Elektrik Mühendisliği · Sayı 234 · Haziran 1976
UZUN VADELİ ENERJİ PLANLANMASINDA AĞIR ELEKTRONİK EKİPMAN SORUNU
Enerji politikası, piyasa ve özelleştirme Görüş ve değerlendirme
- Yıl
- 1976
- Sayfa
- 9
- Okuma süresi
- 26 dk
- Görüntülenme
- 0
Konu
Enerji politikası, piyasa ve özelleştirme
İlgili: Elektrik üretimi ve santraller, Sanayi, teknoloji politikası ve kalkınma
Anahtar kelimeler
- ağır elektroteknik ekipman
- uzun vadeli enerji planlaması
- kişi başına elektrik tüketimi
- geri kalmış ülkeler
- Türkiye elektrifikasyonu
- TEK
Özet
Yazar, Türkiye'nin elektrik enerjisi üretimindeki geri kalmışlığını Avrupa ülkeleriyle karşılaştırmalı istatistiklerle ele alarak, uzun vadeli enerji planlaması için yerli ağır elektroteknik ekipman sanayiinin kurulmasının ulusal kalkınma açısından gerekliliğini savunmaktadır.
Tam metin
Metin PDF'ten otomatik çıkarılmıştır; tablo, şekil ve formüller eksik ya da hatalı olabilir. Özgün dizgi için PDF'e bakın.
elektrik enerjisi
uzun vadeli enerji planlamasında ağır elektroteknik ekipman sorunu şinasi güçmri
1. GÎRÎŞ
UDK: 621.313.002.001.01
Çağdaş uygarlığı hangi itici güçlerin oluşturduğu araştırılınca, uygarlığın doğal enerji kaynakları nın insanlık emrine girmesiyle başladığı gerçeği ortaya çıkar.
Nitekim ısı enerjisine dayalı ilk buhar makinesi yapılıncaya kadar, binlerce yıl, üretim faaliyet leri dünyanın bilinen her yanında birbirinin ben zeriydi. Bu dönemin başlıca üretim olayı tarım idi. Bunun dışında zanaat olarak tanımlanan ve in sanın el ve beden yeteneğiyle sınırlı bulunan öte ki üretim faaliyetleri de bulunmaktaydı.
18. yüzyılın başlarında ortaya çıkan ilk makinele rin yardımıyla, üretimde kullanılan insan gücünün yerini doğal enerji almaya başlamıştır. Ekonomi dilinde endüstri devrimi olarak adlandırılan bu olay doğal enerjiyi giderek bütün üretimlerin or tak girdisi durumuna getirmiştir.
Şinasi Güçeri, TEK
Özet olarak diyebiliriz ki, dünyamız her bakımdan artık bir makine ve enerji çağını yaşamaktadır. Doğal enerji kaynaklarını değerlendiremeyen top lumlar günümüzün geri kalmış ülkelerini oluşturmak tadır. Son zamanlarda bunlardan söz edilirken eko nomisi geri bıraktırılmış ülkeler deyimi kullanıl maktadır. Oysa bunlar için "endüstri devrimini gerçekleştirememiş makine, üretim aracı ve yatırım malı üretme gücünü kazanamamış toplumlar" deyimini kullanmak daha gerçekçi bir tanımlama olurdu.
îşte Türkiye'nin elektrik enerjisi sorunu bu ne denle ulusal planda hayati bir önem taşımaktadır. Çünkü bu sorun, Türkiye'nin doğal enerji kaynakla rını Türk ulusunun ve ekonomisinin emrine sokmak, Türk ulusuna endüstri aşamasının olanak ve yete neklerini kazandırmak, yani diğer bir deyişle, Türk ulusunu çağının toplumu haline getirmek so rununun temel bir bölümünü oluşturmaktadır.
2. ULUSAL SERVTT ve DOĞAL ENERJİ tik ekonomistler ulusların servetini sahip olduk ları altınla ölçmeyi denemişlerdir. Zamanımızda ise bu servete doğal enerji kaynaklarının geniş liği ve zenginliği ile değer biçilmektedir.
Ancak doğal enerji kaynağı bakımından olanakları geniş olmadığı halde gelişmiş ülke düzeyine çık mış toplum örnekleri bulunduğu gibi, enerji kay naklarının her türlü zenginliğine karşın, geri kalmışlıktan kurtulamamış ülke sayısı da hayli ka barıktır. Yine de ülkelerin sosyal ve ekonomik gelişmişlik durumunun enerji açısından bir sınıf landırılması yapıldığında, doğal enerji kaynakla rının kullanılması için gerekli ağır makine ve donanımı yapabilen ileri sanayi ülkelerinin ilk sıraları aldığı görülür.
Böyle bir karşılaştırmada her ülkeyi coğrafi sı nırlarının genişliği ve nüfusunun kalabalıklığı ile birlikte gözönünde tutmak zorunludur. Örneğin boyutları Türkiye'ninki ile aynı olan, doğal kay naklarını dışa bağımlı yöntemlerle işletmeye çalı şan ve buna rağmen çağdaş uygarlığa ulaşmış tek bir ülke gösterilemez.
Ülkemizde uzun erimli bir enerji politikasının stratejisi içinde "ağır elektroteknik ekipman" üretecek bir sanayi kesiminin kurulmasını öngören düşüncenin kaynağı kanımızca bu olaydır.
3. ENERJİ, MAKİNE ve ÜRETİM ARASINDAKİ NİCEL İLİŞKİ
ABD ve Avrupa ülkelerinde geçen yıllarda üretilmiş olan toplam elektrik enerjisi miktarları ve kişi başına düşen üretim değerleri, sı: "• "• ° nolu çizelgelerde gösterilmiştir. Bu çizelgeler birçok yönlerden dikkat ve ibretle yorumlanmaya değer.
4.1. Türkiye'nin Geri Kalmışlık Düzeyi
Herşeyden önce şu katı gerçek göze çarpmaktadır. Türkiye, yılda kişi başına tükettiği elektrik enerjisi açısından Avrupa'nın en geri kalmış ül kesidir. Örneğin 1973 yılında kişi başına düşen elektrik enerjisi üretimi;
Türkiye'de
326 kWh
Portekiz'de
Yunanistan'da
Yugoslavya'da
Bulgaristan'da
ve Avrupa ortalaması 3495
olmuştur.
Bir ekonomide daha çok ürünün elde edilmesi için daha çok enerjinin üretilip tüketilmesine ve bunun için de daha çok sayıda makinenin kullanılmasına gerek vardır. Makro düzeyde bakıldığında bunun, mantıksal bir fizik kuralı olduğunu anlamak güç değildir.
Ne var ki, aralarında Türkiye'nin de bulunduğu bü tün geri kalmış ülkelerde küçümsenmiyecek geniş likte bir aydınlar çevresi, enerji, makine ve üre tim arasındaki nicel ilişkiyi gereği gibi değer lendirememiş, daha doğrusu bu çevreler çağımızın uygarlığının boyutlarını ölçme konusunda genel anlamda başarılı olamamışlardır.
Kendi ülkemizde bu başarısızlığın bugün bile sü rüp gittiğini görmemeye olanak yoktur. Eğer Tür kiye Cumhuriyeti kuruluşunun 50. yıldönümünde bi le geri kalmış ülkelerin arasındaysa bunun nedeni ni bu olayda aramak gerekir.
Buraya kadar enerjiden genel olarak söz ettik. Bundan sonraki bölümde özellikle elektrik enerji si üzerinde durulacaktır.
Bir ülkede elektrik enerjisinin büyük bölümü, yak laşık % 60'ı, endüstriyel üretim faaliyetlerinde tüketilmektedir. Geri kalanının bir bölümü alt ya pı hizmetlerinde, onun da artanı sosyal yaşamın refah ve konforunun sağlanmasında kullanılmakta dır. 0 halde yılda kişi başına, örneğin 3000 kWh elektrik enerjisi tüketilen bir ülkenin ortalama sosyal ve ekonomik kalkınmışlık düzeyi, yılda ki şi başına 300 kWh tüketilen bir ülkeninkinden şöy le böyle 10 kat daha yüksektir.
Bu açıdan bakılınca, Türkiye'nin kişi başına dü şen yıllık elektrik enerjisi tüketiminin, yakın komşularımızdan bile çok düşük oluşu son derece üzücü ve aynı zamanda düşündürücü bir olaydır.
4.2. Elektrik Enerjisi üretimindeki Geometrik Büyüme
4. TÜRKİYE'nin ELEKTRİKLENDİRİLMESİ SORUNU
Hep biliyoruz elektrik enerjisi doğrudan kullanı labilir enerji türünün en yaygın olanıdır. Bu yüz den elektrik enerjisi sosyal ve ekonomik yaşamımı zın vazgeçilmez bir öğesi olmuştur. Yine bu neden den; bir ülkede bir yılda üretilmiş olan toplam elektrik enerjisi, o ülkenin özellikle endüstriyel üretim ve tüketim potansiyelinin genel bir göster gesi olarak kabul edilmekte ve kişi başına düşen yıllık elektrik enerjisi tüketimine toplumların yaşam ve kalkınmışlık düzeyini belirleyen bir öl çüt gözüyle bakılmaktadır.
istatistikler ülkelerin yıllık elektrik enerjisi üretimlerindeki artışların geometrik bir dizi bi çiminde büyüdüğünü göstermektedir. Bu olay bir ba kıma sosyoekonomik kalkınmanın, genel çizgileriy le, geometrik bir büyüme süreci olduğunu da yan sıtmaktadır. Bu nedenle üzerinde çok dikkatle du rulması gerekir.
1 nolu çizelgeden, gelişen Avrupa ülkelerinde yıl lık toplam elektrik enerjisi üretiminin her 10 yıl da bir en az 2 katma çıktığı görülüyor. Daha hız lı kalkınan ülkelerde bu artışın 5 kata kadar yük seldiği bir gerçektir. Ve hiçbir ülkede henüz bir doyma sınırına varıldığına ilişkin bir işarete ras 1anmıyor.
ABD
Avusturya
B.Almanya
Belçika
Bulgaristan Çekoslovakya Danimarka D.Almanya Finlandiya Fransa Hollanda İngiltere İrlanda İsveç İsviçre İspanya İtalya Lüksemburg Macaristan Norveç Polonya Portekiz
Türkiye
Yunanistan
Yugoslavya
3 800 1 390 1 470 1 180
280 1 130
850 1 510 1 610 1 150 1 000 1 750
520 3 420
830 410 790 3 330 530 6 620 600 220 240 800
70 170 240
4 656 1 852
228 1 654
592 1 792 1 066
652 1 963 1 625 1 428 2 269
792 4 652 3 586
582 1 100
4 570
762 8 631
985 355 415 1 360 104 268 479
5 946 3 066 3 032 2 293 1 246 2 414 1 486 3 341 3 169
067 2 034 3 510 1 219 6 347 4 086
956 1 536 6 960 1 100 13 096 1 390
504 904 198 149 485 796
6 340 3 250 3 100
394 1 420 2 560 1 868 3 250 3 400 2 136
237 3 453 1 303 6 502
4 660
1 153 1 675 6 843 1 164 12 875 1 494
605 1 085 2 337
168 626 169
CSI
6 600 3 344
3 177
496 1 636
700 1 885 3 724 3 590
237 385 3 773 1 430 6 842 5 090 1 244 1 800
7 128
1 222 13 957
1 598 640
1 284 500 188 723 937
csı csı
CSJ csı csı
7 123
3 497 3 515
758 1 845
887 407 3 951 3 852 332 634 4 000 1 561
7 119 4 970
1 393 1 932 6 077 1 282 15 742 1 730
653 1 431
681 207 789 1 022
csı CSJ
7 638
3 570
3 877
3 041 042 975
3 307 4 084
4 238
607 885 4 215 1 754 7 279 4 971 1 617 025 6 551 1 366 14 848 1 844 716 1 574 868 225 900 1 107
7 974 4 057 4 084
3 161 295
3 105 3 753
4 228 4 805
755 3 134 4 415 1 919 7 533 5 264 1 679
140 6 317 1 406 14 747 1 966
746 1 727 3 046
242 1 010 1 265
8 293
3 881
4 387
3 375 2 457 3 254 3 473
5 010 2 882 3 745 4 490 2 056 8 200 4 589 1 755
261 6 972 1 446 16 029 2 133
809 1 997 3 265
265 1 183 1 431
csı o r~
8 800 3 920
4 610
3 801 2 595 3 546 3 747 4 560 5 676 3 095 3 717 4 659
217 8 4 897 1 975
444 6 342 1 569 17 181 2 311
880 2 185 3 467
303 1 352 1 597
KAYNAK : TEK PKD 103 (1973") Çizelge 1. Avrupa ülkelerinde kişi başına düşen elektrik enerjisi üretimleri (kwh)
ABD Avusturya B.Almanya Belçika Bulgaristan Çekoslovakya Danimarka D.Almanya Finlandiya Fransa Hollanda İngiltere İrlanda İsveç İsviçre İspanya İtalya Lüksemburg Macaristan Norveç Polonya Portekiz
Türkiye Yunanistan Yugoslavya
627 131 9 699 73 495 11 080 2 138 4 839 3 767
26 629 6 825
49 639 10 780 89 226 1 501 24 837 14 064 11 928 38 140
1 066 5 190 22 682 16 452 1 910 4 250 159 366 1 580 1 391 4 154
840 456 13 116
118 896 15 144 4 656 24 456 4 884 42 996 8 748 73 980 16 392
118 848 2 244 34 800 18 996 17 532
54 288 1 435 7 620
30 960 29 292
3 240 7 632 291 600 2 815 2 232 8 928
1 156 932 22 248 172 332 21 708 10 224 34 188 7 063 53 544 14 616 101 136 25 008
191 640 3 480
49 092 24 432 30 228 79 248
2 034 11 172 48 756 43 788 4 620 17 196 507 000 4 953 4 140 15 528
1 248 228 23 796 178 320 22 884 11 736 36 456 8 952 56 868 15 768 105 660 27 864 187 814 3 756 50 772 27 960 36 744
89 892 2 279 11 856
48 336 47 364
5 580 20 772 545 004
5 551 5 390
17 184
1 314 298 24 419 183 315 23 929 13 600 38 616 9 123 59 693 16 747 111 640 30 054
207 820 4 162
53 840 30 795 40 013 94 253
2 388 12 474 52 814 51 047 6 013 24 765 589 000 6 267 6 310 18 702
1 432 998 25 704
203 928 26 564 15 450 41 473 11 748 63 228 18 060 117 384 33 624
221 148
4 543 56 328 30 552 45 180 101 964
2 042 13 152 60 120 55 503 6 204 27 780 638 400 6 936 6 948 20 640
1 552 296 26 352
226 044 29 124 17 232 42 900 16 225 63 376 19 932 131 236 37 140
234 130 5 124
58 008 30 945
53 280 107 635
2 208 14 064 57 180 60 060 6 840 31 488 688 800
7 830 8 016 22 548
1 638 012 30 024
242 616 30 576 19 512 44 928 18 504 67 656 22 560
139 908 40 812 245 976 5 652 60 612 33 168 55 908 114 732 2 148 14 512 57 204 64 524
7 200 35 064 740 004
8 623 8 976 25 992
1 717 512 28 836
259 632 32 847 21 012 47 184 17 196 69 420 23 448
147 840 49 404 251 444 6 108 66 504 30 384
59 916 122 292
2 364 14 988 62 676 69 864
7 872 40 884 799 992
9 701 10 608 29 424
1 837 737 29 364
274 776 36 912 22 272 51 348 18 700 72 950 26 280
160 080 49 548 259 980 6 675 70 668 31 440
68 136 132 912
2 220 16 320 67 524 76 428 8 628 45 381 858 000 11 242 12 036 33 180
KAYNAK : TEK PKD 103 ( 1 9 7 3 )
Çizeıge 2. Avrupa ülkelerinde
Türkiye'de 1955 1965 döneminde; toplam elektrik enerjisi üretimi 1580 GVh'dan 4953 GWH'a çıkmış yani 10 yılda 3 kat büyümüştür. Bu büyüme 1965 1975 döneminde de büyük olasılıkla yine 3 kat do layında olacaktır. Ancak bu bizim için doyurucu bir sonuç değildir. Çünkü Türkiye Avrupa ülkeleri ne göre çok gerilerde k a l k ı ş t ı r . Aradaki açığın kapatılabilmesi için kalkınma hızının daha çok ar tırılması ve dolayısıyla elektrik enerjisi üreti minin daha h ı z l ı büyümesi gerekir. Hiç değilse önümüzdeki iki on y ı l l ı k sürede üretimin 4 yada 5 katına çıkarılması zorunludur.
1453 milyar TL değerinde yatırım malı ve üretim atacının eklenmesi gerekecektir. Tabii bu sayı birkaç yıl önceki fiyatlara göte hesaplanmış çok kaba bir alt sınır çizgisini gösteriyor
Görülüyor ki, bugünkü sanayiin yapısı ile ve bu yapının değişmesini ciddi ve fiili olarak öngörme yen bugünkü kalkınma planı ve modeli ile çağdaş uygarlığa erişmek sloganı arasında organik bir bağ kurmak olanağı yoktur. Bu olay kuşkusuz çağdaş uygarlığın boyutlarını ölçememekten doğan bir ba siretsizliğin sonucudur.
4.3. Elektrik Enerjisi Açısından Kalkınma Planı Türkiye'nin Çağdaş Uygarlığa Yetişmesini öngörmemektedir
Planlı bir kalkınma dönemine girildikten sonra bu kalkınmanın amacının, hiç değilse belli bir süre nin sonunda çağdaş uygarlığa yetişmek olması man tıksal ve doğaldır.
Ancak bizim 5 yıllık planlarımızda bu amacın öngö rüldüğü savunulamaz.
Bunu kanıtlamak güç değildir. Şöyle ki; halen or tak pazar ülkelerinde kişi başına düşen elektrik enerjisi tüketiminin ağırlıklı ortalaması 5000 kWh dolayındadır. Ülkemizin hiç değilse 2000 yılında bu düzeye çıkması planlanmış olsun. 2000 yılında Türkiye nüfusunun en az 60 milyon olacağını kabul etmek yanlış olmaz.
0 halde 2000 yılında adam başına 5000 kWh üreti lebilmesi için Türkiye'nin o tarihte toplam elek trik enerjisi üretiminin 300 milyar kWh olması ge rekecektir. Yani 1975 yılında 15 milyar kWh olan üretimin 25 yılda 20 katına çıkarılması gerekir.
Bugünkü koşullar altında, bugünkü düşünce ve dün ya görüşü ile bu olanaksızdır. Kaldı ki böyle bir şey gerçekleşmiş olsa bile, Türkiye yine de çağdaş uygarlık düzeyine yetişmiş olmayacaktır. Çünkü 25 sene sonra bugünkü Avrupa ülkelerinin nereye var mış olacağını tahmin etmek güçtür.
Burada gözönünde tutulması gereken çok önemli bir konuya da dikkati çekmek isteriz. Sorun, yalnızca yılda kişi başına 5000 kWh düşecek büyüklükte bir üretim kapasitesi kurmak değildir. Asıl sorun bu na paralel olarak ulusal ekonominin üretim düzeyi nin yılda kişi başına 5000 kWh enerji tüketimine yol açacak bir olgunluk ve büyüme düzeyine çıkarıl masıdır. Bunun için de toplumun donatılması gere kir.
DPT özel thtisas Komisyonu olarak bir süre önce yaptığınız bir araştırmada; 1 kWh ek elektrik enerjisinin endüstride tüketilebilmesi için, o günkü fiyatlarla 9,14 TL'lık bir yatırıma gerek olduğunu ve bunun da 5,14 TL's inin makine ve teç hizat bedelini oluşturduğunu saptamıştık. Buna gö re 2000 yılında üretimin 300 milyar kWh'a çıkabil mesi için, önümüzdeki 25 yıl içinde ülkemizin ma kine parkına toplam olarak, (300 15) • 109 . 5,10= 1453 • 109 TL
4.4. Yeni Elektrik Santralları Kurmak tçin Düzenlenen Planların Yetersizliği
3. Beş Yıllık Planın hazırlanması sırasında Tür kiye'nin elektrik enerjisi ihtiyacı üzerine yapıl mış olan tahmin projeksiyonları 1987 yılına kadar uzatılmış ve 5. Beş Yıllık Plan döneminin sonu olan 1987'de toplam üretimin 65 milyar kWh'a ulaş ması öngörülmüştür.
Bu üretim tahmini, Türkiye'nin kalkınma hızının % 7 ile 8 arasında korunacağı varsayımına dayan maktadır.
Planlanan üretimi gerçekleştirebilmek için o tari he kadar kurulması gereken ısı ve su santralları nın toplam kurulu gücünün yaklaşık 10 000 MW ola cağı saptanmıştır.
Bunun 5000 MW'lık bölümü kısmen ihale edilmiş ve bazılarının inşaatı ileri safhalara kadar gelmiş tir. Geri kalan 5000 MW'lık bölüm için henüz ke sinleşmiş adımların atılıp atılmadığını bilmiyo ruz. Yalnız bildiğimiz birşey vardır; o da, 1987 yılına kadar ejer bu santralların tamamının kurul ması gerçekleşecek olursa, o yıl yaklaşık 8500 MU toplam güçte birçok yeni ısı ve su santrallarının inşaatına başlanmış ve bir bölümünün hayli ileri safhalara ulaşmış olmasının zorunlu olacağıdır.
Akla hemen şu soru gelebilir: Bu zorunluluk nere den çıkıyor. Bu, bir ülkede mevcut elektrik düze ninin korunabilmesi için o ülkede inşa halindeki santralların toplam kurulu gücü ile işleyen san tralların toplam gücü arasındaki belli bir oranın korunması zorunluluğundan çıkıyor.
Gerek amprik izlenimler, gerekse hesaplar bunun böyle olması gerektiğini kesinlikle doğrulamıştır. Bu oran Türkiye için % 66 olarak bulunmuştur.
Demek oluyor ki, 1987 yılında Türkiye'nin çalışan santrallarının toplam kurulu gücü 13000 MW'ı aşı yorsa; o yıl 8500 MW toplam güçte yeni santralla rın da ihalesinin yapılmış ve önemli bir bölümünün inşaatının ileri safhalara ulaşmış olması gereke cektir.
Halbuki şu anda 12 yıl sonra inşasına başlanmış olması gereken bu santrallar üzerinde herhangi bir çalışma yoktur.
1987'de hizmete girmesi gereken 10 000 MW'İlk ku rulu gücün 5000 MW'lık bölümü henüz ihale safha sına bile gelmemiştir.
Türkiye'de hemen her santralın inşasında sık sık çeşitli darboğazlarla karşılaşılmış ve bu boğazla rın her yıl giderek darlaştığı görülmüştür. Bu darboğazların şu anda da giderildiği söylenemez.
Bunları belirttikten sonra şimdi üzerinde durmak istediğimiz bir başka önemli noktaya geçelim. 1987'ye kadar planlanmış olan santrallar bitiril miş olsa, Türkiye'nin elektrik enerjisi üretimi potansiyeli ne olacaktır?
İstatistiksel tahminler 1987'de Türkiye nüfusunun 55 milyona ulaşabileceğini gösteriyor. Eğer böyle bir kabul yapılırsa, o yıl Türkiye'de kişi başına düşen elektrik enerjisi üretimi
65 • 109 / 55 • 106 = 1165 kWh olacaktır.
Bu değer Yunanistan'da 1971 yılında kişi başına üretilmiş olan 1183 kWh'ın bile altındadır.
Görüyoruz ki elektrik enerjisi üretiminde uygulan masına çalışılan plan, Türkiye ile Yunanistan'ın arasındaki açığı dahi kf.patamıyor. Kaldı ki, biz bu planın da uygulanabileceğinden kuşkuluyuz.
4.5. Elektrik Enerjisi Darboğazı
Konuya neresinden bakılırsa bakılsın karamsar bir tablo ile karşılaşmamak olanaksız. Türkiye'de bu gün için yeteri kadar elektrik enerjisinin üreti lememesi ve içinde bulunduğumuz koşullarda bu ye tersizlikten kurtulma olanağının görülememesi, kuşkusuz izlenmekte olan enerji politikasının uzak görüşlü, ulusal ve entegre bir stratejiye da yanmayışının doğal bir sonucu olmuştur.
Oysa ulusal elektrik enerjisi sorununun ilk ele alınış biçimi böyle değildi.
Türkiye'de elektrik enerjisi sorununu devletin el koyduğu tarih 1935 yılıdır. 0 yıl özel kanunlarıy la Etibank ve Elektrik işleri Etüd İdaresi kurul muş tur.
Etibank'in kanunla çizilen görevi Türkiye'de böl gesel ısı santralları kurmak, Elektrik İşleri Etüd İdaresi'nin görevi ise su enerjisi kaynakla rını çok amaçlı olarak etüd etmekti.
Etibank1in kanununda elektrik enerjisinin üretimi, iletimi ve tüketimi için gerekli makineleri üre tecek sanayi dallarının yurt içinde kurulması da yer almıştı (1965 lerde yeniden düzenlenmiş olan Etibank kanunundan bu ilkeler çıkarılmıştır) .
Atatürk'ün hayatta olduğu dönende, yani Türkiye' de henüz kişi başına 4 5 kWh elektrik enerjisi üretilen bir dönemde, ulusal elektrik enerjisi sorununa böylesine akılcı, köklü ve entegre bir bakış açısıyla yaklaşılmıştır.
Şimdi ise bir elektrik santralının inşasında iğne den ipliğe varan bir dışa bağımlılık yöntemi, ege menliğini bütün ağırlığı ile sürdürmektedir.
Parasal modeller üzerinde düşünme alışkanlığında olan iktisatçılarımızın terminolojisi ile bu bağım lılık basit bir döviz sorunudur. Yani, söz gelişi, sihirli bir döviz kaynağı bulunursa; Türkiye'nin çözümlenmemiş hiçbir sorunu kalmayacak, tabii bu arada elektrik enerjisi sorunu da çözülebilecektir Bu düşünce bir bakıma Türkiye'nin sosyoekonomik kalkınma sorununu, eğlenceli bir biçimde, zengin bir döviz kaynağı bulma sorununa indirgemekte ve ister istemez insanın aklına şu soruyu getirmekte dir. Acaba İngiltere, Fransa, Almanya ve Amerika
gibi ülkeler, geçen yüzyıllarda kimin dövizleriy le kalkınmışlardır.
Tekrar konumuza dönelim. Türkiye'de kurulu gücün bugünkü maliyeti 9000 TL/kW'tır. Bunun 5000 TL/kW' lık bölümü döviz harcamasını gerektiren işlerin karşılığıdır. Yani ithal edilen ağır enerji maki neleri ve mühendislik hizmetlerinin bedelidir.
îlk Etibank yasasında yazılı olan ağır elektrotek nik sanayi dalları, aradan 40 sene gibi çok uzun bir süre geçmiş olmasına rağmen, bu güne kadar ku rulmamış yada kurulamamış olduğu için bugün Türki ye'de inşa edilecek her santralın makine ve teçhi zatını yurt dışından satın almaktan başka bir çö züm yolu yoktur. Bunun da epeyce bir dövizi gerek tireceği açıktır. Nitekim bir elektrik santralının inşasına karar verildiğinde ortaya çıkan ilk sorun bu santralın dış finansmanını sağlayacak bir ya bancı kredi kuruluşunun nasıl bulunacağıdır.
Bu krediler devletten devlete olduğu için, krediyi hangi devlet veriyorsa santralın makinelerini ve mühendislik hizmetlerini o devletin ülkesinden almak zorunluluğu vardır. Bu nedenle Türkiye'de hiçbir santral birbirine benzemez ve dünyadaki her tür makine bizde vardır. Bu da uzmanların yetişti rilmesinde apayrı bir sorun yaratmaktadır. Ülkemi zin eğitim olanakları, bize makine satan ülkelerin kinden çok daha sınırlı olduğu halde bizim teknik elemanımız onlardan çok daha fazla şey bilmek zo rundadır.
Kuşkusuz bu, tümüyle ayrı bir konu, ancak burada sırası geldiği için değindik.
Bu koşullar altında 1987 yılına kadar kurulması gereken toplam 10 000 MW güçte elektrik santral ları için 90 milyar TL harcamamız, bunun 50 milyar TL'lik döviz bölümü için dışarıya borçlanmamız gerekiyor. Nitekim bu yolla bazı santralların dış finansmanı sağlanmıştır.
Eğer 50 milyar liralık toplam dış finansmanın ta mamı dış kredilerden sağlanabilirse; bugünkü koşul larda bu büyüklükteki bir kredinin yalnızca toplan faizi 42 milyar TL düzeyinde olacaktır. Yani 10 000 MW santral için dışarıya ödenecek para 92 milyar TL dövize eşdeğer olacaktır.
Türkiye'ye önümüzdeki birkaç yıl içinde bu kadar büyük borçları hangi yabancı finansman kaynakları verir ve sonra Türkiye bu borçları hangi döviz ge lirleriyle öder? Herkes bu soruları dilediği gibi yorumlayabilir.
Kaba çizgileriyle belirttiğimiz bu hesaplar fiyat ların değişmediği varsayımına göre yapılmıştır. Halbuki son 10 yıllık durum incelendiğinde elek trik santrallarında maliyetin her yıl % 20 dolayın da arttığı görülür. Bu durumda hesaplara para değe rinin düşüşü de katılacak olursa, 1987 yılına kadar yapılması öngörülmüş olan elektrik santrallarının gerektireceği toplam dış finansman 50 milyar TL dövizden 213 milyar TL dövize ve bununla ilgili toplam faiz tutarı 42 milyar TL dövizden 179 mil yar TL dövize yükselecektir.
1987 den sonrası için bu sayıların ulaşacağı ola ğanüstü büyüklüklere artık burada değinmeyi gerek li göremiyoruz.
ELEKTRÎK MÜHENDİSLÎĞÎ 234
5. ÇIKAR YOL
Bütün bunlar kendi özelliklerine göre dikkate alınmış ve TEK'in raporlarında sorunların çözümü için değişik yöntemler önerilmiştir.
Türkiye'nin enerji sorununun bu çıkmazdan kurta rılması olanak dışı değildir. Tersine, bunur. akıl cı ve olanaklı yolu vardır. Bu yol, elektrik san trallarmın ve öteki enerji tesislerinin yapımın da kullanılan elektroteknik makine ve donanımları nı yurt içinde imal edecek sanayi dallarını en kı sa zamanda kurmaktır.
Bu konuda ilk ciddi araştırma ve etüdler TEK tara fından yapılmıştır. Hatırlanacağı üzere 3. Beş Yıl lık Plan döneminde yurt içinde ve kamu öncülüğünde "ağır elektroteknik ekipman sanayiinin" gerçekleş tirilmesi bir plan ilkesi olarak kabul edilmiş ve bunun için gerekli araştırma ve inceleme çalışma larıyla TEK görevlendirilmiştir. Bu direktifin ışığı altında TEK tarafından en son yayınlanan ra porların incelenmesinden çıkardığımız sonuçlar ger çekten ilginçtir.
Bu raporlarda önce ağır elektroteknik ekipman sa nayiinin kabaca sınırı çizilmiş ve söz konusu sa nayi dalı iki ana bölüme ayrılmıştır.
Birinci bölümde dinamik karakterli makineleri imal edecek sanayi dalları yer almaktadır. Dinamik ka rakterli enerji makineleri bilindiği gibi büyük hızla hareket eden, yani dönen ağır kitlelerdir. Generatör, buhar ve su türbini bu tip makinelerin bilinen örnekleridir. Bu makinelerin yapımı en yük sek düzeyde teknoloji, bilgi ve tecrübe birikimini ve imalat tesislerinin kurulması da büyük yatırım ları gerektirmektedir.
Ayrıca bu tesislerin kurulması ve tam verimle üre time geçirilmesi, özellikle uzman mühendis ve di ğer teknik uzman ve işçi kadrolarının oluşturulma sına bağlıdır. Bunun da ciddi ve sabırlı çalışma ları gerektiren bir iş olduğu açıktır.
Büyük güçlü yüksek gerilim transformatörleriyle elektrik santrallarının yüksek basınçlı ve kapa siteli buhar kazanları; statik elektrik makinele ri bölümü içinde düşünülmüştür.
5.1. Ağır Enerji Makineleri Sanayi Kompleksi
Örneğin, dinamik karakterli ağır enerji makinele rini üretecek yeni bir sanayi kompleksinin kamu öncülüğünde ve muhtemelen tamamı kamu sermayesi ile finanse edilerek en kısa zamanda kurulması önerilmiştir.
Bu sanayi kompleksi için saptanmış olan tanımlayı cı özellik ve değerler şöyle özetlenebilir:
1. Kompleks, ısı ve su santrallarının elektrik ge neratörleri ile sanayiin ihtiyacı olan ağır elektrik motorlarını üretecek döner elektrik makineleri fabrikası ile buhar türbini ve su türbini fabrikasından oluşacaktır. Bu fabrika ların aynı kompleks içinde düşünülmesinin ne deni, birçok yardımcı ortak imalat atölyele rinden yararlanma olanağının sağlanması ve tüm organizasyonun dikey ve yatay olarak en üst düzeyde gerçekleştirilmesidir. Günümüzde tüm sanayi ülkelerinde uygulanmakta olan yöntemin bu doğrultuda olduğu esasen bilinmektedir.
2. Kompleksin, 1,8 milyar liralık sabit yatırım harcaması ile 0,6 milyar liralık döner serma yeyi gerektireceği hesap ve tahmin edilmiştir.
3. Bu kuruluşun dışardan alınacak makine ve dona nımının tutarı 800 milyon TL döviz olarak sap tanmıştır.
A. Bu tesiste yaklaşık 5 000 teknik eleman, işçi ve idari personel çalışacaktır.
5. Tesisin tam kapasite ile çalıştığında, ana mal olarak yapacağı üretimler Çizelge 3'de görülmek tedir.
Statik makine ve donanımların yapımı da kuşkusuz pek çok özel tekniklerin kullanılmasın! ve geniş bir tecrübe birikimi ve yeteneğini gerektirmekte dir. Ancak iki bölüm arasında yine de bir farkın bulunduğunu kabul etmek gerekir. Nitekim bu fark Türkiye'de görülen uygulamalarda açıkça belli ol maktadır. Örneğin özel sermaye gerek kendi başına, gerekse kamu ile ortaklaşa girişimlerle orta bü yüklükte transformatör birimlerini imal eden sana yi tesisleri kurmuştur, yada bu gibi girişimlere katılmaktadır. Aynı şekilde buhar kazanı yapımın da da önemli adımların atılmış olduğunu görüyoruz. Bugün Türkiye'de 40 50 MH'lık su borulu buhar ka zanı yapılabiliyor. Ne var ki, termik santralların birim büyüklüğü 150 MW'ı aşmıştır. Yakın bir gele cekte ülkemizde de 300 MW ve daha büyük güçte enerji makinelerinin geniş çapta kullanılmasına başlanacaktır.
Bu durumda statik karakterde de olsa, yurt içinde halen yapılmakta olan elektroteknik ve elektrome kanik makineler Türkiye'nin enerji sorunlarına ce vap verebilecek bir nitelik ve niceliğe erişmiş değildir.
AÇIKLAMALAR
Su türbini Su generatörü Buhar t ü r b i n i TUrbo generatör
Kondenser
Çeşitli tanklar Büyük güçlü alternatif akım motoru Orta güçlü alternatif akım motoru Doğru akım motoru
TOPLAM GÜÇ (MW)
866 866 1298 1298 — —
322,1
259 172,7
TOPLAM
TOPLAM AĞIRLIK (TON)
6059 8660 3201 1946 3244 1298
2332 1554
29497
Çizelge 3.
6. 1976 yılında inşasına başlanması halinde 1981 yılında hizmete girebilecek bu tesiste 1983 yı lının ihtiyacı olan makinelerin üretimine geçi lebileceği düşünülmüştür, tik olarak yılda 1000 MW toplam güçte generatör ve bunlara ait su ve buhar türbinleri yapılacaktır.
7. Ayrıca, ülkenin ihtiyacı olan çok büyük güçte sanayi motorları da bu kuruluşta yapılacaktır.
Pek tabii bu programın da dışında ülkenin ihtiya cı olan daha başka makinelerin bu komplekste imal ve inşası mümkün olabilecektir.
Kompleksin organizasyonu içinde mühendislik hiz metlerini yapacak güçlü ve yetenekli kadroların oluşturulması öngörülmüştür. Burada hemen şu nok tayı belirtmek gerekir. Türkiye'de mühendislik hizmetleri işletmecilik düzeyinin üstüne çıkama mıştır. Bu ise, mühendislik alanının alt basamak larında sayılan bir uğraştır. Gerçek anlamda ya ratıcı mühendislik gücü ancak büyük bir imalat sanayinin faaliyet alanları içinde doğar, gelişir ve kendisini topluma kabul ettirebilir.
Raporlarda statik makine birimlerinin yapımında daha ileri aşamalara geçebilmek için bugünkü kuru lu tesislerden yararlanılması birçok bakımdan da ha uygun pratik bir yol olarak düşünülmüştür. Varolan bir tesisin geliştirilmesi kuşkusuz yeni bir tesisin kurulmasından daha az zamanda ve daha az emekle gerçekleştirilebilir. Büyük güçlü trans formatör birimleri ile yüksek basınçlı buhar kazan larının yapımında böyle bir yolun izlenmesinin ka nımızca yadırganacak bir yanı yoktur.
5.2. önemli Olan Düşünce ve Davranışlardır
3. Beş Yıllık Plan döneminin ikinci yarısında "ağır sanayi tesislerimizi kurmalıyız, kuracağız" gibi sloganlar sık sık duyulmaya başlanmıştır. Bu hareketler bir bakıma ülkemizde bir uyanışın ve yeni bir ekonomi anlayışının işareti olarak düşü nülebilir. Esasen ağır elektroteknik ekipman sana yiinin kurulmasıyla, önemli bir ağır sanayi kesi minin gerçekleştirilmesi doğrultusunda büyük bir adım atılmış olacaktır.
Ancak konuşmamızın başında, elektrik enerjisi soru nunun aynası içinde izlemeye çalıştığımız manzara nın karanlığı bu gibi sözlerle kendiliğinden dağı lacak türden birşey değildir.
Bu karanlığı ancak köklü biçimde ve cesaretle gi rişilecek eylemlerin ışığı dağıtabilecektir. Eğer ağır sanayi kuracağız demekle sanayi kurulabil seydi bugün dünyada geri kalmış ülke bulunmazdı.
Yıllardan beri izlenmekte olan ekonomi ve endüstri politikalarına dikkatle baktığımız zaman görüyo ruz ki, Türkiye tutucu bir düşüncenin, ileriye ve uzaklara dönük olmayan bir dünya görüşünün, bir saplantının neden olduğu tarihi ve stratejik bir takım yanılgıların etkisinden kendisini kurtarama maktadır.
Bu stratejik yanılgılar nelerdir diye sorulacak olursa; bu konuşmanın dar çevresi içine bu kadar geniş bir sorunun cevaplarını tümüyle sıkıştırmak pek tabi olanaksızdır. Ama yalnızca başlık olarak şunları sıralıyabiliriz:
Ulusal endüstri devrimini gerçekleştirmeden, en düstrilerin toplumlara sağladığı her türlü olanak lardan yararlanmaya kalkışnuşızdır.
Endüstrinin dünyada yarattığı büyük sorunlar yine ancak endüstri gücü ve yardımıyla çözümlenebildi ği halde, biz ekonomimize ve sosyal yaşamımıza dışardan gelen bu sorunları, kaynağını güçlü ve ulusal bir endüstriden almayan yüzeysel önlemler le çözümlemeye uğraşmışız ve kendimizi oyalayıp durmuşuzdur.
Nüfusu ve coğrafi sınırlarının genişliği ile bü yük ülkeler arasında olduğumuz halde, sosyoekono mik kalkınma politikamızın stratejisine, büyük ül kelerin kalkınmasında varlığı bir ön şart olarak görülen unsurları katmak basiretini gösterememi şizdir.
Konuşmamızın başlarında Türkiye'de elektrik ener jisi sorunlarına Atatürk döneminde ne biçimde yak laşıldığını bir örnek olarak açıkladık. Bugün han gi konuda bu nitelikte akılcı ve köklü bir yakla şım örneği gösterilebilir?
Ancak görevimiz yalnız sorunları sergilemek, üzün tü ve sevinçleri dile getirip sonradan herşeyi kendi kaderi ile başbaşa bırakıp dağılmak değil dir. Hiç değilse böyle olmamalıdır.
Bu nedenle, kamuoyuna egemen olan düşünce ve dav ranışları tahlil etmeyi, bunları eleştirmeyi, olumsuz yanlarını ortaya çıkarıp sonuçta sorunla ra çözüm yolları araştırmayı teknik kuruluşların doğal bir görevi saymak gerekir.
İşte bu görev çerçevesi içinde bir hareket nokta sı olarak kendimize şu soruyu seçiyoruz: Acaba endüstri devrimini yapamamış olan ülkeler, daha önce bu aşamayı yapmış olan ve zamanımızın geliş miş sanayi toplumları olarak bilinen ülkelerin yüzyıllar öncesi geçtiği yollardan aynen geçerek mi bu hedefe ulaşacaklardır? Yanu bu yollardan geçmek, seçeneği bulunmayan ve eşyanın yapısından gelen kesin ve kaçınılmaz bir zorunluluk mudur?
Böyle bir soruya toplum katlarında açıkça evet diyebilecek entellektüel insan bulmak zordur. Ama hayır diyenlerin büyük bir çoğunluğu, düşünce ve davranışları ile, aslında bu soruya evet dedikle rinin belki de farkında bile değildirler.
Üretim aracı sanayiinin gelişmediği ülkemizde tüketim ekonomisinin durmadan teşvik görmesi,
Aynı konuda gereğinden fazla sayıda üretim gi rişimi ile ulusal iç pazarın bir takım parsel lere bölünmesi ve her parselin, girişimciyi optimum üretim kapasitesi büyüklüğüne ulaştır maya yetecek bir çapta olmayışı buna da girişim özgürlüğü adı verilerek bütün özgürlükler gibi kutsallaştırılması ve bu yüzden ulusal ekono minin kısır, verimsiz ve aynı zamanda geniş öl çüde dışa bağımlı bir bünye rahatsızlığını üze rinden atamaması,
. Ulusal paranın, iç tasarruflarla oluşan fonla rı kendi başına yatırıma dönüştürecek bir fi nansman aracı niteliğine kavuşmamış olcası ve böylesine dramatik bir olayın hiçbir şekilde yadırganmaması,
yukarıdaki sorumuza karşı sözle ve açıkça belir tilmeyen, ancak düşünce ve davranışlarla fiilen uygulanmakta olan evet'lerin bir sonucudur.
5.3. Düşünce ve Davranışların Yatırımlar Üzerindeki Yansıması
Toplumumuzun sanayileşmesini her çağda ve dönemde engellemiş olan, yani ulusal sanayi devriminin gerçekleşmesine bir türlü olanak vermeyen düşünce ve davranışların çarpıcı yansımalarını yatırım faaliyetlerinde de görmek mümkündür.
Modern toplumlarda sosyoekonomik kalkınmanın iti ci gücü, bilindiği gibi "yatırım"dır.
Yatırım, büyüklüğü ve niteliği ile kalkınmanın hız ve hedefini tanımlar, bir başka söyleyişle kalkınmanın düşünce planından eylem planına geçi şini ancak yatırın! olayı sağlar.
0 halde yatırım kararlarını veren, bu kararlar üzerinde etkili olan çevreler, toplumun kalkınma sını, kendi dünya görüşleri ve düşünceleri çerçe vesi içinde koşullandırmış olur. Açıkça belirtmek gerekirse, yatırım konusunda söz sahibi olan güç ler toplumun sosyoekonomik kalkınmasını da dene timleri altında tutuyor demektir.
Bu durumda Türkiye'nin bugüne kadar ciddi bir sa nayi devrimini gerçekleştirememiş olmasının bazı önemli nedenlerini, yatırımlarımızı koşullandıran düşünce ve davranışlarda aramak gerekir.
Türkiye'de yatırım kararlarını kim alıyor, nasıl alıyor? Ülkemizde öteden beri karma ekonomi düze ni egemenliğini sürdürmektedir. Bu düzenin gereği olarak, bir kısım yatırımlar doğrudan kamu kesi minin kararlarına dayalı olarak gerçekleşir. Pek çok yatırım kararı ise özel sermaye kesiminin de net imindedir.
Yine küçümsenemiyecek sayıda bir takım yatırımlar kamu ve özel sermaye kesiminin ortaklığı ile ger çekleştirilmiştir.
1962 yılından beri ise DPT yatırımların büyüklüğü, niteliği ve önceliği hakkında söz sahibi olmuştur.
Ancak Türkiye'deki yatırım kararlarının üzerinde yıllardır egemenliğini sürdüren genel nitelikte, önemli ve olumlu herhangi bir değişikliğin olduğu söylenemez.
Ulusal yatırımlarımızın değişmeyen başlıca nite liklerini şöyle sıralayabiliriz:
1. Finansman açısından çoğunlukla ve önemli dere cede bir dışa bağımlılık vardır. Her yatırım projesinin içinde görülen ve projenin uygula nıp uygulanamaması doğrudan bu sorunun çözüm lenmesine bağlı olan "dış finansman ihtiyacı" bu bağımlılığın alışılmış bir terminolojisi dir.
2. Amaç açısından ise yatırımlar büyük ölçüde tü ketim yada dayanıklı tüketim malı üretimine dönüktür. Gerçi, kamu yatırımlarının içinde ba zı ara ve yatırım malı üreten tesisler yok de ğildir. Ancak bunlar genel olarak ulusal en düstrinin yapısını değiştirmeye yetecek kadar büyük bir ağırlık taşımamaktadır.
3. Bilimsel ve teknolojik açıdan bu yatırımlar, ulusal yaratıcı gücün bir yapıtı olmaktan çok dışarıya sipariş edilen, yani anahtar teslimi bir ithal malı niteliğindedir.
4. Yeterlilik açısından da yatırımlar, ulusal ge reksinmeleri uzun dönemde güvenli ve sürekli biçimde karşılayabilme teminatından yoksundur (üretim araçlarının zamanla eskimesi yada üre tim süreçlerinin değişmiş olmasından ileri ge len yenileme gereksinmeleri, yedek parça ve montaj sanayii için gerekli komponentlerin te mini, vb.).
5. Kamu yatırımları ile kurulan tesislerin idari ve hukuki yapıları ve bunlara dayalı yönetim biçimleri, dünyadaki benzerlerinde hemen hemen hiç raslanmıyacak kadar kendine özgü, esneklik ten yoksun daha doğrusu garip bir verimsizlik örneğidir.
Şimdi biraz da yatırım kararlarının alınışında egemen olan genel görüş ve düşüncelere değinelim.
Özel sermaye kesimi, herkesin gayet doğal karşı ladığı gibi, yalnız kârlılık dürtüsüne bağlı kal maktadır.
Hangi girişim daha az sermaye ile daha çok kâr ge tiriyorsa, daha az riziko ile daha kısa zamanda tamamlanabiliyorsa ve periyodik ekonomik bunalım lara karşı dayanıklı ve daha az duyarlı ise, özel sermaye kesimi o türden girişimlere öncelik tanı maktadır.
Oysa ilk adımda yada uzun süre büyük kâr getire meyecek olan, ancak yapılması ülkenin ve toplumun hayati çıkarları açısından gerekli olan bir yığın önemli yatırım konusu vardır.
Bunlara bugüne kadar kimse sahip çıkmamıştır.
Başta ağır enerji makineleri ile birçok yatırım malı sanayilerini hatta savunma sanayiini bu sa hipsiz kalan yatırım kümeleri içinde sayabiliriz.
Kamu kesiminin de bu gibi yatırımları ön planda tuttuğu iddia edilemez. Kamu kesimi daha başlan gıçta makine yapacak fabrikaları kuracak yerde herkesin her zaman yapabileceği içki ve sigara fabrikalarına öncelik tanımıştır. Bugüne kadar ortaya koyduğu yatırım örnekleriyle, kamu kesimi nin Türkiye'de bir sanayi devrimini başlatmak ve geliştirmek doğrultusunda ortaya herhangi bir eği lim koyduğu söylenemez. Bu izlenimlerden çıkan so nuç odur ki, ülkemizde ekonomiyi büyütmeye, olgun laştırmaya ve bağımsızlaştırmaya yönelik temel ya tırımlar için etkili kararlar»alınmamıştır ve alınmamaktadır.
5.4. Kaynakların Kullanılışı
Yukarda açıklanmış olan düşünce ve görüşlerin ışı ğında olayı açıklayabilmek için ister istemez göz lerimizi ulusal ekonomik kaynaklarımıza çevirmek zorunda kalıyoruz ve düşünüyoruz. Acaba bu kaynak ların kullanılmasında uygulanan politika nedir ve yatırımların bu derece verimsiz ve yetersiz oluşu ile bu politika arasında bir bağlantı kurulabilir mi? Biz bu bağlantıyı şöyle görüyoruz.
Ülkemizin ekonomik kaynakları, çoğunlukla, biraz önce yatırım kararlarının alınış biçimi üzerinde ki görüşlerimizi belirtirken de değindiğimiz gi bi, kolay ve çok kâr sağlayan girişimlerin ger çekleştirilmesinde kullanılmaktadır.
Özellikle tüketim mallarının üreticiden tüketici ye aktarılması sırasında yapılan ticari hizmetle rin çok kârlı bir iş hsline getirilmiş olması, ithalatın da aynı şekilde tatlı kârlar sağlayan hizmetlerin başında yer alması, konut inşaatı sek törünün adeta başıboş bir canavar gibi en obur bir iktisadi kaynak yutucusu haline dönüşmesi ve kredi uygulamaları, bankacılık, arsa spekülatör lüğü, enflasyon ve benzeri daha bir yığın olaylar, ekonomik kaynaklarımızın acımasız bir israfın pen çesinde olduğunu kanıtlamaktadır.
tsrafçı kaynak kullanma politikasını, ekonomice egemen olan güçlere mal etmek aklın ve mantığın doğal bir gereğidir. 0 halde ekonomiyi büyütmeye olgunlaştırmaya ve ulusal kalkınmayı gerçekleş tirmeye yönelik yatırımlar özel sektör tarafından ele alınmadığı gibi kamu kesiminin de böyle bir davranışa zorlanmaması, ulusal ekonomik kaynakla rın kullanılması üzerinde egemenliğini sürdüren yüksek düzeydeki politikanın bir sonucudur.
Çünkü biran için kamu kesiminin Türkiye'de, bir sanayi devrimini başlatacak ve sürdürecek nite likte büyük atılımlara girişmiş olduğunu düşüne lim. Böyle bir işin başarılabilmesi için ulusal ekonomik kaynakların önemli bir bölümünün bu amaç doğrultusunda kullanılması zorunlu olacaktır. Ör neğin başta döviz gelirleri olduğu halde, çimen to, çelik, kağıt gibi üretimler bu yatırımlarda kullanılacak, yeraltı servetleri yine bu amaçla gözönünde tutularak değerlendirilecek, lüks ve ge reksiz tüketimler son haddine kadar kısılacak, dolayısıyla bu tür malların üretim faaliyetleri yavaşlayacak, ticari hizmetlerin hacmi küçülecek özetle toplumumuzun ekonomik ve endüstriyel faa liyetleri ve yaşam şekli ister istemez bazı deği şikliklere uğrayacaktır.
Oysa özel sermaye çevreleri bugünkü koşullar al tında mevcut kaynakları kendi düşüncesi doğrultu sunda dilediği gibi kullanabiliyor. Kuşkusuz bun dan yoksun olmayı da düşünmüyor. Ancak Türkiye çok çeşitli iç ve dış nedenler yüzünden bugün o hale gelmiştir ki, mutlaka hızlı bir kalkınmayı en kısa zamanda gerçekleştirmek zorundadır. Ener ji sorunlarının rasyonel biçimde çözümlenebilme si de bu kalkınma atılımının bir parçasıdır. Bu nun için hiç değilse belli bir süre, ulusça bir takım sıkıntılara katlanmaktan başka bir çaremiz yoktur.
6. SONUÇ
Buraya kadar yaptığımız açıklamaları bir bütün içinde toparlayacak olursak, çıkan sonuçları şöy lece özetleyebiliriz:
1. Türkiye'de elektrik enerjisi üretiminde bir süreden beri başlamış olan yetersizlik giderek
müzminleşmekte ve ulusal kalkınmayı engelleyen ciddi bir etken durumuna gelmektedir.
2. Bu olayın görünürdeki fiziksel nedeni, elek trik enerjisi üretim tesislerinin inşaasında kendini etkili biçimde gösteren büyük ölçüde ki dışa bağımlılıktır. Bu yüzden ülkemizde ye ter sayıda elektrik santralı kurulamamaktadır.
3. Santral inşaatmdaki dışa bağımlılık, yarım yüzyıla yakın ülkemizde uygulanan ekonomik po litikanın tarihsel nitelikte büyük yanlışlarla dolu oluşunun bir sonucudur. Bu yanlış politi ka bugün ülkemizin çok ihtiyacı olan ağır ener ji makinelerini ve önemli düzeydeki mühendislik hizmetlerini yurt dışından satın almak zorunda bırakmış ve enerji sorunu tümüyle dar boğazla rın içine tıkılıp kalmıştır.
4. Bu açıdan bakılınca akla ilk yatkın gelen çö züm doğal enerji kaynaklarının donatılmasında gerekli olan ağır enerji makinelerini yurt içinde imal eden ağır sanayi tesislerini kur mak ve bu sanayi için gerekli insan gücü ve mühendislik hizmetlerini geliştirmektir. Ancak böyle bir atılımı yapabilmek için de güçlü, bilinçli bir kamuoyu baskısının gerekli oldu ğunu olaylar kanıtlamaktadır.
5. Hesaplar, kurulacak ağır sanayi için harcana cak paranın 3,5 4 milyar TL olduğunu göstermek tedir. Bu para, durmadan yurt dışından alınan makine ve donanımın ulusal ekonomi üzerinde ağır bir yük haline gelen bedellerinin yanında sözü bile edilemiyecek kadar küçük kalmaktadır.
6. öte yandan bu ağır sanayiin en geç önümüzdeki 4 5 yıl içinde kurulması şarttır. Çünkü 1980' lerin ilk yarısında Türkiye'de her yıl en az toplam 1000 MW gücünde yeni elektrik santral larının işletmeye alınması gerekecektir. Bu ihtiyaç 1980'lerin ikinci yarısında 1500 2000 MW'a çıkacaktır. Bu düzeylere ulaşan bir maki ne ihtiyacının 100 milyarları bulacak döviz harcamalarıyla ve ithal yoluyla sağlanması ola nağı fiilen yoktur ve olamıyacaktır da.
7. Ağır enerji makineleri üretecek sanayi tesis lerinin kuruluşunu amaçlayan girişimlerde akıl cı, gerçekçi ve yapıcı olmak zorunluluğu var dır. Yoksa somut bir başarı sağlanamaz. Yatı rım malı sanayilerinin sorumluluğu, tüketim ma lı sanayilerine göre daha derin ve yaygındır, örneğin 1,5 2 yılda yapılabilen bir generatör, bir su ve buhar türbini, çalışacağı elektrik santrallarında öngörülen işlevini (fonksiyon) yerine getiremezse, yalnız bu makineyi yapan lar değil hesaplarını ve yatırımlarını bu ma kinenin işleyeceği varsayımına göre planlamış olan kişiler ve çevreler de etkilenir ve sonuç ta herkes göğüs leyemiyeceği kadar ağır riziko larla karşı karşıya kalabilir.
8. Elektroteknik makine ve donanımını üretmek ama cıyla ülkemizde kurulacak olan tümleşik (enteg re) ağır sanayi tesisleri, bir bakıma ulusal sanayi devriminin önemli aşamalarından birini oluşturabilir. Ancak bu nitelikteki atılımların başarılı olabilmesi için, kamuoyunun da bu ko nuda yeterli bir düzeyde bilinçlenmesi gerekir. Kongremiz bu bilinçlenmeye bir katkıda buluna bilirse, herhalde değerli bir görevi yerine ge tirmiş olacaktır.