Elektrik Mühendisliği · Sayı 263 264 · Kasım-Aralık1978

TÜRKİYE 3. GENEL ENERJİ KONGRESİ

Enerji politikası, piyasa ve özelleştirme Haber ve etkinlik

Yıl
—
Sayfa
3
Okuma süresi
8 dk
Görüntülenme
0

Konu

Enerji politikası, piyasa ve özelleştirme

İlgili: Nükleer enerji, Oda ve TMMOB örgütsel yaşamı

Anahtar kelimeler

  • Türkiye 3. Genel Enerji Kongresi
  • Akkuyu Nükleer Santrali
  • TMMOB
  • enerji tutumluluğu
  • Deniz Baykal
  • merkezi planlama

Özet

20-23 Kasım 1978'de Ankara'da düzenlenen Türkiye 3. Genel Enerji Kongresi'nde nükleer santral, enerji tutumluluğu ve enerji planlaması tartışılırken, TMMOB ve EMO temsilcilerinin Akkuyu nükleer santral kararına ve mevcut enerji politikalarına yönelik eleştirileri aktarılıyor.

Tam metin

Metin PDF'ten otomatik çıkarılmıştır; tablo, şekil ve formüller eksik ya da hatalı olabilir. Özgün dizgi için PDF'e bakın.

ELEKTRIK MÜHENDISLIĞI 263 264

Türkiye

3. Genel Enerji Kongresi

Türkiye 3. Genel Enerji Kongresi, 20 23 Kasım tarihleri arasında, Ankara'da DSİ konferans salonunda yapıldı. Kongreye, çeşitli kamu kuruluşlarından, üniversite, aka demi ve yüksek okullardan, TM M OB ve bağlı odalardan 9 9 6 delege ve konuk katıldı. Delegeler dört gün boyunca teknik oturumları ve açık oturumları ilgiyle izlediler. Öyle ki, kongre, gösterilen ilgi açısından son zamanların en başarılı kongrelerinden biri oldu. Y ine de istenilen, uğrunda çaba gösterilmesi gereken amaca ulaşılamadı. Türkiye 3. Genel Enerji kongresi, enerjiye ilişkin çeşitli konuların halk m çıkarları doğrultusunda sonuçlara ula şan bir teknik forum niteliğine dönüşemedi. Birçok ya rarlı tartışma, kongrede ağırlık kazanan ekonomik poli tik görüşler, teknir önermeler kamuoyuna aktarılamadı, ya da yetersiz aktarıldı. Böyle olmasının bazı nedenleri vardı kuşkusuz. Bu nedenleri, kongrenin öyküsü diyebile ceğimiz bu yazımızda anlatmaya çalışacağız.

Kongre, 20 Kasım sabahı, 1 0 . Dünya Enerji konferansı ve Türkiye 3. Genel Enerji Kongresi organizasyon grubu başkanı Sn. A l i Galip Mutdoğan'ın açış konuşmasıyla başladı. Daha sonra Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Sn. Deniz Baykal yaptığı konuşmada, kongrenin, ülkemizde ki enerji bunalımının çelişen iki gerçeğinden, enerji üre timi yetersizliği ve enerji savurganlığı gerçeklerinden hangisinin temel olduğunun tartışılmasını istedi. Sn. Ba kan, kendi görüşüne göre enerji üretimi yetersizliğinin te mel gerçek olduğunu da belirttikten sonra, nükleer ener ji ve nükleer santral konusundaki görüşlerini dile getirdi. Nükleer teknolojinin Türkiye'ye daha fazla gecikmeden girmesi gerektiği, bu amaçla da, 1986'da işletmeye açıla cak 6 0 0 M W gücündeki ilk nükleer santralın, Akkuyu'da kurulmasına karar verilip, bugünlerde ihale aşamasra ge lindiği anlatıldı. Sn. Bakan, "Nükleer santral Türkiye'de kurulacaktır!" dedikten sonra, kongreden, söz konusu santralın kuruıup kurulmayacağının tartışılmasını da is tedi. Açıktır ki, kongreden istenen, alınmış bir kararın onay lan maşıydı.

Kongre boyunca, odamız, TMMOB.'ye bağlı diğer odalar la, yurtsever teknik elemanlar ve bilim adamları ile birlik

te, yıllardır dile getirdikleri doğruları yineleyerek, nükle er santral konusundaki bu oldu biriye karşı çıktılar. Kongrenin ilk günkü teknik oturumunda 30 bildiri tartı şıldı. Alışılmış enerji kaynaklan başlığı altında toplanan bildirilerin 12'si nükleer enerji ve uranyum kaynakları ile ilgili iken ancak 7 tanesi kömür, 2 tanesi petrol, 3 tanesi de su kaynakları ile ilgiliydi. Böylece, ilk günkü tartışma lar ister istemez nükleer enerji konusunda yoğunluk ka zandı. Nükleer enerji santralı yanlısı konuşmacılar, nükle er santralların teknik erdemlerini ardarda sıralarken, ge nellikle, hiçbir ekonomik ve politik tabana oturmayan si yasal tercihleri, bütçe kısıntılarını, diğer ekonomik ko şulları gözardı eden, "nükleer santral derhal kurulmalı dır" savını savundular. Sorunu, "nükleer teknoloji nasıl gelsin" biçimkıde ele alan baa değerli konuşmacılarda, nükleer santral kuruluşundaki oldu bittiye karşı çıkma dılar.

ilk günkü tartışmalarda İTÜ öğretim üyelerinden Sn. Prof. Dr. Kazım Çeçen'in biriktirmesiz su (kanal) sant rallarında kısa zamanda kendini ödeyen yatırımlarla sağ lanan enerji tüketimi artırımı konusundaki çalışmaları ve önerileri, Ege Üniversitesinden Sn. Prof. Dr. Ünalöziş'in kısaca, "akan sü, daha sonra yerine konması mümkün ol mayan bir enerji kaynağıdır" diye özetleyebileceğimiz belirlemesi ve önerileri, su kaynaklarımıza ilişkin somut, yararlı çalışma ve öneriler olarak göründü.

Kongrenin ikinci günkü teknik oturumunun konusu ener ji kullanımı ve tutumluluğuydu. Konuşmacılar tarafın dan geliştirilen ve bazıları birbirleriyle çelişen görüş ve önerilerinden göze çarpan bazılarını şöyle sralayabiliriz.

Enerji tutumluluğunun doğru bir tanımı yapılmalıdır. Sanayi projeleri Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığın ca, tüketimde tutumluluk açısından denetlenmelidir, Akaryakıt taşımasında NATO boru hatları kullanılma lıdır, Tüketim sanayii için enerji üretimini artırmayalım önerisi doğru değildir. Konutlarda enerji kayıpları en aza indirilmelidir, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının konutlarda ısı kayıplarının önlenmesine ilişkin yönetmeliği uygulan malıdr, Linyit metalürji sanayiinde kullanılmalı, kazanlarda yakılmamalıdır, Kitle ulaşımına ağırlık verilmeli, elektrikli demiryolu taşımacılığı gibi özgül enerji tüketimi az olan yöntem ler uygulanmalıdır, Karayolu taşımacılığında petrol yerine etanal (etilal kol) kullanılmalıdır, Açık çevrimli gaz türbinlerinin verimi artırılabilir, Tutumluluk bilinci topluma kazandırılmalıdır, Petrol yerine linyit ikamesi için sunum güvenilirliği sağlanmalıdır, Konutlarda güneş enerjisi kullanılmalıdır.

TMMOB ve bağlı odaların konuya ilişkin görüşleri ise kı saca şöyle dile getirildi:

"Enerji kullanımında tutumluluk, aynı işi daha az enerji kullanarak yapmak olarak tanımlanabilir. Oysa, bu tanım bugüne değin kabaca enerjiyi daha az kullanmak biçi minde yapılmış, ülkemizin önemli bir bölümü karanlık tayken yoksul halkımız, çarpık kapitalist üretim için ye terli enerjiyi bulamayan sermaye sahipleri adına, elektrik enerjisini kullanmaktan vazgeçmeye çağrılmıştır. Sanayii tüketim mallarına yönelik, montajcı yapısını korudukça, konutlarda, ısı kayıplarını önleyici yönetmelikler yaşama geçirilip, gerekli yeni düzenlemeler yapılmadıkça, petro le dayalı karayolu taşımacılığı ve özel oto sahipliği kö rüklendikçe savurganlık, gelişigüzel ve plansız tüketim kaçınılmazdır."

İkinci günün öğleden sonrasında delegeler ilginç bir açık oturum izleme olanağı buldular. Korkut özal, İhsan Ka raağaç İt, Neşet Akmandor, Muammer Aksoy ve M. Tan ju Akad'ın konuşmacı olarak katıldığı oturumu ODTÜ öğretim görevlilerinden Sayın Halim Doğrusöz yönetti. Oturum başkanı, tartışılması gereken enerji sektörünün temel öğelerini;

Kurumsal yapı Birincil ve ikincil enerji kaynakları Birincil enerji türleri dağılımı, bileşimi Finansman Enerji tüketim ilkeleri, öncelikler sorunu, tüketim adaleti ~ Enerji satış fiyat politikası, vergilendirme Teknolojik yapı, üretim araçlarının temini Sektörierarası ilişkiler, etkileşimler Uluslararası ilişkiler, ticari ilişkiler olarak sıraladı. Ne var ki konuşmacılar sorunları, biraz da konuşmacılardan bazılarının niteliğinden ötürü politik düzeyde tartıştılar. Teknik, ekonomik irdelemelere za man ayıramadılar. Bu yüzden, tartışmaların sorunları kavramakta, yararlı sonuçlara varmakta yetersiz kaldığı söylenebilir. Bu arada sorunun özünü kavrayamayan yak laşımlar, bugünkü bunalımın beceriksiz, seçmeni kandr ma kararları alan politikacıların eseri olduğunu ileri süren görüşler, oturumun sürükleyici havasında gözden kaçtı. Daha sonraki günlerde TMMOB adına söz alan konuşma cılar, bu tür çarpılmalara dikkatleri çekerek, "politikayı ayrı bir nesne, ayrı bir meslek gibi göstermeye çalışanla rın, gerçekte kitleleri bu olgunun pasif bir izleyicisi duru muna düşürmeyi amaçladıklarım" vurguladı. Çok açıktır ki, ülkemizin içinde bulunduğu çözümsüz durum politi kacıların değil, akıllıca ve acımasızca uygulanan politika ların eseridir. Yıllardır, ülkemizde emperyalizmin, onun uluslararası tekellerinin sömürü ve soygun politikaları, bu bize benzemediği, fakat bizden ayrı bir varlık olduğu ileri sürülen politikacılar eliyle ustalıkla uygulanmıştır.

Bir konuşmacının, ülkemizin hiç bir alanda bağımsızlığı na sahip olmadığı, emperyalizmin bir yeni sömürgesi ol

ELEKTRİK MüHENDİSLÎĞt 263 264

duğu, sorunun, halkın denetiminde merkezi planlamadan başka bir çözümü olmadığı yolundaki sözleri üzerine de, bu kez bağımsızlık kavramı kaba bir çarpıtmaya uğradı. Giderek bağımlılığın bir kusur değil, bir mecburiyet ol duğu, Japonya'nın enerjisinin % 87'sini ithal ettiği örnek verilerek söylendi. Bağımlılık salt ticari ilişkiler biçimine indirgenerek, bunun da oldukça doğal olduğu anlatılma ya çalışıldı. Bağımlılığın bir siyasal sonuç olduğunu, I M F, Dünya Bankası gibi uluslararası kuruluşlar hergün yeni bir siyasal koşul dayatırken, tüm emekçiler giderek daha da yoksullaştırılırken görememek, anlayamamak için, bağımlılığın gerçekten doğal olması gerekir kuşku suz. Türkiye'yi bu hale getirenin 1 9 6 1 Anayasası olduğu nu, sağ sol çatışması içinde en iyi biçimde sömürüldüğü nü söyleyenlere, sağ sol çatışması olmadığını, halka yö neltilen saldırıların, emperyalizmin saldırı ve soygun planlarının yalnızca bir parçası olduğunu anlatmak ger çekten zor. Ulusal bir enerji politikası yapılmadığını, mukaddes serbest rekabet hakkının dış bağımlılıktan ön ce gözetildiğini, Abu Dabi'nin kabul etmediği petrol ka nununun ülkemizde yürürlükte kaldığını, suni petrol ihti yacı yaratıldığını, dış finansman sağlanırken siyasal şart lar altına girildiğini söyleyen bir değerli konuşmacı da tüm bunlara karşın hükümetlerin egemen güçlerin elinde olmadığını ileri sürdü. Böylece açık oturum, oturum baş kanının başlangıçta çizdiği çerçeveye hemen hiç girilme den, ağırlıkla politik tartışmalarla, tahmrı edilebileceği gibi güzel bir fıkrayla son buldu. A ç ı k oturumdan çıkar mamız gereken sonuçlardan biri de, bağımsızlık sözcüğü nün giderek her türlü çarpıtma ve yozlaştırmaya açık bir slogan haline dönüşmesine engel olmak için, ekonomik politik içeriğini açarak, yanıltıcı soyutlamalara karşı çık mak. Bağımlılık bir ticari ilişki değil, bir siyasal sonuçtur ve bağımsızlık halkımız, ilerici, yurtsever teknik eleman lar ve bilim adamları için uğrunda savaşılması gereken bir mücadele hedefidir. Bu mücadele de kuşkusuz bir si yasi mücadele, bir iktidar mücadelesidir.

Kongrenin üçüncü gününde " Enerji konusundaki genel sorunlar" tartışıldı. Konuşmacıların bir bölümü, talep bastırılmasının kalkınmayı ertelemek demel^ olduğu, enerji darboğazının sorumlusunun yetkili kuruluşlar olup, TE K ' i n ne ben yaparım ne de başkasına yaptırırım politikası güttüğünü, imtiyazlı şirketler kurulması gerek tiğini, belediyelerin TEK'e devredilerek, TEK'in holding hale getirilmesini savundular.

Odamız ve TMMOB'ye bağlı diğer odalar, talebin, tüke t i n malları üreten, montajcı sanayinin talebinin kısılması anlamında yönlendirilmesi gerektiğini, bugünkü planla manın bütçe kısıtlamalarını gözönüne almadığını, 30 50 aya varan gecikmelerin, üretim kayıplarının bütünsel bir ener/i planı ve merkezi planlama ile önlenebileceğini, im tiyazlı şirketlerin ayrıcalıklarına son verilmesi gerektiğini teknik, e k o n o m i ve politik önermelerle dile getirdiler.

ELEKTRİK MÜHENDİSLİĞİ 263 • 264

Nükleer santralın yakın plan hedefleri içine giremeyece ği, finansman, teknoloji ve siyasi alanlarda getireceği dar boğazlar açılarak, enerji bunalımına çözüm olamayacağı kanıtlanarak anlatıldı, ö y l e ki, nükleer santralı savunan lar, nükleer enerji için "gerekli rezervler boldur, ekono miye doğal olarak girer, temizdir", kısaca, "nükleer ener ji i y i d r " demekten öte, herbiri kolaylıkla çürütülebilen belirsiz irdelemelerden başka hiçbir teknik, ekonomik politik yaklaşım getiremediler. T M M O B görüşleri ve öne rileri değerli bilim adamları ve teknik elemanların da kat kısıyla kesin bir ağırlık kazandı.

Böylece, egemen çevreler için, kendilerine uymayan gö rüşleri benbıseyen, alınan yanlış kararları onaylamayan kongrenin kamuoyuna duyurulması, beliren görüşlerin kamuoyunda en geniş biçimde tartışmaya açılması için bir neden kalmadı. Kongrenin üçüncü günü, öğleden sonra yer alan açık otu ruma, Merih Celasun'un başkanlığında Y avuz Çizmeci, Kutlu Doluca, Tuğrul Erkin, Erhal Işıl ve Mustafa özyü rek katıldılar.

Konuşmacılar, genel olarak bugünkü darboğazın temel nedeninin enerji planlamasının oluşturulamaması oldu ğunu, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının beklenen umutları politik nedenler ve idari feodalizm yüzünden boşa çıkardığını, örgütler arasında uyum sağlanamadığı nı belirttiler.

Değinilen diğer önemli noktalar tüketimin talep varsayıl ma yanılgısı, kaynak, dış para sorunları, personel kanu nundaki aksaklıklar, yönetimdeki istikrarsızlıklardı.

Odamız istanbul Şubesi Y önetim Kurulu üyesi Y avuz Çizmeci, soruna bir elektrik mühendisi, bir yurttaş ola rak baktığını, plansızlığın, politikasızlığın sorumlusunu bulmak gerektiğini, genel olarak halkın çıkarları doğrul tusunda bir enerji politikası olmadığını söyledi. Tahmin lerin gerçekçi olmadığı gibi, tahminler ölçüsünde gerçek leşme yapılamadığından, ülkede yeterli bilgi birikimi ve teknik eleman olduğundan söze dere k, Türkiye'nin Ulus lararası Enerji Ajansında bulunmasının sakıncalarını an lattı, istihdam politikasına yanlışlığını vurgulayan Çiz meci, çalışanların grevii toplu sözleşmeli sendikal hakla ra kavuşmasının ve yönetime katılmasının gerekliliğini belirtti. Dördüncü günkü teknik oturumun konusu alışılmamış enerji kaynakları idi. Alışılmamış enerji kaynaklarından özellikle güneş üzerinde duruldu. Güneş enerjisinin su ve konut ısıtmasında kullanılabileceği, gerekli bilgi biri kimi ve teknolojinin var olduğu, güneş enerjisinden a k t if ve pasif yararlanma yöntemleri anlatıldı. Y atırım maliye t i n * çok düşük olduğu ileri sürüldü.

T M M O B adına söz alan bir konuşmacı, güneş enerjisinin nasıl ve kimler tarafından kullanılacağı sorununa değin di.