Elektrik Mühendisliği · Sayı 237 · Eylül 1976

ÜLKE KOŞULLARINA EN UYGUN VE DIŞA EN AZ BAĞIMLI ELEKTRİK ENERJİSİ PLANLAMASI

Nihat Özgül

Enerji politikası, piyasa ve özelleştirme Görüş ve değerlendirme

Yıl
1976
Sayfa
5
Okuma süresi
15 dk
Görüntülenme
0

Konu

Enerji politikası, piyasa ve özelleştirme

İlgili: Sanayi, teknoloji politikası ve kalkınma, Toplum, demokrasi ve emek

Anahtar kelimeler

  • dışa bağımlılık
  • yabancı sermaye
  • Enerji Ajansı
  • AET Ankara Antlaşması
  • enerji planlaması
  • emperyalizm

Özet

Yazar, Türkiye'nin sosyo-ekonomik yapısını ve emperyalist ülkelere olan politik, ekonomik ve teknik bağımlılığını inceleyerek elektrik enerjisi planlamasının ülke koşullarına uygun ve dışa bağımlılığı azaltacak şekilde yapılması gerektiğini savunuyor. AET, Enerji Ajansı ve yabancı sermaye örnekleri üzerinden Türkiye'nin dışa bağımlılığı tartışılıyor.

Tam metin

Metin PDF'ten otomatik çıkarılmıştır; tablo, şekil ve formüller eksik ya da hatalı olabilir. Özgün dizgi için PDF'e bakın.

,ıf.f.?K«MMB«S. ' C smt "M.

.*i««W tf "W ^

? f e St crrı n n °r o

?1 elektrik enerjisi'

nihat özgül

1. GİRÎŞ Herhangi bir ülkede, hangi kesimde olursa olsun yapılacak planlama, ancak o ülkenin içinde bulun duğu koşulların doğru olarak saptanmasıyla amacı na ulaşabilir. Elektrik enerjisi planlamasını da, ülke yararına yapabilmek için tek koşul ülkenin sosyo ekonomik yapısını gözönünde bulundurmaktır. Sosyo ekonomik yapının sağlıklı olarak bilinmesi, aynı zamanda ülkemiz yararına hangi p o l i t i k ka r a r l a r ı n alınması gerektiği konusunda bize ışık t u t a r . Biz de bu yolu izleyeceğiz.

2. ÜLKEMİZİN KOŞULLARI Ülkemizin koşulları nedir? Başka bir deyişle Tür kiye'de sosyo ekonomik yapı nasıldır? 1970 nüfus sayımına göre ülkemizin durumu şöyle belirlenmek tedir:

"Nüfusumuz % 2,6 oranında artmaktadır. Genel nüfusun % 42'sinin yaşları 0 14 arasındadır (tüketici zümre). 6 yaşından yukarı nüfusun % 45'i okuma yazma bilmemekte, 36 milyona yaklaşan nüfusumuzun % 62'si üretime katılma maktadır. Tarım kesiminde çalışanlar faal

Nihat özgül, TEK

nüfusun % 64'ünü oluşturmaktadır. 1970 yılın da 5 544 000 hane balkının % 16'sının tek odalı evde oturduğu, % 40'ında mutfak, % 26'sında hela ve % 55'inde banyo bulunma dığı saptanmıştır" (1).

Ülkemizin bu durumu, emperyalizmin sömürüsü al tında geri bıraktırılmış bir tarım ülkesi durumu nu sergilemektedir. Gerçekten de dünyadaki her hangi bir geri bıraktırılmış ülke ele alındığın da hep aynı özellikleri bulmak olanaklıdır. Yine ülkelerin gelişmiş yada geri bıraktırılmış ülke ler olduğunu belirten ölçülerden biri de, bu ül kelerdeki kişi başına üretilen elektrik enerjisi miktarlarıdır. Geri bıraktırılmış ülkelerde bu miktar çok düşüktür. Nitekim, ülkemiz toprak ge nişliği bakımından Avrupa'nın ikinci, nüfus kala balıklığı bakımından altıncı büyük ülkesi olduğu halde, adam başına elektrik enerjisi üretimi açı sından kıtanın en geri ülkesi olarak listenin so nunda yer almaktadır (2).

Emperyalizmin sömürüsü altındaki geri bıraktırıl mış ülkelerde, bu ülkelerin diğer sorunlarımda olduğu gibi enerji sorununda da izlenen yol, ül kedeki sömürü çarkının rahat dönmesi yönündedir. Çeşitli emperyalist gruplar sermaye ihracı yoluy la sömürdükleri ülkelerin en can alıcı noktaları nı ele geçirmektedirler. Ülkemizde de; sanayimiz de, madenlerimizde, ulaşımımızda ve diğer iş kol larında çalışan işçilerimizin alın teri Amerikan ve Avrupa tekellerinin kasalarını doldurmaktadır. Emperyalist sermayenin ve işbirlikçilerinin ta hakkümü sanayileşmemizi engellemekte ve Türkiye' yi geri bir tarım ülkesi olarak kalmaya mahkum etmektedir. Nitekim ülkemizde emperyalist sömü rünün gereği olarak üretim aracı üreten sanayi kollarının kurulmasına fırsat verilmeden tüketim ve lüks tüketim malları sanayisi kurulmuş ve kı sa sürede geliştirilmiştir. Bunun sonucu olarak her yıl enerji kesimine yapılan yatırımların % 40'ı dış finansman ihtiyacını gerekli kılmakta dır (3). İhracatın tarım ürünlerinden oluştuğu ülkemizde söz konusu dış finansman için gerekli dövizi elde etme olanağı yoktur. Bu durumu şu ör nekte daha iyi görebiliriz: "1970 itibarıyla, Ka radeniz Bölgesinin yıllık yeşil yaprak çay geliri 2 milyar lira dolayındadır. İzmir rafinerisinin proje tutarı ise aynı miktardır" (4).

3. DIŞA BAĞIMLILIK

Geri bıraktırılmış ülkeler; politik, ekonomik ve askeri yönden dışa bağımlıdır. Emperyalist ülke ler sömürerek geri bıraktırdıkları bu ülkeleri çeşitli isimler altında kurdukları politik, eko nomik ve askeri örgütlere üye yaparak, onları tam bir boyunduruk altına almaktadırlar. Yukarıda be lirttiğimiz gibi sermaye ihracı yoluyla ekonomi ye hakim olan emperyalist ülkeler, bunun doğal sonucu olarak politik yönden de o ülkelere hakim olmaktadırlar. Burada çeşitli çevreler tarafın dan yabancı sermayenin Türkiye'de yatırım yapma sı gerektiğini ve bunun içinde özellikle yabancı sermayenin teşvik edilmesi hususuna değinmek ye rinde olacaktır.

Yabancı sermaye esas olarak emperyalist ülkele rin geri ülkelere uygun koşullar bulduğunda ih raç ettiği sermayedir. Uygun koşulların başında yüzde yüzü aşan bir kâr elde etmek garantisi ge lir. Nitekim ülkemize en büyük yabancı sermaye ihraç eden ülke olan Hollanda ve Amerika'dan na kit sermayeye kıyasla transfer edilen kârlar % 112 ile % 135 oranlarını bulmaktadır (5). İkin ci olarak da elde ettiği kârları kullanmada özgür olmak koşulu gelir. Yani ister kârını yurt dışına götürür yada isterse kârının bir bölümünü Türki ye'de bırakarak ekonominin daha geniş bir kesimi ni etkisi altına alır. Üçüncü olarak yabancı ser maye emniyet ister. Özellikle ulusallaştırma ey lemlerinden korkarlar.. Bu yüzden yatırım yapacak firmalar çeşitli tehlikelere karşı kendi hükümet lerinden de garanti sağlamaktadırlar (6). Bu ger çek ise, yabancı sermayeyi davet eden ülkenin ilk adımda bağımlı hale düşmesinin kanıtıdır.

Ülkemizde yabancı sermayenin durumu nedir? 1951 1965 sonu, döneminde giren yabancı sermayenin % 64'ü kimya, lastik, otomotiv ve elektrik maki neleri olmak üzere dört ana dalda toplanmıştır (7). Böylece yabancı sermaye sanayinin bütününü yönlendiren alanları eline geçirmiş olmaktadır. Bunun yanında yabancı sermayenin ülkemizdeki ya tırımlarının niteliği montajcılık biçimindedir. Montaj sanayii şöyle tanımlanıyor: "Belli bir ürünün bir bölümünün (değerinin büyük bir bölümü nün) ithal edilmesi, bir bölümünün (küçük bir iş lemin genellikle tüketime sunma ile ilgili yüzey de kalan bitim işlerinin) yurt içinde tamamlanma sı, montaj işlemi olarak gösterilebilir" (8). Ya bancı sermaye ülke içinae kendisine "işbirlikçi" dediğimiz ortaklar bularak çeşitli rontaj fabri kaları açmaktadır. Çünkü böylece hem montaj fab rikasının kurulmasında gerekli olan yatırım malı, yabancı sermayenin ait olduğu emperyalist ülke tarafından ihraç edilmekte ve hem de ülkemizin sanayileşmesi engellenmektedir. Burada şuna dik kat etmeliyiz. Yabancı sermaye bizim karakaş kara gözümüzü sevdiği için ülkemize gelmemektedir. Yabancı sermaye hareketlerini yaratan ekonomik neden şudur: "... sermayenin net kârlılığının azalmaya başladığı gelişmiş ülkelerde sermayenin yüksek kâr getirdiği ülkelere doğru bir sermaye akımı doğar... sermayesi bol olan ülkelerde ya tırım stokları arttıkça kâr azalan bir seyir göstermektedir. Buna karşılık sermayesi kıt olan ülkelerde ödenen faiz yüksektir" (9). Bir de po litik neden vardır: Sermaye ihraç eden emperya list ülkeler, yatırım yaptıkları ülkelerin iç ve dış politikasını etkiler ve onları politikaları na tabi kılarak bağımlı birer ülke durumunda tu tarlar. Nitekim, bu konuda Prof. Kenan Bulutoğlu şöyle diyor: "... devletler ödünçleri verdikleri zaman kazandıkları iktisadi denetimi bu ülkelerin iktisaden güçlenmesine, bağımsızlaşmasına olanak vermeyecek biçimde kullanacaklardır" (10).

Demek ki, ülkeye şu yada bu biçimde yatırım yap mak üzere gelen yabancı sermaye, girdiği ülkeyi kendi ana yurduna bağımlı kılmaktadır. Buna kar şılık yabancı sermayenin ülkeye yeni teknoloji getirme gibi bir yararı var mıdır? Bu soruya ge nellikle Türk iktisatçılarının verdikleri cevap hayırdır. Bir araştırmasında Prof. Gülten Kazgan Türk ekonomisinde yabancı sermayenin yeni tekno loji aktarıcı bir rol oynamadığını savlamıştır:

"Çünkü . . . yabancı sermayenin en çok toplandığı kesimlerde işçi başına katma değerlerin yüksek olmadığı görülmektedir" (11).

Yabancı sermayenin enerji sorunuyla doğrudan il gisi olan petrol konusuna ileride değineceğiz.

3.1. Türkiye'yi Dışa Bağımlı Kılan örgütler

Yukarıda emperyalist ülkeler geri ülkeleri poli tik, ekonomik ve askeri örgütler içine alarak sö mürü olayını garantiye almaktadırlar demiştik. Gerçekten de bugün Türkiye NATO askeri paktı, Or tak Pazar (AET) ve başta ABD i l e olan " i k i l i ant laşmalar" la politik ve ekonomik olarak boyundu ruk altına alınmıştır. İçinde bulunduğumuz şu günlerde Türkiye yeni bir örgüte, Enerji Ajansı1 na üye olmuştur. Burada kısaca AET ve sonra da Enerji Ajansı konusuna değineceğiz.

ikinci Dünya Savaşı'ndan bu yana ABD emperyaliz minin egemenliği altında bulunan Türkiye 1960' lardan itibaren Avrupa Ortak Pazar'ının etkisi altına girmektedir. AET ile 1963'de imzalanan An kara Antlaşması, taşıdığı hükümler bakımından bir kapitülasyon niteliğindedir. Bu antlaşma 22 yıllık bir sürenin sonunda ülkemizin AET ile bir leşmesini öngörmektedir. 1969'da imzalanan ve Me len Hükümeti'nin Ankara Antlaşması'na dayanarak onayladığı katma protokol ile Avrupa emperyalist leri sömürü planlarını Türkiye'ye kabul ettirmiş oldular. AET'ye karşı gümrük duvarları, 12 yıl sonunda büyük ölçüde, 22 yıl sonunda ise bütünüy le kaldırılacaktır. Böylece Avrupa tekellerinin malları ülkemize tek kuruş ödemeden girecektir. Orta ve küçük çaptaki sanayimiz tekelci rekabet le baş edemeyecek ve yıkılıp gidecektir. Türkiye' nin tanıdığı ç e ş i t l i ayrıcalıklar karşısında Tür kiye'nin AET yönetim organlarında temsil edilme ve oy kullanma hakkı yoktur. Üyesi olduğumuz AET Bakanlar Konseyi ülkemizle i l g i l i en hayati ka rarları alabilecektir. Böylece ülkemiz egemenlik haklarını kullanamaz duruma getirilmekte, bütün uluslararası i l i ş k i l e r i AET'nin isteklerine uy gun biçimde düzenlemek zorunda bırakılmaktadır. (AET hakkında daha fazla bilgi için Prof. Gülten Kazgan'ın Ortak Pazar ve Türkiye kitabına bakıla bilir.)

Bu yolda izlenecek politika, yazımızın başında belirttiğimiz gibi üretim araçları üreten sanayi collarının kurulmasına olanak vermiyeceği için, înerji sorununun çözümü de mümkün olamıyacaktır. nitekim, bu politikanın sonucu olarak Türkiye Snerji Ajansı örgütüne girmiştir.

îon yıllarda dünya çapında ortaya çıkan petrol crizi nedeniyle, petrol üreten ülkeleri istila ca bile yönelebilecek duruma gelen emperyalist ilkeler bu kez, Enerji Ajansı örgütünü kurmuş lardır. Emperyalist ülkelerin petrol sorununa tendi çıkarlarına uygun çözüm getirmek üzere ön Lem almaları doğaldır. Doğal olmayan durum, pet rol krizinden etkilenmediği halde Türkiye'nin de •mperyalist ülkelerle birlikte Enerji Ajansı'nda 'er almak istemesidir. Enerji Ajansı'nda, .içle rinde ABD, Almanya ve Japonya emperyalistlerinin le bulunduğu ve ortak çıkarları için yanyana ge

LEKTRÎK MÜHENVtSLtÖl 237

len 16 emperyalist ülke bulunmaktadır. Bu üç ül ke Enerji Ajansı'na kesinlikle egemendirler. Çün kü bunların 148 toplam oyun içinde 80 oyu bulun maktadır. Türkiye'nin ise yalnız 4 oyu vardır. Petrol üzerine uygulanacak bir ambargoda Türkiye' nin politikasını Enerji Ajansı belirleyecektir. Bu konuda Enerji ve Tabii Kaynaklar eski Bakanı Erhan I ş ı l şöyle demektedir: "Petrol üreticisi komşu Arap ülkelerine karşı gelişmiş b a t ı l ı ül kelerin safında yer almak hükümranlık haklarımız kadar ulusal çıkarlarımıza da ters düşmektedir" (12).

Türkiye'nin Enerji Ajansı'na üye olması olayını dışa bağımlılığın canlı bir örneği olarak göste r e b i l i r i z . Şu gerçek iyice anlaşılmalıdır. Ülke miz geri ülke olma durumundan kurtarılmadıkça enerji sorununa getirilecek çözüm, Enerji Ajansı gibi emperyalist örgütlere üye olmakla bulunamaz.

3.2. Teknik Elemanlar Yönünden Dışa Bağımlılık

Politik, ekonomik ve askeri olarak dışa bağımlı oluşumuzun somut bir örneğini de teknik hizmetler ithalinde görmek mümkündür. Gerçekten de bugün ülkemizde önemli projelerin tümü yabancı firmala ra yaptırılmaktadır (13). Bu tutum, dış finansman kaynaklarının sahibi olan emperyalist ülkelerin ülkemiz üzerindeki "iktisadi denetimi" nin sonu cudur. Böylece Türkiye'nin kalkınma sorunuyla i l g i l i en önemli kararlar, söz konusu firmaların sahibi emperyalist ülkeler tarafından alınmakta ve yerine getirilmektedir. Mevcut "iktisadi dene tim", Türkiye'de gerçekleştirilebilecek bir pro jeyi bile, yatırım kredisi sağlıyor diye yabancı firmalara ihale ettirmektedir. Yabancı firmalarda çalışan yabancı teknik elemanların aldıkları üc retler büyük rakamları bulmaktadır, örneğin; bu firmalarda çalışan bir mühendis istanbul'da en az 64 252 TL ve en fazla 138 296 TL almaktadır (14). Bu durum sömürünün bir başka biçimde, Türk tek nik elemanlarının sömürülmesi olarak görülmekte dir. Bu konuda Enerji ve Tabii Kaynaklar eski Ba kanı Erhan I ş ı l "Temel ilke, her türlü proje ve yatırım çalışmalarında Türk teknik gücüne öncelik tanımak" şeklinde bir genelge yayınlamış ve dışa bağımlılığın azaltılmasını istemiştir (15).

Elektrik enerjisinin dışa en az bağımlı olarak planlamasının gerçekleştirilmesi ile teknik ele manların sorunu da çözümlenebilecektir.

4. ÜLKEMİZDE ELEKTRİK ENERJİSİ

KESİMİNDE KURULMASI ZORUNLU ÜRETİM,

İLETİM ve DAĞITIM TESİSLERİ

f

Bugün ülkemizde elektrik enerjisi sorunu birinci plana yükselmiştir. Çünkü zaman zaman enerji kı sıtlaması zorunda kalınmaktadır. Önümüzdeki yıl larda elektrik enerjisi kesimine büyük yatırım ların yapılması gerekmektedir. Bu yatırımlar, elektrik enerjisinin üretim, iletim ve dağıtım tesislerini oluşturmaktadır. Yapılan bir araş tırmada;

1971 yılında 1180 km olan 380 kV'luk şebeke nin 1990 yılında 12 500 km'ye, 1971 yılında 5000 km olan 154 kV'luk şebeke nin 1990 yılında 31 500 km'ye, 1971 yılında 17 000 km olan orta gerilim şe bekesinin 1990 yılında 92 500 km'ye, 1971 yılında 36 500 km olan alçak gerilim şe bekesinin 1990 yılında 214 300 km'ye, 1971 yılında 2100 MW olan santral kurulu gü cünün 1990 yılında 16 042 MW'a, 1971 yılında 13 900 MVA olan trafo gücünün 1990 yılında 91 000 MVA'ya yükselmesi gerekmektedir (16).

Söz konusu yatırımların zamanında gerçekleştiri lebilmesinde en büyük sorunu bu yatırımların dış finansman bölümü oluşturmaktadır. Yazımızın ba şında değindiğimiz gibi, tarım ürünlerine dayalı ihracat gelirleri ile dış finansman sorununun çö zümü olanaksızdır. Bugün içinde bulunduğumuz du rum şudur: "... elektrik enerjisinin üretimi, iletimi ve dağıtımı için dışardan ithal edilecek her yüz milyon TL'lik makine ve teçhizat için üç yüz milyon TL tutarında fakat elektroteknik ni telikte olmayan makine ve cihazların ithaline gerek vardır" (17).

Sorunun çözümü söz konusu makine ve cihazların ülke içinde yapımına yönelik sanayi kuruluşları nın yatırımlarının bir an önce yapılmasıyla ola naklıdır. Bizce bu tür yatırımları yapabilmek için tek koşul, ülkenin politik, ekonomik ve as keri yönden bağımsız olmasıdır.

5. ÜLKEMİZDE BİRİNCİL ENERJİ KAYNAKLARI

Elektrik enerjisi planlamasına geçmeden ülkemiz deki birincil enerji kaynaklarının ve özellikle petrolün durumuna değineceğim. Bilindiği gibi elektrik enerjisi, birincil enerji diye bilinen taş kömürü, linyit gibi katı madde yakıtlarla petrol ürünleri, su potansiyeli ile nükleer ener ji kaynaklarından üretilmektedir.

Ülkemizde taş kömürü rezervi sınırlıdır. Bunun için taş kömürünün demir çelik endüstrisine ay rılması gerekmektedir.

Linyit yönünden ülkemizin oldukça zengin olduğu ve tahmini rezervin 6.109 tonu geçtiği saptanmış tır. Ancak liı.. it yataklarının bir bölümü özel kişilerin elinde bulunmaktadır. Bu kişiler lin yit yataklarının ülke yararı yerine aşırı kâr amacına yönelik işletmektedirler. Bu bakımdan özel kişiler elinde bulunan linyit yataklarının kamulaştırılması gerekir.

Elektrik enerjisi üretiminde kendisine büyük ge reksinim duyulan petrolün ülkemizdeki durumuna kısaca değinmek yerinde olacaktır. Böylece dışa bağımlılığın yeni bir örneğini göreceğiz.

Bugün yürürlükte olan petrol yasası, yabancı sermayenin petrol alanında da yatırım yapmasını sağlamak için Menderes Hükümeti tarafından pet

rol tekellerinin avukatı Max Ball'a hazırlatılan yasadır. Ülkemizdeki bütün yabancı sermayenin yarısı bu kapitülasyon yasasına dayanarak gelmiş bulunuyor. Petrol yasasının çıkmasından hemen sonra, ülkemiz petrol şirketlerinin istilasına uğradı. Elli kadar yabancı şirket, 250'ye yakın arama ruhsatı alarak geniş petrol sahalarımızı kapattı ve yeraltındaki petrollerimize ihtiyat olarak el koydu. Halen petrol alanlarımızın yarı sından fazlası olan beş milyon hektar, başta Shell ve Mobil olmak üzere yirmi emperyalist şir ketin elindedir. Petrol yasası çıktığı sırada ül kemizdeki petrolün yüzde yüzünü Türkiye Petrolle ri Anonim Ortaklığı (TPAO) üretiyordu. Bundan sonra TPAO'nun üretimdeki payı gitgide azalarak bugün % 30'a kadar düşmüştür. Bunun başlıca ne deni verimli alanların emperyalistler tarafından kapatılması ve verimsiz alanların TPAO'a bırakıl masıdır.

İşlenmiş petrol satışından büyük kârlar sağlayan emperyalistler, işleme çalışmalarını kısıtlayıp dışardan ithal etme yoluna gitmektedirler. TPAO1 nun petrol işleme çalışmalarına karşı, satış te kellerini yitirmek korkusuyla Mobil, Shell ve BP, Ataş rafinerisini kurdular. Bu rafineride ülke mizdeki ham petrolün % 22'si işlenmektedir. Buna karşın dağıtım şirketleri sayesinde bu tröstler ülkemizdeki petrol ürünlerinin % 70'inin satışını denetlemektedirler. Aslında onlar, kurdukları ra fineriyi tam çalıştırmayarak, işlenmiş petrol ürünleri ithalatını gün geçtikçe artırıyorlar. Bütün bunlar, emperyalistlerin Türkiye'deki pet rol işleme çalışmalarının bir aldatmacadan ibaret olduğunu göstermektedir.

Melen İktidarı tarafından çıkarılan "Petrol Refor mu Yasası" vergi konusunda getirdiği değişiklikle emperyalist tekellerin daha fazla kâr etmelerini sağlamıştır (18). Bu yasa eskiden özel hükümlerle vergilendirilen petrol tekellerini genel vergi hükümlerine alarak vergi muafiyetleri ve vergi iadeleri yoluyla mevcut sömürüyü artırmaya hizmet etmiştir. Yine bu yasa, yabancı şirketlere Türki ye'de çıkardıkları petrolü dışardan ithal ettik leri petrol fiyatına satma hakkını tanımıştır. Böylece emperyalist tekeller Türkiye'de petrol çı karma maliyetleri artmadığı için bu yolla 1974 yı lında açıktan milyonlarca lira kazanmış oldular. Bu durum yabancı sermayenin ülkemiz üzerindeki "iktisadi denetimi" nin açık bir kanıtıdır.

Son zamanlarda Mobil ve BP gibi başlıca Amerikan ve İngiliz petrol şirketleri petrol fiyatlarını artırmak için faaliyete geçtiler ve uygun poli tik ortamda da amaçlarına ulaştılar.

Yabancı petrol şirketleri ve yerli işbirlikçile ri ülkemizin elektrik gereksiniminin petrole (Fu el oil) dayalı santrallarla karşılanması için baskı yapıyorlar. Böylece kârlarını artırmaya ve dışa bağımlı soygun düzenini genişletmeye çalışı yorlar. Ambarlı Santralı bu baskılar sonucu ku rulmuştur. Santralın fuel oil ile çalışmasını dış kredinin sağlanmasına aracı olan Amerikan Yardım Teşkilatı şart koşmuştur. Tek başına bu santral yılda birbuçuk milyar TL'lik fuel oil tüketmekte dir. Bu konuda TEK eski Genel Müdürü Mehmet Erde mir şöyle demektedir. "Ambarlı, eğer fuel oil ye rine kömürle çalışmış olsaydı kömür tüketimi yıl da üç yüz milyon TL'yi geçmezdi" (19).

ELEKTRİK MÜHENDİSLÎĞÎ 237

Petroldeki bu sömürünün yanında, ülkemizdeki pet rol rezervlerinin durumu henüz kesin olarak sap tanamamıştır. Ayrıca petrol aramaları konusunda yabancı şirketlerin ulusal şirketimiz TPAO i l e b i r l i k t e ayrıcalıklı olması ve zaman zaman yaban cı şirketlerin mevcut iktidarlar tarafından ko runması nedeniyle petrole dayalı elektrik santral ları kurma arzusu, dışa bağımlı olma arzusunu di le getirmektedir.

Ülkemiz su potansiyeli yönünden oldukça zengin görünmektedir. Bugün ülkemiz 70 milyar kWh'lık su potansiyeline sahip bulunmaktadır. Ancak bu potansiyelden yararlanma oranı, Keban ve Gökçe kaya Santrallarının tam kapasite i l e devreye gir mesi durumunda b i l e % 10 olacaktır. Bu rakam i s e çok küçüktür.

6. BU DURUMDA ELEKTRİK ENERJİSİ PLANLAMASI NASIL OLMALIDIR ?

Ülke koşullarına en uygun ve dışa en az bağımlı olma durumunu, "Ülke kalkınmasında gerekli olan yatırımları emperyalist grupların e t k i s i dışında karar almak ve bu yatırımları kendi teknik gücü müzle yapmak" biçiminde anlıyoruz. Bu anlayış, ülkemizin p o l i t i k , ekonomik ve askeri yönden ba ğımsız olma ilkesinin gerçekleştirilmesiyle pra tiğe yönelebilir. Dolayısıyla ülkemizin politik, ekonomik ve askeri yönden bağımsızlığını kazan ması için yapılan savaşım, "Ülke koşullarına en uygun ve dışa en az bağımlı elektrik enerjisi planlaması" yapmak için verilen savaşımı da i ç e r i r . Bu bakımdan bu savaşımı veren anlayışın po l i t i k iktidara sahip olması gerekir.

Yukarda değindiğimiz gibi, geri bıraktırılmış ül kelerde üretim aracı üreten sanayi olmadığından elektrik enerjisini dışa bağımlılıktan kurtarmak için söz konusu sanayi kollarını ülke içinde kur maya yönelmek gerekir. Bu takdirde başlangıçta büyük güçlükler ç ı k a b i l i r . Çünkü ağır sanayinin elektrik enerjisine olan talebi fazladır. Bunun için bir taraftan bu talebi karşılayacak santral lar kurulurken, diğer taraftan tüketim ve lüks tüketim sanayiini yavaşlatmak gerekir. Buna para l e l olarak ülke içindeki yatırımlar kendi teknik elemanlarımızla gerçekleştirilmeli ve araştırıcı n i t e l i k t e teknik eleman y e t i ş t i r i l m e l i d i r . Bu tu tum esas alınarak elektrik enerjisinde gerek kı sa ve gerekse uzun süreli enerji taleplerinin tahmini yapılmalıdır. Bilindiği gibi elektrik enerjisi tahminleri i ç i n ç e ş i t l i yöntemler var dır. Ancak bu yöntemler geri bıraktırılmış ülke l e r için s a ğ l ı k l ı bir tahmin vermemektedir. Geri bıraktırılmış ülkelerde; enerji tahminleri, bu ülkelerdeki devlet planlama örgütünün ağır sana yi kollarıyla i l g i l i yatırımlarının bitiş tarih l e r i ve mevcut sanayi kuruluşlarının geçmişteki enerji taleplerinin gelişine hızları gözönüne a l ı narak yapılmalıdır. Buna paralel olarak ihtiyaç olarak saptanacak elektrik enerjisinin b i r i n c i l enerji kaynaklarıyla zamanında karşılanması gere kir. Birincil enerji kaynakları bakımından ülke mizin durumuna yukarıda değinmiştik. Bu kaynak lardan elde edilen elektrik enerjisi maliyeti

şöyledir: "1 kWh'lık elektrik enerjisinin maliye t i , l i n y i t yakan santrallarda 10 kuruş, fuel oil yakan santrallarda 35 kuruş ve su santrallarında 5 kuruştur (20)". Şu halde ülkemizde elektrik enerjisi üretimi esas olarak l i n y i t ve su potansiyeline dayandırılmalı dır. Sonuç olarak elektrik enerjisi planlamasının esaslarını şöyle sıralayabiliriz:

Elektrik enerjisi birincil enerji kaynakların dan l i n y i t ve su potansiyelinden üretilmeli dir. Ağır sanayi ve elektroteknik sanayii kurulma lıdır. Tüketim sanayiinin hızı düşürülmelidir. Özel k i ş i l e r elindeki l i n y i t yatakları kamu laş t ı n İmalıdır. Teknik gücümüzü artırmak için teknik eleman sömürüsüne son verilmelidir. Bütün bunların yapılabilmesi i ç i n p o l i t i k , ekonomik ve askeri i t t i f a k l a r a son verilme lidir.

KAYNAKLAR ( 1) Cillov, H; 1970 Nüfus Sayımı Sonuçları, Milliyet, 20.6.1974.

( 2 ) "Türkiye'nin Enerji Sorunları", EMO Yayın ları, s. 3.

( 3) "Türkiye'nin Enerji Sorunları", EMO Yayın ları, s.21.

( 4 ) Erdoğan, A. t "Türkiye'nin Kalkınma ve Elektrik Enerjisi Sorunu", VI. Teknik Kongre Tebliği, s.2.

( 5 ) Bulutoğlu, K.f "Türkiye'de Yabancı Sermaye", Gerçek Yayınevi, s . 1 6 5 .

( 6 ) Bulutoğlu, K.f a.g.e., s.62 ( 7 ) Bulutoğlu, K.f a . g . e . , s . 1 6 2 ( 8 ) Bulutoğlu, K.f a . g . e . , s.182 ( 9 ) Bulutoğlu, K.> a.g.e., s.23 (10) Bulutoğlu, K.f a . g . e . , s . 2 9 (11) Bulutoğlu, K.f a . g . e . , s. 181 (12) "Birlik Haberleri", TMMOB Yayını, Sayı 15. (13) "Birlik Haberleri", TMMOB Yayını, Sayı 7. (14) "Birlik Haberleri", TMMOB Yayını, Sayı 7. (15) "Elektrik Mühendisliği" Sayı 219, Mart 1975. (16) özgül, N. /Diploma Çalışması, 1972, s.44. (17) "Türkiye'nin Enerji Sorunları", EMO Yayın ları, s.38. (18) "Resmi Gazete", 18 Nisan 1973. (19) "Yedigün", 14 Şubat 1973.

(20) "Birlik Haberleri", TMMOB Yayını, Sayı 11.