Elektrik Mühendisliği · Sayı 456 · Nisan 2016
PARİS İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ ANLAŞMASI COP 21 VE TÜRKİYE
Çevre ve iklim Görüş ve değerlendirme
- Yıl
- 2016
- Sayfa
- 4
- Okuma süresi
- 9 dk
- Görüntülenme
- 0
Konu
İlgili: Elektrik üretimi ve santraller, Enerji politikası, piyasa ve özelleştirme
Anahtar kelimeler
- Paris İklim Anlaşması
- COP21
- INDC
- sera gazı emisyonu
- kömür santralleri
- EÜAŞ
Özet
Yazar, Paris İklim Değişikliği Anlaşması (COP21) çerçevesinde Türkiye'nin sunduğu Niyet Edilen Ulusal Katkı (INDC) belgesindeki taahhütlerin, ülkenin kömüre dayalı elektrik üretim politikaları ışığında gerçekleşme olasılığını değerlendiriyor. Türkiye'deki sera gazı emisyonlarının büyük kısmının enerji sektöründen kaynaklandığını, yetkililerin ve EÜAŞ'ın termik santral yatırımlarını sürdürme eğiliminde olduğunu vurguluyor.
Tam metin
Metin PDF'ten otomatik çıkarılmıştır; tablo, şekil ve formüller eksik ya da hatalı olabilir. Özgün dizgi için PDF'e bakın.
Nedim Bülent Damar EMO Enerji Çalışma Grubu Başkanı
Paris’te 12 Aralık 2015’de Birleşmiş Milletler’in (BM) iklim değişikliği toplantısının son oturumunda 195 ül-
Niyet Edilen Ulusal Olarak Belirlenmiş Katkı Belgesi ve bu belgenin uygulanması olmalıdır. Bu belgede yazılanların
kenin bir sonuç belgesi üzerinde anlaştığı açıklandı. Eğer
hayata geçirilmesi ile sera gazı salınımlarında hedeflenen
uygulanırsa tüm dünya için çok önemli bir dönüm noktası
azaltmaların olup olmadığı denetlenmelidir.
olabilecek bu anlaşma; iklim değişikliğine neden olarak kabul edilen endüstriyel faaliyetlerden en önemlisi olan enerji üretimi için devrim niteliğinde kararların alınmasını gerektirecektir.
Elbette iklim değişikliği, tek bir ülke bazında ele alınamayacak küresel bir sorundur. Bu çerçevede dünyamızın geleceğini koruyabilmek için kendi ülkemiz nezdinde iklim değişikliği etkisi yaratan faaliyetlere karşı yürütülen
BM İklim Değişikliği Zirvesi’nde varılan mutabakat 2030
mücadeleye destek olmanın ötesinde tüm dünya için daha
yılına kadar dünya sıcaklık artışının 2 derece santigradı
adil bir gelir dağılımı, gelişmişlik farkının kapatılmasına
aşmamasını sağlamak ve eğer mümkün olursa 1.5 derece
yönelik destekleyici önlemleri de tartışmak gerekmektedir.
santigrat ile sınırlı tutmak şeklinde oldu.
Bunun için de iklim değişikliğinin piyasalaştırılıp kazanç
29 maddeden oluşan Paris Anlaşması 140 maddelik adaptasyon (uygulama) belgesi ile birlikte kabul edildi. Çok detaylı ve her maddesi ülke koşullarına göre irdelenmesi gereken bu anlaşmanın ana temasını; anlaşmaya dahil ülkelerin sunmuş olduğu INDC olarak kısaltılan (Intended Nationally Determined Contribution) Niyet Edilen Ulusal Olarak Belirlenmiş Katkı belgeleri belirlemektedir. Bu belgeler, anlaşmaya onay veren ülkelerin taahhütleri olarak
kapısı haline getirildiği anlayış yerine tüketim kültüründen, gelişmişlik farkına varıncaya kadar kapsamlı bir sorgulama zorunludur. Bu kapsamda gelişmiş ülkelerin karbon ticareti dayatmalarına karşı gelişmekte olan ülkelerin iklim değişikliği ile mücadele için fon talepleri de dikkate alınmalıdır. En azından temiz teknolojilerin; kar değil dünyanın geleceği öncelik haline getirilerek, tüm dünyada kullanılabilir olmasını sağlayacak adımlar atılabilir.
kabul edilmektedir. Usul olarak anlaşma, ancak ulusal yetkili
Bu yazıda ise daha dar kapsamlı olarak Türkiye’nin sunduğu
merciler tarafından kabul edildikten sonra kesin taahhüt
INDC Belgesi’ndeki katkı taahhütlerinin hayata geçirilmehaline gelecektir.
si olanaklarının bugünkü koşullarda ne durumda olduğu
Arzu edilen sıcaklık artışı sınırlamaları ülkelerin bu belgearaştırılacaktır.
lerde sunmuş oldukları katkıları yerine getirip getirmemele-
Türkiye’nin BM’lere sunduğu Niyet Edilen Ulusal Olari ile ortaya çıkacaktır. Anlaşmanın uygulanma belgesinde bu
rak Belirlenmiş Katkı Belgesi’nde aşağıdaki paragraf yer
koşulların denetleneceği vurgulanmış ve denetim yöntemi
almaktadır:
de belirlenmiştir.
“2012 Yılı Ulusal Sera Gazı Emisyon Envanter Ra-
Tüm dünya için çok önemli bir karar olan bu anlaşma
poru’nda, 2012 toplam sera gazı emisyonları yaklaşık
insanoğlunun gelecekte dünyada ne koşullarda yaolarak 440 milyon ton karbondioksit eşdeğeri olarak
şayacağını tayin açısından kilit konumundadır.
belirlenmiştir. 2012 yılı emisyonlarında karbon-
Dünya iklimini bu şekilde sera gazı salınımla-
Sera gazı denilen
dioksit eşdeğeri olarak en büyük payı yüzde
rına tabi olup sıcaklık artışı sürdükçe 40-50 yıl gibi bir sürede dünyanın yaşanamaz bir yer haline geleceğine 195 ülkenin tamamı inanmış gözükmektedir. BM tehlikeyi
iklim değişikliğine sebep olan gazları atık olarak bırakan birincil
70.02 ile enerji kaynaklı emisyonlar alırken, bunu sırasıyla yüzde 14.3 ile endüstriyel proses emisyonları, yüzde 8.2 ile atık ve yüzde 7.3 ile tarımsal faaliyetler takip etgörmüş ve ilk önlem olarak yapılacakları
kaynaklar fosil yakıtlardır.
miştir. Ayrıca 2012 yılı kişi başı emisyon
ortaya koymuştur.
Ülkemizde elektrik üretiminde miktarı, 5.9 ton/kişi olarak hesaplanmış
Bugünden sonra acaba sera gazı sakullanılan fosil yakıtlar kömür,
olup, bu rakam OECD ve AB ortalamalarına göre çok daha düşüktür.”
lınımları gerçekten bu kadar tehlikeli doğalgaz, petrol ve diğer (asfaltit
mi, iklim değişikliği oluyor mu, iklim değişikliği olursa ne olur, sorularını terk edip, bu anlaşmanın uygulanabilvb.) bazı yakıtlardır. Ülkemizde fosil yakıt kullanan termik
Bu paragraftan anlaşıldığına göre Türkiye’de toplam sera gazı emisyonlarının yaklaşık yüzde 70’i enerji kaynaklı
mesi için kendi mesleğimizin bir kolu
santrallar, 2015 yılı Kasım
emisyonlardan oluşmaktadır. Burada
olan elektrik üretiminde ne yapabiliriz
sonuna kadar üretilen
enerji kaynaklı denmesindeki amaç bu
Bkgdöouurnreuubvmsilezuurinminmudiagtzdaeiınrlrte.ıecşTnemaköaknmikepumızeşldaiglkieleliraprierndakdemeknneaerkbtşltiereınidoeoilbrlam.inleackeeklektrskiağuğinlllaaynnümızlmdaseışınt6ıd7r.a.8’ininBusneüurraedemgtaaiimzsyyiıinoeiençmilanaiysrynyınaoıpnybılaleaaklrnglıaeioşşdlıldkeeumtağaşlmuaenğraıusmdobaınnevulıeincrrutiemloleelnekuktşptraiairnk-.
konuların başında Türkiye’nin BM’ye sunduğu
ragraftan anlıyoruz:
“Niyet Edilen Ulusal Katkı ile Yürütülmesi Öngörülen Plan Politikalar
Enerji - Güneş enerjisinden elektrik üretiminin 2030 yılına kadar 10 GW kapasiteye ulaşması. - Rüzgar enerjisinden elektrik üretiminin 2030 yılına kadar 16 GW kapasiteye ulaşması. - Mümkün olan tüm hidrolik kapasitenin kullanılması. - 2030 yılına kadar 1 adet nükleer santralın devreye alınması. - Elektrik üretiminde ve şebekesindeki kayıp oranının 2030 yılında yüzde 15 seviyesine düşürülmesi. - Kamu elektrik üretim santrallarında rehabilitasyon çalışmaları. - Elektrik üretiminde yerinden üretimin, kojenerasyon ve mikrokojenerasyon sistemlerinin yaygınlaştırılması.”
Burada sayılan tüm önlemler elektrik enerjisi üretimi ile ilgilidir. Bu nedenle ülkemizdeki sera gazı emisyonlarının yaklaşık yüzde 70’inin elektrik enerjisi üretilmesi için kullanılan kaynak ve üretim biçiminden kaynaklandığını söylemek yanlış olmayacaktır.
Sera gazı denilen iklim değişikliğine sebep olan gazları atık olarak bırakan birincil kaynaklar fosil yakıtlardır. Ülkemizde elektrik üretiminde kullanılan fosil yakıtlar kömür, doğalgaz, petrol ve diğer (asfaltit vb.) bazı yakıtlardır. Ülkemizde fosil yakıt kullanan termik santrallar, Şekil 1’de görüleceği üzere 2015 yılı Kasım sonuna kadar üretilen elektriğin yüzde 67.8’inin sağlanmasında kullanılmıştır.
2014 yılında fosil yakıtlardan sağlanan elektriğin oranı ise yüzde 79.8’dir. Görüldüğü üzere ülkemizdeki elektriğin üretilmesinde fosil yakıtların payı çok yüksektir.
İklim değişikliği açısından konuyu irdelediğimizde sera gazı emisyonlarına en fazla neden olan yakıt türünün kömür olduğunu görmekteyiz. Gaz emisyonlarının azalması için alınan birçok önleme karşın bugün için enerji sektöründe kömür santralları sera gazı emisyonlarının ana kaynağı olarak kabul edilmektedir.
Bu nedenle Türkiye’nin sunduğu INDC Belgesi’ndeki katkı taahhütlerinin hayata geçirilmesi olanaklarının bugünkü koşullarda ne durumda olduğu hususunu incelerken; konuyu ülkemizde uygulanan politikalar çerçevesinde enerji sektöründe kömürden elektrik üretilmesi planları ile sınırlayıp, elektrik üretiminde kullanılan diğer fosil yakıtların etkisini başka bir yazı konusuna bırakacağız. Böylece kömür yönünden INDC Belgesi’nde yer alan hususların gerçekleşme olasılığını incelemeye çalışacağız.
INDC Belgesi’nde sonuç olarak Türkiye açısından varılacak nokta Grafik 1’de ifade edilmiştir. Bu grafikte mavi çizgi hiçbir önlem alınmadan işlemlere devam edilmesi halinde 2030 yılında karbondioksit (CO2) eşdeğeri olarak toplam sera gazı emisyonunu (1 milyar 175 milyon ton), yeşil çizgi ise önlemlerin alınması halinde meydana çıkacak CO2 eşdeğeri olarak toplam sera gazı emisyonunu göstermektedir (929 milyon ton). Yani Türkiye alacağı önlemler ile doğaya 246 milyon ton daha az CO2 eşdeğeri sera gazı salacağını beyan etmiş olmaktadır. Başka bir deyişle Türkiye 2015’de doğaya saldığı sera gazını 2030’da önlemler alarak iki mislinden fazla arttıracaktır. Ancak önlem almaz ise bu miktar daha fazla olacağından aradaki yüzde 21 fark bir azaltım
olarak kabul edilmektedir. Bugün için kömür santrallarına ilişkin uygulanan politika INDC Belgesi’nde belirtilen katkının yapılmasına olanak sağlayabilir mi? Bu soruyu yanıtlamak için öncelikle ilkesel açıdan yöneticilerin bu konuda hangi düşünceye sahip
Şekil 1: Türkiye’de Elektrik Üretiminde Kaynaklarına Göre Santralların Payı
Grafik 1: INDC Belgesi’nde Türkiye’nin Toplam Sera Gazı Emisyon Taahhüdü olduklarını bilmekte yarar olacaktır. Paris’teki İklim Konferansı’nda Türkiye adına Baş Müzakereci olarak katılan Prof. Dr. Mehmet Emin Birpınar, Hürriyet Gazetesi’ne (20 Aralık 2015) verdiği demeçte şöyle diyor:
“2030’da enerji ihtiyacımız 150 bin megavata çıkacak. Sanayiye, insanlara bir şekilde elektrik üretmemiz gerekiyor. Bunu yapabilmenin yolu yeni termik santral yapmak. Güneş deniliyor ancak güneşten üretilen elektrik halen 12 Euro sent, kömürse 6 Euro sent.” Yani İklim Zirvesi’nde Türkiye’yi temsil eden kişi, Türkiye’nin elektrik gereksinimini karşılamak için termik santralların şart olduğu görüşünde. Hürriyet Gazetesi’nde yayınlanan haberin tamamına bakıldığında Baş Müzakerecinin gönlünün çevreci olmak istediği, ancak devlet realitesinin buna imkan vermediğini ve termik santralların zorunlu olduğu düşüncesinde olduğunu anlıyorsunuz. Yani ilkesel olarak termik santrallar olmaz ise olmaz sınıflandırması içerisinde mütaala edilmektedir. Devletin öteki kurumlarının bu konuda ne düşündüğünü anlamak için devletin elektrik üretim kuruluşu olan EÜAŞ’ın bu konudaki görüşlerine baktığımızda ise şunu görmekteyiz:
EÜAŞ tarafından yayımlanan 2014-2019 Stratejik Planı’nda Türkiye için 2023 hedefi şöyle belirtilmiştir:
“Bu politikalar temelinde 2023 yılı için oluşturulan arz güvenliği, yenilenebilir enerji kaynakları ve enerji verimliliğine yönelik hedefler ise şöyledir (14):
- Bilinen linyit ve taşkömürü kaynaklarımızın tamamının elektrik üretiminde kullanılması. - İki nükleer santralın devreye alınması ve üçüncü nükleer santralın inşaatına başlanması. - Yenilenebilir enerji kaynaklarının enerji arzındaki payının yüzde 30’a çıkarılması. - Teknik ve ekonomik olarak değerlendirilebilecek hidroelektrik potansiyelin tamamının elektrik üretiminde kullanılması.” Sera gazı salınımlarının azaltılmasının tek yolu fosil yakıtlı santral yapımından vazgeçmektir. Yani kömür santralı yapmamaktır. Ancak devletin elektrik üretim kuruluşu 2023 yılı hedefi olarak ülkenin tüm linyit ve taşkömürü kaynaklarının elektrik üretiminde kullanılmasında bir beis görmemektedir. Acaba aynı devlet kuruluşu; iklim değişikliğinin doğaya ve insanlığa vereceği zararların farkında değil midir? Bir taraftan termik santrallar vasıtası ile sera gazı salınımlarını arttırarak iklim değişikliğinin meydana gelmesine neden olan bu kuruluş iklim değişikliğinin zararlarının tamamen farkındadır. O kadar farkındadır ki sahibi olduğu termik santralları iklim değişikliğinin zararlarından korumak için araştırmalar yaptırıp raporlar hazırlattırmıştır. Bu raporlarda iklim değişikliğinin sonuçlarını belirlemiş, kaynak çeşitlerine göre elektrik üretim santrallarına olan etkilerini sınıflandırmış, iklim değişikliğini sistemik bir şok olarak tarif etmiş ve santrallarını iklim değişikliğinin zararlı etkilerinden nasıl koruyacağı çalışmalarını yapmıştır. İklim Değişikliğinin Termik Enerji Üretimine Etkisi başlıklı raporda yer verilen elektrik üretiminin iklim değişikliğine yönelik etki dereceleri Tablo 1’de; yine bu rapordaki etkinin yaratacağı sistemik şoka ilişkin tanımlama Şekil 2’de görülebilir. Devletin bu görüşünü hayata geçirmek üzere ne gibi işlemler yaptığını görmek için inşasına başlanmış olan elektrik üretim tesislerinin ne durumda olduğunu incelemek gerekmektedir. 2015 yılı başı itibarı ile EPDK tarafından lisans verilerek yapımına başlanmış olan elektrik üretim tesislerinin listesi Tablo 2’de verilmektedir.
Bu liste incelendiğinde bugün için inşa edilmekte olan fosil yakıtlı elektrik üretim tesislerinin (doğalgaz hariç) toplam gücünün 10 bin 107.6 megavat (MW), üretilecek elektriğin ise yaklaşık 69.5 milyar kilovat saat (kWh) olduğu görülecektir. Bu rakam ise 2015 yılında doğalgaz hariç fosil yakıtlardan ilk 11 ayda üretilen miktara yaklaşık eşittir. Bu şu anlama gelmektedir: Ülkenin elektrik üretimi ile ilgili karar vericileri bugünden kömürden elektrik üretimi için önemli kararlar almışlardır ve hayata geçirmektedirler. Bugün alınan kararlarla önümüzdeki kısa dönem içerisinde devreye girecek kömür santralları ile kömür santralları kaynaklı sera gazı salınımları aynı miktarda artacaktır.
Bu durum Türkiye’de devlet politikası olarak kömür kullanarak elektrik üretimine devam edileceğini göstermektedir. Bunun bu şekilde devam etmesi ise büyük bir olasılıkla sera gazı salınımları için verilen taahhütlerin yerine getirilmemesine neden olacak ve Türkiye sıcaklık sınırlamaları için gerekenleri yapmayan ülke durumunda olacaktır.
Bu durumun önlenmesi için iklim değişikliği konusu kurumlar arasında ciddi bir eşgüdümle ele alınmalıdır. “Ter-
mik santral olmaz ise elektrik talebi karşılanamaz” fobisi terkedilmelidir. Dünyadaki temiz kömür yakma teknolojileri dikkatle takip edilmeli, ülkemizin yerli kaynağı olan kömürü temiz bir şekilde kullanabilmesi için teknoloji geliştirmesine yönelik çalışmalara kaynak ayrılmalı, mevcut termik santralların çevreye olan etkisini en aza indirgeyecek tüm önlemlerin titizlikle uygulanması sağlanmalıdır. Gelişen teknolojik koşullar çerçevesinde yenilenebilir enerjinin elektrik üretiminde payı arttırılmalı, merkezi bir planlama çerçevesinde gerçekçi talep tahminleri ile doğal kaynak değerlendirmesi yapılarak elektrik üretimi planlanmalıdır. Ancak bu şekilde gelecek kuşakların iklim değişikliğinden etkilenmesini önlemek yönünde üzerimize düşeni yapmış olabileceğiz; yoksa bugünkü gibi kağıtlar üzerine bazı hususları yazıp sonra bunları hayata geçirmeyerek gelecekteki iklimimizi kurtaramayız.
Şekil 2: Sistemik Bir Şok Olarak İklim Değişikliği
Tablo 1: İklim Değişikliğinin Elektrik Üretimi, İletimi ve Nihai Kullanım Üzerindeki Belirleyici Etkileri
Teknoloji Kömür
Hava Sıcaklığı Değişimi
Su Sıcaklığı Değişimi
Su Bulunurluğu Rüzgar Hızı
Deniz Seviyesi Değişimi
-Sel
Sıcak Dalgası
Fırtana
Petrol
Doğalgaz
Nükleer
2*
HES
Güneş Pili
CSP
Biyoyakıt
Okyanus
İletim ve Dağıtım
N/A
2-3
Nihai Kullanım
1-2
CPS= Yoğunlaştırılmış güneş enerjisi, T&D= İletim ve dağıtım * Kıyı veya alçak bölelerde daha yüksek şiddet.
Notlar: 3= şiddetli etki, 2= orta derece etki, 1= sınırlı etki, -= ciddi etki söz konusu değil; N/A= geçerli değil.
Tablo 2: 2015 Yılı Başı İtibarı İle Yapımına Başlanan Lisanslı Elektrik Üretim Projeleri
Sıra No
Yakıt Tipi HİDROLİK
Adet 364
Lisans Kurulu Gücü (MWe)
10.281,3
Lisans Ortalama Üretim (kWh/yıl)
32.220.555.832
Kurulu Güç %
22,59
BİYO KİTLE
62,2
435.272.600
0,14
395,4
3.121.478.470
0,87
7.459,1
24.994.113.616
16,39
DOĞAL GAZ
17.188,7
119.350.990.803
37,76
FUEL OİL
310,6
2.155.500.000
0,68
İTHAL KÖMÜR
3.712,9
27.058.760.000
8,16
YERLİ KÖMÜR+ASFALTİT 12
4.955,4
32.577.850.000
10,89
PROSES ATIK SU
28,4
196.660.000
0,06
DİĞER FOSİL YAKIT
1.128,7
7.740.000.000
2,48
TOPLAM
45.522,7
249.851.181.321
Üretim % 12,90 0,17 1,25 10,00 47,77 0,86 10,83 13,04 0,08 3,10