Elektrik Mühendisliği · Sayı 466 · Haziran-Temmuz-Ağustos 2019
466. SAYININ TAMAMI
- Yıl
- 2019
- Sayfa
- 64
- Okuma süresi
- 120 dk
- Görüntülenme
- 0
Tam metin
Metin PDF'ten otomatik çıkarılmıştır; tablo, şekil ve formüller eksik ya da hatalı olabilir. Özgün dizgi için PDF'e bakın.
HAZİRAN-TEMMUZ-AĞUSTOS 2019 - SAYI: 466
TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası adına
SAHİBİ Yönetim Kurulu Başkanı
Gazi İpek
SORUMLU YAZI İŞLERİ MÜDÜRÜ İbrahim Saral
YAYIN KURULU Gazi İpek
Mehmet Turgut İbrahim Saral Kübülay Özbek Evindar Aydın Neval Şimşek Cansel Aslan Adem Yardım Ahmet Hilmi Güven Alaattin Ali Yolcu Alkan Alkaya Arif Koçoğlu Çiğdem Işıkyürek İnayet Burcu Toprak Mehmet Orak Necdet Uğuz Neriman Usta Nurcan Bircan Yayla Ömer Adışen Seyit Ali Gürsoy Tanay Sıdkı Uyar Tayfun İşbilen
YAYINA HAZIRLAYAN Osman Bahadır
REKLAM SORUMLUSU Münevver Çay Turgut EMO İstanbul Şubesi Tel: +90 (212) 259 11 50-Faks: +90 (212) 258 36 55 e-posta: [email protected]
YÖNETİM YERİ Elektrik Mühendisleri Odası Ihlamur Sokak No: 10 Kızılay-Ankara Tel: +90 (312) 425 32 72 (PBX)
Faks: +90 (312) 417 38 18 e-posta: [email protected] http://www.emo.org.tr
Yayın Türü: Yerel Süreli Yayın İki ayda bir yayımlanır
BASIM TARİHİ ve SAATİ 26 Ekim 2019-09:00
BASIM ADEDİ 10.000
DİZGİ ve TASARIM PLAR
Planlama Yayıncılık Reklamcılık Turizm İnşaat Tic. Ltd. Şti.
Yüksel Cad. No: 35/12 Yenişehir-Ankara Tel: +90 (312) 432 01 83-93 • Faks:+90 (312) 432 54 22 e-posta: [email protected]
BASKI YORUM MATBAACILIK Yorum Basın Yayın Sanayi Ltd. Şti. Başkent Organize Sanayi Bölgesi Recep Tayyip Erdoğan Bulvarı No: 12 Malıköy. 06909 Sincan–ANKARA Telefon: 0312 395 21 12–394 11 06•Faks: 0312 394 11 09 [email protected]•www.yorummatbaa.com
Dergide yer alan yazılar EMO’dan izinsiz yayınlanamaz ve alıntı yapılamaz. Yayınlanan yazılardaki görüşler, yazarın sorumluluğundadır.
EMO üyelerine parasız dağıtılır.
İÇİNDEKİLER
BAŞYAZI.................................................................................. 7
ELEKTRİK DÜNYASINDAN HABERLER.................................. 9
ODAMIZIN FAALİYETLERİ................................................... 18
TRT’DE USULSÜZ ATAMALAR.............................................. 23
TRT BİLDİĞİNİZ GİBİ............................................................ 24
Osman KÖSE
KAMU HİZMETİ ve TRT........................................................ 31
ENERJİ DEPOLAMA ÇÖZÜMLERİ VE GENEL EĞİLİMLER.... 32
Muhsin MAZMAN, Cem Hakan YILMAZ
KADIN KOMİSYONU ÇALIŞMALARI.................................... 41
HUKUK KÖŞESİ Hukuk Gündemimizdeki Bazı Konular........................... 42
KİTAP TANITIMI................................................................... 43
ODAMIZIN TARİHİNDEN 1973 Elektrik Enerjisi Teknik Kongresi............................. 46
TARİHTE ELEKTRİK Cumhuriyetin İlk Yıllarında Elektrik Uygulamaları...... 52
Osman BAHADIR
FENNİKARİKATÜRLER......................................................... 60
BAŞYAZI
Elektrik Mühendisleri Odası’nın (EMO) iki yılda bir geleneksel olarak düzenlediği, mesleğimiz ve meslektaşlarımız için büyük önem taşıyan kongre ve sempozyumların gerçekleştirileceği yoğun bir çalışma döneminin başlangıcındayız.
Meslek alanlarımızdaki gelişmeler, yaşanan sorunlar ve çözüm yolları; özlük haklarımız, mühendislik eğitimindeki sıkıntılar, işsizlik ve mesleğimizin geleceğine dek uzanan pek çok konu önümüzdeki 3 ayda yapılacak kongre ve sempozyumlarda masaya yatırılacak. Bu kapsamda 3-5 Ekim’de İzmir’de “Rüzgar Sempozyumu ve Sergisi”; 5-6 Ekim’de Ankara’da “Sinyal ve Görüntü İşleme Konferansı”; 16-19 Ekim’de İzmir’de “VI. Elektrik Tesisat Ulusal Kongresi”; 13-16 Kasım’da İstanbul’da “Elektrik Elektronik Mühendisliği Kongresi-EEMKON”; 28-30 Kasım’da Bursa’da “11. Uluslararası Elektrik ve Elektronik Mühendisliği Konferansı-ELECO”; 5-7 Aralık’ta Diyarbakır’da TMMOB Enerji Sempozyumu ve 12-14 Aralık’ta Antalya’da “10. Yenilenebilir Enerji Kaynakları Sempozyumu” yapılacak. Uzmanlar, akademisyenler, bürokratlar ve sektör temsilcilerinin katılacakları bu etkinliklerde yapılan sunumlar EMO tarafından kitap haline de getirilerek, tüm ilgililerin ulaşabilmesi sağlanacak.
Mühendisler olarak bugün yaşadığımız sorunların, Türkiye’nin içinde bulunduğu siyasi ve ekonomik kriz koşullarından bağımsız olmadığını biliyoruz. 1980’li yıllardan beri sürdürülen IMF ve Dünya Bankası odaklı ekonomik yapılanma programlarının Türkiye’yi getirdiği nokta ortadadır. Neoliberal politikalarla, Türk Telekom’dan termik santrallara, madenlerden elektrik dağıtımına kadar pek çok kamu hizmeti özelleştirilmiştir. Sonuçta bir kamu hizmeti alanı olması gereken enerji piyasalaştırılarak, halkın uygun fiyatlı, güvenilir, kaliteli, sürekli ve yeterli enerjiye ulaşım hakkı piyasanın inisiyatifine terk edilmiştir.
Elektrik fiyatlarına yapılan yüksek zamların ardında da özelleştirme ve piyasalaştırmaya dayalı enerji politikaları bulunmaktadır. Bugün bir yandan dağıtım şirketlerinin ödeyemedikleri kredi borcu için çözüm yolları aranırken, diğer yandan da elektrik faturaları üzerindeki dağıtım bedelleri gün geçtikçe yükseltilmektedir. Halkın tepkisi üzerine daha önce faturalar üzerinde “kayıp-kaçak bedeli”ni gizleyen EPDK’nın bu kez de “dağıtım bedelini” ayrı bir kalem olarak yazmama yönündeki şeffaflıktan uzak kararı, şirket çıkarlarının kamu yararından üstün tutulduğu yönündeki algıyı güçlendirmektedir. Enerji fiyatlarındaki yükselme trendi ve zamların önümüzdeki günlerde de devam etmesi beklenmektedir.
Özelleştirmenin acı reçetesi herkes tarafından görülmüştür. Temel bir insan hakkı olan enerji hizmeti ucuz, kesintisiz ve kaliteli bir şekilde kamu tarafından sunulmalıdır. Bunu sağlamanın tek yolu ise enerji alanının, şirketlerin kar hırsı ile değil, kamu yararını hedef alan politikalarla yönetilmesidir. Ülkemizin daha büyük açmazlarla karşılaşmaması için özelleştirme uygulamalarına son verilerek, acilen yeniden kamulaştırmalar yapılmalıdır.
Sermayenin rant hırsı doğamızı ve insan hayatını tehdit etmeyi sürdürmektedir. Geçtiğimiz aylarda Türkiye’nin oksijen deposu Kaz Dağları’nda yapılmak istenen siyanürlü altın madenciliği için 195 bin ağaç kesilmiş, hava, toprak ve su kaynakları tehdit altına girmiştir. Yaşanan çevre katliamına karşı 26 Temmuz 2019’da başlatılan “Su ve Vicdan Nöbeti” EMO’nun da desteğiyle halen devam etmektedir. EMO’nun, direnişe katılan kişilerin enerji ve su ihtiyaçlarının karşılanması için Oda üyelerinden bağış toplayarak tedarik ettiği güneş panelleri, direnişçilerin çadırla-
rının bulunduğu alana kurulmuştur. Hiçbir maden, doğadan ve insan hayatından daha değerli değildir. Kaz Dağları’nda altın arama faaliyetlerine ve ağaç kesimine bir an önce son verilmelidir.
Saygıdeğer Meslektaşlarımız,
EMO, Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik krizin, mesleki alanlarımız ve mühendislere yönelik etkilerini araştırmak üzere bir anket çalışması başlatmıştır. Tüm EMO üyelerinin katılabileceği anket ile iş bulma ve çalışma hayatında karşılaşılan zorluklar, kriz koşullarının yaşam standartlarına yansımaları, krizden erkeklere oranla daha fazla etkilenen kadın mühendislerin yaşadıkları ve genç nüfusta giderek yükselen işsizlik gerçeği karşısında yeni mezun mühendislerin durumunun mercek altına alınması planlanmaktadır. Anket ile ilgili detaylı bilgiyi dergimizin ilerleyen sayfalarında bulabilirsiniz. Tüm meslektaşlarımızı ankete katılmaya çağırıyoruz.
Dergimizin bu sayısında dosya konusu olarak TRT’yi işliyoruz. Geçtiğimiz yıl istihdam fazlası olduğu iddiasıyla emekliliğe teşvik adı altında, perde gerisindeyse sürgün tehdidiyle 1774 personelini emekli eden, bu yıl ise 169 çalışanını istihdam fazlası ilan eden kurumda, bir yandan da işe alımlar devam etmektedir. Basında yer alan “son 14 ayda 1422 kişinin TRT’ye alındığı” haberlerine karşılık kurum tarafından yapılan açıklamada, “toplu personel alımı olmadığı, firmalar üzerinden taşeron statüsünde çok uzun yıllardır zaten TRT’ye hizmet etmekte olan personelin statüsünün değiştirilerek Özel Hukuka Tabi Personele dönüştürüldüğü” savunulmuştur.
Dergimizde, TRT’deki kadrolaşmayı gözler önüne seren dosyamız “TRT’de Usulsüz Atamalar” başlıklı yazı ile başlıyor. Kurumda 30 yıl boyunca çeşitli birimlerde çalışan ayrıca KESK/Haber-Sen’de yönetici olarak görev yapan Osman Köse “Halkın Parasıyla İktidar Borazanlığı-TRT Bildiğiniz Gibi” başlıklı yazısında, tarihsel süreç içinde kurumda yaşanan gelişmeleri aktarıyor. Dosya, “Kamu Hizmeti ve TRT” başlıklı yazı ile tamamlanıyor.
Dergimizde “Elektrik Dünyasından Haberler” başlığı altında, geride bıraktığımız dönemde meslek alanlarımızda yaşanan gelişmeleri özetleyen haberlere de yer veriyoruz. Ayrıca Akkuyu Nükleer Santralı’nın temel inşaatının bazı bölümlerinde çatlaklar oluştuğu iddiası ve EMO’nun bu konuda Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’na gönderdiği yazı ile Nükleer Karşıtı Platform (NKP) Eşgüdüm Toplantısı haberini de dergimizde bulabilirsiniz. EMO’nun sekretaryasını üstlendiği NKP’nin, 13 Ekim’de Mersin’de geniş katılımlı bir toplantı gerçekleştirerek, önümüzdeki dönem için eylem ve etkinlik takviminin belirlenmesi hedeflenmektedir. Konuyla ilgili üyelerimiz ve kamuoyuna bilgi aktarmaya devam edeceğiz.
Doç. Dr. Muhsin Mazman ve Dr. Cem Hakan Yılmaz, “Enerji Depolama Çözümleri ve Genel Eğilimler” başlıklı makaleleri ile dergimize katkı yapıyorlar.
“Hukuk Köşesi”nde EMO’nun açtığı davalarla mesleğimiz ve meslektaşlarımız açısından sağladığı kazanımlarla ilişkin bilgi aktarılıyor.
“Odamızın Tarihinden” bölümünde ise bu kez “1973 Elektrik Enerjisi Teknik Kongresi” ile ilgili paylaşımda bulunuluyor.
Elektrik Mühendisliği Dergimizin bu sayısında emeği geçen, katkıda bulunan herkese teşekkür ederiz.
Saygılarımızla
ELEKTRİK DÜNYASINDAN HABERLER
Türkiye Çernobil Olmasın
Çernobil Nükleer Santralı kazası felaketinin 33. yıldönümünde ülkemizde üç bölgede santral projesi yürütülüyor. Bu üç bölgeden nükleer karşıtı platform sözcüleri açıklamalarda bulundular.
Mersin Nükleer Karşıtı Platformu’ndan Fulya Uğurhan şunları söyledi:
“Çernobil ve Fukişima felaketlerinin ve irili ufaklı 400’den fazla nükleer kaza, dünyada nükleer santralların güvenliği sorununun tartışılmasına yol açtı. Sonuçta günümüzde pek çok ülke enerji yatırımlarını artık daha akılcı olan yenilenebilir kaynaklara yönlendirmektedir. Hal böyleyken Türkiye yaşananlardan ders çıkartacağına, 43 yıldır nükleer santral yapmaya çalışıyor. Şu an ilimiz sınırları içinde yer alan Akkuyu Nükleer Santralı’nın yapımı, başta bölge halkının, Kıbrıslıların ve Türkiye’deki yurttaşlarımızın itirazlarına rağmen sürmektedir. Enson 2010 yılında Rusya ile yapılan anlaşma ile başlayan süreç, sahte imzalarla kabul edilmiş ÇED raporunun hala sonuçlanmayan iptal davaları, yer lisansı iptal davaları nedeniyle hukuksuz bir şekilde ilerlemektedir. Yaşanan önceki felaketlerde gördüğümüz üzere bir nükleer felaket olduğu zaman dünyanın her yerini etkilese de en çok en yakındakiler zarar görmekte, insanlar evlerinden uzaklaşmakta, tarımsal üretim yapamamakta ve sağlıklarını yitirmekteler. Yani maddi ve manevi yıkımı en çok bölge insanı yaşamakta. Bu nedenle biz bu santralın yapımının durdurulması için demokratik yollardan elimizden geleni yapmaya devam edeceğiz.”
Sinop Nükleer Karşıtı Platformu dönem sözcüsü Zeki Karataş ise şunları söyledi:
“Sinop İnceburun Yarımadası’nda Sinop Nükleer Güç Santralı’nın kurulması yönünde halen siyasi iktidarın yanı sıra Japonya hükümetince de ısrarlı tutum devam ettiriliyor. İnceburun’da
yüz binlerce ağaç kesildi ve hala kesiliyor. Çernobil felaketinin insanlık üzerindeki olumsuz etkileri hala son bulmadı, devam ediyor. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nca 15 Ocak 2019 tarihinde askıya çıkartılan ve özellikle Sinop İnceburun Yarımadası’nı ilgilendiren 1/100.000’lik çevre düzeni planındaki değişiklik bizim canımızı yakıyor. Bu plan notlarında yapılan değişiklikle, Sinop İnceburun Yarımadası’nda nükleer atık depolama tesisi işaretlendiğini tespit ettik. Diğer bir deyişle, nefes alacağımız bu doğa harikası bölge nükleer çöplük alanına dönüştürülmek isteniyor. Bu konuyu yargıya taşıyoruz. Sinop nükleer santral istemiyor.”
Trakya Nükleer Karşıtı Platformu Kırklareli Yürütme Kurulu üyesi Göksal Çidem de şunları belirtti:
“Nükleer santral projelerine bakıldığında, herhangi bir kaza anında Balkanlar, Ege ve Marmara risk altındadır. İnsan sağlığının ve doğanın zarar görmesi beklenmemelidir. Risk olması yeterlidir. Nükleer santrallardan kaynaklanan kazalar sonucunda kanserden birçok yakınımızı kaybettik. Çernobil nükleer santral kazasının en fazla etkilediği yerlerden biri Trakya. Ergene öldü. Ölüm saçıyor.”
Hazal Ocak haberi, Cumhuriyet, 26 Nisan 2019
Lisanssız Elektrik Düzenlemelerinde Değişiklik Yapıldı
Resmi Gazete’nin 10 Mayıs 2019 tarihli sayısında yayınlanan Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile lisanssız elektrik düzenlemelerinde değişikliğe gidildiği açıklandı. Buna göre lisanssız elektrik üretim tesisleri için halihazırda 1 mw olan üretimdeki üst sınır, 5 mw’a çıkartıldı. Ayrıca öztüketim için kurulan tesislere, 10 yıl aktif enerji bedeli uygulanacak. Böylece üretim ve tüketim noktası aynı ölçüm noktasında olan mesken aboneleri için kurulan tesisler ile aynı ölçüm noktası şartı aranmaksızın kamu kurum ve kuruluşları için kurulacak tesislerde üretilen ihtiyaç fazlası elektrik enerjisi için kendi abone gruplarına ait perakende tek zamanlı aktif enerji bedelinin, tesisin işletmeye girişinden itibaren 10 yıl süre ile uygulanacağı hükmü getirildi.
Sinop Nükleer Çöplük Olmasın!
Sinop’ta Çernobil nükleer felaketinin 33. yılı nedeniyle toplanan Nükleer Karşıtı Platform üyeleri, düzenledikleri yürüyüşle nükleer santral kurulmasına tepki gösterdiler.
26 Nisan 1986 tarihinde meydana gelen Çernobil nükleer santral faciasının yıldönümü nedeniyle yapılan miting ve yürüyüşte, “nükleere hayır”, “nükleere inat, yaşasın hayat” sloganları atıldı.
“Sinop Nükleer Santral İstemiyor” başlıklı mitingde, Sinoplular ve başka şehirlerden gelen çok sayıda yurttaş, nükleer santralları istemediklerini bir kez daha haykırdılar. Mitinge CHP Sinop Milletvekili Barış Karadeniz ve Sinop Belediye Başkanı Barış Ayhan da katıldı.
Miting Tertip Komitesi adına konuşan Sinop Nükleer Karşıtı Platform dönem sözcüsü Zeki Karataş konuşmasında şunları söyledi; “Siyasi iktidarın Sinop Nükleer Santralı’nın kurulması yönündeki ısrarı hala devam ediyor. Biz diyoruz ki; Sinop nükleer santral istemiyor. Size nükleer santral yaptırmayacağız. Sinop nükleer çöplük olmayacak. Nükleere inat yaşasın hayat”.
Sinop Belediye Başkanı Barış Ayhan da verilen mücadeleye omuz vereceğini ifade ederek “Bir belediye başkanının en asli görevi, o kentte yaşayan insanların mutluluğu, huzuru ve refahıdır. Bu anlamda Sinop gibi bir nükleer santral tehlikesiyle karşı karşıya kalan bir kentin belediye başkanının bu mücadeleye omuz vermemesi mümkün değildir” diye konuştu.
Öğrencilerin hazırladığı tiyatro gösterisiyle etkinlik sona erdi.
Cemil Ciğerim haberi, BirGün, 28 Nisan 2019
Sinop Nükleer Santral Projesi Durduruldu “Nükleer Sizin Olsun, Sinop Bizimdir”
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 2023 yılı hedefleri arasında saydığı, Japonlar ile yapılan Sinop nükleer santral projesinin durdurulduğunu açıkladı.
Sinop Nükleer Karşıtı Platform (NKP) ise karar karşısında, “Sinop Nükleer Santral projesi durdu. Nükleer sizin olsun, Sinop bizimdir” açıklamasını yaptı.
Sinop Belediye başkanlığı, buruk bir sevinç yaşadıklarını belirterek, “Buralar eski günlerine döndüğünde çok daha güzel olacak” paylaşımında buludu.
Sinop NKP ise meselenin enerji sorunu olmadığını kaydederek, “Tehlike devam ediyor, mücadelemiz sürecek. Nükleer santralın yapımı durduruldu, kesilen ağaçlar ne olacak? Nükleer sizin olsun, Sinop bizimdir. Sinop’un kirli pazarlıkların konusu olmasına izin vermeyeceğiz” şeklinde açıklama yaptı.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın daha sonra Japonya’da gündeme getirdiği Sinop Nükleer Santral inşaatının durdurulması konusu üzerine açıklama yapan Samsun Çevre Platformu (SAMÇEP) sözcüsü Mehmet Özdağ, Sinop ve Akkuyu nükleer santral projeleri kesin olarak iptal edinceye kadar hukuk mücadelelerini sürdüreceklerini söyledi.
Özdağ, “Sinop Nükleer Santral Projesi’nin, maliyetinin ilk tahminlerin yaklaşık iki katına çıkarak 40 milyar doların üzerine yükselmesi nedeniyle ekonomik gerekçelerle durma aşamasında olduğu bilinmekteydi. Bu durum Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Japonya’da yaptığı açıklamalarla teyit edilmiş oldu. Sinop Nükleer Santralı; Sinop-Kastamonu-Çankırı Çevre Düzeni Planı içerisinde gizlenmeye çalışılan hukuken sakat başlayan bir proje olup henüz inşaatı başlamadan proje alanında yaşanan ağaç kıyımı ile de tüm bir ekosistem üzerinde çok büyük bir stres yaratmıştır” dedi.
Santral için tahsis edilen alanın tamamının devlet ormanı olduğunu belirten Özdağ, proje için 650 bin ağaç kesildiğine dikkat çekti.
Sinop Nükleer Karşıtı Platform (NKP) sözcüsü Zeki Karataş, Sinop Nükleer Santral Projesi’nin iptal edilmediğini sadece durdurulduğunu, devam eden tehlike nedeniyle mücadelelerinin proje çöp sepetine atılana kadar süreceğini söyledi.
Sinop İnceburun Yarımadası’nda kurulması düşünülen Sinop Nükleer Güç Santralı’nın (Sinop NGS) bir enerji sorunu olmadığının bir kez daha ortaya çıktığını kaydeden Sinop NKP sözcüsü Zeki Karataş, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Japonya’da yaptığı açıklamanın, Sinop’a kurulması düşünülen santralın iptaline değil, ilerlemediği için durdurulduğuna ilişkin üst düzey bir açıklama olduğuna dikkat çekti.
Zeki Karataş, “Sinop uluslararası kirli pazarlıklar konusu yapılıyor. Mücadelemiz proje tarihin çöp sepetine atılana dek sürecektir” dedi.
Cemil Ciğerim haberi, 29 Haziran ve 2 Temmuz 2019 tarihli Cumhuriyet gazeteleri
Her Gün Bir Elektrik Şirketi Kapanıyor
Ocak-Nisan 2019 döneminde toplam 821 anonim ve 3080 limited şirket kapandı. Kapanan anonim şirketlerde elektrik (143) ve inşaat şirketleri (76) başı çekti. Özelleştirilen elektrik şirketleri bugün kepenk kapatıyor. 2008 ile 2010 yılları arasında şehirlerin tümünün elektrik hizmetleri toplam 15.8 milyar dolara özelleştirilmişti. Şimdi ise elektrik şirketlerinin borcu 50 milyar doların üzerine çıkmış durumda. Bu borca karşılık elektrik şirketleri hem azalan talepten hem de artan faiz ve dolardan kaynaklı olarak kepenk kapatmaya başladı. Türkiye odalar ve borsalar birliği (TOBB) Nisan ayı itibariyle 2019’da kapanan ve açılan şirket sayılarını kamuoyuyla paylaştı. Buna göre kapanan şirketlerde elektrik üretim şirketleri başı çekiyor. Elektrik üretim alanında faaliyet gösteren toplam 143 anonim şirket kapandı. Böylece söz konusu dönemde her gün bir elektrik şirketinin kapandığı ortaya çıktı. Elektrik üretiminin büyük bölümü ithal edildiği için bunun yüksek maliyeti karşılanmak zorunda. Hidroelektrik santral (HES) projeleri ise beklenen verimi sağlamaktan uzak. HES şirketleri kepenk kapatıyor. 2018 yılındaki elektrik üretimimizin; %37.3’ü kömürden, %29.8’i doğalgazdan, %19. 8’i ise hidrolik enerjiden üretilirken, geriye kalan enerji ihtiyacı rüzgar, güneş ve jeotermal enerjiden elde ediliyor. Elektrik üretiminin büyük çoğunluğunun ithal girdilerle elde edilmesi nedeniyle dolar kurunda artış görüldüğünde üretim maliyetleri de artıyor. Elektrik üretim ve dağıtım şirketlerinin 50 milyar dolar borcu bulunuyor. Bu sebeple artan faizler elektrik şirketlerinin borç yükünü katlıyor. Elektrik üreten şirketlerin yılda 4.3 milyar dolar borç ödemesi gerekiyor. Bu borcun 2.6 milyar doları ise faiz ödemesi. Artan dolar kurunun yarattığı maliyetler ise bunun dışındadır. Ekonomik darboğazla birlikte üretim de azaldı. Ürnetimdeki azalma da elektrik talebini negatif olarak etkiledi. Elektrik Üreticileri Derneği verilerine göre elektrik üretimi sanayide %12, tarımda ise %60 oranında düşüş gösterdi.
Ozan Gündoğdu haberi, BirGün, 18 Mayıs 2019
IEEE Türkiye’den İTÜ Öğretim Üyelerine
Araştırma Teşvik Ödülü
2018 yılı IEEE (The Institute of Electrical and Electronic Engineers) Türkiye Bilim Ödülleri, İstanbul Teknik Üniversitesi süleyman Demirel Kültür Merkezi’nde gerçekleşen törenle sahiplerini buldu. İTÜ’den Doç. Dr. Berk Canberk ve Dr. Öğr. Üyesi Onur Ferhanoğlu “2018 IEEE Türkiye Araştırma Teşvik Ödülü’ne değer görüldü.
Bilgisayar ve Bilişim Fakültesi Bilgisayar Mühendisliği bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Berk Canberk, “Gelecek Nesil Haberleşme Ağları alanında yaptığı katkılardan dolayı” IEEE Türkiye tarafından verilen “2018 IEEE Türkiye Araştırma Teşvik Ödülü’nü almaya hak kazandı.
Elektrik-Elektronik Fakültesi, Elektronik ve Haberleşme Mühendisliği öğretim üyesi Dr. Öğr. Üyesi Onur Ferhanoğlu ise “Optik ve Mikro-Elektro-Mekanik Sistemler (MEMS) alanlarında yaptığı katkılardan dolayı” IEEE Türkiye tarafından verilen “2018 IEEE Türkiye Araştırma Teşvik Ödülü’nün sahibi oldu.
Dr. Öğretim Üyesi Ferhanoğlu yaptığı açıklamada; “Optik bilimi, tıbbi görüntüleme ve tedavide (katarakt ameliyatı, tümör ablasyonu vb.) eşsiz bir yere sahip. Halihazırda neredeyse tüm diğer teknolojilere göre daha iyi çözünürlükte görüntü alınabiliyor, ayrıca her geçen gün ışığın dokuya daha fazla nüfuz etmesini sağlayacak gelişmeler oluyor. Tüm vücudu ışık ile görüntülüyeceğimiz günlerin çok uzak olmadığını düşünenlerdenim.
1999’da tanıştığım IEEE’den; bu tanışıklığın 20. Yılında araştırma teşvik ödülü almak beni çok mutlu eden bir gelişme oldu. Farklı uygulamalara yönelik optik alanındaki araştırmalarıma daha da şevkle devam edeceğim.” dedi.
160 ülkede 430.000’i aşkın üyesiyle dünyanın en büyük mesleki organizasyonu olan IEEE’nin Türkiye yapılanmasınca verilen Araştırma Teşvik Ödülü, faaliyet alanlarında üstün nitelikli bilimsel çalışmalarıyla öne çıkan, doktorasını son on yıl içinde tamamlamış, doktora sonrası araştırmalarının önemli bir bölümünü Türkiye’de yapmış ve Türkiye’de ikame eden bilim insanlarına veriliyor.
İstanbul Teknik Üniversitesi Vakfı Dergisi, Ocak-Nisan 2019, sayı 82, s. 82.
İTÜNOVA TTO, Elektrikli Araçlar Çalıştayı Düzenledi
İTÜNOVA Teknoloji Transfer Ofisi Genel Müdürü Dr. Ercan Çitil, İTÜ’de araç teknolojileri ve mobilite konusunda çeşitli çalışmalar yürütüldüğünü ve son 5 yılda farklı alanlarda 500’den fazla Ar-Ge projesi gerçekleştirdiklerini söyledi.
Avrupa Birliği tarafından desteklenen Elektrikli Araç Platformu Projesi Çalıştayı, 28 Kasım’da İTÜ Süleyman Demirel Kültür Merkezi’nde düzenlendi. Elektrikli araçların dünü, bugünü ve geleceği üzerine bilgi alışverişi yapılan etkinliğe akademisyenler, yerel yönetim yetkilileri ve sektör temsilcileri katıldı.
Toplantıda ticari araçların günlük kullanım şekilleri ve seyahat pratiklerinin yanında, elektrikli taşıtların ekonomik ve çevresel nedenlerden dolayı avantajları ele alındı. Bununla birlikte, şehir içi taşımacılık ve kent lojistiğinde elektrikli taşıt kullanımının potansiyelin çok altında kaldığı da kabul edildi. Ayrıca yük taşımacılığında elektrikli araç kullanımının teşvik edilmesi amacıyla alınabilecek önlemler ve uygulanması gereken politikalar konusunda görüş alışverişi yapıldı.
Çalıştayın açılışında konuşan ve projenin detayları hakkında bilgiler paylaşan Dr. Ercan Çitil, elektrikli araçların iklim ve çevre sorunlarının artmasıyla birlikte daha da önem kazandığını belirtti. Dr. Çitil ayrıca İTÜ’nün, Elektrikli Araç Platformu Projesi’nin başından itibaren içinde olduğunu kaydetti.
İstanbul Teknik Üniversitesi Vakfı Dergisi, Ocak-Nisan 2019, sayı 82, s. 93.
Türkiye’de Kadın Mühendis Sayısı 100 Bini Geçti
23 Haziran, Dünya Kadın Mühendisler Günü olarak kutlanıyor. Ülkemizdeki kadın mühendislerin sayısı da 100 bini geçmiş bulunuyor.
2018 yılı sonu itibarıyla Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB)’ne bağlı 23 odaya üye toplam 100.441 kadın mühendis ve 25.513 kadın mimar bulunuyor. TMMOB’ye kayıtlı toplam mühendis ve mimar sayısı 558.954. Bu toplam içindeki kadın mühendis ve mimar oranı ise %23. Mühendis ve mimar odalarına üye olmayanlar da hesaba katıldığında Türkiye’deki kadın mühendis sayısının 200 bini geçtiği tahmin ediliyor.
118.908 ile en fazla üyeye sahip oda olan İnşaat Mühendisleri Odası’nda kadın üyelerin oranı %11. En çok kadın mühendis, inşaat ve ziraat mühendisleri odalarında yer alırken, 19.054 üyeli Gıda Mühendisleri Odası’nda kadınlar 12.074 üye ile çoğunluğu oluşturuyor. 1530 üyeli Gemi Makineleri İşletme Mühendisleri Odası’nda ise sadece 45 kadın üye bulunuyor.
2019 yılı Haziran ayı sonu itibarıyla Elektrik Mühendisleri Odası’nda 55.614 erkek mühendis ve 7236 kadın mühendis kayıtlı bulunuyor. Elektrik Mühendisleri Odası’nda kayıtlı kadın üyelerin oranı ise %13.
Kaynak: 23 Haziran 2019 tarihli Cumhuriyet gazetesi ekonomi servisi ve Elektrik Mühendisleri Odası Genel Merkezi
Sarayköylüler Jeotermal Elektrik Santrallerini (JES) İstemiyor
Daha önce tarım ve turizm bölgesi ilan edilen Sarayköy ilçesi beklenmeyen bir kararla enerji bölgesi ilan edildi. Peşisıra yörede çok sayıda JES kuyusu sondajı başlatıldı. Sınırlı sayıda Sarayköylüye iş ve arazilerini yüksek değerde satma şansı veren ancak çoğunluğa zarar vereceği bilinen JES’lere tepki kısa sürede çığ gibi büyüdü.
JES’e karşı mücadelede Büyük Menderes İnisiyatifi (BMİ) çalışmaları etkili oldu. Geçen yıl Eylül ayında beri BMİ çalışmalarına devam ediyor. Büyük Menderes Havzası’nı merkeze alan çalışmalar Sarayköy JES bölgeleri, Çal Akkent, Çürüksu, Çivril Işıklı Gölü ve Kufi Çayı ve Tavas Avdan Termik Santralı’nda yoğunlaşmış durumda. BMİ haftalık periyodik toplantılarda yerel ekoloji gündemini tartışıyor, yöre halkının katılımı ile çalışmalarını planlıyor. BMİ konferanslar, halk bilgilendirmeleri, saha gezileri, basın açıklmaları, ‘Büyük Menderes Yok Olmasın’ fotoğraf sergisi ve konserler ile çalışmalarına devam ediyor. BMİ aynı zamanda yerel yönetim seçimlerinde adaylara yönelik ‘Ekolojik Yerel Yönetim’ çağrısı içeren bir rapor hazırlayarak tüm kamuoyu ile paylaştı.
Sarayköy’de yapılması planlanan çok sayıda JES’e karşı BMİ aktivistleri köylerde yaptığı bilgilendirme toplantıları ile hem JES’in zararlarını (Aydın örneği ile) hem de JES’lerin neden bu bölgede kurulamayacağı hakkında hukuki bilgilendirmeler yaptılar. Bilgilendirmelere akademisyenler, hekimler, ziraat mühendisleri, meslek örgütü temsilcileri ve Aydın’da yaşayan köylüler (Germencik ve Kızılköylüler) de katıldı. Yine JES’lerle ilgili meslek örgütleri ile birlikte BMİ tarafından halka açık konferanslar düzenlendi. TMMOB’a Elektrik Mühendisleri Odası, Mimarlar Odası, Makina Mühendisleri Odası ve Denizli Barosu destek verdi.
Sarayköylüler ve Büyük Menderes İnisiyatifi Döşeme Mevkii’nde yapılmasını planlanan ‘Tekkehamam Jeotermal Enerji Santralı” ile ilgili 18 Aralık 2018 ve 14 Şubat 2019 aylarında Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) sürecinin parçası olan halk bilgilendirme toplantısına izin vermediler. Her iki toplantıda köylülerin yoğun protestosu nedeniyle yaptırılmamış oldu. Tekkehamam JES’in en fazla etkileyeceği köyler olan Karakıran, Tırkaz, Hasköy’den tepki çok daha fazla idi. JES direnişine Hamamkapı, Kabaağaç, Gerali ve Buldan’dan köylüler de destek verdi. Ege bölgesinde Tire/Başköy, Efeler/Kızılcaköy’deki JES’e karşı mücadeleye Denizli/ Sarayköy ilçesindeki köyler de katıldı.
Özellikle Aydın’da yapılan JES’lerin doğaya, toprağa ve sağlığa zararlarının somut olması köylülerin tepkisinin güçlü olmasına neden oldu. Köylüler, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ve Denizli İl Müdürlüğü’ne
hitaben, neden JES’e karşı çıktıklarını anlatan çok sayıda dilekçe yazdılar. Bu dilekçelerde JES’lerin sağlıklarını nasıl etkilediği, toprak ve Menderes nehrini nasıl kirlettiği, tarımı nasıl yok ettiği, canlılara nasıl zarar verdiği yer alıyor. Bu dilekçelerde aynı zamanda bölgede hukuken JES’in kurulamayacağını da ileten şu bilgilere yer verildi:
• JES’lerin zararlı atıkları (Bor, ağır metaller, H2S vb.) sağlımıza tehdittir. Başta kanser olmak üzere, birçok kronik hastalığa yol açacaktır. Anne karnındaki çocuklarımıza zararlıdır. Bebeklerimizin, çocuklarımızın, gençlerimizin, yetişkinlerimizin erken ölümüne yol açacaktır. • Toprak Koruma Kanunu (5403) kapsamında birinci sınıf tarım arazisi olan ovamıza, bu tür tehlikeli tesislerin kurulması yasal değildir. • Büyük Ova Koruma Kanunu diye bilinen ‘Bazı ovaların büyük ova koruma alanı olarak belirlenmesine ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın 21/11/2016 tarihli ve 12636 sayılı yazısı üzerine, 3/7/2005 tarihli ve 5413 sayılı kanunun 14. maddesine göre, Bakanlar Kurulu’nca 12/12/2016 tarihinde kararlaştırılan ovalar arasında Menderes ovasına da yer verilmiştir. Yine Tarım Arazilerinin Korunması, Kullanılması ve Planlanmasına Dair Yönetmelik (9 Aralık 2017, 30265 sayılı) de büyük ovaların korunmasını emreder. • 3573 sayılı Zeytinciliğin Islahı ve Yabanilerinin Aşılattırılması hakkındaki kanun, kısa adı ile Zeytin Ağacını Koruma Kanunu’na göre de 3km mesafede endüstriyel tesislerin kurulması yasaklanmıştır. • Sulak alanların korunması yönetmeliği (04/04/2014; 28962 sayılı resmi gazete) nedeniyle de Menderes nehrini kirletecek endüstriyel tesis kurulamaz. • Gerekçeler daha da artırılabilir. • Aydın ili örneğinde gördüğümüz gibi tarım alanları zarar görmüş, zeytin ve incir ağaçları kurumuş, köylüler geçinemez hale gelmiştir. Topraklarını terk etmek zorunda kalmıştır. Dahası sağlıklarını yitirmiştir.
Seyit Ali Gürsoy, EMO Denizli Şubesi
Çorlu Tren Kazası, Sistem Kazasıdır
Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) İstanbul Şubesi, 25 kişinin yaşamını yitirdiği ve 328 kişinin yaralandığı Çorlu tren katliamının yıldönümünde hazırladığı raporu, 8 Temmuz 2019 günü, EMO İstanbul Şubesi’nde düzenlediği bir toplantıda medya temsilcileriyle paylaştı.
EMO İstanbul Şubesi yönetim kurulu başkan yardımcısı Hakkı Kaya Ocakaçan, hazırladıkları raporu ayrıntılarıyla açıkladığı toplantıda, “Bu kaza Allah’ın takdiri veya birkaç çalışanın yapmış olduğu ihmal sonucu olmuş bir kaza değildir. Bu ciddi bir sistem eksikliğinin sonucudur ve bu sistem eksikliği giderilmediği sürece de aslında bu kazaların ortaya çıkması da kaçınılmazdır” dedi.
Kazanın nedeni olarak gösterilen şiddetli yağmurun o bölgede “beklenmedik ya da öngörülmedik” olmadığını belirten Ocakaçan, suyu aktaracak menfezin 145 yıllık olduğunu ve üçte birinin tıkalı bulunduğunu belirtti. Ocakaçan, tespit edilen diğer aksaklıkların giderilmemesinin yanı sıra, TCDD’de çalışan eleman sayısının hem yetersiz, hem de bu elemanların liyakat düzeylerinin düşük olduğunu vurgulayarak, “mühendislerin yapması gereken işler, teknikerlere bırakılmıştır” değerlendirmesinde bulundu.
9 Temmuz 2019, Cumhuriyet
Akkuyu Nükleer Santralı İnşaatındaki İhmaller Zinciri
Çernobil faciasına yol açan nükleer santralı da yapmış olan Rusya merkezli Rosatom şirketi tarafından Mersin Akkuyu’da yapımı süren Nükleer Güç Santralı’nda çalışan üst düzey yetkililer ve çalışanlar, santral inşaatındaki ihmaller zincirini anlattılar.
Bu anlatılarda, nükleer karşıtlarının, yaşam savunucularının, uzmanların ve meslek örgütlerinin tüm itirazlarına karşın temeli atılan ve 2023’te açılması planlanan santralın her bir aşamasının problemli olduğuna dikkat çekildi.
Geçtiğimiz Mayıs ayında nükleer reaktörün oturacağı temelin bazı bölümlerinde çeşitli aralıklarla iki kez çatlak oluştuğu, bu çatlakların Türkiye Atom Enerjisi Kurumu (TAEK)’nun müdahalesiyle giderildiği ortaya çıkmıştı. Buna göre çatlak olan bölümler tümüyle kırıldı ve yenilendi ancak tekrar çatlak oluştu. Beton kırıldı ve sorunlu bölümlerde temel yeniden atıldı.
Çatlaklar giderilse de benzer tehlikeler devam ediyor. Santraldaki fiziksel ilerlemenin %2 civarında olduğunu belirten çalışanlar, “Böyle bir projenin çok ciddi mühendislik ekibiyle yürütülmesi gerekiyor, yatırımcı bile olsanız projeyi her aşamada yetkin mühendis ekipleriyle kontrol etmeniz lazım. Ancak Akkuyu bünyesinde yeterli sayıda yetkin mühendis bulunmuyor” uyarısında bulundular.
Daha proje aşamasında bile sıkıntılar yaşandığını belirten santral çalışanları şunları da söyledi:
“Santralın her bir projesi Rosatom tarafından Rusya’da projelendirildi. Teknik olarak
baktığımızda bu proje Türkiye’nin coğrafik ve yerel gerçekliğiyle örtüşmüyor, tamamen kopyalanarak alınmış durumda. Yapılmak istenen santral Rusya’nın çok soğuk hava koşullarından etkilenmeyecek şekilde dizayn edilmiş ama aynı modeldeki santral burada Mersin gibi sıcak bir memlekette yapılmak isteniyor. Sadece buradan bile şu sonucu çıkarabiliyoruz: Proje hiçbir şekilde buraya uyarlanmamış. Bu çalışmaların tümü saha gerçeklerine göre gözden geçirilmeli. Bu da yeni maliyet ve zaman demek. O yüzden bunların hiçbiri yapılmıyor. Örneğin dağlardaki şev çalışması, normalde daha yatay yapılması gerekirken maliyeti kısmak için olması gerekenden dik yapılmış ve bu sebeple sürekli iri kayalar yuvarlanarak aşağıya iniyor”.
Santral projesinin mevcut zemin koşullarına uygun olmadığını ve bu sorunun projedeki en önemli ihmal olduğunu belirten bir mühendis, zemin içerisinde boşlukların oluştuğunu ve zeminin santralı taşıyamayacağını belirterek şunları söyledi:
“Santralın yapılmak istendiği zemine bu proje hiçbir şekilde uygun değil. Zeminden alınan örneklerde zemin yapısının gevşek olduğu görülüyor. Kırıklı kayaçlar ve boşluklar nedeniyle kontrolsüz oturmalar yaşanması kaçınılmaz. Ayrıca sıvılaşma riski de çok yüksek. Ve siz böyle bir zemine birinci dereceden nükleer yapı kurmaya çalışıyorsunuz. İşin üzücü yanı, bu konuda alınmış herhangi bir önlem yok. Bu⇒
durumu anlamak için inşaat sahasına girmenize bile gerek yok. Bölgenin zemin yapısını yol kenarındaki şevlerden görebiliyorsunuz. Santral inşaatının yapıldığı zeminin yapısı da yol kenarındaki şevlerde gözlemlediğiniz kırıklardan farklı değil. Bu alanda yapılabilecek birçok düzenleme var, doğru bir temel çalışmasıyla santralı kurabilirsiniz, evet. Her türlü zemine yapı inşa edilebilir teknik olarak. Ancak yapılmak istenen yapının kopyala/yapıştır şeklinde değil, o zemine göre revize edilmesi gerekiyor. Bunların hiçbiri yapılmıyor, çünkü projeyi revize etmeye yetkin değiller.”
Daha öncesinde temellerde meydana gelen çatlaklar üzerinden örnek veren yetkili mühendis, “Bu çatlakların nedeni de mevcut zeminin kendi kendini taşıyamamasından kaynaklanmaktadır. Zemin, üstüne binen ağırlıktan dolayı hareket ediyor, bahsettiğim kontrolsüz oturmalar yaşanıyor. Dolayısıyla temelde zamanla çatlaklar oluşuyor. Daha temeli taşıyamayan zemin, reaktörü nasıl taşıyacak meçhul. Bunun yanı sıra yapılan temellerden deniz suyu geliyor, yeni temeller komple deniz suyu ile dolu. Bu çok trajikomik bir durum açıkçası. Her şeye rağmen zemine uygun olmayan planı yine uygulamayı deneyecekler ve kaçınılmaz olarak yine aynı sonuçla karşılaşacaklar” açıklamasında bulundu.
Normalde hazırlanan projelerin sürekli güncellenmesi gerektiğinden bahseden mühendis, “En basit apartmanda bile proje üç dört kere revize edilir ama böyle bir çalışma bu inşaatta hiçbir şekilde yapılmıyor. Dökümanları inceleyecek, işleyecek yetkinlikte hiçbir personel yok. Zemindeki oturmadan dolayı temel kırılıyor, kimse neden neden olduğuna dair yorum yapamıyor. Ve bu şekilde 2023’te birinci reaktörü çalıştırmayı planlıyorlar. Tek dertleri şu an için bu görünüyor.” dedi.
Temel atma öncesi yapılan dolgu çalışmasının projeye tabi olmadığını söyleyen bir başka yetkili de, yapılan dolgularla ilgili hesaplamaların veya bilimsel verilerin bulunmadığını belirterek, “Dolgu yapılmadan önce kullanılacak malzemenin uygun olup olmadığı laboratuvar koşullarında incelenmelidir, tabii ki böyle bir şey söz konusu değil. Kullanılan dolgu malzemesinin niteliği belli değil. Konuyla ilgili bilimselliğe dayanan hiçbir cevap alınamıyor. Saha içerisindeki hiçbir dolgu çalışmasında mühendislik nosyonu gözetilmemiş, ‘yapalım bir şey olmaz’ mantığıyla hareket edilmiş durumda. Projede bilimsel hesaplara göre hareket eden hiç kimse yok” açıklamasını yaptı.
Yapımcı firmanın projesini denetleyemediğinden bahseden bir başka personel ise, “Proje tamamıyla mevcut müteahhitlerin geçmişteki ‘tecrübeleri’ üzerinden yürüyor. Sanki bir nükleer santral yapılıyor gibi değil de bir apartman yapılıyor gibi hareket ediyorlar. Kaldı ki bir apartman inşa ederken
bile çok daha ciddi bir süreç yürütülür. İçerideki süreç işte bu kadar kopuk ilerliyor” dedi.
Akkuyu Nükleer Güç Santralı’nın soğutma işlemi deniz aracılığıyla yapılacak. Konuyla ilgili görüştüğümüz bir mühendis de soğutma işleminin ardından denize boşaltılacak olan sıcak suyun bölgedeki deniz suyu sıcaklığının artmasına yol açacağını, canlı popülasyonunun bundan etkileneceğini söyledi. Soğutma işlemi modellemelerinin çevreye olan etkilerinden bahseden mühendis, projenin deniz suyu sıcaklığına olan etkisinden daha yıkıcı bir etkiyle karşı karşıya kalacağımızı belirterek şunları söyledi:
“Soğutma işleminin deniz suyu sıcaklığına olan etkisinden daha büyük bir problem var. Şöyle ki, bu tip alanlarda suyun çekildiği borulara midye vb. yapışmaması için suya klor karıştırılır. Haliyle sonrasında klor karıştırılan bu su denize geri boşaltılır. Farazi olarak konuşursak, 1200 MW gücündeki bir reaktörü soğutabilmek için saatte yaklaşık 180 000 m3 su gerekir. Tesise bu reaktörlerden dört tane yapılması planlanıyor. Yani bu demektir ki, saatte 720 000 m3 klorlu su denize boşaltılacak. Çamaşır suyunda vb. kullanılan bu kimyasalın böylesine büyük bir miktarda Akdeniz’e boşaltıldığını düşündüğümüzde bunun ne derecede yıkıcı etkilerinin olacağını görebiliyoruz”.
TMMOB Akkuyu Nükleer Güç Santralı İzleme Komisyonu’nun Temmuz (2019) ayı başında yayımladığı raporda da söz konusu tehlikelere dikkat çekilmişti. Nükleer santralın birinci reaktörünün temelinde yaşanan çatlakların yaşanabilecek büyük tehlikelerin habercisi olduğunun vurgulandığı raporda, Nükleer Güç Santralı’na ihtiyaç olmadığı belirtilerek, “Bir kaza olması durumunda telafisi olanaksız büyük felaketlere yol açılır” denilmişti.
İnşa edilecek reaktörlerde kullanılan teknolojinin hiçbir yerde denenmemiş bir teknoloji olduğunun yetkililer tarafından itiraf edildiğinin belirtildiği raporda, bu bilginin, Türkiye bürokrasisinin Akkuyu Santralı için gerekli formaliteleri, olağanın dışında ne denli hızlı yerine getirdiğini gösterdiğini, bunun da büyük sakıncalar taşıdığı kaydedilmişti.
Anıl Ataş haberi, BirGün, 21 Temmuz 2019
RES/GES Güç Artırım Talepleri İçin KRaESp/GaESsGiütç eArtıKrımaTarleaplrerıineYiliaşkiyn ıBnölgleasenl Kdapıasiteler
TEİAŞ 12 ayrı bölge için 2.870 MW’lık kapasite yayınlandı Türkiye Elektrik İletim A.Ş. rüzgar ve güneş enerjisi talep eden santralların kurulu güç o3r1a/n0ı7n/d20a1t9ahsis sbaanştvruarlulalraırıiçiiçninya1p2ılaanyrıelbeRökltEgriekSds/eeGl2Ek.8aS7p0aGsMiÜteWÇa’rlAıtkırRıemTk IRMeIdMeilkeTacneAikk.LkEurPuLluEmRuİtNamEamlanmış projeler için yakapasite tahsis edilebileceğinİiLaçİıŞklKadİıN. BÖLGESELpıKlanAkPuAruSluİTgüEçLaErtRış taleplerinde, mekanik güç ile
TEİAŞ duyurusunda Enerji Piyasası Düzenleme elektriksel gücün farkının %50’sine kadar kurulu
Kurumu taRraüfzıngdâarnvkeonguünheaşkkeınnedrajisailnıneandaKyualrıulüretgimüç asratnıştıraylaipışlairbkieletlceerki. tarafından elektriksel Karakraıpdaasiytaeyınarlatıdrıı.mı yönünde tadil başvurusu yapıRlaünzgvaer eEnneerjrijsii sPainytarsaallsaırınDdüazmenelkeamniek gKüuçriulamveusi ya-
EPDK kararına göre RES/GES kurulu güç artış pılmadan, yalnızca yazılım güncellemesi yolu ile türbin talep(Kleuriruamçık) ltaanraanfınbdöalgnedkeağpearslietnedleirriinlmi aeşsmi aamsıadcuıy-la Keulerkutlruikşuseml kuuzrauilluetgiülecnü atarlteırpmleartealielipşlkeirninodleairsaekb, ölge rumTuenşdeak,ksüölzümkoünzucesu64b4ö6lgseaykıalpıaEslietekstirigküPçiyaartsıaşsıı Kaknapuansuit’enluerni 7h’anricçi tmutaudladreaskintainhs7is’nscaiğlfaınkarabsilıencdeak.
yer alan: (R7)EYSe/nGileEnSebiGlirüeçneArjirktaıyrnıamklarTınaaledapylaelırüirneteimİlteisşiksi iknurBmaöklgameasceıyllaKaalınpaansliistaenlselarr Rvüez/vgeâyrave bguünelişsaennesrljaisrinkeadpasyaamlı ıünrdetaikmi staenstirsalleırşirikçeintlerliistaarnasflıanrdıanndealekbterliikrsleelnkeanpassiatheaalratırrıınmıdyıöşnınüanadçmeıktaıacldmıyillaabmaKşauvsurıuruvluesşuuTymEapuİAızlaaŞnilvveeeti/ElveennyeartajiliePlpgiylielairseadsiaıliğDşıkütiıznmeonşllaeirrmakkee,tKiTnuderşeuenmkkauül(ılnüKmaunrüuztmcae)dit6la4rk4aa6fıpnssdaaaymınlııdnEedlğeaekkrtlireinbkdaPiğriilylaamnseatıssıi Kgaönruünşüu’nnüunn 7o’lnucmi mluadodlmesainsiın h7â’nlcini dfıekraksaıpnadasiyteer aalratnış:ı, modernizasyon, yenileme yatırımları ve tad(i7la) tYlaenrialeinzeinbilvierreinlierr.ji kaynaklarına dayalı üretim tesisi kurmak amacıyla alınan lisanslar ve/veya bu lisanslar kapsamındaki tesisler için lisanslarında belirlenen sahaların dışına çıkılmaması ve TEİAŞ hükvme/vüeçyeariçlgeivliedsainğdıteımTşeirşkeektkinüdleünmaülızncaenhtaadzıilrlkaanpasraamkınKduarkuimba’ağlailnettıilgeönrüdşüenğüernleonludmirlmu oelmyöansıtehmâliinndee ilişkkainpaKsitueraurmtıştıa, mraofdınedrnainzaeskytoen,yyeernailleamne1y1a/t0ır7ım/2l0a1rı9vteatraihdliliavtlear8a7i0z4insvaeyrıilliır.Kurul Kararı alınmış hKoüulkurmupm,üsöçtaezrrakçfeoınvnedusaisnnudeKektuTereuyşelerKkakalüarlnaürm1ı’1ün/0za7ci/es2t0hi1na9zaıdtraelarnnihaTlrieavkşeeKk8k7u0üru4lümsma’ayüılizılceKteiulRernuEldSKe/GğareEarrlSeı naedllıienrkmmtrıeşikyosöleunlpteg,müsöçinzaekrtoiılnirşıukmsiun KtaulreuplleKrainraerıi’lnişakiisntinoaladreankTheaşzeırklkaünlaünmBüzöclegeRsEelSK/GaEpSaseilteekletrrikasşealğgıdüaç yaretrıraımlmtaakletapdleırri.ne ilişkin olarak hazırlanan Bölgesel Kapasiteler aşağıda yer almaktadır. Yeşil Ekonomi haberi, 1 Ağustos 2019
RES/GES Güç Artırım Taleplerine ilişkin Bölgesel Kapasiteler
16 Ek: 11/07/2019 tarihli ve 8704 sayılı EPDK Kurul Kararı
Türkiye’de Yeşil Enerji Alanında 62.000 Kişi Çalışıyor
Uluslararası Yenilenebilir Enerji Ajansı (IRENA), dünya genelinde yenilenebilir enerji sektöründe 2018 yılında 11 milyon insanın çalıştığını, bir önceki yıl bu sayının 10.3 milyon olduğunu bildirdi. İstihdamın büyük kısmı yalnızca birkaç ülkede yoğunlaşıyor. Çin, yenilenebilir enerji sektörü istihdamında 4.1 milyon çalışanla açık ara lider konumunda.
Brezilya ise yenilenebilir enerji sektöründe en fazla işgücüne sahip ülkeler listesinde ikinci sırada. Dünyanın en büyük biyoyakıt işvereni ülke konumundaki Brezilya’da geçen yıl yenilenebilir enerji sektöründe yaklaşık 1.1 milyon kişi istihdam edildi. Ülkedeki biyoyakıt sektöründe ise 832.000 çalışan var ve bu sektördeki gelişmeye bağlı olarak toplam istihdam sayısının da artmaya devam etmesi bekleniyor.
ABD başkanı Tramp’ın “fosil yakıt dostu” politikalarına rağmen, ABD’nin yenilenebilir enerji sektöründeki istihdamı, 2017’den 2018’e, 786.000’den 855.000’e yükseldi. Listede ABD’nin ardından 719.000 çalışanla Hindistan geliyor. Beşinci sırada 291.00 çalışanla Almanya, altıncı sırada 267.000 çalışanla Japonya ve yedinci sırada 110.900 kişiyle İngiltere geliyor. Onu 98.500 çalışanla Malezya ve 66.000 çalışanla Güney Afrika izliyor.
Türkiye ise yenilenebilir enerji sektöründe istihdam edilen 62.000 çalışanıyla 10. sırada yer alıyor. Listede 11. sırada 17.740 çalışanla Avustralya ve 11.650 çalışanla Güney Kore var.
Elektrik Üretimindeki Lisanssız Payı %4’Ü Geçti
Türkiye Elektrik İletim A. Ş. (TEİAŞ), 2019’un ilk yarısı için elektrik üretim verilerini yayınladı.
Bu verilere göre 2019’da ilk 6 aylık üretimde en büyük pay %40 ile hidrolik santralların olurken, ikinci sırada %33 ile linyit dışındaki kömürlü termik santrallar geldi. Linyit kullanan kömürlü termik santralların payı ise %14 oldu.
Jeotermal, rüzgar ve güneş enerjisi santralları ise üretimin %13’lük bölümünü sağladılar.
Öte yandan Haziran ayı sonunda, lisanssız elektrik üretim santrallarının toplam üretimdeki payı bir önceki yıla göre %4.2’ye çıkarken, ilk 6 aylık dönemdeki oran %3.15 oldu.
TEİAŞ verilerine göre lisanssız elektrik üretim santrallarının toplam kurulu gücünün yaklaşık %92’sini güneş enerjisi santralları oluşturuyor.
ODAMIZIN FAALİYETLERİ
AKKUYU’DA ÇATLAK İDDİASI…
Elektrik Mühendisleri Odası (EMO), Akkuyu Nükleer Santralı inşaatında reaktörün oturacağı temelin bazı bölümlerinde çatlak oluştuğu ve bu bölümlerin yeniden yapıldığına ilişkin haberler üzerine konuyla ilgili Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’na yazı yazarak bilgi talebinde bulundu.
Ulusal basında 6 Mayıs 2019 tarihinde Mersin Akkuyu’da yapımı devam eden nükleer santral inşaatında, reaktörün oturacağı temelin bazı bölümlerinde iki kez çatlak oluştuğu ve bu bölümlerin kırılarak yeniden yapıldığına ilişkin haberler yer almıştır.
Elektrik Mühendisleri Odası, kamuoyunda endişeyle karşılanan bu haberler üzerine konuyla ilgili detaylı bilgiye ulaşmak ve teknik analiz için Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’na başvurma kararı almıştır. EMO tarafından Bakanlığa gönderilen yazı ektedir.
EMO’nun konuyla ilgili edineceği bilgi ve inceleme sonuçları ilerleyen günlerde kamuoyu ile paylaşılacaktır.
Elektrik Mühendisleri Odası 46. Dönem Yönetim Kurulu
NKP EŞGÜDÜM TOPLANTISI ANKARA’DA YAPILDI
Nükleer Karşıtı Platform (NKP) eşgüdüm toplantısı, 20 Temmuz 2019 tarihinde, EMO Genel Merkezi’nde düzenlendi. Ülkemizde nükleer enerji alanında yaşanan gelişmeler, kurulması planlanan nükleer santralların değerlendirildiği toplantıda, nükleer karşıtı dayanışmanın arttırılması ve mücadele vurgusu yapıldı. NKP çalışmaları ve önümüzdeki dönem yapılacak faaliyetlere ilişkin görüş alışverişinde bulunuldu.
NKP eşgüdüm toplantısı, EMO Genel Merkezi’nde, saat 11.00’da başladı. Toplantıya; EMO Yönetim Kurulu Başkanı Gazi İpek, EMO Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Evindar Aydın, EMO Ankara Şube Yönetim Kurulu Başkanı Ömürhan Soysal, EMO Samsun Şube Yönetim Kurulu Başkanı Tarık Tarhan, EMO Samsun Şubesi’nden Metin Telatar, EMO Mersin Şube Yönetim Kurulu Başkanı Seyfettin Atar, EMO Adana Şube Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Mak, EMO İstanbul Şube Yönetim Kurulu Üyesi Erhan Karaçay, Nükleer Tehlikeye Karşı Barış ve Çevre İçin Sağlıkçılar Derneği (NÜSHED) Temsilcisi Derman Boztok, Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) Temsilcisi Tayfun Görgün, Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) Temsilcisi Elif Çuhadar, Türk Tabipleri Birliği (TTB) Temsilcisi Selma Güngör, Kimya Mühendisleri Odası (KMO) Temsilcisi Ayfer Güçlü Aras, Jeoloji Mühendisleri Odası (JMO) Temsilcisi Malik Bakır, EMO Oda Müdürü Cansel Aslan katıldı. Toplantıda; NKP koordinasyonu ve işleyişi, NKP çalışmaları ve NKP Kongresi konusu ele alındı.
Toplantının açılışını yapan EMO Yönetim Kurulu Başkanı Gazi İpek, Oda’nın 2006 yılından bu yana NKP sekretaryasını yürütmekte olduğunu vurgulayarak başladığı konuşmasında, Platform içinde; meslek odaları, sendikalar, siyasi partiler, çevre toplulukları, sivil toplum kuruluşları ve nükleer santral karşıtı kişilerin yer aldığını hatırlattı.
NKP’nin ülkemizde kurulmak istenen nükleer santrallara karşı mücadele için yan yana gelmiş
olan Platform üyesi kurum, kuruluş ve kişiler ile kamuoyuna yapılması planlanan nükleer santralların riskleri konusunda bilgilendirerek, sesini; yayınlar, düzenlediği mitingler, şenlikler ve basın açıklamaları ile duyurmaya çalıştığını belirten İpek, EMO’nun nükleer karşıtı politikalarına dikkat çekti.
NKP’nin işleyişinin daha etkin hale getirilerek, nükleer santral dayatmasına karşı mücadeleye devam edilmesi gerektiğini kaydeden İpek, çalışmaların etkin ve verimli yürütülebilmesi için şu değerlendirmelerde bulundu:
“Nükleer santrallar konusunda çalışmalar yürüten insanların çalışmalarının değerlendirilmesi gerekiyor. Çalışmaların basın ve yayınlar yolu ile kamuoyuna aktarılarak, nükleer santralların topluma ve çevreye vereceği zararlar detayları ile anlatılabilir. Nükleer konusunda güncel tüm gelişmeler yakından takip edilmeli, materyaller toplanmalıdır. Nükleer santrallara yönelik, kurumların desteği ile eğitimler düzenlenmesi de NKP etkinliğini arttıracaktır. Ayrıca; nükleer çalışmalarına destek vermeleri için kurumlarla işbirliği içinde hareket edilmeli, siyasi partiler, özellikle de basın ile ortak çalışmalar yürütülmelidir. Uluslararası ilişkiler güçlendirilmeli, uluslararası kurumlarla iletişime geçilerek koordinasyon sağlanmalıdır”
Gazi İpek’in konuşmasının ardından söz alan kurum temsilcileri, NKP’nin önümüzdeki dönem yapacağı çalışmalara ilişkin görüşlerini paylaşarak, NKP’nin yerellerde yaptığı çalışmaları anlattı.
NKP Kongresi’nin hangi tarihte ve nerede yapılması gerektiği konusunda görüşlerin değerlendirildiği toplantıda, Kongre’nin Ekim 2019 tarihinde, Mersin’de yapılabileceği görüşü benimsendi.
Öte yandan; NKP’nin, Hiroşima felaketinin yıl dönümü olan, 6 Ağustos 2019 tarihinde tüm yerellerle eş zamanlı olarak ortak bir basın açıklaması yapması kararı alındı.
Nükleer Karşıtı Platform (NKP), Hiroşima’ya atom bombası atılmasının 74. yıldönümü olan 6 Ağustos 2019’da EMO Genel Merkezi’nde bir basın toplantısı düzenledi. Toplantıya Elektrik Mühendisleri Odası (EMO), Jeoloji Mühendisleri Odası (JMO), Türk Tabipleri Birliği (TTB), Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK), Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) ve Nükleer Tehlikeye Karşı Barış ve Çevre İçin Sağlıkçılar Derneği (NÜSED) temsilcileri katıldı.
Toplantıda ilk olarak söz alan EMO Yönetim Kurulu Başkanı Gazi İpek, Türkiye’de son yıllarda nükleer santrallar konusunda yürütülen çalışmalara işaret ederek, “Ülkemiz insana, doğaya yabancılaşmaya
başladı” diye konuştu. Emperyalizm ve küreselleşme ile sermayenin giderek azgınlaşması karşında mücadelenin önemini vurgulayan İpek, “İnsanlığın geleceğine duyduğumuz sorumluluk duygusu içinde elimizden gelen çabayı harcıyoruz” dedi.
Kaz Dağları’nda doğa katliamına yol açan altın madenciliği çalışmalarına da değinen İpek, “Tüm bunlar sermayenin hırslı, gözü dönmüş politikalarını gösteriyor. Bunlara karşı yürüttüğümüz mücadele uzun soluklu, bizler omuz omuza elimizden geleneği yapacağız” diye konuştu.
Toplantıda daha sonra NKP’nin ortak açıklaması TTB Merkez Konseyi Başkanı Sinan Adıyaman tarafından okundu. Basın açıklaması metni aşağıdadır:
NÜKLEER KARŞITI PLATFORM BASIN AÇIKLAMASI
Hiroşima’ya atom bombası atılmasının 74. yıldönümünde nükleer silahlanma ve nükleer santrallara karşı halkımızı mücadele etmeye çağırıyoruz…
NÜKLEER ÇÖZÜM DEĞİL, TEHDİTTİR!
Bugün Hiroşima’ya atom bombası atılmasının 74. yıldönümü. II. Dünya Savaşı’nda Hiroşima’ya yapılan atom bombası saldırısından dolayı 140 bin kişi, 3 gün sonra Nagazaki’ye yönelik saldırıda da 80 bin kişi yaşamını yitirmiştir. Radyoaktiviteye maruz kalan onbinlerce insan ise “hibakuşalar” olarak ömürlerini çeşitli sağlık sorunları ve bunlara eşlik eden toplumsal dışlanmayla geçirmek zorunda kalmıştır. İnsanlık tarihinin en büyük felaketlerinden biri yaşanmış, yüzbinlerce kişinin ölmesine, yüzbinlerce kişinin yaralanmasına, yine gelecek kuşaklara aktarılacak biçimde ileri yaşlarda görülen kanser hastalıklarına yol açmıştır. Bombaların atıldığı bölge geri dönüşü olmayan biçimde zarar görmüştür. Çok büyük yıkımlara neden olan nükleer silahlanma tutkusu, yaşanan onca yıkıma rağmen bugün halen hız kesmeden devam etmektedir. Canlılara zarar veren ama binaları fabrikaları yıkmayan nötron bombası geliştirilmiş, üretilen atom bombaları ve nükleer silahlar dünyanın dört bir yanına insanları hedef alacak biçimde yerleştirilmiştir. Ülkemizde var olan üslerde de varlığını kazara öğrendiğimiz nükleer silahlar bulunmaktadır.
Nükleer silahlar, emperyalist ülkeler tarafından birbirlerine ve tüm dünyaya karşı baskı ve tehdit aracı olarak kullanılmaktadır. Bir yarışmaya dönüşen nükleer silah üretimi ve tüm dünyanın güya güvenlik amacıyla nükleer füzelerin hedefi haline getirilmesi, 1987 yılında ABD ve SSCB arasında yapılan orta menzilli nükleer ve konvansiyonel füzelerin ortadan kaldırılması anlaşması (INF) ile durdurulmuştu. Bu yıl önce ABD’nin ardından Rusya’nın INF’den çekilmesi ve ABD’nin yeniden nükleer füze üretmeye başlayacağını ilan etmesi hepimizi endişelendirmektedir. Dünya yeniden bir nükleer savaşta ya da bu füzelerin üretimi sırasında yaşanabilecek kazada büyük yıkımlar ve yok olma tehlikesiyle karşı karşıyadır.
Nükleer silahları ortadan kaldırmak yerine
nükleer silah sahibi olarak eşitlenme ya
da güvenlik oluşturma tercihleri, nükleer
silaha sahip olma çılgınlığının tüm dünyaya
yayılmasına neden olmaktadır. Bu çılgınlığı
sonlandırmak üzere 2017 yılında Birleşmiş
Milletler (BM) Genel Kurulu’nda kabul
edilen Nükleer Silahların Yasaklanması
⇒
Anlaşması, üye ülke parlamentoları tarafından da derhal imzalanarak nükleer savaş tehlikesine son verilmelidir.
“Nükleer silah avcılığına” da soyunan emperyalist devletlerin yıllar önce Irak, günümüzde ise İran’a yönelik politikaları sonucu, Türkiye’nin de içinde yer aldığı Ortadoğu’da sıcak savaşlar hiç bitmemektedir. Bu savaşlarda seyreltilmiş uranyum içeren bombaların kullanıldığı iddiaları ise hiç soruşturulmamakta ve genellikle inkar edilmektedir. Seyreltilmiş nükleer madde içeren silahların etki ettiği insanlarda yarattığı ani ve ileri dönem etkileri ise ne yazık ki bilinmemektedir, araştırılamamaktadır.
Nükleer silahlarla yürütülen savaşlar ve acı sonuçlarına rağmen nükleer silaha sahip olma çılgınlığına kapılan ülkelerden biri de Türkiye’dir. Nükleer enerji santralı projeleri ile üzeri örtülen bir nükleer silahlanma sevdası, “teknolojik gelişim” olarak topluma dayatılmaya çalışılmaktadır.
Nükleer savaş olmasa da bugüne kadar Çernobil ve Fukuşima’da yaşanan felaketler nükleer santralların radyasyon yayması bakımından nükleer silahlarla benzer sonuçlara neden olarak tehlike boyutunu tüm açıklığıyla gözler önüne sermişken nükleer santral kurulması ısrarını anlamak mümkün değildir. Nükleer santral teknolojisi pahalı, riskli, kirlidir. Türkiye’nin bugün enerji açığı olmadığı gibi tam tersine arz fazlası sorunu vardır. Dolayısıyla enerji politikalarıyla ilgisi olmayan tamamıyla siyasi bir tercih olan nükleer santrallara ülkemiz mecbur değildir. Enerji açığımız olsa dahi nükleer santrallar büyük riskler barındırdıkları için bir alternatif olarak görülemez. Dünya nükleer santrallardan uzaklaşırken, Türkiye’de geleceğimizi tehlikeye sürükleyecek bir nükleer santral macerasına girilmesi kabul edilemez.
Nükleer santralların gerçeklerine rağmen Çernobil Nükleer Felaketi‘ne yol açan nükleer santralı inşa eden ve işleten Rusya menşeili Rosatom firması tarafından Mersin Akkuyu’da, gazetelere yansıyan haberlere göre “ağır ihmallerin olduğu” nükleer santral inşaatı hızla sürdürülmektedir. “İnşaatın temelinde çatlaklar oluştuğu, uygun olmayan zeminin deniz suyuyla dolduğu, Rusya’da soğuk hava şartlarına göre projelendirilen çalışmanın, Mersin gibi sıcak bir bölgeye uygun şekilde optimize edilmediği” iddia edilmektedir. Elektrik Mühendisleri Odası, çatlak iddiasıyla ilgili olarak Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’na iki kez yazı yazarak bilgi istemiş, ancak hiçbir yanıt alamamıştır. Santralı 2023’e yetiştirme telaşıyla acele eden iktidarın, bilimsel verileri, mühendislik ilkelerini ve saha gerçeklerini göz ardı ettiği görülmektedir.
Unutulmamalıdır ki nükleer santralların en büyük risklerinden biri atık problemidir. Radyoaktif atık için kesin, bilinen, uygun ve kabul edilebilir bir arıtma yöntemi yoktur. Dünya üzerinde hiçbir yerde nihai depolama tesisi yapılamamıştır.
Hiçbir proje yaşamın kendisinden daha önemli değildir. Akkuyu Nükleer Santralı inşaatı derhal durdurulmalı, kamuoyunda büyük endişelere yol açan iddialara karşılık derhal detaylı bir çalışma başlatılmalı ve Akkuyu’ya teknik inceleme heyeti kabul edilmelidir.
Bünyesinde birçok meslek odası, sendika ve gönüllü kuruluşun yer aldığı Nükleer Karşıtı Platform (NKP), yıllardır yürüttüğü çalışmalarla, nükleer teknolojinin, kapitalizmin kar hırsı içerisinde dünyamızı bir mahvoluşa doğru sürükleyecek santral ve nükleer silahlanma yarışı için kullanılmasına karşı çıkmaktadır. Hiroşima ve Nagazaki başta olmak üzere nükleer silahlarla yaşamlarını yitiren ve bugün hala nükleer kirlenmenin acısını genetik olarak taşıyan canlara karşı sorumluluğumuzun bilinciyle tüm dünyaya ve TBMM’ye ve hükümete sesleniyoruz; insan eliyle yaratılan ölümleri durdurmak elimizde…
Tüm savaşlara son verilsin, derhal barış istiyoruz.
Nükleer silahlar imha edilsin.
Nükleer silah geliştirmeye son verilsin.
Nükleer Silahların Yasaklanması Anlaşması tüm ülkelerce onaylansın.
Nükleer santrallar kapatılsın.
NÜKLEER KARŞITI PLATFORM SEKRETERYASI ELEKTRİK MÜHENDİSLERİ ODASI 6 Ağustos 2019
EMO Anket Çalışması
KRİZ ELEKTRİK-ELEKTRONİK MÜHENDİSLERİNİ NASIL ETKİLİYOR?
Yeni bir kriz döneminden geçiyoruz. Kriz toplumsal yaşamın hemen her alanında hissediliyor. Yüksek döviz kuru, artan fiyatlar, iflas eden/konkordato ilan eden şirketler, işsizlik, yoksullaşma...
Kriz kuşkusuz elektrik- elektronik mühendislerini de derinden etkiliyor. EMO genel merkez olarak krizin üyelerimizi nasıl etkilediğini ortaya koyabilmek için bir anket hazırlıyoruz. Anketten muradımız krizin üyelerimizin hem iş hem de gündelik yaşamında sebep olduğu olumsuzlukları saptamaktır.
Biliyoruz ki sermayenin krize ilk yanıtı krizin faturasını emekçilere yüklemeye çalışmaktır -iflaslar, işten çıkarmalar, reel ücretlerde düşüşler, vs. Bu nedenle krizin üyelerimizin öncelikle iş yaşamına etkilerini ortaya çıkarmayı hedefliyoruz. Krizle birlikte ücretli çalışan üyelerimiz işten çıkarılıyor mu, üyelerimizin ücretleri düşüyor mu, iş yükü artıyor mu; kendi işini yapan üyelerimiz zorlanıyor mu; işsiz üyelerimiz iş bulmakta güçlük çekiyor mu? Anket aracılığıyla bu soruların yanıtlarının peşine düşeceğiz.
Bunun yanı sıra krizin elektrik- elektronik mühendislerinin gündelik yaşamında sebep olduğu sorunlara da mercek tutmak istedik. Yüksek enflasyon ortamında haneler göreli gelir düşüşü yaşıyor mu; üyelerimiz harcamalarını kısmak zorunda kalıyor mu; daha önce alınmış kredilerini geri ödemede güçlük çekiyor mu; daha önce ücret karşılığında aldığı hizmetleri (çocuk bakımı gibi) sonlandırmak zorunda kalıyor mu; bütün bunların sonucunda üyelerimizin ev işi ve bakım yükü artıyor mu, ruhsal dengesi bozuluyor mu?
Biliyoruz ki kriz koşulları kadınları erkeklerden daha fazla etkiliyor. Kadınlar genellikle ilk önce işten çıkarılıyor, hane içindeki iş yükleri artıyor, daha fazla karşılıksız bakım hizmeti vermek durumunda kalıyorlar. Bu gerçekten hareketle, krizin etkilerini toplumsal cinsiyet
perspektifinden araştırmaya gayret ederek, krizin kadın elektrik-elektronik mühendislerinin iş ve gündelik yaşamında ortaya çıkardığı özgül sorunlara da dikkat çekmek istiyoruz.
Bu çalışmayı krizin elektrik- elektronik mühendislerine etkisini ortaya koyabilmek için tüm üyelerimizi kapsayacak biçimde yürüteceğiz. Hepinizin bildiği gibi ülkemizde uzun zamandır devam eden ekonomik kriz, işsizliğin giderek artmasına neden olurken, özellikle genç nüfusta iş bulma sorunu yakıcılığını derinden hissettirmektedir. TÜİK’in verilerine göre Mayıs 2019 itibarıyla genç nüfusta (15-24 yaş) işsizlik oranı yüzde 23.3’e ulaşmıştır. Bu kapsamda anket çalışmamızda, EMO’ya kayıt olan son 5 bin üyenin durumuna özel olarak eğilecek ve böylece mesleki alanlarımızdaki fakültelerden yeni mezun olarak aramıza katılan genç arkadaşlarımızın çalışma hayatına katılım konusunda yaşadıkları sorunlara ışık tutmak için çaba harcayacağız.
Kuşkusuz böylesi bir envanter çıkarmak büyük önem taşıyor. Çalışmanın krizin sadece elektrik-elektronik mühendislerine değil, tüm mühendislere, TMMOB bünyesindeki tüm mühendis ve şehir plancılarına etkisi hususunda ipuçları sunacağını düşünüyoruz. Çalışmanın önemi bununla da sınırlı değil. Kriz kapitalizmin krizi olduğundan, krizin etkilerini ortaya sermenin, krize ve kapitalizme karşı mücadele için de araçlar sağlayacağı kanaatindeyiz. Zira kriz koşulları yeni bir muhalefetin örgütlenmesi, yeni mücadelelerin hayata geçirilmesi, politik taleplerin dillendirilmesi için yeni olanaklara kapı aralıyor. Anket çalışmasının bu hususta bize zengin bilgiler sağlamasını bekliyoruz. Sonuç olarak önemli olan bu kriz koşullarıyla mücadele etmek, krize karşı politikalar geliştirmek, dahası “yeni bir dünya” ufkunu tazelemek olduğundan, bu çalışmanın EMO’nun aktif politikalarına da girdi sağlayacağını düşünüyoruz. Tüm üyelerimizi ankete katılmaya davet ediyoruz.
TRT’DE USULSÜZ ATAMALAR
Geçtiğimiz günlerin önemli tartışma konularından biri, 169 TRT çalışanının, İstihdam Fazlası Personel (İFP) gerekçesiyle mesleki bakımdan ilgileri olmayan kurumlara atanmaları oldu. Bu uygulamayı çalışanlar çeşitli biçimlerde protesto ettiler. Kendilerine büyük bir haksızlık yapıldığını söyleyen kamu emekçileri, yalnızca görüşlerinden dolayı böyle bir muameleye maruz kaldıklarını belirtiyorlar.
TRT çalışanlarına göre, bu karar uygulandığı takdirde, kamu yayıncılığı tümüyle ortadan kalkacak, yetişmiş, eğitimli kadrolar gidecek ve hiç tecrübesi olmayanlar program yapacak. Ayrıca gönderilenler de gittikleri kurumlarda hiç bilmedikleri işleri yapmaya zorlanacaklar ve böylece kamusal zarar doğacak.
169 çalışandan 26’sı kendi isteğiyle bu atama listesine girmiş. 143 çalışan ise büyük bir haksızlık karşısında olduğunu düşünüyor. Bu çalışanlar düşüncelerini şöyle açıkladılar:
A; “Demek ki benim 30 yılı geçen sürede bu kurumda ne yaptığımı görmemişler. Birçok alanda çalıştım. Korolarda hocalık yaptım, hala da yapıyorum, programcılık yaptım, arşivlerin düzenlenmesinde çalıştım… Bunların ya farkında değiller ya da kendilerine biat edecek, itiraz etmeyecek insanlar arıyorlar. Bize ‘siz gidin bizim çocuklar gelsin’ diyorlar. Bu çocukların hepsi özel sınavlarla alınmıştır. Kameramanı, sesçisi, ışıkçısı dahil. TRT dışında bu kişilerin çalışabileceği herhangi bir devlet kurumu zaten yok. Devlet Personel Dairesi bu işin altından
nasıl kalkacak? Biz sanatçıların kadrosunu neye çevirecek gerçekten merak ediyorum. TRT’de usta çırak ilişkisiyle iş yapılır. Biz de gençlere yol gösteriyorduk, çünkü TRT’deki yapı başka türlü gelişmez. TRT başka hiçbir kamu kuruluşuna benzemez. Ama kanun hükmünde kararnameye dayanarak ‘ben yaptım oldu’ oiyorlar. Bu kadar basit değil.”
20 yıl önce koroların 100 kişi olduğunu, şimdi ise 25 kişi kaldığını belirten A., TRT’de istihdam fazlası olmadığını, aksine kadroların eksik olduğunu ifade ediyor.
1980’li yıllardan beri TRT’de çalışan B. ise “Çalışmayan, verim alınamayan personel diyerek ismimizi listeye yazdılar, oysa kendileri görev vermediler, bizi çalıştırmadılar” diyor. Ona göre bu kararın altında yatan nedenlerin başında, kamudaki iş güvencesini ortadan kaldırma isteği yatıyor. Bu hukuksuz uygulamaya seyirci kalmayacaklarını ve işlemin iptali için dava açacaklarını belirten B., bu haksız kararın yargıdan döneceğine inandığını söylüyor.
Diğer TRT çalışanı E., de muhaliflerin hedef alındığı düşüncesinde. Sol görüşe sahibim, bunu biliyorlar. Araya yandaş sendikaya üye bir iki kişiyi sıkıştırmışlar göstermelik olarak. Benim mesleğimi elimden almış oldular. Hem de en verimli çağımda. Ben yayıncılıktan başka hiçbir iş bilmiyorum, tüm hayatım böyle geçmiş. Başka ne yapabilirim?”.
Haksız ve kanunsuz atama karşısında mağdur olan TRT çalışanları, bu uygulamayı Ankara ve İstanbul’da yaptıkları eylemlerle protesto ettiler.
Halkın Parasıyla İktidar Borazanlığı
TRT BİLDİĞİNİZ GİBİ
Osman KÖSE*
“TRT’nin görevi, yayınlarda ayrı düşüncelere ve ayrı dünya görüşlerine yer vermektir. Bu görev, yasalarda belirlenmiştir. Oysa gerek MC’nin(1) dışındaki görüşlere ya hiç yer vermeyen veya sınırlı yer veren bugünkü uygulamayla, gerekse uygulamaya koymaya çalıştıkları yöntemle bu yasal görev kesinlikle bağdaşmamaktadır. Günümüzdeki durumuyla TRT haberleri, “sahibinin sesi” durumundadır.” “Türk Halk Müziğini evrensel düzeye çıkarmak amacıyla kurulan “Çok sesli koro” etkisizleştirilmiş, koro elemanlarına baskı yapılarak branşları dışında görev almaya itilmişlerdir.”(2) “Hiç devlet memurluğu yapmamış kişiler müdür olarak atandı. Devlet memurluğu sınavına girmemiş kişiler herhangi bir kuruluşa kısa bir süre alınarak “naklen” TRT’ye geçirilip önemli görevlere getirildiler.” “Muhalefetin sesinin kesilerek kamuoyunun tek yanlı oluşturulması.”(3) “Kasaroğlu yönetimi, 1976 yılında Kurum’da başlatılan MC’lileştirme operasyonunu doruk noktasına ulaştırmış TRT’yi kendinin ve ekibinin tutkuları uğruna tahrip etmiştir. Kasaroğlu ve ekibinin Kurum’da yol açtığı tahribat, özellikle yayın ve personel politikalarından doğmuştur. Kasaroğlu’nun göreve başladığı 14 Aralık 1979’dan itibaren TRT’de toplumsal barışa, laikliğe. Atatürk devrim ve ilkelerine aykırı yayınların sayısı artmıştır.”(4)
Yukarıdaki cümleler size tanıdık geldi mi? İsimleri ve tarihleri çıkarın son 15 yıldır TRT’de yaşananlar ile 40-45 yıl önce yaşananlar ne kadar benzer değil mi?
Oysa 1964 yılında TRT yasası hazırlanırken, 1968 yılında ilk yayın yapılırken çok farklı bir TRT hayal edilmişti.
1961 anayasasında ve 1964 yılında çıkarılan 359 sayılı yasada TRT, özerk bir kamu tüzel kişisi olarak tanımlandı.
1961 anayasasının 121. Maddesi şöyle: “Radyo ve televizyon istasyonların idaresi özerk kamu tüzel kişiliği halinde kanunla düzenlenir. Her türlü radyo ve televizyon yayımları, tarafsızlık esaslarına göre yapılır.
Radyo ve televizyon idaresi, kültür ve eğitime yardımcılık görevinin gerektirdiği yetkilere sahip kılınır. Devlet tarafından kurulan veya Devletten malî yardım alan haber ajanslarının tarafsızlığı esastır.
2 Ocak 1964 tarih, 11596 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren 359 sayılı TRT yasasının 1. Maddesi de şöyle:
“Türkiye Radyo - Televizyon Kurumu adıyla, tüzel kişiliğe sahip özerk bir kamu iktisadi teşebbüsü kurulmuştur.”
TRT’nin kuruluşunda dikkat çeken bir başka nokta da yönetim kurulunun oluşumudur. 359 sayılı yasanın 4. maddesine göre; Milli Eğitim ile Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın temsilcilerinin yanı sıra üniversitelerin seçtiği akademisyenler, Devlet Ti-
*1989-2019 tarihleri arasında TRT’nin çeşitli birimlerinde muhabir ve editör olarak çalıştı. 2002-2017 yılları arasında KESK/HABER-SEN’de şube ve genel merkez yöneticiliği yaptı.
(1) 1975 yılında Adalet Partisi- AP, Milli Selamet Partisi -MSP, ve Milliyetçi Hareket Partisi-MHP tarafından kurulan 1. Milliyetçi Cephe Hükümeti (2) Elektrik Mühendisliği Dergisi Yıl:1976 Sayı:239’da yayımlanan TRT’de İŞGALİN 760. GÜNÜ başlıklı yazı (3) Elektrik Mühendisliği Dergisi Yıl: 1977 Sayı: 246-247 TRT YÖNETİMİNİN YASA DIŞI UYGULAMALARI SÜRÜYOR başlıklı yazı (4) Çağdaş Gazeteciler Derneği 1981 yılında yayımladığı “Tahrip Edilen Bir Kurum TRT” kitabından
yatroları’nın, konservatuarların temsilcileri ile TRT çalışanlarını temsilen 2 kişi yönetim kurulu üyesidir.
Bununla da yetinilmedi, TRT yayın politikalarının belirlenmesinde ortak aklı ortaya çıkarmak için danışma kurullarının oluşturulması da yasaya konuldu. Danışma kurulları daha sonraki yıllarda yasada yapılan değişikliklere rağmen hep korundu ve 1983 yılına kadar da işletildi.
Danışma Kurulları toplantılarına, siyasi partilerin, sendikaların, meslek örgütlerinin, demokratik kitle örgütlerinin temsilcileri katılarak, TRT yayınları ile ilgili görüş ve önerilerini dile getirdiler.
1964 -1971 yılları arasında özerklik ve tarafsızlık ilkesi nispeten yayınlara da yansıdı.
12 Mart Muhtırası İle Özerklik Kaldırıldı 1964 yılında çıkarılan 359 sayılı TRT yasasındaki özerklik 1971 yılına kadar sürdü. 12 Mart muhtırası ile birlikte özerklik anayasa ve TRT yasasından çıkarıldı ve yerine tarafsızlık getirildi.
Tarafsızlık ise hep devletten ve hükümetten yana taraf olmak şeklinde anlaşıldı.
1972 yılında yapılan değişikliklerden biri de TRT yönetim kurulunun oluşumunu değiştirmek oldu. Yapılan değişiklikle TRT çalışanlarının yönetim kurulunda temsil edilmesine son verildi.
1982 anayasasını hazırlayanlar da 12 Mart Muhtırası’nı verenlerin izinden giderek, TRT’yi anayasada özerkliğe yer vermeden sadece tarafsız olarak tanımladı. Özerklik, 1993 yılında yapılan değişiklikle tekrar anayasaya girdi.
Özerkliğin TRT yasasına girmesi ise anayasa değişikliğinden 14 yıl sonra gerçekleşti.
2008 yılında İbrahim Şahin’in hazırlattığı tasarının geri çekilmesinden sonra yeniden sunulan yasa değişikliğinin TBMM’de komisyonlarda görüşülmesi sürecinde KESK/HABER-SEN’in yoğun çabaları ve muhalefet partilerinin de katkılarıyla yasaya özeklik girdi.
2008 yılında yapılan değişiklikten sonra 2954 sayılı TRT yasasının 1. Maddesi şöyledir:
“Bu Kanunun amacı, radyo ve televizyon ile tüm medya araçlarından yapılan yayınların düzenlenmesine ve özerkliği ve tarafsızlığı Anayasada hükme bağlanan Türkiye Radyo-Televizyon Kurumunun kuruluş, görev, yetki ve sorumluluklarına ilişkin esas ve usulleri belirlemektir.”
TRT, televizyon yayınlarının başladığı 1968 yılından 12 Mart Muhtırası’na kadar geçen sürede özerk olabildi. Daha sonraki yıllarda ise özerklik ve tarafsızlık hep kağıt üzerinde kaldı.
Bugüne kadar her hükümet döneminde TRT’ye yayın içeriğinden, personel alımına kadar her alanda müdahale edildi.
Her hükümet, TRT’yi icraatlarının tanıtım aracı olarak kullanmak istedi ve bunu başardı.
TRT’nin ilgili kuruluş olarak bağlandığı Devlet Bakanları TRT binalarında kendilerine özel makam odaları yaptırdı ve Kuruma her anlamda müdahale etti.
Bu müdahale sadece başbakan, bakan düzeyinde değil, zaman zaman milletvekili, milletvekili danışmanı düzeyine kadar indi.
Bu yazının ana konusu AKP döneminde TRT’de olanlar, ancak görüldüğü gibi AKP’den önce de TRT özerk, demokratik, katılımcı bir kamu hizmeti yayıncısı değildi.
TRT’yi AKP Yönetiyor TRT kurulmasından sonra kısa bir dönem hariç hiç özerk olmadı ve hükümetler hep TRT’ye müdahale etti.
Ama hiçbir dönemde TRT’ye AKP iktidarında olduğu gibi müdahale edilmedi. Bu müdahaleleri yeterli görmeyen AKP Hükümeti 2008 yılında yaptığı yasa değişikliği ile TRT yönetim kurulu üyelerinin tamamını atama yetkisini aldı.
2008 yılında 5767 sayılı yasa ile değiştirilen 2954 sayılı yasanın 11. Maddesi şöyle:
“Kurumun en yüksek karar ve yönetim organı olan Yönetim Kurulu; Genel Müdür, Bakanlar Kurulu tarafından genel müdür yardımcıları arasından atanan iki üye ile elektronik veya kitle iletişimi alanlarında bir; hukuk alanından bir; işletme, iktisat veya maliye alanlarından bir ve sanat veya kültür alanlarından bir kişi olmak üzere, bu alanlarda temayüz etmiş kişiler arasından seçilen ve atanan dört üyeden oluşur. Dışarıdan seçilen yönetim kurulu üyeleri; Radyo ve Televizyon Üst Kurulu tarafından her bir alandan teklif edilen iki kat aday arasından Bakanlar Kurulu kararı ile atanır.”
Bununla da yetinmeyen AKP, anayasayı ve TRT yasasını yok sayarak kadrosu Başbakanlık’ta olanları TRT’ye yönetici olarak atadı.
Bugünün TRT genel müdürü İbrahim Eren yasal şartları taşımadığı halde uzun yıllar genel müdür yardımcılığı yaptı. Bu sürede İbrahim Eren’in kadrosu Başbakanlıktaydı. Yani Anayasa’da ve yasasında özerk ve tarafsız olarak tanımlanan TRT’de Başbakalık’ın bir memuru yıllarca genel müdür yardımcılığı yaptı.
Yasal şartları taşımadığı halde, AKP’nin İbrahim Eren konusunda yasaları yok saymasının nedeni ise Eren’in Bilal Erdoğan’ın Kartal İmam Hatip Anadolu Lisesi’nden arkadaşı olmasıydı.
3 yıl haber dairesi başkanlığı yapan Yaşar Taşkın Koç’un kadrosu da görev süresince Başbakanlık’taydı.
AKP Dönemi TRT: Kadrolaşma ve Tek Sesli Yayın TRT’de AKP dönemi 2004 yılında Şenol Demiröz’ün genel müdürlüğe atanması ile başladı. TRT kökenli Demiröz göreve gelir gelmez kadın yöneticileri görevden aldı.(5)
Yıllarını TRT’ye vermiş 400’den fazla akitli sanatçının işine son verildi.
Demiröz döneminde, daha önceki dönemlerde görülmeyen bir şekilde yayın içeriklerinde gericileşme başladı.
Demiröz, “Asıl olan din programları yayınlamak değil, mihenk taşı DİN olan bir yayın anlayışını benimsemektir.” diyen Muhsin Mete’yi genel müdür yardımcısı yaptı.(6)
Her icraatı kamuoyunda büyük tartışma yaratan Demiröz’ün görev süresi uzun sürmedi, 2 Ağustos 2005 tarihinde emekliye ayrıldı.
I. İbrahim Dönemi Bir buçuk yıl vekaletle yürütülen TRT’nin genel müdürlüğüne 21 Kasım 2007 tarihinde İbrahim Şahin atandı.
İbrahim Şahin’in kararnamesini dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer iki kez reddetmişti.
Sezer’den sonra Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanı olmasından sonra Şahin’in kararnamesi tekrar gönderildi ve beklenildiği gibi hemen onaylandı.
İbrahim Şahin dönemine damga vuran olay ise cemaat kadrolaşması oldu.
Şahin, başta haber olmak üzere TRT kadrolarını Fethullah Gülen cemaatinin yayın organlarından getirdiği kişilerle doldurdu, haber ve yayını cemaate teslim etti.
TRT’de İbrahim Şahin dönemindeki cemaat kadrolaşması, dış yapımlara ödenen paralar vb konular kamuoyunda, basında, TBMM’de sıkça tartışıldı. Bu
konuda ayrıntılı bilgi için CHP tarafından verilen bir araştırma önergesinin metnine https://www2.tbmm. gov.tr/d23/10/10-0515.pdf adresinden ulaşabilirsiniz.
İbrahim Şahin, kadrolaşma konusunda o kadar pervasızdı ki bunu açıkça itiraf etmekten de çekinmiyordu.
11 Ağustos 2012 tarihli Cumhuriyet gazetesinde çıkan haber şöyle;
“TRT Genel Müdürü İbrahim Şahin, kurumda göreve başladıktan sonra personel sorununu hizmet alımı yöntemiyle çözmek istediklerini, ancak örgütlü sendikanın bunu yargıya taşıyarak kendilerine “yasa yoluyla kadrolaşmanın yolunu açtığını” söyledi. Şahin, “Nedeni şu; kardeşim ben hizmet alımı yöntemiyle personel ihtiyacımı karşılıyordum. Sen dedin ki; yok normal KPSS’den al. Ben de alacağımızın 4 katını talep ediyoruz ya, bu 4 katın içinden bana en yakın olanını alıyorum. Eğer kadrolaşmaksa evet burada da kadrolaşıyoruz. Personel politikamız bu arkadaş” dedi.
15 Temmuz darbe girişiminden sonra tüm kamuda olduğu gibi TRT’deki cemaatçilerin bir bölümü KHK ile ihraç edildi.
Kadrolaştığını ve bunu nasıl yaptığını açıkça itiraf eden İbrahim Şahin hakkında yapılan suç duyurusu ise takipsizlikle sonuçlandı.(7)
FETÖ gerekçesiyle TRT’den ihraç edilen 435 kişiden 368’i İbrahim Şahin’in genel müdürlüğü döneminde işe alındı. Şüpheli sıfatıyla ifade veren İbrahim Şahin, “Samanyolu grubundan gelenlerin FETÖ’cü olduğunu bilmiyordum. Yayın politikaları hükümet, devlet, AK Parti yanlısı görüldüğünden bunların geçişine izin verildi” itirafında bulundu.
İbrahim Şahin TRT genel müdürlüğünden alındı ve 16 Eylül 2014 tarihinde yayımlanan valiler kararnamesi ise Samsun’a vali olarak atandı.
Kadrolaşma İçin Yasa Çıkarıldı
İbrahim Şahin ile başlayan kadrolaşma sürecinde her yola başvuruldu, kişiye özel yönetmelikler yargıdan dönmeye başlayınca kadrolaşma için yasa çıkarıldı.
Kadrolaşma için ilk yasa 2008 yılında İbrahim Şahin döneminde çıkarıldı.
Yasa tasarısı TBMM’ye sunulduğunda sanatçıların Kültür ve Turizm Bakanlığı’na devri, istihdam fazlası personelin de diğer kamu kurumlarına gönderilmesi öngörülüyordu.
(5) http://www.milliyet.com.tr/siyaset/trtde-selamlik-donemi-5110403 (6) http://sendika63.org/2007/04/haber-sen-trtye-sahip-cikmaya-cagirdi-13027/ (7) http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/yazi_dizileri/890184/Boyle_aklama_gorulmedi__FETO_cu_olamaz_cunku....html
Tasarının TBMM’ye sunulmasıyla birlikte harekete geçen KESK/HABER-SEN etkin bir çalışmayla, muhalefet partilerini, basını, demokratik kitle örgütlerini, sivil toplum kuruluşlarını harekete geçirdi.
Yasa tasarısına karşı çok büyük bir tepki oluştu. AKP komisyonda ilk tasarıyı geri çekerek bu iki düzenlemeden vazgeçti. Bunun yerine emekliliğe teşvik uygulaması getirildi.
Bundan 3 yıl sonra tekrar emekliliğe teşvik düzenlemesi yapıldı.
661 sayılı KHK’nin 24. maddesi ile, 2954 sayılı TRT yasasına geçici 13. madde eklendi.
TRT çalışanları tekrar “Ya emekli olursunuz ya da sürülürsünüz” baskılarına maruz kaldı.
İki emekliliğe teşvik düzenlemesi ile yaklaşık iki bin kişi emekli olmak zorunda kaldı.
Bir yandan “Fazla personel” gerekçesi ile emekliliğe teşvik düzenlemeleri yapılırken bir yandan da yeni personel alınıyordu. Peş peşe açılan sınavların yanı sıra, sınavsız işe alınan sözleşmeliler ve taşeron şirketler aracılığı ile çalıştırılan personel sayısı her geçen gün arttı. Neredeyse emekli olanların iki katı yeni personel alındı.
II. İbrahim Dönemi İbrahim Şahin’in TRT’den ayrılmasından sonra, genel müdür yardımcısı olarak görev yapan İbrahim Eren, genel müdür olarak atandı.
2. İbrahim döneminde de TRT’ye kadrolaşma ve tek seslilik hâkim oldu.
Üçüncü “emekliliğe teşvik” düzenlemesi de Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminden sonra çıkarılan 703 sayılı KHK ile yapıldı.
Bu kararname ile TRT’nin yapısı tamamen değiştirildi. TRT fiilen şirketleştirildi, kamu ihale kanunu kapsamından çıkarıldı, iş güvencesi ortadan kaldırılarak işçi statüsünde personel çalıştırılmasının önü açıldı, “istihdam fazlası personel” in diğer kamu kurumlarına gönderilmesine ilişkin düzenleme yapıldı ve TRT doğrudan Saray’a bağlandı.
Çalışanlar bu kez de “Ya emekli olursunuz ya da İFP olarak diğer kamu kurumlarına gönderilirsiniz “ baskısı ile karşı karşıya kaldı.
1800 kişi emekli oldu, 26’sı kendi isteğiyle olmak üzere 169 kişi de başka kurumlara gönderildi.
2008 yılındaki girişim kamuoyu desteği ve parlamenter sistemin olanakları ile geri püskürtüldü. 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında ilan edilen olağanüstü hâl ve daha sonra geçilen Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminde parlamentonun etkisiz hale getirilmesi ve tek adam hâkimiyetinde yapılan mücadele maalesef beklenen sonucu vermedi. 169 kişinin başka kurumlara gönderilmesi engellenemedi ancak, sayının daha da artmasının önüne geçildi.
“İstihdam Fazlası Personel -İFP” uygulaması geçmişte hep özelleştirilen kurumlarda yapıldı. TRT özelleştirilmedi, küçülmedi peki nereden çıktı bu İFP?
Amaç kadrolaşma olunca AKP’ye her yol mübahtı!
TRT yönetimi yine bir yandan “İhtiyaç fazlası Personel” var derken bir yandan kendi yandaşlarını kuruma almaya devam etti. Anadolu Ajansı ve diğer taşeron şirketler aracılığı ile TRT’de çalışanlar, ‘Özel Hukuk Hükümlerine Tabi Personel’ statüsüne geçirdi. TRT yönetimi yine teşvik vererek emekli ettiğinden daha fazla personel aldı.
Tek Ses, Tek Renk
AKP döneminde özellikle seçim öncesinde TRT’nin televizyon ve radyo kanallarında tek ses, tek renk hâkim oldu.
2010 yılında yapılan anayasa değişikliği referandumunda TRT resmen “EVET” kampanyası yürüttü. Referandum için “HAYIR” diyenleri ise görmezden geldi.(8)
Seçim ve referandum yayınlarındaki tek seslilik RTÜK raporlarına girdi, YSK TRT’ye defalarca ceza verdi.(9)
AKP, TRT’yi YSK cezalarından kurtarmak için seçim öncesinde yasa değişikliği yaptı ve YSK’nın ceza verme yetkisini kaldırdı.(10)
TRT’nin nasıl tek sesli yayın yaptığını görmek için şu iki örneğe bile bakmak yeterli olur;
1 Ekim-25 Ekim 2015 tarihleri arasında TRT’nin 25 günlük canlı yayın tablosu:
Recep Tayyip Erdoğan: 29 saat AKP: 30 saat CHP: 5 saat MHP: 1 saat 10 dk. HDP: 18 dk
(8) http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/diger/163834/TRT_den__evet__kampanyasi.html# (9) http://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/trtye-tarihi-ceza-27563119 (10) http://www.diken.com.tr/yskdan-trtye-ceza-isteyen-rtuk-uyelerine-yetkimiz-khkyla-elimizden-alindi/
1-13 Mart 2019 Mart tarihleri arasında TRT 1 Ana Haber bültenlerinde;
AKP 49 dk. CHP 34 dk. MHP 10 dk. İyi Parti 5 dk. DSP 3 dk. HDP 0 dk. yer aldı.
TRT’nin seçim dönemlerinde siyasi partilere ayırdığı süreler için daha ayrıntılı bilgiye Uluslararası Şeffaflık Derneği’nin verilerinden ulaşabilirsiniz.(11)
TRT’nin Sahibi Kim? Özel yayın kuruluşlarının sahibi kim olduğu bellidir. Bu kuruluşların sermayesi kime ait ise patron O’dur
TRT’nin parasını kim veriyor?
—HALK!
Halk burada soyut bir kavram değil, işçisi, memuru, işsizi, emeklisi, köylüsü, çiftçisi, varsılı ve yoksulu ile somut bir kavram.
Yani TRT’nin arkasında bir holding, bir sermaye grubu yok, halk var.
Elektrik Faturalarınıza Bakın Kamu hizmeti yayıncılığını diğer yayın tiplerinden ayıran temel özelliklerinden biri de finansman kaynağıdır. Kamu hizmeti yayıncılığının finansmanında hiç bir ülkede tek kaynağa dayanılmamakta, çoğunlukla karma bir finansman (genel bütçeden aktarılacak paylar, fonlar, reklam/sponsor gelirleri ve ticari gelirler) modeli uygulanmaktadır.
Kamu hizmeti yayın kurumları halk tarafından finanse edilir. Bu genellikle “Yayın Bedeli” şeklinde gerçekleşmektedir. Yayın bedeli “müşteri-satıcı” gibi gönüllülük esasına değil, kamusal yükümlülüğe dayalı, vergi niteliğinde zorunlu bir ödemedir.
Yayın bedeli, radyo-televizyon cihazlarından alınan ruhsat-bandrol ücretleri, elektrikten tüketiminden alınan pay, gelir vergisinden alınan pay gibi kamu hizmeti yayıncılığında kullanılacak her tür ücret, vergi ve diğer kamusal yükümlülüğü ifade etmektedir. Özerklik için yayın bedelinin, kaynaktan doğrudan kuruma aktarılması, kamu hizmeti yayıncısının siyasi otoritenin ve piyasanın müdahalesinden korunması için zorunludur. TRT’nin gelirleri 3093 sayılı TRT Gelirleri Kanunu ile düzenlenmiştir. TRT gelirlerinin %80’inden fazlası halktan toplanan paralardan oluşmaktadır. Bu para bizim cebimizden nasıl çıkıyor, biz nasıl TRT’ye para veriyoruz diye merak (11) http://www.seffaflik.org/bilgi-bankasi/infografikler/
ediyorsanız her ay ödediğiniz elektrik faturalarınıza bakın. “TRT PAYI” yazan satırı okuyun. TRT’ye parayı bu topraklar üzerinde yaşayan ve her ay elektrik faturası ödeyenler veriyor. Ülkemizde yaşayan insanların büyük çoğunluğu yoksulluk ve açlık sınırının altında gelire sahip. Yoksulluk ve açlık sınırının altında gelire sahip olan bizler her ay TRT’ye kamu hizmeti anlayışıyla yayın yapması için para veriyoruz. Evimize bir ekmek daha az götürerek, soframıza bir yumurta daha az koyarak ya da çocuğumuza bir litre daha az süt alarak... TRT’nin kasasına giren her 100 liranın yaklaşık 80 lirası halkın cebinden çıkıyor. TRT’nin harcadığı her 100 liranın 80 lirası halkın parası. Bu parayı AKP’ye oy veren vatandaş da ödüyor, CHP’ye, HDP’ye oy veren vatandaşlar da ödüyor. Hem de eşit şekilde bu katkıyı sağlıyor. Ancak yayınlardan eşit şekilde temsil edilmiyorlar…Ya da HDP örneğinde olduğu gibi bazı kesimler yok sayılıyor…
Oysa TRT yöneticilerinin ve çalışanlarının maaşını hükümet değil, halk veriyor. Yayınlarda yok sayılan bu halk kesimleri de bu maaşların ödenmesine katkı sağlıyor. Yani TRT çalışanlarının, yöneticilerinin aldığı maaşın her 100 lirasının 80 lirası da halkın cebinden çıkıyor. TRT yöneticileri, çalışanları, evlerine ekmeği, yumurtayı, sütü bu para ile alıyor. Bu nedenle, TRT yöneticileri ve çalışanları halka karşı sorumludur.
Parayı Halktan Alan TRT Halka Hesap Vermiyor Sayıştay 2017 raporuna göre
TRT’nin gelirleri: 1.472.969.000 TL bandrol geliri 690.177.000 TL elektrik payı 233.979.000 TL ilan Reklam
Personel sayısı: 7133 kadrolu personel 1889 taşeron
Sayıştay raporundaki “2017 yılında programlarda süreli ve akitli olarak çalıştırılanlar hariç, hizmet alımı yoluyla 1.889 yüklenici işçisi çalıştırılmıştır” ifadesi ilginçtir.
Çünkü programlarda süreli ve akitli çalıştırılanların sayısını kimse bilmiyor.
Bazı programlarda danışman, metin yazarı vb isimlerle çalışıyor görünenleri program yapımcıları bile tanımıyorlar.
Özellikle bazı kişilere bu kanalla yüksek miktarda para veriliyor.
TRT’nin giderleri:
TRT’nin en önemli gider kalemi dışarıdan program alımlarıdır.
2017 Sayıştay raporuna göre 9 binden fazla personel çalıştıran TRT bütçesinin yarısından fazlasını dışarıdan sağlanan fayda ve hizmetler yani kurum dışında yaptırdığı/aldığı program, film dizi, haber görüntülerine veriyor.
TRT 2017 yılında 1.131.302.000 lirayı kurum dışına aktardı.
TRT’nin harcamalarına ilişkin olarak TBMM’de verilen soru önergelerine “ticari sır” gerekçesiyle yanıt verilmiyor.
Türkiye’de ilk kez bir genel müdürün maaşı TBMM Genel Kurulu’nda gizli oturumda açıklandı.
2008 yılında TRT yasası değişikliği sırasında TRT Genel Müdürü İbrahim Şahin’in birden fazla kurumda yönetim kurulu olması ve bunlardan da maaş alması TBMM’de tartışıldı. Muhalefet partilerinin ısrarlı sorularına rağmen İbrahim Şahin’in maaşı açıklanmadı. Bunun üzerine CHP maaşın açıklanması için gizli oturum yapılmasını istedi. TRT genel müdürünün maaşı gizli oturumda açıklandı.(12)
TRT tartışılmaya başlandığında hep İngiltere’nin kamu hizmeti yayıncısı BBC ile karşılaştırılır.
TRT kurulurken BBC örnek alındı, ancak hiçbir dönemde BBC gibi olamadı.
TRT’nin halktan topladığı paranın nasıl ve nereye harcandığına ilişkin sorular hep yanıtsız kaldı.
TBMM’de bu konuda verilen soru önergelerine “Ticari sır” açıklayamayız yanıtı verildi.
TRT sitesinde de harcamalara ilişkin yeterli bilgi bulamazsınız.
2017 ve 2018 faaliyet raporu hâlâ yayınlanmadı.
Sayıştay’ın hazırladığı TRT raporunu sadece ilgili milletvekilleri görür, çünkü Sayıştay denetlediği diğer kurumların raporlarını internet sayfasına koyarken TRT raporunu koymaz.
Peki örnek alınan BBC’de durum ne?
BBC’nin harcamalarını görmek için İngiltere vatandaşı olmanıza gerek yok.
Dünyanın neresinde olursanız olun BBC’nin internet sitesine girdiğinizde yöneticilerinin yaptığı harcamaları aldığı yıllık ücreti görebilirsiniz.
https://www.bbc.com/aboutthebbc/whoweare/staff adresine girin çıkan listedeki isimlerden herhangi birisini tıklayın açılan sayfada “Expenses and central bookings” başlığı altında yapılan harcamaların listesini görebilirsiniz.
Ya da tek tek tüm yöneticilere gerek yok diyorsanız BBC Genel müdürü Tony Hall’ın hem maaşını hem de yaptığı harcamaları buradan görebilirsiniz: https:// www.bbc.com/aboutthebbc/whoweare/tony-hall
(12) http://www.milliyet.com.tr/siyaset/mecliste-maas-tartismasi-760654
Türkiye’de yaşayan ve her ay TRT’ye yayın bedeli ödeyen bir vatandaş olarak TRT’ye verdiğiniz paranın nereye nasıl harcandığını öğrenemiyorsunuz, ama BBC genel müdürünün kurum kasasından ödediği taksi, otel, çiçek ve yiyecek parasını bir tıkla görebiliyorsunuz!
TRT’de Halk Yok 1964 yılında halkın haber ve bilgi alma hakkı için özerk ve tarafsız bir kamu tüzel kişisi olarak kurulan TRT kısa sürede kuruluş gerekçesinden uzaklaştı. Toplumun farklı kesimlerinin sesini ekrana taşımayan, devletin resmi söylemiyle yayın yapan ve gerçek bir kamu hizmeti anlayışı sergilemeyen TRT, bugün artık kamu hizmeti yayıncılığı dışında başka bir işleve sahip. TRT, yayınları ile hükümetin en temel destekleyicisi kurumlardan biridir. TRT, hiçbir dönemde olmadığı kadar siyasal iktidarın propagandasını yapmaktadır. TRT, bu dönemde AKP’nin ideolojik aygıtına dönüşmüştür. TRT yönetimi Anayasayı ve TRT yasasını yok saymaktadır. Örneğin TRT, radyo ve televizyon yayınlarında 2954 sayılı yasanın “Yayın esasları üst başlıklı 5. maddesine göre;
• Kişilerin özel hayatlarına, şeref ve haysiyetlerine saygılı olmak ve dürüstlük anlayışına bağlı kalmak, • Haberlerin toplanması, seçilmesi ve yayınlanmasında tarafsızlık, doğruluk ve çabukluk ilkeleri ile çağdaş habercilik teknik ve metotlarına bağlı olmak,
• Haberler ile yorumları ayırmak ve yorumların kaynaklarını açıklamak, • Kamuoyunun sağlıklı ve serbestçe
oluşabilmesi için kamuoyunu ilgilendirecek konularda yeterli yayın yapmak; tek yönlü, taraf tutan yayın yapmamak ve bir siyasi partinin, grubun, çıkar çevresinin, inanç veya düşüncenin menfaatlerine alet olmamak zorundadır.
Ancak yasanın bu maddesine hiçbir dönemde uyulmamakta, haberler ve yayınlar tek yanlı, taraf tutan yorumlarla yapılmaktadır.
Bu ülkenin işçileri, memurları, emeklileri, işsizleri, yoksulları kendilerini TRT’de görmek istiyor.
TRT yöneticilerinin ve çalışanlarının birinci görevi halkın sesini, rengini ekranlara, radyolara taşımaktır.
TRT, toplumun tüm kesimlerine hitap etmelidir.
TRT yönetimi, bu ülkede yaşayan ve farklı mezheplere mensup kişilerden ayrımsız bir biçimde yayın bedeli almakta ama asla onları görmemektedir.
TRT, bu topraklar üzerinde yaşayan ve her ay ‘yayın bedeli’ ödeyen farklı dinlere (Musevi, Hristiyan vb.) mensup kişiler için yayın yapmıyor.
TRT, bu topraklar üzerinde yaşayan ve her ay ‘yayın bedeli’ ödeyen Rumları, Arapları, Ermenileri, Çerkezleri, Lazları yok sayıyor.
TRT’de hükümet var, muhalefet yok, Sadece parlamentoda grubu bulunan partilere haberlerde ve programlarda yer veren TRT yönetimi, yıllardır parlamento dışında kalan siyasi partileri görmezlikten geliyor, TRT’de işverenler var, işçiler, emekçiler yok, TRT’de cemaatler var, demokratik kitle örgütleri, sendikalar, meslek odaları yok, TRT’de çevreyi kirletenler, yok edenler var, çevreciler yok, TRT’de nükleer enerjiyi savunanlar var, karşıtları yok, TRT’de erkekler var, kadınlar yok, TRT’de savaş çığırtkanları var, savaş karşıtları yok, TRT’de militaristler var, vicdani retçiler yok.
TRT, halkın haber ve bilgi alma hakkı için kuruldu. Bunun için halk her ay TRT’ye yayın bedeli ödüyor.
Kamu hizmeti anlayışıyla yayın yapan özerk, demokratik ve katılımcı bir TRT’nin yaratılması için örgütlü bir mücadeleden başka yol yok.
TRT’nin gerçek sahipleri “TRT’DE HAKKIMIZ VAR, HAKKIMIZI İSTİYORUZ” diye haykırmadığı sürece, TRT devletin ideolojik aygıtı, hükümetlerin icraatlarının tanıtım aracı olmaya devam edecektir.
KAMU HİZMETİ ve TRT
Tıpkı Eğitim ve Sağlık hizmeti gibi, yasal düzenlemelerle TRT’ye verilen görev de aslında bir
üreticileri (prodüktör, muhabir vb), sermaye odakları ve/veya siyasal iktidarlara yaranma güdüsüyle değil,
“Kamu Hizmeti”dir.
doğrudan halkın sağladığı mali kaynakları kullanarak,
Parasız eğitim, parasız sağlık hizmeti nasıl vazgeçilbütünüyle özgür ve kamu yararını gözeten yapım/
mezse, halkın doğru ve tarafsız haber alma, herhangi
yayınlar üretebilmeli hiçbir engele/sansüre boyun
bir ek ücret ödemeden kültür, sanat, eğitim, belgesel
eğmeyecek bir bilinçle görevlerini yerine getireve spor yayınlarına erişim sağlama hakkı da vazgeçilbilmelidir. Bunun yanı sıra demokrasi kültürünün
mez bir kamu hizmetidir.
gelişmesi için, toplumun tüm kesimlerine yönelik,
eşit ve adil bir yayıncılık politikasını benimsemeli ve
Genel olarak, tüm yayıncı kuruluşlar “Kamu”ya yöhayata geçirebilmelidir.
nelik yayın yaparlar. Dolayısıyla hemen hepsi “kamu
yayıncılığı” yapmaktadır. TRT’ye verilen görev ise
Kamu hizmeti yayıncılığından bahsedebilmek için
bu yayıncılığı bir “KAMU HİZMETİ” bilinciyle
bir diğer koşul da “katılımcılık”tır. Bu da ortak akıl
yerine getirmesidir. Daha net ve uluslararası
üretme süreçlerini işleten/önemseyen ve teifadeyle TRT’nin görevi “KAMU HİZ-
peden inmeci anlayışı reddeden bir bilinç
METİ YAYINCILIĞI” (Public Service
Özerk,
ile mümkündür. Birkaç istisnai dönem
Broadcasting) yapmaktır. Kamu Hizmeti Yayıncılığı, sermademokratik, katılımcı ve halktan
dışında bir türlü hayata geçirilmeyen “TRT Danışma Kurulları”, yasal düzenlemelerde varlığını korumakta
ye odakları, siyasal iktidarlar vb
yana bir TRT
ancak ısrarla uygulanmaya geçirilçevreler için değil, emekçi halk ve onun yüksek çıkarları için yayın yapmak; halkın tüm kesimlerini
Kamu hizmeti bilinciyle ve kamu yararını gözeten
memektedir. Akademik çevreler ile Demokratik Kitle Örgütlerinin katılımıyla oluşturulması gereken
kamu yararını gözeten bir eksenbir anlayışla yayıncılık
ve yayın politikalarının toplumun
de kapsayabilmektir. TRT’yi, özel
yapan bir TRT
ihtiyaçları yönünde oluşmasına
yayın kuruluşlarından ayıran en temel fark da budur. Zira kamuya yönelik yayıncılık sektörü, bütü-
Ne sermaye çevrelerine ne de siyasal iktidarlara,
aracılık edebilecek bu yapının hayata geçirilmesi, iktidar gücünü hiçbir şekilde paylaşmak istemenüyle sermaye gruplarına ve onların
halktan aldığı
yenlerce engellenmektedir.
çıkarlarına terk edilemeyecek kadar önemli ve değerli bir sektördür.
gelirlerle halka hizmet eden bir
TRT, son15 yıldır “kamu hizmeti yayıncılığı” yerine “iktidara hizmet ya-
Kamu hizmeti yayıncılığı yapabilmek
TRT
yıncılığı”nı benimsemiş, bunun sonucu
için olmazsa olmaz ilk koşul “mali özerkolarak da “kamu yararı” yerine “rantçılığı”
lik”tir. Bu koşulun sağlanması ise siyasal
gözeten, hemen hemen tüm programlarında
iktidarlar tarafından paylaştırılan “bütçe”den
dini faktörleri merkeze alan “dinci, gerici ve mezdeğil, doğrudan halk tarafından finanse edilmesiyhepçi” bir yayıncılık anlayışına savrulmuştur. Buna
le mümkündür. Geliri, siyasal iktidarın yönettiği
karşı çıkan ilerici/devrimci kadrolar ise ciddi bir
bütçeye ve her yıl oradan alacağı paya bağlı olan bir
tasfiye sürecine tabi tutulmuştur.
Kurumun, yeri geldiğinde siyasal iktidarın icraatlarını eleştirebilecek yayınlar yapması beklenemez.
Tüm olumsuzluklara rağmen; • Özerk, demokratik, katılımcı ve halktan yana
Mevcut durumda, kısmen de olsa TRT’nin “mali
bir TRT,
özerkliğe” sahip olduğunu söylemek mümkündür.
• Kamu hizmeti bilinciyle ve kamu yararını
Çünkü mali kaynağı, büyük oranda bandrol (tv, radyo
gözeten bir anlayışla yayıncılık yapan bir TRT,
cep telefonu fiyatlarının içindeki yüzdelik tutar) ve
• Ne sermaye çevrelerine ne de siyasal iktidarelektrik payı (her konutun elektrik faturasına eklenen
lara, halktan aldığı gelirlerle halka hizmet eden
yüzdelik tutar) gelirleri ile sağlanmaktadır ve bütbir TRT,
çeden bağımsızdır (Bu gelir yüzdelerinin de siyasal
toplumun örgütlü tüm kesimleri tarafından verilecek
iktidar tarafından çıkarılan yasalar ile düzenlendiği
mücadele sonucunda yaratılacaktır.
dikkate alındığında, ancak kısmi bir mali özerklikten
TRT’nin yok edilmesinin, bu alanın bütünüyle
söz edilebilir).
sermayedarlara bırakılması sonucunu doğuracağı
Kamu Hizmeti Yayıncılığının ikinci koşulu ise
unutulmamalıdır.
“editöryal bağımsızlık”tır. Yani TRT’nin içerik
TRT Halkındır!
ENERJİ DEPOLAMA ÇÖZÜMLERİ ve GENEL EĞİLİMLER
Doç. Dr. Muhsin MAZMAN1, Dr. Cem Hakan YILMAZ2
Giriş
Medeniyet tarihi enerji kaynaklarını keşfetme tarihidir. Kendi kas gücünü kullanarak doğayı dönüştürmeye çalışan insan, doğanın ona sunduğu farklı imkanları kullanmayı öğrenerek bu amacında önemli yol almıştır. Önce etrafındaki hayvanların kas gücünü, sonra su ve rüzgâr gibi doğal kaynakları kullanmayı öğrenerek ilerlemiş ve nihayetinde yakıtların (biyokütle, fosil yakıtlar, nükleer yakıtlar v.b.) imkanlarını keşfederek medeniyetini bugüne taşımıştır. Medeniyet endüstri devrimleri öncesi ve sonrası diye iki döneme ayrılabilir. Endüstri devrimi öncesi dönemi; kendi kas gücünü kullandığı dönem, etrafındaki hayvanların kas gücünü kullandığı dönem ve doğanının gücünü (rüzgar, akarsu ve güneş) kullandığı dönem olarak üç gelişmişlik dönemine ayırabiliriz. Endüstri devrimi sonrası ise; birinci, ikinci, üçüncü ve dördüncü endüstri devrimi olarak dört döneme ayrılır. Bugün çok popüler olarak isimlendirildiği gibi Endüstri 4.0 gelişmişliğin geldiği son noktayı ifade etmektedir. Medeniyeti oluşturan bu dönemlerin tamamı enerji kaynaklarına ulaşma ve kontrol altında tutma yeteneklerimizin ölçüsüne göre şekillenmiştir. Enerjiyi genel olarak ısı ve elektrik olarak elde etmekte ve kullanmaktayız. Şekli ne olursa olsun ilk günden bugüne insan için enerji başlıkları dört ana konuda toplanmıştır;
Bunlar Enerjiyi; 1- Üretmek 2- İletmek 3- Dağıtmak 4- Depolamak şeklinde sıralanabilir.
İlk üç madde enerjiyi üretmek ve son kullanıcıya ulaştırmak için gerekli adımları kapsamaktadır. Son madde olarak depolama ise her üç başlıkta bize sürdürülebilir ve verimli kullanıma imkânı sağlamaktadır.
Enerjiyi hangi kaynaktan üreteceğiz (rüzgâr, güneş, akarsu, nükleer, kömür, doğal gaz v.b.)?
Enerjiyi kullanılacağı yere kadar hangi yollarla ileteceğiz?
1 Mutlu Akü, Yeni Teknolojiler müdürü, [email protected] 2 Mutlu Akü, Ar&Ge yöneticisi, [email protected]
Enerjiyi son kullanıcıya nasıl dağıtacağız?
Sorularına vereceğimiz cevaplar enerjinin ana akım sorunlarına odaklanmaktadır. Bununla birlikte;
Ürettiğimiz fazla enerjiyi nasıl değerlendirebiliriz? Üretim kaynağına bağlı üretim dalgalanmalarını nasıl dengeleyebiliriz? Ürettiğimiz elektriği en yüksek fiyattan satmak için en uygun zamana kadar nasıl tutabiliriz? Yenilenebilir kaynaklardan elektrik üretirken fazla üretimi cezaya düşmemek için şebekeye beslemeden nasıl saklayabiliriz? İletim hattı boyunca frekans ve gerilim dalgalanmalarını nasıl bertaraf edebiliriz? Dengeli ve kayıpsız bir iletimi nasıl sağlarız? Son kullanıcı enerjiyi pik zamanlarda en ucuz tarifeden nasıl kullanabilir? Pik zamanlarda şebekeye binen yükü nasıl hafifletebiliriz? Enerjinin atıl olduğu (üretimin çok ihtiyacın az olduğu) zamanlarda üretilen enerjiyi pik zamanları dengelemek ve yeni yatırımlara gereksinimi azaltmak için kullanabilir miyiz? gibi soruların cevapları ise enerjiyi depolama teknolojilerine çıkmaktadır.
1. Enerji Depolama Sistemlerinin Şebeke Üzerindeki Uygulamaları Enerji depolamanın ihtiyaç olduğu alanlar ve ihtiyaçlar Tablo1’de özetlenmiştir. Tablo1’de de görüleceği gibi enerji depolama teknikleri sektörde birçok alanda önemli imkanlar sunmaktadır.
Şebeke kullanımındaki olası senaryolar ve etkin kullanım için depolamanın etkileri aşağıda kısaca açıklanmaya çalışılmıştır.
1.1. Esnek Kapasite Puant yükü karşılamak ve sıklıkla görülmeyen ani güç ihtiyaçlarını karşılamak için enterkonnekte şebekelerde ek üretim kaynakları, puant yük santralleri, enerji ithalatı gibi esnek kapasite yöntemleri kullanılmaktadır. Enerji depolama sistemleri kulla-
Tablo 1. Enerji Depolama Sistemlerine gereksinim duyan alanlar ve ihtiyaçlar11
Enerji
Yan Hizmetler
İletim Altyapısı Hizmetleri
Dağıtım Altyapısı Hizmetleri
Enerji Yönetim Hizmetleri
Şebeke Dışı Sistemler
Arbitraj
Arz Kapasite Kontrol
Frekans Regülasyonu
Rezerv
Kısıt Yönetimi
Voltaj Kontrol
Black Start
Voltaj Kontrolü
Güç Kalitesi
Güç Güvenilirliği
Load Shifting
Talep Tarafı Yönetimi
Solar Sistem
Micro Grid Dengeleme Hizmetleri
Micro Grid YEK
Entegrasyonu
Peak Shaving
Ulaşım
Elektrikli Araçlar
nıma hazır rezerv kapasite olarak önemli bir esnek kapasite seçeneğidir.
1.2. Enerji Arbitrajı Enerji depolama sistemleri; elektriğin fiyatının düşük olduğu zaman aralığında depolanarak satış fiyatının pahalı olduğu zaman aralığına kaydırılması için kullanılmaktadır.
1.3. Güç Sistemi Dengeleme ve Yardımcı Hizmet Değerleri Güç sistemi dengeleme, daha fazla veya az güç taleplerinin karşılanması için yedek güç tutup, hızlı tepki sürelerinde güç sağlayarak sistemin daha kararlı çalışmasını sağlayabilmektedir.
Regülasyon için ani devreye girip çıkabilen ve tepki süresi saniyenin altında depolama sistemleri kullanılmaktadır.
1.3.1. Güç Sistemi Dengeleme Güç Sistemi dengeleme, enerji arz talep dengesini sağlayabilmek amacıyla, hızlı tepki vererek şebekenin kararlılığını sağlamak olarak tanımlanabilir. Güç sistemindeki dengesizliklerin düzenlenmesi için, 10 ile 30 dakika arasında tepki süresinde sabit güç sağlaması gerekmektedir. Depolama bu amaçla gerekli sürelerde sabit güç sağlamak için kullanılabilir.
1.3.2. Arıza Yedeği Arıza yedeği, sistemde ana güç üretim sisteminin arızalanması sonucunda oluşan üretim düşüşünde devreye girerek sistemin kararlı çalışmaya devam etmesini sağlar. Bu sistemlerde belirleyici olan sistemin tam kapasite ile güç sağlayabildiği süredir. Depolama arıza durumunda sistem kararlılığını sürdürmeye destek olabilmektedir.
1.3.3. Reaktif Güç Desteği ve Gerilim Kontrolü Generatörler, yükler ve elektrikli makineler farklı seviyelerde reaktif güç sağlayabilmektedir.
Çeşitli enerji depolama yöntemleri sisteme reaktif enerji sağlayabilmekte ve senkron halde kalmasına yardımcı olabilmektedir.
1.3.4. Şebeke Kararlılığı Dengeleyici güç sistemleri, kararlığı bozulmuş şebekelerin kesinti yaşanmadan tekrar kararlı hale gelmelerine yardımcı olmaktadır. Sistemi tekrar kararlı hale getirebilmek için sistemler 10 ile 30 saniye arasında, bir otomasyon sistemine bağlı olarak devreye girer.
1.3.5. Generatör Başlangıç Gücü Pek çok generatör çalışabilmek için başlangıç gücüne ihtiyaç duymaktadır. Enerji depolama sistemleri ile karşılanabilen bu kapasite generatörlerin yeniden devreye girebilmesinde çok önemlidir.
1.4. Enerji İletim Yönetimi Enerji santralleri genellikle nüfus yoğunluğunun olmadığı bölgelere kurulmuştur. Üretilen enerji iletim hatlarıyla tüketicilere kadar ulaştırılır. Talebin yüksek olduğu dönemlerde iletim hatlarında yoğunluk yaşanmaktadır. Tüketicilere yakın bölgelerde üretilen enerjinin depolanması ve ihtiyacın yerel enerji depolarından karşılanması verimli olmanın yanında iletim hatlarının mevcut kapasitesinin efektif kullanılmasını sağlayacaktır.
1.5. Güç Kalitesi Enerji depolama sistemleri, gerilimin daha kararlı olmasını ve güç kalitesini arttırarak sistemin daha kararlı olmasına yardımcı olabilmektedir. Hassas
cihazları kullanmakta olan bireysel ve kurumsal tüketiciler için güç kalitesi çok önemlidir. Bu tüketiciler ile enerji sağlayıcı arasındaki iş ortaklığı enerji depolama sistemlerinin ile güçlenmektedir.
1.6. Maksimum Talep Durumu için Destek
İşletmede düşük talep zamanlarında elektrik enerjisinin depolanarak yüksek talep zamanlarında pahalı elektrik enerjisi üretiminin engellenmesi sağlanır.
1.7. Şebeke Frekans Desteği
Üretim ve yük arasındaki oluşabilecek dengesizliğin giderilmesi için kısa süreli güç desteği ve frekans regülasyonu gerekmektedir.
Yenilenebilir enerji kaynaklarının artması ile şebekeye bağlı frekans rezervi olarak kullanılan generatör sayısı azalmakta, frekans kontrolünü zorlaştırmaktadır. Enerji depolama sistemleri ile sistem güvenilirliğini artırmak için daha hızlı bir frekans kontrol rezervi oluşturulabilir.
Primer frekans kontrolü yan hizmet faydasının yanı sıra aynı zamanda baz yük santrallerin ana trafolarına entegre edilerek santralin frekans kontrol hizmetlerinin pil tesisi üzerinden kesintisiz bir şekilde sağlanması mümkün olabilmektedir. Santralin imkanlarından faydalanıldığından dolayı yatırım, işletme ve bakım maliyetleri minimum düzeyde gerçekleşir
Üretim ve yük arasındaki oluşabilecek dengesizliğin giderilmesi için kısa süreli güç desteği ve frekans regülasyonu gerekmektedir. Oluşabilecek sorunlar genel olarak konvansiyonel sistemler ile karşılanmaktadır. Fakat fosil yakıtlar kullanımıyla sağlanan geleneksel elektrik enerjisi üretiminin azaltılmak
istenmesi bu sorunun çözümü için enerji depolama yöntemlerini ön plana çıkarmaktadır9
Üretim sürecinde enerji depolamanın kullanım imkanı ve sistem üzerine etkisi Şekil1’de özetlenmiştir. Şekil1’de de görüleceği gibi depolama ile pik zamanlarda şebekeyi rahatlatmak ve sürekli dengeli bir şebeke oluşturmak mümkün olabilmektedir.
2. Enerji Depolama Gereksinimi
Bugün için enerji ihtiyacımızı karşılayan baz yükler fosil yakıt kaynaklı santraller ve nükleer santrallerden karşılanmaktadır. Bunun başlıca nedeni bu santrallerin emre amadeliklerinin yüksek olmasıdır. Yenilenebilir kaynaklar fosil yakıt ve nükleer kullanımını azaltıcı yardımcı sistemler olarak çalışmaktadır. Girişte bahsettiğimiz kaynağın kesikli ve heterojen yapısı bunu zorunlu kılmaktadır. Bu temel sorun enerjinin depolanmasıyla aşılabilmektedir. Üretim sürecinde ihtiyaç fazlası enerjinin depolanması, kesikli ve heterojen zamanlarda sisteme beslenmesi sürekli enerji arzı sağlamaktadır.
Enerji depolama sadece yenilenebilir kaynaklar için değil mevcut kaynakların da etkinliğini arttırmak için kullanılabilmektedir.
Depolamanın genel kullanım amaçları aşağıda sırlanmıştır;
1. Enerji Kalitesi (Power Quality): Enerji kalitesinin sürekliliğini sağlamak için sadece saniyeler ya da daha kısa süreler mertebesinde yapılan depolama 2. Gücü destekleme (Bridging Power): Saniyelerden dakikalar mertebesine kadardır.
Şekil 1. Üretim Tarafında Enerji Depolama Sistemi Kullanımı8
Farklı enerji üretim merkezlerini kesme/devreye almalarda enerjinin sürekliliğini sağlamak için yapılan depolama 3. Enerji Yönetimi (Energy Management): Elektrik enerjisinin üretildiği ve tüketimine ihtiyaç duyulduğu zamanlarındaki farklılıkları çözmek için depolama(Enerjinin üretim fazlası olduğu (ucuz olduğu) zamanlarda depolanması ve ihtiyaç zamanlarında kullanılmasıdır ki saatlerce şebekeden bağımsız enerji kullanma olanağı sağlar.). Şebekede depolama ihtiyacı ve ihtiyaç olan zaman-kapasiteler Şekil2’de verilmiştir. Şekil 2 elektrik enerjisinin üretim, iletim ve dağıtımı süresince depolamaya önemli miktarda ihtiyaç duyulduğunu göstermektedir.
3. ENERJİ DEPOLAMA YÖNTEMLERİ
Enerji depolama ve dönüşüm teknikleri toplu olarak Tablo 2’de verilmiştir. Mekanik, elektrokimyasal ve elektriksel teknikler elektrik depolama için kullanılmaktadır. Isıl yöntemler çoğunlukla ısı enerjisi depolama için kullanılırken ergimiz tuz uygulamalında olduğu gibi dolaylı olarak elektrik depolama için de kullanılabilmektedir. Termokimyasal ve kimyasal tekniklerde doğrudan bir depolama yoktur. Ancak depolanmış hidrojenden yakıt pilleri aracılığıyla enerji üretimi(dönüşümü) sağlayabilmektedir. Kullanımdaki tüm enerji depolama sistemleri Tablo 2’de özetlenmiştir.
Termokimyasal ve Kimyasal yöntemler enerji dönüşümü amaçlı oldukları için bu yazının kapsamında değildir. Dönüşüm sistemleri dışında elektrik enerjisini depolamada aşağıdaki teknikler kullanılmaktadır:
Tablo 2. Enerji Depolama Teknolojileri
Şekil 2. Kurulu güç ve kullanım süresine bağlı enerji depolama gereksinimi 10
• Bataryalar o Pb-asit ♦ Derin deşarjlı Pb-asit ♦ AGM VRLA ♦ Jel Pb-asit o NiCd o NiMH o Li-iyon o Metal-hava o NaS o Flow Battery (akışlı batarya) ♦ VRB(Vanadyum redoks batarya)
♦ ZnBr(çinko bomür redoks batarya) ♦ PBS (polysilfid redoks batarya) • Süper kapasitörler • Volan (Flywheel ) • Isıl Güneş elektrik depolama (Solar thermal electric storage (STES)) • Pompalanmış su depolama (Pumped hydro storage (PHS)) • Sıkıştırılmış hava enerji depolama (Compresed air energy storage (CAES)) • Süper iletken manyetik enerji depolama (Superconducting Magnetic Energy Storage (SMES))
Bataryalar; Elektrik enerjisini kimyasal enerji olarak depolayarak ihtiyaç anında tekrar elektrik enerjisine çeviren sistemlere pil (cell), pillerin seri veya paralel bağlanarak oluşturdukları yapıya akümülatör (batarya) denmektedir. Piller; birincil (Primer) tip ( Çinko-karbon, çinko-klorür, alkali-mangan, çinko-hava, gümüş-çinko, lityum temelli piller v.b. ) ve ikincil (sekonder) tip bataryalar (kurşun asit, Nikel-kadmiyum, nikel metal hidrür, lityum iyon v.b.) olarak ikiye ayrılırlar. Birincil piller şarj edilemez olup kullanımları bitince yenilenirken ikincil piller elektrik kaynağı ile tekrar şarj edilebilme özelliğine sahiptirler. Kimyasal reaksiyonlardan alınacak olan elektrik enerjisi miktarı, 100 mWh düğme pilinden >100 MWh’lik bataryalarına kadar oldukça geniş bir aralık göstermektedir. Bu çeşitlilik; çok özel elektriksel karakteristikleri sağlayan, farklı batarya teknolojilerini ve hücre tasarımlarını kapsamaktadır.
Taşınabilir sistemlerin ihtiyaç duyduğu elektrik enerjisinin depolanması için kullanılan mevcut en yaygın teknoloji kimyasal pillerdir.
Güneş hücresinden elde edilen enerji depolamak için NiCd tip bataryalar zaman zaman kullanılsa da bu sistemlerde büyük oranda derin deşarjlı Pb-asit modelleri (VRLA, AGM, Jel) kullanılmaktadır. Farklı güneş uygulamalarında kurşun asitin her türü kullanılsa da, Güneş enerjisinin ihtiyaç duyduğu düşük sürekli akımla derin deşarja cevap verebildiği için jel aküler -Özellikle yatay olarak ta kullanım imkanı veren OPzV tip jel aküler- bu alanda tercih edilmektedir.
NaS; Daha çok rüzgar enerjisinin depolanmasında güneş için kullanılan aküler yoğun olarak kullanılmakla birlikte rüzgar tarlası kurulan bölgelerde akü blokları yerine alternatif olarak NaS (sodyum sülfür) bataryalar ve redoks bataryalar kullanılmaktadır. NaS bataryalar Japonya da ticari olarak kullanılmakta olan sistemlerdir. Çalışma sıcaklığı 300 °C ve verimi %89’dur. Anot olarak Na ve katot
olarak ergimiş kükürt kullanılmaktadır. Yüksek sıcaklıklı bir sistem olduğundan işletme şartları zordur. Pik zamanlarda 6 saat çalışabilmektedir.
Redoks bataryalar; Redoks bataryalar (flow battery olarak ta adlandırılmaktadır) elektrokimyasal bir enerji depolama sistemidir. Elektrolitler aktif malzemeleri içerir ve bir birinden ayrı tanklarda depolanır. Tanklar ayrı olduğundan çalışmadığı zaman negatif ve pozitif aktif maddeleri arasında temas yoktur. Dolayısıyla kendiliğinden deşarjı oldukça küçüktür. Çalışır durumdayken; tanklar içinde yer alan aktif madde içeren elektrolit bir pompa yardımıyla tankların dışındaki dizgeler içinde dolaştırılır. Dizgeler yakıt pillerinde de kullanılan membranlarla ayrılmıştır. Reaksiyon bu membran yardımıyla dizgelerde gerçekleşir. Elde edilen elektrik dış devreden kazanılır.
İlk yapılan şekli Zn/Cl batarya olup Zn/Br, vanadyum (1.41 V at 25 °C) ve sodyum sülfat/sodyum polisülfat kullanan çeşitleri bulunmaktadır. Bataryanın kapasitesi kullanılan elektrolitin miktarı arttırılarak arttırılabildiğinden rüzgar tarlalarında yüksek miktarda enerjinin depolanması için kullanılabilmektedir.
Süper Kapasitörler; Ultrakapasitör ve süperkapasitör deyimi genel olarak sıvı elektrolit içerisindeki çok yüksek yüzey alanına sahip karbon iki elektrot arasında elektrik depolayabilen cihaza verilen genel addır. Enerji elektrotlar arasında şarj transferiyle depolanır. Depolayabildiği enerji düşük olmasına karşın güç seviyeleri yüksektir. Çok hızlı şarj/deşarj olabilmesi, 10000’den fazla şarj/deşarj çevrimini rahatlıkla sağlaması önemli avantajlarıdır. Süper kapasitörler enerjinin depolanmasından çok gücün dengelenmesinde kullanılmaktadır.
Volan (Flywheel); Depolama kinetik enerji şeklindedir. Büyük hacimli bir kütlenin dönmesiyle daha küçük volanlar hızlı dönme hareketi yapar. Güç yoğunluğu yüksek, enerji yoğunluğu düşüktür. Süper kapasitörlerde olduğu gibi kısa süreli depolamalarda etkindir. Özellikle mobil uygulamaları daha yaygındır. Tren/metro ve araç uygulamalarında olduğu gibi kısa sürelerde yüksek hızlara çıkıp hemen ardından kısa sürelerde çok düşük hızlara inildiği durumlarda kullanılmaktadır. Hızlanma periyodunda volan çok yüksek hızlara çıkmakta yavaşlamada dönem hareketine devam ederek hızlanırken verilen enerjiyi depolamaktadır. Yavaşlama basamağından sonra tekrar hızlanırken kinetik enerji olarak depolanan enerji sisteme beslenerek geri kazanılmaktadır.
Şekil 2. Isıl güneş enerji depolama [N. Ahlbrink et. All.]
Ergimiş Tuz Destekli Enerji Depolama (SOLAR THERMAL ELECTRIC STORAGE (STES));
Bu sistemde Güneş enerjisi odaklayıcı aynalar kullanılarak bir kuleye yönlendirilerek kulede yüksek sıcaklıklar elde edilir. Gün içinde bir akışkan kuleden geçirilerek buhar elde edilir ve bu buhar bir türbine beslenerek elektrik elde edilir. Kulede oluşan fazla ısı ile tanklarda depolu tuz ısıtılarak ergitilir. Güneş olmadığı zaman ergimiş tuzlarda depolanmış ısı akışkanı buharlaştırarak türbine buhar beslemek için kullanılır. Tuz olarak tanklarda %40 KNO3 + %60 NaNO3 karışımı kullanılır. Depolama tanlarında ulaşılan sıcaklık 240-565 °C arasındadır. Bu ısı türbinlere gidecek
Şekil 3. Isıl güneş enerjili depolama [[5]Greenway-Mersin, http://www.yilsanholding.com/tr-TR/greenway/313608] Haziran-Temmuz-Ağustos 2019 • Sayı-466
suyu buharlaştırmak için kullanılır. Ticari kurulumu mevcut olup 50 MW - 200 MW kapasitelerde kurulumlar bulunmaktadır.
Pompalanmış Su Depolama (Pumped Hydro Storage-PHS);
Suyun hidrolik enerjisinden faydalanmak için potansiyel enerji şeklinde depolanmasıdır. Su kaynağına yakın kot farkı olan bölgelerde yüksek noktada bir gölet oluşturularak düşük seviyelerdeki su yüksek noktalara pompalanarak depolanır. Potansiyel enerji olarak depolanmış su hidroelektrik santrallerinde olduğu gibi bir türbine beslenerek elektrik elde edilir. Bu sistemde su pompalamak için gerekli elektrik enerjisi gece ucuz tarifeden sağlanabileceği gibi bölgede yenilenebilir kaynaklarla elde edilen elektrik enerjisi de bu şekilde depolanabilir. Bu sistemleri dezavantajı büyük hacimli göletler oluşturmanın ekolojik dengeyi değiştirme riskinin varlığıdır. Ayrıca uygulanması için su kaynağı ve coğrafi olarak uygun alan gerektirir. Buna karşın temiz enerji depolaması, depolama çevrim sayısının çok yüksek olması ve depolama hacminin büyük olması önemli artılarıdır. Dünyada kurulu depolama kapasitesinin %95 kadarı pompalanmış su sitemleridir.
Sıkıştırılmış Hava Enerji Depolama (COMPRESED AIR ENERGY STORAGE (CAES));
Hava yer altı maden yataklarında ya da tuz kayaları içine açılan oyuklarda depolanır. Yer altındaki bu oyuklar doğal oyuklar, terk edilmiş maden yataklar v.b. olabileceği gibi oyuk tuz yatağındaki tuzu ergiterek de açılabilir. Bu işlem zorlu ve uzundur. Depolamaya yeterli büyüklükte bir oyuk Yaklaşık
1,5-2 yılda açılabilmektedir. Gaz türbinlerinde kullanılan gazı %40 oranında azaltarak aynı miktar elektrik üretimi sağlayan bir sistemdir. Sistem elektriğin ucuz olduğu saatlerde harcadığı yakıtın 2/3’ü kadarını havayı tuz yataklarına basmak için kullanır. Üretime gereksinim olan zamanda türbine/piston hareketine bu hava beslenerek gaz tüketimi düşürülür.
Süper İletken Manyetik Enerji Depolama (SUPERCONDUCTING MAGNETIC ENERGY STORAGE (SMES));
Enerji iyi izole kaplardaki çok soğuk sıvılar (Sıvı helyum) içine yerleştirilmiş süper iletken bobin içinde depolanır. Enerji DC elektrik akımının, sıfıra yakın dirençteki süper iletken bobinlerde manyetik olarak dolaşmasıyla depolanır. Buzdolabı büyüklüğünde alanda 250 kW-h enerji mikro-saniyelerle ve mükemmel bir gerilim
dengesinde depolanır. Ancak depolama kısa sürelidir (1-60 sn).
Depolama Teknolojilerinin Kıyaslaması
Elektrik enerjisi depolama teknikleri uygulamanın türü, yeri ve büyüklüğüne bağlı olarak birbirlerine göre üstünlüğe sahiptir. Sistemlerin uygulamaya göre kıyaslamalı tablosu (Tablo 3) şu şekildedir:
Tablo 3’de verilen değerler genel yaklaşımları ifade etmektedir. Gerçekte kurulu olan depolama türleri ve kapasitesini Amerika Enerji Bakanlığı (DOE) enerji depolama sayfasında (http://www.energystorageexchange.org/projects) taramak mümkün. Tüm kurulu sistemler derlendiğinde enerji depolamadaki kurulu kapasitenin %95 oranında pompalanmış su olduğu, Isı depolamanın ve elektrokimyasal depolamanın ticari olarak karşılık bulduğunu görmekteyiz(Şekil 4).
Tablo 3. Elektrik enerjisi depolama teknikleri [2, 3]
Güç seviyesi
Enerji seviyesi
Deşarj süreleri
Bataryalar (Pb-asit, NiCd, kW-500 kW NiMH, Li-iyon)
MWh-300 MWh
0,2h-8h
Volan (Flywheels)
500 kW-1 MW
100 kWh-100 MWh <5 dk.
Pompalanmış su
100 MW-4000 MW 500 MWh-15 GWh 4-12 saat
Sıkıştırılmış hava
25 MW-3000 MW 200 MWh-10 GWh 1-20 saat
NaS
1 MW
1 MWh
1 saat
Süperiletken manyetik depolama
Süper kapasitör
Akışlı batarya
10kW-10 MW
<250 kW 100 kW-10 MW
10kWh-1 MWh
10 kWh 1-100 MWh
1-30 dk.
<1 dk. 10 saat
Teknolojinin durumu
Geliştirme aşaması, ilk uygulamalar var
Geliştirme aşamasında, ticari değil
Geliştirilmiş
Geliştirilmiş, demo projeler mevcut
Şekil 4. Türlerine göre kurulu enerji depolama kapasiteleri [6]
Şekil 5. Elektrokimyasal enerji depolama sistemleri [6]
Elektrokimyasal sistemlere daha yakından baktığımızda ise kurulu kapasitenin büyük oranda lityum bazlı olduğu ve bu alanın diğerlerine göre çok hızlı büyüdüğünü görmekteyiz (Şekil 5). Son zamanlarda lityum piller ile kurulu sistemlerde tek kurulumda 400 MWh gibi büyük ölçekli kurulumlara doğru gidilmektedir. 50 MWh üstü depolama sistemleri çoklukla büyük güneş tarlaları için kurulmaktadır. Bu tür büyük kurulumlar güneş enerjisini bir destek sistemi olarak güvenli hale getirmekte ve bazen baz yük için tek kaynak olarak kullanılabilmesinin önünü açmaktadır.
Batarya Pazarı ve Gelecek Beklentisi: Küresel pil/batarya pazarı 2018 yılında 95 Milyar ABD Dolar olarak gerçekleşmiştir. Bu pazarın yaklaşık 80 Milyar ABD Dolarlık kısmını şarj edilebilir sistemler oluşturmaktadır(Şekil 6) [7].
Şarj edilebilir pil pazarında hakim olan kurşun asit aküler iken son 4-5 yılda lityum iyon piller pazar paylarını önemli oranda arttırmışlardır. 2018 yılı içinde kurşun asit ve lityum iyonun pazardan aldıkları pay yaklaşık olarak eşit seviyede gerçekleşmiştir (Şekil 7)[7].
Lityum iyon pillerde tüm önemli oyuncular uzak doğuludur. Japonya, Çin ve Kore %95 pazar payı ile pazardaki ana oyunculardır. Çin uzak doğulu üçlü içinde son yıllardaki yatırımlarıyla üretim üssü olmuştur. Ana oyuncular ve coğrafi dağılımları Şekil 8’da verilmiştir[7]. Şekilden görüleceği gibi ana üreticiler Çinli veya Çin’de üretim yapmakta olan Japon ve Kore şirketleridir. Amerika ve Avrupa oyunda yer bulabilmek için yoğun bir çaba içindedir. Ancak şu an için etkin pazar payları yakalayamamışlardır.
Şekil 6. Küresel pil/batarya pazarı [7] Haziran-Temmuz-Ağustos 2019 • Sayı-466
Şekil 7. Küresel şarj edilebilir pil/batarya pazarı [7]
Şekil 8. Lityum iyonda ana oyuncular ve coğrafi dağılımı
Sonuç Uygulama türü, gereksinim, doğal imkanlar ve maliyet değerlendirilip en uygun depolama tekniği seçilmelidir.
Güneş enerjisi depolamada kurşun asit ve lityum iyon piller öne çıkmaktadır. Pazarın büyümesine bağlı olarak depolama maliyetleri düşmektedir. Daha büyük depolama sistemi kurulumlarıyla güneş enerjisin ana enerji kaynağı olarak kullanım imkanları artmaktadır.
İnsanlara kesintisiz bağlanabilirliği sunacak firmalar gelecekte pazarda baskın olacaklardır. Yenilenebilir, ucuz ve sürekli enerji kaynaklarını geliştirememiş ülkeler ve firmalar ise pazardan çok sınırlı pay alabilecek ve sadece pazar olabilecektir.
Kaynaklar 1. Xing Luo et.al., Applied Energy 137 (2015) 511–536
2. MAZMAN M., Enerji Depolama Teknolojileri (Energy Storage Technologies), Kimya Mühendisliği Dergisi (Journal of Chamber of Chemical Engineers), Sayı 173, sayfa 10-13, 2009
3. Mazman M.,Ve Ark., “Yenilenebilir Enerji İçin Elektrik Enerjisi Depolama Teknolojileri” (Energy Storage Technologies for Renewable Energy), Enerji Dünyası, Sayı:85, sayfa;66-72, Nisan-2011,
4. N. Ahlbrink et. al., conference paper 2009, Germany, (https://www.researchgate.net/publication/225001359 )
5. http://www.yilsanholding.com/tr-TR/greenway/313608
6. Mazman M., Enerji depolamada gelecek beklentileri, 11. Uluslararası Enerji Kongresi ve Fuarı, Ankara-Türkiye, 2018
7. Pillot C., The rechargable energy market, AABC2019, Strasbourg, France, 2019
8. Whittingham, M. S., History, “Evolution, and Future Status of Energy Storage”, Proceedings of the IEEE, Issue Special Centennial, Vol. 100, 2012, p 1518-1534.
9. Uğur. B., Ö., Rüzgar Enerji Santrallerinde Kullanılan Depolama Sistemlerinin İncelenmesi. Yüksek Lisans Tezi, Yıldız Teknik Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü; İstanbul
10. Alboyacı. B., Enerji Depolama Sistemlerinin Şebekeye Entegrasyonu ve Uyumluluk Problemleri, Kimyasal Enerji Depolama Sistemleri Çalıştayı, Ankara Türkiye 2019
11. Kaytez. F ., Enerji depolama sistemlerinin şebeke entegrasyonu ve gelecek vizyonu Kimyasal Enerji Depolama Sistemleri Çalıştayı, Ankara Türkiye 2019
KADIN KOMİSYONU ÇALIŞMALARI
HUKUK KÖŞESİ
Elektrik Mühendisleri Odası hukuk birimi tarafından takip edilen kimi dava dosyalarındaki önemli gelişmeleri, kararları, değerli üyelerimiz ile paylaşmaya devam edeceğiz.
Toplumsal muhalefetin yargı kararları ile de baskı altına alınmaya çalışıldığı bir dönemi her birlikte yaşıyoruz. Meslek alanımızı düzenleyen mevzuatın dava dosyalarında yargı kararları ile yorumlanması sürecinde kimi zaman hukuka uygunluğu tartışmalı kararlar ile karşılaşıyoruz elbette.
Kamu tüzel kişisi olan meslek örgütlerinin denetim alanını daraltarak, piyasaya hizmet eden kurumlar yaratma çabalarına karşı üyelerimiz adına hukuki mücadelemiz sürmektedir. Kamu yararı kavramını önceleyen yargı mensuplarının varlığı da hukuk düzenine dair umudumuzu arttırmaktadır.
Son sayımızdan bu yana üyelerimizi ilgilendiren bir kısım hukuki gelişmeler;
1- 21 Haziran 2019 tarihli Resmi Gazete’ de 6306 sayılı Kanunun Uygulama Yönetmeliği’nde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik yayınlanmıştır. Ülkemizdeki tarihi ve kültürel alanların 6306 sayılı kanuna dayanılarak hukuka aykırı şekilde riskli alan ilan edilip yıkıldığı, son olarak UNESCO Dünya Miras listesinde yer alan Diyarbakır Sur bölgesinde 187 hektarlık alanın bu maddeye dayanılarak riskli alan ilan edildiği ve beraberinde acele kamulaştırma işlemine tabi tutulduğu, birçok tarihi kültürel yapının denetim dışı yıkıldığı kamuoyunun da bilgisi dahilindedir. Yönetmelik değişikliği ile riskli alan tanımlanırken AFAD’dan görüş alma zorunluluğu kaldırılmakta, riskli alan ilan edilen bölgenin deprem veya başka bir doğal afet riski altında olup olmadığını belirleme yetkisi Cumhurbaşkanı’na bırakılmaktadır. Riskli yapı tespitinde yer alacak mühendislerin seçiminin bakanlık tarafından yapılması, mesleki eğitim verme yetkisine sahip meslek odalarının sürece dahil edilmemesi ilgili meslek odasının meslek ilkelerini işletmesinin engeller niteliktedir. Riskli yapı tespitinde görev alacak mühendislerin meslek odasına kayıt belgesi sunma zorunluluğu da ortadan kaldırılmaktadır. Lisans veren kuruluşların lisans iptali ve iptale neden olan mühendisin işlem yapılmak üzere ilgili meslek odasına bildirimine ilişkin önceki düzenlemeler ortadan kaldırılmakla bu alandaki mühendislik hizmeti odaların denetimi dışına çıkarılmaktadır. “Gerçeğe aykırı riskli yapı tespiti yapan” kavramı yerine “mevcut olmayan bir yapı hakkında riskli yapı tespit raporu düzenleyen” demekle, birçok gerçeğe aykırı yapılan riskli yapı tespiti cezalandırma dışı bırakılmaktadır. Riskli yapı tespitinin kesinleşmesinden sonra durumun Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’na bildirileceğine dair düzenleme kültür varlıkları açısından ciddi risk barındırmaktadır.
2- Danıştay 6. Dairesi 24.04.2019 tarihli kararı ile 03.07.2017 tarihli, 30113 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Planlı Alanlar İmar Yönetmeliğinin 57. maddesinin 7. fıkrasında yer alan “elektrik mühendisi veya elektrik elektronik mühendisi ve makine mühendisince birlikte hazırlanan asansör uygulama projeleridir.”
cümlesinin, 57. maddesinin 8. fıkrasının 1. cümlesinin, 57. maddesinin 15. fıkrasının 1. ve 2. cümlelerinin, 62. maddesinin 1. fıkrasında yer alan; “ruhsat alınmadan” ibaresinin, 62. maddesinin 2. fıkrasında yer alan “ruhsat alınmadan” ibaresinin, 62. maddesinin 3. fıkrasında yer alan “ve imar planı kararı aranmaksızın” ibaresinin iptali için EMO adına açtığımız davada;
Planlı Alanlar İmar Yönetmeliği’nde, asansör uygulama projeleri ile elektrik tesisat projelerinin hazırlanmasında “elektronik” mühendislerine yer verilmemesini, yapı ruhsatı almak için dilekçe ekinde sunulması gereken belgelerden elektrik ve tesisat projelerinin ruhsat alınmadan onaylanması zorunluluğuna aykırı şekilde, ruhsatın alındığı tarihi izleyen otuz gün içinde onaylanmasına yönelik düzenlemeleri imar mevzuatına aykırı bulmuştur. “Baz istasyonu” tesislerinin kurulum gücü, yaydığı dalga boyu, frekans değeri, yapısal niteliği, nitelik ve niceliği vb. yönünden herhangi bir kıstas belirlenmeksizin ve yukarıda yer verilen yapı kavramına değinilmeksizin her tür ve ölçekte “baz istasyonu” tesisinin, İmar Kanunu hükümlerine muhalif olarak imar planı kapsamından muaf tutulacak şekilde düzenleme getirilmesini de hukuka aykırı bularak Yönetmeliğin dava konusu 62. maddesinin 1.fıkrasındaki “ruhsat alınmadan (yapı ruhsatı)” ibaresi, 2. fıkrasındaki “ruhsat alınmadan” ibaresi ile 3. fıkrasındaki “imar planı kararı aranmaksızın” ibarelerinde imar mevzuatına uyarlık bulunmadığı gerekçesi ile dava konusu işlemlerin yürütülmesinin durdurulmasına karar vermiştir.
3- EMO tarafından 01/10/2017 tarih ve 30197 sayılı Resmi Gazete’ de yayımlanan “İş Ekipmanlarının Periyodik Kontrollerini Yapmaya Yetkili Kişilerin Kayıt ve Eğitimlerine İlişkin Tebliğin” 6. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinin, 11. maddesinin tamamının, 12. maddesinin tamamının, 13. maddesinin 3. fıkrasında yer alan “sınav süresi dahil” ibaresinin, 15. maddesinin tamamının ve Ek-1 “Yetkili Kişi Temel Eğitim Programı” bölümünün iptali ve yürütülmesinin durdurulması talebi ile açılan davada Danıştay 10. Dairesi; dava konusu Tebliğin dayanağı olan 6331 sayılı Kanun ve İş Ekipmanlarının Kullanımında Sağlık ve Güvenlik Şartları Yönetmeliği’nde iş ekipmanlarının periyodik kontrollerini yapmaya yetkili kişilerle ilgili olarak verilecek eğitim sonunda sınav yapılacağına ilişkin bir düzenleme bulunmadığı gerekçesi ile Tebliğ’in yürütülmesinin durdurulması istenen 11. maddesinde ve 13. maddesinin 3. fıkrasındaki “sınav süresi dahil” ibareleri ile 15. maddesinde ve Ek-1 “Yetkili Kişi Temel Eğitim Programı”nda yer alan “sınav” ibarelerinin yürütülmesinin durdurulmasına karar verilmiştir.
4- Deniz Harp Okulu Elektrik Elektronik bölümündeki eğitimin Elektrik Elektronik Mühendisliği bölümü ile eşdeğer görülmesine ilişkin 22.12.2014 tarihli YÖK işleminin iptali istemi istemi ile açtiğimiz davada Ankara 14. idare mahkemesi 29.03.2019 tarihli kararı ile eşdeğer olmadiği sonucuna vararak YÖK işleminin iptali ile davamızın kabulüne karar vermiştir.
KİTAP TANITIMI
Elektrik Mühendisleri Odası yayını olan kitaplara elektronik ortamda; http://kitap.emo.org.tr adresinden ya da EMO Yayın Birimi’nden ulaşabilirsiniz.
TELEVİZYON DİYE BİR ŞEY VARMIŞ
Anı-İnceleme Türkiye’de Televizyonculuğun Başlangıç Öyküsü 1951-1971 İTÜ TV Dönemi Zeynep Şahin Tutuk Burak Barutçu Editör; Mehmet Karaca İTÜ Vakfı Yayınları İstanbul Kasım 2018, 302 sayfa
Ülkemizde çoğu insan televizyon yayınlarının TRT televizyonunun 1968 yılında yayın hayatına girmesiyle başladığını sanır. Gerçekte ise ilk televizyon yayını 1952 yılında İTÜ TV tarafından başlatılmıştır.
İTÜ TV’nin yayın öyküsü, bir mektupla başlar. İstanbul Teknik Üniversitesi Elektrik Fakültesi öğretim üyelerinden Yüksek Frekans Tekniği Kürsüsü başkanı Prof Dr. Mustafa Santur, 16 Temmuz 1951 tarihinde fakülte dekanlığına şu mektubu yazar:
“ Son yıllarda mühim inkişaflar (gelişmeler) gösteren televizyon alanındaki tedrisatımızı geliştirmek, ileride memleketimize de girmesi mukadder (kaçınılmaz) olan televizyon tekniğinde tecrübeli elemanlar yetiştirmek maksadı ile yüksek frekans laboratuvarımızda küçük mikyasta (ölçekte) bir tecrübi televizyon tesisi kurmak çok münasip olacaktır. Böyle bir tesis için gereken bazı cihazların isim ve özellikleri ilişik şartnamede gösterilmiş bulunmaktadır. Bu cihazların satın alınması için gerekli müdahalenin yapılmasını, derin saygılarımla rica ederim.”
İTÜ yönetimi, Prof. Santur’un talebine olumlu yanıt veriyor. Ancak bir televizyon stüdyosu kurulabilmesi için gerekli cihazların hiçbiri Türkiye’de bulunmamaktadır. Bu aşamada, bir Hollanda şirketi olan ve Türkiye temsilciliği binası İTÜ Elektrik Fakültesi’nin hemen karşısında olan Philips, İTÜ TV’ye gerekli olan cihazları uygun koşullarda sağlıyor ve üstelik Prof. Santur’un televizyon yönetimi için düşündüğü Doçent Dr. Adnan Ataman’a Hollanda’da üç ay süreyle parasız olarak gerekli eğitimi veriyor.
İTÜ TV’nin gerçek kurucuları Mustafa Santur ve Adnan Ataman’dır. Bu ikilinin yoğun ve tutkulu çabalarıyla İTÜ TV, İTÜ’nün Taşkışla binasının çatı katındaki kücük bir mekanda yayın faaliyetine başlıyor. Başlangıçta haftada bir gün
ve 18-20 saatleri arasında yapılan yayın, içeriği zenginleştikçe 16-22 saatleri arasında yapılmaya başlanmış. Başlangıçtaki yayınlarda gösterilenler arasında Kore savaşını anlatan bir film varmış. İlk canlı yayın konukları ise ünlü gazeteci Burhan Felek olmuş. İTÜ TV’de Türkiye televizyon programcılığını başlatan isimler, Fecri Ebcioğlu, Halit Kıvanç, Sezen Cumhur Önal ve Altan Erbulak olmuş.
Gerçekte İTÜ TV, bir laboratuvar olarak kurulmuştu. Kurulmasındaki asıl amaç, öğrencilerin televizyon teknolojisini öğrenmesiydi. Nitekim yayınların sona erdiği 1971 yılına kadar, gerekli birçok cihaz, İTÜ’lü yüksek mühendisler tarafından İTÜ’nün imkanları kullanılarak yapılmıştı. Tamamen akademik amaçlarla kurulan TV, zamanla bu özelliğinin yanı sıra bir kültür hareketine ve aracına dönüşüyor.
İTÜ TV’nin ilk yayınları 1952 ilkbaharında başlıyor. O sırada İstanbul’daki TV alıcısı sayısı sadece 10’dan ibaret. İTÜ TV’nin kapatıldığı 1971 yılından, Türkiye’nin ilk özel televizyon kanalının Magic Box Star 1 adıyla açıldığı 1990 yılına kadar ülkemizde sadece TRT’nin yayınları vardı. İlk renkli televizyon yayını ise 1984 yılında gerçekleştirildi.
İTÜ Vakfı Yayınlarından çıkan Televizyon Diye Bir Şey Varmış adlı eser işte İTÜ TV’nin bu 20 yıllık büyük ve renkli mücadelesine ışık tutuyor. Bu kitapta çok ayrıntılı olarak İTÜ TV’nin doğuş ve gelişme koşulları çok zengin kaynaklara dayanılarak ortaya konuluyor. Ayrıca teknik kuruluş sürecinin dışında, Safiye Ayla’dan Zeki Müren’e, İsmail Dümbüllü’den Haldun Dormen’e, Erol Evgin’den Halit Kıvanç’a, Erkan Yolaç’tan Fecri Ebcioğlu’na bir yıldızlar geçidinin öyküsü de var bu kitapta. Bu nedenle teknoloji tarihimizin yanı sıra kültür ve sanat tarihimizin de bilinmeyen birçok yönünü öğrenebiliyoruz, Televizyon Diye Bir Şey Varmış’dan. Çok iyi bildiğimiz şarkıların bilmediğimiz öyküleri, naif anılar, siyah-beyaz günlerin daha önce yayınlanmamış fotoğrafları, yazarı Zeynep Şahin Tutuk’un harika uslubuyla da birleşerek okuyucuyu artık çok uzakta kalmış fakat çok renkli bir dünyanın derinliklerine çekiyor.
Televizyon Diye Bir Şey Varmış, teknoloji ve kültür tarihimizin arakesitinde, bilinmeyen bir evreye güçlü bir ışık tutuyor.
Yazarlar hakkında: Zeynep Şahin Tutuk
Lisans eğitimini Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü’nde (2006) onur
derecesi; yüksek lisans eğitimini Doğuş Üniversitesi Sosyal bilimler Enstitüsü İletişim Bilimleri Programı’nda (2014) birincilik ile tamamladı. Yüksek lisans tezini sosyal medya ve toplumsal cinsiyet üzerine hazırladı. Tez sonrası çalışmalarını da sosyal medya yönetimi, dijital itibar yönetimi, sanal iletişim üzerine yoğunlaştırdı. Mesleğe Cumhuriyet gazetesinde muhabir olarak başladı. Yaptığı haber ve araştırmalarla, TMMOB ŞPO Kent Planlama Basın Ödülü’nü aldı. Kariyerine kurumsal iletişim yöneticisi olarak devam etti. Önce Doğuş Üniversitesi’nin, ardından İstanbul Teknik Üniversitesi’nin kurumsal iletişim koordinatörlüğünü yürüttü. Eş zamanlı olarak TRT Haber, NTV, WTC kanallarında yayınlanan farklı türlerdeki programlarda içerik editörlüğü yaptı. Tarihçi yazar Saffet Emre Tonguç’un İstanbul ve Gece ile Kapalıçarşı kitaplarının düzeltisini üstlendi. İTÜ Rektörlük Sanat Galerisi’nin 14 sayı yayınlanan elektronik dergisinin içeriklerini hazırladı ve sanatçı röportajları yaptı. Mesleki çalışmaları; sosyal medya yönetimi, dijital-basılı içerik üretimi ve yönetimi ile web projeleri üzerine yoğunlaşıyor. 2015 yılından bu yana kariyerine serbest zamanlı iletişim danışmanı olarak devam ediyor.
Burak Barutçu Lisans eğitimini İTÜ Elektrik Mühendisliği Bölümü’nde (1994), yüksek lisans eğitimini İTÜ Nükleer Enerji Enstitüsü Nükleer Uygulamalar Anabilim Dalı’nda (1997) tamamladı. Ardından Hollanda’ya giderek, EPZ Borssele Nükleer Güç Santralı’nda doktora tezine yönelik bilimsel araştırma ve çalışmalar yürüttü. 1997-2003 yılları arasında İTÜ Nükleer Enerji Enstitüsü’nde, 2003-2007 yılları arasında İTÜ Enerji Enstitüsü’nde araştırma görevlisi olarak çalıştı. 2007’den bu yana İTÜ Enerji Enstitüsü, Yenilenebilir Enerji Anabilim Dalı’nda Dr. Öğr. Üyesi olarak görev yapıyor. Akademik çalışmaları, rüzgar ve güneş enerjisi üzerine yoğunlaşıyor. Ayrıca Türk bilim ve teknoloji tarihi üzerine çalışmalar yürütüyor. İstanbul Teknik Üniversitesi ve Mühendislik Tarihimiz (2012, 2013) ile Osmanlıda Gökküresi Kullanımı (Osman Saib efendinin Ta’limü’l-Küre Risalesi) (2012) kitaplarının yazarları arasında yer alıyor.
ELEKTROMAGNETİK ALAN TEORİSİNİN TEMELLERİ
Mithat İdemen Elektromagnetik Alan Teorisinin Temelleri, Elektrostatik, magnetostatik, elektromagnetizma, distribüsyon anlamında maxwell denklemleri, özel rölative teorisi. Yenilenmiş 4. Baskı İTÜ Vakfı Yayınları, İstanbul, 2015, 243 sayfa
Prof. Dr. Mithat İdemen’in elektromagnetizma teorisi için temel nitelikteki Elektromagnetik Alan Teorisinin Temelleri kitabının yenilenmiş 4. baskısı yayınlandı.
Prof. Dr. Mithat İdemen hem elektrik ve elektronik mühendisi hem matematikçi hem de teorik fizikçi. Daha özel olarak da elektromagnetizma kuramcısı. Prof. İdemen 1960’lı yılların sonlarından başlayarak günümüze kadar hem binlerce öğrenci yetiştirdi hem de elektromagnetizma teorisinin geliştirilmesine katkılarda bulundu.
Prof. İdemen’in İTÜ VAKFI Yayınları tarafından yayınlanan 243 sayfalık yenilenmiş bu eseri, temel varsayımlar başlıklı ilk bölümü izleyen elektrostatik, magnetostatik, magnetizma, distribüsyon anlamında Maxwell denklemleri ve özel rölativite teorisi başlıklı beş bölümden oluşuyor. Prof. İdemen’in 1970-1997 yılları arasında İstanbul Teknik Üniversitesi’nde vermiş olduğu derslerin notları esas alınarak hazırlanmış bulunan bu kitap, okuyuculara (ister öğrenci olsun isterse meraklısı) elektromagnetik teoriyi modern bir görüşle tanıtmayı amaçlamaktadır. Kitap ayrıca elektromagnetik teorinin temel kavramlarını kavramaya yardımcı olan ve gereksiz matematiksel güçlüklerden uzak çok sayıda problem içermektedir. Bu nedenle hem lisans hem de yüksek lisans düzeyindeki öğrenciler için temel bir kaynak niteliğindedir. Profesör İdemen’in kitabının çok önemli bir diğer özelliği de, elektromagnetizma teorisinin en gelişmiş biçimini sunarken aynı zamanda kısaca bu teorinin gelişim tarihi hakkında da gereken bilgileri sunmasıdır. Bu nedenle bilimsel konuların eğitimi sırasında ilgili konudaki bilimsel bilgilerin gelişimi tarihine hemen hiç değinilmeyen ülkemizde bu kitabın farkı ortaya çıkmaktadır. Bilim tarihi bilgisi, bilimsel bilgilerin derinlemesine öğrenilmesi ve yaratıcı bilimsel düşünce yeteneğinin geliştirilmesi bakımından çok büyük bir önem taşımaktadır.
Prof. İdemen’e göre maddenin temel davranışları, genellikle elektrik olaylarına dayanmakta
ve dolayısıyla da bu durum elektrik olaylarının kimya, fizikokimya, biyoloji vb. gibi doğa bilimlerinde de önem kazanmasına neden olmaktadır. Bu nedenle konuları doğrudan doğruya elektrik olan elektrik ve elektronik mühendislerinin yanı sıra, konuları değişik türden doğa olayları olan (doktor, eczacı, biyolog, meteorolog, jeofizikçi, jeolog, tarımcı vb. gibi) kimselerin de görevlerini iyi bir biçimde yapabilmeleri ancak elektrik olayının temelinde yer alan evrensel yasaların bilinmesiyle mümkündür. İşte bu kitabın amacı da sözü edilen dallarda üniversite eğitimi gören gençlere elektriğin temel yasalarını öğretmektir.
Prof. Dr. Mithat İdemen kitabının dördüncü baskısını yapması nedeniyle yazdığı önsözde diğer şeylerin yanı sıra şunları söylemektedir:
“Bu kitabın içerdiği konuları İTÜ’de okutmaya başladığım 1969 yılında, elektromagnetik teori neredeyse bir asırlık ömrünü tamamlamak üzereydi. Konunun ilk temel taşlarını oluşturan Coulomb, Ampere, Biot-Savart ve Faraday yasaları ise çok daha gerilerde kalmıştı. Bu zaman süresince söz konusu yasalar, bir yandan, gözlenen çok sayıda doğal olayın bilimsel açıklanmasını sağlayarak değişik bilim dallarının ve bilimsel felsefenin gelişmesine katkı sağlamış, diğer yandan da çok sayıda teknik uygulamanın önünü açarak uygarlığın gelişmesinde temel rol oynamıştı. Bununla beraber, hem ülkemizde hem de dünyanın diğer birçok ülkesinde bu teori, öğrencilere soyut ve matematik ağırlıklı göründüğü için olsa gerek, mühendislik programlarında olması gerektiği gibi yer almıyordu. Bugün de durumun çok farklı olduğu söylenemez. O günden bu yana geçen son yarım yüzyıl içinde de elektromagnetik teorinin haberleşme, kontrol, tıp vb. dallarında, bir çırpıda sayılamayacak kadar çok, yeni uygulamaları oldu. Bu uygulamalar, şüphesiz konuyu sağlam temeller üzerinde öğrenmiş bulunan mühendislerin ve fizikçilerin başarısıdır. Söz konusu teoriyi ülkemizde, gereksiz matematik ayrıntılarla öğrencinin dikkatini dağıtmadan, ama gereken bilimsel berraklıktan da feragat etmeden sunmayı amaçlamış olan bu Türkçe kitabın dördüncü baskısının yapılabilir olması benim için sevindirici olmuştur.”
Prof. İdemen’in 1970-1997 yılları arasında İstanbul Teknik Üniversitesi’nde vermiş olduğu derslerin notları esas alınarak hazırlanmış bulunan bu kitap, öğrenciye elektromagnetik teoriyi modern bir görüşle tanıtmayı amaçlamaktadır. Kitabın bu konuda yazılmış klasik kitaplardan farkı, özellikle, elektromagnetik olayın distribüsyon niteliği ile rölativistik niteli-
ğini belirgin biçimde ön plana çıkarmasındadır. Böylece, bir yandan, değişik fizik bünyeye sahip ortamların arakesit yüzeyinde gözlenen süreksizlikler matematik teoremlerin geçerlilik koşulları çiğnenmeden belirlenebilmekte, diğer yandan da, birbirine göre düzgün hareket halinde bulunan gözlemcilerin aynı olayı nasıl gözleyeceği, konuya uzak görünen varsayımlara ihtiyaç duyulmadan açıklanabilmektedir. Bu görüşle, özel rölativite teorisi elektromagnetik teorinin bir alt bölümüne dönüşmekte ve kolay bir biçimde anlaşılır hale gelmektedir. Kitap, elektromagnetik teorinin temel kavramlarını kavramaya yardımcı olan, gereksiz matematik güçlüklerden uzak, çok sayıda problem içermektedir. Bu haliyle hem lisans hem de yüksek lisans derslerinde esas veya yardımcı kitap olarak izlenebilecek düzeydedir.
Yazar hakkında: Mithat İdemen
Mithat İdemen 1958 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Elektrik Fakültesi’nden yüksek mühendis unvanı ile mezun olduktan sonra İTÜ Makine Fakültesi Yüksek Matematik Kürsüsü’nde asistan olarak göreve başladı. Kazandığı bir NATO bursu ile 1960-1963 yılları arasında Paris (Sorbonne) Üniversitesi Fen Fakültesi Elektronik Enstitüsü’nde teorik fizik dalında doktora yaptı, yurda döndükten sonra İTÜ’de 1969’da matematik dalında doçent, 1975 yılında da Elektromagnetik Alanlar Kürsüsü’nde profesör oldu. İTÜ’de değişik kademelerde 1997 yılına kadar sürdürdüğü öğretim üyeliği görevine ek olarak, TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi Uygulamalı Matematik Bölümü’nde de değişik düzeylerde araştırma uzmanı ve bölüm başkanı olarak görev aldı. 1981 yılında Sedat Simavi Bilim Ödülü, 1983’te TÜBİTAK Bilim Ödülü, 1997’de de İTÜ Vakfı Bilim Ödülü’nü alan İdemen, AMS (American Mathematical Society), SIAM (Society of Industrial and Applied Mathematics), IEEE (Institute of Electrical and Electronic Engineering) ve WIF (World Innovation Foundation) gibi uluslararası mesleki örgütlerin üyesidir. 1993 yılında TÜBA (Türkiye Bilimler Akademisi)’ya üye seçilen Mithat İdemen, Hükümet’in Akademi’ye müdahalesini protesto ederek 2011 yılında TÜBA üyeliğinden istifa etmiştir. Mithat İdemen, elektromagnetik dalgaların yayılımına ilişkin temel nitelikteki araştırmaları nedeniyle 2005 yılında Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsü’nde Onursal Doktora payesi, 2008 yılında da Uluslararası MMET (Mathematical Methods in Electromagnetic Theory) Konferansı’nda N. A. Khizhnyak Ödülü aldı.
ODAMIZIN TARİHİNDEN 1973 Elektrik Enerjisi Teknik Kongresi
Elektrik Mühendisleri Odası (EMO), 1973 yılında Ankara’da Elektrik Enerjisi Teknik Kongresi düzenledi. 1973 yılı, ülkemizin ekonomik, sosyal ve siyasi bakımlardan çok karmaşık sorunlarla yüz yüze olduğu yıllardan biridir. 1971 yılındaki 12 Mart Muhtırası’nı izleyen olayların ve hükümet krizlerinin hemen ardından 1973 yılında Bülent Ecevit’in Başbakanlığı’nda CHP Hükümeti kurulmuştu. Ancak ekonomik kriz ve enerji krizi varlığını sürdürüyordu. Hükümet krizleri aşmakta büyük güçlüklerle karşılaşıyordu. Sık sık yaşanan elektrik kesintileri şeklinde kendisini gösteren elektrik yetersizliği giderilemiyordu. Kongre sırasında bile elektrikler kesilmiş ve toplantı bir süre mum ışığında sürdürülmüştü.
İşte böyle bir ortamda EMO’nun 15-17 Kasım 1973 tarihinde düzenlediği ve özellikle de elektrik enerjisi üretim ve tüketimine ilişkin teknik, mali ve idari sorunların tüm yönleriyle ele alındığı Elektrik Enerjisi Teknik Kongresi, çok çeşitli kesimlerin büyük ilgisini çekmiş ve başarıyla tamamlanmıştı.
Kongreye TMMOB Başkanı Teoman Öztürk ve CHP Genel Başkanı Bülent Ecevit mesaj göndermişler, EMO Başkanı Ahmet Varol’un açış konuşmasından sonra, o günkü Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Kemal Demir, TEK Genel Müdürü Behçet Yücel ve eski Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı İhsan Topaloğlu da kongrede konuşmalar yapmışlardı.
Odamızın Tarihinden köşemizde, bu tarihsel kongrenin, Teoman Öztürk ve Bülent Ecevit’in gönderdikleri mesajlar ile Ahmet Varol’un yaptığı konuşmayı ve kongre sonunda kabul edilen ortak görüşler metnini vermek istiyoruz. Özellikle EMO Başkanı Ahmet Varol’un konuşmasında ortaya koyduğu gerçeklerin, 46 yıl sonraki gerçeklerle karşılaştırma yapmaya imkan vermesi bakımından dikkat çekici ve önemli olduğu kanısındayız.
TMMOB BAŞKANI Sn. TEOMAN ÖZTÜRK’ÜN MESAJI
Elektrik Mühendisleri Odası Teknik Kongre Başkanlığına
On yılı geçen bir süredir kalkınma, sanayileşme, tarımda modernleşme, sosyal ve kültürel hayatımız sözde planlara bağlanmıştır.
Yoksul ve geri oluşumuz kaderimiz değildir. Yoksul ve geri oluşumuz ekonomik, politik, kültürel tüm hayatımızda bir avuç yerli-yabancı, banka, sanayi, ticaret, emlâk ve toprak tekelcisinin egemen oluşundandır.
Halkımız milyonlarca işçisi, köylüsü, on binlerce teknik elemanı yurdumuzun doğal zenginlikleri ile bütün sorunlarını çözebilir ve gerilik zincirinden kurtulabilir ve böylece tam bağımsızlığa kavuşabilir, kavuşacaktır.
Enerji sorunumuzun tartışılacağı bu ortam ve şartlarda, çalışanların bir parçası olan teknik elemanlarımızın doğru sonuç ve önerilere varacağına inanıyorum.
Yıllardır her konuda yurtsever çabalarını izlediğimiz elektrik mühendislerimizi kutlar, kendi gücümüze dayanan bir kalkınma politikasının izlenmesinin savunulacağına inandığım kongrenize başarılar dilerim.
Teoman Öztürk Türk Mühendis ve Mimar
Odaları Birliği Başkanı
CHP GENEL BAŞKANI Sn. BÜLENT ECEVİT’İN MESAJI
Sayın Ahmet Varol TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası Başkanı Elektrik Enerjisi Teknik Kongresi Ankara Sınaileşmenin can damarı ve uygar yaşamanın gereği olan elektrik enerjisinde çekilen sıkıntının kaygı verici ve kalkınmayı engelleyici ölçülere vardığı bir sırada bu sorunu ele alacak bir kongre topladığı için TMMOB Elektrik Mühendisleri Odasını kutlarım. Elektrik enerjisi sorununa çözümler getirecek siyasal kararların ve tedbirlerin geçerli ve etkili olabilmesi, bu alanda yetişmiş uzmanların bilgilerine ve görüşlerine değer verilmesine bağlıdır. Kongreniz bu bakımdan çok yararlı olacaktır, siyasal kadrolara ve yöneticilere ışık tutacaktır. Kongre çalışmalarınızın başarılı olmasını ve yayınlanarak en geniş ölçüde değerlendirilebilmesini dilerim. Size ve Kongrenizin değerli konuşmacılarına ve üyelerine saygılar sunarım.
Bülent Ecevit Cumhuriyet Halk Partisi
Genel Başkanı
EMO BAŞKANI Sn. AHMET VAROL’UN AÇIŞ KONUŞMASI
Sayın konuklar, sayın üyelerimiz,
Geçtiğimiz aylarda ve halen tartışma konusu olan, kamuoyunu yakından ilgilendiren elektrik enerjisi sorunu bazı çevrelerce bugüne değin istismar edilmek istenmiştir.
Geçmiş iktidarların yurdumuzda oluşturduğu dışa bağımlı kalkınmanın doğal sonucu olarak ulusal bir enerji politikası uygulanmamış, 1965 yılından bu yana siyasi iktidarı elinde bulunduranlar soruna geçici ve dışa bağımlı çözümler getirerek enerji sorununu bugünkü çıkmaza sokmuşlardır. Bugün gene aynı yetkililer, %601 ithal edilen petrol ürünlerini kullanan santrallarla enerji açığının kapatılması görüşünü kamuoyuna benimsetmeye çalışmaktadırlar.
Bu hususu gözönüne alan Odamız, Genel Kurulumuzun da önerisini dikkate alarak Elektrik Enerjisi Teknik Kongresi’nin oluşturulması için çalışmalara başlamıştır.
Kongreyi Haziran ayı içinde toplayacak şekilde çalışmalar sürdürülmüş, ancak sunulacak tebliğlerin Mayıs ayına kadar Odamıza ulaşmaması nedeni ile tatil ayları da gözönüne alınarak Kongre tarihi 15-16-17 Kasım 1973 tarihlerine kadar ertelenmiştir.
Kongremize gerek tebliğ göndererek gerek finansman bakımından yardımda bulunan ve gerekse sergiye iştirak eden kurum ve üyelerimize teşekkür ederiz.
Bilindiği gibi elektrik enerjisi birincil enerji diye adlandırılan taş kömürü, linyit gibi katı yakıtlarla, petrol ürünleri, hidroelektrik potansiyel ve nükleer enerji kaynaklarından üretilir.
Bilinen kaynaklara göre Türkiye’nin enerji potansiyeline göz atarsak; taş kömürü 1 milyar ton, linyit 6 milyar ton, milli ve yabancı şirketlere ait ruhsatlı sahalardan üretilen petrol rezervi 25 milyon ton, hidrolik potansiyelimiz ise 80 milyar KWh civarındadır.
Kaynakların elektrik enerjisi üretimindeki kullanışı ise şöyledir: linyit kömürünün elektrik enerjisi üretimindeki payı 1962 yılında %16,8 iken, bu değer 1967’de %16,6’ya, 1972’de ise, %13,7’ye düşmüş, buna karşılık petrol ürünlerinin payı 1962’de %7,6’dan 1967’de %25,1’e, 1972’de ise %39,8’e çıkmıştır. Hidrolik potansiyel bakımından ise durum oldukça ilginçtir. Avrupa’da hid- ⇒
rolik potansiyel bakımından ön sıralarda olan Türkiye bu potansiyelden faydalanmada son sıralarda bulunmaktadır, örneğin 22 yıl sonra bugünkü düzeyine ulaşacağımız İtalya, yılda 76 milyar KWh’lık hidroelektrik potansiyelinin %57,6’sından fiilen yararlanmaktadır. Yılda 80 milyar kWh’lık potansiyele sahip ülkemizde ise bu potansiyelden yararlanma oranı, 1962’de %2,1, 1967’de %3,5, 1972’de %3,7 gibi çok düşük değerlerde seyretmektedir.
Enerji kaynaklarından taş kömürü, linyit ve hidrolik enerji tamamen yurtiçi kaynaklarından faydalanılarak üretilmekte, buna karşılık 1971 yılında tüketilen yaklaşık 9 milyon ton petrolün yalnız %40’ı, yurtiçi kaynaklarından üretilmiştir. Geriye kalan %60’ı ise ithal edilmiştir.
Dünyada petrol sıkıntısı vardır. ABD’de dahi petrolün karneye bağlandığı, petrolün Akdeniz üzerinden yurdumuza taşındığı, herhangi bir harp halinde bu denizden nakliye imkânlarının nasıl gelişeceği, petrolden elde edilecek elektrik enerjisinin pahalı olması nedenleri gözönüne alınırsa ve kalkınmamız doğal kaynaklarımıza dayalı bir politika ile mümkün olabileceğine göre, ülkemizi dışa bağlı kılacak elektrik enerjisi üretiminde %60’ı ithal yoluyla sağlanan petrole dayalı üretimi kabullenmeye imkân yoktur.
Bu açıklamalardan sonra Elektrik Enerjisi üretiminde birincil enerji kaynaklarının nasıl seçileceği açıkça görülmektedir. Bu kaynakların elektrik enerjisi üretimindeki kullanım tercihleri geçmiş iktidarların dışa bağlı bir ekonomi politikası izlemelerinin doğal sonucu olarak ülke yararına yönelik olmamış ve yurdumuzda ulusal bir enerji politikası uygulanamamıştır.
Uygar ülkeler enerji yetersizliklerini yeni teknolojilerle yenme yarışındadırlar. Bu ülkelerde doğal kaynaklar büyük ölçüde elektrik enerjisine dönüştürülmüştür. Petrol ve tabii gaz yataklarını zorlamadan yeni enerji kaynaklan araştırılmaktadır. Bunlar arasında güneş enerjisi, denizlerden elde edilecek enerji, jeotermal enerji vs. sayılabilir. Bu bakımdan asrımızın son yirmi beş yılında bütün ümitler nükleer güçteki gelişmelere bağlanmaktadır. Ancak bu üretim biçiminde santral yapımında geçen zamanın uzunluğu (8-10 yıl), nükleer emniyet ve artıkları hakkında duyulan kuşkular, nükleer gücün zenginleştirilmesindeki kararsızlıklar gibi tesis maliyetlerini arttırıcı faktörler nükleer güçte büyük bir ticari atılımı önlemekle beraber, Kuzey Amerika, Batı Avrupa, Japonya ve Rusya’da mühim sayıda nükleer santral yapılması programlanmıştır.
1982’den sonraki yıllarda, ülkemizde doğal kaynaklarımıza yenileri eklenmediği takdirde nükleer enerjiden faydalanma yoluna gidileceğinden, bu yönde bir çalışma yapmanın yararlı olacağı kanaatindeyiz.
Dünyada fert başına ortalama elektrik enerjisi tüketimi 1951’de 440, 1962’de 845 ve 1969’da 1265 kWh/kişidir. Bu değerler aynı yıllarda Türkiye için sırasıyla 41,118 ve 219 kWh/kişidir. Buradan da görülmektedir ki, yıllık artış hızı ortalaması yüksek olmasına rağmen tüketim değerleri ortalamanın çok altındadır.
Bir ülkede elektrik enerjisi üretimi ve kişi başına enerji tüketimi kalkınma ölçüsüdür ve sanayileşme ile paralellik halindedir.
Elektrik enerjisinin guruplara göre kullanımı 1972 yılında şöyledir: %63,2 sanayi, %14,8 kayıp ve dahili sarfiyat, %22’si ise aydınlatmada kullanılmaktadır.
35 milyon genel nüfusun 13 milyonu, yani nüfusun %38’i elektrik enerjisinden yararlanmaktadır.
Geri kalan %62’si ise elektrik enerjisinin külfetini omuzladığı halde üretilen enerjiden yararlanamamaktadır. Sosyal açıdan bu durum sanayi kesiminde kullanılan elektrik enerjisinin kimlerin fedakârlığı ile gerçekleştiğini somut olarak göstermektedir.
50 Yıllık Cumhuriyet dönemimizin ikinci yarısı, yabancı çıkarların ülkemizin kaynaklarını alabildiğine sömürme girişimlerinin yoğunlaştığı, sahte sanayileşme görüntüleri altında doğal kaynaklarımızın, insan gücümüzün ve buna bağlı olarak da teknik elemanların sömürülmesinin programlandığı yıllar olmuştur. Ülke çıkarlarına aykırı yatırımlara karşı çıkan Türk teknik elemanlarının ekonomik ve demokratik haklarını kısıtlayıcı çabalar, teşvik tedbirleriyle yabancı teknik eleman ithalini teşvik eden zihniyet teknik elemanları mesleği terk, işsizlik ve göç gibi durumlara düşürmeyi amaçlamıştır. Sanayileşmemizin vazgeçilmez unsurlarından biri olan teknik ⇒
elemanların ekonomik, demokratik ve sosyal alanda örgütlenmeleri engellenmiş, gerçek anlamda sanayileşme baltalanmış, ülke çıkarlarına aykırı her girişime karşı yurtsever dirençleri kırılmak ve yok edilmek istenmiştir.
Yasalar, ekonomik ve demokratik haklarımız üzerinde baskı aracı olarak kullanılmıştır.
Kamu kesiminde çalışanların sendika kurma haklarını kaldıran anayasa değişiklikleri, ücretleri sekiz yıldır değişmeyen bir düzeyde tutan personel yasası, meslek odalarının yok edilmesini amaçlayan yasa değişikliği teklifleri, son yıllarda iyice yoğunlaşan ve teknik elemanları baskı altına almayı amaçlayan antidemokratik davranışlardır. Resmi istatistiklere göre, 1963’ten bu yana hayat pahalılığı %342 artmasına rağmen teknik eleman ücretleri 1963 seviyesinde dondurulmuş, hatta yer yer bu seviyenin altına düşürülmüştür.
Bir yandan teknik elemanların bu yöndeki ekonomik istekleri senelerden beri gelen bütün iktidarlarca, bütçede para yok gerekçesiyle devamlı olarak ertelenirken, öte yandan sadece 1970 senesi içinde sanayi ve kalkınma konusundaki teknik hizmetler için yerli teknik elemanlara ödenen toplam ücret 237 milyon lira olarak kalırken, yabancılara ödenen ücret yaklaşık olarak bunun 5 misline ulaşmıştır.
Teşvik tedbirlerinin 5/f maddesi ile dışardan ithal edilecek hizmete vergi muafiyeti tanınırken, uygulanan ücret politikası teknik elemanı bezginleştirmiştir. Daha sonra yan ödemelerle torba kadrolarla ve sözleşmeli personel istihdamı ile sözde tatmin edilmek iştenmişse de, artan hayat pahalılığı teknik elemanı bu bunalımdan kurtaramadığı gibi kendi arasında da yapay çelişkilere düşürmüş ve çalışanlar arasında ayrıcalıklar yaratmıştır.
Devlet kuruluşları teknik personel açığını dışa bağlı olarak kapatmak durumunda kalmışlardır, ithal edilen personel çok defa meslekle ilgili olmayan yaşları ileri kişilerdir ki, bunlar Devlet Personel Kanunu ile tahakkuk ettirilen ücretlerden 30-40 kat fazla para ile istihdam edilmektedir. Bunun sayısız örnekleri vardır.
Şimdi Keban’la ilgili bir kaç örneğin açıklanması yararlıdır. EBASCO Firması’nın beş alternatiften Keban-Gökçekaya varyantını empoze ve kabul ettirmesi, yine bu etütte yüksek gerilim sistemi için 550 kV yerine 380 kV seçmesi Keban-Ankara ENH’nın yan yana giden iki hat olarak planlamasının nelere mal olacağı bu konu ile ilgili herkes tarafından bilinmektedir. Keban projesi müşaviri, Keban ile ilk defa Hidrolik Baraj projesine girmiştir. Bu projeden 140 milyon TL civarında bir para alacak olan müşavir firmanın halen Keban şantiyesindeki elemanlarının yaş ortalaması 60’dır. Müşavir, çimento satan ve tahsil seviyesi çok düşük olan elemanları Keban’da beton ve inşaat kontrol başmühendisleri olarak kullanmaktadır. Ve bu kişiler 50000 TL ile 90000 TL arasında aylık ücret almaktadırlar. Bunların hatalarını düzeltmeye çalışan ve bir türlü söz geçiremeyen DSt’nin kontrol mühendisleri ise 2400 ile 4000 TL aylık ücret alırlar. Fakat yetkililerin bu durumu gördükleri halde müdahale etmemeleri de davranışın diğer acı bir yönüdür. Projenin ön çalışmalarına katılan bir yetkiliye Keban Barajı’nda denge bacası, kelebek vana, imdat dizel vs. neden düşünülmediği sorulduğunda “projeyi gerçekleştirmek için Dünya Bankası’ndan ve Avrupa Yatırımlar Bankası’ndan kredi alabilmek gayesiyle projenin ucuz gösterilmesi gerekiyordu, kredi aldıktan sonra hakiki projeler yapılacaktı, fakat her nasılsa daha sonra hakiki projelerin yapılması unutuldu” demiştir.
Yine Keban Santralı ele alınırsa, mağaraların daha önce Türk jeologlar tarafından varlığı zikredildiği halde santral temelinin tespitinde iyi sondaj yapılmamış olması 400 milyon, dolgu için kaya ocağının iyi seçilmemesi 160 milyon fazla ödemeye sebep olmuştur. Montajın başından beri müşavir firmaya yapılan ısrarlı uyarılara rağmen baraj dip savağı ve cebri giriş ağzı kapaklarını seri kapatma mekanizmalarının (kelebek vana olmadığı için bu husus en kritik haldi) 6 sene sonra montajın sonuna doğru yapılması 60-70 milyon TL fazla ödemeye ve çok kıymetli zaman kaybına sebep olmuştur. Daha açık belirtmek gerekirse iki milyarlık projenin altı milyar TL’ye bitirilmesi tamamen müşavir firmanın eseridir.
Keban Barajı’nda Türk kontrol mühendisi sayısı, 70 civarından 5-6’ya düşmüştür. Bu 5-6 mühendisin çoğu da ayrılmak için daha iyi koşullar aramaktadır. Yöneticilerin bu şartlarla personel istihdamı ham hayalden öteye geçemez. Soruna halen dahi çözüm bulunamaması yatırımların ⇒
sahipsizliğinin başka bir delilidir ve affedilmez büyük bir hatadır. 1967 sonunda enerji sorununun kurtarıcısı gözü ile bakılan Keban sisteminin ancak 1974 tarihinde biteceği bütün ilgililer tarafından tespit edilmişken, 6 senelik süre içeresinde dünyanın en büyük termik santralları kurulamaz mıydı, ki büyük bir termik santralın kuruluş süresi maksimum 3 yıldır. Bugünkü enerji sıkıntımızı Keban Projesi’nin gecikmesine bağlayan ilgililer bu altı sene içinde nerede idiler? Diğer yandan 1975’de bitmesi gereken ve bugünkü enerji sıkıntısını büyük ölçüde önleyebilecek durumda olan Gökçekaya Barajı montajında bir jeneratörün rotoru montaj esnasında düşürülmüş ve bunun gibi olaylar santralın bugüne kadar devreye girememesine sebep olmuştur. Hiçbir ülkede görülmemiş bu hadise montaj sahasındaki ilgisizliğin somut bir örneğidir.
Ülkemizde 10’un üzerinde büyük hidrolik ve 5’in üzerinde büyük termik santral ve yüzlerce trafo merkezi kurulduğu halde, tecrübeli montaj ekibi kazanamamamız dolayısıyla bir önceki tesiste yaptığımız hataları daha sonraki tesislerde tekrarlamamız, basiretsiz personel politikamızın bir sonucudur.
Yakın gelecekte Oymapınar, Aslantaş, Elbistan ve Aşağı Fırat projelerinde de aynı tecrübesizlikleri yapacak ve bu fakir memleketimizi milyarlarca lira zarara uğratacak mıyız?
Montaj ve proje ihtisas gurupları kurulmadıkça ve yetişmiş elemanların başka sahalarda iş araması önlenmedikçe, özet olarak Personel Kanunu teknik personelin yararına çözümlenmedikçe aynı hatalar devam edip gidecektir.
Keban hatları bitmek üzeredir ve işletmeye alındığı zaman işletme ve bakım elemanı maalesef yoktur.
Bugün TEK’in istihdam ettiği eleman mevcut şebekesinin işletme ve bakımına yetişememektedir. Keban devreye girdiği zaman işletme ve bakım personelinin de yetişmiş olması gerekirdi.
Bu personel politikası ile TEK’in Keban sistemini işletmeme ve bakımını yapamama tehlikesi vardır.
Bütün bu koşullar altında ülkemizin sorunlarını birbirinden ayırmadan geçmişteki pratiklerden de ders alarak enerji sorununun çözümü için öneri ve isteklerimizi şu biçimde sıralayabiliriz:
Tüm insan gücü ve hammadde kaynaklarımızın halkımızın hizmetine sunulduğu, bu kaynakların kullanılmasında tüm çalışanların söz sahibi olduğu,
Üretime doğrudan katkıda bulunan teknik elemanların emeklerinin karşılığını toplu sözleşme ve grev haklarıyla elde edebilme olanağına sahip kılındığı,
Teknik hizmet ithali gibi ülke çıkarlarına aykırı girişimlere son verilmesi için yabancı denetiminin tamamen ortadan kalktığı bir kalkınma politikası izlenmelidir.
1. Ülkemizin enerji kaynakları envanteri çıkarılmalı, kaynakların miktarları ve optimum üretimleri saptanmalıdır. 2. Enerji kaynakları aramaları devlet kuruluşları tarafından süratle yapılmalıdır. 3. Tüm linyit ve taş kömürü yataklarımız bilimsel bir şekilde değerlendirilmeli ve özel sektörün elinde bulunan işletmeler devletleştirilmelidir. 4. Mevcut hidroelektrik potansiyelden yararlanmaya gidilerek bu konuda gerekli çalışmalara hemen başlanmalıdır. 5. Elektrik enerjisi tek elde ve TEK bünyesinde toplanmalıdır. 6. Enerji üretimindeki yeni teknolojiler yakından izlenmeli ve ülke çıkarlarına uygun bir çözüm oluşturulmalıdır. 7. Enerjinin en kısa zamanda üretilmesi amacı ile her türlü idari ve mali engeller ortadan kaldırılmalıdır. 8. Beş yıllık planlar içerisinde enerji sektörüne daha çok yatırım yapabilmek için finansman imkânları sağlanmalıdır. 9. Bütün çalışanlarla birlikte teknik elemanları da geçim sıkıntısından ve yurtdışına göç etmekten kurtarmak için ücretler yaşama şartlarının gerektirdiği düzeye ulaştırılmalıdır. 10. İzlenen ücret politikası sözleşmeli personel statüsü gibi çalışanlar arasında sürtüşmeler yaratan ayrıcalıklara yol açmayacak, eşit hizmete eşit ücret verilecek.
biçimde yeniden saptanmalıdır.
15-17 KASIM 1973 TARİHLERİ ARASINDA DÜZENLENEN ELEKTRİK ENERJİSİ TEKNİK KONGRESİ ORTAK GÖRÜŞLERİ
Toplum gelişmesinin ve sanayileşmenin ancak ülke yararına bir enerji politikası doğrultusunda sağlanabileceği gerçeği 3 gündür tartışarak sonuçlandırdığımız elektrik enerjisi sorununun ve çözümlerinin önemini belirlemektedir.
Son günlerde kamuoyunu yakından ilgilendiren ve sosyal yaşantımıza somut olarak yansıyan bu sorun, bugüne değin izlenen dışa bağımlı bir ekonomi politikasının doğal bir sonucudur. Bu konuda yapılan planlamalarda ülke çıkarları yeterince gözetilmemiş ve birincil enerji kaynakları seçiminde dışa bağımlılığımızı artıracak tercihlere ağırlık verilmiştir. Yapılan planlarda saptanan hedeflere ulaşılamamış, planlanan yatırımlar uygulanan politikanın sonucu olarak zamanında tamamlanamamıştır. Gecikeceği önceden bilinmesine ve bugüne kadar yapılan uyarılara rağmen, gecikmeden doğacak enerji açığının, planlamalarda gerekli değişiklikler zamanında yapılarak 3-4 yıl gibi kısa sürede üretime geçme olanağı olan linyite dayalı termik santrallarla kapatılması yönüne gidilmemiş ve böylece fuel-oil ve gaz türbini santralları kurulması zorunluluğu kamuoyuna benimsettirilmek, istenmiştir. Hâlbuki fuel-oile dayalı termik santralların kuruluş süresi hemen hemen linyit santralları ile aynıdır.
Son senelerde teknik elemanlar üzerinde giderek yoğunlaşan sosyal ekonomik ve anti-demokratik baskılar, sanayileşmenin vazgeçilmez unsurlarından olan teknik elemanları mesleği terke, yurtdışına göçe zorlamıştır. Bu durum enerji üretimini ve kalkınmayı olumsuz yönde etkilemiştir.
Bu sorunun çözümlenmesi amacıyla 3 günden beri yapılan ayrıntılı çalışma ve tartışmalar sonucu aşağıdaki öneriler saptanmıştır:
• Kendi insan gücümüze ve doğal kaynaklarımıza dayalı bir enerji politikası izlenmelidir. • Teknik hizmet ithali bugüne kadar yurdumuza ulusal çıkarlara aykırı ve genellikle geri bir teknoloji sokmuştur. Milyarlarca Türk lirası döviz kaybına sebep olan ve yerli teknik elemanları yozlaştıran, işsizliğe ve yurtdışına iten teknik hizmet ithaline son verilmelidir. • Teknik elemanların bilgilerini halkımızın hizmetine sunabileceği, artan hayat pahalılığı karşısında emeklerinin karşılığını demokratik ve sendikal haklarla alabileceği, kamu kesimine bağlı kalarak ve ihtisaslaşarak görev yapabilme ortamı yaratacak bir personel politikası saptanmalıdır. • Doğal kaynaklarımızın envanteri çıkarılmalı, kaynaklar ve bu kaynaklardan üretilebilecek elektrik enerjisi miktarı gerçek olarak saptanmalı, bilinen kaynaklardan başka kaynakların aranması devlet kuruluşlarınca ivedilikle yapılmalıdır. • Sorunun çözümünde önemli yeri olan linyit yatakları üzerinde çalışmalar yoğunlaştırılmalı ve elektrik enerjisi üretimine elverişli tüm linyit yatakları devletleştirilmelidir. • Elektrik enerjisi üretim, iletim, dağıtım ve satışını tek elde toplamak amacıyla çıkarılmış bulunan Türkiye Elektrik Kurumu Kanunu ivedilikle gözden geçirilerek amacına uygun hale getirilmeli ve uygulaması en kısa zamanda gerçekleştirilmelidir. • Mevcut hidrolik potansiyelden yararlanma amacıyla gerekli çalışmalar hızlandırılmalı küçük ve orta güçte olanlar dahil olmak üzere tüm su kaynaklarımızın değerlendirilmesi için gerekli etüd ve projeler yapılarak bunlar arasındaki tercihler belirlenmelidir. • Hidrolik ve linyite dayalı termik santralların plan ve programlanması memleket gerçekleri gözönüne alınarak enerji ihtiyacına göre uzun vadeli olarak yapılmalıdır. • Enerjinin en kısa zamanda üretilmesi amacı ile her türlü idari ve mali engeller ortadan kaldırılmalı 5 yıllık planlar içerisinde enerji sektörüne daha çok yatırım yapabilmek için finansman imkânları sağlanmalıdır. • Bütün dünyada olduğu gibi Türkiye’de de yakın bir gelecekte kurulması gerekli olan nükleer santralların tesisi için başlamış bulunan çalışmalar yoğunlaştırılmalıdır. • Dışa bağımlılığın ikinci faktörü olan elektroteknik ağır sanayii kamu kuruluşları öncülüğünde ivedilikle kurulmalıdır. • Sanayi girişimleri için yapılan çalışmalar yurdun enerji planlaması ile paralellik içinde yürütülmelidir. • Enerji kesiminde bütün çalışmaları düzenleyici görevi bulunan Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Teşkilât Kanunu da çıkarmak suretiyle bu kesimdeki görevlerini tam olarak yapabilecek duruma getirilmelidir.
TARİHTE ELEKTRİK
Cumhuriyetin İlk Yıllarında Elektrik Uygulamaları
Osman Bahadır
İstanbul’da geniş ölçekli ilk elektrik kullanımı, Haliç’teki Silahtarağa Elektrik Fabrikası’nın 14 Şubat 1914 tarihinde elektrik üretimine başlamasıyla olmuştu. Bu fabrikanın kurulması için ilk girişimler 1911’de başlamış ve 1912’de de 6.000 kilovatlık bir buhar türbini satın alınmıştı. Fakat Balkan savaşı ve 28 Eylül 1913’te İstanbul’da yaşanan ve fabrikayı da etkileyen sel felaketi nedeniyle elektrik üretimine başlanabilmesi ancak 1914’te gerçekleşebildi. Ülkemizde kömürle çalışan ilk termik santral olan bu fabrikada üretilen elektrik sadece Avrupa yakasında kullanılabiliyordu. Anadolu yakasının da elektrikten yararlanabilmesi için 1926 Mayıs’ında İstanbul Boğazı’ndan iki adet yüksek gerilim kablosu geçirildi. Fakat bundan önce fabrikanın elektrik üretme kapasitesi arttırıldı ve 18.000 kilovatlık güce sahip yeni bir buhar türbini satın alındı. Silahtarağa Elektrik Fabrikası’na yeni alınan buhar türbini ile ilgili olarak Ameli Elektrik dergisinin Nisan 1926 tarihli 5. sayısında (s. 266-269) yayınlanan “Silahtarağa Fabrikası’nın Yeni Türbini” başlıklı yazıda başlıca olarak (bugünkü dilimizle) şunlar söyleniyordu:
Şekil 1. 1912’de alınan buhar türbini ile 1926’da alınan buhar türbininin kesit olarak görünümleri
“Elektrik şirketi bu senenin başlangıcında, şimdiye kadar tesis ettiği makinelerin tamamından daha mükemmel ve kudretli yeni bir makineyi kesin olarak faaliyete geçirdi. Bu, elektrik üretmeye yarayan ve 18.000 kilovatlık bir enerji üreten bir buhar türbinidir. Bu rakamın ifade ettiği kudret (enerji) hakkında bir fikir oluşturmak için, adi bir lambanın 50 vatlık bir kudrete karşılık geldiği ve bir kilovat yakmak için 20 lamba gerektiği ve bu suretle yeni makinenin aynı zamanda bu lambalardan 360.000 adedini işletebileceğini hatırlatmak kafidir. Bu makinenin dönen kısımları dakikada 3.000 ve saniyede 50 devir yapmaktadır. Bu harikulade sürate rağmen hiçbir sarsıntı duyulmadığı gibi, dönen kısımlara bakılınca bunların adeta hareketsiz oldukları zannedilir. Makinenin inşasında ve montajındaki sıhhat o derecededir ki, sabit kısımlar ile hareketli kısımlar arasında bazı yerlerde milimetrenin onda ikisini aşmayan, gayet ince aralıklar vardır. Bu makine, şehrin aydınlatılması, tramvayların hareket etmesi ve değirmenler, atölyeler, iplik fabrikaları vb. gibi birçok fabrikaların işlemesi için gerekli elektriği yalnız kendi başına sağlamaktadır. 25 sene evvel elektrik üretmek için pistonlu buhar makineleri denilen, gelişmemiş ve çok yer kaplayan makineler kullanılıyordu. Buharlı türbinlerin icadı, elektrik sanayisinde devrim meydana getirerek, büyük bir şehri beslemek için asgari boyutlarda sadece bir makinenin kullanılmasnının yeterli olması imkanını vermiştir. Buhar türbinindeki kanatçıkların adedi 19.000’dir. İşte buharın bu kanatçıkların üzerine yaptığı sürekli etki, hareketli kısmın dakikada 3.000 devir olarak seri şekilde dönmesini sağlamaktadır. Yeni türbin, sökülerek bir tarafa konmuş olan eski türbinin işgal etmiş olduğu mevkiye yerleştirilmiştir. Eski Türbin 6.000 kilovatlık idi. Yeni makinelerin
yapımında dikkate alınacak önemli hususlardan
yukarıda belirttiğimiz gibi 1914’te faaliyete geçen
biri, her şeyden evvel makinenin işlemesindeki
Silahtarağa Termik Santralı’ndan sağlanmaya başgüvenlik derecesinin yüksekliği ve idaresindeki
lanmıştı. Cumhuriyet yöneticileri, elektrik kullanıkolaylıktır. Böyle bir türbin makinesine üç kişi
mını yaygınlaştırmak amacıyla 1926’da Silahtarağa
nezaret etmektedir.
Santralı’nın ürettiği elektrikten Üsküdar ve Kadıköy
Bu makinelerin sahip olmaları gereken bir diğer
bölgelerinin de yararlanması için İstanbul Boğazı’nözellik de, az miktarda buhar ve dolayısıyla
dan bir yüksek gerilim hattı geçirmeye karar verdiler.
az kömür sarfetmeleridir. Yeni türbin eskisine nazaran yaklaşık %25 oranında daha az kömür tüketmektedir. Makinenin yegane mahzuru, bu tür makinelerin tesisinin pahalıya mal olmasıdır. Mevcut makine dairesinin tekrar kullanılması ve bu yüzden azami miktarda meblağın tasarruf edilmesine rağmen, 18.000 kilovatlık yeni türbinin kurulması 500.000 Türk lirasına mal olmuştur.”
İstanbul Elektrik ve Tramvay Şirketi tarafından çıkartılan, Cumhuriyet döneminin ilk elektrik dergisi olan ve 1924-1928 yılları arasında 29 sayı yayınlanan Ameli Elektrik dergisinin Mart 1927 tarihli 16. sayısında yayınlanan “Yüksek tevettürlü (gerilimli) elektrik kablolarının Boğaziçi’nden geçirilmesi” başlıklı makalade, Boğaz’dan elektrik kablolarının geçirilmesi uygulaması (bugünkü dilimize dönüştürülmüş ve biraz kısaltılmış olarak)
Cumhuriyet yönetimi, Türkiye’nin
şu şekilde anlatılmaktadır:
elektriklendirilmesini varlığının ve gelişiminin temel zorunluluklarından biri olarak görüyordu.
Cumhuriyet yöneticileri,
“Üsküdar ve Kadıköy’e ve sair mahallere ışık ve elektrik kuvveti verilmesi için Silahtarağa Fab-
Cumhuriyetin üçüncü yılında İstanbul Boğazı’ndan iki elektrik kablosunun geçirilmesi de ülkeyi elektelektriğin kullanım alanını genişletmek amacıyla 1926 yılında Silahtarağa Termik
rikası’nın ürettiği elektriği almak ve Boğaz’ın iki sahilini birbirine uzun ve sağlam kablolarla birbirine bağriklendirme hedeflerinin
Santralı’nın ürettiği elektrikten
lamak lazım gelmiştir
bir bölümünü oluşturu-
Üsküdar ve Kadıköy bölgelerinin
ki, işte bilhassa bunlar
yordu.
muhterem okuyuculaybÜ1mlesemiöğr9oşuülkeyni5ilkmtlueth“e7uüienmlCn)eiyR(em,nnmo1ukTideedn9rmituöfüdi3örziisnnşhriu5nkdlkkeue):oeeivmrrFmylatekaiidaeymelnil’elrpeinnıiirtikerkmzifldanaedkldietettleeEeiakeekkğvnnbılrlitilereiıanrinnkkg(Mnrii1ttdeidnkdrrne-8aiaiefhk8şi,uk-u2bcan-iusrl-aztrlaıarhtaıdflaMBtmaetnoaktaysığayıangabbıBarsezliaoroçıa’rbliğnyarliaıadmrrnnziıandnem’noıeaynglaeydbdeisüukaeçkık.iiğnairçsylirieaizlaanmknkramİaeglsvtssteeıııişnaryrundidllzeibaiumlnunelılğlruı.çğnaudpynaıadfnkepadiknıagovlbnaminelubvRiebuurai2erıui,sykgmsilummanaeı2am,ınnlil8nzeentiıidd.tlancşş0riaiıamthbeç0rvikkmiı0irseeencra.anılibeAkbnğeö6isliilnlnerranl0oaeiokadfe,nndhgstdemmreair2aaoliban.leklyilb5iiamlubreiaerivimsmsllddnğeeeaailoıentecğahrsilitet.dımaloinrrrğglnpeee---iii
çalışılmakla beraber, diğer taraftan asri tekniğin
üzerine sarılmıştır. Boğaz’ın gayet kuvvetli
ve ekonomi kaidelerinin gösterdiği yollardan gidilerek metodik ve ciddi bir surette memleketin elektrifikasyonuna başlanmıştır.”
akıntıları, kablonun yerleştirilmesine mahsus vapurların hem doğru bir hat izleyememeleri hem kablonun çözülmesine yetecek büyüklükte
olmamaları hem de kablonun Boğaz’ın tabanına
İstanbul’da geniş ölçekli ilk elektrik kullanımı, 16
yerleştirilmesine uygun olmamaları yüzünden,
Ağustos 1913 tarihinde Tünel ile Şişli arasında
kablonun yerleştirilmesi işlemi büyük zorluklar
işlemeye başlayan tramvay hattında olmuştu. Bu
gösteriyordu.
tramvayın çalışması için gerekli elektrik, Kabataş’ta
Akıntıların yönleri ve kuvvetleri epeyce incelenyapılmış olan bir elektrik fabrikasından sağlanıyordu.
İstanbul’un Avrupa yakasının, aydınlatmada, iletişimde (telgraf, telefon ve radyo) ve ulaşımda ihtiyaç duyduğu elektrik, daha sonra Haliç’te kurulan ve
dikten sonra, uygulamayı yüklenmiş olan şirket, güvertesi kablonun çözülmesini yönetecek çeşitli görevlilerin rahatça çalışacağı büyüklükte bir gemiye kablo dolabını yerleştirmeye karar verdi. Bu ameliyatı yapmak için Şirket-i Hayriye’nin
araba vapuru seçildi. Bundan başka, gemiyi akıntıya ters yönde çekmeye yetenekli kuvvetli bir römorkörün yardımını sağlamak da gerekti. Vapur kaptanları ile kablo yerleştirmekle görevli mühendisler arasında yapılan bir toplantıda alınan karara bağlı olarak, kablo yerleştirme ameliyatı, Boğaz’da geliş gidişin asgari düzeyde ve akıntıların da nispeten hafif olduğu bir vakitte, Güneş’in doğuşu sırasında icra edilmiştir. Vapurlar, ön direklerine, kablo yerleştiren gemilere mahsus sancakları çekmişlerdi. Boğaz’dan geçmek isteyecek gemileri de gerektiğinde durdurmak için sahillere işaretçi memurlar koyulmuştur. Daha önce geceleyin kablonun ucu, Arnavutköy’de bu iş için kazılan kanala sağlam biçimde bağlanmıştı. Boğaz’a iki kablo hattı çekilmiş olup Anadolu tarafındaki köylerin mevcut ihtiyaçları için bunların yalnız bir tanesi bile yeterlidir. Her biri 2.500 metre uzunluğunda olan bu kabloların imali, İstanbul Havagazı ve Elektrik ve Teşebbüsat-ı Sanayi Türk Anonim Şirketi tarafından Fransa’da Geumont Kablo Fabrikası’na verilmişti. Arnavutköy’ü Vaniköy’e bağlayan birinci kablo işte bu şekilde 16 Mayıs 1926 tarihinde yerleştirildi. Şimal (Kuzey) kablosu denilen ikinci kablo, aynı koşullar dahilinde 29 Mayıs 1926 tarihinde Rumelihisarı Mezarlığı ile Kandilli Burnu arasına konuldu. Bu kablonun uzunluğu 1.000 metredir. Şimdi Kadıköy şebekesi, Kızıltoprak’a ve Moda ile Kuşdili arasındaki Sen Jozef mektebine kadar uzanmaktadır. Arnavutköy’de ve Rumelihisarı’nda elektrik merkezleri inşa edilmiş ve Silahtarağa Fabrikası’nın ürettiği elektrik, Boğaz’ı geçerek ışığı ve elektrik kuvvetini eski Kadıköy’e ilk defa olarak neşreylemekte bulunmuştur. Bu makine yalnız başına en kuvvetli yüklenmelerde bile gerek Rumeli ve gerek Anadolu tarafı için şehre lazım olan bütün elektriği vermeye kabiliyetlidir. Boğaz’ın iki tarafındaki tramvayları, fabrikaları, değirmenleri çalıştırabilir. Şehrin Anadolu kısmı, bugüne kadar mahrum olduğu enerji kaynağı sayesinde bundan sonra sanayiye sahip olacak ve Rumeli kısmı gibi iktisadi bakımdan gelişecektir. Bir kutunun kulaklarımıza nakledeceği latif sadaları dinleyebileceğiz.”
Ameli Elektrik dergisinin kutu dediği radyo alıcı cihazı ve radyo yayınlarına imkan veren radyo teknolojisi, ülkemizdeki elektrifikasyon çalışmalarına bağlı
Şekil 2. Boğaz’a yüksek gerilim kablolarının döşenmesi olarak hızla gelişmiş ve radyo yayınları, cumhuriyet aydınlanmasının önemli araçlarından biri olmuştur. Türkiye radyo yayınlarına başlama bakımından dünyanın öncü ülkeleri arasındadır. Radyo vericilerinin kurulmasına 1926 yılında karar verilmiş, 1927 yılında da uzun dalga bandında yayın yapan iki verici İstanbul’da ve Ankara’da çalışmaya başlamıştır. Dünyada kamusal radyo yayınına ilk kez 1926 yılında BBC yayınları ile başlandığı düşünülürse, Cumhuriyet Türkiye’sinin radyoya ne kadar büyük bir önem vermiş olduğu da kolaylıkla anlaşılabilir.
Türkiye, dünyada radyo yayınlarına en önce başlayan ülkeler arasındadır.
ELEKTRİK MÜHENDİSLERİ ODASI 46. DÖNEM KURULLARI
EMO YÖNETIM KURULU
GAZİ İPEK
BAŞKAN YRD. EVİNDAR AYDIN
İBRAHİM SARAL
MEHMET TURGUT
NEVAL ŞİMŞEK
ÖMÜRHAN AVNİ SOYSAL
EROL CELEPSOY
EMO ONUR KURULU İSA GÜNGÖR ERCAN DURSUN İHSAN YURT BAHRİ KAVİLCİOĞLU MURAT ÇELİK
EMO DENETLEME KURULU GİYASİ GÜNGÖR NACİ BASMACI AHMET TURAN AYDEMİR SERDAR ÇİFTCAN MUSTAFA AKÇAKAYA MEHMET VEYSİ ÇEVRİM BARIŞ ÇORUH
TMMOB YÖNETIM KURULU ÜYESİ UFUK ATAÇ
ADANA BAŞKAN BAŞKAN YARDIMCISI
SAYMAN Yönetim Kurulu Üyesi Yönetim Kurulu Üyesi Yönetim Kurulu Üyesi ŞUBE DENETÇİSİ ŞUBE DENETÇİSİ ŞUBE DENETÇİSİ
MEHMET MAK DERYA OLPAK KADEŞ
FİKRİYE YAMAN
MUSTAFA ERGEN SELÇUK ÖZDOĞAN ÖZLEM EKEMEN EROL AYAS ŞÜKRÜ SARIMSAKCI NİHAT HARMAN MEVLÜT BULGUR
DİYARBAKIR BAŞKAN BAŞKAN YARDIMCISI
MEHMET ORAK HÜSNÜ GÜL TEKIN
MEHMET CEYLAN
SAYMAN Yönetim Kurulu Üyesi Yönetim Kurulu Üyesi Yönetim Kurulu Üyesi ŞUBE DENETÇİSİ ŞUBE DENETÇİSİ ŞUBE DENETÇİSİ
ALİCAN ÇETİNKAYA CENGİZ ACAR İDRIS BENEK SEMA BAYHAN MEHMET VEYSİ ÇEVRİM YUSUF KEMAL IŞIK METİN AKTAŞ
KOCAELİ BAŞKAN BAŞKAN YARDIMCISI
SAYMAN Yönetim Kurulu Üyesi Yönetim Kurulu Üyesi Yönetim Kurulu Üyesi ŞUBE DENETÇİSİ ŞUBE DENETÇİSİ ŞUBE DENETÇİSİ
AHMET SÖZEN EMRULLAH ÇEVİRME ÇİĞDEM GÜNDOĞAN TÜRKER ABDULLAH AÇER YASİN ARIKAN ÖZKAN TORAMAN MEHMET KARA KAMİL ERBAY KAZİM POLAT AHMET BAŞARIR
ANKARA BAŞKAN BAŞKAN YARDIMCISI YAZMAN SAYMAN Yönetim Kurulu Üyesi Yönetim Kurulu Üyesi Yönetim Kurulu Üyesi ŞUBE DENETÇİSİ ŞUBE DENETÇİSİ ŞUBE DENETÇİSİ
ÖMÜRHAN AVNİ SOYSAL ONUR KOÇAK ALİ YILMAZ TUFAN TEZİŞ İZEL ÇANTA NİHAL KALENDER TUGAY NAR SEBATİ GÖKEN MEHMET TEKİN BEKİR SAMİ ÖZTÜRK
ESKİŞEHİR BAŞKAN BAŞKAN YARDIMCISI YAZMAN SAYMAN Yönetim Kurulu Üyesi Yönetim Kurulu Üyesi Yönetim Kurulu Üyesi ŞUBE DENETÇİSİ ŞUBE DENETÇİSİ ŞUBE DENETÇİSİ
MERSİN
ENDER KELLECİ
ÖMÜR YILDIZ
BAŞKAN YARDIMCISI
ONUR OLUKLULU
LEVENT ÇELİK
OĞUZ SOYLU
ADİL GÜZLE
CUMHUR BURAK ÇIRAKOĞLU Yönetim Kurulu Üyesi
İRFAN SATIR
MAHMUT UĞUR KOLCA
HASAN HÜSEYİN KÖSEOĞLU ŞUBE DENETÇİSİ
SEYFETTİN ATAR İSMAİL ALKAYA UMUT TEMİZKAN ÖZGE ÇEKİRGE HASİP SELÇUK CANER ÖZDEMİR ALİ SERCAN ÇADIRCI AHMET GÜNÖZ İBRAHİM MEMİLİ CEYHUN KIRAN
ANTALYA BAŞKAN BAŞKAN YARDIMCISI YAZMAN SAYMAN Yönetim Kurulu Üyesi Yönetim Kurulu Üyesi Yönetim Kurulu Üyesi ŞUBE DENETÇİSİ ŞUBE DENETÇİSİ ŞUBE DENETÇİSİ
İLHAN METİN ŞABAN TAT ÇİĞDEM IŞIKYÜREK MURAT SÖNMEZ AHMET AYDIN DURALİ ÇAKIR MUSTAFA TOPCU FERHAT ÇAĞLI MEHMET BAHADIR DEMİR SUAT KAŞ
GAZİANTEP BAŞKAN BAŞKAN YARDIMCISI YAZMAN SAYMAN Yönetim Kurulu Üyesi Yönetim Kurulu Üyesi Yönetim Kurulu Üyesi ŞUBE DENETÇİSİ ŞUBE DENETÇİSİ ŞUBE DENETÇİSİ
İSLİM ARIKAN MEMİK DEMİR MELİKE KOÇAK DR. MEHMET MERKEPÇİ BÜNYAMİN SAĞLAM MEHMET ŞİRAZ MESUT COŞKUN BÜLENT DAŞOLUK KEMAL TANKUT İPEK BOZGEYİK
SAMSUN BAŞKAN BAŞKAN YARDIMCISI YAZMAN SAYMAN Yönetim Kurulu Üyesi Yönetim Kurulu Üyesi Yönetim Kurulu Üyesi ŞUBE DENETÇİSİ ŞUBE DENETÇİSİ ŞUBE DENETÇİSİ
TARIK TARHAN TAMER BİLAL İBRAHİM DENİZ SAYGILI ALİ EKBER ÖZDEMİR AHMET KURADA CEM KAYA İLKER CEYLAN ERCAN İŞCİ ADEM YILMAZ CANSU COŞKUN
BURSA BAŞKAN BAŞKAN YARDIMCISI YAZMAN SAYMAN Yönetim Kurulu Üyesi Yönetim Kurulu Üyesi Yönetim Kurulu Üyesi ŞUBE DENETÇİSİ ŞUBE DENETÇİSİ ŞUBE DENETÇİSİ
BURAK ÖZGEN MEHMET CAN HALİL İBRAHİM BAKAR ÖMER ÇETİN MUTLU YILMAZ SEDAT GÖKMENOĞLU ŞERİFE VATANSEVER TUNÇ ALADAĞLI AYTAÇ SEVİM OZAN YEŞİLKAYA
İSTANBUL BAŞKAN BAŞKAN YARDIMCISI YAZMAN SAYMAN Yönetim Kurulu Üyesi Yönetim Kurulu Üyesi Yönetim Kurulu Üyesi ŞUBE DENETÇİSİ ŞUBE DENETÇİSİ ŞUBE DENETÇİSİ
EROL CELEPSOY HAKKI KAYA OCAKAÇAN MUSTAFA AYDIN MAZLUM KAPLAN FAİK KEMAL ÖZOĞUZ ERHAN KARAÇAY BEYZA METİN ŞAHİN YILMAZ MECDİ DEMİR GÜRSOYTRAK FETİH ÇELİKSÖZ
TRABZON BAŞKAN BAŞKAN YARDIMCISI YAZMAN SAYMAN Yönetim Kurulu Üyesi Yönetim Kurulu Üyesi Yönetim Kurulu Üyesi ŞUBE DENETÇİSİ ŞUBE DENETÇİSİ ŞUBE DENETÇİSİ
İSMAİL HAKKI ALTAŞ ADEM YARDIM EMRE AKYÜZ ÖZER ÖZTÜRK İSMAİL HAKKI ÇAVDAR TUNCAY DEĞERMENCİ MEHMET MAZLUM DOĞAN YILMAZ MUAMMET BAKİ AHMET MUTLUOĞLU
DENİZLİ BAŞKAN BAŞKAN YARDIMCISI YAZMAN SAYMAN Yönetim Kurulu Üyesi Yönetim Kurulu Üyesi Yönetim Kurulu Üyesi ŞUBE DENETÇİSİ ŞUBE DENETÇİSİ ŞUBE DENETÇİSİ
BÜLENT PALA MAHMUT KAYA ARİF DÖNMEZ TURAY VOLKAN AYANOĞLU ERDEM DURMAZ HATİCE ERYİĞİT MUHSİN TARIK MADRAN ERIM ARICI FATIH MARDINOĞLU NAZIM GÖKHAN DALDAŞ
İZMİR BAŞKAN BAŞKAN YARDIMCISI YAZMAN SAYMAN Yönetim Kurulu Üyesi Yönetim Kurulu Üyesi Yönetim Kurulu Üyesi ŞUBE DENETÇİSİ ŞUBE DENETÇİSİ ŞUBE DENETÇİSİ
ŞEBNEM SEÇKİN UĞURLU HÜSEYİN AVNİ GÜNDÜZ HACER ÖZTURA ZEKİYE FERYAL GEZER GÜLEFER METE MÜMTAZ AYÇA EGEMEN AKKUŞ AHMET ÖZTÜRK MEHMET GÜZEL MEHMET EMİN ÖZGER
ELEKTRİK MÜHENDİSLERİ ODASI ŞUBELERİ
ADANA ŞUBE
ADRES: Güzelyalı Mah. 81098 Sokak No: 1 Çukurova-Adana TELEFON: +90 322 4583838 FAKS: +90 322 4582450 GSM: +90 533 7228001 E-POSTA: [email protected]
ANKARA ŞUBE
ADRES: Ihlamur Sokak No: 10/1 Kızılay Çankaya- Ankara TELEFON: +90 312 2314474 FAKS: +90 312 2321088 GSM: +90 530 7730937 GSM: +90 530 7730938 E-POSTA: [email protected]
ANTALYA ŞUBE
ADRES: Meltem Mah. 3. Cd. 3808 Sk. No: 20 Antalya TELEFON: +90 242 2376045 FAKS: +90 242 2376047 GSM: +90 530 7730944 GSM: +90 530 7730943 E-POSTA: [email protected]
BURSA ŞUBE
ADRES: Bursa Akademik Odalar Birliği Yerleşkesi (BAOB) Odunluk Mah. Akademi Cad. No: 8 16040 Merkez-Bursa TELEFON: +90 224 4511212 FAKS: +90 224 4519899 E-POSTA: [email protected]
DENİZLİ ŞUBE
ADRES: Atatürk Blv İn-Ba İş Mrk. K6 No: 32 Denizli TELEFON: +90 258 2425555 FAKS: +90 258 2418832 E-POSTA: [email protected]
DİYARBAKIR ŞUBE
ADRES: Aliemiri 4. Sokak Müge 6 Apartmanı Kat:1 No: 2 Yenişehir-Diyarbakır TELEFON: +90 412 2284620 GSM: +90 530 7730942 E-POSTA: [email protected]
ESKİŞEHİR ŞUBE
ADRES: İstiklal Mah. Şair Fuzuli Cad. Özkal İşm. No:36 K:2 D:1 Odunpazarı-Eskişehir TELEFON: +90 222 2319447 FAKS: +90 222 2319447 GSM: +90 530 7730947 GSM: +90 541 2319447 E-POSTA: [email protected]
GAZİANTEP ŞUBE
ADRES: Emek Mah. 19019 Sk. No: 34/B Şehitkamil-Gaziantep TELEFON: +90 342 3219080 FAKS: +90 342 3229977 GSM: +90 533 5713550 E-POSTA: [email protected]
İSTANBUL ŞUBE
ADRES: Ergenekon Mah. Cumhuriyet Cad. Adlı Han 173/3 Harbiye 34367 Şişli-İstanbul TELEFON: +90 212 2591150 FAKS: +90 212 2583655 GSM: +90 530 7730925 GSM: +90 530 7730926 E-POSTA: [email protected]
İZMİR ŞUBE
ADRES: Kazım Dirik Mah. Üniversite Cad., 374/1 Sk No:1, 35100 Bornova-İzmir TELEFON: +90 232 4893435 FAKS: +90 232 4454949 GSM: +90 530 7730952 GSM: +90 530 7730953 E-POSTA: [email protected]
KOCAELİ ŞUBE
ADRES: Ömerağa Mah. Naci Girginsoy Sk. No: 15/3-4 İzmit-Kocaeli TELEFON: +90 262 3254122 FAKS: +90 262 3245456 GSM: +90 530 7730954 GSM: +90 530 7730955 E-POSTA: [email protected]
MERSİN ŞUBE
ADRES: Limonluk Mah. 2417 Sk. No: 5 Yenişehir-Mersin TELEFON: +90 324 3276871 FAKS: +90 324 3276873 GSM: +90 530 7730956 E-POSTA: [email protected]
SAMSUN ŞUBE
ADRES: Bahçelievler Mah. Gazanhan Sokak No: 6 Kat: 2-3 Samsun TELEFON: +90 362 2311977 FAKS: +90 362 2315131 E-POSTA: [email protected]
TRABZON ŞUBE
ADRES: İskenderpaşa Mah. Bayraktarlar İş Merkezi Kat:3 No: 64 Trabzon TELEFON:+90 462 3221395 FAKS:+90 462 3265092 E-POSTA: [email protected]
Temsilcilik Adı
Şubesi Temsilci ve Yardımcıları
Adıyaman Temsilciliği Afyonkarahisar Temsilciliği Ağrı Temsilciliği Aksaray Temsilciliği Alanya Temsilciliği Alaşehir İlçe Temsilciliği Aliağa İlçe Temsilciliği Amasya Temsilciliği Anamur Temsilciliği Artvin Temsilciliği
Gaziantep Ankara Diyarbakır Ankara Antalya İzmir İzmir Samsun Mersin Trabzon
Mustafa Öztürk, Rıza Durmuş, Berçin Mirkan, Hasan Dede, İbrahim Halil Mutlu Çetin İnce, Cihan Şahin, Rabia Selin Zenger Mahmut Özhan, Çağlar Kılıç, Ferhat Özkan Çapar, Hamit Sönmez, Muhammed Onur Polat Faruk Bozkurt, Ramazan Koçak, Volkan Yüksel, Yılmaz Öngün Umut Mirioğlu, Ali Aras Akif Çınar, Hüseyin Cahit Kılınç Murat Kuzumoğlu, Ferhat Lek Metin Ahsen Durusoy Ufuk Katık, İbrahim Çağdaş Arıcı, Ahmet Onur Kırılmaz Ahmet Faruk Açıkgöz, Fatih Yaşar
Aydın İl Temsilciliği Ayvalık Temsilciliği Bakırköy Temsilciliği Balıkesir Temsilciliği Bandırma Temsilciliği Bartın Temsilciliği Batman Temsilciliği Bayburt Temsilciliği Bergama İlçe Temsilciliği Beylikdüzü Temsilciliği Biga Temsilciliği Bilecik Temsilciliği Bitlis Temsilciliği
İzmir Bursa İstanbul Bursa Bursa Kocaeli Diyarbakır Trabzon İzmir İstanbul Bursa Eskişehir Diyarbakır
Haluk Demirci, Halil Yorgalı, Orhan Arslan, Salih Eğerci Mesut Nail Akın, Erol Kınık Rasim Doğan, Reşat Murat Görgü, Ziya Torun Mehmet Nazmi Kacar, Selçuk Savaş, Mehmet Faik Şenergin Murat Yazıcı, Nergis Güney, Mutlu Onganar, Melike Dönmez, Tayfun Tutar Mahmut Demirok, Necmettin Samancıoğlu, Mustafa Dinçer İbrahim Yıldız, Seyithan Kaya, Çidem Cansağ, Yahya Sincar, Fırat Tüzün Ozan Özkan, Fatih Korkusuz, İsmail Kelleci Nadir Gergin, Ali Bayram Yüksel Mengünoğul, Sıddıka Ödel, Cafer Ermiş, Zeki Akbıyık Serkan Yılmaz, Selin Nehir Suat Zafer Meriçelli Umut Selçin, Abdullah Aktaş, Mehmet Sakin Yılmaz
Bodrum Temsilciliği
Bolu Temsilciliği
Burdur Temsilciliği
Çanakkale Temsilciliği
Çankırı Temsilciliği
Çerkezköy Temsilciliği
Çorlu Temsilciliği
Çorum Temsilciliği
Samsun
Düzce Temsilciliği
Edirne Temsilciliği
Edremit Temsilciliği
Elazığ Temsilciliği
Elbistan Temsilciliği
Gaziantep
Erzincan Temsilciliği
Erzurum Temsilciliği
Fethiye Temsilciliği
Finike Temsilciliği
Gebze Temsilciliği
Giresun Temsilciliği
Gölcük Temsilciliği
Gümüşhane Temsilciliği
Hakkari Temsilciliği
Hatay Temsilciliği
Iğdır Temsilciliği
Isparta Temsilciliği
İnegöl Temsilciliği
İskenderun Temsilciliği
Kadıköy Temsilciliği
Kahramanmaraş Temsilciliği Gaziantep
Karabük Temsilciliği
Karadeniz Ereğli Temsilciliği Kocaeli
Karaman Temsilciliği
Mersin
İsmail Sever, Toğman Bülent Manzak, Özgür Yalçın, Hikmet Arslanparçası, Mehmet Ali Timurhan İsmail Doğandor, Erman Esentepe, Murat Armutcu Mehmet Çığrı, Meltem Güler Erkan Güçyetmez, Görkem Arslan, Yücel Yaşar, Ali Rıza Sağcan, Mehmet Köşkeroğlu İsmail Ulutaş Ahmet Çuhadaroğlu, Erol Çetinkaya, Cemal Demir, Zafer Tokuç Muharrem Okur, Doğan Turgut, Seyit Ahmet Bak, İsmail Bul, Adnan Haluk Erkan Aydın Taşkın Erol Topuz, Ahmet Serdar Erdem, Abdurrahman Güneş, Tuhan Tamtabak, Ayşin Kuçlu Tarık Etker, İsmail Arda, Özgür Mercanlı Veysel Çağlar, Işık Çoban Selcen Aydoğmuş, İlyas İpek Turgut Taşolar, Metin Çelik, Mevlüt Şakalar, Rasıh Uğurlu Özkan Özcan, Ümit Aykan, Murat Demir Namiye Sınırkaya, Emre Doğan, Ömer Yaşa Veli Önver, Sermet Mustafa Ünel, Muzaffer Lük, Damla Olgun Doğan Yıldırım, Ramazan Oktay Veysel Suludere, Murat Korkmaz, Murat Çiftçi, Mehmet Cüneyt Tüfekçioğlu, Pınar Demir Tacettin Özkılıç, Beytullah Özbayram Recep Vasfi Sıvış, Gürcan Deniz Hakan Bilgiç Adem Çatal, Özgen Canan, Hamdullah Temel, Evren Taş Cem Hüzmeli, Ayhan Teker, Volkan Ömer Göçeri, Adnan Orukoğlu, Hasan Horoz Muhammed Taner Güner Merdan, Yavuz Büyükbayram, Mehmet Çallıoğlu Doğan Temizkan, Sinan Özen, Onur Metinbaş, Cahit Yaran Ahmet Bülent Bozdoğan, Kenan Sapmaz, Cemil Reyhaniye, İlter Tellioğlu Recep Cem Erkanlı, Mahmut Serhat Demirhan, Saadet Nuruilah Güleç, Nermin Verdi Bahattin Uylukçu, Bünyamin Sağlam, Mustafa Şekkeli, Kalender Korkmaz, Ahmet Serdar Yılmaz Mehmet Erol, Ahmet Bürümcek, Sadık Ketenci Mehmet Ali Karanfil, İbrahim Etem Özdemir, Hüseyin Nail Zobu Bünyamin Selvi, Ümit Şimşek
Temsilcilik Adresi
Yavuz Sultan Selim Mah. Mehmet Akif Cad. No:7 Dumlupınar Mah. 2. Cad. No:23/3 Tokman Apt Cumhuriyet Cad. Ağrı Ticaret Merkezi K:3 No:22 3. Nolu Belediye İşhanı Sarraflar Cad. K:2 Kadıpaşa Mah. Sugözü. Cd. Yılmaz Apt. No:87/1 Beşeylül Mah. Hanlar Cd. No:75 Kurtuluş Mah. Fevzipaşa Cd. No:108/A Ziyapa Cad: Özkök İşmerkezi No:17/8-4 Yeşilyurt Mahallesi Kıbrıs Caddesi Cumhuriyet Apt. No:58/C Orman Bölge Müdürlüğü Makine İkmal Şb Müdürlüğü Çarşı Mah İnönü Cad No:71 Merkez Kurtuluş Mah. 32. Sok. No:35/A Sural Pasajı No:48 Cevizlik Mh. Mor Sümbül Sk. No:1 K:2 Çavuşoğlu İş Mrk. Büro No:24 Yıldırım Mah. 26001 Sk. Şenergin Apt. No:3 Kat:1 Daire:2 Karesi/Balıkesir Paşakent Mahç Şehit Şener Köksal Cad. Pervin Sitesi No:6/A-31 Kırtepe Mah. Cumhuriyet Cad. Ağah Bey İş Merkezi 1.Kat No:12 Meydan Mah. 2000 İş Merkezi K:4 No:410 Türk Telekom A.Ş. Bayburt İl Müdürlüğü Yeni Belediye İşhanı Zemin Kat No:12 Büyükşehir Mahallesi Belediye Caddesi No:22 Beylicium Avm Kat:4 No:108 B-C Hamdibey Mh. İnönü Cd. No:60 Biga/Çanakkale Gazipaşa Mahallesi Osmangazi 1 Sokak No: 3/1 K:1 D:3 Merkez/Bilecik An Teiaş 17. İletim Tesisi Ve İşletme Grup Müd. Tatvan Bakım ve İşletme Fatih Mah. Yeni Sanayi Yanı Temel Yapı İş Mkz. Toplu Konut Alanı K:2 No:1
Tabaklar Mah. Ferit Talay Cad. Turisa Apt.61/1 Burç Mh. 2. Tuna Sok. Sıla Apt. No:6/B Barbaros Mahallesi Troya Caddesi Yaşam Evleri D Blok No:2 Buğday Pazarı Mah. İş Kur İş Hanı No:7/69 Gazi Mustafa Kemal Paşa Mah. Öztrak Cad. Doğramacı Apt. No:4 Daire:2 Eski Hükümet Cad. Kurtgöz İşhanı No:2/28 Gazi Cd. Mahmut Akaydın İş Merkezi No:17 K:7/23 Kültür Mh. İstanbul Cd. Spor Sk. İbrahimoğlu İş Merkezi N.129 Kat.2 Mithatpaşa Mh. İnönü Cad. Erdi Apt. K:1 No:1 İnönü Cd. 1. Sk. No:9 Kat:1 İzzetpaşa Mh. Şehit Binbaşı Sabri Sk. No:1/2 Güneşli Mah. Mevlana Cad. Kale İş Merkezi No:1/11 K:2 Ordu Cad. Selimoğlu İşhanı No: 222 Vani Efendi Cad. Fırat İşmerkezi No:4 Daire:1 Yakutiye/Erzurum Tuzla Mah. 557. Sokak Emelim Yapı Koop. No:9 D:3 Cumhuriyet Cad. Sarıbey İşhanı K: 1/2 Tmmob Binası Adliye Cad. No: 25 0262 6444825 Anayurt Yapı Denetim Gazi Cad.Kapu Mah.No:81/2 Merkez Mh. 19 Mayıs Cd. N.2/D Gölcük Karaer Mah. Atatürk Cad. No:60 K:2 Telekom İl Müdürlüğü Tekre Kavşağı Armutlu Mah. Ufuk Sokak No:28 Cumhuriyet Mah.Zübeyde Hanım Blv. 12 5 Yayla Mah. 130. Cad. No :10 Gürcan Apt. Kat 1 Osmaniye Mh. Şebboy Cd. Orkide Sokak No: 3 Çay Mah. Tayfur Sökmen Bulvarı İskenderun Plaza No:19 K:1 D:41 Kozyatağı Mah. Çardak Sok. Şaşmaz Sitesi B1 Blok No:2 Daire 10 İsmetpaşa Mah.Yeni Hükümet Cad. No:18 Fatih İşhanı K:3/11
Hürriyet Cd. Mako İşhanı Kat: 3/1 Müftü Mah. Yemeniciler Sok. No:22 Kat:3 No:15 Tahsin Ünal Mah. Faik Kayserilioğlu Cd. Çakırlar İşh. K: 3
Temsilcilik Temsilcilik Telefon Faks
416 2131603 416 2140975 272 2140555 272 2142730
382 2127176 242 5119377 236 6537665 232 6165856 358 2122067 324 8148088 466 2126661
242 5119377 236 6537665 232 6165857
324 8148088 466 2126619
256 2124762 266 3124658 212 5612101 266 2442297 266 7136251 378 2278075 488 2133230 458 5553000 232 6320481 212 8728682 286 3165028 228 2127570
266 3121251 212 5438434 266 2390450 266 7136251 378 2278095
458 5551015 232 6332878
286 3167950 228 2127570
252 3171501 252 3171501
374 2123435 248 2331116 286 2123399 376 2132405 282 7267017 282 6531666 364 2240406 380 5247404 284 2136915 266 3739589 424 2386557 344 4132244 446 2142212 442 2384077 252 6123040 242 8555434 262 6432805 454 2124032 262 4123865 456 2131678 438 5551000 326 2253300 541 8257676 246 2183352 224 7123659 326 6136382 216 3899595 344 2259609
374 2123435 248 2331116 286 2183252 376 2132405 282 7267017
364 2240406 380 5247404 284 2122680 266 3737806 424 2380272
446 2142212 442 2384077 252 6123040
262 6444826 454 2124032 262 4133215 456 2131678 438 5551000 326 2251300
246 2183352 224 7123651
216 3896464 344 2219955
370 4131055 370 4247764 372 3230838 372 3235600 338 2149494 338 2133000
Kars Temsilciliği Kartal Temsilciliği Kastamonu Temsilciliği Kayseri Temsilciliği Kemalpaşa İlçe Temsilciliği Keşan Temsilciliği Kırıkkale Temsilciliği Kırklareli Temsilciliği Kırşehir Temsilciliği Kilis Temsilciliği Konya Temsilciliği Konya-Akşehir Temsilciliği Konya-Ereğli Temsilciliği Kuşadası İlçe Temsilciliği Kütahya Temsilciliği
Lüleburgaz Temsilciliği
M.Kemalpaşa Temsilciliği Malatya Temsilciliği Manavgat Temsilciliği Manisa İl Temsilciliği Mardin Temsilciliği Marmaris Temsilciliği Milas Temsilciliği Muğla Temsilciliği Nazilli İlçe Temsilciliği Nevşehir Temsilciliği Niğde Temsilciliği Ordu Temsilciliği Ortaca Mesleki Denetim Bürosu Osmaniye Temsilciliği Ödemiş İlçe Temsilciliği Polatlı Temsilciliği Rize Temsilciliği Sakarya Temsilciliği Salihli İlçe Temsilciliği Silifke Temsilciliği Sinop Temsilciliği Sivas Temsilciliği Soma İlçe Temsilciliği Söke İlçe Temsilciliği Şanlıurfa Temsilciliği Şereflikoçhisar Temsilciliği Şırnak Temsilciliği Şişli Temsilciliği
Tarsus Temsilciliği Tekirdağ Temsilciliği Tire İlçe Temsilciliği Tokat Temsilciliği Torbalı İlçe Temsilciliği Tunceli Temsilciliği Turgutlu İlçe Temsilciliği Uşak Temsilciliği Van Temsilciliği
Yalova Temsilciliği
Yozgat Temsilciliği Zonguldak Temsilciliği
Trabzon İstanbul Ankara Ankara İzmir İstanbul Ankara İstanbul Ankara Gaziantep Ankara Ankara Ankara İzmir Eskişehir
Nizamettin Kara, Demirel Öncül, Yusuf Turna, Göksel Ubiç Ali İyikan, Harun Baş, Kenan Atasoy, Tuncay Özkoç, Nizamettin Demirci Metin Uzunkara, Ertuğrul Durna, İsmail Hakkı Özcebeci Mehmet Erdoğan, Ahmet Kemaleddin Gülcüoğlu, Kuddusi Aksoy, Özden Koparan, İlker Yakut Mükremin Zülkadiroğlu, Levent Özcan Ömer Bağcıoğlu, Şahin Gökhan Kara, Mustafa Kemal Tezcan, Can Meriç Niyazi Çopur, Fahriye Günaydın, Onur Utku Sevinç, Yavuz Selim Güneş Nilgün Elçi Mustafa Akgül, Barış Ordu Mehmet Aşkın, Halil İbrahim Yeşildal, Mehmet Nur Cantaşdemir Hacı Mehmet Azizoğlu, Mehmet Karabacak, Hatice Dikici Cihan Demiral, Taner Somuncu, Mustafa Aykut Başoğlu Ali Turhan, İsmail Yalçın Ergun Sakarya, Burak Nalbantoğlu, İbrahim Kovancı Yaşar Varmaz, Nurullah Bozdağ, Efe Ünlükaya
Bursa Diyarbakır Antalya İzmir Diyarbakır Denizli Denizli Denizli İzmir Ankara Mersin Samsun Denizli
Gökhan Serdar Özcanlar, Mustafa Arı, Bülent Zafer Seber, Emrah Yiğit, Erhan Büyükyılmaz Kemal Şenışık, Necmi Kenar, Fikret İlter Mehmet Zeki Hedekoğlu, Murat Köseoğlu, Ahmet Haluk Yılman, Tuğba Atsız Abdullah Cengiz, Abdullah Aydın Demirhan Gözaçan, Mehmet Zafer Önceyiz, Melih Cem Kara, Erdoğan Koldaş, Doruk Yavaş Neslihan Çiçek, Serhat Ceylan, Murat Taş Fahri Erdinç Ünal, Ozan Eryavuz, Hayrettin Yalçın Yaylalı Emrullah Tuna, Gürcan Özer, Gürcan Özer Muhsin Tarık Madran, Behlül Koca, Emrah Azdemir, Emrah Demir, Mehmet Kürşad Mustafa Gürhan Şenbak Tamer Kaçak, Ali Babaoğlu, Özlem Bahadır, Yüksel Duruer Işık Öztürk, Lutfi Sevim, Sibel Songur, Cihan Ekebaş Volkan Türkmen, Barış Türker, Mehmet Akçiçek Reşat Kundakçı
Adana İzmir Ankara Trabzon Kocaeli İzmir Mersin Samsun Ankara İzmir İzmir Diyarbakır Ankara Diyarbakır İstanbul
Mersin İstanbul İzmir Ankara İzmir Diyarbakır İzmir Denizli Diyarbakır
Ankara Kocaeli
Fatma Aki, Arda Candemi Hasan Döner Mete Önbaşlı, Hüseyin Seçen, Erkan Acar Ahmet Konuk, Ümit Çeliker Mehmet Aygün, Mehmet Aydın, Serkan Birben Halil Atay, Bilgin Köroğlu, Zakir Onur Şenel, Turgay Demirgövde, Şamil Aykut Azim Şahin, Teoman Abrak Ekrem Onur Kozan, Yusuf Taşeli, Emin Ümit Gür, Doğan Sayar Koray Keseroğlu, Saygın Doğan Ahmet Şenyurt, Sevgi Yörük, Hüsnü Özdamar, İsmet Çağlayan Taylan Onur Zeybekoğlu, Cem Tabak, Cumhur Çakır Mustafa Usluyüz, Tamer Dirmilli Necati Kırmızıtoprak, Hülya Tuğalan, Mehmet Emin Göllü, Ayşe Funda Yağmur Ahmet Tokgöz Goman Sarıyıldız, Ahmet Açar, Rıdvan Erkul Hüseyin Özcan, Ahmet Cem Yazıcı, Alparslan Karaaslan, Elif Ertikmen, Bilge Özkan, Egemen Kılıç Nuri Bayülgen, Cumali Türkeri, Ömer Tunçsel Nernekli Tamer Özdemir Nejat Bozkurt Doğan Atay, Süleyman Engin, Tuncay Arslan, Mustafa Zahid, Serkan Bilgiç, Özcan Alabaş Hüsamettin Güner Yılmaz Gök, Ali Şevket Sönmez Sadık Erdem İşlek, Erdem Akçağlar Birol Yıldırım, Bekir Kürşad Dülger, Seda Coşkun Yatkın, Devrim Helvacıoğlu, İrfan Yaşar Dukul Süleyman Balkan, Mehmet Nuri Yavuz, Murat Aydıncioğlu, Yalçin Tokgöz, Muhammed Sait Fırat Keskin Engin Çetinbaş, Ercüment Ekrem Bozkurt, Feridun Toparlak, Rezan Dikici, Gökhan Kaya, Volkan Çelik, Metin Aydın Recep Avcu, İsa Köker Bülent Özgümüş, Hakan Kaya, Nuri Özel
Aras Edaş Kars İl Müdürlüğü Üsküdar Cad. Uras İş Merkezi No:18/4 Topçuoğlu Mah. Belediye Cad. Ekmekçiler İş Merkezi K:1 No:16/5 Serçeönü Mah. Ahmet Paşa Cad. Mühendisler İşhanı K:7 No:702 İzmir Kemalpaşa Organize Sanayi Bölgesi Gazi Bulvarı No:15 Kemalpaşa/İzmir Yukarı Zaferiye Mahallesi Paşayiğit Cad No:32-A/103 Kat:4 Yenidoğan Mah. Barboros Hayrettin Cad. Özak Pasajı No:8 K:3 Karakaş Mah. Yeni Gürpınar Pasajı K:2 No:48 Ahi Evran Mahallesi M.Ali Yapıcı Bulvarı Kırşehir Apt. Kat:5 N:23
Nişantaşı Mah. Nüve İş Mkz. B Blk. K:7 No:704 Cevdet Köksal Cad. No:7 Hacı Mütahir Mah. Çınar Sok. İlkay İşhanı Kat:3 No:13 Cumhuriyet Mah. Minare Sokak No:22 Kat:1 D:2 Ali Paşa Mahallesi Fatih Sultan Mehmet Bulvarı Beyaz Enerji İş Merkezi A Blok No:12.-14 K.:3 D.:24 Yeni Mah. Fatih Cad. No:35 K:2
Sabribey Mh. Demirciler Cd. No:2 Kat:2 Niyazi Mahallesi Mısri Cad. Topçuoğlu Apt. No:201/1 No:11 Atatürk Caddesi Eryıldız İş Merkezi K:3 No:44 1.Anafartalar Mh. 1701 Sk. No:9/A 13 Mart Mah. Vali Ozan Cad. Aksa İş Merkezi No:38 K:1 No:1 Yunus Nadi Cad. No:86 Armutalan Hacı İlyas Mahallesi Ulusal Egemenlik Caddesi Tuna İş Merkezi No:14/8 Şeyh Mahallesi İsmet İnönü Caddesi Zihni Derin İşhanı No: 6/101 Altıntaş Mahallesi 147. Sokç No:5/B Yeni Kayseri Cd. Sahil İşhanı K:5 No:66 Esenbey Mh. Giray Sk.Bahadır İş Merkezi K:1 No:6 Bahçelievler Mah. Yunus Emre Cad. No:50/A Yerbelen Mahallesi Muğla-Fethiye Karayolu Caddesi Tem Elektrik Blok No: 190 İç Kapı No: 3 Raufbey Mh. Alparslan Türkeş Cd. Görücüler Sitesi Zemin Kat No:95 Akıncılar Mah. Kültür Cad. Yağcı İşhanı No:4/Z-13 Yeni Mahalle Eti Caddesi No:63/1 Çoruh Elektrik Dağıtım A.Ş. Rize İl Müdürlüğü Karaağaç Cad. Özkaynak İşhanı No:60 K:2 Mithatpaşa Mah. 18. Sok. No:4 K:2 Saray Mah. Sanatçılar 2 Sk. Mazhar Tol İş Hanı No:2/105 Sakarya Cad. Batur Sok. No:36 Sirer Cd. Çitil Apt. K:2 No:8 E.L.İ. Ege Linyitleri Müessese Müdürlüğü Kemalpaşa Mh. Ömer Koyuncu Cd. No:3/205 Bamyasuyu Mah. 147. Sok. Stad Apt. B Blok K:7 No:14 Ekici Tekke Çeşme Cd. Nevzat Tekin İşh. No:5/4 Şah Mahallesi Hökenek Caddesi Sarıyıldız Pasajı No:27 Perpa Ticaret Merkezi A Blok Kat: 14 - Okmeydanı
Hilmi Seçkin Bulvarı Canataroğlu Apartmanı 2/3 Belediye İşmerkezi N:604 Yeni Mah. Fevzipaşa Cad. No:9 K:2 Ali Paşa Mah. Mithatpaşa Cad. No:9 K:3 Tepeköy Mh. İnönü Cd. No:58 Tunceli İl Özel İdaresi Müdürlüğü Yılmazlar Mah. Avukatlar Sok. No:16/B Turgutlu / Manisa Köme Mh.Belediye İş Hanı K:3 No:161 Hastane Cad. 1438 Çavuşbalı Sok. Nedimodabaşı Ticaret Merkezi B Blok K:5 No:63 Süleyman Mah. Cengiz Koçal Cad. No: 9/6 Merkez/Yalova
Aşağı Nohutlu Mah. Bahattin Çokdeğerli Cad. Zafer İş Merkezi No:11/3 Tahirkaraoğuz Sokak Birlik İşhanı No:203
474 2251119 216 5175005 366 2147030 352 2318181
474 2251102 216 3877033 366 2147630 352 2318294
284 7149832 318 2254046 288 2142701 386 2125858 505 2947891 332 2338453 332 8133159 332 7134454 533 6005543 274 2160042
284 7148595 318 2254046 288 2122701 386 2125858
332 2388799 332 8133637 332 7134454
274 2160042
288 4128043 288 4128043
224 6134679 422 3259320 242 7430006 236 2345809 482 2124165 252 4135999 252 5130532 252 2148069 256 3154438 384 2127670 388 2328553 452 2338252 252 2820520
422 3259320 242 7430006 236 2391860 482 2132158 252 4135999 252 5130532
256 3154438 384 2136996
452 2338252 252 2820520
328 8137011 232 5087878 312 6238207 464 2130596 264 2777530 236 7139720 324 7148325 368 2613033 346 2230933 236 6132326 256 5120111 414 3164527 312 6879736 486 6169597 212 2205773
232 5087878 312 6238290 464 2130607 264 2777531 236 7139719 324 7148325
346 2237429
256 5182871 414 3164527 312 6879736
212 2207198
324 6146400 282 2625097 232 5116247 356 2120575 232 8564490 428 2132120 532 060368 276 2232005 432 2152725
282 2625097 356 2120576 232 8554867
276 2232005 432 2152725
226 8113701 226 8113701
354 2128687 354 2129355 372 2524561 372 2524561
FENNİKARİKATÜRLER
Adres: Ihlamur Sokak No:10 Kat: 3 Kızılay - Ankara Telefon:+90 312 425 32 72 Faks:+90 312 417 38 18
Adres: Ihlamur Sokak No:10 Kat: 3 Kızılay - Ankara Telefon:+90 312 425 32 72 Faks:+90 312 417 38 18