. Bu makine yalnız başına en kuvvetli yüklenmelerde bile gerek Rumeli ve gerek Anadolu tarafı için şehre lazım olan bütün elektriği vermeye kabiliyetlidir. Boğaz’ın iki tarafındaki tramvayları, fabrikaları, değirmenleri çalıştırabilir. Şehrin Anadolu kısmı, bugüne kadar mahrum olduğu enerji kaynağı sayesinde bundan sonra sanayiye sahip olacak ve Rumeli kısmı gibi iktisadi bakımdan gelişecektir. Bir kutunun kulaklarımıza nakledeceği latif sadaları dinleyebileceğiz.”

Ameli Elektrik dergisinin kutu dediği radyo alıcı cihazı ve radyo yayınlarına imkan veren radyo teknolojisi, ülkemizdeki elektrifikasyon çalışmalarına bağlı

Şekil 2. Boğaz’a yüksek gerilim kablolarının döşenmesi olarak hızla gelişmiş ve radyo yayınları, cumhuriyet aydınlanmasının önemli araçlarından biri olmuştur. Türkiye radyo yayınlarına başlama bakımından dünyanın öncü ülkeleri arasındadır. Radyo vericilerinin kurulmasına 1926 yılında karar verilmiş, 1927 yılında da uzun dalga bandında yayın yapan iki verici İstanbul’da ve Ankara’da çalışmaya başlamıştır. Dünyada kamusal radyo yayınına ilk kez 1926 yılında BBC yayınları ile başlandığı düşünülürse, Cumhuriyet Türkiye’sinin radyoya ne kadar büyük bir önem vermiş olduğu da kolaylıkla anlaşılabilir.

Türkiye, dünyada radyo yayınlarına en önce başlayan ülkeler arasındadır.