Elektrik Mühendisliği · Sayı 263 264 · Kasım-Aralık1978
AÇIK OTURUM
- Yıl
- —
- Sayfa
- 5
- Okuma süresi
- 14 dk
- Görüntülenme
- 0
Konu
Enerji politikası, piyasa ve özelleştirme
İlgili: Elektrik üretimi ve santraller, Nükleer enerji
Anahtar kelimeler
- Türkiye 3. Genel Enerji Kongresi
- Dünya Enerji Konferansı
- dışa bağımlılık
- hidroelektrik potansiyeli
- Deniz Baykal
- nükleer santral ihalesi
Özet
TRT'de yayınlanan bir açık oturumda, Türkiye 3. Genel Enerji Kongresi kapsamında Türkiye'nin enerji sorunları, dışa bağımlılık, enerji savurganlığı ve nükleer enerji seçeneği MTA, İTÜ, AÜ ve EMO temsilcileri tarafından tartışılmıştır. Enerji Bakanı Deniz Baykal'ın kongredeki açış konuşmasından da alıntılara yer verilmiştir.
Tam metin
Metin PDF'ten otomatik çıkarılmıştır; tablo, şekil ve formüller eksik ya da hatalı olabilir. Özgün dizgi için PDF'e bakın.
Açıkoturum
20 23 Kasım 1 978 tarihleri arasında Dünya Enerji Kon feransı Türk Milli Komitesi'nce düzenlenen "Türkiye 3. Genel Enerji Kongresi" ile ilgili olarak, TRT'den Erdo ğan Güngördü yönetiminde bir açık oturum düzenlen miştir. 26 Kasım 1 9 7 8 Pazar günü TRT 2 ' de n saat 2 0 . 3 0 ' da yayınlanan bu açık oturumun aşağıda geniş bir özeti verilmiştir.
Konuşmacılar:
Doç. Muzaffer ANDAÇ, MTA Doç. Tolga Y A RM A N, İ TÜ Dr. M. özcan ÜLTANIR, AÜ Elk. Müh. Mustafa GEÇEK, EMO
E. GÜNGÖRDÜ: Türkiye enerji kaynakları bulmak için çalışmalar yapı yor. Petrolü, dolayısıyla dışa bağımlı enerji politikasını gözden geçirmek durumunda bulunuyor. Bu amaçla, Ankara'da bir kongre düzenlendi. Dünya Enerji Konfe ransı Türk M illi Komitesince düzenlenen bu kongre 4 gün sürdü ve sunulan 88 bildiri tartışıldı. Ayrıca iki açık otu rum düzenlendi. Biz de bu haftaki açık oturum progra mımızı bu konuya ayırdık. Hem Türkiye'nin enerji soru nunu bir kez daha gözler önüne sermek, hem de kongre nin genel bir değerlendirmesini sunmak istiyoruz. MTA' dan Doç. Muzaffer Andaç, İ TÜ öğretim üyelerinden Doç. Tolga Y arman, EMO'dan Mustafa Geçek ve A.Ü. öğretim görevlisi Dr. M. özcan Ültanır'ı davet ettik stüd yolarımıza.
Sayın konuklar, oturumu açarken Türkiye'de enerji so runu nedir? İlk kez bunu rica ediyorum. Sizi dinliyoruz sayın A ND A Ç. M. ANDAÇ:
Davetiniz için teşekkür ederim. Türkiye'de büyük bir enerji açığı vardır. Bunun sebebi petrole dayanmasıdır. Bu açığı kapatmak için doğal kaynaklarımızı harekete geçirmek mecburiyetindeyiz. Türkiye büyüyen, gelişen bir ülkedir. Endüstri dalları çoğalıyor. Bu konuda geç mişte sıhhatli planlar yapılmadığı, enerji talebi kendi do ğal kaynaklarımızdan bilhassa hidrolik ve jeotermal ener jiye dayanmadığı için, enerji sorunuyla karşılaşmış bulu nuyoruz. Bugün Türkiye tükettiği petrolün ancak % 1 5'i ni üretmektedir. Her 100 Dolarlık ihracat gelirimizin 83 dolarını petrol ithalatına ayırmaktayız. Kalan 17 Dolar ile nasıl bir kalkınma gerçekleştirilir, bunu dinleyicileri min takdirlerine bırakıyorum. Bununla ilaç gibi hayati önemde ihtiyaçlarımız bile karşılanamaz.
Bu nedenle benim Kongrede müdafaa ettiğim tez, büyük bir potansiyele sahip olduğumuz Hidrolik ve jeotermal kaynaklarımızın hızla harekete geçirilmesi olmuştur.
Sayın GEÇEK , enerji durumu nedir? Ayrıca Kongrenin kısa bir değerlendirmesini rica edelim sizden.
M. GEÇEK: Teşekkür ederim. 3. Genel Enerji Kongremiz çok ilginç geçti Sayın Güngördü. Y eni boyutlar getirdi. Bütün arka daşlarım adeta konuşma yarışına girdiler. Çoğunlukla ulusal yararlar doğrultusunda gerekli çözümler önerildi, çok yerinde eleştiriler yapıldı. Bugün enerji sektöründe ana sorunlarımız olan dış bağımlılık, kaynak sorunları mız, finansman, organizasyon, eleman temini, istihdam sorunları ve en güzeli de, tüm bu sorunların nasıl çözüm leneceği seçenekleri ile birlikte vurgulandı. Umarım poli tik örgütlerimiz ve kaıar organlarımız bu önerileri gerek tiği gibi değerlendirir.
Kongrede görüş bildiren arkadaşlarımız enerji taşıma kitle ulaşım kesimlerinde kendi öz kaynaklarımıza yönel memiz durumunda ve bugün bulunduğumuz noktada, 7 6 Milyar ? 'lık ek kaynak yaratılabileceğini sergilediler. Bu tablonun oluşturulmasında sihirli ellere filan ihtiyaç olmadığını, en sihirli elin kendi ellerimiz olduğunu hay kırarak vurguladılar.
Bakın neler dediler. Doğal kaynaklarımıza kağıt üzerinde değil, gerçekten hızlı uygulamalarla yönelmemiz gerekti ğini söylediler.
Dediler ki, ilgili kurumlarımız bir takım yetkilerle dona tılıyor. Ama bunları uygulamak için gerekli olanaklarla donatılmıyor. Y atırımı için para verilmiyor, istediği kad ro verilmiyor, istihdam imkanları sağlanmıyor ve bu Dev let kurumlarında gerçek anlamda örgütsüzlük ve anarşi yaratılageliyor. Bunlar düzeltilmelidir. Dediler ki, planın felsefesi yanlış. Plan devlet için emredici, özel ve tüketim kesimi için özendirici. Tüketim artarken, buna kaynak yaratmak için devletin yatırımından, üretiminden kısı yorsunuz. Sonuçta açıklar büyüyor, sorunlar ağırlaşıyor. Sıkıntılar adil eşit dağıtılmalıdır.
Dediler ki, nükleer santrale vereceğimiz para ile 3 milyon kapasiteli Demir Çelik fabrikası veya eş kapasiteli 3 adet Termik santral, yedi eş kapasitede tam 5 adet hidrolik santral yaparız. Nükleer santral yaparsak tam 40 yıl bo yunca dışarıya el açarız. Diğer seçeneklerde ise kendi olanaklarımızla üretim yaparız. Bu savurganlık durdurul malıdır. Dediler k i, 2 4 0 0 MVV'lık A T A T Ü R K BA RA J I ileri tarihlere erteleniyor da, bunun dörtte biri kapasite de nükleer santral, bu kriz anında ihale edilmek isteniyor Bu enerji üretmek değil, üretmemek politikasıdır.
Ve çok pahalı bir yaşam biçimi olan azgelişmişliğe ör nekler verdiler:
ELEKTRİK M ÜHENDÎSLİĞ1263 264
Dediler ki, linyit ocağımızda çalıştırdığımız kamyona lastik alamadığımız için, ihtiyacımız olmadığı halde, kamyon alıyoruz. Neden? Çünkü ithalatçıda lastik yok, ama kamyon var...
Dediler ki, araçlarımızda benzin yerine alkol yakalım de niliyor. Petrolümüz yok da sanki alkolümüz var mı? İ çki lerimiz için bile alkol ithal ediyoruz. Bu düpedüz kervanı bugünkü haliyle yürütmek isteğidir. Bunlardan vazgeçil melidir...
E. GÜNGÖRDO:
Sayın T. Y A R M A N, siz bu özete katılıyor musunuz? Ay rıca bugüne kadar enerji üretiminde neler yapıldı, neler yapılamadı?
Sayın Güngördü, Sayın Geçek'in vurguladığı, kullandığı argümanların önemli bir bölümüne katılıyorum. Enerji sorununa öncelikle üç boyutta cevap vermek isterim. Bunlar tüketim savurganlığı, enerji yetmezliği ve bunun temelindeki boyutlardır. Kongrede, göz nuruna, dövize mal olan enerjinin akılcı rasyonel kullanılmadığı konu sunda çok değerli eleştiriler yapıldı. Savurganlık önemli bir girdi enerji sorununda. Ama enerji yetmezliği daha büyük bir girdidir. Niye yeterince enerji üretilemez?
E. GÜNGÖRDÜ: Sayın Y A R M A N , dilerseniz bu konuyu sonra ele alalım. Siz bugüne kadar nelerin yapıldığı konusunu kısaca özet ler misiniz? T. Y ARMAN: Sayın Güngördü aslında gelmek istediğim konu bu. Bugü ne kadar öz kaynaklarımızın yeterince değerlendirileme miş olması, gerçekten enerji üretim eksikliği sorununa büyük bir girdidir. Üretim yetmezliği öncelikle buradan gelmektedir. Şunu vurgulamak gerekir. Seçilen kalkınma modelinin enerji sorununa önemli bir girdi teşkil edeceği öncelikle tartışılmalıdır. Kalkınmada örneğin enerji yet mezliği ve rasyonel kullanılmadığı sorunlarına önemli bir girdi teşkil etmiştir. Daha sonra sıralanageldiğinde, örgütleşme ve koordinasyon sorunları enerji sektöründe önemli bir yer tutmaktadır.
Sayın Ü L T A NI R, aynı sorunun yanıtını sizde de rica ediyorum. M. ö. ÜLTANIR:
Teşekkür ederim, öncelikle, arkadaşlarımın söyledikle rine katılmamak olanaksız. Ülkemizin tam anlamıyla genel enerji dar boğazına girdiğini en alakasız vatandaş bile bilmektedir. Eski enerji bakanımız Sayın inan "çok
büyük bir enerji sıkıntısı vardır ve bunun mazereti yok tur" diyordu. Y eni bakanımız sayın Baykal "önümüzdeki yıllarda daha çok enerji sıkıntısı çekilecektir" demişti. Bu değerlendirmeler gerçekçidir. Çünkü geçmiş yıllarda yapılmış yanlışlıklar sektörün teknik özelliğinden ötürü, etkilerini sürdürecektir.
Enerji durumunun ne olduğunu belirtmek için, izin ve rirseniz bir irdeleme yapmak istiyorum. Genel eatfji tü ketimi 1950 yılında 9.5 milyon ton, 1%0'da 16.4 ni l yon ton, 1970'de 28 milyon ton ve 1977 yılında 48.6 milyon ton taş kömürü eşdeğeri olmuştur. Hiç bir plan lamanın yapılmadığı, ekonominin başıboş bırakıldığı 1950 70 döneminde, gene 1.7 katında artış sağlanıyor. Bu örnekler, her iki dönemde de, enerjiye gereken öne min verilmediğini, sektörün doğal gelişmeye terkedildi ğini çarpıcı bir biçimde sergilemektedir.
Bilindiği gibi, ülkenin enerji düzeyini, en iyi biçimde kişi başına tüketilen genel enerji gösterir. 1976 yılı verilerine göre Türkiye'deki kişi başına tüketimi 100 kabul edersek dünya ortalamasının 322, gelişmiş kapitalist ülkelerin 9 6 7 , OECD ortalamasının 1022, AET'nin 723, emper yalist kapitalist bir odak olan Enerji Ajansının 8 3 1 , sos yalist ülkelerin 859 olduğunu görmekteyiz. Konuya kon trol açısından baktığımızda, bu birimin Bulgaristan'da 759, Y unanistan'da 3 3 2 , iran'da 2 1 5 , Irak'ta 113 ve Su riye'de 76 olduğu görülmekte ve Türkiye'nin yeri kolay ca saptanabilmektedir.
Türkiye'de bir genel enerji planlaması yoktur. Çıkar çev relerinin, dış güçlerin etkisiyle Türkiye dışa bağımlı ener ji modeline itilmiş ve bugünkü darboğazla karşılaşıl mıştır.
Teşekkür ederim. Buraya kadar yapılmış konuşmalardan enerji sorununun nelerden kaynaklandığı ve nelerin yapı lamadığı soruları yanıtlandı sanırım. Şimdi enerji savur ganlığı ve yetersizliğinin çözümlerine geçmeden önce, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Deniz Baykal'in kon grede yaptığı açış konuşmasından bir bölüm dinleyelim.
DENİZ BAY KAL:
"... Enerji yetersizliği, bir bakıma enerji savurganlığının bir fonksiyonudur, türevidir, onun bir sonucudur. Aynı şekilde enerji savurganlığı da bir ölçüde enerji yetmezli ğinden kaynaklanmaktadır. Karşılıklı etkileşim içinde olan iki ayrı değişken, içinde bulunduğumuz enerji soru nunu daha karmaşık hale getiren bir tabloyu birlikte oluşturuyorlar. Türkiye'nin enerji savurganlığından önce temel gerçeği enerji yetmezliğidir. Türkiye, sanayii alt yapısını harekete geçirebilecek, ülkenin tüm kesimlerinin
enerji istemine cevap verebilecek bir enerji üretimini gerçekleştirebilmiş değildir. Bugün ülkemiz nüfusunun yarıya yakın kısmı karanlıkladır. 1978 yılında Türkiye' de köylerde yaşayan nüfusun büyük bir kesimi hala dü zenli bir elektrik olanağına sahip kılınzmamıştır. Türkiye enerjisinin önemli sayılabilecek kısmını hala ticari olma yan unsurlardan el^e etme durumundadır. En israfil un surlardan enerji gereksinmesine cevap verme durumunda dır. Türkiye tezek yakmaktadır. Odun yakmaktadır. Ta rımın en değertthâmmaddesi olabilece, dışarıdan alınan çok değerli çok\^halı ham petrolden bir takım kimyevi prosesler sonucu elde edilebilecek gübrelerden daha de ğerli unsurlar ihtiva eden, doğal gübreyi Türkiye bir ener ji maddesi olarak kullanma durumundadır. Gene bir sa nayi hammaddesi olarak çok değerli yüksek bir verimle kullanılabiletek olan odunu Türkiye bir enerji maddesi olarak kullanma durumundadır. Bütün bunlar enerji ye tersizliğinin sağlıklı kaynaklardan enerji talebine cevap verebilecek duruma gelmemiş oluşumuzun sanıyorum sonuçlarıdır.
Yeni enerji kaynaklarını harekete geçirmek, ülkemizdeki enerji üretimini bir ölçüde onlardan sağlamak zorunda olduğumuz bir noktaya gelmiş bulunuyoruz. Yeni ener ji kaynakları derken, özellikle nükleer enerjiyi düşündü ğümü belirtmek istiyorum. Türkiye, 3. Genel Enerji Kon gremizin toplandığı şu sıralarda nükleer enerji konusun da önemli karaları uygulama noktasındadır, önümüzdeki haftalar içinde Türkiye'nin ilk nükleer santralı ihale edi lecektir..."
Evet, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Deniz Baykal'ı dinledik. Sayın Bakan, enerji sorununun enerji savurgan lığından önce enerji yetmezliğinden kaynaklandığını vurguluyor. Sorunun nasıl çözümlenebileceğine değini yor ve temelde çözüm için de, yanılmıyorsam, nükleer enerjiye bir an önce girilmesi gereğini savunuyor. Siz bu konuda ne dersiniz sayın Andaç?
Türkiye'de ilk radyoaktif mineral yatağını geliştirmiş bir jeolog olarak, sayın Bakan'ın nükleer enerjiden istifade etmek fikrine katılamıyorum. Türkiye'nin radyoaktif potansiyeli gerektiği ölçüde bilinmiyor. Pilot çapta sarı posta üretimi yaptığımız Köprübaşı Kasa mıntıkasında bile iyi bir jeolojik netiyece ulaşmış değiliz. Fakat Tür kiye'de bilinen 4400 ton U3Og rezervini aşabilecek ka pasite imkanı da vardır.
Karadeniz kıyılarında uranyum olduğu söyleniyor.
Efendim, Almanya'daki çalışmalarım sırasında ben bu konu ile özel olarak ilgilendim... Karadenizdeki uranyum deniz dibindeki alglere, bitkilere bağlıdır. 2000 metrelik derinliklerden bunların çıkarılması ve işletilmesi bugünkü teknik imkanlarımızla olanaksızdır. Ayrıca bu alglerin içindeki uranyumun zenginliği 20 ggm olarak tespit edil miştir. Yani bir tonluk bir kütleden 20 gram uranyum elde edilebilir ki, bunun iktisadi bir değeri yoktur.
Peki, sizce bunun dışında neler yapılabilir?
Bizim en büyük sorunumuz baraç ve bentlerden istifade etmememizden doğmaktadır. Bu Türkiye'nin kendi ola nakları ile yapabileceği bir iştir. Jeotermal enerji de yeni bir konudur. Nükleer santralın yapacağı işi tabiat bize fazlasıyla vermiştir. Türkiye'de büyük bir jeotermal po tansiyel vardır. Hidrolik ve jeotermal kaynaklardan ener ji üretmemiz gerekir.
Sayın Ültanır sizi dinleyelim. M.Ö.ÜLTANIR:
Türkiye'nin enerji sektörü kaynak, ekonomi, teknoloji ve yönetim açısından dışa bağımlıdır. Enerji sorununu çözümlerken dış bağımlılıkları arttırmadan genel enerji planlaması ülke ve halk yararına düzenlenmelidir... Kısa dönemde Türkiye enerji darboğazından nükleer santral larla değil hidrolik santrallarla çıkacaktır. Bence Türkiye 1995'lerden sonra bilinen birincil kaynaklar açısından bir açıklıkla karşılaşabilir. Türkiye uzun dönemde nük leer enerjiye adım atmak zorunda kalacaktır ve bu çağ daş gelişmeden kendini soyutlayamaz. Ama nükleer santrallar tuzağına düşürülmemeli önce ülkede bir tek noloji oluşturma ve kaynakları geliştirme yoluna gidil melidir.
Evet. Kısa , ana hatlarıyla sizi dinleyelim.
Sayın Bakanımızın, konuşmalarının ilk bölümünde vur guladığı sorunlar, savurganlık örnekleri yaygın olarak bilinen konular. Ancak konuşmaların son bölümünde belirtilen nükleer santral konusundaki görüşlere katıl mamız olanak dışı. Bugün nükleer santrallar belirli ülke
ELEKTRÎK MÜHENDİSLİĞİ 263 264
lerin tekelindedir ve bu santrallardan yapılan elektrik üretimi dünya elektrik üretiminin % 5'ini oluşturmakta dır. Ayrıca elektrik üretiminin genel enerji içinde yakla şık % 20 pay sahibi olduğu düşünülürse, nükleer sant rallarm ne kadar yeni olduğu kolayca anlaşılabilir.
Nükleer santrallara baktığımızda çoğunlukla yapımcı ül kelerde toplandığını görüyoruz. Çünkü kendi teknoloji leri. Üstelik bu ülkelerde alışılmış doğal kaynaklar yö nünden ciddi sıkıntılar da söz konusu, örneğin alışılmış kaynaklarını, ekonomik ölçekler içinde, tamamen de ğerlendirmiş olan isviçre'nin ortasına bizim Keban gölü nü koyduğunuzda, İsviçre diye bir şey kalmaz ortada.. Ama Türkiye'de böyle bir sorun yok. O halde Türkiye' de yapılagelen hidrolik santrallar pahalıdır propagandası yanlıştır ve belki de maksatlıdır.
Biz hidrolik, kömür gibi doğal kaynaklarımızı en çok % 8 oranında değerlendirebilmiş bir ülkeyiz. Nükleer santrallar da, bilinen hidrolik ve termik santrallarımıza göre 3 5 katı daha pahalı üretim yapmaktadır. Dolayı siyle gelişmiş ülkelerde nükleer santrallarm kurulmasına gerekçe yapılan konular, Türkiye'de tamaman geçersiz dir. O nedenle biz, elektrik mühendisleri olarak, öncelik le hidrolik kaynaklarımızın değerlendirilmesini, bunu sı rasıyla linyit ve bitümlü şist kaynaklarımızın ve diğer do ğal kaynaklarımızın takip etmesi gereğine inanıyor ve savunuyoruz.
Bu şekilde kendi doğal kaynaklarımıza yönelik program larda başarı sağladıktan sonra, ulusal potansiyelimiz ve alım gücümüz artacağı için, belki, çok daha fazlasıyla nükleer santrallar alabiliriz. Bu bakımdan nükleer sant rallarm bugünkü biçimiyle ihale edilmesinden, vaz geçil meli, bu konu ileri tarihlere ertelenmelidir.
EGÜNGÖRDÜ:
Sanıyorum ö. Ültanır bey de aynı şeyi söylüyor.
ö. ÜLTANIR:
Sayın Geçek'in konuşmasına bütünüyle katılıyorum.
Bunda bir anlaşmazlık yok.
Fakat sayın Güngördü burada birşeyi bilhassa vurgula mak isterim. Sayın bakan nükleer santralın hemen gele cek haftalarda ihale edileceğini belirttiler. Ben buna kar şıyım. Y oksa, bunun hammaddesini arayan bir uzman olarak elbette nükleer santral yapılmasını isterim. Ancak
Türkiye'nin bugünkü iktisadi şartlarına uygun değildir nükleer santral. Çünkü herşeyi ile dışarıya bağımlı ola caktır.
M. GEÇEK :
İzninizle Sayın Güngördü iki temel yanılgıya değinmek istiyorum. Deniliyor ki "nükleer santralı alırsak Türkiye' ye nükleer teknoloji girer." Hayır, girmez. Eğer işlet mecilikle teknoloji gelmiş olsa, bugün biz pilotlarımızla uçak sanayiini, şoförlerimizle motor sanayiini kurardık. Demek ki, bu yanlış. Bir de şu öne sürülüyor. "Ne ka dar önce alırsak o kadar ucuz almış oluruz." Bu da yan lış... Biliyorsunuz, elektronik teknolojisi en ileri tekno loji. 5 6 yıl önce 80 100 bin TL.ya satılan bir hesap ma kinası bugün 5000TL. dır. Teknolojide gelişme ve yay gınlaşma oldukça bir ucuzlama da beraberinde geliyor. Nükleer santrallar, yeni bir teknolojinin ürünü olduğuna göre, geliştikçe yaygınlaştıkça pahalı olma yerine ucuz layacaktır.
Sayın Güngördü, bir şey eklemek isterim Sayın Geçek'in konuşmasına. Türkiye'nin hidrolik ve termik kaynakları nı ele alarak bir değerlendirme yaptığımızda 1995'lere kadar herhangi bir kaynak açığı ile karşılaşmadığımız kesinkes ortadadır.
Evet, şimdi bu noktada sayın Tolga Y arman'ın görüşleri ni rica edelim.
Lütfen, bir nükleer mühendis olarak, arkadaşlarımızın değerli görüşlerini paylaştığımı kamuoyuna belirtmekle başlıyayım. Ancak sentezde, yani varılan sonuçta ayrı lıyoruz. Zaten bugünkü enerji sorunu, seçilen kalkınma modelinin bir fiyaskosu olarak özetlenebilir. Bunda petrol öncelikle rol oynamıştır. Şimdi nükleer enerji ile acaba bu fiyaskonun devamını oluşturmuyor muyuz? Bu hakikaten ters geliyor. Şimdi tartışmaya şunları ko yalım: talep projeksiyonu, tüketim denetimi, verilerdeki belirsizlik, üretimimiz çoğaltılamaz mı?... Bugün dünya enerji gereksinimini 2000 yıllarında karşılamak için nük leer enerjiden başka seçenek görülmüyor. Kamu kuruluş larımızın verileri eğer gerçekse doğal kaynaklarımız 1995'lerdeki talep projeksiyonunu karşılayamaz. Bu ne denle nükleer santrallar gereklidir.
Burada mevcut parasal sorun ortaya çıkmıyor mu?
Bu noktada tartışmaya zaman ve finansman sorunları gi riyor. Dünya Enerji Konferansı sonuçlarına göre, 1995' lerde dünya enerji darboğazına giriyor... Y alnız sayın Baykal'ı belki de hayli sıkacak bir soru atmak istiyorum. Acaba kredi olanakları bugün, bilmiyorum, nükleer sant ralları getirmemize olanak veriyorsa, şimdi nükleer sant ra) kurup daha sonra öz kaynaklarımızı değerlendiremez miyiz. Sayın Geçek'e katılıyorum. Nükleer santral getir mek, nükleer teknoloji getirmek değildir. Bölgesel işbir liği düşünülebilir. Ancak kredi hazırdır, nükleer santral kurulmalıdır.
Sayın Ültanır uzmanı olduğunuz bir konu var. Güneş enerjisi, öt e k i alternatifler yanında ne derece önemlidir.
Bir kez daha nükleer santral konusuna kısaca değinmek istiyorum. Uzun dönemde kimse nükleer enerjiye karşı değil. Ama gözü kapalı, birdenbire, nükleer enerjiye atıl manın doğru olmadığı endişesi var arkadaşlarımda... An cak Sayın Y arman ".. hazır bir kredi var, bunu nükleer santralda değerlendirelim" dediler, işte benim baştan beri vurgulamak istediğim dışa bağımlılık budur. 1 954' lerde Türkiye'nin hidrolik gizilgücü ortaya çıktıktan son ra, Dünya Bankası gibi kuruluşlar, Türkiye'nin öz kaynaklarını değerlendirecek santralların kurulmasına yeterince olanak tanımamıştır. O tuzağa bugün de düşmemeliyiz. Dünya Enerji Konferansı'nda da belirtil diği gibi nükleer enerji bir geçiş dönemi enerjisidir, 1990 yıllarından sonraki dönemlerde yaygınlaşacaktır.
Güneş enerjisine gelince, Türkiye'ye düşen güneş enerjisi kuramsal hesaplara göre 77 milyar ton petrol eşdeğeri gibi görkemli bir sayı oluşturmaktadır. Bu konudaki ça lışmaların 2 0 0 0 yıllarından sonra ekonomik olacağı gö rüşü ort aya çıkmaktadır. Bugün güneş enerjisinden su ve ev ısıtmak gibi pratik yararlanma ölçekleri ekonomik ol maktadır. Ancak bu konuya gereken önem verilmemekte ve kaynak ayrılmamaktadır. 4. Beş Y ı l l ı k Planda da gü ne enerjisi konusu ihmal edilmiştir. Tüm sorunlar genel enerji plânlamasının yokluğundan kaynaklanmaktadır. Bunların çözümü için gereken çalışma ve denetimlerin yapılması, Türkiye Enerji Enstitüsü gibi bir kamu kurulu şunun oluşturulmasına bağlıdır.
Vaktimiz çok azaldı, sayın konuklar, kısaca önerilerinizi almak istiyorum. Otuzar saniyeyi geçmesin.
Sayın Güngörde bir şeye değinmek istiyorum. Kongrede hem teknik hem de siyasal boyutlar ortaya konmuştur. Bu iki boyutun, özellikle enerji konusunda, bir arada alınması genel düzeyde iyi bir sentezin yapılması gerekli liği ortaya çıkmıştır.
Kendi imkanlarımızya yapabileceğimiz hidrolik baraj ve bentlerin yapılması, jeotermal gibi kaynaklara yönelin mesi gerekir. Değerli kömürlerimizin kimyasal ve ham madde özellikleri göz önünde bulundurularak enerji üre timinde israf edilmemelidir.
Sayın M. Geçek...
Çok kısa değineceğim Sayın Güngördü.. Arkadaşlarımı zın gayet güzel tanımladığı g i l i nOkleer enerji bir geçiş dönemi enerjisidir. Bugün petroldan elektrik üretimi nasıl savurganlık ise, Türkiye'de bugünkü nükleer santralların elektrik üretimi de aynı ölçüde savurganlıktır.. Bir de sa yın T. Y arman arkadaşımızın nükleer santral nereye er telenmeledir sorusuna bir öneri ile cevap vermek isterim. Ankara'da önemli ölçüde hava kirliliği söz konusu. Kamu kuruluşlarımız bu kirliliğe çözüm ararken, merke zi ısıtma sistemlerine ilişkin fizibilite etüdleri yapıyorlar ve tüm sosyalist ülkelerde ve kimi batı ülkelerinde kulla nılan bölge ısıtma santralları en ekonomik çözüm olarak görülüyor. Şimdi çok uzun vadeli böyle bir proje ele alır ken, değişik tipte bir nükleer santral düşünülebilir. Bili yorsunuz Ankara'nın yakın civarında yeterli miktarda kömür yok. Kömürü Ankara'ya taşımak ekonomik olma yabilir, zira bunun için gerekli bölge ısıtma elektrik santralının yıllık kömür ihtiyacı 15 20 milyon ton ola caktır. O nedenle, bugün tüm gelişmiş ülkelerde geliştiril me aşamasında olan Toryum Y akıt Çevrimli Y üksek Sı caklıklı Reaktörler alınarak hem elektrik hem de Anka ra'nın ihtiyacı olan sıcak su üretilebilir. Üstelik toryum rezervleri yönünden ülkemiz çok zengindir.. Söz konusu nükleer santral işte buna benzer bir amaç doğrultusunda ileri tarihlere ertelenmelidir.
Teşekkür ederim. Sayın dinleyiciler bir açık oturumu muz daha burada sona erdi. iy i akşamlar.