Elektrik Mühendisliği · Sayı 388 · 1992 / 4

ÜLKEMİZDE BİLİŞİM TEKNOLOJİLERİ ARAŞTIRMA POTANSİYELİ

Yurdakul Ceyhun, Ufuk Çağlayan

Bilgisayar, yazılım ve internet Teknik / bilimsel makale

Yıl
1992
Sayfa
3
Okuma süresi
8 dk
Görüntülenme
0

Konu

Bilgisayar, yazılım ve internet

İlgili: Sanayi, teknoloji politikası ve kalkınma, Mühendislik eğitimi

Anahtar kelimeler

  • bilişim teknolojileri
  • AR-GE
  • elektronik sanayi
  • yazılım mühendisliği
  • işgücü
  • telekomünikasyon

Özet

Türkiye'nin bilişim teknolojileri alanındaki araştırma-geliştirme potansiyeli üniversiteler ve sanayi verileri üzerinden değerlendirilerek, gereken işgücü büyüklüğü ve izlenmesi gereken strateji önerileri sunulmaktadır.

Tam metin

Metin PDF'ten otomatik çıkarılmıştır; tablo, şekil ve formüller eksik ya da hatalı olabilir. Özgün dizgi için PDF'e bakın.

1. GİRİŞ

ÜLKEMİZDEKİ BİLİŞİM TEKNOLOJİLERİ ARAŞTIRMA POTANSİY ELİ

Türkiye'nin bilişim kapsamına giren konulardaki araştırma geliştirme potansiyeli belli varsayımlar ve yaklaşımlar sonucu belirlendikten sonra, gerekli strateji ve işgücü gereksinimine değin görüşler öne sürülmüştür.

After Turkey's research and development potential in the fields ıvithin the context ofinformation technologies is estimated under certain assumptions and approximations, further needs in man povuer and some hints in strategy is proposed.

B İR SÜREDİR Bilgi Devrimi sonucu doğan Bilgi Toplu mundan ve bu toplumu oluş turan Bilişim Teknolojilerin den söz edilmektedir. Bilişim Tek nolojilerinin buluşbelgesi, telif hakla rı, gizli üretim yöntemleri v.b. ne denler yüzünden kolaylıkla satın alı namayacağı, bu teknolojilerin ancak ve ancak yerli araştırma geliştirme çalışmaları sonucu kazanılabileceği bilinmektedir. Ancak ülkemizin bu konudaki potansiyeli gerçekçi bir açıdan henüz incelenmemiştir. Kimi kurumlarımızın yayınladığı sonuçla rın özü yansıttığına inanmıyoruz. Örneğin bir öğrenim kurumumuz dan mezun olan bir öğrencinin dip lomasında Bilişim Teknolojilerinin kapsamına giren bir unvan yazılı ol sa bile, o kişinin bu teknolojilerde araştırma yapabilecek becerileri ka zanmamış olduğu pek çok somut örnekten bilinmektedir. Bu yazıda, herhangi biçimsel oir sormacaya (formal ankete) başvurmadan, sa nayi ve üniversitedeki çevremizi in celeyerek gözlemlerimizi dile getir meyi amaçladık. Burada vardığımız sonuçlar + 100 % yanılgı payı da içerebilir. Buna karşın, yine de daha sağlıklı çalışmalara ışık tutabilece ğinden dolayı yayınlanmasında ya rar görmekteyiz.

2. BİLİŞİM TEKNOLOJİLERİNİN TANIMI

Bilişim Teknolojileri bağlamında bilgi (information), konuşma, metin, resim, kaliteli ses, hareketli görüntü ve benzeri biçimlerde bulunmakta dır. Bilişim Teknolojileri; bilgi ile tişimi, işlenmesi ve saklanması teknolojilerini kapsar ve altyapısını bugünün elektronik, iletişim ve bilgisayar teknolojileri oluşturur.

3.ÜNİVERSİTELERİMİZİN DURUMU

Y urdakul CEY HUN* Ufuk ÇAĞLAY AN"

'Teletaş İSTANBUL "Boğaziçi Üniversitesi IS TANBUL

Ülkemizde, çok büyük bir bölümü eğitimlerini Türkiye'de yapmış, 20.000 dolayında Elektrik, Elektro nik ve Bilgisayar Mühendisi bulun maktadır. Bu mühendislerimizin, diplomoları Türkiye'den olanları, 16 değişik üniversitemizin, 28 çeşitli bölümünde eğitimlerini yapmıştır. Yılda 2500 3000 öğrencinin alındığı bu bölümlerde, ancak 1000 dolayın da öğrencinin Bilişim Teknolojilerin de ya da ilerde bu Teknolojilere yönlendirilebilecek bir eğitim aldığı söylenebilir. Ne var ki, Bilişim Tek

nolojilerinde araştırma yapacak yete nekte eğitilmiş ve yeterli düzeyde bir yabancı dil bilgisi ile mezun alanların sayısının ise yılda 300'ün üzerinde olacağı bile söylenemez.

Bu aşamada gerçekten içten bir öze leştiri yapmalıyız. Yılda 300 mezun veren bu kurumlarımız gerçekten bu kişileri eğitiyor mu, yoksa örneğin sıradan liselerimizden mezun olma yıp da, özel dersane v.b. çabalarla yetiştirilen ve de 800.000'i aşkın lise mezunu arasından seçilen bir kaç yüz olağanüstü öğrenciye bilgi mi depolanıyor?

Üniversitelerimizin Bilişim Teknoloji lerindeki araştırma potansiyeline ge lince, 28 üniversitemiz içinde ancak 6 7'sinin böylesi araştırma projelerini yürütecek birikimi olduğunu söyleye biliriz. Dahası bu nitelikte araştırma yürütebilecek, ilgili konuda doktora yapmış ancak 30 50 öğretim üyemiz olduğunu sanmaktayız. Bu öğretim üyelerimizin gerekli araştırma grupla rını kurabilmek için bulabilecekleri araştırma asistanı sayısı ise 100 200 kişiyi geçmeyecektir. Ne yazık ki, öğretim üyelerimizin aşırı ders yükü ve benzeri daha başka etkin likleri, yukarda iyimser diyebilece ğimiz rakamların bile gerçekleş mesini olanaksız kılacaktır.

4. SANAY İİMİZİN DURUMU

1990 rakamları ile yılda 2000 Milyon $'lık üretim yapan Elektronik Sanayi mizin içinde telekomünikasyon üreti mi ancak 462 Milyon $'lık bir pay ala bilmiştir. Bunun dışındaki üretimin çok büyük bir bölümü tüketim elekt roniğine ayrılmıştır. Ancak bu sektör deki AR GE harcamalarına baktığı mızda, inanılması güç bir gerçek ile karşılaşmaktayız. 462 Milyon $'lık te lekomünikasyon üretimi 20 Milyon $'ı (%4.3 ü) AR GE giderlerine ayır mışken, (bu giderlerin ne kadarının Bilişim için yapıldığı tartışmasına gir meden) Elektronik Sanayiinin diğer bölümlerini incelediğimizde, kayda değer bir AR GE yatırımdan söz edi lemeyeceğini görmekteyiz. Neresin den bakarsak bakalım, oldukça iyim ser bir kestirim ile bile geri kalan sektörlerdeki AR GE yatırımları 5 Milyon $'ı (%0.25'i) geçmeyecektir.

Elektronik Sanayiimizde başı çeken kuruluşlarımızın bir bölümüne ilişkin AR GE yatırımları ile ilgili 1991 de ğerlerine göre aşağıdaki dökümü ve rebiliriz:

PTT ARGE TÜBİTAK MAM EAÜ TÜBİTAK TAEAGE TELETAŞ NETAŞ ASELSAN BEKO VESTEL SAVRONİK

ÇALIŞANLAR

MÜHENDİS

TOPLAM

ARGE GİDERLERİ

?

? ?

32 MİLY AR TL 52 MİLY AR TL 70 MİLY AR TL 14 MİLY AR TL

8 MİLY AR TL ?

Yukarıda verdiğimiz rakamlar, kesin olmamanın ötesinde belirtilen bu iş gücünün ve yatırımın yüzde kaçının gerçekten AR GE diye tanımlayaca ğımız bir etkinlikte kullanıldığı ayrı bir tartışma konusudur. Kaldı ki, yu karıda sıraladığımız bu 9 kuruluşu muz, hiçbir biçimde tüm sektörü de kapsamamaktadır. Yukarıdaki veri ler bize 700'ü mühendis yaklaşık 1000 kişinin bu alanda çalıştığını söylemektedir. Bu değerleri tüm Tür kiye'yi kapsaması için % 50 arttırıp, içinden gerçek AR GE çalışanlarını ayıklamak için % 50'sini alırsak; 500'ü mühendis toplam 750 kişilik

bir İşgücü çıkacaktır. 60 milyonluk Türkiye'nin elektronik alanında çalı şan gerçek AR GE gücü en iyimser biçimde budur. Dahası diğer alanları incelersek, bunun çok daha altında görüntülerin karşımıza çıkacağına kesin gözü ile bakmaktayız. Öyleyse ne yapmalı?

Kimi yerlerde sorulan ilginç bir soru vardır; diyelimki siz bir komutansınız ve A, B, C cephelerinde savaşıyor sunuz. A cephesinde durum kötü, B cephesini idare ediyorsunuz ve C cephesinde durum iyi ve tam bu sı rada yeni bir destek birliği geldi, bu birliği nereye sürersiniz? Doğru ya

226 388 E L E K T R İ K MÜHENDİSLİĞİ

nıt, en iyi olduğunuz C cephesine sürmektir. Konumuza geri döner sek, Türkiye'nin AR GE stratejisi, en iyi olduğumuz gözüken elekt ronik alanına tüm gücümüz ile yüklenmek olmalıdır.

5. BİLİŞİM ARAŞTIRMALARI NE BOY UTTA BİR İNSAN GÜCÜ GE REKTİRMEKTEDİR?

Sanayi Devrimi ile Bilgi Devriminin arasındaki ilginç bir ayrılık, Sanayi Devrimi, sonrası gelişmelerin büyük bir gizlilik içinde sürdürülmesi (sana yi casuslukları), patentler ve telif hakları vb., önlemler alınması, daha sonra da ortaya çıkan uyumsuzluk ların giderilmesi için standartların hazırlanması yolunda idi. Oysa Bilgi Devrimi olabildiğince bir açıklık poli tikası izlemektedir. Her ne kadar gü nümüzde patent, telif v.b. hakların tartışılması sürdürülmekte ve özellik le iletişim ve bilgisayar sanayiinde büyük sorunlara neden olan AT & T, IBM, DEC v.b. firmaların de facto standart uygulamaları gözlenmekte ise de, yenilikler çeşitli uluslararası platformlarda olabildiğince ayrıntıla ra inen standardizasyon çalışmaları bağlamında gelişmektedir.

Bu durum, teknolojiyi kazanmak is teyen ülkelerin böylesi flatformlarda yalnız gözlemci değil etkin katılımcı olarak da görev almalarını zorunlu kılmaktadır. Daha açık bir deyişle CCITT, ETSI V.D. uluslararası ya da bölgesel kurumların çeşitli teknik ve altteknik komitelerinde, çalışma gu ruplarında belli bir teknik kadronun etkin katılımı gerekmektedir. Örne ğin yalnızca ETSI'nin 60 dolayında çalışma grubu bulunmaktadır. Her çalışma gurubu için 10 kişilik bir ekip düşünürsek, ve ETSI'ye benzer 5 kuruluş olduğu varsayımı ile 3000 dolayında teknokratımızın dış dünya ile organik bağlar içine girmesi ge rektiği ortaya çıkar. Bu kişiler üniver sitelerimizde, TBTAK, TSE, DPT, TRT PTT v.b. kurumlarımızda ve de bu alanda çalışma yapan sanayi mizde çalışanlar olmalıdır.

En azından, böyle bir teknokrat top luluğun eşgüdümünü sağlamak için Devletin kendi içinde bir yeniden ya pılanmaya gereksinimi vardır. Bu ki şilerin, teknik bilginin ötesinde, en azından İngilizce dilinde çok uluslu çalışma gruplarını yönlendirebile cek, yazabilecek, konuşabilecek v.b.

yetenekte eğitilmiş olmalarını söyle meğe gerek olduğunu sanmıyoruz.

Bilişim ürünleri yazılım ağırlıklıdır. Bu yazılımların boyutu ve gerektirdi ği işgücüne ilişkin birkaç rakam ver menin yararlı olacağı kanısındayız. Y aptım oldu, yazdım çalıştı mantı ğını bir yana bırakıp, yazılımı olması gerektiği gibi oluşturmaya çalışırsak, bir yazılım mühendisinin günde orta lama 5 20 komut yazabileceği kura lını unutmamız gereklidir. Her ko mut, bir dizi belgelendirmeyi gerek tirmektedir. Eğer bu belgelendirme yapılmaz ise, söz konusu ürün çalı şabilir ya da çalışamayabilir. Çalışa mama olasılığının getireceği maliye tin boyutları düşünüldüğünde, bu ris kin göze alınmadan, belli kurallara uyulmasının gerekliliği açıkça ortaya çıkacaktır. Başka bir gerçek ise ör neğin 500 2000 abonelik, bir sayısal santralın 1 Milyon dolayında komut tan oluşan bir yazılım çalışması ge rektirdiği gerçeğidir. Bu verilerden şöyle bir genelleme yapsak çok mu gerçek ötesi oluruz?

Türkiye'nin Bilişim Devrimini yaka layabilmesi için yılda en az 10 50 Milyon komuttan oluşan yazılım pro jelerini gerçekleştirmesi gereklidir. Bir kişi günde yaklaşık olarak 10 ko mut ya da yılda 2000 (200 iş günü) komut yazabilir. Yılda 10 Milyon ko mutun üretilmesi ise 5000 yazılımcı gücü demektir. Demek ki Türkiye, neresinden bakarsak bakalım böyle bir atak için ortalama 10000 kişiyi is tihdam etmek zorundadır.

Bu çok "olsa olsa yöntemine" dayalı kestirimler bize, var olan EMO üye lerimizin en az % 50'si kadar, yeni bir işgücünün yetiştirilmesi gerektiği ni göstermektedir. Bu iş gücü Bilişim Teknolojilerinin kazar.İmasında ve üretilmesinde gerekli olan sayıdır. Bu teknoloji ürünlerinin kullanımı ise, bu ürünleri geliştiren işgücünün en az 3 4 katı sayıda bir işgücünün daha üretilmesi (bu nitelikte olmasa bile) demektir. Bu sayılar bize 50 60 Milyonluk bir ülke için 50 60 bin kişi lik bir Bilişim Beyin Gücü gerektiği gibi çok yuvarlak rakamlar vermek tedir ki, bu da aşağı yukarı Bilişim Toplumları için öngörülen oranlardır. Öyleyse sorun, var olan Elektrik Mü hendisleri Odası üyelerinin kısa bir sürede yukarıda sıraladığımız nite likte kişilerle nasıl 2 3 katına çıkarı

lıp, bu işgücünün nasıl istihdam edi leceğidir.

Önce şunu ortaya koyalım, ESID Raporu'nda, neden Bilişim Toplumu olmamız gerektiği ayrıntılı biçimde açıkanmıştır. Dolayısı ile böyle bir atılım yapmalı mıyız yoksa yapma malı mıyız diye bir soru sormamalı yız. Geleceğimiz, bu atılımı yapma mıza bağlıdır. Aslında bu atılım ka rarı alındıktan sonra nasıl yapılaca ğını, neler yapılmamalıdırları sıra layarak kolayca görebiliriz. Şöyle ki:

Üniversiteye girmek isteyen 800.000 öğrencinin bir bölümünü dışlayıp büyük bir bölümünü yarın diplomalı işsiz olacakları eğitime yönlendirmemeliyiz.

Yurt dışına doktora v.b. burslu öğ renci yollamak yerine yurt dışından öğretim üyesi getirterek belli konu larda üniversitelerimizin kısa sürede atılım yapmasını sağlamalıyız

Devlet ihalelerinde ve yatırım larında belli bir ulusal politika iz lenmelidir.

Türkiye 1950'lerin ——— " ——— —— — Türkiyesi değildir.

Türkiye 1950'lerden bu yana pek çok deneyim geçirmiştir.

Örneğin, yeni üniversite kurma ça bası ile değişik yöntemler izlenmiş tir. Kimi yöntemler olumlu sonuç ver miş, kimileri ise olumsuz sonuç ver miştir. Örneğin ODTÜyi BİLKENTİ kurabilen Türkiye, başka pek çok ay nı düzeyde yeni üniversiteyi kurama mıştır.

Örneğin HAVELSAN'I kuramayan Türkiye, beri yanda ASELSAN'I, TE LETAŞ'I kurabilmiştir.

Demek ki Türkiye, yeni politikalar araştırmak yerine, geçmiş deneyim lerini gerçekçi bir açıdan değerlendi rip, başarılı olduğu politikaları, deği şen koşullara uyarlayabilir ise, başa rılı olmaması için hiç bir neden yok tur.