Elektrik Mühendisliği · Sayı 222 · Haziran 1975
ELEKTRİK MÜHENDİSLİĞİ EĞİTİMİNDE SORUNLAR
Oda ve TMMOB örgütsel yaşamı Görüş ve değerlendirme
- Yıl
- 1975
- Sayfa
- 21
- Okuma süresi
- 62 dk
- Görüntülenme
- 0
Konu
İlgili: Mühendislik mesleği, meslek hakları ve istihdam, Toplum, demokrasi ve emek
Anahtar kelimeler
- TMMOB
- Bekir Özgirgin
- Anayasa 122. madde
- TEK-SEN
- Teknik Eleman Kurultayı
- sendikalaşma
Özet
EMO'nun düzenlediği eğitim ve öğrenci sorunları panelinde yapılan konuşmada, TMMOB ve Odaların kuruluş amaçları, yasal dayanakları, tarihsel gelişimi ve teknik elemanların sendikalaşma mücadelesi ele alınmaktadır.
Tam metin
Metin PDF'ten otomatik çıkarılmıştır; tablo, şekil ve formüller eksik ya da hatalı olabilir. Özgün dizgi için PDF'e bakın.
Odamızın düzenlediği, eğitim ve öğrenci sorunlarının tartışıl dığı panel, 6 Nisan 1975 tari hinde yıpıldı. Çeşitli üniver site ve yüksek okullardan öğ rencilerin izlediği panelde Odamız adına konuşan Bekir Öz girgin Oda ve TMMOB çalışmala rına ilişkin şu ön açıklamala rı yaptı:
BEKİR ÖZGÎRG1N
TMMOB ve Odaların kuruluşundan bu yana 21 yıl geçti. Meslek örgütlerinin bugün vardığı noktadan geriye bakıp kuruluş nedenlerini, kısa bir gelişi mini incelemede yarar görüyo ruz. Bu kısa konuşmayla TMMOB' nin ne olduğunu, bugüne nasıl geldiğini göstermeye, bu ko nudaki bazı sorulara da açık lık getirmeye çalışacağız.
TMMOB, Anayasanın 122. mad desinin güvencesi altındadır. 122. madde şöyledir: "Kamu Kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları kanunla meydana getirilirler ve organları kendileri tarafından ve kendi üyeleri arasından seçilir.
İdare, seçilmiş organları bir yargı mercii kararına dayan maksızın geçici veya sürekli olarak görevden uzaklaştıra
maz. Meslek kuruluşlarının tüzükleri yönetim ve işleyiş leri demokratik esaslara ay kırı olamaz".
Daha önceleri mühendis ve mi mar derneklerinde biraraya gelerek örgütlenmeye çalışan teknik elemanlar 1930'lardan buyana sürdürdüğü çabalarla, iktidarların da çeşitli yön lerden gerekli görmesi ile 1954 yılında TMMOB'nin ku rulması sağlanmıştır.
Kendisi de bir mühendis olan Konya milletvekili Himmet Ölçmen tarafından hazırlana rak Meclise sunulan Türk Mü lendis ve Mimar Odaları Bir liği Yasa teklifinin gerekçe sinde şu görüşlere de yer ve rilmişti:
"Bilindiği gibi teknik, sos yal ekonomide mühim bir rol oynamakta ve zamanımızda in sanların pek çok ihtiyaçları teknik sayesinde temin edile bilmektedir. Sosyal hayata iyi bir veçhe veren teknik ve ekonomik faaliyetlerde muhtelif branşlara mensup mühendislerin ve mimarların ihtisasları dahilinde ve mes lek prensiplerine uygun ola rak çalışmaları ve işbirliği yapmaları memleket menfaati icabıdır, ileri memleketler de bu mevzulardaki büyük
problemler teknik elemanların geniş ölçüde fikrî ve bedeni işbirliği ile hal edilmekte ve programlaştırılmaktadır. Buna mukabil ihtisasa ve muh telif meslek adamları arasın da işbirliğine ehemmiyet ve rilmeyen hallerde milli ser vetler bilgisiz ellerde heder olur.
Türkiye'de tekniğin devamlı olarak inkişafının sağlanma sı ve bu suretle memleketin imar ve bayındırlık işlerinde teknikten azami bir şekilde faydalanma imkânlarının elde edilmesi gayesiyle mühendis lerin ve mimarların teşkilât landırılması bu tasarının esa sını teşkil edir".
Gerekçede, böyle bir örgütlen meden beklenen yararlar ara sında şunlar da yer alıyordu:
". Tekniğe lüzumu kadar önem verilerek, memleket ihti yacına ve karakterine göre teknik işlere veçhe veril mesi,
. Bu cemiyetlerden memleke tin teknik şurası ve plan lama organı olarak faydala nılması,
. Mesleki ahlâkın teessüsü nün ve yükselmesinin sağ lanması ve kötü niyetli iktidarsız teknik eleman
lara cemiyet tarafından inzibati cezalar tatbiki suretiyle iyi iş görülme sinin temin edilmesi, Muhtelif kademelerdeki tek nik elemanlar arasında kuv vetli bağlar ile bir iş ahengi kurulması ve mesle ki faaliyetlerin her kade mesinde çalışan işçi ve teknik elemanların vasıf larının iyileşmesini, bil gi ve kabiliyetleri nispe tinde daha yüksek kademele re yükselmelerini sağlaya cak imkânların hazırlanma sı."
O sırada, ülkedeki mühendis ve mimarların dernekler biçi mindeki örgütlerinin yeter sizliği gerekçede şöyle be lirtilmekteydi:
"Memleketimizde her ne kadar Cemiyetler Kanununa göre te şekkül etmiş Türk Yüksek Mü hendisleri Birliği, Türk Yük sek Mimarlar Birliği, Türk Mühendisler Birliği gibi ce miyetler mevcut ise de bunlar yukarda bahsedilen gayeleri tahakkuk ettirebilecek imkân lara ve teşkilâta malik bulun madıklarından yukarda tafsil edilen maksatları karşılamak üzere vazife ve selahiyetle ri kanunla muayyen ve muhte lif mühendislik gruplarını ve mimarları bünyesinde top lıyacak, ayrı bir teşekküle ihtiyaç hissedilerek ilişik tasarı hazırlanmıştır."
Gerekçesinden de anlaşılacağı gibi özellikle 1950'den sonra ülkemizde gelişen tekelci ser mayenin çıkarları doğrultusun da mühendis ve mimarlardan ye terince yararlanmayı amaçlı yan bir örgütlenme biçimi o larak TMMOB düşünülmüştür. Kapitalist ülkelerde benzer leri olan TMMOB'nin görevleri diğer ülkelerdeki uygulama larda olduğu gibi, üretimde giderek önemi artan mühendis ve mimarların emeklerinin en verimli bir biçimde kapita list üretime katılmasıdır.
Ülkemizin, emperyalist sömü rüye alabildiğine açıldığı 1950'lerde gündeme gelen TMMOB Yasası doğaldır ki ü yelerin haklarının korunması gereksinimini getirmiştir. Ancak bu gereksinmenin bağım lılık ilişkilerimizi zedele memesine özen gösterilmiştir.
Bu nedenledir ki kanun tasa rısı ülkemizdeki yatırımla rın ve ekonomimizin uluslar arası tekellerce denetimi an lamı taşıyan yabancı teknik hizmet ithaline açık kapı bı rakmıştır.
Ülke sınırları içinde mesleki çalışmada bulunan sivil, asker bütün mühendislerin zorunlu olarak ilgili meslek odasına kaydolmaları gereklidir. Bu nedenle de TMMOB her ihtisas dalı için Oda kurmak zorun luluğundadır.
Yasanın en önemli maddesi TMMOB ve Odaların görevleri ni belirliyen 2. maddedir. Bu madde: "Kamunun ve ülkenin çıkarlarının sağlanması, yur dun doğal kaynaklarının bulun masında ve işletilmesinde ta rımsal sanayi üretiminin art masında, ülkenin sanat ve teknik kalkınmasında, mesleğin geliş mesinde ve mensuplarının mes lek onurları ile hak ve yet kilerinin korunmasında gerek li gördüğü tüm girişim ve et kinliklerde bulunmak" diyerek TMMOB ve Odalara tarımın ve sanayinin planlanmasından ya tırımların denetlenmesine ka dar büyük görevler yüklemiş tir.
Gelişen toplum koşulları ve teknik elemanların giderek ücretli aydın durumuna gelme süreci içinde bu kuruluşla rın işleyişlerinde belli bir
nitel değişikliğin olduğu, kuruluş amaçlarının ötesinde bir işlerlik kazandığını, ik tidar kuyrukçuluğu yapmaktan sa halkın yanında yer alan yurtseverlerin yönetimi altına geçtiğini görüyoruz. Önceleri yalnızca teknik çalışmalarla yetinen meslek örgütleri 1960'tan sonraki sınırlı de mokratik ortamda ve özellik le 1970'lerden sonra çalışan lardan yana, uluslararası te kellerin sömürüsüne karşı yurtsever seslerini yükselt mişlerdir. Üye ve meslek so runlarını ülkenin genel so runlarından soyutlamadan gö rev ve mUcadelesini bu doğ rultuda sürdüren Odalar ken di özgül sorunlarının yanı sıra, emperyalizmin, özellik le Odaları ilgilendiren mes leki sorunlarda somutlaşan sömürüsünü sergilemeyi görev bilmişlerdir. Demokrasiden demokratik hak ve özgürlük lerden yana mücadele veren Odalar 1971'den sonra egemen çevrelerin yıldırımlarını ü zerlerine çekmeye başlamış lardır. Odalardaki yurtsever sesi boğmayı amaçlıyan iş birlikçi çevreler 1950'lerin de gerisindeki bir tavır i çinde TMMOB ve Odaları kapat mayı amaçlayan yasa tasarı ları hazırlamışlar, 1973 Şu batında A dakika içinde üze rinde hiçbir görüşme yapıl maksızın Meclisten geçirmiş
Soldan sağa: Aşkın Ulukaya, Recep Aktaş, Ahmet Varol, Bekir özgiz gin, Abdülkadir Kahraman.
lerdir. Meslek kuruluşları tekelci sermayenin temsilci lerince siyaset yapmakla suç lanmıştır. Tekelci sermayenin denetiminde olan Sanayi ve Ticaret Odaları ülkenin eko nomik politikasının belirlen mesinde söz sahibi iken ben zer meslek örgütleri olan Odaların ve TMMOB'nin politi ka yapmak gibi soyut bir kav ramla suçlanıp kapatılmak is tenmesinin nedenleri çok a çıktır. TMMOB üzerinde yoğun laşan bu antidemokratik bas kıların bir başka önemli ya nıda, giderek bilinçlenen, kendi sorunlarını ülkenin te mel sorunları bütünü içinde gören ve olaylara bilimsel yöntemlerle yaklaşan teknik elemanların örgütsüz bırakıl mak istenmesidir. TMMOB'nin kapatılmasını amaçlıyan yasa değişikliği karşısında gerek bütün Odaların gerekse diğer demokratik kuruluşların sür dürdüğü mücadele, karşı mü cadeleyi geriletmiş, yasa tasarısı Senatodan geri dön müştür.
TMMOB VE ODALARDAKİ ÎLERÎCÎ GELÎŞÎM
Verilen ortak mücadele Oda ların birlikteliğinin sağlan masında ileri bir adım olmuş tur. 1969 72 yılları arasın da Odalarda gelişen ilerici mücadeleden kuşku duyan o dö nemlerin iktidar yanlısı TMMOB yöneticileri Birliğin genel kurulunu çeşitli manev ralarla ertelemişler, 3 yıl Birliği battal, gerçek nite liğinden uzak hatta Odalar daki ilerici gelişimi engel liyen bir örgüt merkezi bi çiminde tutmayı başarmışlar dır. Bu nedenledir ki Oda lardaki ilerici mücadele TMMOB'den önce gelişmiştir. Bu dönemlerde yürütülmeye çalışılan ortak çalışmalar TMMOB'nin tutucu yöneticile rinin tavırları nedeniyle Odalararası komisyon çalış maları biçiminde sürdürülmüş tür. Ortaklaşa sürdürülen çalışmalar da giderek gerçek birliğin kurulmasında etken olmuştur.
TMMOB ve Odalardaki ilerici gelişimin nedenleri neler dir?
Genel olarak ülkedeki poli tik gelişimin 1960 1970 ara sında hız kazanması, özel olarak o dönemlerde mezun olan yurtsever mühendislerin Odalardaki mücadeleye inanç la katılması, geçmişte ayrı calıklı bir tabaka oluşturan mühendis ve mimarların eko nomik bunalımlardan etkile nerek ekonomik ve politik gelişmeler karşısında daha duyarlı bir duruma gelmele ri, teknik elemanları ilkeleri nin ve kendi haklarının savu nulmasında örgütlenmenin gere ğine inandırmıştır.
Teknik elemanların ekonomik mücadeleye katılmasının en son örneklerinden biri TEK SEN'in güçlenmesidir. Tür kiye Teknik Elemanlar Sendi kası olarak kurulan, 1971'de Anayasa değişikliği ile ka patılan TEK SEN'in üye sayı sı çok kısa bir sürede 5000' i aşmıştı. Bu da teknik ele manların haklarının savunul ması için örgütlenmeye ne denli gereksinme duyulduğu nun bir örneğidir.
Bu somut koşullar içinde Oda ların mücadelesi güçlenmiş üyelerinin ekonomik ve de mokratik taleplerini de sa vunan Odalar belli etkile şimler içinde üyelerinin de mücadele içinde yer alma sını bir ölçüde başarmışlar dır. Son yıllarda TMMOB'nin güçlenmesi, TEK SEN'in yeri ne kurulan TÜTED'in çalışma ları sonucu tüm teknik ele manların ortak mücadeleleri içerik ve yöntem açısından yeni boyutlar kazanmıştır. Şimdi tüm teknik elemanlar (mühendis, mimar, tekniker, teknisyen, jeolog, jeofizik çi vb.) birlikte sendikalaş ma mücadelelerini sürdürmek tedirler. Yıllarca egemen çevrelerin aralarında yarat tığı yapay çelişkileri bıra karak teknik elemanlar sen dikalaşma yolunda büyük adım lar atmışlardır. Bu doğrultu da geçen yıl 1. Teknik Eleman Kurultayı düzenlenmiştir. Bu yıl da 7 8 Haziran'da düzen lenen 2. Teknik Eleman Ku rultayı'nın çalışmaları sür mektedir. Teknik elemanlar vardığımız bu noktada ekono mik sorunlarının ancak sen
dikal haklarla çözümlenece ğini bilincindedirler. Bil gi ve becerilerini halkımı zın hizmetine sunamayışları nın nedenlerini iyice bil mektedirler. Uluslararası tekellerin ülkemiz kaynakla rını alabildiğine sömürdüğü nü, Türkiye'de yabancı tek nik hizmete yerli teknik hizmete oranla karşısında üç misli fazla para ödendiğini, teknik elemanları gizli işsiz liğe hatta yurt dışına göçe iten en önemli etkenlerden birinin yabancı teknik ele man ithali olduğunu açıkça görmektedirler.
TMMOB ve Odaların yıllardır Personel Yasası ve keyfi uy gulamalar karşısında sürdür düğü sendikalaşma mücadelesi tabanda büyük bir etkinlik kazanmıştır. Tüm teknik ele manlar bu mücadeleye omuz vermektedirler.
Bir örgütün mücadele sınırla rını ve yöntemlerini örgütün niteliği, taban yapısı ve ör güt taban ilişkisi belirler. Örgütün çalışma biçimini saptarken önemle üzerinde du rulması gereken konu budur. Demokratik meslek örgütleri nin çalışmaları soyut poli tik hedeflere yönelik olamaz. Örgüt taban ilişkisi sağlık lı olduğu ölçüde daha güçlü mücadele yöntemleri benimse nir. Odalar, tabanları or tak bir politik görüşte bir leşmiş politik örgütlerden farklı olduğu gibi tabanın somut ekonomik mücadelesini içeren sendikalarla bu sen dikaların tabanlarının ara sındaki ilişkiden de farklı dır. Odaların üyeleri zorun lu üye oldukları için taban da çeşitli politik ve ekono mik görüşlerin birlikte ola cağı bir gerçektir. Bu neden le sürdürülen çalışmalarda ta banın tümden desteklemesi beklenemez. Çalışmalar taban tarafından daha şüpheci ve eleştirici bir gözle değer lendirilmektedir. Tabanın büyük bir çoğunluğunu ortak mücadeleye sokmak daha bilim sel ve örgüt ölçeğinde çalış mayı zorunlu kılar. Çalışma lara üyelerin inançla katıl ması, yöneticilerin tabanla bağlarını koparmadan çalış maları gibi örgütsel çalışma
için geçerli olan kurallar Odalar için daha bir önem ka zanmaktadır, üyelerin somut taleplerinden hareket etmek ve somut hedefler belirleye rek tabanı mücadeleye katmak zorunlu olduğu gibi üyeler le bağları koparacak ileri politik hedeflere yönelmek o derece sakıncalıdır. Bütün bu gerçekleri bilerek ve or tak mücadelenin güçlülüğüüe inanarak TMMOB ve ona bağlı meslek Odaları çalışmalarını bu yönlerde yoğunlaştırmış lar, ortak çalışmanın yöntem lerini saptamaya çalışmışlar dır. Tüm Odaları ortak müca deleye katmak için gerekli olan asgari çalışma ilkele rini saptamışlar ve olaylar karşısındaki tavırlarını bu ilkeler doğrultusunda almış lardır.
ÇALIŞMA İLKELERİ
TMMOB'nin çalışma ilkeleri şunlardır:
Biz teknik elemanlar yaşadı ğımız bu dış sömürü sistemi ne ve onun her türlü saldırı sına karşı araçları kendi öz sorunlarımız olan bir mü cadeleyi sürdürmeyi görev sayıyoruz. Bu mücadelemiz tüm yurtsever güçlerin bağımsız lık mücadelesinin bir parça sıdır.
Ülkemizde uygulanmakta olan ekonomik sistemin varlığını sürdürmesi geniş halk yığın larının sömürülmesine bağlı dır. Bu sömürü günümüzde spe külasyon, enflasyon, gelir dağılımındaki dengesizlik gibi kavramlarla belirmekte dir.
Teknik elemanlar bu iç sömü rüden etkilenmektedir. Sömü rülen yığınların bir parça sıdır. Ve ekonomik mücadele si tüm çalışanların mevcut ekonomik sisteme karşı müca delesiyle bir bütündür.
İç ve dış sömürü bir bütündür. Bu sömürüyü sürdüren yerli ya bancı ittifak ülkemizde ekono mik, politik, kültürel alan larda her düzeyde ve her bi çimde örgütlüdür. Son yıllar da teknik elemanlar üzerinde de yoğunlaşan antidemokratik
baskılar hep bu bütünleşmiş iç ve dış sömürünün ve onun örgütlü kurumlaşmış ittifakı nın yarattığı koşulların do ğal sonucudur.
Teknik elemanların ekonomik demokratik mücadelesi bu ör gütlü ittifaka karşıdır. Bu nedenle çalışan kesimin sen dika kurma ve grev haklarını yeniden elde etme çabası sür dürülecektir.
Son yıllarda, egemen güçler tekelci sermayenin etkin ön cülüğünde, çalışan yığınlar üzerinde baskı ve terörü ar tırmışlardır. Teknik eleman lar sermayenin çalışanlar üze rinde kurmak istediği baskı ve zorbalığa ve bu zorbalığın siyasi adı olan faşizme kar şıdır. Düşünce ve inanç öz gürlüğünden kitlelerin örgüt lenme özgürlüğünden, kısaca demokrasiden yanadır. Teknik elemanlar çalışanların düşün ce ve inançlarını açıklama ve örgütlenme özgürlüklerine getirilen kısıtlama, engelle me, yasaklamalara karşı kit lelerin demokrasi mücadele sinde yerini alacaktır.
TMMOB teknik elemanların ö zel olarak ekonomik demokra tik mücadelesinin, genel ola rak da bağımsızlık ve demok rasi mücadelesinin araçların dan bir tanesidir.
TMMOB, yönetimi her yıl de mokratik yöntemlerle yenile nen bir kamu kuruluşu niteli ğindedir.
TMMOB Yönetim Kurulu, emper yalizmin ve faşizmin teknik elemanların kendi sorunların da somutlaşan görüntülerini açığa çıkarmaya çaba gösterir ken sermayeye ve onun bağlı olduğu dış kaynaklara karşı sosyal politik muhalefetin bir parçasını oluşturduğunun ve tüm çalışmalar adına söz cülük edemeyeceğinin de bi lincindedir.
TMMOB yönetimi diğer demokra tik örgütlerle girişeceği or tak eylemlerde temsil ettiği kitlenin sosyal karakterini özgül sorunlarından kaynakla nan ve genelleyerek sürdürdü ğü ekonomik demokratik müca delesinin kendisine yükledi ği görev ve sorumluluğun önem ve ciddiyetini belirleyici etmen olarak görecektir.
TMMOB yönetimi, teknik eleman sorunlarını ülke sorunları bütünü içinde değerlendirir ken, değişik ihtisas dalları nı temsil eden Odaları ve di ğer meslek kuruluşlarını or tak ilkeler etrafında bütün leştirmeyi, bu yönde ve ortak sorunların çözümü yolunda ortak çalışmalar düzenlemeyi önemli bir amaç saymaktadır.
Bu ilkelerde güçlenen birlik telik bir amaç olarak değil halkımızın mücadelesinin ya nında yer almak, için bir a raç olarak görülmüştür.
Geçen yıl bilindiği gibi ça lışanların, öğrencilerin üze rinde antidemokratik baskı . ların yoğunlaştığı, grevle rin ertelendiği, ücretlerin dondurulduğu, gençliğin fa şist saldırılara hedef tutul duğu bir dönem olduğu gibi
solda da yoğun politik çalış maların sürdürüldüğü bir dö nemdir. Bu dönemde TMMOB ve Odalar ortak çalışma anlayışı içinde hataları asgariye in dirmişlerdir. TMMOB ve Odala rın çeşitli politik çalışma lara angaje edilmek istenme si üzerine TMMOB bağımsız fa kat yanlı bir politika izle meyi tabanının yapısı yönün den gerekli görmüştür. Faşist baskılar karşısında çeşitli kuruluşlardan gelen iyi ni yetli fakat özünde yanlış güçbirliği çağrıları karşı sında tutarlı tavır takınıl mıştır. Çalışanlara yönelti len baskılara karşı kendi öz sorunlarından kaynaklanarak mücadele verilmiş, demokratik örgüt olarak faşist saldırı lara, sermayenin demokratik mevzilerin geriletilmesi yö nündeki baskılarına demokra siden bir adım taviz vermek sizin karşı koymayı başarmış tır.
Odamız da ortak çalışma için de kendi mesleki sorunlarının ve bu alanlarda somutlaşan sömürünün kamuoyuna duyurul ması ve üyelerinin bu konu larda bilinçlendirilmesi ça lışmalarını kendi bünyesinde sürdürmüştür. Bunun dışında bir demokratik baskı öğesi olarak; demokrasinin gelişme si ve demokratik hak ve öz gürlüklerin savunulması müca delesini, teknik elemanların eğitim, ücret ve örgütlenme leri çalışmalarının birden fazla meslek Odasını ilgilen diren diğer ortak çalışmala rı TMMOB içinde diğer Odalar la ortaklaşa yürütmeyi tutar lı bir yol olarak kabul etmiş tir.
Burada, son 6 yıl içinde ge nelde TMMOB'nin, özel olarak da Odaların yaptığı bazı ça lışmaları kısaca özetleyelim. Daha önce de değindiğimiz, gi bi gelişen toplumsal yapı i çinde demokratik meslek ör gütleri olan Odalar kuruluş amaçlarının ötesinde halkın bağımsızlık ve demokrasi mü cadelesinin yanında yer al mışlar ve yurtsever bir ses olarak ortaya çıkmışlardır. TMMOB'nin güçlü ve birleşti rici olarak bu mücadeleye ka tılması ise daha sonraki yıl larda gerçekleşebilmiştir.
1970 72 döneminde sürdürülen çalışmaları ilerici niteliğe kavuşmuş Odaların tek tek ü rünleri olarak ortaya çıkmak tadır. Teknik elemanların or tak sorunları için sürdürülen mücadelenin tutarlı bir bir likteliği gerektirdiği o za manlar da açıkça kendini du yurmuş ve TMMOB'nin bu göre vi üstlenecek nitelikte ol maması bu tür çalışmaların kurulan ortak komisyonlarda sürdürülmesini zorunlu kıl mıştır.
ÖZEL OKULLAR SORUNU
Elektrik Mühendisleri udası nın ilk olarak ilerici nite likteki bir yönetime kavuşma sı 1970 yılına rastlar. Bu dönemde yapılan çalışmalara geçmeden önce, gerek o tarih lerde ülkenin içinde bulun duğu politik ortam, gerekse bu tür bir örgüt yönetimine olan yabancılık tabanın sı nıfsal yapısının ve özlemle rinin yeterince gözönüne a lınmaması sonucunu doğurmuş tur. Bu hatalı tutum Odanın yayın organında da yansımış, derginin içeriği demokratik mücadele hedeflerinin dışına düşmüştür. Sözü edilen bu yanlışlıkları abartmadan ya pılan diğer çalışmalara ge çelim. 1970 yılında gerçek leştirilen önemli çalışmalar dan biri özel okullar konu sundadır. Bilindiği gibi özel yüksek okullar üzerindeki tar tışmalar bu okulların kurul duğu 1962 yılında başlar. 1964 65 yıllarında Türk Ecza cılar Birliği, İTÜ Öğrenci Birliği ve Mimarlar Odası 625 sayılı Özel Yüıcsek Okullar Kanununun çıkmaması doğrul tusunda ayrı ayrı çalışmalar sürdürmüşlerdir. "Tek başına bir eğitim"den söz edilemez. Eğitim, bir ülkede iktidarı elinde bulunduran egemen güç lerin genel ekonomi politi kalarının ayrılmaz bir par çasıdır. 1970 yılında arka daşlarımız özel okullar soru nuna bu gerçeğin ışığında yak laşmışlardır. Özel okulların uluslararası tekelci sermaye nin sömürü düzeni üzerine ku rulmuş ve bu yönde eğitim sistemi olan devlet okulların
dan da geri bir eğitim düze yine sahip oldukları açıklan mıştır. Montaj sanayiini yer leştiren ve geliştiren bir anlayışın gereği olarak orta ya çıkan Özel Yüksek Okulla rın aynı zamanda iktidarı e linde tutanların aşırı kâr ihtiraslarının sonucu ve a racı olduğu ve bu nedenle sermaye çevrelerinin hiçbir zaman bu okulları ülkenin e konomik güçlenmesi doğrultu sunda görmedikleri açıkça be lirtilmiştir.
iktidarlar aynı zamanda o dö nemin gençlik hareketleri i çinde özel okul öğrencilerin den karşı hareket yaratabile ceklerini düşünmüşler ve bu yolda çaba harcamışlardır. Odaların Özel Yüksek Okul me zunlarını kaydetmemeleri üze rine gençleri yanlış hedefle re yöneltmek, Odalara ve ile rici kuruluşlara karşı kullan mak amacıyla yasaları hiçe sayarak bu okulların mezunla rını Odalara kaydolmaksızın çalıştırabileceklerini açık lamışlardır. Ancak, tüm bu oyunların boşa çıktığı ve özel okul öğrencilerinin her zaman soyguna ve sömürüye kar şı daha duyarlı oldukları a çıkça görülmüştür. Yapılan çalışmada özel okulların dev let üniversitelerini balta ladığı, öğretim üyesi sorunu ortaya çıkardığı ve bu soru nun devlet üniversitelerini de etkilediği açıklanmıştır.
Burada, Özel Okullarda eğiti min yetersiz olduğu da çeşit li örneklerle vurgulanmış, örneğin İTÜ'de bir öğrenciye 15 000 TL harcanırken özel okullarda bu maliyetin 3000 6000 TL arasına kadar düştü ğü ve bu harcamanın da % 50 sinin patronun cebine girdi ği; ayrıca devlet üniversi telerinde bir öğretim üyesi ne 4 10 öğrenci düşerken, ö zel yüksek okullarda bu sa yının 50 80 dolayında olduğu Saptanarak, çeşitli belgeler le açıkça ortaya konulmuştur. Bunların yanısıra iktidarın söz konusu durumdan hoşnut olduğu ve soruna tek çözümün devletleştirme olacağı be lirtilmiştir. Devletleştir meden amaç, bu okulların ka patılması ve yeniden açılma sının önlenmesi i le bu okul lar öğrencilerinin eğitimle
rinin tüm olanaklar kulla nılarak devlet üniversitele rinde sürdürülmesidir.
Genel eğitim sorununun bir parçası olan Özel Yüksek 0 kullar konusunda asgari bir çözüm önerisi 1970'lerde 0 damızca böyle getirilmiş ve okullar devletleştirilinceye değin mezunları Odaya kayde dilmemiştir.
Sözü edilen çalışmaların ya nısıra aynı yıl içerisinde hazırlanan Personel Yasası karsısında tüm teknik eleman Odaları ile ortak biçimde çalışmalar sürdürülmüş ve "TEKSEN"in yürüttüğü forum lara katılınmıştır. Bu fo rumlarda teknik elemanların üretimdeki yeri belirlenerek devlet memuru statüsünün tek nik elemanlara uygun olmadı ğı açıklanmış ve bunların bir sonucu olarak bari iki gün, öbürü de bir günlük olmak ü zere boykota gidilmiştir.
1971 yılında, bir yıllık bir yönetim pratiği ve belirli bir bilgi birikiminin sağ landığı bir çalışma dönemine girilmiştir. Bu yılın çalış malarını değerlendirirken 12 Mart faşizan döneminin nitelik ve koşullarının göz önünde tutulması gereklidir. Bilindiği gibi bu dönem; de mokratik hak ve özgürlükle rin alabildiğine kısıtlandı ğı, devrimciler üzerinde bas kıların yoğunlaştığı, 1961 Anayasasının gerici bir an layışla değiştirildiği, anti demokratik yasaların çıkarıl dığı, dernekler yasasının an tidemokratik bir biçimde de ğiştirildiği, memur sendika larının kapatıldığı ve yayın ve açıklama haklarının kısıt landığı bir dönemdir. 1971 yılı çalışmaları, 17. Genel Kurulda oluşan gerici çevre lerin çabaları sonucu Odaya tedbir konulması nedeni ile 6 ay kadar aksamış ve bu dönemin çalışmalarının son 6 aya sığdırılması zörunluğu ortaya çıkmıştır. Bu kısa dö nemde sürdürülen çalışma ve alınan kararların en önemli lerinden biri Anayasa Mahke mesi kararı ile özel Yüksek Okulların devletleştirilmesi ni izleyerek Odamızın mezun ları kaydetmeye başlamasıdır. Bilindiği gibi, Odamızın bir
önceki Genel Kurulda "eğitim tüccarlığına" karşı sürdür düğü mücadeledeki tavrı özel yüksek okul öğrencilerine karşı olmamakla birlikte bu okulların mezunlarını Odaya kaydetmemek yolundaydı. Daha önce çalışmalarına değindiği miz TEKSEN bu dönemde gide rek güç kazanmış ve 5000'in üzerinde üye sahibi olarak etkinliği ölçüsünde teknik elemanların ekonomik mücade lelerini sürdürmeyi Daşarmış tır.
Odamızın TEKSEN ve diğer Oda larla birlikte yürüttüğü ça lışmaları şöyle özetleyebili riz.
îş güçlüğü, iş riski ve te minindeki güçlük zamları ko nusunda teknik eleman kuru luşlarının görüşleri olarak Bakanlar Kuruluna bir muhtıza ile .birlikte yan ödemeler ta sarısı verilmiştir. Muhtıra da teknik elemanların 657 ve 1327 sayılı Devlet Personel Yasası kapsamına alınmasıyla zarara uğramalarının kaçınıl maz olduğu belirtilerek, ka nunun intibaklar konusunda doğurduğu anormalliklerin dü zeltilmesi için:
1) Teminindeki güçlük, 2) îş güçlüğü, 3) îş riski zamlarının gecik tirilmeden ve belirli esaslar dahilinde verilmesi istenmek tedir. Tasarıda, hükümetin ilk tasarılarından farklı olarak puanlama esası geti rilmiş, puanlamada makam ye rine fonksiyon ve verimlilik kriteri baz alınmıştır. Yet kililer tarafından daha son ra hazırlanan tasarıda puan lama esası kabul edilmekle beraber tatminkâr olamamış ve bu haliyle uygulanma ola nağı bulunamamış veya bulun mak istenmemiştir.
TEKSEN1in Mayıs ayı içinde yatırımcı bakanlara verdiği bir çalışmada teknik personel statüsünde sağlanması gereken prensipler saptanmış, bir di ğer çalışmada da 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun uygulanmasından ve kanun bün yesinden doğan aksaklıklar ortaya konmuştur.
TEKSEN bu dönemde sesini du yurabilecek duruma gelmiş güçlü bir örgüt olarak görü
nüyordu. Ancak, Anayasa'nın 46'inci maddesinin değişti rilerek kamu kesiminde çalı şanların sendika kurma hakkı nın kaldırılması üzerine TEKSEN'in faaliyetlerini durdurmak zorunda kalması teknik elemanların örgütsüz bırakılması gibi bir durum yaratmıştır. Daha sonra mes lek Odalarının da desteğini kazanan Türkiye Teknik Ele manlar Birliği (TÜTEB) işte bu sırada kurulmuş, yeniden teknik elemanların örgütlen mesi, için faaliyetlerine baş lamıştır. TÜTEB, "güç birlik ten doğar" sloganıyla ortaya çıkarken "Anayasa'nın öngör düğü yollarla demokratik mü cadelede yurtsever ve haklı sesimizi en etkin bir biçim de duyurmaya kararlıyız" de mektedir. Gerçekten, TÜTEB amacını, teknik elemanlar arasında birliği sağlamak, teknik elemanların haklarını savunmak ve sorunları ile il gili çalışmalar yapmak şek linde belirlemiştir.
Aynı dönemde, bütün yurtta elektrik projelerinin ortak özelliklerle uygulanmasını sağlamak amacı ile çeşitli teknik çalışmalar sürdürül müştür, özünde yabancı tek nik hizmet ithaline kapıları kapamak, Türkiye'de inşaat, endüstri ve diğer ekonomik çalışmalar alanında gerekli etüd, araştırma, plan ve proje hizmetlerini yapmak, geliştirmek, düzenlemek ve koordine etmek amacı ile; çalışmalarında özerk olacak ve tüzel kişiliğe sahip bir Devlet Etüd ve Proje Kurumu kurulmasına ilişkin çalışma lar sürdürülmüş ve hazırla nan yasa teklifi ilgili ka demelere iletilmiştir. Yine aynı tarihlerde tezgahlanan Anayasa değişiklikleri sıra sında devrin başbakanının demokratik görünme çabası i çerisinde konunun kamuoyunda tartışılmasını istemesi üze rine Odamız, o günün koşul larında böyle bir tartışma nın gerçekten yapılacağına inanmadığını, söz konusu de ğişikliklerin önceden belir lenmiş olduğuna ve tavrın göstermelik niteliğine deği nerek ortaya koymuş ve de mokratik hak ve özgürlükle rin özünü zedeleyecek özel
likteki Anayasa değişiklik lerinin karşısında olmayı yurtseverlik gereği saydığı nı açıklamıştır. Aynı gün lerde toplumun gelişme süre cinde geriye dönüşünü hazır layacak olan Anayasa değişik liklerinin kimlerin yararına olacağını, tutucu ve işbir likçi iktidarların elinde ül kenin ne tür çıkmazlara sü rükleneceğini belirten bir basın açıklaması hazırlanarak Elektrik, İnşaat, Harita Mü hendisleri Odaları ve Mimarlar Odasınca kamuoyuna duyurulmuş tur.
Sözü edilen çalışmaların yanı sıra yine 1971 yılında, Oda ların çoğunluğu ve TÜTED ile birlikte hazırlanan Teknik Eleman Anketinin sonuçları bir basın bildirisi ile kamu oyuna açıklanmış ve teknik elemanların içinde bulundu ğu sosyoekonomik sorunlar or taya konmuştur.
ODAMIZIN ÇALIŞMALARI
1972 yılında Odamızın katıl dığı ve sürdürdüğü çalışma lara gelince; teknik eleman ların ekonomik sorunları üze rinde durulmuş, TMMOB'nin gerçek niteliğine kavuşması için Odalararası ortak çalış malar sürdürülmüş, ülkemizde üretilen malların kalite kontrollarını yapan ve stan dartları hazırlayan Türk Standartlar Enstitüsünün sürdüregeldiği keyfi yöneti mine ve yapılan yolsuzlukla ra karşı büyük bir kampanya açılarak bu kuruluşun ve yö neticilerinin gerçek yüzü kamuoyuna açıklanmış, gide rek somutlaşan enerji sıkın tısı karşısında ülke yararına olan enerji politikası bir kez daha açıklanarak Odanın önerileri sıralanmıştır.
Gittikçe ağırlaşan yaşam ko şullarının özellikle kamu ke siminde çalışan teknik ele manları büyük bir ekonomik bunalıma sürüklediği o gün lerde Libya Hükümetinin 70 elektrik mühendisi istemi karşısında yüzlerce üyemiz Libya'ya g°Ç etmek için sıra ya girmişti. Bu konuya iliş kin çalışmalarda bulunan Oda mız göçün temel nedenlerini
ortaya koyan bir açıklama i le yetkilileri uyarmıştır.
Bunun dışında, yabancı ser mayeyi teşvik tasarısına ve özellikle yabancı teknik hizmet ithalini yasalaştır mayı amaçlayan 51 f maddesi ne karşı (o dönemin gerici TMMOB yöneticilerine baskı yapılarak) TMMOB ve tüm Oda lar görüşlerini açıklamışlar ve teknik elemanların tüm haklarını almalarını savun muşlardır.
1973 yılı çalışmaları TMMOB' nin kapatılmasını amaçlayan yasa değişikliği karşısında mücadele ile başlamış ve or taklaşa ve kararlı olarak sürdürülen çalışmalar sonucu antidemokratik girişimler ge riletilmiştir. Aynı yılın Ma yıs ayında genel kurulunu ya parak yeni yöneticilerine ka vuşan TMMOB bu dönemden baş layarak gerçek bir birlik ol ma yoluna girmiş, birleştiri ci ve örgütleyici bir niteli ğe kavuşmuştur. Bu dönemde Odamız, çalışmalarında TMMOB1 nin güçlenmesi ve ortak ça lışmaların TMMOB içinde sür dürülmesi ilkesini benimse miş, Birliğe maddi ve insan gücü katkısında bulunmuştur.
Odamızın kendi bünyesinde sürdürdüğü çalışmaların en önemlisi Kasım 1973'de yapı lan Elektrik Enerjisi Teknik Kongresi olmuştur. Ülkenin enerji bunalımının en yüksek noktalara çıktığı 1973 yılın da düzenlenen Teknik Kongre enerji üretiminde kendi doğal kaynaklarımıza dayanmanın zo runluluğunu vurgulamış, ya bancı teknik hizmet karşısın da kendi teknik gücümüzün ye terliliğini ortaya koymuştur. Ayrıca, ulusal enerji politi kasının uygulanması gerekli liği, uluslararası tekelci sermayenin sömürüsüne son verilmedikçe enerji sorununa çözüm getirilmesinin olanak dışı olduğu anlatılmış, fu el oil'e dayalı elektrik e nerjisi üretimi politikası yerilmiştir.
Aynı dönemde, İstanbul ve İz mir'de, Oda şubelerinin ça lışmalarının ortak biçimde yürütülmesi gereksinmesinden doğan koordinasyon kurulları oluşturularak çalışmalar sür dürülmüştür. Ayrıca İstanbul
ve İzmir şubelerinde Odalar arası sürekli komisyonlarda İstanbul ve İzmir'in sorunla rına yönelik çalışmalar ya pılmıştır.
Bunların dışında, tüm teknik elemanların haklarının savu nulması, taban TMMOB ilişki sinin sağlanmasına ve çeşitli işyerlerindeki çalışmaların TMMOB'ye iletilmesine olanak getirecek "işyeri temsilcili ği" kurumlaştırılmıştır.
1973 döneminde TMMOB yoğun bir çalışma içinde örgütlen mesini sağlamış, Birlik ve tüm Odaların güçlenmesi doğ rultusunda etkili çalışmalar sürdürülmüştür.
1974 yılı çalışmaları daha
önce açıkladığımız ortak il
kelerin ışığında sürdürülmüş
tür. Odamız çalışmaları genel
olarak iki bölümde incelene
bilir.
,
a) EMO çalışmaları b) TMMOB içinde yapılan ça lışmalar;
Odamızın kendi örgüt sorunla rı üzerine yaptığı çalışmala rı şöyle özetliyebiliriz.
AET Türkiye ilişkilerinin;
a) Elektroteknik sanayii açı sından incelenmesi b) Elektronik sanayii açısu dan incelenmesi.
ülkenin bu sektörlerdeki üre timi AET ortaklarının üretim leri ile karşılaştırılarak sınırlı üretimindeki ortak lık ilişkileri içinde yok o lacağı gerçeği ortaya konmuş ve AET den çıkılması öneril miştir.
Akademi, Yüksek Okullar ve yüksek okul öğrencileri ile ilgili çalışmalar yapılmış tır. Enerji ve teknik dil üze rine açık oturumlar düzenlen miştir.
Burada ülkemizin enerji soru nuna kısaca değinmek yararlı olacaktır.
Son beş yıldır Odamızın önem le üzerinde durduğu enerji sıkıntısı 1973 yılından sonra halkın günlük yaşantısına yansıyacak kadar önemli bir sorun durumuna gelmiştir. Ön ce şunu açıkça belirtelim ki ülkemizdeki enerji bunalımı, kaynakların yetersizliğinden değil, kaynaklarımızın ülke
çıkarlarına aykırı bir poli tika ile uluslararası tekel lerin sömürüsüne açık bırakıl masından doğmaktadır. EMO yıl lardır kendi kaynaklarımıza dayalı ulusal bir enerji poli tikası izlenmesinin gereği ve önemini savunmuştur. Ulusal politikadan anladığımız ener ji üretiminde kendi doğal kaynaklarımıza ağırlık veril mesi, özel sektör elinde bi limsel olmaktan uzak yöntem lerle heder edilen elektrik enerjisi üretimine elverişli kaynakların devletleştirilme si ve yabancı sermayenin ulu sal kaynaklarımızı sömürmesi ne son verilmesidir.
Son yıllarda izlenen enerji politikasının ülke çıkarla rına uygun olmadığı açıktır. Dışa bağımlılığın doğal so nucu olan bu politikanın e nerji üretimindeki payının gi derek artması biçiminde olmak tadır. 1962 yılında Z 16,8 olan linyitin enerji üreti mindeki payı 1972'de 13,7'ye düşerken, petrol ürünlerinin payı Z 7,6'dan X 39,8'e çık mıştır. Bunun yanısıra plan lamada uygulanan yanlış po litika Keban'a bel bağlamayı zorunlu kılmış bu arada lin yite dayalı santralların ya pımına geçilmemiştir. 1970' lerden sonra enerji yetersiz liğinin nedeni Keban'ın gecik mesine bağlanmış, hakim çevre lerin "enerji sağlansın da nasıl sağlanırsa sağlansın" yaygaraları fuel oil'i ve gaz türbinlerini zorunlu gös terme çabalarına gerekçe ya pılmak istenmiştir. Yıllarca önce enerji sıkıntısının bu noktaya geleceği bilinirken hiçbir çözüm aramıyanların "e nerji yok, kısa vadeli çözüm lere gidelim" yaygaralarının neye hizmet ettiği açıkça or tadadır .
Burada kısaca Keban hidroe lektrik santralına da değin menin yararı vardır. 1964 yı lında planlanan ve Dünya ban kasından alınan kredinin ge reği olarak planlama, proje ve kontrollüğü Amerikan EBAS CO firmasına verilen Keban Barajı ülkemize öngörülen maliyetinin iki katına malol muştur ve bitmesi gereken ta rihten bu yana beş yıl geçme sine karşın henüz tam kapasi te ile çalışamamaktadır. Yer
seçimi, projelendirme ve ya pımda ortaya çıkan büyük yan lışlıklar sonucu Keban bugün beklenen kapasiteye ulaşama makta ve enerji bunalımına bir ölçüde neden olarak göste rilmektedir. Yabancı yetersiz teknik elemanların denetimin de yapılan Keban barajının halâ büyük sorunları vardır. Bilindiği gibi Keban açılı şından kısa bir süre sonra ortaya çıkan arızalar nede niyle çalışamaz duruma gel miştir. Bu arızaların ve arı zalardan doğan büyük maddi zararların bütün sorumluluğu müşavir firma EBASCO'ya ait tir.
Keban olayı uluslararası sö mürü mekanizmasının en somut örneklerinden biridir, ulus lararası tekellerce ülkemize geri teknoloji ve yabancı teknik hizmet ithalinin za rarlarının somut bir örneği olan Keban'dan alınacak ders tekelci sermayenin denetimine son verilmesi gerektiği ve kendi teknik gücümüze dayan manın zorunluluğudur.
1974. yılı başında önem kaza nan genel af konusunda Odamız ve TMMOB'ye bağlı diğer Oda lar, kapsamlı bir genel affın demokratik hak ve özgürlükle rin yerleşmesi açısından ge rekliliğini defalarca savun muşlardır. Siyasi tutuklula rın affedilmemesi doğrultusun da Sermaye çevrelerinin giri şimlerini sergilemişlerdir.
Bu dönemde İstanbul'da İETT Paneli düzenlenmiş, Odalar arası ortak çalışma olarak "Ulusal Kaynaklar Kongresi ve Sendikalaşma Paneli" dü zenlenmiş, kamuoyuna açıkla malar yapılmıştır. İzmir'de TEK kanunu ve reorganizasyon çalışmaları yapılmış, demokra tik örgütlenme çalışmaları ortak komisyonlarda sürdürül müş, bir Teknik Eleman Paneli düzenlenmiştir.
TMMOB içinde ortak ilkeler ışığında sürdürülen çalışma ları şöyle sıralayabiliriz:
Teknik eleman sorunları ve ör gütlenme çalışmaları: 150 000 teknik elemanı temsil eden teknik eleman kuruluşlarının katıldığı 1. Teknik Eleman Kurultayı toplanmış, Sendika laşma sorununun ele alındığı,
Teknik Eleman İş Kanunu tasa rısının tartışıldığı Kurultay de teknik elemanların eğitim, istihdam, ücret ve örgütlenme sorunları üzerinde de önemle durulmuştur.
Günümüzün koşullarına yete rince cevap veremiyen TMMOB kanununun değiştirilmesi ko nusunda ortak çalışmalar sür dürülmüştür.
CHP MSP koalisyonundan önce Ege Üniversitesince ortaya atılan ve bu koalisyonca be nimsenen ön lisans yüksek o kulları ve sorunları konusun da Odamız konuyla ilişkili ö teki Odalarla birlikte TMMOB bünyesinde çalışmıştır. Yüksek öğrenimde talep fazlasını kar şılamak amacı ile getirilen bu tasarının üretim eğitim ilişkisi gözönünde tutulmadan hazırlandığını, ülke gerçekle rine aykırı bir eğitim politi kasının devamı olduğunu, üre timde ara insan kademesinde sorunlar yaratacağını, eğitim de yeniliğim eğitimin bir ev resindeki iyileştirme ile ya pılamıyacağını ve eğitim so rununun ülkenin temel sorun larından soyutlanamıyacağını açıkça vurgulayan bir ön ra por hazırlanmıştır.
Konut sorununa ilişkin çalış malar yine ilgili Odalarla birlikte sürdürülmüştür. Geç tiğimiz dönem Ataş'ın (bu ra finerinin tamamına yakın his sesi yabancı petrol tekelle rinin elindedir) politik bas kı aracı olarak petrolü kul lanması ve bu doğrultuda üre timi azaltması sonucu TMMOB ve ilgili Odalar çalışmalar yapmış tekelci sermayenin ö zellikle petrol konusunda yü rüttüğü politikayı ve ulusal enerji politikası gütmenin gerekliliği ortaya konmuş ATAŞ'ın devletleştirilmesi CHP MSP koalisyonundanisten miştir.
1974 yılında halkın demokra tik ve ekonomik taleplerini savunarak iktidara ortak olan
CHP'nin demokrasiden yana vermiş olduğu mücadele des teklenmiş, ancak teknik ele tnan kitlesinin ve diğer çalı şan sınıf ve tabakaların çı karlarına uygun görülmeyen ekonomik kararlar TMMOB ve bağlı Odalarca eleştirilmiş tir.
SONUÇ OLARAK
Uluslararası sermayenin sömü rüsü altında olan ülkemizde, çalışan sınıf ve tabakaların yoğun sömürüsü için (tekelci sermayenin) yerli işbirlikçi leri ile kurmuş olduğu itti fakın ve her türlü antidemok ratik uygulamanın karşısında yer almanın gerekliliğine i nanmak tayız.
Vardığımız bu evrede sorun bu mücadelenin en etkin ve en sağlıklı biçimde nasıl yü rütüleceğidir.
öğrencilik dönemi sonunda teknik eleman olarak Odalara katılacak olan devrimci, ile rici üniversite gencisinin bu mücadelede en aktif bir şekilde yer almaları yurtse verlik görevidir. Böylece Odaların ilerici tabanları ve mücadeleleri gelişecektir."
Bekir Özgirgin'in konuşmasın dan sonra, aka'' ıi ve yüksek okul öğrencileı^ adına söz a lan ADMMA Elektrik Bölümü öğ rencisi Aşkın Ulukaya, bu o ku' ^ardaki öğlencilerin sorun l a r ı n ı dile getirerek şöyle dedi:
ASKIN ULUKAYA
Türkiye, üretim araçlarının özel mülkiyette olduğu, üre tim ilişkilerinin özel mülki yete göre düzenlendiği, üre
tim biçiminin emperyalistler ve yerli işbirlikçi güçlerce saptandığı sınıflı bir top lumdur. Ülkemizde üretim i lişkileri emperyalizmin ve onun yerli işbirlikçilerinin yararlarına göre düzenlenmiş tir.
İmparatorluk döneminden gü nümüze kadar eğitim, toplu mumuz içinde çözümlenmesi S<;reken bir sorun olarak kalmış, çeşitli dönemlerde ülkeyi yöneten hükümetler eğitim sorununa köklü bir çözüm getirmemişlerdir.
1960 yılından sonra üniversi te kapılarında o güne kadar görülmemiş bir yığılmanın başlaması ve bu kitlenin ül kedeki işsizler ordusuna ka tılması egemen güçlerce çe kinilecek bir olguydu. Buna çözüm olarak 1965 ' te özel yüksek okulların açılmaya başlaması egemen çevrelere iki yönlü bir fayda sağladı, bir yandan okumak isteyen kitleleri sustururken öte yandan onların sırtından yük sek kazançlar sağladılar.
ÇAĞDAŞ EĞİTİM İSTİYORUZ
1968 yılında başlayan demok ratik öğrenci hareketleri yüksek öğrenim gençliğini demokratik ilkeler etrafında bütünleştirdi.
Öğretimde reform isteyen de mokratik meslek örgütlerinin de öğrencilerle paralel bir mücadeleye girmeleri diploma ticareti yapan çevreleri güç durumda bıraktı, Anayasa Mahkemesinin özel yüksek okul ların kuruluşlarını yasalara aykırı bulmasından sonra, bu okullar egemen çevrelerin is tekleri doğrultusunda devlet leştirildi. Paralı eğitim de vam ediyordu, bu defa patron devletti. 14 Ekim seçimlerin den sonra ise mektupla eğitim yolu ile yığınların okuma öz lemlerine cevap verilmeye ça lışıldı. Mühendislik öğreni mini diploma cinslerine gö re sınıflandıran egemen sı nıfların gözünde mektupla öğ renim sonucu verilecek diplo malar ne kadar geçerli ola caktır. Oysaki biz mektupla öğrenim değil, mekteple öğre nim istiyoruz.
Biz çarpık, gerici, sömürü düzenine dayalı bir eğitim değil, çağdaş bir eğitim is tiyoruz.
Bu kısa g:'rişten sonra Ankara' daki özel mühendislik okulla rına bir göz atalım.
Özel mühendislik eğitimi An kara'da Zafer Mühendislik Mimarlık Yüksek Okulu adı ile 1967 yılında başladı ve 1970 yılında sözde devletleşti ve patron devlet oldu. Geçen yıl Zafer Mühendislik Mimarlık Yüksek Okulu, Yükseliş Kole ji ile aynı çatı altında Mü hendislik Mimarlık Yüksek Okulu adı ile öğrenime baş ladı. ADMM Akademisi ise 1973 yılında kurulmuştu.
LABORATUVARLARDA DENEY ALETLERİNE DOKUNMAK YASAKTIR
Bu okulların sorunlarını mad de madde sıralarsak:
. Hacettepe Üniversitesinde 4,5 öğrenciye, ODTÜ'de 8,5 öğrenciye bir öğretim üye si düşerken okulumuzda 35,1 öğrenciye bir öğretim üyesi düşmektedir.
. İstanbul Teknik Üniversite sinde bir öğrenci başına 9,5 m2llik kullanma alanı
Elektrik Mühendisliği 222 252
düşerken okulumuzda bu ra kam 2,3 m2tdir. Yüksek Okul ve Akademinin Elektrik Bölümünde üc per sonel çalışmaktadır. Bun ların bir tanesi not işle rinde, bir tanesi öğrenci işlerinde, üçüncüsü de bö lümde sekreterdir. Bu üç personel yüksek okul ve akademi tarafından ortak kullanılmaktadır.
Ankara Mühendislik Mimarlık Yüksek Okulunun Elektrik Bölümünde 577 gündüz, 589 akşam olmak üzere toplam 1166, Devlet Mühendislik Mimarlık Akademisi Elektrik bölümünde ise 204 öğrenci vardır. öğretim üyesi sayısı Yüksek Okul Elektrik Bölümünde 68* dir ve hiç biri okulun öğ retim üyesi değildir. Dışa rıdan ek görevli olarak derse gelmektedirler.
Akademinin Elektrik Bölü münde ise öğretim üyesi sa yısı 27 dir. Bunlardan sa dece Akademi başkan yardım cısı Reşat ongen kadroludur. Diğerleri TEK, Etibank gibi yerlerde çalışan Elektrik Mühendisleridir. Akademinin bölüm başkanı yoktur. Eski bölüm başkan ları Prof. Kemal Halıcı ve Prof. Ahmet özel istifa e derek ayrıldılar. Zaten Prof. Ahmet özel KTÜ'nün kadrosunda olduğundan, okul da bulunamıyordu. Bir ara Makina Mühendisliği Bölümü başkanı Prof. Melih Koçer Makina Kimya Elektrik bö lümlerinin başkanlığına atandı, 10 gün sonra Aka demi başkanı seçilince bu üç bölüm de başkansız kaldı. Okulumuz devletleştirmeden sonra da paralı olmaya de vam etmiştir. Bugün, örne ğin Elektrik Bölümünde bir ders yılı için öğrenim üc reti 4950 TL, Mimarlık Bö lümünde 5175 TL1dir. Her öğrenciden noter tasdikli 5 nüsha taahhütname, iki kefilden noter tasdikli 5 nüsha kefaletname her yıl talep edilmekte, öğ renim ücretini yatırmayı bir gün bile geciktirenle rin okuldan kayıtları ke sin olarak ve ihbar süresi tanınmaksızın silinmekte dir.
. 47 dersaneli olan okul bi nasında 19 700 öğrenci tek nik öğrenim yapmağa çalış maktadır. 40 kişilik olan dershanelerde 120 kişi ders yapmaktadır.
. Saat 18.00'de başlayan gece öğrenimi süresinde okulda görevli veya memur olarak hiç kimse bulunmamaktadır.
. 10'un üstünde değişik yö netmeliğin uygulandığı o kulumuzda, idare bile bu yönetmeliklerin hangisinin kime, ne biçimde uygulana cağını bilmemektedir.
. Laboratuvarlar son derece yetersizdir. Sadece elekt ronik ve yüksek frekans tekniği ölçme laboratuvarı ile fizik ve kimya labora tuvarı vardır. Bütün bö lümlerin ortak kullandığı bu laboratuvarlarda deney, aletlerine dokunmak yasak tır. Laboratuvar için ay rılan 8 milyon TL ise oku lun duvarlarının fayans kaplanmasında harcanmıştır.
. Okul kitaplığında yeterli sayıda kitap yoktur. Mev cut kitapların hepsi çok eskiden yazılmış (örneğin 1950 yılı) günümüzün ileri bilim ve teknolojisine uy mayan kitaplardır.
. Elektrik bölümünde sadece 2 tane asistan bulunmakta dır.
. 3 kere 6 haftalık staj yap ma zorunluluğu bulunan okul da sadece 150 kişinin staj yapma olanağı vardır. Diğer öğrenciler staj yerlerini kendileri bulmak durumunda dır.
. Kantin ve kafeteryada paha lı yemek yenmektedir. Medi ko sosyal Kurumuna bağlı ol mayan okulda sağlık sorunu da bir çıkmazdadır.
Sorunlarımızın ancak bir kıs mını sıralayabildim. Daha da sayılabilir. Kısaca okulumuz da herşey tepeden tırnağa bo zuktur, çağdışıdır, sömürüye dayanmaktadır.
Bizim daha iyi bir eğitim ya pabilmemiz Anadolu'nun her hangi bir köyündeki ilkokulun daha iyi bir eğitim yapabil mesi ile, bizim daha in sanca yaşamamız tüm halkımı zın daha insanca bir yaşam sürdürmesiyle birlikte düşü nülebilecek olgulardır.
Daha sonra ODTÜ Elektrik Mühen disliği Bölümü öğrencilerinden Recep Ak t aş söz aldı. Ak t aş, şunları söyledi:
RECEP AKTAS
ODTÜ'de Elektrik Mühendisliği Eğitimi üzerine görüşlerimizi bildirmezden önce, bugün Tür kiye'nin içinde bulunduğu sosyo ekonomik yapıyı en ge nel biçimiyle koyalım. Ar dından bilim, teknik ve ü niversite kavramlarından ne anladığımızı açıklayıp ODTÜ1 nün kısa tarihçesi ve bugün kü yapısına değinelim.
Türkiye emperyalizmin boyun duruğu altında geri bıraktı rılmış bir ülke... Tekelci kapitalizmin çokuluslu şir ketleriyle sosyalist ülkeler dışında tüm dünyayı kuşattı ğı günümüzde, var olan üretim ilişkileri içinde gerçek an lamda sanayileşmesi olanak dışı olan bir ülke... Çünkü Türkiye'de kimya, metalürji, makina, elektroteknik ve e lektronik sanayilerinin ku rulması ve geliştirilmesi em peryalizmin ve işbirlikçi te kelci sermayenin işine gelmez.
Bu yüzden emperyalizm ya ken disi doğrudan yatırım yaparak ya da patent hakkı, teknik bilgi ve yardım vb. gibi or taklıklarla montaj sanayiini yaratır. Böylece kendisine yalnızca yeni pazar yaratmış olmaz, aynı zamanda ucuz eme ğini sömürdüğü ülkedeki iş birlikçi sermaye ile birlikte hükümetin teşvik tedbirleri vb. desteğini de arkasına ala rak sömürü mekanizmasını en yoğun biçimde sürdürür, sür dürmektedir.
Bu iç ve dış sömürme sömürül me ilişkisi toplum yaşamının ve toplumsal kurumların teme li durumundadır. Sosyal, po litik, kültürel yapı hep bu temelin üstüne oturtulmuştur. Yani düzen, kendi üstyapı i lişki ve kurumlarını da bir likte getirmiştir. Ve bu i lişki ve kurumlar ancak dü zenle birlikte değişecektir.
BİLİM
Bilimle uğraşmamızın amacı doğayı ve toplumu değiştir mektir. Dolayısıyla bilim a maçsız değildir. Yani "bilim için bilim" diye bir çıkış noktamız olamaz.
Öyleyse bilimin varolabilmesi için toplumun bilimi fiilen talep eden sınıflar tarafın dan yönetilmesi gerekir. Bi limin fiilen talep edilmesi toplumun kaynaklarından, ya ni parasından, bir bölümünün bilimsel çalışmalara harcan ması demektir. Fiili talep, ihtiyaç demek değil dir, ihti yacın sözle değil, para ile ifade edilmesidir. Yani, top lumu yöneten sınıflar deği şiklikten yana iseler bilime para ayırırlar; değilseler bilimi kösteklemeye çalışır lar, onu kendi temel amacın dan saptırırlar. Böylece bi limin var olabilmesi için ge reken koşulların birincisini saptıyoruz; yani toplumun han gi sınıflar tarafından yöne tildiğine bağlı olan politik koşulu...
Bundan sonra yeterli insan gü cünün, yani bilim adamlarının ve yardımcı kişilerin yetiş tirilmesi koşulu çıkıyor kar şımıza... Bu da en başta bir eğitim sorunudur; bilim adam larının gençleri; gençlerin, yaşlı ya da orta yaşlı bilim adamlarının birbirlerini eğit mesi sorunudur.
Eğitimi, yalnızca okulda öğ retmenin öğrenciyi eğitmesi biçiminde anlamamak gerekir. Yayın, konferans, seminer, açık oturum vb. yollarla bi lim adamları ya da bilim ada mı adayları birbirlerini e ğitmelidirler.
Bilimin üçüncü varlık koşulu da teknik donatım olanakları nın sağlanmasıdır. Bilim a damlarmın yeni bilgiler üre tebilecekleri bir ortam sağ lanmalıdır. Bunların en ba şında zar.an gelir; sonra la boratuvar, deney araçları,
modeller, hesap sistemleri vb. gelir. Bilimle uğraşan kişilerin zamanları "ekmek parası için" bir takım yan işlerle uğraşmakla geçmemeli dir. Bilimsel çalışma varolan bilgiyi öğrenmek değildir. Varolan bilgiyi öğrenmek bi limsel çalışmanın ilk basama ğıdır. Bilimsel çalışma yeni bilgi üretme çabasıdır. Belli bir daldaki varolan bilginin tümünü bile öğrensek bilim adamı olamayız. Başka bir de yişle yalnızca bilginin sı nırlarında çalışmayan ve bu sı nırları geliştirmeğe, geniş letmeğe çabalayan kişileri bi lin adamı saymalıyız.
TEMEL BÎLİM TEKNOLOJİ
Şimdi temel bilim ile tekno loji arasındaki farka değine lim. Temel bilim araştırması, bilgi üretme çabası anlamına gelir. Teknoloji ise bilginin uygulanması, kullanılması de mektir. Kullanılmayan bilgi nin, kullanılmayacak bilgi nin üretilmesi yalnızca bel li bir konudaki merakımızı giderir. Dolayısıyla asıl ö nemli olan, kullanılabilecek, bir işe yarayabilecek bilgi üretmektir.
Bugün Türkiye'de hem doğa, hem de toplum bilimleri ala nında temel bilim araştırma ları yapmağa elbette ki gerek vardır. Ancak fiili talep yoktur. Bu fiili talebin bir kaç iyiniyetli kişinin iste ğiyle gerçekleşemeyeceği a çıktır. Bu talep, toplumun yönetimine üretici sınıfla rın geçmesiyle gerçekleşebi lir.
İleri kapitalist ülkelerde sanayi kapitalistleri ikti dardadır. Bu sınıf, egemenli ğini, toplumdaki üstünlüğünü sürdürebilmek için yaratıcı hamlelere girişmek zorunda dır. Yani, yeni üretim tek nikleri, yeni mallar, yeni hammaddeler, yeni pazarlar bularak kârını durmadan yük seltmek ister. Kıyasıya reka bet de bu sınıfı kamçılar. Bütün bunları gerçekleştire bilmek için bilimsel bilgi nin geliştirilmesi, durmadan
Elektrik ruhcndisliyi 222
geliştirilmesi gerekir. Bazı larının sandığı gibi, sanayi kapitalistleri yalnızca va rolan bilginin kullanılması na dayanan teknoloji araştır malarını teşvik etmekle ye tinmezler. Çünkü eldeki bi limsel bilginin teknoloji ya ratma olanakları sınırlıdır. Yeni teknoloji için yeni bi limsel bilgi zorunlu olmakta dır. Bu bakımdan sanayi kapi talistleri üniversiteleri, araştırma laboratuvar ve ens titülerini beslemekte, onlara bilgi üretmeleri için başvur maktadır. Birçok dev işletme nin ise kendi bilim adamları ve laboratuvarları var.
Aynı şekilde, emekçi sınıfla rın iktidarda bulunduğu sos yalist ülkelerde de bilim ge lişmiştir. Çünkü oradaki ik tidarlar da durmadan yaratı cı hamleler yapmak zorunda dırlar. Yeni bir toplum ve yeni bir insan yaratmakta kul lanılabilecek en güçlü aracın bilim oluşu onların bilime bağlılığını büsbütün artırmak tadır.
Buna karşılık sermayenin mon taj sanayiine, nakliyata ve ucuz alıp pahalı satmaya önem veren kesiminin iktidarda bu lunduğu Türkiye gibi geri bı raktırılmış ülkelerde bilim gerekli toplumsal dayanağını ve fiili talebi bulamaz. Çün kü bu ülkelerde ne kolay yol dan tatlı kârlar edinmeğe a lışmış montaj sanayiine yö nelik sanayi burjuvazisi, ne de tarım burjuvazisi karmaşık üretim tekniklerine ve yeni hammaddelerin üretimine yöne liyorlar.
Bilimin gelişmesi genellikle şöyle olur: Sanayi yeni tek noloji talep etmeğe başlar; çünkü bir süre sonra eski teknoloji gereken verimi sağ layamaz olur. Yeni teknoloji, yeni bilimsel bilgi üretil mesi talebini yaratır. Temel bilimlerde ilerleme böylece zorlanmış olur. Temel bilim lerdeki ilerleme, bilimlerin bir çeşit düşünce ortamı ve vazgeçilmez aracı olan mate matiği bile zorlar ve geliş tirir. Yani, sanayi teknolo ji temel bilim matematik bir zincirin halkalarını oluştu rurlar. Sanayiye yönelmemiş bir toplumda matematiğin bile gelişemeyeceğini böylece açık
lamış oluruz.
Sanayinin bilim talebi bazen savaştan kaynak alır. İster savaştan, ister barıştan kay nak alsın bilime fiili talep sanayiden doğar.
Bu açıklamalardan sonra Tür kiye'de bilim adamı olmadığı sanısına kapılmamalı. Türki ye'de az da olsa, bilimin sı nırlarını genişletmeğe uğra şan kişiler var. Çoğu yabancı ülkelerde yetişmiş olan bu kişiler, ister dışarda, is ter içerde yaşıyor olsunlar çalışmalarının ürünü Türkiye toplumuna yaramamaktadır. Çünkü bu ürünlere fiili ta lep yoktur. Diyebiliriz ki Türkiye'de bilim yaşamı top lumsal değil, kişiseldir. Çünkü bilim bizde henüz ku rum haline gelememiştir. Bu durum bilim adamlarının de ğil, toplumdaki iktidarın niteliğinden ileri gelmekte dir.
Bundan dolayıdır ki bilim a damları, yetişmiş uzmanlar dışarıya akın etmektedir. A ma bu arada bir noktayı vur gulamak gerek: "Madem ki işi mize yaramıyor, bizde bilim adamı olmasın daha iyi" gibi basit düşüncelere kapılama yız. Çok da uzak olmayan bir gelecekte Türkiye'de de kök lü dönüşümler gerçekleşecek ve toplum gerçek anlamda sa nayiye yönelecektir. Bu dö nüşümler gerçekleştiğinde Türkiye toplumu da bilime fiilen talep gösterecektir.
Bugün kişisel olarak çalışan, gelecek için bir potansiyel olmaktan başka bir işe yara mayan bilim adamları, o gün lerin bilim insangücü kadro larını hazırlayacaklardır.
Bilimin Türkiye'de kurumlaşa mamış yapısını koyduktan son ra üniversite kavramına geçe lim.
ÜNİVERSİTE
Üniversite, temel amacı bilgi üretmek olan insanları eğiten bir kurumdur. Bu amaca ulaş mak için varolan eldeki bil gileri de elbette öğretecek tir. Çünkü eskiden varolan bilgiyi öğrenmeden, bilgi üre tilemez.
Üniversite, yalnızca bilgi ü
reten bir kurum da değildir; yeni bilgi üretme yöntemleri de geliştirir.
Bu açıdan bakıldığında Türki ye'deki üniversiteler üniver site olamamışlardır. Çünkü Türkiye'de üniversiteler dip lomalı adam üretirler. Bunla rın eldeki bilginin yalnızca bir bölümünü öğrettiklerini söyleyebiliriz.
Yeni bilgi üretmedikleri gi bi, üniversitenin temel yö nelişinin, işlevinin bilin cinde de değillerdir. Ama bu na rağmen, üniversite çatısı altında, tek tük gerçek bi lim adamlarına rastlanmakta dır. Ancak bunlar yukarda da belirttiğimiz gibi kurumlaşa mamış, kişisel eylemlerini sürdüren meraklı kişiler ol maktan öteye gidemiyorlar.
Türkiye'deki üniversitelerin niteliği halka dönük olmalı dır diyoruz. Peki nedir hal ka dönük üniversite?
Türkiye'nin sorunlarını hiç bir egemen sınıf baskısın dan korkmadan, gerçekleri ortaya koyup açıkça tartı şabilen bir üniversitedir. Egemen sınıfların koyduğu sınırlamalara aldırmayan bir üniversitedir. Dünya dönüyor diyebilen ve bunun için çarmıha geril mekten korkmayan Galile gibi yürekli kişilerin top landığı bir kuruluştur. Egemen sınıfların bütün en gellemelerine rağmen halkın içinde bulunduğu çıkmazla rı, emekçilerin emperyalizm ve işbirlikçileri tarafın dan sömürülmesini, ezilme sini, harcanmasını korkma dan söyleyebilen bir üni versitedir.
Halka dönük üniversite, oku mak isteyen herkese kapıları nı açacaktır. Seçme ölçüleri son derece şüpheli olan bu günkü "giriş sınavları" ile "ben yalnızca yetenekli olan lara kapılarımı açarım" diye rek hileli yollara sapmaya caktır. Bugünkü durumuyla giriş sınavları Anadolu lise lerinden yetişenlere karşı işlemektedir, özel dersaneler bj sınavların yarattığı olum suz durumdan yararlanarak milyonlarca lira vurmaktadır lar.
Halka dönük üniversite mektup la öğrenim gibi kaçamak yol lara sapmayacaktır.
Türkiye üniversiteleri halka dönük olmalıdırlar. Demokra tik yapıya suhip olmalı, öğ retim üyelerini, öğrenci ve asistanları da yönetime kat malıdırlar.
Üniversiteler asıl amaçlarına, yani bilimsel bilgi üretmeye yönelmelidirler. Bunun için önce kendilerini esaslı bir özeleştiriden geçirmeleri gerekiyor.
Üniversitelerimiz özerk ol malıdırlar. Halk düşmanları, emperyalist uşakları, bilim düşmanları üniversite yöneti minden uzaklaştırılmalıdır. Üniversiteler, egemen sınıf lara, bilimi köstekledikleri için karşı çıkmalıdırlar. Bu nu yapabilecek kadar güçlü olduklarını bilmelidirler.
Üniversiteler, tam bağımsız ve gerçekten demokratik Tür kiye için çalışmalıdırlar.
üniversiteler bilimin toplum için olduğunu hiçbir kuşkuya kapılmadan kabullenmeli, "bi lim için bilim" gibi safsata ları savunan kişilere karşı etkin mücadele vermelidirler.
KÜLTÜR EMPERYALİZMİ
Emperyalizm, ekonomik sömü rüsüne ortam hazırlamak, ku rulu düzeni çıkarlarına zarar vermeyecek biçimde yürütebil mek için kültür alanını da denetlemek ister. Özellikle, "yeni sömürgecilik" yöntem lerinin uygulandığı günümüz dünyasında, geri bıraktırıl mış ülke halklarının alabil diğine sömürülebilmesinin sürdürülmesi için kurulu dü zenin bozulmasını önleyecek biçimde "düşünce, duygu ve davranışların" beslenmesini sağlamağa çaba gösterir. Bu, emperyalizmin kültürel sal dırısı yoluyla olmaktadır. Bu saldırının gerçekleşmesi ülkedeki emperyalizmle bütün leşmiş yerli tekelci burjuva zi ve onun ortakları yardı mıyla sağlanır.
Emperyalizmin kültürel saldı rısının yöneldiği başlıca iki amaç şunlardır:
1) Kendi anlayışına uygun, düzenin yürütücüsü ve sa vunucusu olacak teknik a dam ve yöneticileri yetiş tirmek.
2) Boyunduruk altında tutulan ülkelerde çıkarları düzen le çelişen sınıf ve taba kaların bu çelişkinin bi lincine varmalarını önle mek, geciktirmek, emper yalizmi kanıksayacak, tez gâhlanan her yeni oyunu olağan karşılayacak bir kamuoyu yaratmak...
Yukarda söylediklerimize kı saca "beyin yıkama" da diye biliriz.
ODTÜ
ODTÜ başta ABD, ingiltere ve Hollanda olmak üzere emper yalist ülkelerin etki ve yar dımlarıyla kuruldu. ODTÜ Ya sası mecliste görüşülürken
DP Milletvekili Burhanettin Onat'm sözleri ibret veri cidir; şöyle diyordu DP Mil letvekili: "Arkadaşlar, ar zettiğim gibi bu (ODTÜ'nün kuruluşu) Türkiye'nin mese lesi değildir... Hür dünya cephesi, başta Amerika olmak
üzere ORTA DOĞU'da böyle bir müessesenin açılmasına karar vermişlerdir.
Bütün dünyayı alâkadar eden, Yakın ve Uzak Doğu'yu alâka dar eden ve komünizme karşı bir paratoner gibi kullanı lacak olan ve mukabil bir irfan ordusu hazırlayacak o lan bir irfan müessesesine karşı lakayt kalınır mı?"
Evet, ODTÜ'nün kurulmasında ki amaç, Orta Doğu bölgesin de ABD ve ortaklarının yapa cağı yatırımlarda, açacağı işletmelerde çalıştıracakları
İngilizceyi iyi bilen, Amerikan kültürü almış, Gelişmiş bir kapitalist ekonominin gerektirdiği her meslek dalında en ileri a raçları kullanabilecek bi çimde eğitim gören, Emperyalist bir ülke tek nokratının çalışmayı kabul etmeyeceği bir ücretle iş görmeyi seve seve kabulle necek teknokratlar yetiş tirmek, Ayrıca, bunlar arasında emperyalist ülkelerdeki bilimsel araştırmalarda görev alabilecek yetenek te olanları "beyin göçü" mekanizmasıyla bu ülkelere çekmekti.
1972 de Şişe ve Cam Fabrikaları Müdürü ve ODTÜ mütevelli heye , ti üyesi Şahap Kocatopçu boykot söylentileri üzerine rektöre şunları söylemiştir: "Biz fabrikada işçinin grev yapmasına na sıl engel olabiliyorsak, sizde aynı şekilde talebeye hakim ol malısınız".
Bütçe Plân Komisyonunda ODTÜ bütçesi görüşülürken AP'li Sadi Pehlivanoğlu şöyle diyordu: "Üniversite milliyetçi, vatanper ver adam yetiştiren bir fabrikadır. Bu fabrikanın sahibi dev lettir. Devlet bu tip adam yetiştirilmesini, parasını verdiği» fabrikanın sahibi olduğu için isteme hakkına sahiptir. Bu ODTÜ bizim istediğimiz tipte adanı yetiştirmiyor. Bizim oraya vere ceğimiz para ile rektörlük öğrenci derneğine yardım yapacak, öğrenci derneği de fabrika sahibine karşı baş kaldıracaktır. Bu olmaz arkadaşlar. Bu üniversitedeki öğretim üyeleri bizim istediğimiz tipte adam yetiştirmiyorlar. Parayı devlet verdi ğine göre kendi istediği vasıfta öğrenci isteyecektir. Öğretim üyeleri kendi kafalarına göre calebe yetiştiremezler".
İşadamları Derneği toplantısında ODTÜ tdari İlimler Fakültesi Dekanı Güngör Tunç şunları söyleyebiliyor: "Biz size şunu tek lif ediyoruz: İcabettiği takdirde öğretim üyesi kadromuza bir sömestr, bir yıl, hatta ik:. yıl :.:in verebiliriz. Bunlar be lirli bir işyerinde fiil? ^lış=iiLıriar., biz bunu taahhüt ediyoruz. Ve hatta şunu da taa'r.Yjv. c^iycruz ki, başlangıçta arkadaşımızı lütfen kabul Etmeyin, rlerrhar.gi bir istihdam et tiğiniz kimse gibi TEPE TEPE kullar.m. Bu şartlar altında bir bir anlaşmaya gitmek arzusundayız".
* IV.\ını£ Genel
50,00 28;75 17,5 &M7 12,5 * 14,29
20,00 .80,00
'" 0 •••"••••
0 28,09 100 • 63,79
"8,12
"Okulu bitirince nerede çalışmak istersiniz?" sorusuna verilen karşılıklar (yüzde).
Söylediklerimize somut bir örnek verelim. 1961 yılında ODTÜ İdari İlimler Fakülte si'nce yapılan, okulu biti rince öğrencilerin nerede çalışmak isteğini araştıran bir anketin sonuçları tablo da gösterilmiştir.
İşte bu mekanizma içinde mü tevelli heyeti işveren, be lirli süreler için mukavele imzalatılan öğretim üyeleri mevsimlik işçi, öğrenciler ise bu fabrikanın ürettiği robotlar durumundadır.
Bu tablodan açıkça şu görü lüyor, son sınıfa gelen öğ renciler kararlarıyla kendi lerine verilen eğitimin top lumdan ne denli kopuk olduğu nu kanıtlamaktadırlar.
Hazırlık okulu açılmadan ön ce yalnızca iyi İngilizce bi len kolej mezunlarına açık o lan ODTÜ'nün görünümü hazır lık okulu açıldıktan sonra değişmeğe başladı. Artık bü yük zorluklarla da olsa halk çocukları da üniversiteye gi rebiliyorlardı. Bu yeni gi ren öğrenci kitlesi yurdumuz da hızla gelişmekte olan ba ğımsızlık ve demokrasi müca delesinde yerini almakta ge cikmedi .
Bu mütevelli heyeti ve güdü mündeki yönetimdir;
işçisine, öğretim görevli sine, asistanına, öğrenci sine en faşist baskıları uygulayan; "sakıncalı tutum ve davra nışları" yüzünden öğretim üyelerini kapı dışarı ede bilen; kendi başına öğretim üye lerinin sözleşmelerini feshedebilen ve bundan do layı kendilerine Danıştay1 da dava açılamayan;
akademik unvan konusunda onay yetkilisi olan; işçilerin öğretim üyeleri nin birlikte güçlü bir sen dika oluşturmalarını her yola başvurarak baltalama ğa çalışan.
ODTÜ'nün başında siyasal ik tidarın atadığı 9 kişilik bir Mütevelli Heyeti bulun maktadır. Bu heyetin üyeleri ODTÜ Yasasına göre SEÇKİN TÜRK VATANDAŞLARI arasından seçilirler. Şişe fabrikası müdürleri, motel işleticile ri, Amerikan firma temsilci leri, özel sektör müdürleri gibi...
Ayrıca yakın zamana değin bir de yabancı uyruklu olma sı şart koşulan bir müşavir rektör bulunmaktaydı. (Müşa vir rektör kurumu ODTÜ Yasa sında hala saklı tutulmakta dır.)
Bir de ODTÜ'de öğrencilerle ilgili yönetmeliklere göz a talım:
A) Giriş Öğrenim ve Sınav Yönetmeliği
Madde 42 Lisans öğrencileri öğrenimlerini yönetmelikte belirtilen meşru bir sebep olmaksızın en fazla 6 öğre nim yılı içinde tamamlamak zorundadırlar. 6 yıl içinde mezun olamayan veya olamaya cağı anlaşılan öğrencilerin üniversite ile ilişkileri kesilir.
"Mezun olamayacağı anlaşılan" gibi son derece esnek, iste nen yana çekilebilecek bir anlatıra var burada...
B) Disiplin Yönetmeliği
Bu yönetmelikte de, 1750 sayılı Üniversiteler Kanununun faşist maddelerinin yansımaları, aynı "esnek" anlatımlar içinde gö rülmekte.
C) Yurtlar Yönetmeliği
Kolluk kuvvetleri karşısı na çıkanların, suçsuzluğu kanıtlansa bile, yurtlar la ilişkileri kesilir.
Böylece çeşitli oyunlarla ar kadaşlarımız yurtlardan atıl maktadır.
Ama 5 Mart 1971'den bu yana yo ğun jandarma denetimi altında bulunan ODTÜ'de tüm zorlamalara, faşist baskılara rağmen si lah geri tepmektedir, tepe cektir.
ELEKTRİK MÜHENDİSLİĞİ BÖLÜMÜ
Varolan düzen içinde sanayi den bilime fiili talep gele meyeceği için yapılacak re formlar sorunlarımıza hiçbir zaman kökten çözüm getireme yecektir. Fakat bir yandan ülkede bu talebi yaratmak i çin devrimci mücadele verecek olan bizler, bir yandan da geleceğin sanayi toplumuna i yi birer teknik eleman olarak yetişmek durumundayız.
Bu açıdan ODTÜ Elektrik Mü hendisliği Bölümündeki yapı nın akademik ve diğer yönler den düzeltilmesi gereken ek siklerinden bazılarını saya lım:
1 Teknik seçmeli dersler a matör radyoculuk, tıbbi elekt roniğe giriş, radar, TV gibi somut konulara yönelik olma lı;, şimdiki, öğrencinin kendi alanıyla ilgisi olmayan, baş ka bölümlerden verilen ders leri almak zorunluluğu kaldı rılmalıdır.
2 Laboratuvar notları daha ciddi kitaplar halinde hazır lanmalı, bölümdeki öğrenci nin hiç pratiği olmadığı göz önüne alınarak deneyde öğre tilmek istenen şeyin somut olarak kullanıldığı yerler hakkında bilgi verilmeli, teorisi daha geniş anlatıl
malıdır. Ayrıca derslerle de neylerin paralel gitmesi sağ lanmalı ve öğretim üyeleri laboratuvara girmelidirler.
3 Gösteri (« demonstration) uygulamalarının bazen deney den daha yararlı olduğu gö rülmektedir. İletişim (= te lecommunication) dersinde ol duğu gibi bu çalışmalara a ğırlık verilmelidir.
4 Elektromanyetik ve sistem derslerinde olduğu gibi di ğer derslerde de not (veya kitap) basımına gidilmelidir. Böylece öğrenci, içinde yal nızca küçük kir bölümü kul lanacağı kitaplar için büyük ücretler ödemek zorunda kal mayacak ve de çoğu ileri dü zeyde olan bu kitaplardan öğrenilmesi zor olan bilgiyi daha çabuk kavrayacaktır.
5 3 ve A. sınıflarda proje çalışmalarına ağırlık veril melidir.
6 Fen Elektronik Kulüpleri nin okulda yeniden kurulması için çalışılmalıdır.
7 özellikle son sınıflarda akademik eğitim içinde veri lemeyen sosyal ve teknik bil gilerin kazanılabilmesi için teknik geziler yapılmalıdır.
8 Sık sık teknik konferans lar düzenlenmeli ve bunlar öğrencinin anlayacağı düzey de tutulmalıdır.
9 Yaz stajlarını Ankara'da yapabilecek olanlara bölümde olanaklar sağlanmalı, bozulan ölçü aletlerinin, oscillos cope'ların, makinaların vb. bilen bir teknisyenin gözeti mi altında sökülüp onarımının öğrencilere yaptırılması sağ lanmalı, böylelikle üretim i çinde öğrenim konusunda kü çük adımlar atılabilmelidir.
10 Yüksek lisans dersleri öğrencinin yöneldiği alanla ilgili olamamaktadır. Klasik leşmiş dersler arasında bir seçim yapmaktan öteye gide memektedir öğrenci. Bu ders ler de ivedilikle yeniden düzenlenmek zorundadır.
11 Yüksek lisans tezleri çe şitli kamu kuruluşlarından alınmağa çalışılmalıdır. Bu rada kamu kuruluşu üniversi te Oaa üçlüsü elden geldi ğince ortak çalışmalı; kamu kuruluşlarından tez alan öğ
renciler güncel kırtasiye işleriyle uğraşmak yerine a raştırdıkları konu üzerinde çalışabilmelidirler.
12 Doktora yaptırabilecek akademik ve teknik potansi yel bölümde bulunmaktayken bir yetkili bölümün doktora tezi vermeyi değil mühendis yetiştirmeyi amaçladığını bir tez öğrencisine söylemiş tir. Bölümde (ODTÜ'de en çok doktora tezi verilen bölüm olmasına rağmen) bu konudaki isteksizlik bunu doğrularken okul dışı çevrelere ODTÜ'nün bilimsel araştırmalara ağır lık veren bir kurum olarak tanıtılmasını kavramak güç olmaktadır.
13 Bölümde dondurulmuş bir asistan kadrosu göze çarp maktadır; ve bundan doğan boşluk öğrenci asistanlarla geçiştirilmektedir. "Bölümde öğretim üyesi sayısı doyma noktasına vardı, yeni asis tan alıp başımıza iş açmaya lım" havasında bir tutum gö ze çarpmaktadır.
14 Bütün bunlardan sonra danışma niteliğinde bir eği tim kurulu kurulmalı (öğren ciler öğretim üyeleri mezun lardan oluşan) ve üniversi tedeki eğitimin pratikle ne denli bağdaştığı incelenmeli üniversite "bilim için bilim" havasından arınmalıdır.
15 Öğrenciler arasında an ketler yapılmalı dersler, me zuniyet sonrası ne yapmayı düşündükleri vb. hakkında so rular sorulmalıdır.
16 Ayrıca bölüm Türkiye'deki genel sanayileşme içinde e lektronik elektroteknik sana yileri konusunda billurlaş mış görüşler oluşturabilmek için çalışmalı, görüşlerini açıklamalıdır. Eğer varolan yapı içinde bunu olanak dışı görüyorsa, tüm cesaretiyle bunu haykırabilmelidir.
17 Bölüm eğer bilim için bi lim yapmak istemiyor, ülke sinin yapısından soyutlanmak istemiyorsa Türkiye gibi ge ri bıraktırılmış diğer ülke üniversiteleri ile ilişkiler kurulmalı, oradaki gelişme ler izlenmeli; geri bıraktı rılmışlık sürecini üretim i lişkileri içindeki değişik likle aşan ülkeler örnek alı
narak mevcut yapıda eğitimde köklü değişiklikler yapıla masa bile ilerisi için hazır lık yapılmalıdır.
18— Amatör radyoculuğun ser best bırakılması için soruna Oda ve bölümce sahip çıkılma lı, sonuca gidene dek mücade le sürdürülmelidir.
Bu saydığımız sorunlar dışın da diğer akademik sorunları mızı ve de üniversitede ola ğanüstü yetkilerle donatıl mış olan jandarmayı ve faşist disiplin yönetmeliğini görüş mek üzere bundan bir ay kadar önce bölüme 353 imzalı bir dilekçeyle başvurmuştuk. Ama bölüm yöneticileri halâ oya lama yöntemleri içinde so runlara doğrudan eğilmemekte, doğruluğunu kabul ettikleri ni söyledikleri birçok şey karşısında edilgen kalmayı yeğlemektedirler.
Biz burada özellikle bir şe yi vurgulamak istiyoruz: Üni versite içindeki öğrenci asis tan öğretim üyesinin sorunla rı birbirinden kopuk değil dir. Varolan yapıya ve onu sürdürmeğe çaba gösteren yö neticilere karşı verilen mü cadele ortak olmalıdır. Be lirttiğimiz bu sorunlara öğ retim üyeleri sahip çıkmalı, "öğrenci tazyikiyle toplantı yapmayız" anlayışına karşı uğraş vermelidirler.
Bunun yanısıra yalnızca bölüm başkanının bir danışma kurulu durumunda olan bölüm genel kurulunun bölümün işleyişinde daha etkin olabilmesi için çalışılmalıdır.
Yine yukarda sözünü ettiğimiz dilekçede belirttiğimiz gibi çalışma odası türünden öğ rencilerin ders dışı zamanlar da oturabilecekleri bir yer ve öğrencilerin görüşlerini yansıtacakları, aralarında haberleşme için kullanabile cekleri bir ilân tahtası ol malıdır.
Bunun dışında bir yığın arka daşımız yurtlara giremezken, futbol alanı, yüzme havuzu ve tenis kortu gibi yerlere ya tırım yapılması, yurt binası yapımının istenen hıza ulaş tırılamaması, burs almak is teyen her arkadaşa bu olana ğın sağlanmaması, üzerinde durulması gereken konulardır.
SONUÇ
Sonuç olarak genel gerçekle ri bir kez daha vurgulayalım.
Türkiye'de emperyalist kapi talist üretim biçimi egemen dir. Bir yandan emperyalist ler, diğer yandan yerli te kelci burjuvazi başta işçi sınıfı olmak üzere tüm emek çi sınıf ve tabakaları sömür mektedir.
Bu iki sömürücü sınıfın bü tünleşmesi ve sümürülerini tam bir bütünlük içinde yü rütmeleri sonucu, bunlara karşı yürütülecek mücadele de bir bütündür. Yani "önce emperyalistleri kovacağız, daha sonra yerli sömürücüler le uğraşacağız" şeklinde bir yaklaşım günümüz gerçekleri ni bilmemezlikten kaynakla nan yanlış bir görüştür. Em peryalistlerle bütünleşmiş yerli tekelci burjuvazi ile büyük tefeci bezirgân ve toprak ağalarının sömürü ve diktascna karşı verilen müca dele bir ve aynı sürecin bir birinin içine geçmiş iki yö nüdür. Bu süreç ise, tüm sö mürünün ortadan kalktığı bir düzenin kurulması yolunda ilk adımlar olacaktır.
kurulamayacaktır. Sanayi ku rulamayınca bilim de gelişe meyecektir. Dolayısıyla üni versitelerimiz gerçek üni versiteler haline gelemeye cektir. Bu da toplumumuzun büsbütün geri kalması sonu cunu doğuracaktır.
öyleyse hep birlikte bu kı sır döngüyü bir yerinden kı ralım. Bağımsızlık ve demok rasi mücadelesinde safları mızı alalım. Her düzeyde, öğrenciyken öğrenci dernek lerinde, mühendisken Odalar da, örgütlü, inançlı, bilinç li çalışmalarımızı ve müca delemizi sürdürelim.
Öyleyse bağımsız ve demokra tik Türkiye için durmadan ça lışacağız. Hem tutarlı dev rimciler, hem de bilgili öğ renciler olacağız. Bugünün Türkiye'sinde yalnızca kendi çıkarını düşünen öğrenci ol mak, birgün tezelden bir dip loma kapıp rahat bir yaşama kavuşmak istemek küçüklüktür, korkaklıktır ve de görevden kaçmaktır.
Üniversite yönetiminde söz sahibi olmalıyız, üniversi temizin gerçek bir üniversi te olması için savaşmalıyız. Bilmeliyiz ki emperyalizmle göbek bağlarımızı kesmedikçe toplumumuzda bağımsızlık ve demokrasi olamaz. Bağımsız lık ve demokrasi kurulmadık ça, halka dönük bir yönetim kurulamaz. Halka dönük bir yönetim kurulmadıkça, sanayi
SORULAR, GÖRÜŞLER.••
Açık oturuma katılan konuşma cılar, konuşmalarından sonra, izleyicilerin çeşitli sorula rına karşılık verdiler. Kimi arkadaşlar da kendi görüşle rini dile getirdiler.
ODALARIN YETKÎ VE ETKÎNLÎKLERÎ
Bir soru şöyleydi:"Odalar bir üyesini gerektiğinde üyelik ten çıkarabilir mi? Odalar gelecekteki üyeleri olan öğ rencilerle ve kamuoyu ile yeterli bir diyalog kurmuş mudur? Keban Barajı hakkında kamuoyuna yeterli bilgi ve rilmiş midir?" Bu soruya Be kir Özgirgin şöyle karşılık _ verdi:
"Ülkemiz sınırları içinde faa liyet gösterecek mühendis ve mimarların ilgili Odalara kaydı zorunludur. Hernekadar üniversitelerden mezun olan lara bütün hak ve yetkiler veriliyorsa da Odalar Yasası bu zorunluluğu koymuştur. Oda lar üyelerine bazı hallerde cezalar, hatta meslekten men cezası verebilir. Oda Onur Kurulunun ve TMMOB Onur Kuru lunun kesin kararı ile Odadan kaydı silinen kişi meslekle ilgili çalışma sürdüremez.
Odalar çeşitli çalışmaları ile basında yeterli etkinliği sağlamıştır. Bunun bir örneği olarak şunu verebilirim: Inan salar da inanmasalar da bütün partiler programlarına bak tığımızda bizim saptamış ol duğumuz önerdiğimiz enerji politikası doğrultusunda ka muoyu karşısına çıkmayı gerek li görüyorlar. Bunun dışında fuel oil'e dayalı santralla rın kurulmasına ilişkin hiç bir madde geçmiyor. Bu basit bir etkinlik meselesi. Etkin lik sadece kamuoyunda değil Odaların üyeleri ile arasın daki ilişki içersinde de söz konusudur. Vardığımız bu nok tada teknik elemanların eko nomik ve demokratik haklarını elde etme doğrultusundaki ça lışmalar sonucu, tabanda ka zanılan etkinlik ile tüm tek nik elemanlar sendikalaşma mücadelesine katılmaktadır lar. Yalnız çeşitli konularda Odaların sürdürdüğü çalışma ların, gerek basın toplantı
larının gerekse diğer öneri lerin her zaman basında ye terince yer almadığını görü yoruz. Bu bizim sorunumuz ol duğu kadar mevcut basının ya pısıyla da ilgilidir.
KEBAN
Keban sorunu 1965 yılından beri Odamızın ilgilendiği ve üzerinde yoğun çalışmalar yap tığı bir konudur. 1965'te Ke ban fizibilite raporu çalış malarına başlandıktan sonra Odamızca bir komisyon kurul muş, Keban'ın ülkemiz gerçekle rine uymadığını, bu araştırma nın çok daha derinlemesine ya pılması gerektiğini, Keban gö lünün altında kalacak kara parçasında çok geniş jeolojik araştırmalar yapılması gerek tiğini, istimlak bedellerinin fizibilite raporlarında be lirtilen rakamlar kadar ola mıyacağını, enflasyonist bas kılardan ötürü Keban'ın be lirtilen maliyetle gerçekleş tirilemeyeceğini doğru olarak ortaya koymuştur. Geçen sene yaptığımız Keban'la ilgili çalışmaları iki basın toplan tısıyla kamuoyuna ve ilgili lere duyurduk. Bunlardan bi rincisini Keban'ın açıldığı gün yaptık ve şöyle dedik; "Mevcut iktidar Keban'dan ge reken dersi almalıdır", Nasıl? Bilindiği gibi Keban yabancı lar tarafından yapılan ve yer li teknik elemanların deneti minde yeterince söz sahibi o lamadığı bir yapı. Yerli tek nik elemanlarımız 2 3 bin li ra gibi bir ücretle çalışır ken; yetersiz, teknik bilgi leri noksan olan yabancıların 70 90 bin lira ücret aldıkla rını biliyoruz. Keban'ın ge cikmesinin sorumluluğu yaban cı firmaların üzerindedir. Keban, yapılması gereken za mandan 2 katı bir zamanda ve ülkemize 2 kat paraya mal ola rak yapılmıştır. Biz bu somut örnekten kaynaklanarak kendi gücümüze dayanmamız gerekti ğini, yabancıların ülke çı karlarına hiçbir katkıda bu lunamıyacağını, kendi sömürü lerinin devamına çalıştıkla rını açıklıyarak o zamanki CHP MSP iktidarına ders alın ması gerektiğini söyledik. Bu doğrultuda teknik eleman ların sorunlarına eğilinmesi
ni,büyük yatırımlarda yerli teknik elemanların söz sahi bi olması gerektiğini ortaya koyduk. Keban açıldı. Bunun arkasından hepimizin bildiği gibi çok kısa bir süre sonra açılan üç üniteden ikisi ça lışamaz hale geldi. Birinci ünitede yabancı firmaların sorumluluğunda çalışmalar yapılırken rotor yandı. Üçün cü ünitede bir ısıtma yapı lırken statordaki bütün sar gılar yandı. Keban yarı.rıyama lak açıldığı günde çalışamaz hale geldi ve bizim görüşü müzle 'su kaçıran bir havuz durumuna' büründü. Bu konuda Odamız gerek Keban'daki tek nik elemanlarla ilişki kura rak gerekse elindeki mevcut belgeleri değerlendirerek bir çalışmada bulundu. Bu yeni olayların ışığında bir basın toplantısı yaparak olayların nedenlerini, sorumluluğun kimlere ait olduğunu belirte rek Keban konusunda görüşle rini bir kere daha kamuoyuna açıkladı. Bunlar 1974 yılın da yapılan çalışmalardan birkaç örnek. 1965 yılında da Keban konusund"â gerekli çalışmaların yapıldığını, kamuoyuna (mümkün olduğu öl çüde) basın yoluyla bilgi i letildiğini söyliyebilirim.
ENERJİ AJANSI'NA GÎRÎLMESÎ SORUNU
Bir başka soruda Türkiye'nin Enerji Ajansı'na katılması halinde bunun ülke ekonomi sinde etkilerinin ne olacağı ve Enerji Ajansı'na girilmesi karşısında Odamızın tepkisi nin ne olacağı soruldu. Bu soruya Bekir Özgirgin şu karşılığı verdi: Petrol üre ten ülkeler karşısında genel likle petrol tüketen ülkele rin ABD başkanlığında bir ajans kurduklarını görüyoruz. OPEC ülkeleri karşısında ku rulan bu anlaşmayı bir "ik tisadi Nato" olarak nitelemek mümkün. Bu ajansa Yunanistan' m, Fransa'nın katılmadığını görüyoruz. Şimdi Enerji Ajan sına girmenin ülke yararına olup olmadığına bakalım. Ül kemiz ortadoğu ülkeleri ara sında ,er almaktadır; petrol üretici ülkeler ile yakın i
lişkiler kurmamız yararımıza olacaktır. Durum böyleyken, ABD'nin baskısı ile Enerji Ajansına girilmesi prensip olarak kararlaştırılıyor. Ay nı zamanda ortadoğu ülkeleri ile çeşitli ilişkiler kurma çabasındayız (ki bu yararlı dır), böyle çelişkili bir du rum söz konusu. Enerji Ajansı na girmemiz ortadoğu ülkeleri ile olan ilişkilerimizi zede leyici niteliktedir. Biz Ener ji Ajansını bir saldırganlık paktı olarak görmekteyiz. Çün kü Enerji Ajansı, petrol üre ten ülkelere petrol tüketen ülkelerin gerektiğinde çeşit li müdahaleler yapabileceği ni öngören bir saldırganlık paktı biçiminde. Bizim Enerji Ajansına kesin olarak girme miz daha önce de açıkladığı mız gibi tamamıyla aleyhimi ze olan bir konu. Odamız bu konuya ilişkin görüşlerini kamuoyuna açıkladığı gibi ge çen dönem çalışma raporunda konuya geniş yer verdi ve Enerji Ajansına girilmemesi önerisini ilgili kurumlara ve hükümete iletti.
ORTAK PAZAR SANAYİLEŞMEMİZİ ENGELLEYECEKTİR
Ortak Pazar'a üye olmamızın ülkemiz açısından ne gibi so nuçlar doğuracağını soran bir arkadaşa Abdülkadir Kahraman şöyle karşılık verdi: AET'ye ilişkin olarak geçen dönemde TMMOB'ye bağlı konuyla ilgili Odaların beraberce yaptığı bir çalışma oldu. EMO olarak AET konusunda yaptığımız ça lışmada elektroteknik ve e lektronik sanayii konusu ile AET ilişkileri konularını in celedik. AET'ye üyelik duru munun bize bu iki sanayi açı sından ne getireceğini sapta mağa çalıştık. Ülkemiz, ağır sanayiden yoksun oluşu nede niyle, ağır ekipman üretemi yor. AET ile bütünleşme so nucunda bu tip sanayi bu ül kelerin rekabeti yüzünden ku rulamıyacaktır. Gümrük duvar larının kalkmasıyla da ülke miz satın alıcı durumuna düşe cektir. Elektronik sanayii konusunda ise durum şöyle: Şu anda ülkemizde elektronik sanayii diye birşey yok, "sa nayi" genellikle montaja da
yalı. En küçük devre elemanı na kadar hemen hiçbir parça ül kemizde Üretilememektedir. Dışar dan gelen bu elemanlar burda bir takım firmaların patent hak larıyla monte edilmekte ve yerli diye satılmaktadır. Bu da aslında bu ülkelerin Türkiye'de bulunan ucuz iş gücünü kullanmaları demektir. AET ile bütünleşmenin sonucunda ise bu malzemeler ülkeye ser bestçe girecek, dev firmala rın tekelinde olacak ve yer li elektronik sanayiinin ku rulması olasılığı tümden yok olacaktır. Bu iki sanayi a çısından bile ülkenin AET'ye üye olması demek ülkenin sa nayi lesememes i ve kendi po tansiyelini kullanamaması demek olacaktır. Bu konuda yaptığımız çalışmanın 3 pa ragrafını okumak istiyorum.
"Buradakarşımıza vurgulanması ge reken bir konu çıkıyor. Türki ye bugün de emperyalist tekel lerin denetimi altındadır ve dışa bağımlı ekonomik yapıdan dev bir kesimin yararlandığı bilinmektedir. Böylece Tür kiye halkının çıkarları, yer li tekelci burjuvazinin bir takım tedbirlerle korunmasını istediği çıkarlarıyla her za man çatışacaktır. 0 halde ülke çıkarlarının halk yara rına korunması, yalnız or taklık dışında kalmayı de ğil, aynı zamanda bağımsız ve nitelikli bir sanayileşme sağlayacak ekonomik model tercihini de zorunlu kılmak tadır.
En iyi olasılıkla yalnızca, bazı tüketime dönük ve daya nıklı tüketim malı üreten, modernleştirilmiş kuruluş larla yetinmek zorunda bıra kılacak Türkiye'nin topluluk dışında kalması ön koşuldur. Ek olarak, dış ticaret ikili antlaşmalara dayandırılmalı, üye ülkelerin ekonomik haya ta müdahalesini asgari düze ye indirmeyi amaçladıkları Türk kamu kesimine, yatırım malı Üretme olanakları sağ lanmalı ve geliştirilmelidir.
Bağımsız ve nitelikli bir sanayileşme ise ancak, tüm üretim faaliyetlerinin mer kezi planlamayla denetim al tına alındığı yapısal bir değişiklikten sonra gerçek leştirilebilecektir."
DÜNYA BANKASI VE GERÎ TEKNOLOJİ AKTARIMI
Bir soru da şöyleydi: "Yurdu muzun geri bıraktırılmasının nedenlerinden biri de geri teknoloji aktarımıdır, bu konuda çeşitli örnekler var. Birçok altyapı tesisleri ya bancılar tarafından yapılı yor. Büyük tekelci firmalar ellerindeki eskimiş teknolo ji ürünlerini, projeleri kendileri yaptığından, yur dumuza sokmaktadırlar. Sela hattin Babüroğlu'nun projele rin yabancılara verilmemesi, geri teknolojinin yurda so kulmaması doğrultusunda bir genelgesi var. Bu soruna nasıl eğilebiliriz, EMO'nun bu konudaki görüşü nedir?"
Bu soruya Bekir Özgirgin şöyle karşılık verdi:"Emper yalizmin sömürü mekanizması ticaret, yatırım ve borçlan dırma biçiminde çalışır. Ar kadaşımızın sorusunu ticaret yoluyla sömürü şeklinde ni teleyebileceğimiz geri kal mış ülkelere değerlerinin üs tünde mal ve hizmet satışı, müşavirlik ve teknoloji trans feri bütünü içersinde değer lendirmek gerekir. Ülkemize tekelci sermayenin geri tek noloji sokmasının amaçların dan biri, bir önceki teknolo ji aşamasındaki üretmiş oldu ğu ve o an için geri teknolo ji kabul edilecek stokların eritilmesidir. Bu stoklar, azgelişmiş ülkelere satıla rak aşırı tekel kârları sağ lanmaktadır. Buna örnek ola rak belediyelerin altyapı hizmetleri, enerji üretimi, elektroteknik ve elektromeka nik sanayiini verebiliriz. Dünya bankası bütün emperya list ülkelerin ortaklığında kurulmuş, resmi ve sürekli nitelikte, emperyalizmin ge nel bunalımının içinde bulun duğumuz evresine özgü bir ol gudur; emperyalizmin sömürü sünü kolaylaştırır. Dünya Bankası bir ülkeye kredi ve rirken o ülkenin yapacağı hizmetin plan, proje müşavir liğini kendi seçeceği firma lara yaptırmaktadır. Böyle olunca bize ve öbür azgeliş miş ülkelere vereceği kredi ler bu müşavirlik hizmetleri ve ekipman satın alma yoluyla tekrar tekelci firmalara git mektedir. Bu kredinin çok kü
çük bir kısmı Türkiye'de kal makta ve değerlendirilmekte dir.
Dünya Bankasını bu ilişki i çersinde görmek gerekir. Bu nun en somut örneği Keban'dır. Gene Dünya Bankası Keban için kredi vermiş ve empoze ettiği firmalardan biri olan Ebasco firmasının mühendislik ve mü şavirlik hizmetleri yapmasını sağlamıştır. Başka bir örnek istanbul nazım planıdır. Dün ya Bankasının ve genellikle finans kapitalin işleyişinin kesinlikle uluslararası te kelci sermayenin hizmetinde ve onların çıkarları doğrul tusunda olacağı açıktır.
Odalar, yabancı teknik ele man ve teknik hizmet ithali ne yıllardır karşı çıkmakta dır. Babüroğlu'nun bütün iyi niyetine, sözü geçen genelge ye rağmen aynı uygulamaların sürdürülmekte olduğunu ekle meye gerek yok.
ODTÜ ÖĞRETİM ÜYELERİNİN DURUMU
Açık oturumu izleyenlerden bir arkadaş ODTÜ'nün sorunla rını ele alan konuşmacının değinmediği iki konuya de ğindi.
"Birinci konu ODTÜ'de öğ retim üyelerinin durumu. Bugün ODTÜ'de bir öğretim üyesini işinden atmak bir ha demeyi işinden atmaktan çok daha kolay. 12 Mart dönemin de ODTÜ'den bir rektör yar dımcısı, 2 dekan, bir dekan yardımcısı, 25 kadar da öğre tim üyesi ve yardımcısı atıl mıştır. Bunlar Danıştay'a başvurduklarında ODTÜ yöneti mi, ODTÜ'de öğretim üyeleri nin işçi statüsünde olduk ları, bundan ötürü de iş ten atılanların ancak iş mahkemelerinde tazminat da vası açabilecekleri, bundan öte bir hakları olmadığı görüşünü öne sürmüştü. Da nıştay da bu görüşte olmalı ki öğretim üyelerinin açtık ları davalara bakmayı red detti. Bunun üzerine öğretim üyeleri, işçi statüsünde ol duklarına göre, üniversitede çalışan tüm memur, sekreter, müstahdem ve işçilerinin yıllar önce kurmuş oldukları
sendikaya girerek iş güven liğine kavuşmak yolunu seç tiler. ODTÜ yönetimi, bu kez, öğretim üyeleri ve yar dımcılarının sendikaya gir melerine karşı çıktı. Konu Yüksek Hakem Kuruluna gitti, öğretim üyelerinin iş güven liğine kavuşmaması için her türlü çabayı gösteren ODTÜ yönetimi, bu kez de Yüksek Hakem Kuruluna, öğretim üye lerinin işçi olmayıp "kamu ajanı" oldukları, bu neden le de sendikalaşamayacakları görüşünü iletti. Yüksek Ha kem Kurulu da bu görüş yö nünde karar vererek öğretim üyelerinin toplu sözleşmeden yararlanamayacaklarını be lirledi, tş Kanununun açık ve kesin hükümlerine karşın alındı bu karar. Böylelik le ODTÜ öğretim üyelerinin gerek memurlara gerek işçi lere tanınan iş güvencesin den yoksun tutulması başa rıyla sağlandı, öğretim üye leri, bugün de, "öğretim üye liğine devamında sakınca gö rülmek" gibi kolaylıkla her anlama çekilebilecek bir söz leşme maddesinin sürekli teh didi altındadır. Bu maddeyi uygulama yetkisinin hükümet çe tayin edilmiş 9 mütevelli ile bu 9 mütevellinin seçti ği rektörde olduğunu da he men ekleyelim.
ODTÜ'NÜN ÜÛRENÎM DÎLİ SORUNU
İkinci konu, ODTÜ'nün öğre nim dili'nin İngilizce olma sı sorunu. ODTÜ'nün planlan ması ve kurulmasındaki art niyetleri konuşmacı Recep Aktaş biraz önce ortaya koy du. ODTÜ1 de öğrenim dilinin İngilizce olması da bu art niyetlerin, bu "tezgahlama nın" doğal bir sonucudur, öğrenim dilinin İngilizce olması, elbette, öğrenimin niteliğinde pek çok üstünlük ler sağlamaktadır. Irmak hü kümetinin Milli Eğitim Baka nının ve bazı üniversitele rin tutucu rektörlerinin "ORTÜ'nün öğrenim dili Türk çe olmalıdır" biçimindeki ö nerilerini bu açıdan ele al mak gerekir. Bu kişilerin, ODTÜ'nün etkinliğinin eğitim dilinden geldiğini görmeleri
ya da sanmaları sonucu bu girişimlere girdiğini söyle mek yanlış olmaz. Ancak eği tim dilinin İngilizce yapıl masındaki ana düşünceyi de gözden uzak tutmamak zorunda yız. ODTÜ, aslında, gelişmiş ülkeler için ucuza nitelikli teknik eleman yetiştirmek için kurulmuştur. Bugün öğ rencilerinin varmış olduğu bilinç düzeyi bu gerçeği değiştirmiyor; Bu konu üstün de dikkatle durmak ve bu konuyu tartışmaya açmak ge reklidir".
Konu üzerinde görüşlerini belirten Recep Aktaş ODTÜ1 deki öğrenim dili sorununun kültür emperyalizminin doğru dan bir yansıması olduğunu, öğrenimin İngilizce olmasının savunulamayacağını, ancak Türkçeye geçişin bir anda gerçekleştirilmesinin zor ol duğunu söyledi.
ADMMA VE ADMMYO'DA BASKILAR VE KOMANDO BASKILARI
Bir soru üzerine konuşmacı Aşkın Ulukaya ADMMA ve ADMMYO1 nda faşist saldırıların gi derek yoğunlaştığını, bu sal dırıları yapanların polisle birlikte hareket ettiklerini, polisle birlikte kapıyı tut tuklarını, istedikleri öğren cileri "şunu da, bunu da..." diye polise tutturduklarını, polisin sınıfta ders dinle yen öğrencileri bile alıp götürdüğünü söyledi. Komando baskınlarına ilişkin somut olayları anlattı, örnekler verdi. Okul idaresinin ve öğ retim görevlilerinin öğrenci üzerinde yoğun baskılar sür dürdüğünü söyleyen konuşmacı okul müdürüne gidip "tedbir alınsın, arkadaşlarımız sal dırıya uğradı, dövülüyor, öl dürülecek" dediklerinde, mü dürün "asıl saldıracak olan sizlersiniz" diyecek kadar yan tuttuğunu, kimi öğretim üyelerinin ilerici öğrenci lere not vermeyecek, sınıfa gelip "kim bizden, kim siz den" diye liste düzenleyecek, fikir yapısını beğenmediği öğrenciye yeterlik vermeye cek kadar işi ileri götürdü ğünü belirtti.
ADMMA VE ADMMYO'DA SORUNLAR
Pratik çalışmaların haftada yalnızca 2 saate sığdırıldı ğinı, bunun da asistanlar eliyle yaptırıldığını, staj detterlerinin voltmetre oku masını dahi bilmeyen asis tanlara okutturulduğunu söy leyen bir konuşmacı bu söz lerinin asistanları eleştir meye yönelik olmadığını, as lında asistanların da pek çok sorunları olduğunu belirt ti. Okul idaresinin asistan ları eğitim süreciyle bütün leştirecek yerde, tersine bir tutum içinde olduğu; öğrenci asistan öğretim üyesi bütün lüğünün, diyalogunun oluşma ması için elinden geleni yaptığını da sözlerine ekle di. Haftada örneğin 4 saat dersi olan kimi öğretim üye lerinin yalnızca 2 saat der se gelmekte oldukları; sınav ların hep asistanların göz lemciliği altında yapıldığı nı, kimi asistanların karşıt fikirde oldukları öğrencile re sınavlarda çeşitli baskı lar uyguladıkları, sınavdan çıkarma yolları aradıkları da belirtildi.
DEĞİŞEN YALNIZCA OKULUN ADI
Söz alan' bir arkadaş da dev letleştirmeden önce özel yüksek okullarla demokratik kuruluşların, meslek örgüt lerinin sürekli ilgilendiği ni, bu okulların sorunlarına sürekli olarak eğilen bir kamuoyunun oluşmuş olduğunu hatrrlattı. Bu arkadaş söz lerini şöyle sürdürdü: "Bu kuruluşlar Anayasaya aykırı bulunduktan sonra devletleş tirme ile soruna sözde çözüm getirildi. Aslında sorun çö zülmedi, paralı olmasından ötürü eğitimde eşitlik il kesine aykırı olması, yer sorunu, öğretim üyelerinin durumu vb. gibi nitelikleri yönünden Anayasaya aykırı bulunduğu halde, bu okullar bütün bu niteliklerini koru yarak sürdürüldü. Paralı öğ retim sürdürüldü; öğretim üyelerinde kariyer, yetenek hiç aranmadı; yer sorunu daha da kötüleşerek devam etti.
Aslında okulun yalnız adı de ğişmiştir. Tüm sorunlar, daha da fazlasıyla, bugün de var dır. Demokratik kuruluşlar devletleştirmeden sonra etki li mücadele verememişlerdir, öğrenciler bile sorunlar san ki çözülmüş gibi eski tepki lerini göstermez olmuşlardır. Kamuoyunun ilgisi canlı tutu lamamıştır. öğrencilerin bü yük çoğunluğu mezun olduktan sonra çıkış belgesi alamazlar, çünkü stajlarını tamamlamamış lardır, çünkü staj yerlerinin yüzde 10'u okulca bulunuyor, öğrencilerin büyük çoğunluğu staj yerlerini kendileri bul mak zorundalar.
Bu okulda ders veren ve çoğu devlet dairelerinde yüksek kademelerde memur olan öğre tim görevlileri kendilerinin öğrencisi olmuş olan mezun ları işe almazlar, böylece de açık bir çelişki içine düşer ler."
SORUN EĞİTÎMÎN TEMEL DÜZENÎNDEDİR
Odamızın bir yetkilisi de gö rüşlerini şöyle belirtti: "So
run özel yüksek okulları bu gün uygulamasını gördüğümüz biçimde devletleştirmekle çö zülemezdi. Nitekim belirtilen sorunların hemen hepsi dev letçe açılan Elazığ, Konya vb. DMMA'lerinde de aynen vardır. Sorunlara çözüm öne rirken somut amaçlarımızı a dım adım belirlemeliyiz. Bir kez kimi arkadaşlarımızın bir yanılgısı üzerinde durmak istiyorum. Bu arkadaşlar "bü tüm bu sorunlar, aksaklıklar iktidara halk kesin ağırlığını koyduktan sonra çözülür, gi derilir. Halk üniversitesi ancak o zaman kurulabilir" görüşündeler. Bu görüş bizi sorunları sergilemede, kamu oyuna maletmede, çözmede e dilgenliğe, durgunluğa götü rür. Bugün yüksek okullarda, üniversitelerde okuyanlar, bugünün mühendis adayları, geleceğin özlediğimiz Türki ye'sinin insangücü potansiye lini oluşturacaklardır. Ye tenekli, bilgili ve bilinçli yetişmek ve bunun koşulları nı oluşturmak için şimdiden mücadele vermektir görevi miz. Bu mücadele ertelenemez.
Şunu görmeliyiz. Sorun öğ retmenlerin yetersizliği, ye teneksizliği, ilgisizliği de ğildir. Sorun, içinde bulun duğumuz çağda, yüksek öğre nimin ek görevli öğretim üye lerine dayalı biçimde yapıl maya çalışılmasındaki sakat lıktır. Sorun öğretmenlerin öğrencileriyle ilgilenmeme leri, derslerine düzenli gelmemeleri değildir, böyle öğretmenlerin böyle olması doğaldır. Sorun eğitimin temel düzenindedir. Ortaya konması gereken şudur: Bugün üniversitelerimiz ufak tefek ek olanakların yaratılmasıyla mevcut kapasitelerinin iki katı öğrenci okutabilirler. Devletleştirilmiş özel yüksek okulların, bu kapasiteden ya rarlanılarak, mevcut üniver siteler içinde eritilmesi ge rekir. Amacın belirgin biçim de, somut olarak konulması gerekir, yoksa "yer dar, öğ retim üyeleri yetersiz, asis tanlar yetersiz" biçiminde konan amaçlar mücadeleyi ba şarıya ulaştıramaz. Sonuçlar üzerinde değil bu sonuçları doğuran nedenler üzerinde durmalıyız."
Blsktrik Mühendisliği 222
ADAY IN Sınav No
O H M ı I H ı I 11 >i .1 I < . <
9 f t 0 Ü 0 " »J •• MüH099 t] 0 0 0 J 0 0 " t ' 0 1 M ' M M , ,
G ^ £j tJ «^ U I
0 8 t 0 8 0 d " 0 t " Zr 1 ' " tL t
998OG 8988g 8888g
> '^099
< I • M (j @ > ] r ı M ı, i M M ı I (| I) i • ı ı M 1 h 0
I l ı k t » H M » t ' M M • * * 0 ' f' 0 9
< ı " ı ı . . f ) »1 9 (' I ( H t M ı fi 0 g