Elektrik Mühendisliği · Sayı 232 · Nisan 1976
TÜRKİYE'NİN ELEKTRİK ENERJİSİ ÜRETİMİNDE YARARLANILABİLECEK BİLİNEN LİNYİT VE URANYUM POTANSİYELİ VE YENİ OLANAKLARIN BULUNMASINDA UYGULANAN MODERN YÖNTEMLER
Elektrik üretimi ve santraller Teknik / bilimsel makale
- Yıl
- 1976
- Sayfa
- 6
- Okuma süresi
- 19 dk
- Görüntülenme
- 0
Konu
Elektrik üretimi ve santraller
İlgili: Nükleer enerji, Enerji politikası, piyasa ve özelleştirme
Anahtar kelimeler
- linyit rezervleri
- uranyum potansiyeli
- MTA
- termik santral
- Elbistan
- Tunçbilek
Özet
Türkiye'nin elektrik enerjisi üretiminde kullanılabilecek bilinen linyit ve uranyum kaynakları, dünya ve Türkiye enerji durumu bağlamında değerlendirilerek büyük linyit havzalarının rezerv, kalite ve kurulacak termik santral kapasiteleri detaylandırılıyor.
Tam metin
Metin PDF'ten otomatik çıkarılmıştır; tablo, şekil ve formüller eksik ya da hatalı olabilir. Özgün dizgi için PDF'e bakın.
türkiye'nin elektrik enerjisi üretiminde yararlanılabilecek, bilinen linyit ve uranyum potansiyeli ve yeni olanakların bulunmasında uygulanan modern yöntemler eran nahoman
UDK: 621.311 : 662.642 : 546.791 : 550.81.001.7 (560)
1. DÜNYA'DA GENEL ENERJÎNÎN DURUMU
Bilindiği gibi enerji sektörünün durumu, bir ül kedeki endüstrinin gelişmesini, tarımsal verimin artmasını, sosyal kalkınma hızını, kısacası tüm ekonomik sektörleri etkilemektedir, ö z e l l i k l e kalkınmakta" olan ülkelerde bol ve ucuz enerji t e mini hayati bir önem taşımaktadır.
Dünyanın geri kalmış ve kalkınmakta olan ülkele rindeki nüfus, toplam nüfusun % 6O'ın> oluşturma sına karşılık, bu ülkelerin toplam enerji üretme kapasitesi dünya enerji üretim kapasitesinin yal nız X 7 ' s i dolayındadır. Dünya enerji tüketimi k i ş i başına yılda 1,77 ton taşkömürü eşdeğerin dedir. Bu değer Batı Avrupa'da 3,35 ton, dünyada üretilen tüm enerjinin % 4 0 ' ı n ı tüketen Kuzey Amerika'da i s e 10,3 tona ulaşmaktadır.
Gelişmemiş ve gelişmekte olan ülkelerin enerji konusunda göstermekte oldukları çabaların doğu racağı büyük kaynak talepleri bir kenara bırakıl s a . b i l e , başka bir deyişle, her ülkenin gelişme hızı değişmez kabul edilse b i l e , artan nüfus ne deniyle dünya enerji talebini karşılayabilmek için enerji üretim kapasitesinin her y ı l % 6 oranında artması gerekmektedir.
Bugünkü b i l g i l e r e dayanılarak dünya toplam f o s i l yakıt (kömür, petrol, tabii gaz) rezervinin 11.2OÖ.109 t s f ( t o n s of standart fuel : 10.000 kcal/kg'lık s ı v ı yakıt) kömür, 740.109 tsf petrol,
Eran Nakoman, Doç.Dr., MTA
660.109 tsf tabii gaz olmak üzere toplam 12.600.109 tsf olduğu tahmin edilmektedir. Jeo lojik potansiyeli gösteren bu rezervin ancak 3.800.109 t s f ' l i k bölümünün üretilebileceği öngö rülmektedir. 1970 yılında f o s i l yakıt tüketimi 9.109 t s f ' d i r . Bu değer 2000 yılında 30.109 t s f ' e ulaşabilecektir. Tüm enerji gereksinmesi nin yalnız f o s i l yakıtlardan karşılanması duru munda bu yatakların 50 60 y ı l l ı k bir zaman d i l i minde bitmesi kaçınılmazdır.
Nükleer enerji kaynaklarına gelince, bu kaynak ların da s ı n ı r s ı z olanaklar sağlayamayacağı bir gerçektir. 1973 yılında 19.000 ton olan dünya uranyum üretiminin (25.000 ton U3O8) 1980'lerde 60.000 ton uranyuma (=80.000 ton Ü30e) ulaşaca ğı öngörülmektedir. 1985 yılında ise talep hız lı bir artış göstererek 1980 y ı l ı n a a i t talep değerlerinin iki katına ulaşacaktır. Bu gelişme ler gözönüne alınırsa, libresi 10 doların a l t ı n da olan dünya görünür U3O8 rezervi (1.126.000 ton) dünya ihtiyacını ancak 1987 y ı l ı n a kadar karşıla yabilecektir.
Yukarıda b e l i r t i l e n gereksinmelerin genel bir enerji krizine yol açılmaksızm karşılanabilmesi i ç i n yeni b i r i n c i l enerji kaynaklarının bulunma s ı , bilinen ancak şimdiye dek yararlanılmayan klasik birincil enerji kaynaklarının yeniden devreye sokulması ve daha rasyonel yöntemlerle kullanılması gerekecektir.
2. TÜRKİYE'DE GENEL ENERJÎNÎN DURUMU
Kişi başına düşen y ı l l ı k enerji tüketimi sırala masında (1970 değerlerine göre) 85'nci sırada yer alan Türkiye'de 1970 yılında 30 milyon ton taşkömürü eşdeğerinde olan enerji gereksinmesi, yapılan tahminlere göre 1985 yılında 114 milyon tona ulaşacaktır. Yapılan üretim projeksiyonla rına göre 1985 yılında ortaya çıkacak enerji açı ğı 71 milyon ton taşkömürü eşdeğerindedir. 2000 yılında ise Türkiye'nin enerji gereksinmesinin 200.109 kWh değerine ulaşması beklenmektedir. Bu büyük talep artışının yanında Türkiye'de kaynak kullanma yönünden de büyük bir dengesizlik var dır. 1973 yılında petrol gereksinmesinin % 73' ünü ithal eden bir Türkiye i ç i n , sahip olduğu termik santralların toplam kurulu güçlerinin % 48,09'unun f u e l o i l ' e dayanması dikkati çeken ve üzerinde önemle durulması gereken konudur.
Yukarıda özetle b e l i r t i l e n büyük enerji gerek sinmesinin yurt i ç i kaynaklardan yararlanılarak karşılanmasının ve varolan dengesizliklerin de ekonomik koşullara koşut olarak düzeltilmesinin en geçerli yol olacağı muhakkaktır. Bu nedenle biz burada, konumuz içinde olan kömür ve radyo aktif mineraller yönünden Türkiye'nin bilinen potansiyelini, bundan en rasyonel biçimde yarar lanma olanaklarını, yeni kaynakların bulunması için uygulanan yöntemleri ve Türkiye'nin bu yön deki olanaklarını incelemek istiyoruz.
3. TÜRKİYE'DE BİLİNEN LİNYİT YATAKLARI
3 . 1 . Toplam L i n y i t Kaynakları
Türkiye'de günümüze dek MTA Enstitüsünce yapılan araştırmalar sonucunda 207 yatak saptanmıştır. Ayrıca, 100'den fazla da b e l i r t i vardır. Konu olan bu 207 yataktan 9 6 ' s ı önemlidir. 70'i ise 1 milyon tonun üzerinde potansiyel taşıyor.
\ ili»
MTA'nın 1973 y ı l ı v e r i l e r i n e göre tüm Türkiye rezervleri şöyledir:
Görünür Muhtemel Mümkün Jeolojik
2.741.816.000 1.952.680.000
431.630.000 137.800.000
5.263.926.000 ton
3 . 2 . Küçük ve O r t a Büyüklükteki L i n y i t Yatakları
Rezervleri 1 milyon ton i l e 10 milyon ton ara sında olan kömür kaynaklarının ancak yerel ge reksinmeleri karşılayabilecek, küçük işletmeler le ekonomiye sunulabilen yataklar olduğunu ka bul etmek gerekir.
Rezervleri 10 milyon tondan 50 milyon tona ka dar olan havzalar, potansiyellerine göre bölge sel önem t a ş ı r . Bazıları, içerdiği kömür n i t e liğinin yüksek olması ve jeolojik olarak ekono mik yönden uygun koşullarda işletilme olanakla rının bulunması nedeniyle Türkiye'nin ev ve en düstri yakıtı gereksinmesini karşılamasına kat kıda bulunabilecek n i t e l i k t e d i r .
Bazıları halen i ş l e t i l e n bu havzalar şöyle sıra lanabilir :
Görünür Muhtemel Mümkün Rezerv Rezerv . Rezerv
Ankara Bahçeköy
GM 20
Aydın Şahineli
Balıkesir Dursunbey
GM 11
Bingöl Karlıova
GM 45
Bolu Merkeşler ve Salıpazarı
Burdur Tefenni
Bursa Devecikonağı
Çanakkale Yenice
Çorum Dodurga
Edirne Uzunköprü Harmanlı
Edirne Meriç Karayusuflu
Edirne Demirhanlı
Erzincan Kemaliye Başpmar
Erzurum Hınıs Zırnak
GM 18,5
tstanbul Eyüp Ağaçlı
Kütahya Gediz Sazköy
Muğİa Milas Hüsamlar "
Mugla Milas Sekköy
Muğla Yatagan Bayır
Muğla Yatağan Tınaz
GM 25
Samsun Havza
Tekirdag Malkara
GM 35
Tekirdag S ar ay
Yozgat Sorgun
11,5
12 5 5
10 22 14,5 10 15 10
10 11,5 15
40 3
4 20,5 10
2,8
20 100
10 20
Höt: Rezervler 10* ton olarak verilmiştir. GM Görünür + Muhtemel Rezerv
Yukarıda sıralanan havzalardan Bingöl Karlıova kö mür baseni, Doğu Anadolu'da bulunması ve rezervi nin 45.000.000 tona ulaşması nedeniyle önem t a ş ı maktadır. Burada yapılacak rasyonel bir işletme ile Doğu Anadolu'nun, şimdilik önemli bir bölümü Batı Anadolu'daki 1X1 Men ve Güney Batı Anadolu asfaltitlerinden karşılanan yakıt talebine karşı lık verilebilir.
Yine yukarıda yer alan Edirne Demirhanlı 45.000.000 ton rezervi i l e dikkati çekmektedir.
Yalnız bu havzada bulunan kömürün orijinal kalo rifik değeri oldukça düşük (2700 kcal/kg), su mik t a r ı ise fazladır (% 40 dolayında), işletmecilik yönünden önemli su sorunlarının ortaya çıkması da olasıdır.
Muğla Yatağan Bayır ise 140.000.000 ton rezervi olan Muğla Yatağan Eskihisar havzasının yanında önemli bir kömür sahası olabilecek jeolojik rezer ve sahiptir. MTA'ca araştırılması sürdürülen bu basenden ümitli ekonomik sonuçlar beklenmektedir.
Tekirdağ Saray l i n y i t b e l i r t i s i n e son yıllarda MTA Enstitüsünce yeniden eğilinmiştir. Bu sahanın rezervinin görünür hale getirilmesine çalışılmak tadır. Sürdürülen etüdler olumlu yönde gelişirse, daha önceden işletme sorunlarından ötürü ikinci plana i t i l e n bu yatak yeniden önem kazanmış ola caktır.
Bu arada Güney Batı Anadolu'da bulunan a s f a l t i t lere de değinmek gerekir. 18.000.000 ton görünür, 6.000.000 ton muhtemel ve 10.000.000 ton mümkün rezervi olan filon t i p l i bu b e l i r t i l e r , küllerin deki kıymetli metallerden yararlanılması ve sıvı hidrokarbürler elde edilmesi yönünden önem kazan maktadır. MTA Enstitüsünce bu a s f a l t i t l e r üzerin de birtakım etüdler sürdürülmektedir. Bu kaynağın en yararlı biçimde yurt ekonomisine katkıda bulun masının yöntemlerini saptamak yolunda yapılan araştırmalar sonucunda kesin bir karar verilebi lecektir.
3 . 3 . Büyük L i n y i t H a v z a l a r ı
Linyit santrallarının ekonomik ömrünün 25 y ı l ol duğu kabul edildiğinde ve yaklaşık % 50 işletme kaybı gözönüne alındığında, ortalama 2000 kcal/kg a l t ı s ı değerindeki yaklaşık 55.000.000 ton re zervli bir havza 150 MW gücünde bir santralı bes leyebilmektedir. Bu nedenle rezervi 50.000.000 tondan fazla olan linyit basenleri ulaşılan bu günkü teknolojik düzeyde termik santralların in şası yönünden üzerinde durulmaya değer ve Türkiye çapında büyük linyit havzalarıdır. Çeşitli yazıla ra konu olan ve üzerlerinde a y r ı n t ı l ı etüdler ya pılan bu havzaları özetle şöyle sıralayabiliriz:
M a r a ş E l b i s t a n : Kömür ortalama kalınlığı 40 m. dolaylarında olan ve bütün havzaya yayılan tek bir damar halindedir. Kömürün orijinal k a l i t e s i şöyle dir: Su X 50, kül % 5 15, ı s ı değeri 1200 1700 kcal/kg. Toplam rezerv 3.146.000.000 ton olup bu rezervin açık işletmeye uygun, araştırılmış bölü münün 1.770.000.000 ton olduğu bilinmektedir. 1978 yılında üretime başlayacak bu büyük linyit havzasında halen 4x300 MH'lık santral kurulması i ş i n i TEK ele almıştır.
Kütahya Tavşanlı Tunçbilek: İşletilebilir kalınlığı 7 m. dolayında olan kömür % 15 20 su, % 10 i l a 20 arasında kül ve X 1 2 kükürt içerir (orijinal materyalde). I s ı değeri 3500 4000 kcal/kg'dır. Bu havzada, MTA Enstitüsünce 213.051.000 ton görünür, 40.053.000 ton muhtemel rezerv bulunmuştur. Halen bölgede 1x65 MH'lık santral vardır. 1x150 MW'lık bir santral ise ku ruluş halindedir. 1x150 MW'lık santral da progra ma alınmıştır.
Kütahya Seyitömer: Bu basende iki kömür dama rının varlığı bilinmektedir. Alt damar 4 22 m. arasında değişen kalınlıklardadır. Üst damar sü
: aımaı.
rekli değildir, ancak yer yer i ş l e t i l e b i l i r . Ocak çıkışı kömürde Z 32 su, Z 41 kül ve X 1,4 oranın da kükürt vardır. Bu havzanın rezervi MTA Enstitü sünce yapılan çalışmalara göre 203.021.000 ton görünür, 124.181.000 ton da muhtemeldir. Halen 2x150 MW'lık bir santral çalışmaktadır.
Manisa Soma: Soma dolaylarında iki seri halin de 3 damar vardır. Ana damar alt damar olup kalın l ı ğ ı 2 20 m. arasında değişmektedir. Orta ve üst damarlar ise yer yer ekonomik koşullarda i ş l e t i lebilecek nitelik ve kalınlığa ulaşmaktadır. Ori jinal Soma kömüründe ortalama su X 18, kükürt X 1,3, kül ise X 20 dolayındadır. Parça kömürle rin alt ı s ı değeri 4200 kcal/kg, toz kömürünün (üretimin X 30 ^40'ı) ı s ı değeri ise 3800 kcal/kg dolayındadır.
Soma kömürlerinden yararlanarak enerji sağlayacak 1 x 150 MW gücünde bir santral kurulacaktır.
Ankara Beypazarı: Bu havzada kömür iki damar halinde görülmektedir. Üst damar ortalama 1,5 m. a l t damar ise 1 m. dolaylarında kalınlık gös terir. Ocak çıkışı kömürde X 22,5 su, Z23.88 kül vardır. Alt ı s ı değeri ise 3325 kcal/kg'dır. Kö mürün bulunma o l a s ı l ı ğ ı olan .jeolojik formasyon ların alanı geniştir (yaklaşık 1500 km2). Bu ala nın bir bölümünde 108.000.000 ton rezerv olduğu hesaplanmıştır. Bu rezervden yararlanacak 1x150 MW'lık bir termik santralın kurulması programlan mıştır.
MuŞla Yatağan Eskihisar: Kömür kalınlığı 10 m. dolayında ve tek bir damar halindedir. Orijinal halde X 40,44 su, X 16,71 kül ve Z 2,26 kükürt içerir. Ortalama a l t ı s ı değeri 2340 kcal/kg'dır. MTA Enstitüsünce f i z i b i l i t e etüdle ri sonuçlandırılmak üzere olan bu havzada 140.000.000 ton net i ş l e t i l e b i l i r görünür rezerv bulunmuştur. Eskihisar'da 2x150 MU güçte bir termik santral kurulacaktır.
Sivas Kangaİ! Kömür iki damarlı ve ortalama 18 m. kalınlıktadır. Su oranı oldukça fazladır. Orijinal kömürde Z 52 su, X 17 kül ve % 2,2 kü kürt vardır. Alt ı s ı değeri 1600 kcal/kg dolayla rındadır. Kömür havzada kuruyunca, kül oranı X 32'ye, ı s ı değeri ise 3200 kcal/kg'a ulaşmakta dır.
Rezervi 1x150 MW'lık bir termik santralın yakı tını rahatça karşılayabilir. Bu havzada UTA Ens titüsünce f i z i b i l i t e çalışmaları sürdürülmekte dir.
Çanakkale Çan: Jeolojik kalınlığı 5 m.'den 55 m.'ye kadar ulaşabilen bir tek damarın bulun duğu bu havzada Durali sahası en büyük önemi ta şımaktadır. Durali sahası kömürlerinin orijinal durumda X 21,5 su, % 17,4 kül, Z 4,4 kükürt içer diği bilinmektedir. 106.000.000 ton muhtemel müm kün potansiyele sahip olduğu hesaplanan bu kömür lerin alt ı s ı değeri 3800 kcal/kg dolayındadır. Bu havzada 1x150 MW'lık bir termik santralı besleye bilecek kömür rezervi vardır. Çan kömürlerinin fi z i b i l i t e etüdlerine MTA Enstitüsünce başlanmıştır.
Bursa Orhaneli: Kalınlığı 2 10 m. arasında de ğişen tek bir damar vardır. Linyitin orijinal kim yasal değerleri: Su Z 34, kül % 10, toplam kükürt Z 2,2 alt ı s ı değeri 3400 kcal/kg. Sahada MTA'ca yapılan çalışmalar sonucunda toplam 50.000.000 ton
görünür muhtemel rezerv bulunmuştur. Bu potansiye l i n 7 8 milyon tonluk bölümü açık işletmeye elve ' r i ş l i d i r . 1x150 MW güçte bir santralın yakıtını sağlayabilecek bu rezervin f i z i b i l i t e çalışmaları MTA Enstitüsünce ele alınmıştır.
3 . 4 . V a r l ı ğ ı B i l i n e n Büyük L i n y i t Yataklarının Elektrik Eneriisi Yönünden S a ğ l a y a b i l e c e ğ i Ek Olanakla
Yukarıda özetle rezerv ve nitelikleri incelenen büyük kömür havzalarında yapılması planlanan yada öngörülen santrallara ek ünitelerin katılması müm kün görülmektedir.
TEK'in yaptığı son çalışmalara göre (1), Elbistan kömür baseninde bulunan 1.770.000.000 tonluk görüH nür rezerv, üretim olanaklarının artırılmasıyla i 4x300 MW'lık bir diğer santralın yakıtını karşı [ layabilir. 1.376.000.000 ton olan mümkün potansi • yel tahmininin görünür hale getirilmesi durumunda ayrıca 4x300 MH'lık bir santral kurulması olana ğı doğmaktadır.
Türkiye'nin ısınma ve endüstri yakıtını önemli öl çülerde karşılayan Tunçbilek rezervlerinin kurul makta olan ve kurulması planlanan santrallar dışın da yeni ek üniteleri besleyebileceği TEK tarafın dan öne sürülmekte ise de (2 x 150 MU) bunun, ancak bu havzanın domestik yakıt arzının kısıtlanması sonucunu doğuracağı düşünülmektedir. Bu ise bu günkü koşullarda istenmeyen bir durumdur.
Seyitömer havzasında ise yeni santralların kurula bilme olanaklarını, linyit damarlarını örten ve rezervi oldukça önemli olan bitümlü ş i s t ve taba kalarının varlığı kuvvetlendirmektedir.
MTA Enstitüsü 108.000.000 ton rezervi olan Beypa
zarı baseninde ve halen etüdleri TKİ'ce sürdürülen;
sahanın dışında yeni potansiyellerin bulunması
amacıyla çalışmalarını yürütmektedir. Son verile I
re göre bilinen basenin güneyinde 20.000.000 ton
luk ek bir potansiyel bulunmuştur.
j
Muğla i l i n i n kuzey batısı, batısı ve güney batısı | nı çevreleyen Neojen formasyonlarının içinde, bir çok yerde linyit belirtilerine raslanmıştır. 140.000.000 ton görünür rezervi olan ve f i z i b i l i te çalışmaları tamamlanan Eskihisar baseni yanın da Haramipınar, Tınas, Sekköy ve Hüsamlar da önem li b e l i r t i l e r görülmüştür. Bütün bu alanlardaki kömür damarlarının oluşum biçimi ve n i t e l i ğ i bir birine çok benzemektedir.
Bu alanlar üzerinde MTA Enstitüsünün çalışmaları sürmektedir. Şimdiye kadar bulunmuş ve ileride bu lunması çok olası rezervler yeni termik santralla rı besleyebilecektir.
4. TÜRKİYE'NİN KÖMÜP OLANAKLARININ YENİ YÖNTEMLERLE ARAŞTIRILMASI
Kömür aramalarında i k i ana yöntem söz konusudur. Bunlardan b i r i n c i s i asırlardır jeologlar tarafın dan uygulanan endüktif prospeksiyon, diğeri i s e dedüktif propeksiyon yöntemidir. Endüktif yöntem de, elde olan verilerden, yani yeryüzündeki kömür aflörmanlarından hareket e d i l i r ve bu aflörmanla rı içeren alanların yayılımı incelenir. Artık bü
(1) Türkiye'de Termik Santral Kurmaya Elverişli Yakıt Potansiyelleri, TEK Genel Müdürlüğü PKD 118, 1974, /inkara
i ,!li
tün dünyada olduğu gibi Türkiye'de de yeryüzünde belirtileri olan yatakların hemen hemen tümünün varlığı bilinmekte, rezerv olanakları da genellik le tahmin edilebilmektedir. Esas olan, insanların bugüne kadar aygıt ve yöntemlerle görüp ortaya çı karamadığı jeolojik yönden genç çökellerle örtülü havzaların bulunmasıdır. Bugün birçok ileri ülke de olduğu gibi Türkiye'de de uygulanan dedüktif prospeksiyon yöntemi işte bu amacı gütmektedir.
(Kömürün oluşumu belirli jeolojik koşullarda oldu jğuna göre, önce bu koşulların egemen olmadığı, pa leocoğrafik, stratigrafik ve litolojik yönden sap tanan alanların elenmesi gerekmektedir.
Kömürün oluşum koşulları, başlangıç sübstansının (yani bitki gövdeleri, yaprak dal vb. gibi organik maddeler) oluşması, bu malzemenin toplanması ve kömürleşerek jeolojik devirler boyunca erozyondan korunmasından ibarettir. Bunları ayrı ayrı ele al mak yerinde olacaktır.
Başlangıç sübstansının oluşması: Gerekli organik malzemenin toplanması, başka bir deyimle bitki örtüsünün gelişebilmesi için rutubetli iklim ko şulunun varolması, karasal limnik, telmatik, göl sel yada delta fasiyesinin bulunması gereklidir.
Kömürü yaşatacak malzemenin toplanması: Elverişli bir iklim ve fasiyese rağmen, başlangıç sübstansı bir "sarnıç" görevi yapan çöküntü havzalarına ta şınmazsa kömürün oluşumu gerçekleşmez.
Kömürü yaratacak organik materyalin korunması ve köndrleşmesi: Organik materyalin korunması için gerekli örtü tabakası çökelmezse kömürleşmenin ol mayacağı açıktır. Ayrıca tektonik nedenlerle yük selen dağ silsileleri arasında kalan çöküntü hav zalarının kömürün oluşumu için elverişli ortamlar yarattığı da bir gerçektir.
Dedüktif yönteme dayanan prospeksiyon çalışmala rında kesin paleocoğrafik verilere gerek vardır. MTA'ca bu yöntemle yapılan kömür aramalarında özetle şu sıra izlenmektedir:
Daha önce incelenmiş alanlardan elde edilen ve riler değerlendirilmekte ve litostratigrafik, biyostratigrafik korelasyonlar yapılmaktadır. Böylece kömür içerme olanağı olmayan alanlar elenmektedir. Daha sonra kömür bulunma olasılığı olan büyük alanların jeolojik haritaları düzenlenmekte, bunların paleocoğrafik verilere uydurulması sağlanmaktadır. Paleocoğrafik harita taslaklarının ışığı altın da, söz konusu büyük alanlarda kömür bulunabi len fasiyes bölgeleri prospeksiyon planına alın maktadır. Bu fasiyes bölgelerinin jeolojik yaş ları değişik olabileceğinden, her jeolojik de vir için bir plan yapılmakta ve bu devirle il gili umutlu alanlar işaretlenmektedir. En umut lu görülen alanlarda önce ayrıntılı jeolojik harita çalışmaları ve daha sonra da sondajlı aramalar yapılmaktadır.
MTA Enstitüsünce bugüne dek elde edilen sonuçlar olumludur. En umutlu alanlar arasında Batı Anado lu'nun Neojenle kaplı alanlarını özellikle Muğla, Denizli, Aydın dolayları ve Doğu Anadolu'da Oro jenik hareketlerle yükselmiş eski kayaçların ara sında teşbih tanesi gibi dizilmiş küçük Neojen havzalarını belirtmek yerinde olur.
5. DÜNYA1 DA NÜKLEER ENERJÎ HAMMADDESİNİN DURUMU
Petrol fiyatlarında son yıllarda görülen artış, kömürle çalışan klasik elektrik santralları kadar nükleer fisyondan enerji sağlayan santralları da ön plana itmiştir. Nitekim petrol fiyatları yük selmeden önce dahi 350 MW yada daha büyük güçlü petrolle ateşlenen enerji istasyonları ile karşı laştırılınca, nükleer enerjinin daha ekonomik ola cağı hesaplanmıştır. Bugünkü petrol fiyatları gö zönüne alınırsa bu iki cins santral arasında bir rekabet tabii ki söz konusu dahi olamaz.
Bazı uzmanlar, kalkınmakta olan bir ülkede 500 MW sınırı üzerindeki kapasiteler için nükleer enerji santrallarının kömür santrallarından daha ekonomik olacağını ileri sürmektedirler.
Uranyum havzalarında ekonomik tenor 1973 yılına kadar 10 dolar/libre U O idi. Bu değerin 1975 yılında 15 dolar/libre U Oe'e yaklaştığı görülmek 3 tedir. 1980 yıllarında ise ekonomik sınırın 20 dolar/libre U 0 olacağı tahmin edilmektedir.
Doğu bloku ülkeleri dışında, libresi 10 dolar U 0e ekonomik sınırında olan dünya rezervleri
1.240.000 tondur. Bu rezervin X 27'si ABD'de X 21'i güney ve güneybatı Afrika'da X 19'u Kana da'da, X 17'si Avustralya'da ve X 6'sı ise Fran sa, Nijerya ve Gabon'da bulunmaktadır.
Maliyeti 10 15 dolar/libre olan dünya rezervleri, doğu bloku ülkeleri hariç olmak üzere 920.000 tondur (Z 38 İsveç, X 20 ABD, X 17 Kanada, X 9 Avustralya, X 9 güney ve güneybatı Afrika, % 7 diğerleri).
Dünya'da işlenmekte olan uranyum madenlerinin önemlileri ise şöyle sıralanabilir (Doğu bloku ülkeleri hariç):
Kanada
Beaverlodge, Elliot lake
Arj antin Don otto, Malergue
İspanya
Andujar, Los Patones
Portekiz Sra Das Fontas, Cünha Baixia
Fransa
Vandee, Forez, Limousin
Nijer
Arlit, Madaonuela
Ort.Afr.Cum .: Bakouma
Gabon
Mounana, Oklo
Güney Afr. Palabora, Kinross, Heidelberg
Avus tralya Mary Kathleen
6. TÜRKİYE'NİN URANYUM YATAKLARI
6.1. Salihli Kasar Tipi Uranyum Belirtisi
Gördes matemorfik kompleksiyle sınırlanan sediman ter bir havzadır. Sedimanter çökeller yatay taba kalarıma gösteren iki grup sediman paketinden oluş muştur: Altta karasal fluviatil kökenli sediman lar,kaba konglomeralar, greler, kumlu şiltler ve bunların üstünde yer alan gölsel kökenli çökeller.
Karasal fluviatil kökenli sedimanlar net bir ta bakalanma gösterirler. Ayrıca, düzensiz bantlar oluşturan bölümler de vardır. Yatay merceksi ge çişler boldur. Bu çökellerde yer alan grelerin materyali çevredeki gnayslardan gelmektedir.
Gölsel tabakalar ise yeşil renkli marnlardan, kil li ve kumlu marnlardan, gre ve çörtlerden oluşmuş tur. Tüflü düzeyler de görülür. Bütün bu sediman lar beyaz göl kalkerleri ile örtülüdür. Kasar ti
ELEKTRÎK MÜHENDİSLİĞİ 232
pi cevher otünit ve metaotünittir. Ortalama tenor % 0,05 U3O8 dir. Günümüze kadar MTA Enstitüsünce 1364 ton U3O8 saptanmıştır.
6.2. Fosfatlı Taşharman Belirtisi
Burada uranyum otünit halinde konglomeralar, gre ler ve şiltler içinde yada göl kalkerlerinin ara sındaki killi ve tüflü düzeylerle, fosfatla bir likte dahlit biçiminde bulunmaktadır. Ortalama te nor % 0,05 ila % 0,1 U 0 arasında değişir. Yapı
3e lan çalışmalar sonucunda saptanan rezerv 1165 ton U O dir.
6.3. Eşme ve Ayvacık Belirtileri
Eşme belirtisi Kasar tipi cevherin jeolojik ve mineralojik niteliklerini taşır.
Ayvacık dolayındaki volkanitlerin varlığı bilin mektedir. Bu volkanik kayaçlar yer yer dolomitler le örtülmüşlerdir. Çeşitli jeolojik devirlerde doğan 3 volkanizmanın sonuncusunun oluşturduğu tüfit serilerinde uranyum mineralleri yer almakta dır. Uranyum fosfatlıdır. Belirtinin U3O8 tenörü % 0,1'e ulaşır, rezervi 250 ton U O dir.
6.4. Uşak Güre Fakılı
Fakılı dolaylarında; tüf katkılı marn kil karışı mından oluşmuş formasyonlarla bunların üstüne ge len kil silt ve gre tabakaları arasında uranyum yoğunlaşmaları vardır. Cevher otünittir. Tenor ortalaması % 0,04 olup, alanda MTA Enstitüsünce 500 ton kadar U3O8 saptanmıştır.
6.5. Giresun Şebinkarahisar Belirtisi
Şebinkarahisar dolaylarındaki siyenitler içinde peşblend durumunda bulunan uranyum Z 0,04 tenö ründedir. Rezervi 300 ton U308 dir.
7. SEDİMANTER KÖKENLİ URANYUM KAYNAKLARININ ÖNEMİ
Dünya'daki uranyum rezervinin çok büyük b i r bölü mü sedımanter kökenli yataklarda bulunmaktadır, özellikle ABD'de rezervin X 95'i Jurasik yaşlı Co lorado, Eosen Paleosen yaşlı Wyoming ve Eosen Mio sen yaşlı Texas sedımanter yataklarında bulunmak t a d ı r . Bu yataklarda 1 pound U3O8 ortalama 8 do l a r l ı k maliyetle i ş l e t i l i r . ABD'de olduğu gibi bü tün dünyada da denizel olmayan Mesozoik ve Tersi yer yaşlı yataklar b i r i n c i derecede önem taşımak tadır.
Dünya'da görünür hale getirilmiş uranyum yatakla rının jeolojik formasyonlara göre dağılımı şöyle dir:
Formasyonun Cinsi
Rezerv
(10
ton U O ) 38
Kumtaşı içinde
Konglomera içinde
Damar halinde
Diğerleri
Yukardaki tabloda da görüldüğü gibi, dünya U308 rezervinin % 70'i sedimanter kökenli olan kumtaşı ve konglomeralarla birlikte bulunmaktadır.
Bu sedimanter kökenli uranyum kaynakları incelen diğinde bazı ortak niteliklere sahip oldukları gö rülmektedir. Bunları birer ölçüt kabul etmek ye rinde olur. Bu ölçütlerin bulunduğu alanlar üren
yum yönünden umutlu olarak kabul edilebilir. Bu ölçütleri şöyle özetleyebiliriz:
1. Duraylı havzalar, bu havzaların yakınında kra
tonik bir zon.
2. Düz, kıvrımsız, flüviyatil yada deltaik kumtaş
larından oluşmuş kalın sediman paketleri.
3. Yakın çevrede s i l i s l i magmatik kökenli kristal
masiflerin yada uranyum yönünden kaynak sağla
yabilen asit nitelikli tüf tabakalarının var
lığı.
4. Gölsel sedimanlarla kaplı geniş alanlar (eoli
yen ve denizel sedimanlar elverişli değildir).\
5. Geçirgenlik farkı olan kumtaşı kiltaşı vb. gi !
bi sediment sekanslar (detritik kolloidal r i t ;
mik seriler).
'
6. Uranyum mineralleri açısından kimyasal bir ka
pan görevi yapan organik unsurların, piritin, •
karbonatların varlığı.
;
7. Belirgin bir yerel değişmenin varlığı.
8. Uranyum minerallerinin çökelmesini sağlayacak
stratigrafik kin yasal ve tektonik kapanların
varlığı.
9. Havza etrafında yada sınırlarında görülen asit
nitelikli kristalin, mezo silisik kayaçlarin
peneplasyonu.
8. TÜRKİYE'NİN URANYUM KAYNAKLARININ YENİ YÖNTEMLERLE ARAŞTIRILMASI VE YENİ BELİRTİLERİN BULUNABİLMESİ OLANAKLARI NIN İNCELENMESİ
Türkiye'de günümüze kadar yürütülen filon yapılı uranyum kaynağı araştırmaları genel olarak olumlu sonuç vermemiştir. Bu nedenle, yukarıda açıklan dığı gibi bütün dünyada en büyük uranyum rezerv lerini içeren sedimanter kaynakların Türkiye'de de aranmasına başlanmıştır. Bir sediman örtüsüyle korunmuş, yeryüzüne b e l i r t i vermeyen g i z l i yatak l a r ı n , erozyonun tahribatında kalmadıklarından, büyük yataklar olabileceği düşüncesinden hareket ederek ikincil uranyum çökelmesini olanaklaştıra cak yukarıda sıralanan ölçütlere bilimsel olarak sahip olabilecek örtülü yatakların araştırılması na geçilmiştir. Bu yöntemle yapılan incelemelerin ilk aşaması tamamen bilimseldir. Ele alınan umut lu bölgelerin paleocografyasından başlamak üzere stratigrafik, sedimantolojik, l i t o l o j i k , jeokim yasal n i t e l i k l e r i n i n a y r ı n t ı l ı bir yöntemle in celenmesi sonucunda uranyumun çökelebilmesi için uygun bir ortamın olup olmadığı ortaya çıkarıla bilir.
8.1. Trakya Bölgesi
Trakya bölgesinin özellikle Istranca masifine
komşu yöreleri uranyum oluşumu yönünden ilginç
görülmektedir. Bu nedenle Kırklareli bölgesine i
eğilmek yerinde olacaktır. Genel olarak bölgenin j
jeolojisi ve uranyuR mineralizasyonu yönünden ir j
delenmesi şöyledir:
F r ü p t i f l e r ve Ketamorfik S e r i : Bu formas
yonların yaşı hakkında kesin bir bilgi yoktur.
Metamorfitler içinde ikincil uranyum mineralleri
nin bulunması ilginçtir. Masifte yer yer anomali
lere raslanmıştır. Bu anomalilerin ygnays çatlak ||
larında yer aldığı ve derine inmediği bilinmekte |
dir.
Kretase ve T e r s i y e r : Kretase, yaşlı olduğu ' kabul edilen beyaz kuars çakılları, gre kalkerle j
:i, plaket kalkerleri, marnlar ve grelerin arda .anısından oluşan fliş izler. Flişin içinde ara catkı biçiminde andezitler ve andezitik tüfler rardır. Uranyum minerallerinin varlığı açısından ukarıda konu olan bu sedimanter tabakaların tam •larak olanakları bilinmemektedir. Yer yer akti nite gösteren gnays ve erüptiflere komşu olan bu iediman paketlerinin uranyum yoğunlaşması yönünden ilginç olabileceği düşünülebilir. Eosen kalkerle rinin altındaki konglomera ve grelerde yer yer ıokta anomalileri saptanmıştır. i
•8.2. Afyon Bayat Şuhut Sandıklı Bölgesi
Oldukça geniş bir alana yayılmış olan bu havzada çalışmalar 1959 yılında başlamış, bölgenin hava dan radyometrik incelemeleri yapılmıştır. Yer yer ayrıntılı etüdlere konu olmasına rağmen araştır malarda genellikle masiflere bağlı cevherlerin bu lunabileceği ana düşüncesinden hareket edilmiştir. Bölgenin jeolojisi ve litolojisi çok genel hatla rıyla ele alındığında, buranın yer yer uranyumun sedimanter olarak çökelip depolanabileceği alan ları kapsayabileceği görülür.
Paleozoik ve M e z o z o i k : Paleozoik ve Mezozoik yaşlı formasyonlar aktivite yönünden çevreye göre yüksek "back ground" değerleri gösterir. Bölgede yer yer görülen opal sileks düzeyleri aktiviteye sahiptir.
Tersiyer: Neojen'e atfedilen kahverengi kumlu
marnlı tabakalar asit nitelikli tüf düzeyleriyle
alternans halindedir. Bölgedeki Tersiyer yaşlı
formasyonlar, ikincil uranyum minerallerinin yo
ğunlaşmasına elverişlidir. Andezitik tüfler akti
vite gösterirler. Yer yer uranyum minerallerinin
zenginleşmesiyle ilgili açık belirtiler vardır.
Bu sedimanların üstüne beyaz açık gri renkli
marnlar gelir. Bu marnların somatr Pantien tatlı
su faunası içermeleri de ilgi çekicidir. Bölgede
uranyuma ana kayaç oluşturabilecek birçok sistem
vardır. Granitlerin aktivitesi yüksektir. Bu gra
nitlerde anomalilerin bir çoğu fay hatlarında gö
rülmektedir. Uranyum kaynağı olabilecek ikinci
bir sistem ise asit nitelikli geniş tüf belirti
leridir. Nitekim bölgede yer yer bazı anomaliler
gösteren tüfler vardır. Bölgede bakır ve özellik
le demirli bileşiklerin olması, Tersiyerin kara
sal niteliği, litolojik olarak değişik geçirgen
lik gösteren değişik fiziksel ve kimyasal nite
likteki tabakaların ardalanısı, bu tabakaların
organik maddeler yönünden zengin oluşu (yar yer
ince kömür oluşukları'bulunmaktadır) ve hepsinden
önemlisi bölgesel bazı yoğunlaşmaların görülmesi
(Bavurdu Alataşta % 1,49 U O , Bayat Cirit'te 38
% 0,3 U 0 , Okçuoğlu çeşmesinde % 0,028 U O ) , ve
3a
genel olarak sık sık raslanan anomaliler bu yöre
lerin yeni görüşlerin ışığı altında tekrar ele
alınması gereğini ortaya çıkarmıştır. MTA Ensti
tüsünün bu yöndeki incelemeleri gelişmektedir.
8.3. Ankara Beypazarı
Paleozoik ve M e s o z o i k : Paleozoik metamorfit ler, Mesozoik ise marnlar ve tabakalı.kalkerlerle temsil edilmiştir. Bu tabakalarda yer yer anoma lilere raslanmaktadır.
Tersiyer S e d i m a n l a r ı : Bölgenin Neojeni orga nik materyal yönünden zengindir. Karaköy'ün güney
batısında, Uluderede, Ayınderede greler içinde, aldere yamaçlarında kalkerler içinde anomalilere Taşlanmıştır. Özellikle kum ve killerdeki anomali ler bölgeyi uranyum yönünden ilginç duruma getir mektedir. Ancak, litolojik nitelikleri ve sedi manter uranyum basenlerinin kalıplaşmış ölçütlerin ancak bir bölümüne sahip olması bu bölgenin Trakya ve Afyon bölgesinden nisbeten daha az önemli ola cağı kanısını vermektedir.
8.4. Muğla Bölgesi
Bu bölgede raslanan Miosen konglomera, marn, şilt kum ardalanmasından oluşmuştur. Bu çökeller için de Otünit ve torbernit gibi ikincil uranyum mine ralleri vardır. Bölgede birçok anomali bulunmuş tur. Bu anomalilerin mikaşist gnays ve sedimanter çökeller kontağında yer aldığı görülmektedir. Hav zanın MTA Enstitüsünce yapılan ayrıntı prospeksi yonu sürmektedir.
KAYNAKLAR
Adler, H.H., Geology and Resources of Foreign Uranium D e p o s i t s , U.S.Atomic Energy Commission, Washington, 1974
Apaydın, O., Türkiye'de Genel Enerjij Enerji Dünyası, s. 1 17, Ankara, 1975
Dowie, S.H.H., World Uranium Deposits, Proc.Uran. Explorat. Geol. IAEA, s.187 204, Vienna, 1970
Ceyhan, A., General Outlines of Turkey's Plans for E l e c t r i c i t y Supply. CENTO, Sym.Econ.Nucl. Power p l a n t s , rep. No.12, s . 6 3 4 , Ankara, 1974
Davis, M., Uranium Supply and Demand. U.K. Atomic Energy Agency, London, 1970
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Genel Enerji Raporu, Enerji Dairesi Yayınları No.5,Ankara
IAEA, Market Survey for Nuclear Power in Develo ping Countries; Turkey, Vienna, 1973 •
Little, H.N., Favourable Geological Environments for Uranium Prospectingj Can. Min. Jour, s . 8 9 , No.5 , 1968
Nakoman, E., Kömür, MTA Enstitüsü Eğitim S e r i s i No.8, Ankara, 1971
Nakoman, E., Elektrik Enerjisi Yönünden Türkiye Kömür Yataklarının Olanakları, Enerji Dünyası, s . 3 9 4 5 , Ankara, 1975 (
Nakoman, E., Dünya B i r i n c i l Enerji Sorunu ve Nükleer Enerji Olanaklarının Yeni Yöntemlerle Araştırılması, Enerji Dünyası, s.235 243, Ankara, 1975
Nakoman, E., Sedimanter Uranyum Yatakları ve Türkiye'nin Bu Yönden Olanakları, Ankara (bas kıda)
Nıninger, R.D., Uranium Reserves Future Demand and the Extent of the Exploration Problems, Proc. Uran. Explorat. Geol. IAEA, s . 3 1 9 , Vienna, 1970
Vangöl, N., Türkiye:de Kömür Sorunu, Enerji Dün y a s ı , s.251 268, Ankara, 1975
•ııaıa;