Elektrik Mühendisliği · Sayı 466 · Haziran-Temmuz-Ağustos 2019

ODAMIZIN FAALİYETLERİ

Nükleer enerji Haber ve etkinlik

Yıl
2019
Sayfa
6
Okuma süresi
12 dk
Görüntülenme
0

Konu

Nükleer enerji

İlgili: Toplum, demokrasi ve emek, Oda ve TMMOB örgütsel yaşamı

Anahtar kelimeler

  • Akkuyu Nükleer Santralı
  • Nükleer Karşıtı Platform
  • Rosatom
  • Hiroşima
  • EMO
  • nükleer silahsızlanma

Özet

EMO'nun Akkuyu Nükleer Santralı'nda oluştuğu iddia edilen çatlaklarla ilgili Enerji Bakanlığı'na yazı yazması, Nükleer Karşıtı Platform'un Ankara'daki eşgüdüm toplantısı ve Hiroşima'nın yıldönümünde düzenlenen basın açıklaması aktarılmaktadır.

Tam metin

Metin PDF'ten otomatik çıkarılmıştır; tablo, şekil ve formüller eksik ya da hatalı olabilir. Özgün dizgi için PDF'e bakın.

AKKUYU’DA ÇATLAK İDDİASI…

Elektrik Mühendisleri Odası (EMO), Akkuyu Nükleer Santralı inşaatında reaktörün oturacağı temelin bazı bölümlerinde çatlak oluştuğu ve bu bölümlerin yeniden yapıldığına ilişkin haberler üzerine konuyla ilgili Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’na yazı yazarak bilgi talebinde bulundu.

Ulusal basında 6 Mayıs 2019 tarihinde Mersin Akkuyu’da yapımı devam eden nükleer santral inşaatında, reaktörün oturacağı temelin bazı bölümlerinde iki kez çatlak oluştuğu ve bu bölümlerin kırılarak yeniden yapıldığına ilişkin haberler yer almıştır.

Elektrik Mühendisleri Odası, kamuoyunda endişeyle karşılanan bu haberler üzerine konuyla ilgili detaylı bilgiye ulaşmak ve teknik analiz için Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’na başvurma kararı almıştır. EMO tarafından Bakanlığa gönderilen yazı ektedir.

EMO’nun konuyla ilgili edineceği bilgi ve inceleme sonuçları ilerleyen günlerde kamuoyu ile paylaşılacaktır.

Elektrik Mühendisleri Odası 46. Dönem Yönetim Kurulu

NKP EŞGÜDÜM TOPLANTISI ANKARA’DA YAPILDI

Nükleer Karşıtı Platform (NKP) eşgüdüm toplantısı, 20 Temmuz 2019 tarihinde, EMO Genel Merkezi’nde düzenlendi. Ülkemizde nükleer enerji alanında yaşanan gelişmeler, kurulması planlanan nükleer santralların değerlendirildiği toplantıda, nükleer karşıtı dayanışmanın arttırılması ve mücadele vurgusu yapıldı. NKP çalışmaları ve önümüzdeki dönem yapılacak faaliyetlere ilişkin görüş alışverişinde bulunuldu.

NKP eşgüdüm toplantısı, EMO Genel Merkezi’nde, saat 11.00’da başladı. Toplantıya; EMO Yönetim Kurulu Başkanı Gazi İpek, EMO Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Evindar Aydın, EMO Ankara Şube Yönetim Kurulu Başkanı Ömürhan Soysal, EMO Samsun Şube Yönetim Kurulu Başkanı Tarık Tarhan, EMO Samsun Şubesi’nden Metin Telatar, EMO Mersin Şube Yönetim Kurulu Başkanı Seyfettin Atar, EMO Adana Şube Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Mak, EMO İstanbul Şube Yönetim Kurulu Üyesi Erhan Karaçay, Nükleer Tehlikeye Karşı Barış ve Çevre İçin Sağlıkçılar Derneği (NÜSHED) Temsilcisi Derman Boztok, Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) Temsilcisi Tayfun Görgün, Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) Temsilcisi Elif Çuhadar, Türk Tabipleri Birliği (TTB) Temsilcisi Selma Güngör, Kimya Mühendisleri Odası (KMO) Temsilcisi Ayfer Güçlü Aras, Jeoloji Mühendisleri Odası (JMO) Temsilcisi Malik Bakır, EMO Oda Müdürü Cansel Aslan katıldı. Toplantıda; NKP koordinasyonu ve işleyişi, NKP çalışmaları ve NKP Kongresi konusu ele alındı.

Toplantının açılışını yapan EMO Yönetim Kurulu Başkanı Gazi İpek, Oda’nın 2006 yılından bu yana NKP sekretaryasını yürütmekte olduğunu vurgulayarak başladığı konuşmasında, Platform içinde; meslek odaları, sendikalar, siyasi partiler, çevre toplulukları, sivil toplum kuruluşları ve nükleer santral karşıtı kişilerin yer aldığını hatırlattı.

NKP’nin ülkemizde kurulmak istenen nükleer santrallara karşı mücadele için yan yana gelmiş

olan Platform üyesi kurum, kuruluş ve kişiler ile kamuoyuna yapılması planlanan nükleer santralların riskleri konusunda bilgilendirerek, sesini; yayınlar, düzenlediği mitingler, şenlikler ve basın açıklamaları ile duyurmaya çalıştığını belirten İpek, EMO’nun nükleer karşıtı politikalarına dikkat çekti.

NKP’nin işleyişinin daha etkin hale getirilerek, nükleer santral dayatmasına karşı mücadeleye devam edilmesi gerektiğini kaydeden İpek, çalışmaların etkin ve verimli yürütülebilmesi için şu değerlendirmelerde bulundu:

“Nükleer santrallar konusunda çalışmalar yürüten insanların çalışmalarının değerlendirilmesi gerekiyor. Çalışmaların basın ve yayınlar yolu ile kamuoyuna aktarılarak, nükleer santralların topluma ve çevreye vereceği zararlar detayları ile anlatılabilir. Nükleer konusunda güncel tüm gelişmeler yakından takip edilmeli, materyaller toplanmalıdır. Nükleer santrallara yönelik, kurumların desteği ile eğitimler düzenlenmesi de NKP etkinliğini arttıracaktır. Ayrıca; nükleer çalışmalarına destek vermeleri için kurumlarla işbirliği içinde hareket edilmeli, siyasi partiler, özellikle de basın ile ortak çalışmalar yürütülmelidir. Uluslararası ilişkiler güçlendirilmeli, uluslararası kurumlarla iletişime geçilerek koordinasyon sağlanmalıdır”

Gazi İpek’in konuşmasının ardından söz alan kurum temsilcileri, NKP’nin önümüzdeki dönem yapacağı çalışmalara ilişkin görüşlerini paylaşarak, NKP’nin yerellerde yaptığı çalışmaları anlattı.

NKP Kongresi’nin hangi tarihte ve nerede yapılması gerektiği konusunda görüşlerin değerlendirildiği toplantıda, Kongre’nin Ekim 2019 tarihinde, Mersin’de yapılabileceği görüşü benimsendi.

Öte yandan; NKP’nin, Hiroşima felaketinin yıl dönümü olan, 6 Ağustos 2019 tarihinde tüm yerellerle eş zamanlı olarak ortak bir basın açıklaması yapması kararı alındı.

Nükleer Karşıtı Platform (NKP), Hiroşima’ya atom bombası atılmasının 74. yıldönümü olan 6 Ağustos 2019’da EMO Genel Merkezi’nde bir basın toplantısı düzenledi. Toplantıya Elektrik Mühendisleri Odası (EMO), Jeoloji Mühendisleri Odası (JMO), Türk Tabipleri Birliği (TTB), Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK), Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) ve Nükleer Tehlikeye Karşı Barış ve Çevre İçin Sağlıkçılar Derneği (NÜSED) temsilcileri katıldı.

Toplantıda ilk olarak söz alan EMO Yönetim Kurulu Başkanı Gazi İpek, Türkiye’de son yıllarda nükleer santrallar konusunda yürütülen çalışmalara işaret ederek, “Ülkemiz insana, doğaya yabancılaşmaya

başladı” diye konuştu. Emperyalizm ve küreselleşme ile sermayenin giderek azgınlaşması karşında mücadelenin önemini vurgulayan İpek, “İnsanlığın geleceğine duyduğumuz sorumluluk duygusu içinde elimizden gelen çabayı harcıyoruz” dedi.

Kaz Dağları’nda doğa katliamına yol açan altın madenciliği çalışmalarına da değinen İpek, “Tüm bunlar sermayenin hırslı, gözü dönmüş politikalarını gösteriyor. Bunlara karşı yürüttüğümüz mücadele uzun soluklu, bizler omuz omuza elimizden geleneği yapacağız” diye konuştu.

Toplantıda daha sonra NKP’nin ortak açıklaması TTB Merkez Konseyi Başkanı Sinan Adıyaman tarafından okundu. Basın açıklaması metni aşağıdadır:

NÜKLEER KARŞITI PLATFORM BASIN AÇIKLAMASI

Hiroşima’ya atom bombası atılmasının 74. yıldönümünde nükleer silahlanma ve nükleer santrallara karşı halkımızı mücadele etmeye çağırıyoruz…

NÜKLEER ÇÖZÜM DEĞİL, TEHDİTTİR!

Bugün Hiroşima’ya atom bombası atılmasının 74. yıldönümü. II. Dünya Savaşı’nda Hiroşima’ya yapılan atom bombası saldırısından dolayı 140 bin kişi, 3 gün sonra Nagazaki’ye yönelik saldırıda da 80 bin kişi yaşamını yitirmiştir. Radyoaktiviteye maruz kalan onbinlerce insan ise “hibakuşalar” olarak ömürlerini çeşitli sağlık sorunları ve bunlara eşlik eden toplumsal dışlanmayla geçirmek zorunda kalmıştır. İnsanlık tarihinin en büyük felaketlerinden biri yaşanmış, yüzbinlerce kişinin ölmesine, yüzbinlerce kişinin yaralanmasına, yine gelecek kuşaklara aktarılacak biçimde ileri yaşlarda görülen kanser hastalıklarına yol açmıştır. Bombaların atıldığı bölge geri dönüşü olmayan biçimde zarar görmüştür. Çok büyük yıkımlara neden olan nükleer silahlanma tutkusu, yaşanan onca yıkıma rağmen bugün halen hız kesmeden devam etmektedir. Canlılara zarar veren ama binaları fabrikaları yıkmayan nötron bombası geliştirilmiş, üretilen atom bombaları ve nükleer silahlar dünyanın dört bir yanına insanları hedef alacak biçimde yerleştirilmiştir. Ülkemizde var olan üslerde de varlığını kazara öğrendiğimiz nükleer silahlar bulunmaktadır.

Nükleer silahlar, emperyalist ülkeler tarafından birbirlerine ve tüm dünyaya karşı baskı ve tehdit aracı olarak kullanılmaktadır. Bir yarışmaya dönüşen nükleer silah üretimi ve tüm dünyanın güya güvenlik amacıyla nükleer füzelerin hedefi haline getirilmesi, 1987 yılında ABD ve SSCB arasında yapılan orta menzilli nükleer ve konvansiyonel füzelerin ortadan kaldırılması anlaşması (INF) ile durdurulmuştu. Bu yıl önce ABD’nin ardından Rusya’nın INF’den çekilmesi ve ABD’nin yeniden nükleer füze üretmeye başlayacağını ilan etmesi hepimizi endişelendirmektedir. Dünya yeniden bir nükleer savaşta ya da bu füzelerin üretimi sırasında yaşanabilecek kazada büyük yıkımlar ve yok olma tehlikesiyle karşı karşıyadır.

Nükleer silahları ortadan kaldırmak yerine

nükleer silah sahibi olarak eşitlenme ya

da güvenlik oluşturma tercihleri, nükleer

silaha sahip olma çılgınlığının tüm dünyaya

yayılmasına neden olmaktadır. Bu çılgınlığı

sonlandırmak üzere 2017 yılında Birleşmiş

Milletler (BM) Genel Kurulu’nda kabul

edilen Nükleer Silahların Yasaklanması

⇒

Anlaşması, üye ülke parlamentoları tarafından da derhal imzalanarak nükleer savaş tehlikesine son verilmelidir.

“Nükleer silah avcılığına” da soyunan emperyalist devletlerin yıllar önce Irak, günümüzde ise İran’a yönelik politikaları sonucu, Türkiye’nin de içinde yer aldığı Ortadoğu’da sıcak savaşlar hiç bitmemektedir. Bu savaşlarda seyreltilmiş uranyum içeren bombaların kullanıldığı iddiaları ise hiç soruşturulmamakta ve genellikle inkar edilmektedir. Seyreltilmiş nükleer madde içeren silahların etki ettiği insanlarda yarattığı ani ve ileri dönem etkileri ise ne yazık ki bilinmemektedir, araştırılamamaktadır.

Nükleer silahlarla yürütülen savaşlar ve acı sonuçlarına rağmen nükleer silaha sahip olma çılgınlığına kapılan ülkelerden biri de Türkiye’dir. Nükleer enerji santralı projeleri ile üzeri örtülen bir nükleer silahlanma sevdası, “teknolojik gelişim” olarak topluma dayatılmaya çalışılmaktadır.

Nükleer savaş olmasa da bugüne kadar Çernobil ve Fukuşima’da yaşanan felaketler nükleer santralların radyasyon yayması bakımından nükleer silahlarla benzer sonuçlara neden olarak tehlike boyutunu tüm açıklığıyla gözler önüne sermişken nükleer santral kurulması ısrarını anlamak mümkün değildir. Nükleer santral teknolojisi pahalı, riskli, kirlidir. Türkiye’nin bugün enerji açığı olmadığı gibi tam tersine arz fazlası sorunu vardır. Dolayısıyla enerji politikalarıyla ilgisi olmayan tamamıyla siyasi bir tercih olan nükleer santrallara ülkemiz mecbur değildir. Enerji açığımız olsa dahi nükleer santrallar büyük riskler barındırdıkları için bir alternatif olarak görülemez. Dünya nükleer santrallardan uzaklaşırken, Türkiye’de geleceğimizi tehlikeye sürükleyecek bir nükleer santral macerasına girilmesi kabul edilemez.

Nükleer santralların gerçeklerine rağmen Çernobil Nükleer Felaketi‘ne yol açan nükleer santralı inşa eden ve işleten Rusya menşeili Rosatom firması tarafından Mersin Akkuyu’da, gazetelere yansıyan haberlere göre “ağır ihmallerin olduğu” nükleer santral inşaatı hızla sürdürülmektedir. “İnşaatın temelinde çatlaklar oluştuğu, uygun olmayan zeminin deniz suyuyla dolduğu, Rusya’da soğuk hava şartlarına göre projelendirilen çalışmanın, Mersin gibi sıcak bir bölgeye uygun şekilde optimize edilmediği” iddia edilmektedir. Elektrik Mühendisleri Odası, çatlak iddiasıyla ilgili olarak Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’na iki kez yazı yazarak bilgi istemiş, ancak hiçbir yanıt alamamıştır. Santralı 2023’e yetiştirme telaşıyla acele eden iktidarın, bilimsel verileri, mühendislik ilkelerini ve saha gerçeklerini göz ardı ettiği görülmektedir.

Unutulmamalıdır ki nükleer santralların en büyük risklerinden biri atık problemidir. Radyoaktif atık için kesin, bilinen, uygun ve kabul edilebilir bir arıtma yöntemi yoktur. Dünya üzerinde hiçbir yerde nihai depolama tesisi yapılamamıştır.

Hiçbir proje yaşamın kendisinden daha önemli değildir. Akkuyu Nükleer Santralı inşaatı derhal durdurulmalı, kamuoyunda büyük endişelere yol açan iddialara karşılık derhal detaylı bir çalışma başlatılmalı ve Akkuyu’ya teknik inceleme heyeti kabul edilmelidir.

Bünyesinde birçok meslek odası, sendika ve gönüllü kuruluşun yer aldığı Nükleer Karşıtı Platform (NKP), yıllardır yürüttüğü çalışmalarla, nükleer teknolojinin, kapitalizmin kar hırsı içerisinde dünyamızı bir mahvoluşa doğru sürükleyecek santral ve nükleer silahlanma yarışı için kullanılmasına karşı çıkmaktadır. Hiroşima ve Nagazaki başta olmak üzere nükleer silahlarla yaşamlarını yitiren ve bugün hala nükleer kirlenmenin acısını genetik olarak taşıyan canlara karşı sorumluluğumuzun bilinciyle tüm dünyaya ve TBMM’ye ve hükümete sesleniyoruz; insan eliyle yaratılan ölümleri durdurmak elimizde…

Tüm savaşlara son verilsin, derhal barış istiyoruz.

Nükleer silahlar imha edilsin.

Nükleer silah geliştirmeye son verilsin.

Nükleer Silahların Yasaklanması Anlaşması tüm ülkelerce onaylansın.

Nükleer santrallar kapatılsın.

NÜKLEER KARŞITI PLATFORM SEKRETERYASI ELEKTRİK MÜHENDİSLERİ ODASI 6 Ağustos 2019

EMO Anket Çalışması

KRİZ ELEKTRİK-ELEKTRONİK MÜHENDİSLERİNİ NASIL ETKİLİYOR?

Yeni bir kriz döneminden geçiyoruz. Kriz toplumsal yaşamın hemen her alanında hissediliyor. Yüksek döviz kuru, artan fiyatlar, iflas eden/konkordato ilan eden şirketler, işsizlik, yoksullaşma...

Kriz kuşkusuz elektrik- elektronik mühendislerini de derinden etkiliyor. EMO genel merkez olarak krizin üyelerimizi nasıl etkilediğini ortaya koyabilmek için bir anket hazırlıyoruz. Anketten muradımız krizin üyelerimizin hem iş hem de gündelik yaşamında sebep olduğu olumsuzlukları saptamaktır.

Biliyoruz ki sermayenin krize ilk yanıtı krizin faturasını emekçilere yüklemeye çalışmaktır -iflaslar, işten çıkarmalar, reel ücretlerde düşüşler, vs. Bu nedenle krizin üyelerimizin öncelikle iş yaşamına etkilerini ortaya çıkarmayı hedefliyoruz. Krizle birlikte ücretli çalışan üyelerimiz işten çıkarılıyor mu, üyelerimizin ücretleri düşüyor mu, iş yükü artıyor mu; kendi işini yapan üyelerimiz zorlanıyor mu; işsiz üyelerimiz iş bulmakta güçlük çekiyor mu? Anket aracılığıyla bu soruların yanıtlarının peşine düşeceğiz.

Bunun yanı sıra krizin elektrik- elektronik mühendislerinin gündelik yaşamında sebep olduğu sorunlara da mercek tutmak istedik. Yüksek enflasyon ortamında haneler göreli gelir düşüşü yaşıyor mu; üyelerimiz harcamalarını kısmak zorunda kalıyor mu; daha önce alınmış kredilerini geri ödemede güçlük çekiyor mu; daha önce ücret karşılığında aldığı hizmetleri (çocuk bakımı gibi) sonlandırmak zorunda kalıyor mu; bütün bunların sonucunda üyelerimizin ev işi ve bakım yükü artıyor mu, ruhsal dengesi bozuluyor mu?

Biliyoruz ki kriz koşulları kadınları erkeklerden daha fazla etkiliyor. Kadınlar genellikle ilk önce işten çıkarılıyor, hane içindeki iş yükleri artıyor, daha fazla karşılıksız bakım hizmeti vermek durumunda kalıyorlar. Bu gerçekten hareketle, krizin etkilerini toplumsal cinsiyet

perspektifinden araştırmaya gayret ederek, krizin kadın elektrik-elektronik mühendislerinin iş ve gündelik yaşamında ortaya çıkardığı özgül sorunlara da dikkat çekmek istiyoruz.

Bu çalışmayı krizin elektrik- elektronik mühendislerine etkisini ortaya koyabilmek için tüm üyelerimizi kapsayacak biçimde yürüteceğiz. Hepinizin bildiği gibi ülkemizde uzun zamandır devam eden ekonomik kriz, işsizliğin giderek artmasına neden olurken, özellikle genç nüfusta iş bulma sorunu yakıcılığını derinden hissettirmektedir. TÜİK’in verilerine göre Mayıs 2019 itibarıyla genç nüfusta (15-24 yaş) işsizlik oranı yüzde 23.3’e ulaşmıştır. Bu kapsamda anket çalışmamızda, EMO’ya kayıt olan son 5 bin üyenin durumuna özel olarak eğilecek ve böylece mesleki alanlarımızdaki fakültelerden yeni mezun olarak aramıza katılan genç arkadaşlarımızın çalışma hayatına katılım konusunda yaşadıkları sorunlara ışık tutmak için çaba harcayacağız.

Kuşkusuz böylesi bir envanter çıkarmak büyük önem taşıyor. Çalışmanın krizin sadece elektrik-elektronik mühendislerine değil, tüm mühendislere, TMMOB bünyesindeki tüm mühendis ve şehir plancılarına etkisi hususunda ipuçları sunacağını düşünüyoruz. Çalışmanın önemi bununla da sınırlı değil. Kriz kapitalizmin krizi olduğundan, krizin etkilerini ortaya sermenin, krize ve kapitalizme karşı mücadele için de araçlar sağlayacağı kanaatindeyiz. Zira kriz koşulları yeni bir muhalefetin örgütlenmesi, yeni mücadelelerin hayata geçirilmesi, politik taleplerin dillendirilmesi için yeni olanaklara kapı aralıyor. Anket çalışmasının bu hususta bize zengin bilgiler sağlamasını bekliyoruz. Sonuç olarak önemli olan bu kriz koşullarıyla mücadele etmek, krize karşı politikalar geliştirmek, dahası “yeni bir dünya” ufkunu tazelemek olduğundan, bu çalışmanın EMO’nun aktif politikalarına da girdi sağlayacağını düşünüyoruz. Tüm üyelerimizi ankete katılmaya davet ediyoruz.

ya

dos

TRT’DE USULSÜZ ATAMALAR

Geçtiğimiz günlerin önemli tartışma konularından biri, 169 TRT çalışanının, İstihdam Fazlası Personel (İFP) gerekçesiyle mesleki bakımdan ilgileri olmayan kurumlara atanmaları oldu. Bu uygulamayı çalışanlar çeşitli biçimlerde protesto ettiler. Kendilerine büyük bir haksızlık yapıldığını söyleyen kamu emekçileri, yalnızca görüşlerinden dolayı böyle bir muameleye maruz kaldıklarını belirtiyorlar.

TRT çalışanlarına göre, bu karar uygulandığı takdirde, kamu yayıncılığı tümüyle ortadan kalkacak, yetişmiş, eğitimli kadrolar gidecek ve hiç tecrübesi olmayanlar program yapacak. Ayrıca gönderilenler de gittikleri kurumlarda hiç bilmedikleri işleri yapmaya zorlanacaklar ve böylece kamusal zarar doğacak.

169 çalışandan 26’sı kendi isteğiyle bu atama listesine girmiş. 143 çalışan ise büyük bir haksızlık karşısında olduğunu düşünüyor. Bu çalışanlar düşüncelerini şöyle açıkladılar:

A; “Demek ki benim 30 yılı geçen sürede bu kurumda ne yaptığımı görmemişler. Birçok alanda çalıştım. Korolarda hocalık yaptım, hala da yapıyorum, programcılık yaptım, arşivlerin düzenlenmesinde çalıştım… Bunların ya farkında değiller ya da kendilerine biat edecek, itiraz etmeyecek insanlar arıyorlar. Bize ‘siz gidin bizim çocuklar gelsin’ diyorlar. Bu çocukların hepsi özel sınavlarla alınmıştır. Kameramanı, sesçisi, ışıkçısı dahil. TRT dışında bu kişilerin çalışabileceği herhangi bir devlet kurumu zaten yok. Devlet Personel Dairesi bu işin altından

nasıl kalkacak? Biz sanatçıların kadrosunu neye çevirecek gerçekten merak ediyorum. TRT’de usta çırak ilişkisiyle iş yapılır. Biz de gençlere yol gösteriyorduk, çünkü TRT’deki yapı başka türlü gelişmez. TRT başka hiçbir kamu kuruluşuna benzemez. Ama kanun hükmünde kararnameye dayanarak ‘ben yaptım oldu’ oiyorlar. Bu kadar basit değil.”

20 yıl önce koroların 100 kişi olduğunu, şimdi ise 25 kişi kaldığını belirten A., TRT’de istihdam fazlası olmadığını, aksine kadroların eksik olduğunu ifade ediyor.

1980’li yıllardan beri TRT’de çalışan B. ise “Çalışmayan, verim alınamayan personel diyerek ismimizi listeye yazdılar, oysa kendileri görev vermediler, bizi çalıştırmadılar” diyor. Ona göre bu kararın altında yatan nedenlerin başında, kamudaki iş güvencesini ortadan kaldırma isteği yatıyor. Bu hukuksuz uygulamaya seyirci kalmayacaklarını ve işlemin iptali için dava açacaklarını belirten B., bu haksız kararın yargıdan döneceğine inandığını söylüyor.

Diğer TRT çalışanı E., de muhaliflerin hedef alındığı düşüncesinde. Sol görüşe sahibim, bunu biliyorlar. Araya yandaş sendikaya üye bir iki kişiyi sıkıştırmışlar göstermelik olarak. Benim mesleğimi elimden almış oldular. Hem de en verimli çağımda. Ben yayıncılıktan başka hiçbir iş bilmiyorum, tüm hayatım böyle geçmiş. Başka ne yapabilirim?”.

Haksız ve kanunsuz atama karşısında mağdur olan TRT çalışanları, bu uygulamayı Ankara ve İstanbul’da yaptıkları eylemlerle protesto ettiler.