Elektrik Mühendisliği · Sayı 228 · Aralık 1975
OLAYLAR - YORUMLAR
Sanayi, teknoloji politikası ve kalkınma Görüş ve değerlendirme
- Yıl
- 1975
- Sayfa
- 17
- Okuma süresi
- 47 dk
- Görüntülenme
- 0
Konu
Sanayi, teknoloji politikası ve kalkınma
İlgili: Nükleer enerji, Toplum, demokrasi ve emek
Anahtar kelimeler
- enflasyon
- Türkiye sanayii
- dışa bağımlılık
- tekelleşme
- memur sendikacılığı
- TÖB-DER
Özet
Yazı, Türkiye'de nükleer enerji politikasına ilişkin değerlendirmenin ardından Türkiye sanayiinin enflasyon, özel mülkiyetin egemenliği, tekelleşme ve dışa bağımlılık sorunlarını ele alıyor; ayrıca memur sendikacılığı üzerine bir TÖB-DER yayınının özetine yer veriyor.
Tam metin
Metin PDF'ten otomatik çıkarılmıştır; tablo, şekil ve formüller eksik ya da hatalı olabilir. Özgün dizgi için PDF'e bakın.
larımızı henüz çok az bir çı randa değerlendirmekte olduğu muz düşünülerek, şimdiki du rumda, enerji üretiminde ül kemizin kaderini büyük bir oranda nükleer enerjiye bağ lamak sakıncalı ve güvensiz olduğu gibi gereksizdir de. İlerisi için de halen ekono mik görülmeyen orta ve küçük su kaynaklarından yararlanmak, yeni linyit yatakları aramak, linyit üretimini artırmak vb. gibi öz kaynak zorlamalarının, yakıt yağı veya nükleer yakıt la çalışan santrallar kurmaya göre daha uygun olup olmayaca ğı incelenmelidir.
Ancak nükleer teknolojinin ül kemize girmesini ve ülkemizde gelişmesini önlemenin de bir çok sakıncaları olabilir. Bu bakımdan, enerji üretiminde ülkemizin kaderini nükleer e nerjiye bağlamaksızın ve ana amaç enerji üretimi olmaksı zın, esas itibarıyla, gereki yorsa askeri amaçlarla ve ye ni nükleer teknolojinin ülke mize girmesi ve ülkemizde ge lişmesi amaçlarına hizmet ede cek ve bu arada enerji üreti mine de belirli bir oranda katkıda bulunacak, gücü amaca uygun olarak saptanmış bir nükleer santralın kurulmasın da birçok yararlar olabilir. Böyle bir uygulama aynı za manda 1990'lara doğru ekono mik olarak kullanılabilir du ruma geleceği ve dünya enerji bunalımına olumlu katkıları olacağı sanılan hızlı üretken reaktörlere geçişi de kolay laştırabilir.
ilerde ise, uranyum çekirde ği gibi ağır çekirdekleri par çalamak yerine, ham maddesi (su ve lityum) dünyada tüken mez derecede bol olan hidro jen izotoplarının (hidrojen, döteryum, trityum), yani ha fif çekirdeklerin, daha ağır olan helyum çekirdeğini oluş turmak üzere kendi aralarında birleştirilmesi esasına daya nan ve hidrojen bombasında gerçekleştirilen termonükleer enerjinin, enerji üretiminde kullanılmasını amaçlayan ve petrol çemberinden kurtulmak isteyen ileri ülkelerce yo ğunlaştırılan çalışmaların olumlu bir sonuca ulaşması halinde, dünya enerji prob leminin sürekli olarak çözül mesi umulabilir.
TÜRKİYE SANAY İMİN
Y akın Köçük
1. TÜRKİYE SANAYİİ: ENFLASYONUN NEDEN VE SONUCU
Bugün Türkiye sanayii, Türki ye'deki enflasyonist baskının en başta gelen nedeni durumun da. Sanayinin yapısı, enflas yonist eğilimin ortaya çıkma sında ve devam etmesinde en başta gelen etkenlerden birisi. Çünkü enflasyon, para ve kredi hacminin ekonomideki reel ge lişmelerden çok daha hızlı bir biçimde genişletilmesinden do ğuyor. Para ve kredi hacminin hızlı bir biçimde genişlemesi ise sanayiin zorlamasından ile ri geliyor.
Bunu şöyle söylemek de mümkün; Türkiye'de enflasyonu durdurmak kolay, ancak Türkiye'de enflas yonu durdurmak için sanayiin gelişmesini de durdurmak zorun lu. Sadece sanayinin gelişme sini durdurmak değil, aynı za manda, enflasyonu durdurmak i çin sanayide çok büyük iflasla ra razı olmak gerekiyor.
Bu söylenenlerin gerekçeleri çok basit ve basit olduğu ka dar da ortada; Devlet Planlama Teşkilatı tarafından yapılan yeni bir açıklama, özel kesi min yapmayı planladığı 56,1 milyar liralık yatırımın 33,7 milyar liralık bölümünün kre dilere dayandığını gösteriyor.
Özel kesimin yatırım teklifle rine göre ve ortalama olarak; her yatırımın yüzde 60'ı kredi ve başka bir deyişle "gerçek leştirilecek" .
Bu çok yüksek bir oran. Bu ora nı sağlamak için para hacmi i le kredi tavanını devamlı ola rak genişletmek zorunlu. Devam
lı olarak enflasyon yapmak ge rekiyor.
Ancak DPT'nin bu araştırmasın daki bilgiler gerçekleri tam yansıtmıyor. Türkiye Sınai Kal kınma Bankası ile kredi ilişki sindeki özel kesim işletmeleri üzerinde yapılan bir araştırma, özel kesim işletmelerinin öz sermayelerinin yüzde 96'sı ora nında borç ile çalıştıklarını ortaya koyuyor. Bu oran ABD e konomisinde yüzde 96,6; Batı Alman ekonomisinde yüzde 38. Bu karşılaştırma, Türkiye'de özel sanayiin borçla yatırım yapıp geliştiğini gösteriyor. Borç ise kredi ve para hacminin gelişmesini zorunlu kılıyor. Bu ise enflasyonu... Dolayısıy la Türkiye sanayiinin yapısı devamlı olarak enflasyon gerek tiriyor.
İş bu kadar değil. Borç faizle sağlanıyor. Resmi faiz oranı, masraflarla birlikte, yüzde 18'i buluyor. Ancak, fiilî oranının yüzde 30'u aştığı biliniyor. Her yatırım, bu kadar yüksek faiz oranının ötesinde bir kar şılık oranına ulaşmak zorunda. Bu yüzden, büyük ölçüde kredi ve dolayısıyla faiz yükü ile karşılaşan Türkiye sanayii, di ğer ülkelerden çok daha yüksek bir sömürü oranını gerçekleş tirmek zorunluluğu altında ka lıyor. Bu ise fiyatların daha da yükselmesi demek oluyor.
2. ÖZEL MÜLKİYET EGEMEN
Tablo 1, son 23 yıl içinde sa nayideki değişimi çok açık bir şekilde ortaya koyuyor. Bu tab lo Doç.Dr. Uğur Korum1un yapmış olduğu bir çalışmadaki istatis
tiklere dayanılarak hazırlandı. Tablo giderek Türkiye'de özel mülkiyetin imalat sanayiine e gemen olduğunu ortaya çıkarı yor. Artık sanayi, esas yapısı itibarıyla, bir özel mülkiyet slanı haline gelmiştir.
Tablonun ortaya çıkardığı iki önemli nokta daha var. Bunlar dan birisi, birinci ve ikinci planlar arasındaki fark. Birin ci plan sanayide kamu mülkiye tini artırma yönünde önemli a dımlar sağladı. AP ve 12 Mart hükümetleri zamanında uygulanan ikinci plan bu eğilimi tersine çevirdi.
Yalnız, burası o kadar önemli değil. Önemli olan nokta üretim araçları içinde ara malları sa nayilerindeki durum. Bu sanayi lerde kamu mülkiyeti hâlâ ya rıdan fazla. Nedeni üzerinde düşünmek son derece açıklayıcı oluyor. Ara malı sanayileri, büyük ölçek ve ileri teknoloji gerektiriyor. Görece olarak küçük ve geri teknoloji ile ü retim pahalıya elde ediliyor, tşin bir yanı burası. Diğer ya nı ise, ara malı sanayilerinin üretiminin diğer sanayiler ta rafından kullanılması. Diğer sanayilerde ise özel mülkiyet hakim. Mekanizma açık; özel kesim, pahalı üretimi kamu mülkiyeti altında yaratıp, bu nun özel kesime maliyetinin altında satılmasını sağlayarak, kendi kârlarının artmasını ga ranti altına almış oluyor. Bu durum, kamu işletmelerinin ne den zararla çalıştıklarını gös teren önemli bir faktörü açık lıyor.
Tüketim Araçları
Üretim Araçları
Ara Malları
Yatırım Malları
Toplam
1950 1963 1967 1973 52,1 38,7 48,7 33,0
45,6 52,1 45,2 39,5 36,2 60,9 58,2 16,6 73,6 33,9 23,7 16,6 50,5 44,1 47,3 36,7
Tablo 1. İmalat sanayii yıllık ortalama artış hızları
' (İstihdam hacmine göre)
3. TÜKETİM ARAÇLARI SANAYİİ GENİŞLEME SINIRINA ULAŞTI
Tablo 2'nin gösterdikleri şun lar; tüketim araçları sanayii nin gelişme hızı gittikçe dü şüyor. Düşüş nedeni; belirli gelir bölüşümünde tüketim a raçları sanayiine pazar sağla yabilmek için, kamu kesimi tü ketim araçları sanayilerinin genişlemesi fiilen durdurulmuş. Buna rağmen tüketim araçları sanayiinin genişleme hızı ya vaşlıyor.
Bu yüzden üretim araçları sa nayiine dönüş kaçınılmaz olu yor. Ancak üretim araçları sa nayiinde üretim ölçeği ve do layısıyla yatırım hacmi daha geniş olmak zorunda. Bu da bir yandan, daha büyük finansman sorunları ile pazar sorunları na yol açıyor. Finansman soru nu, içerde sömürü oranını ar tırmaya, 12 Mart ve benzeri denemelerle ücretleri dondur maya yol açıyor. Pazar sorunu ise emperyalist ekonomilerin itirazlarına ve karşılıklı sür tüşmelere neden oluyor. Son yıllarda Ortak Pazar ile iliş kilere sanayicilerin de itiraz etmelerinin temel nedeni bura da. Türkiye'nin kendi doğu ve güneyinde ticaret yapacak ge ri ekonomiler aramasının da ne deni burada. Sanayinin yapısı, bunu zorluyor.
4. TÜRKİYE SANAYİİNDE TEKELLEŞME EĞİLİMİ HIZLA ARTIYOR
Bunun için yeni bir çalışmadan söz edeceğim. Prof.Dr. Haydar Kazgan'ın yaptığı çalışmaya göre Türkiye'de şirketleşme, yeni şirketlerin kurulmasından çok eski şirketlerin sermaye artırarak büyümesinden ileri geliyor. 1954 1971 yılları ara sını kapsayan bu çalışma bir de şunu ortaya koyuyor: Enflas yonist eğilimlerin arttığı yıl larda şirketleşme ve özellikle eski şirketlerin büyümesi, çok daha hızlanıyor. Bu da, enflas yon ile Türkiye sanayii arasın daki ilişkiyi bir kez daha doğ ruluyor. Enflasyon, kârların artmasına ve dolayısıyla da mevcut şirketlerin büyümesine yol açıyor.
Tüketim Malları Sanayii Kamu Özel Toplam
1950 1963 4,30 6,20 5,35 1963 1967 6,35 3,85 4,95 1967 1973 1,00 6,25 4,05
Üretim Araçları Sanayii Kamu Özel Toplam
1950 1963 5,65 9,55 7,40 1963 1967 5,60 11,15 8,65 1967 1973 6,85 14,75 11,75
İmalat Sanayii Kamu Özel
1950 1963 4,80 7,30 1963 1967 6,05 6,80 1967 1973 3,65 10,45
Toplam 6,10
6,45
7,75
Tablo 2. İmalat sanayiinde kamu kesiminin payı (Üretim hacmine göre %)
5. GİTTİKÇE DAHA ÇOK DIŞA BAĞIMLI
Daha önce Makina Mühendisleri Odası için hazırladığım çalış mayı tekrarlamadan şunu söyle yebilirim: Sanayi, gittikçe daha çok dışa bağımlı hale gel miştir. Ödemeler dengesi sorun larının en çok Sanayi Odaları nı ürkütmesinin nedeni budur. Çünkü artan ölçüde dış kredi bulunmadığı takdirde, Türkiye imalat sanayii durmak sorunu ile karşı karşıya kalacaktır.
6. ÖZETİN ÖZETİ
Türkiye sanayii, başkalarının parası ile kurulanj özel eller de yoğunlaşan, tekelleşme eği limleri artan ve tüketim mal ları sanayiini genişletmenin sınırlarına ulaşmış ve artan hızla dış ekonomilere bağlanan bir yapıya sahiptir.
(Kimya Mühendisleri Odası Sanayi Kongresi tebliği)
5 İl
bir yayın
TÖB DER yayınları arasında çıkmış bulunan "Memur Sendikacılığı ve Türkiye Deneyi, 1965 1971" adlı kitapçığın qenişçe bir özetini aşağıda veriyoruz. Dr.Gencay Şayian ' ıtı hazırladığı bu kitapçık, TÖB DER'in bir süre önce düzenlediği bir seminerler dizisinde s unulmuşt ur.
1. GÎRİŞ
Çalışarak yaşamlarını kazanan ların çıkarlarını korumak için örgütlenmeleri yadsınmaz bir hak ve özgürlük olduğu kadar toplumsal gelişimin karşı ko nulmaz bir olgusudur da. Eko nomik ve siyasal mücadele bo yutlarını kesin sınırlarla birbirinden ayırmak olanak sızdır, fakat ekonomik boyut ta doğrudan doğruya toplum yapısını niteliksel olarak de ğiştirmekten çok çalışma düze ni ile ilgili hak ve özgürlük leri genişletme mücadelesi ve rilmektedir. Bu mücadelenin de temel aracı sendikal ör gütlenmedir.
Memur Sendikacılığı ve Tür kiye Deneyi, 1965 1971. Hazırlayan: Dr. Gencay Şayian, Sunan: Şensu Yemişçioğlu. TÖB DER Eğitim Yayınları, 3
Kapitalizmin başlangıcında iş verenlerin kesin denetimi al tında olan devlet aracılığıy la, emekçilerin örgütlenmesi yasaklanmıştı, tşçilerin müca delesi sonucunda 1824 yılında İngiltere'de, sendikal hak ilk kez yasalaştı ve günümü ze dek kökleşti.
Fabrikada üretilen değerin nasıl paylaşılacağı konusun da işçi ve işveren karşı kar şıya geldiklerinde işçileri tehdit eden en önemli etken bir yedek işçi ordusunun var lığı ve çalışan işçinin güven liğinin olmamasıydı. İşte bu tehdidi ortadan kaldırmak, işçi arzını denetlemek amacıy la kurulan sendikalar, günü müze dek, a) Üyelerinin ve daha geniş olarak tüm işsizlerin iş siz kalmalarını önlemek,
b) Üretilen değerin paylaşı mında emeğin payını artır mak, c) Çalışma gününü kısaltarak emekçiden alınan artık ü rün oranını azaltmak gibi temel konularda Önemli başarılar kazandılar.
2. MEMURLARIN DURUMU
İşçi sınıfının verdiği müca deleye karşılık memur sendi kalarının bütün dünyada geliş mesinin son 25 30 yıl içinde kalmasının nedenleri olarak, a) Devlet bürokrasisinin si yasal işlevi, b) Memur emeğinin niteliği ele alınabilir.
Kapitalizmin "serbest reka betçi" aşamasında devletin tüm görevleri savunma, mali ye, adliye, asayiş gibi, bel li bir düzenin zorla korunma sına yönelik bulunmaktaydı. Bu yapı içindeki memurun sa hip olması gereken en önemli değerler de "itaat" ve "sada kat" idi; çünkü bürokrasinin temel görevi emekçiler üzeri ne baskı kurmaktı.
İkinci neden de memurların e meklerinin genel olarak üre tici bir emek olmamasıdır. Toplumda hangi cins emeğin üretken olduğu konusu çok tar tışmalı bir konuysa da örne ğin asayiş, savunma gibi alan larda çalışanların emekleri nin değer yaratmadığı, dolayı sıyla üretimle yaratılan de ğerden alınan payın artırıl masının söz konusu olmayacağı açıktır.
3. DEVLET KURUMUNDAKİ DEĞİŞMELER
Kapitalizmin emperyalizm aşa masına gelmesi, emekçilerin mücadelesi, kapitalizmin bü yük bunalımı, Keynes'in for müle ettiği devlet müdahale ciliği gibi gelişimler sonu cunda günümüzde devlet kuru munda önemli değişmeler ol muştur.
Ulaşım, haberleşme, eğitim, sosyal güvenlik, fiyat kont rolü, bazı üretim alanların daki çalışmalar devletin gö revleri arasında yer almaya başlamıştır. Bu değişimler memurların sendikal istekle rinin belirlenmesinde etken oldu.
Kamu personelinin sendikal örgütlenmesine karşı çeşitli ülkelerde yöneltilen eleşti riler aşağıdaki üç noktada yoğunlaşmaktadır:
a) "Devlet memurları devlet gibi kesinlikle egemen, güçlü bir kurumla pazarlık yapamaz lar." Bu görüşteki yanlışlık devletin dokunulmaz ve kutsal sayılması ve iş disiplini, yeterlik gibi kavramlar yeri ne yukarda değinildiği gibi sadakat ve itaatin üzerinde gereğinden çok durulmasıdır. Tüm çalışanların hakları i çin verdikleri mücadeleler ve anayasalarda devletin ka yıtsız şartsız egemenliğine karşı kazanılan hükümler göz önüne alındığında bu görüşün geçersizliği açıktır.
b) "Devlet faaliyetleri esas olarak kamu yararına dönüktür ve personelinin yüksek maaş
benzeri talepleri kamu zara rına olur." Her şeyden önce "kamu yararı" kolay tanımla namaz. Bir ülkede radyo yayı nı gibi bir faaliyet devlet tarafından yürütülürken baş ka bir ülkede bu alan özel sektöre bırakılmış olabilir. Yurdumuzda eğitim alanında hem özel hem de kamu sektörü kurumları vardır. Ayrıca ka mu sektöründe çalışanların neden daha çok fedakarlık yap maları gerektiği de kolay an laşılamaz.
c) "Kamu kesiminde bugün kü çük bir memur olanın ilerde amir olacağı, dolayısıyla ça lışan ve çalıştıranın durumu nun belirgin olmadığı" görüşü de yaygındır. Bu durum gerçek se de çalışanların ekonomik haklar almaları için örgütlen melerine engel değildir. Büyük kapitalist kuruluşlarda da personel işe alımı, ücret so runu gibi konularda işveren durumundaki kişi gerçek mül kiyet sahibi olmayabilir. Ni tekim diğer ülkelerdeki uygu lamada hükümet, parlamento ve mali kurumlar temsilcile ri memur sendikalarıyla toplu sözleşmeye oturmaktadır.
Avusturya, Finlandiya, Norveç, İsveç, Fransa ve İtalya'da grev ve toplu sözleşme hakla rı olan memur sendikaları var dır. Almanya ve İngiltere'de memurların sendikalaşması sağ lanmış, ancak grev ve toplu sözleşme hakları yalnız bir kısım memura tanınmıştır. Bel çika ve Danimarka'da tüm dev let memurlarının sendikalaş ması öngörülmüş, fakat grev
ve toplu sözleşme konusunda yasal bir hüküm getirilmemiş tir ve bu ülkelerdeki uygula mada grev ve toplu sözleşme sistemi yürümektedir. ABD, Avustralya, Kanada ve Hollan da yasaları memurların sendi kalaşmasını öngörmekte ama grevi yasaklamaktadır.
4. TÜRKİYE'DE DURUM
Türkiye'de işçi sınıfının sen dikal haklarını kazanması bi le çok geç gerçekleşmiştir. Kısa bir dönem göz önüne alın mazsa 1947 yılındaki 5018 sa yılı yasayla sendikalaşma hak kı tanınmışsa da grev ve toplu sözleşme hakkı 1960 sonrasına dek sağlanamamıştır. 1961 Ana yasasının 46a maddesinde "... işçi niteliği taşımayan kamu görevlilerinin..." de sendika laşabileceği öngörülmüştür.
Osmanlı İmparatorluğu devrin de ve Cumhuriyetin ilk yılla rında memurun toplum içinde önemli bir yeri vardı. 1950 60 döneminde uygulanan ekonomik politika memuru da yoksullaş tırmıştır. 1961 Anayasasının getirdiği nisbi özgürlük orta mında ise tüm emekçi tabakala rın örgütlü mücadelesi daha yüksek boyutlara ulaşmıştır. Memurların sendikal hak ve özgürlüklerinin düzenlenmesi de 1965 yılında onaylanan 624 sayılı yasayla gerçekleşmiş tir.
5. 624 SAYILI YASA
Anayasanın açık ve kesin bir dille sendikal haklardan söz etmesine karşılık 624 sayılı
yasa, dernekçilikten öteye gitmeyen bir örgütlenme getir mektedir. Prof.Mıhçıoğlu bu yasanın eksikleri olarak:
a) Grev, toplu sözleşme ve protesto yürüyüşü gibi te mel hakları kapsamamasını, b) Kamu kuruluşları içinde sendikal çalışmaların çok kısıtlanmasını, c) Sendika enflasyonuna yol açan hükümler taşımasını, d) Sendika yöneticilerinin her türlü güvenceden yok sun bırakılmasını, özellikle belirtmektedir.
Tüm eksiklerine karşılık bu yasanın yürürlükte olduğu bir buçuk yıl içinde 332 tane sen dika kurulması ve 1970 yılına ulaşıldığında sendikalaşan me murların % 90'inin yıllık ge lirinin 12 000 TL'nın altında olması, 151 sendikanın yöne time uyarılarda bulunması, 69 sendikanın yazılı b.ildiriler yayınlaması, 37 sendikanın yü rüyüş, 2 sendikanın da boykot düzenlemesi belirli bir geli şimi göstermektedir.
12 Mart'a dek_ böyle süren sen dikalaşma çabaları bu dönemde engellenmiş ve memur sendika ları kapatılmıştır.
Memur sendikacılığının 6 yıl lık uygulanma döneminin değer lendirilmesi yararlıdır:
a) Kamu personelinin yarıya yakını örgütlenmiş ve sen dikalaşmış kesim içinde dü şük gelirli memurlar büyük çoğunluğu oluşturmuştur.
b) Yatay sendikalaşmanın yay gınlaşmasına karşılık di
key gelişme, büyük merkezi örgütler, birkaç örnek dı şında gerçekleşememiştir, c) Bütün aksaklıklar bir yana yönetime karşı direnmeye başlayan bir sendikal ha reket oluşmuştur.
6. SONUÇ
Gelişen sendikalaşma hareketi, 12 Mart dönemi içinde durdu rulmuş, işçi sendikalarına kı sıtlamalar getirilirken, me murların sendikalaşması tüm den önlenmiştir.
Günümüzde memurlar dernekleş me yoluyla hak ve çıkarlarını korumakta ve sendikal hak ve özgürlükleri için mücadele etmektedirler. Bu özgürlüğü tanıyacak olan yasanın şu ni telikleri olmalıdır:
a) Sendikal önderlerin yeterli güvenceleri olmalı, b) Sendikalar kamu kuruluşları içinde yeterli çalışma ola nağına sahip olmalı, c) Toplu sözleşme hakkı tanın malı, d) Grev hakkı tanınmalı, e) Kamu sendikaları aracılığı ile yönetime katılma sağlan malı, f) Memur sendikası yöneticiliği profesyonel bir görev olmalı, g) İşçi memur ayrımı kaldırılıp emeği karşılığı ücret alan herkesin aynı statüye sahip olması sağlanmalıdır.
Bu sonuca ulaşmak için ilk iş tüm çalışanların derneklerde örgütlenmesi ve bu konuda iş çi sınıfının ve emekten yana politik örgütlerin etkin des teğinin sağlanmasıdır.
1ÜM ÇALIŞANLAR,
HAKLARİNİ ANCAK.
" ilMJ^
ÖRGÜ11EMEREK
ELDE . EDEBİL^
Elektrik Mühendisliği 22ti 534
ELEKTRONİK SANAYİİNİN SORUNLARI TARTIŞILDI
Odamız tstanbul Şubesince dü zenlenen Elektronik Sanayii konulu panel, 6 Aralıkta tstan bul TÜTED salonunda yapıldı. Selçuk Esen'in yönettiği top lantıya Burhanettin Kaçmaz ve Kaya Yazgan birer tebliğle ka tıldılar. Toplantıya gelemiyen Nafiz Çubukçu'nun tebliği Baş kan tarafından okundu. Fikret Yücel'in tartışmacı olarak tebliğlere katkıda bulunmasın dan sonra salondaki izleyici lerin soru ve görüşleri de tartışıldı.
Kaya Yazgan sunduğu tebliğde, elektronik sanayimizin geçmi şine, günümüzdeki durumuna ve geleceğine ilişkin bilgiler verdi. Elektronik Sanayiinin yurdumuzda niteliksel değişik likler gösterdiği üç dönemin ayırdedici özelliklerini tar tıştıktan sonra geleceğe ait tahminler sırasında Ortak Pa zar'ın etkisi üzerinde özel likle durdu.
Nafiz Çubukçu'nun tebliğinde elektronik sanayiinin tanımı, geçmiş yıllardaki yanlışların değerlendirilmesinden sonra yapılması gereken işler sıra lanıyordu.
Elektronik sanayiinin gelişti rilmesi amacıyla çıkartıldığı öne sürülen kararnameyi ayrın tılarıyla ele alıp inceleyen Burhanettin Kaçmaz, tebliğin de bu kararname ile sanayiin baltalanacağını belirtti.
Tartışmacı olarak katılan Fik ret Yücel, elektronik sektö ründeki imalatın tarihi geli şimini anlattıktan sonra günü müzdeki tüketim elektroniği a ğırlığının oluşturduğu denge sizliğe değindi. Haberleşme cihazları yapımına öncelik ve rilmesi ve mikroelektronik a lanında çalışmalar yapılması gerektiğini söyledi.
Daha sonra paneli izleyenler den Burhanettin Kırgezen, To ğan Zeren, Gültekin Yıldız, Namık Kemal Şen ve Osman Öner' in konuya çeşitli açılardan yaklaşan tartışmaları ve ko nuşmacıların yanıtlarıyla top lantı son buldu.
EMO İSTANBUL ŞUBESİ: "SUNGURLAR PATRONUNUN HAKSIZ DAVRANIŞI HALKIMIZI 2 MİLYAR LİRA ZARARA SOKTU"
Elektrik kısıtlamalarının yeni den gündeme girdiği, çeşitli bölgelerde günün belli saatle rinde kısıtlamaların başladığı bu günlerde enerji sorununu çok yakından ilgilendiren bir olaya değinmeyi gerekli görmekteyiz.
Türkiye bugün kişi başına düşen yıllık enerji tüketimi ile az gelişmiş ülkelerin gerisinde giderken dışa bağımlı enerji po litikasından hala vazgeçilmemek tedir. Enerji sektöründe yapıl ması gerekli olan yatırımlar yeterli ölçüde programa alınma makta, hatta programlananın da gerisinde kalınmaktadır. Bütün bunlar yetmiyormuş gibi, mevcut enerji santrallarında ortaya çıkan aksaklıklar zamanında gi derilmemekte, çeşitli nedenler le mevcut kapasitenin altına düşülmektedir. Var olan enerji eksikliğine yeni kayıplar ila ve edilmektedir.
Bunun en somut örneklerinden birisi beş ay önce patlayan TEK Anbarlı Santralındaki 1 no'lu ü nitenin onarımında görülmüştür. 110 MW'lik 1 no'lu ünite hala ü retime geçebilecek bir duruma gelmemiştir. Kazanın patlamasın dan sonra derhal harekete geçil memiştir. Öncelikle Amerikan Combustion Company firması yet kilileriyle gereksiz olarak gö rüşülmüş, firmanın mühendisle rine binlerce lira "kazanı in celeme parası" verilmiştir. An cak bu girişimden hiçbir sonuç çıkmamıştır. Arkasından kazanın onarımı Sungurlar firmasına ve rilmiştir. Ne var ki bu firma da geçen dört aya yakın süre içinde göze çarpan hiçbir olum lu çalışmada bulunmamıştır. Fir ma TEK ile yapılan anlaşmadaki "yasal grevden doğan gecikmeler ihale süresinden sayılmaz" mad desine yaslanarak işçilerin haklı taleplerini 105 gün geri çevirmiş ve ancak geçen hafta kabul etmiştir. Bu durumda ka zan üretime 105 gün geç başla yacaktır. Bu ise, 110 MW'lık 1 no'lu ünitenin günde 24 saat ten 105 günde üreteceği 277,2 milyon KWh'lık enerjinin üre tilmemesi demektir. Yani 277,2 milyon KWh'lık enerjinin kaybı demektir. Bu kaybın halka yük lediği fatura ise 2 milyara ya kındır. 2 milyarlık kaybın so rumlusu kimdir? Kanımızca bu kaybın sorumluları:
Hertürlü yasal grevi mücbir sebep sayarak, bundan doğacak gecikmeyi ihale süresinin dı şında tutan ve Sungurlar iş verenini rahatlatanlardır.
İşçi sınıfının direnişini Kır mak için, işçilerin haklı is teklerine 105 gün kulak asma yan ve ancak 105 gün sonra iş çilerin isteklerini kabul et mek zorunda kalan Sungurlar işverenidir.
öte yandan bu kaybın sorumlula rı sadece 2 milyarlık kayba ne den olmamış, aynı zamanda 277,2 milyon KWh enerjinin üretime ya pacağı katkıyı da engellemiştir.
Kanımız odur ki; bu tür aksak lıkları giderecek en köklü çö züm, ihale şartnamelerindeki, işverenin sorumluluğundan doğan grevin yükünü halkımıza çekti ren ve grevden doğacak gecikme lerden işi alan firmaları sorum lu tutmayan bütün maddeleri çı karmaktır.
TEKNOLOJİDE DIŞA BAĞIMLILIK ÜRETİMİ DÜŞÜRÜYOR
Kimya Mühendisleri Odası is tanbul Şubesinin düzenlediği Türkiye Proje ve Proses Mühen disliği Seminerinde söz alan konuşmacılar, Türkiye'nin ya bancı teknolojiye bağımlı olma sının önemli ölçüde üretim dü şüklüğüne yolaçtığını söylemiş lerdir.
Seminerde Kimya Mühendisleri Odası adına bir konuşma yapan Başkan Fevzi Koku, AET Katma Protokolü ile Türkiye'nin ge lişmiş ülkelerin teknoloji re kabetiyle karşı karşıya kalaca ğını, bunun Türkiye'nin iflası anlamına geleceğini ifade et miştir.
Fevzi Koku, "Türkiye'de tekno lojinin hazır bir şekilde it hal edilmesi insan emeğinin yaratıcılığını engellediği gi bi politik bağımlılığa da yol açmaktadır" demiştir. Koku, bu nun sonucu olarak yabancı fir maların kurdukları işletmeler de kendi teknik elemanlarına yer verdiklerini söylemiş, bu yabancı firmaların hammadde, malzeme ikmali ve kâr transfe ri ile ülke çıkarlarına zarar verdiklerini öne sürmüştür. Fevzi Koku daha sonra bunun em peryalizmin doğal bir sonucu olduğunu, emperyalizmin var o— 1abilmek için yoksul ülkelere sermaye ve teknoloji transfer etmek zorunda olduğunu söyle miştir.
Fevzi Koku daha sonra Türkiye' deki proje ve teknoloji trans feri konusuna değinmiş ve Tür kiye'nin bir asırdan beri ka pitalist sistem içinde yer al mış olmasının, teknolojik ge lişmeyi köstekleyen ana etken olduğunu söylemiştir. Koku, ko nuşmasının son bölümünde kimya mühendislerinin durumu sergile mekle kalmasının söz konusu o lamayacağını, üretim güçleri nin gelişimine ters düşen bu gelişimi önlemek için mücadele etmek durumunda olduğunu söyle miştir.
Daha sonra söz alan ÎDMMA öğre tim üyesi Fikret Özelçi, konuş masında ana maddeler üreten çe şitli kimya proseslerinin yur dumuzdaki dağılımına değinmiş
tir. Özelçi, kimya tesisler — de yabancı teknoloji kullanıl masının dışa bağımlılığı artır dığını ve araştırma faaliyetle rinin yapılmaması yüzünden üre timde büyük düşmeler meydana geldiğini söylemiştir, özelçi, araştırma faaliyetlerinin bu durumda devam etmesinin önümüz deki yıllarda Türkiye'yi daha önemli üretim açıklarıyla yüz yüze getireceğini öne sürmüş tür.
Oturumun son bölümünde söz alan sanayici Osman Kermen, sorunun emperyalist tekellere bağlı ol maktan doğduğunu, patent, know how ve lisans anlaşmalarının bu bağımlılığı artırdığını söy lemiştir. Kermen daha sonra, em peryalist tekellerin oyunları nın bir tiyatro oyununa benze diğini, yabancı tekellerin bu o yun dışında başka hiçbir oyunun oynanmasına izin vermediklerini söylemiştir. Kermen, problemle rin çözümü için kısa vadede alt yapı tesislerinin geliştirilme sini, uzun vadede ise emperya list tekellerin her türlü li sans, dış yardım ve teknoloji transferlerinin kesilmesini ö nermiştir.
BOYOK KENTLERDE DOLMUŞ SİSTEMİNİN KALKMASI İSTENDİ
Makina Mühendisleri Odası, bü yük kentlerde ulaşım sorununa ilişkin bir rapor hazırlamış tır. Raporda, kısa vadeli ted bir olarak özellikle İstanbul, İzmir ve Ankara kentlerinde kitle ulaşımının ön plana alın ması, rantabl olmayan, pahalı ve can güvenliği bulunmayan dolmuş sisteminin planlı bir biçimde ortadan kaldırılması istenmiştir.
Üç büyük kentimizde metronun uzun dönemli tedbir olarak ö nerildiği raporda, kentin özel liğine bağlı olarak karayolu dışındaki ulaşım sistemlerinin geliştirilmesine değinilerek, "Politik bir tercih sonunda seçilmiş en pahalı ulaşım olan karayolu ulaşımı yerine denizyolu ya da demiryolunu
tercih ağırlık kazanmalıdır. Kentin banliyö semtlerinde minibüs dolmuş yerine demir yolu taşımacılığı önem kazana cak biçimde sistem analizleri yapılmalıdır. Demiryolu taşı macılığını maliyet yönünden rantabl kılacak yöntemler, DDY'nin yapısı reorganize edi lerek büyük çapta uygulanabi lir ve kentin banliyö ulaşım sistemi buna göre düzenlenebi lir" denilmiştir.
Raporda, kısa ve uzun vadede alınması istenen tedbirler şöyle sıralanmıştır:
"Büyük kentler için ve özel likle İstanbul, İzmir ve An kara kentlerinde kitle ulaşı mı ön plana alınmalı, yukarıda Ankara için belirtildiği gibi, rantabl olmayan, pahalı, can ve mal güvenliğini sağlamayan dolmuş sistemi planlı bir bi çimde ortadan kaldırılmalıdır. Otobüs ulaşımının tercih edil mesi ile sadece Ankara için yılda 560 milyon TL'lık tasar rufun yapılabileceğine inanı yoruz.
Kent içinde kamyon ve kamyo netler ile minibüsler belirli saatlerde sokulmalı, böylece iş saatlerinde trafik yükünün aşırı artması durumu önlenme lidir.
Araç muayeneleri ciddi olarak yapılmalı ve bu konuda kamu kuruluşları ile ilgili meslek kuruluşları işbirliğine gitme lidir. Ayrıca trafik okulları nın kurulması ve trafik semi nerlerinin düzenlenmesi, ula şımın bilimsel bir sorun ola rak benimsenmesi ve incelenme si ile birlikte ele alınmalı dır.
İstanbul, Ankara ve İzmir kent leri için uzun dönemde ulaşım sorununu çözümleyecek en önem li kitle ulaşım aracı metro olmaktadır. Metronun yanısıra, kentin özelliğine bağlı ola rak, karayolu dışındaki ula şım sistemleri geliştirilmeli dir.
Ulaşım olayını bir bütün ola rak ele almak, ülkenin sosyo ekonomik yapısından soyutla mamak ve tercihlerin politik güçler kanalıyla oluşturuldu ğunu bilmek, doğru bir yakla şımın ilk koşuludur. Otomotiv montaj sanayi, karayolu yapı mını ve ulaşım sistemini ge liştirmeye dönük bir nitelik
te ise, özel oto sahipliği sü rekli özendirilme ve körüklen me durumunda bulunuyorsa, salt politik nedenlerle dolmuşların ve taksilerin artışına göz yumuluyorsa, ucuz kitle ulaşı mını sağlayacak seçenekler "ulaşım planlamalarında" ele alınmıyorsa ve halkın sağlı ğı, can ve mal güvenliği yö nünde önlemler belirlenmiyor sa, o ülke ulaşım sorununun çözümsüzlüğü yönünde giderek artan bir keşmekeşe girmiş demektir."
MEMUR KURULUŞLARI HAYAT PAHALILIĞI KARSISINDA KATSAYININ 17'YE YÜKSELTİLMESİ GEREKTİĞİNİ BİLDİRDİLER
TÜM DER ve TÜTED Genel Başkan ları yaptıkları ortak açıklama da, 1976 yılında memur maaşla rının katsayılarının artırılma sının düşünülmediğinin açıklan ması üzerine görüşlerini bildir mişler, "Toplu sözleşme ve grev haklarından yoksun biz memurlar bu haklarımızı alana kadar, ar tan hayat pahalılığı karşısında insanca bir yaşam sürdürebilmek için katsayının Personel Kanu nunun gerekçesindeki espri için de uygulanmasını sağlamak, bu yasal hakkımıza sahip çıkmak zorundayız" demişlerdir.
tki memur demeği olarak bu doğ rultuda mücadelenin sürdürülece ğini açıklayan genel başkanlar, memurların 1976 yılında 1970 yılındaki yaşam koşullarını ko ruyabilmeleri için katsayının en az 17 olması gerektiğini, ö zel sektörün 5 milyar lira ver gi borcu affedilirken katsayı artışı için mali olanağın bulun madığının söylenemiyeceğirii sa vunmuşlar' ve özetle şu görüşle ri öne sürmüşlerdir:
"Bugün iktidar dahil hiç kimse Türkiye'de hayat pahalılığında ki artışı görmemezlikten gele mez. Maliye Bakanı bile açıkla
malarında Türkiye'deki enflas yonu kabul etmek zorunda kal mıştır. Resmi istatistiklere göre 1970'te Ankara'da 148,3 olan geçinme endeksi 1975 eki minde 342,3'e varmıştır. İstan bul'da bu rakamlar 1970'te 155,6; 1975 ekiminde 378,6'dır. Artışın daha hızlanmadan aynı eğriyi izleyeceğini kabul etsek, 1976 yılı mart ayına geldiğimiz de geçinme endeksleri Ankara'da 353,10'a, istanbul'da 390,00'a varmış olacaktır. Buna göre 5 yılda Ankara'da hayat yüzde 138, İstanbul'da yüzde 151, iki şe hir ortalamasında ise yüzde 144 daha pahalılanmış olmaktadır.
Bu durumda bir memurun personel kanunu gerekçesindeki "... ar tan milli gelirden kendisine dü şen payı alabilmesi" bir yana bırakılsın, "gerçek gelirini ko ruyabilmesi", 1976 yılında 1970 yılındaki geçim şartlarını sür dürebilmesi için, katsayının (244/100 x 7) en az 17 olması gerekmektedir. Bu veriler orta da iken katsayı 9'da kalsın mı, 10 olsun mu tartışmaları bir yerde açıkça memurlarla alay etmek demektir.
İktidar, katsayı konusundaki görüşünü savunurken her zaman olduğu gibi gene Personel Kanu nunun 55. maddesinin içindeki "Devletin mali imkanları gözö nünde bulundurulmak suretiyle" ibaresine sığınmak isteyecek, katsayının daha fazla artması nın mali olanaklarının devletin elinde olmadığını ileri sürecek tir.
Ancak 1976 bütçesi, iktidarın ekonomik politikası dikkatlice incelenirse bu sığınağın dayanak aızlığı açıkça ortaya çıkmakta dır. 1976 yılında iktidar, 8 mil yar liraya varan vergi borçları nın borçlularla pazarlığa oturu larak 5 milyar lirasının affını, borçların 3 milyar liraya indi rilmesini öngörmektedir. Bu borç lular vergileri ücretlerinden ke silen işçiler, memurlar, yani e mekleriyle geçinenler olamıyaca ğına göre iktidarın bu 5 milyarı kimlere bağışlayacağı ortadadır. Vergi iadeleri, teşvik tedbirle ri gibi uygulamalar da gözönühe alınırsa katsayı artışı için devletin mali olanaklarının bu lunmadığı iddiaları havada kal maktadır. Çalışanlar için bulu namıyan olanaklar sermaye söz konusu olunca yaratılmakta, ça lışanların hakları sermayeye ak tar il ab ilmektedir."
ÜCRETLERİ DONDURMAK ÎC1N HİÇBİR YASAL DAYANAK MEVCUT DEĞİL
Bazı işveren çevrelerince üc retlerin dondurulması amacıy la yaygın bir kampanya açıl mış bulunmaktadır. Ancak Tür kiye'de yürürlükteki Anayasa sınırları içinde kalındığı sürece, ücretlerin dondurul masına olanak sağlayan hiçbir vasal dayanak mevcut değildir. Bu yüzden ücretlerin dondurul masını istemek sıkıyönetim ilanını istemekten farksızdır. Çünkü 12 Mart döneminde de üc retlerin dondurulması ancak sıkı yönetim ile mümkün olmuştur.
12 Mart döneminde, birinci hükü metten itibaren, ücretlerin ve bu arada fiyatların dondurulma sına olanak sağlayacak yasal hü kümlerin saptanması konusunda ayrıntılı çalışmalar yapılmış tır. Bu çalışmalar, Melen hükü meti zamanında iki ayrı bakanlık tarafından resmi doküman haline getirilmiştir, tki doküman da ücretlerin dondurulması için hiç bir yasal dayanağın olmadığını ortaya koymakta ve "gönüllü" don durmayı sağlamak için "Ücretler ve Fiyatlar Konseyi" kurulmasını önermektedir.
12 Mart'in hazırladığı bu iki dokümandan birisi zamanın Ti caret Bakanı Naim Talu'ya ait tir ve "Fiyat Hareketleri ve İstikrar Tedbirleri" adını ta şımaktadır. Talu'nun hazırladığı dokümanda, mevcut kontrol araç ları incelendikten sonra,"fiyat kontrol politikamızın 1973 yılın da verimli bir şekilde işleye bilmesi için memleketimizin kon trol sisteminde, mevzuatında, teşkilatında gerekli reorganizas yonu hızla gerçekleştirmek ge rekmektedir" denilmektedir.
12 Mart1in Maliye Bakanı Ziya Müezzinoğlu'nun hazırladığı di ğer doküman ise fiyat ve ücret dondurmasında kullanılabilecek bütün yasaları tek tek saymakta dır. Bu yasalardan hiçbiri üc retlerin dondurulmasına imkan vermemektedir. 12 Mart döneminin bütün hükümetleri, çok ciddi ça balara rağmen ücretleri dondur maya olanak verecek hiçbir yasal mekanizma bulamamışlardır. Bunun yerine işçi ücretleri ile hiç il gisi olmaması gereken sıkıyönetim mekanizmasından yararlanmışlardır.
BAKANLAR KURULUNUN ÎSCİ MEMUR AYRIMI KARARI TEPKİLERE YOL AÇTI
Bakanlar Kurulu'nun çalışanla rı işçi memur şeklinde ikiye a yıran son k a r a r ı , gerek sendi kal ve gerekse demokratik örgüt lerde tepkiye yol açmıştır. Iş çi memur ayırımı konusundaki bu son karar ç e ş i t l i örgütlerce antidemokratik bulunmaktadır, önümüzdeki günlerde bu kuruluş l a r ı n kamuoyu oluşturmak üzere sürdürecekleri faaliyetlerin da ha da yoğunlaşacağı beklenmekte d i r . Dün ç e ş i t l i kuruluşlar bu amaçla basına y a z ı l ı demeçler vermişlerdir.
SOSYAL ÎŞ, KARARNAMENİN ÎPTALÎ İÇİN DANIŞTAY'A BAŞVURDU
DİSK'e bağlı Sosyal tş Sendika sı ' n ı n , Bakanlar Kurulunun i ş çi memur ayırımı i l e i l g i l i ka rarnamesinin i p t a l i için Danış tay'a başvuracağı açıklanmıştır.
Sosyal tş Sendikası Genel Başka nı Özcan Kesgeç bir demeç vere rek, "bu kırarla Bakanlar Kuru lu'nun, yasanın kendisine ver diği kurumsal ayırım yapma yet k i s i n i , yasanın koyduğu ilkeler dışında kullanarak kanunsuz bir saptama yaptığını" i l e r i sürmüş tür .
Sosyal İş Sendikası Genel Başka n ı , yasada öngörülen ve Bakanlar Kurulu kararına esas teşkil eden komisyon raporunun bu görüşü te yid e t t i ğ i n i belirterek, mevcut hukuki durum değil, olması is tenen, özlenen durum varsayıla rak bu tespit yolunun seçildi ğini, sorunun temelinde işçile ri memurlaştırma isteminin yat tığını açıklamış ve "Kurumsal ayırım hukuksal kriterlere göre değil politik kriterlere göre yapılmıştır. Oysa, yasa Bakan lar Kurulu'na bu ayırımı hukuk sal kriterlere göre yapma yetki sini vermiştir. İşçi sınıfının kazandığı demokratik haklar hiç bir antidemokratik uygulama i l e geri alınamaz" demiştir.
Tüm Sağlık Personeli Derneği İstanbul Şubesi de basma yazı lı bir açıklama yaparak, hükü metin bu kararı i l e memurları köleleştirme özlemini bir kez daha belgelediğini öne sürmüş tür. Tüm Sağlık Personeli Der neği (Tüs Der) İstanbul Şubesi nin açıklaması özetle şöyledir:
"Bakanlar Kurulu'nun işçi memur ayırımına ilişkin son kararı yıllardır t a r t ı ş ı l a n bu soruna bir çözüm getirmemiş, aksine me murlar aleyhine büyük bir düğüm atmıştır. İşçi memur sorununa böylesine antidemokratik ve çağ dışı bir tutumla çözüm g e t i r i lemez. Çalışanları işçi memur diye" ikiye ayırmak ancak çağ dı şı bir düşüncenin ürünü olabi lir.
Hükümet bu kararı ile memurları köleleştirme özlemini bir kez daha belgelemiştir. Bu karar, memurlar üzerinde yoğunlaştırı lan kıyımların sürgünlerin, e konomik ve idari baskıların son halkasıdır.
(Ekonomi
Politika)
Devlet kurumlarında çalışarak hizmet üreten, toplu sözleşmeli ve grevli sendikal hakları ol madığı için ücretlerinin saptan masında söz hakkı olmayan, siya si iktidarlarca oradan oraya sü rülen, kıyıma uğratılan memurla rı bir de bu karar cezalandır mıştır."
ÜNİVERSİTELER YASASININ 21 MADDESİ İPTAL EDİLDİ
Anayasa Mahkemesi 12 Mart döne minin antidemokratik yasalar zincirinden bir tanesinin daha önemli maddelerini Anayasa'ya aykırı bularak iptal etti. 1750 sayılı üniversiteler Yasasının 21 maddesi 3 Aralık 1975 günlü Resmi Gazetede yayınlanan 74 sayfa uzunluğunda bir kararla iptal edildi. Kararların alın dığı tarih Şubat 1975. Kararla rın yayınlanmasındaki 9 aylık gecikmenin nedeninin karara karşı olan üyelerin karşıoy yazılarını hazırlamakta gecikme leri olduğu anlaşılıyor.
ÖRF ve ADETLERİNE BAĞLI VATANDAŞLAR
Anayasa Mahkemesinin aldığı ka rarla Anayasaya aykırı olduğu belgelenerek iptal edilen hü kümlerin en önemlilerinden bi ri 3. maddede geçen "örf ve adetlerine bağlı" deyimidir, üniversitelerin görevlerini sa yan bu maddenin (b) bendi aynen şöyleydi: "Öğrencilerini bilim anlayışı kuvvetli, milli tarih şuuruna sahip, vatanına, örf ve adetlerine bağlı, milliyetçi ve sağlam düşünceli aydınlar ve yüksek öğrenime dayanan mes leklerde türlü bilim ve uzman lık kolları için iyi hazırlan mış, bilgi ve tecrübe sahibi, sağlam karakterli vatandaşlar olarak yetiştirmek". Burada ge çen "örf ve adetlerine bağlı" hükmünün iptal gerekçesinde Anayasa Mahkemesi şöyle demek tedir: "... çağdaş uygarlık dü zeyine ulaşmak için büyük ve hızlı atılımlar yapması gereken yurdumuzda örf ve adete bağlı bir düzenin egemen olması düşü nülemez. Çünkü toplumun gerek sindiği dinamizm, çoğu kez yüz yılların geçmişten sürükleyip getirdiği ve özniteliği durgun luk ve belirsizlik olan örf ve adetlerle çelişki halindedir... Çağdaş bilim ve teknoloji esas larına göre özgür düşünceli bi lim ve meslek adamı, araştırma cı ve uzman yetiştirmekle gö revli üniversitelerin bütün öğ retim dallarında, bu amacın dı şında, ayrıca örf ve adet öğre timi de yapılması Anayasanın 120. maddesinin öngördüğü temel eğitim ilkelerine aykırı düşer."
Aynı maddede yer alan "milliyet çi" deyiminin Anayasa'ya aykırı olmadığını 5'e karşı 10 oyla saptayan mahkeme, bu kararına ilişkin gerekçesinde şöyle de mektedir: "Milliyetçilik ise, Anayasanın başlangıç bölümünde özlü anlatımını bulan... Türk milliyetçiliğinden başka bir anlam taşımamaktadır. Irkçılık, Turancılık veya bir din veya mezhep doğrultusunda bütünleş meyi amaçlayan inanışlar gibi kavramlar 'Türk Milliyetçiliği1 anlamının dışındadır ve Anaya sanın başlangıç bölümünde yer alan temel ilkelere, 2. madde sinde yazılı Cumhuriyet esasla rına tamamen aykırı, sosyal ve hukuksal yönden geçerli hiçbir değer kazanamamış kavramlardır. 1750 sayılı yasanın 3/b madde sinde sözü edilen milliyetçi lik böyle yorumlara elverişli değildir."
YÜKSEK ÖĞRETİM KURULU
Bilindiği gibi yasa, her üni versiteden 2 profesörle bunla rın toplam sayısına eşit sayı da olmak üzere Bakanlar Kuru lunca atanacak üyelerden kuru lu ve Milli Eğitim Bakanlığının başkanlığında çalışacak bir "Yüksek Öğretim Kurulu" (YÖK) oluşturmaktaydı. Anayasa Mahke mesi bu kurula verilen yetkile rin, Anayasadaki "Üniversiteler devletin gözetimi... altında... yönetilir" hükmüyle getirilen "devletin gözetimi" ilkesine Yasa'ca "yürütme organının gö zetimi" biçiminde anlam veril diğini belirterek ve üniversi te özerkliğinin zedelendiğini ortaya koyarak YÖK1ün üniversi teler alanına giren görev ve yetkileriyle ilişkili maddele ri (5/1,2,3,4 ve 6) iptal et miştir. Ayrıca, Milli Eğitim • Bakanlarına "gecikmesinde sa kınca gördüğü hallerde" üniver siteleri denetleyici önlemler alma yetkisi veren fıkra da (8/son) iptal edilmiştir.
ASİSTANLAR
Üniversiteler Yasası asistan lar hakkında önemli antidemok ratik hükümler içermekteydi. Bunlardan biri asistan olabil mek için "görev alacağı bilim dalında doktora" almış olmayı şart koşan hükümdü (madde 29/a). Anayasa Mahkemesi bu hükmü ip tal etti. iptal gerekçesinden bir bölüm aynen şöyledir: "Hız
la gelişmekte olan memleketi mizde yüksek öğretim kurumla rına ve bu kurumlarla birlikte öğretim üyelerine olan gerek sinmeler açık seçik ortadadır. Bu gereksinmeler sanki önemini kaybetmiş gibi mesleğe alınma da ilk akademik derecenin mes lek dışında kazanılmış olma ko şulunu öne sürmek memleket ger çekleri ile bağdaşmaz ve özel likle Anayasanın 50. maddesin de öngörülen 'halkın öğrenim ve eğitim ihtiyaçlarını sağla ma Devletin başta gelen ödev lerindendir' temel kuralına ay kırı düşer. Bundan başka (bu)... kısıtlama mesleğe çekiciliği de azaltmaktadır. Çünkü asistan olabilmek için doktora ve uz manlığı kendi mali olanakları ile kazanmış gençlerin bulunma sı güçleşecektir. Bu düzenleme öte yandan da üniversite öğre tim üyeliği mesleğini varlıklı ailelerin tekeline götürür ki, bu da Anayasanın eşitlik, sos yal adalet ve milli dayanışma ilkelerine ters düşmektedir."
Yasanın "12 Mart niteliği"ni en açık seçik yansıtan hüküm lerinden biri 29/ç maddesiydi. Asistan tayini için gerekli koşulların sayıldığı 29. mad denin ç bendi aynen şöyleydi:
"Öğrenciliğinde 64. maddenin 1. paragrafında bildirilen se beplerle disiplin cezası alma mış olmak.
İnsan hak ve hürriyetlerini ve ya Türk Devletinin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlü ğüne veya dil, ırk, sınıf, din ve mezhep ayrımına dayanarak; nitelikleri Anayasada belirti len cumhuriyeti ortadan kaldır mak için her ne suretle olursa olsun gösteri veya propaganda yapmamış veya anarşik hareket lere katılmamış olduğu hususun da üniversite yönetim kurulun ca karar verilmiş olmak".
Bu kaynağını faşist görüşten alan madde de Anayasa Mahkeme ı since tümüyle iptal edildi. Anayasa Mahkemesi bu madde hak kında şöyle diyor: "Görülüyor ki bir kimse öğrenci iken her hangi bir disiplin yanılgısına düşerek, üniversiteden çıkarma cezası bir yana, uyarma ceza sına uğrasa bile, ne kadar ba şarılı bir öğrenci olursa ol sun, üniversiteye asistan ola rak atanamayacaktır. Oysa aynı kişi, hakim, subay veya memur olabilecek, kamu hizmetlerinin
en son derecesine kadar görev yapabilecektir. Bu durum hiç bir kuşkuya meydan bırakmaya cak biçimde açık bir eşitsiz liktir... (ikinci fıkrada) be lirtilen fiiller, ceza yaptı rımını gerektiren eylemlerden ibarettir. Bu bakımdan bir kim senin bu tür suçları işlediği veya işlemediği ancak yargı yerlerinin kararları ile sap tanabilir."
Asistanlarla ilgili önemli bir madde de yasanın 30. maddesi idi. Bu maddeye göre asistan lar iki yıl için tayin edil mekte ve ikişer yıllık dönem lerin sonunda tayinleri yeni lenmeyenlerin üniversiteyle ilişkileri kendiliğinden kesil miş sayılmaktaydı.
Antidemokratik olduğu ve Ana yasaya aykırılığı açık olan bu maddeye dayanılarak yasanın ikinci yılını doldurduğu Tem muz 1975'te bütün üniversitele rimizde genel bir asistan kı yımı tezgahlanmıştı. Anayasa Mahkemesinin yasanın 30. madde sini Şubat 1975'te almış oldu ğu kararla iptal ettiği bilin diği halde bu kararın yayın lanmasının gecikmesinden ya rarlanan üniversiteler bu kı yım faaliyetini sürdürmekte sakınca görmemiştir. Bu mad deyle ilgili bir başka ilginç nokta da, üniversiteler kanu nunun pek çok maddesinin ip tali için dava açan üniversi telerin (Ankara, İstanbul ve istanbul Teknik Üniversitele ri) bu maddeyi "görmezlikten gelmiş" olmalarıdır. Eğer CHP başvurusunda, bu maddenin de iptalini istememiş olsaydı, bu madde şimdi yürürlükte kal mış olacaktı. Yasanın bu mad desi de tümüyle iptal edilmiş tir.
ÜCRETLİ ÖĞRETİM
Yasa, üniversitelerin gelir kaynaklarını saydığı 72. mad desinde "alınacak harç ve üc retler" deyimini getirerek üc retli üniversite eğitimini ya salaştirmıştı. Yine yukarda anılan üç üniversitenin gör mezlikten geldiği bu deyimde ki "ücretler" sözcüğü Anayasa Kahker.;esince "Üniversite öğre niminin paralı hale dönüştü rülmesi, Anayasal amacın tama men tersine, öğrenimi zorlaş tıran bir davranış olur... öğ renimin paralı olması Anayasa ilkesi ile hiçbir biçimde bag
53?
daşamaz,... mali durumu iyi ve kötü öğrenciler arasında eşitsizlik yaratmakta, fırsat eşitliği ilkesini ortadan kal dırmaktadır." gerekçesiyle ip tal edilmiştir.
HÜKÜMETLERİN ÜNİVERSİTEYE EL KOYMASI
Yasanın 69. maddesi "öğrenim ve öğretim hürriyetlerinin tehlikeye düşmesi" gibi hal lerde Bakanlar Kuruluna üni versitelere el koyma yetkisini veriyordu. El koyma durumda Bakanlar Kurulu üniversitedeki görevlilerin görevlerine son verebiliyor, yerlerine yenile rini seçebiliyor, disiplin ve ceza kovuşturmalarını yapabi liyor, görevlileri görevlerin den uzaklaştırabiliyor; üniver siteleri, fakülteleri geçici veya sürekli olarak kapatabi liyor, açabiliyor; öğrencileri üniversiteye devamdan men ede biliyordu. Bu hükümler de ip tal edilmiştir.
ZABITA
Yasada zabıtanın kovuşturma i çin üniversiteye her zaman gi rebileceğini belirtmektedir. Ayrıca yasada " z a b ı t a . . . rek törlüğü veya... dekanlığı te şebbüsten haberdar edebilir" hükmü yer almaktaydı. Bu son hüküm, Anayasa Mahkemesince "burada kolluk gücü, üniversi te bina ve eklerine girme ve arama yapmada tamamen serbest bulunmakta, özerk yönetime her hangi bir haber verme zorunlu ğu i l e dahi yükümlü tutulmamak t a d ı r . Bu kuralın Anayasanın 120. maddesinde açıklanan özerk üniversite yönetimi esasları i l e bağdaşamıyacağı hiçbir kuşkuya yer vermeyecek dere cede ortadadır" gerekçesiyle iptal edilmiştir.
KARADENİZ TEKNİK ve ATATÜRK ÜNİVERSİTELERİ
Anayasa Mahkemesi, Karadeniz Teknik Üniversitesi i l e Ata türk Üniversitesi'nin özel ku ruluş yasalarını saklı tutan hükmü de iptal etmiş, böylece bu üniversitelerin özerk sta tülü üniversiteler biçimine dönüşmesini sağlamıştır.
ORTA DOĞU TEKNİK ÜNİVERSİTESİ
Anayasa Mahkemesinin Üniversi teler Yasasına ilişkin iptal
kararlarından sonra özerk ol mama ayrıcalıklı durumunu sür düren tek üniversite olarak Orta Doğu Teknik Üniversitesi kalmıştır. Bilindiği gibi ODTÜ Yasası da geçtiğimiz Ağustos ayında gerçekleştirilen öğre tim üyesi kıyımının sonucu o larak Danıştayca Anayasaya ay kırılığı ciddi bulunarak Ana yasa Mahkemesine gönderilmiş tir ve Mahkemece incelenmekte dir. ODTÜ'nün son 5 yıldır bir kıyım makinası olarak çalıştı rılagelmesi ve öğretim üyele rinin hiçbir güvenceye sahip olmadan görevlendirilmekte ol maları karşısında, Anayasa Mahkemesinin almış olduğu ka rardaki şu bölümü vurgulamakta yarar vardır: "ODTÜ için öngö rülen özel yönetim sistemi, Anayasanın 120. maddesinin 3. fıkrasında yer alan ayrık hü kümden yararlanmak yoluyla hu kuksal yapısını korumaktadır. Bu sistemin Anayasanın sözü ge çen maddesinde belirtilen diğer Devlet Üniversiteleri yönetim biçimine ters düştüğü kabul e dilmek gerekir... Bununla bera ber getirilen özel hükümden öğ retim görevinde çalışanların diğer devlet üniversiteleri öğ retim üyeleri ve yardımcıları na tanınan kamusal güvenceden yoksun bırakılabilecekleri ve böylece öğrenim ve öğretimin özgürlük ve güvenlik içinde yü rütülmesi esaslarına aykırı bir düzenlemenin korunabileceği an lamını çıkarmaya olanak yoktur. Anayasa koyucunun,ayrık kuralı 120. maddeye eklerken bütün bu ilkelere aykırı düşen bir üniversite yönetim türünü amaç ladığı kabul edilemez."
DANIŞTAY'DAN ODTÜ YASASININ İPTALİ IC1N ANAYASA MAHKEMESİ'NE GİTMESİ İSTENDİ
ODTÜ'den uzaklaştırılan öğre tim üyeleri Danıştay dilekçe sinde konunun Anayasa Mahke . mesi'ne götürülmesini ve ODTÜ yasasının da iptalini istemiş lerdir.
ODTÜ'de Mütevelli Heyetince görevine son verilen yardımcı
profesör Orhan Özgüner'in avukatı, eski Çalışma Bakanı Atila Sav, Danıştay'a sunduğu dava dilekçesinin sonunda ö zetle şöyle demiştir:
"Dava konusu işlemin, temelde üniversite özerkliğini yok eden, Anayasa'yı ihlal eden niteliği açıkça ortadadır. Öte yandan üniversite, topluca ye ni elemanlar almak için gaze telerle ilanlar yapmaktadır. Böylece yeni alınacak eleman ların kadroları doldurması ha linde, müvekkilimizle ilgili işlemin iptaline karar veril mesi takdirinde de görevine geri dönmemesi ihtimali çıka caktır. Bu nedenlerle Danıştay Yasasının 94. maddesi uyarın ca dava sonuna kadar yürütme nin durdurulmasına karar ve rilmesini arzederiz.
Dava idari niteliktedir. Yük sek Mahkemenin görevi içinde dir. Bu bakımdan Danıştay'ca işin esasına girişilerek hu kuka aykırılığı belli olan idari işlemin iptaline karar verilmesini, bir an için gö rev yönünden tereddüt göste rilirse, bu takdirde ODTÜ Ya sasının 4, 16 ve 17. maddele rinin Anayasaya aykırılığı nedeniyle iptalini sağlamak için Anayasa Mahkemesine baş vurulmasına ilişkin isteğimi zin kabulünü diliyoruz.
ODTÜ öğretim üyeleri ile bü tün öbür üniversitelerin öğ retim üyeleri aynı kamu göre vini yürütmektedir. Bunların hizmetlerindeki ve görevlerin deki eşitlik, güvencelerinde de eşitliği gerektirir.
Çalışma güvenliğinden yoksun bırakılması, bir öğretim üye sini akademik özerklik güven cesinden de yoksun bırakır. Çünkü, bu takdirde üniversite öğretim üyeleri, üniversiteyi yönetenlerden başka türlü dü şünemezler. Düşünseler bile bu düşüncelerini açıklayamaz lar. Nitekim bu dava böyle bir toplu kıyımın örneğidir. Sonuç olarak böyle bir yöne tim, "tek boyutlu üniversite"
yaratır. Oysa, üniversite özerkliğinin amacı bellidir. Ülke gençliğinin her türlü düşünceye açık, her türlü a raştırma, inceleme olanakla rından yararlanarak yetişti rilmeleri sağlanmalıdır."
Elektrik Mühendisliâi 22S
DANIŞTAY, ODTÜ YASASININ İPTALİ 1C1N ANAYASA MAHKEMESİ'NE BAŞVURDU
Danıştay, Ortadoğu Teknik Unir versitesi (ODTÜ) yasasında ba zı hükümlerin Anayasaya aykırı olduğu kanısına varmış ve yasa ile i l g i l i olarak Anayasa Mah kemesi 'nde iptal davası açıl masını kararlaştırarak, mahke meye başvurmuştur.
Üniversitelerde mütevelli he yet sisteminin üniversite ö zerkliği ile bağdaşmadığı ge rekçesine dayanarak dava açan Danıştay'ın öne sürdüğü görüş, Anayasa Mahkemesinde de kabul edildiği takdirde, mütevelli heyetin yetkileri kaldırıla caktır.
Danıştay 12'nci Dairesi, 7307 sayılı ODTÜ yasasının Anayasa ya aykırılığı nedeniyle, iptal davası açılmasını oybirliğiyle kararlaştırmıştır. Danıştay'ın aldığı bu karar, ODTÜ'den son uzaklaştırılan öğretim üyele rinin açtıkları davalardan ön ce yapılan bir başvuru üzerine verilmiş,' yürütmeyi durdurma kararı isteyen, öğretim üyele rinin müracaatı ise henüz in celenip karara bağlanmamıştır.
DERNEKLER YASASINDA DEĞİŞİKLİK YAPILARAK YENİ KISITLAMALAR GETİRİLECEĞİ BİLDİRİLİYOR
MC'nin öğrenci, öğretmen ve me mur derneklerinden tedirgin ol duğu, bu nedenle, yeni bir ya sa önerisi hazırladığı öğrenil miştir. Cephe Hükümetince ha zırlanan yasa önerisiyle öğret men ve memurların dernek kurma larının önlenmek istendiği bil dirilmektedir. MC uzmanlarınca bu konuda hazırlanan yasa öne risiyle 1630 sayılı Dernekler Kanunu 'na yeni maddeler eklene ceği, böylece öğretmen, öğren ci ve memurların kendi çalışma
larıyla ilgili bir derneğe üye olmalarının önleneceği belir tilmiştir.
MC tarafından değiştirilmesi tasarlanan Dernekler Kanununda ki bölümün, 4. maddenin son pa ragrafı olduğu ve "Üniversite, fakülte, akademi ve bunlara bağlı enstitüler veya yüksek o kullar ile sair her türlü resmi veya özel eğitim ve öğretim mü esseselerinde birden fazla öğ renci derneği kurulamaz" cümle sine "öğretim üyeleri ve kamu görevlisi memurların" da ekle neceği ve "öğretmen, öğrenci, memur"un dernek kurmasının ya saklanacağı öğrenilmiştir.
MC çevrelerinden edinilen bil giye göre, öğretmen, öğrenci ve memurların çeşitli dernek ler altında toplanarak birtakım isteklerde bulunmaları, toplan tılar düzenlemeleri ve yürüyüş ler yapmalarının önlenmesi "dernek kurmamaları" ile mümkün olacaktır.
ÜNİVERSİTE SINAVINA 350 BİN K1S1 GİRECEK
25 Haziran1da yapılacak üniver sitelerarası seçme sınavına bu yıl en az 350 370 bin öğrenci nin başvuracağı saptanmıştır. Üniversite ve yüksek okulların önümüzdeki ders yılı için yap tıkları ve henüz kesin olmayan kontenjan bildirimlerine göre ise tüm yüksek okullar kapasi tesinde bir artış görülmeyecek, yine 70 bin civarında öğrenci yüksek öğrenime devam etme hak kını kazanacaktır.
Bu yılki sınava 277 bin öğrenci başvurmuş, 200 bin öğrenci açık ta kalmıştır. önümüzdeki sınavlara 150 bin li se son sınıf öğrencisinin, 200 bin civarında geçen yıllardan açıkta kalmış öğrencinin ve en az 25 bin yüksek öğrenim öğren cisi olup yer değiştirmek iste yenlerin başvurmaları beklenmek tedir.
9 7 KİŞİDEN BÎRİ
Bu yılki sınav sonuçları üzerin de yapılan incelemeler yüksek öğrenime giriş sorunu üzerinde ilginç gerçekleri ortaya çıkar maktadır. Örneğin 285 öğrencinin alındığı Ankara Tıp Fakültesine girmek için 27 292 öğrenci baş vurmuştur. Diğer bir anlatım i le sınava giren 97 öğrenciden ancak l'i Ankara Tıp Fakülte sinde okuma olanağına kavuşmuş tur.
Bir üniversite ya da yüksek o kula girmeye hak kazanan öğren cilerden ise, Ankara Tıp Fakül tesine başvuranların sayısı 11 533'tür. Yüksek öğrenime gi rebilmiş öğrencilerden 4006'sı ise birinci tercihlerinde Anka ra Tıp Fakültesini istemişler dir. Bu rakamlar da yüksek öğ renim kurumlarından birine gir meye hak kazanan öğrencilerin istedikleri yerde okuyamadıkla rını kanıtlamaktadır.
Yüksek öğrenime girişin bir so run olması karşısında öğrenci lerin herhangi bir bölüme gi rebilme çabasında olduklarının kanıtı ise, Erzurum Atatürk Üni versitesi Tıp Fakültesinin di ğer tıp fakültelerinden daha düşük puanla öğrenci aldığını gözönüne alarak bu fakülteyi is tek listesinde gösteren öğrenci sayısının rekor düzeyde, 67 309 olmasıdır. Atatürk Tıp Fakülte sinde 110 kişilik kontenjana karşın, bu fakülteyi ilk tercih lerinde isteyen öğrenci sayısı 13 628'dir.
MERKEZÎ SINAV ZORUNLULUĞU
Prof. Altan Günalp bu yılki sı nav sonuçları üzerinde yapılan değerlendirmelerin, çok eleşti rilen ve gereken öğrenci seçi minde ve yerleştirmede, eleşti rilebilecek pek çok sakıncaları bulunan merkezi test sistemin den vazgeçilemiyeceği sonucunu da ortaya koyduğuna işaret ede rek özetle şu açıklamayı yap mıştır:
"Merkezi test sınavı ile ilgili yapılan eleştirilerde, farklı bilgilerle ve olanaklarla lise lerden mezun olanların test sı navı ile yüksek öğrenime yerleş tirilmesinin objektif bir ölçü olmadığı, büyük haksızlıklara yol açtığı yıllardan beri söy lenmektedir. Bu sakıncanın gi derilmesi için üniversiteler, fakülteler ve yüksek okulların bilgiye dayalı ayrı ayrı sınav
lar düzenlemeleri ya da giriş lerin sınavsız yapılması öne rilmektedir. Bir fakülteye gir mek için 14 27 67 bin öğrenci nin başvurması karşısında bil giye dayalı sınavların her fa külte için ayrı ayrı.yapılması ve bu sınav kağıtlarının okun ması olanaksızdır. Ayrıca test ve tek sınav sisteminde öğrenci, eşit öğrenimden geçmediği halde, hiç olmazsa eşit koşullarda bir çok fakülte ya da bölüme girme şansını deneyebilmektedir. Her fakülte ve bölümün ayrı ayrı sınav düzenlemesi halinde ise, yoksul ve Anadoluda oturan öğ rencinin birçok şehirdeki sınav lara ayrı ayrı katılması olana ğı tümü ile ortadan kalkacaktır. Fakülteler ve bölümlerin kapa siteleri ile buralarda okumak isteyenlerin sayısı arasındaki büyük fark ise, isteyen istedi ği yerde okusun önerisinin bir hayal,ve sınav olmasa bile yer leştirmenin zorunluluk olduğunu ortaya koymaktadır."
PUANLAR YÜKSELİYOR
Öte yandan yüksek öğrenim kapa sitesi sabit kalırken, yüksek öğrenime devam etmek isteyenle
rin sayısında görülen astrono mik artışlar, bir fakülte ya da bölümü kazanacak olan öğrenci nin bilgi düzeyinin her geçen yıl artmasını gerektirmektedir Daha doğrusu test sınavı gerçel bir bilgi düzeyinin ölçütü ola mıyacağından, bir yeri kazanmal için alınması gereken taban pu an yükselmektedir. Örneğin bu yılki sınavda ortalama puan 34i iken, yani 140 bin civarında öğrenci bu puanın altında bir puan almış iken, sadece Van Eği tim Enstitüsüne lise çıkışlı öf rencilerden 341 puanla kayıt ys pılmıştır. Bir yeri kazanabilen öğrencilerin ortalama puanı ise 440'ın üstünde kalmıştır. Fakül v teler arasında en düşük puanla alınan öğrenciler arasında da önemli farklar vardır ve bu du rum öğrenim kalitesini önemli ölçüde etkilemektedir. Örneğin Hacettepe Tıp Fakültesinde en düşük puanlı Öğrenci 598 puan almışken, KTÜ Fizik Bölümünde 416 puanlı öğrenci kayıt yap tırma hakkını kazanmıştır. Bu yılki sınavda en yüksek puan lı öğrenci 790 puan alırken, en düşük puanlı öğrencinin 100 puan tutturabildiği saptanmış tır.
S
şimdi de yay kur!
Türkiye'de egemen sınıfın, ö zellikle 1950'den günümüze ka dar geçen 25 yıllık dönemde, ekonomimize açıkça damgasını vurmuş olan geri kalmış kapi talizm modeli ile ekonomiyi geliştiremediği, yeni yatırım ve dolayısıyla istihdam olanak larını gereğince yaratamadığı ortadadır.
Hızla artan nüfus karşısında, her yıl yüzbinlerce kişiye ye ni iş olanakları yaratma soru nu ile karşı karşıya olan ege men sınıf, bu olanağı yarata mayınca, yaygın açık işsizli ğin doğuracağı muhtemel sosyal patlamaları bir takım geçişti rici çözümler getirerek önle meye çalışmaktadır. 1960 1970 arasındaki geçiştirici çözüm Avrupaya işçi ihracatı idi. 1970'ten sonra ise işçi ihra catının yavaşlaması, hatta durması üzerine yeni çözümün, üretime katkıda bulunacak ya şa gelmiş yeni kuşakların, ege menlerin karşısına dikilip iş istemelerini hiç olmazsa 3 5 yıl erteletmek olduğu anlaşıl maktadır.
Bu amaçla, yetişen kuşaklar daha orta öğretimin başında üniversite hedefi ile koşul landırılmakta ve yapay bir yük sek öğrenim hevesi yaratılmak tadır. Aslında orta öğretimin, yalnızca üniversite için adam yetiştirme özelliği de buna yardım.etmektedir. Böylece oc ta Öğretimden çıkan yığınlar üniversite kapılarında birik mekte ve üniversite kapısında bekleyen gizli işsizler ordusu her yıl çığ gibi büyümektedir. Ancak bu yığın bir an önce ü retime katılma yerine, bir an, önce üniversiteye girmeyi amaç lamaktadır. Şu halde yığınları pasifize etmek için yeni yeni yüksek öğrenim modelleri ica detmek gerekmektedir.
Geçen yıl açıkta kalanlar "mek tupla öğretim" ile avutulmuş lardı. Bu yıl açıkta kalan 150 000 k i ş i de "YAYKUR" i l e susturulmağa ç a l ı ş ı l ı y o r . 9,Kasım 1975 günü Milli Eği tim Bakanı Ali Naili Erdem tarafından basına açıklanan "YAY KUP." projesinin temelini, "YAY KUR" Genel Sekreterliğine getirilmiş olan ve görüşleri herkesçe bilinen, Amerikan va tandaşı Reha Oğuz Türkkan'ın 17 Eylül 1975 t a r i h l i raporu oluşturuyor. Türkiye koşulla rından uzaklığı ve k a l i t e s i z adam yetiştirme kaynağı olaca ğı bir tarafa, uygulanması o lanaksız ya da bir y ı l uygu landıktan sonra üniversiteye g i r i ş sorununu büsbütün karış tırmaktan başka bir i ş e yara mıyacak bu dahiyane (I) buluşun temel özelliklerinin aşağıdaki şekilde olacağı belirtiliyor.
YAY KUR'da AÇIK ÖĞRETİMİN TEMEL ÖZELLİKLERİ :
• Açık öğretim bu y ı l , üniver siteye giremeyen 150 bin ki şiye açık olacak.
• Açık öğretimde, öğretim yön temi bir teknoloji harmanın dan oluşuyor. Bu harmanda, a) Televizyon b) Radyo c) Basılı yayınlar ve yazışma d) Otobüsle eğitim e) Diğer araçlar f) Yüzyüze öğretim g) Uygulama ve laboratuvar yer almakta.
• Sistemin temeli televizyon olacak.
• öğrenci basılı yayınlarla beslenecek. Ödevlerini yapıp "danışmanına" gönderecek.
• Uzaktaki öğrenciye zaman za man ucuz ders araçları gönde rilecek (mikroskop, model, teyp, diya gibi) .
• Öğrenciler belirli zamanlar da bir araya gelerek "yüzyü ze eğitim" görecekler.
• Sömestr sonlarında uygulama, laboratuvar çalışmaları ve sınavlar yapılacak.
• Öğretim alanları üçe ayrılı yor: a) Ön lisans okulları, ~b) Sanayi ve tarım kuruluşla rı yüksek okulları, c) Sağlık kuruluşları yüksek okulları.
• Sınıf geçme yerine ders geç me uygulanacak.
• Öğrencilere Türklük Kültürü dersleri verilecek.
SlNPEN MEZUNUM 1$ ARIYORUM M . .
AOEBA BAHA / •
(Ekonomi Politika)
TESTAS, TEMSAN vb...
7 Aralık 1975 tarihli Resmi Ga zetede yayınlanan 7/10906 ve 7/10907 sayılı kararnamelerle Türkiye Elektronik Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi (TESTAŞ) ve Türkiye Elektromekanik Sana yii Anonim Şirketi (TEMSAN) ku ruldu.
Kasım sonunda, 27.11.1975'de yürürlüğe giren Kanun Hükmün de Kararname (KHK/13) ile ku rulan Devlet Sanayi ve İşçi Ya tirım Bankası (DESİYAB), hükü met programında yer alan somut girişimlerden biriydi. Bu banka aracılığıyla yurt dışında çalı şan işçilerimizin paralarının yönlendirilmesi planlanmıştı.
Kuruluşunu izleyen günlerde ardarda çıkan kararnamelerle TAKSAN (Takım Tezgahları Sana yi ve Ticaret Anonim Şirketi), TÜMOSAN (Türk Motor Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi), TESTAŞ ve TEMSAN'm "Esas Mukavelele ri" yayınlandı (5, 6 ve 7 Ara lık tarihli Resmi Gazeteler).
Genel olarak bu anonim şirket lerin "Esas Mukaveleleri"birbi rine çok benzemekte ve hepsinin sermayesi de 100'er milyon TL olarak belirlenmektedir. Tablo da verilen sermaye dağılımla rından görüldüğü gibi DESÎYAB'
m ve MKE'nin hisseleri serma yenin çoğunluğunu oluşturmak tadır.
TEMSAN dışındaki üç şirketin de adında "Ticaret" olmasına karşılık TESTAŞ dışındaki şir ketlerin "esas gayeleri" ima lat olarak belirlenmiştir. TÜMOSAN "... her çeşit motor, tahrik ve aktarma organları ve emsali teçhizatı imal etmek esas gayesiyle kurulmuştur"; TAKSAN "... üniversal, otoma tik ve ağır takım tezgahları ve her nevi takım tezgahlarını imal etmek esas gayesiyle ku rulmuştur"; TEMSAN "... her çe şit türbinleri, buhar kazanla rı, büyük alternatörler, trans formatörler, elektrik nakil hattı teçhizatı ve emsali teç hizatı imal etmek esas gayesiy le kurulmuştur" denilmektedir. TESTAŞ "... öncelikle yurtiçi her nevi elektronik cihaz ih tiyaçlarının (Askeri ve sivil haberleşme cihazları endüstri yel cihazlar ve tıbbi cihazlar gibi) imalini yapmak ve YAPTIR MAK esas gayesiyle kurulmuştur". Diğer mukavelelerde olmayan bu "yaptırmak" sözcüğü başlıktaki
"ticaret" ile birleşince ilginç bir nitelik almaktadır.
Gerek DESÎYAB'in, gerek sana yimizin ana dallarında kuru lan bu şirketlerin geleceğini izleyecek ve gelişmeleri okuyu cularımıza aktaracağız.
TÜRKİYE'NİN EN BÜYÜK TANKERİ DURURKEN IPRAS YABANCI GEMİLERE MİLYONLAR ÖDÜYOR
Türkiye'nin en büyük tankeri o lan Gaziantep'in İPRAŞ (İstanbul Petrol Rafinerisi Anonim Ortak lığı) ile olan taşıma sözleşme sinin 10 kasımda sona erdiği ve tankerin o tarihten bu yana îz mit körfezinde yattığı öğrenil miştir. Denizcilik Bankası Deniz Nakliyat Şirketi yetkililerinden öğrenildiğine göre bir kamu ku ruluşu olan ÎPRAŞ, ihtiyacı olan ham petrolü Yüksek Planlama Ku rulu ve Ulaştırma Bakanlığının kararlarına rağmen yabancı gemi lerle taşıtmaya karar vermiştir.
149 923 DW tonluk Gaziantep tan kerinin bir gün boş durması dev leti 380 bin lira zarara sokmak tadır. Bir aya yakın bir süredir boş duran tankerin zararı böyle ce 4 milyon liraya çıkmaktadır. ÎPRAŞ yöneticilerinin Türk tan kerleri yerine yabancı gemiler le anlaşması başka bakımdan da zarara yol açmış ve Japon gemi lerine şimdiye kadar 128 milyon liralık döviz ödenmiştir.. Ayrı ca Deniz Nakliyat Şirketinin taşıma fiyatını düşürmesine rağ men ÎPRAŞ'm dünya fiyatlarının dört misli fiyatla yabancı gemi lerle anlaşması çeşitli kamu ku ruluşları arasında büyük bir tartışmanın çıkmasına yol açmış tır.
TAKSAN
DESÎYAB
MKE PTT TEK
PTT Yardım Sandığı Türk Donanma Vakfı Türkiye Demir Çelik îşlet. Türkiye Zirai Donatım Kur. Türkiye Şeker Fab.A.O. Şekerbank Vakıflar Ban. Denizcilik Ban. Sümerbank
% 41 % 29
% 10 % 10
TÜMOSAN % 41 % 29
_ _
1 10
TEMSAN % 41 % 29 % 10
TESTAŞ % 23 % 29 % 10
%5 %5 % 13
_ % 10 %5
Öğrenildiğine göre ÎPRAŞ'in De niz Nakliyat Şirketinin tanker lerinden vazgeçmesine yine bir kamu kuruluşu niteliği taşıyan DÎTAŞ'a petrol taşıma işini devretmek istemesi neden olmuş tur. DÎTAŞ (Deniz İşletmeciliği ve Taşımacılığı Anonim Şirketi) ÎPRAŞ, Türk Donanma Vakfı ve TPAO'nun katılmasıyla kurulmuş tur. Bu kuruluşa Devlet Planla ma Teşkilatı tarafından gemi satın alma ve inşa etme izni verilmediği halde bu şirket ya bancı gemiler kiralamak ve bu işten komisyon almak yolunu tut muştur.
Gaziantep tankerinin sözleşme sini iptal eden ve Rauf Bey tan kerininkini de iptal etmek üze re olan ÎPRAŞ, DÎTAŞ şirketinin aracılığı ile bulunan Japon tan
Elektrik Mühendisliği 228 544
kerine dünya fiyatlarının dört misli taşıma ücreti ödeyerek .üç yıl için anlaşmıştır. Üç yıl lık anlaşma nedeniyle Japon ge misine ödenen para 128 milyon lirayı geçmektedir. Halen DW ton başına dünya taşıma fiyat ları 85 sent olduğu halde Ja ponlarla DW ton başına 4,5 do lara anlaşılmıştır. Buna karşı lık Gaziantep tankeri için İPRAŞ'tan önce DW ton başına 3,15 dolar istenmiş, sonra 1 do lara kadar inilmiştir. Buna rağ men tankerin sözleşmesi yenilen memiş ve göz göre göre yabancı bir gemiye milyonlarca lira nav lun ücreti ödenmiştir. Buna dev Gaziantep tankerinin günlük 380 bin liralık zararı da eklenirse yanlış ve kasıtlı bir uygulama nın hazineyi ne kadar zarara soktuğu ortaya çıkmaktadır.
ÇUKUROVA ELEKTRİK, FUEL OIL SANTRALI KURMAK IC1N DANIŞTAY'A BAŞVURDU
Çukurova Elektrik Anonim Or taklığı 'nın, plan ilkesi ve Türkiye Elektrik Kurumu yasa sına aykırı olarak fuel oil santralı kurmak yönündeki i s temiyle i l g i l i davanın Danış tay'da olduğu bildiriliyor.
Fuel oil santrallarının dışa ba ğımlı olduğu ve hammaddesinin dışardan ithal edildiği gerçe _ ğinin yanısıra, özellikle son yıllarda petrol fiyatlarında ki olağanüstü artışın bu sant rallarda elektrik üretiminin maliyetini çok yükseltici ol duğu bilinmektedir.
1975 yılında verilmesi planlanan 450 milyon lira yerine geçim sı kıntısı içindeki memura, kanunun ve verilecek borç oranının sınır ları aşılarak Ekim ayı sonunda 630 milyon lira borç verilmesi üzerine sandık yetkilileri soru na çözüm aramağa başlamışlardır.
Hergün 1800 2000 memurun borç isteği ile sandığa başvurduğunu dikkate alan Emekli Sandığı Ge nel Müdürü, bir iki gün içinde Maliye Bakanlığı'na başvurarak durumu açıklayacak, "Kasım ve Aralık ayları içinde ne yapıl ması gerektiğini" soracaktır.
Sandığın kıymetleri yönünden 31 Aralık 1975 tarihine kadar 600 milyon liradan fazla borç veremeyeceğini dikkate alan il gililer "Güç durumda olduğunu beyan ederek," borç isteyen me murlara borç verilip verilmeye ceğini bakanlığın tutum ve ka rarına göre saptayacaklardır.
Ortakları arasında Türkiye Elektrik Kurumu, bazı banka lar, Adana Belediyesi ve özel kişiler bulunan Çukurova Elekt rik Anonim Ortaklığı 1973 yı lında Enerji ve Tabii Kaynak lar Bakanlığına başvurarak fuel oil'e dayanan 300 megavat gücünde bir santral kurma is teğinde olduğunu bildirmiş ve isteğin bakanlıkça reddi üze rine de Danıştay'a başvurmuş tu.
NİĞDE'DEKİ D1YAT0M1T YATAKLARI 50 YIL SÜREYLE AMERİKALILARA KİRALANDI
Niğde'nin Güzelyurt kasabası ile Belisırma köyleri çevre sinde bulunan diyatomit maden yatakları, yıllığı 50 milyon dolardan 50 yıllığına Ameri kalılara kiraya verilmiştir.
Bu maden plastik, lastik ve boya sanayiinin önemli bir hammaddesini oluşturmakta o lup dünya piyasasında Amerika etkili durumdadır. Zengin di yatomit yataklarının işletil mesi, dünya piyasasını etki leyecek ve fiyatları düşüre cek nitelikte görülmektedir.
GÖNDE İKİ BİN MEMUR EMEKLİ SANDIĞINDAN BORÇ İSTİYOR
Emekli Sandığınca memurlara ve rilen borcun 19 Eylül 1975 tari hinden itibaren artırılıp ödeme koşullarının kolaylaştırılması, Emekli Sandığı'nı güç durumda bırakmış, borç almak üzere akın akın sandığa başvuranlara 630 milyon lira borç verilerek borç sınırı aşılmıştır.
Dergiye basılmak üzere gön derilecek yazıların Kasım 1974 sayımızla verilen ekteki koşullara uygun olması gere kir. Yayın Kurulu yazılarda gerekli gördüğü değişiklik leri yapabilir. Dergimize gönderilen yazılar basılsın ya da basılmasın geri veril mez. Yazı ve ilanlardaki fi kirler yazarlarına aittir; Odayı ve Dergiyi sorumlu kıl maz. Dergide basılan yazılar kaynak göstererek aktarılabilir.
razı ücretleri (daha önce yayım lanmış yazılara ücret ödenmez)
Dergi sayfası başına
Telif yazı
80 TL
Çeviri yazı
60 TL
İlan Tarifesi
Ön iç kapak
1350 TL
Tam iç sayfa
1000 TL
Yarım iç sayfa
500 TL
Arka iç kapak
1250 TL
Arka dış kapak
2000 TL
Küçük ilan (cm.sütun) 50 TL
Föy Tarifesi
1. yaprak
1200 TL
2. ve sonraki her yaprak 500 TL
Bu fiyatlar, basılmış olarak verilen föyler için geçerli dir. Basım da dergimize ait olursa, kağıt ve film mali yeti ücrete eklenir. Bu hal de, istenen baskı ve kağıt kalitesinin de bildirilmesi gerekir.
Renkli ilanlarda her renk için; kapakta 550 TL, iç say fada 500 TL renk farkı alınır. ilanlara ait film ve tertip masrafları ilan sahibine aittir.
Elektrik Mühendisliği Dergisi Elektrik Mühendisleri Odası üyelerine ücretsiz gönderilir.
Sayısı 10, y ı l l ı k abonesi 120 (elektrik mühendisliği öğrencileri i ç i n 35) TL'dır.
ÜÇER OFSET Ankara 1975
ELEKTRİK MÜHENDİSLERİ ODASI TEM Sİ LCİ Lİ KLERİ
Adana
Yaşar Okşaşoğlu
TEK Föy Elektrifikasyonu
7. Bölge Müdürlüğü
Antalya
Durmuş Arı
Hv.Meyd.lnş. Bölge Md.lüğü, PK.48
Balıkesir
Şahin Şen
SEKA Müessese Müdürlüğü
PK. 201
Bitlis
Hasan Dalkıran
Tekel Tütün Fabrikası
Burdur
İrfan Bilgin
Uzun Çarşı, No.46
Bursa
Ahmet Akküçük
V e z i r i Cad. 2 4 ,
Kent tşHanı Kat 5, Tahtakale
Çorum
Ahmet Kaynar
Şehir tş Hanı, No.4, Kat.l
Denizli
Abdullah Şavklı
İller Bankası Başmühendisliği
Eskişehir
İsmet Erorta
Yunus Emre Cad., No 67
Gaziantep
Alı Ercan
Hürriyet Cad.,
Kamil Afat Işhanı, Kat 3
İçel
Ali Öztürk
Elektrik İşletmesi Müdürü
İzmit
Sait Bülbül
Belediye Elektrik İşletmesi
K.Maraş A.Haşim Tekçiçek Hükümet Cad., No 11
Karabük
Ömer Çolakoğlu
Bayır Mah.,
Fevzi Çakmak Cad., No 18/C
Kastamonu
Fehmi Tuncel
Belediye Cad., No 46/A
Kayseri
Yetkin önem
TEK İşi. ve Bkm. Başmüh. PK.9
Malatya
Hasan Baran
Mazıcı Işhanı, Kat 2, No 204
Muğla
Şakir Ülkü
İller Bankası Başmühendisi
Nevşehir Şahin Yurtbeğendi Şehir Palas Oteli
Niğde
Mustafa Karadal
Aşağı Kayabaşı Mah.,
Kuyulu Çıkmazı, No 5
Rize
Halil Sağol
TEK Köy Elektrifikasyonu Başmühendisliği
Sakarya
Faruk Aloğlu
TEK 4. Bölge Başmühendisliği
Samsun A. Sefa Üt kür TEK Köy Elektrifikasyonu 13. Bölge Müdürlüğü
Sinop
Muzaffer Sarılar
Boeing Serv. Inc. Radar
Trabzon
Kemal Kazmaz
İller Bankası 9.Böl.Md.lüğü
Diyarbakır Burhan Elçioğlu TEK Bölge Başmühendisi
Elazığ
Kenan Elmasulu
Yapı İ ş l e r i 10.Bölge Md.lüğü
Konya
Birol Adalığ
TEK Köy Elektrifikasyonu
15. Bölge Müdürlüğü
Kütahya
Rüştü Kaytancı
Yapı İşleri 4.Bölge Müdürlüğü
Urfa
Mahmut Tellalbaşı
Belediye ESO İşletmesi
Zonguldak İbrahim Tatbul KBA Şebeke Md., 2.Bölge Çatalağzı Başmühendisliği